Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #11  
Alt 30-06-2009, 21:51
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Oy Araklı Araklı Bekle Bizi Taraklı!‏
İnternet ortamından bir süre uzak kalma düşüncemden olacak, Sapanca Şiir Akşamları ile ilgili hiçbir şey yazmayacaktım. Ne var ki, Melih Aşık'ın "Açık Pencere"sinde Lâle Müldür üzerinden Sapanca Şiir Akşamları değinisini okuyunca yazmam kaçınılmaz oldu. Öncelikle şunu belirtmeliyim, Lâle Müldür ve benim bu yıl 9'uncusu gerçekleşen şiir akşamlarına geçen yıl ilki gerçekleşen Şiirkent Samsun'da, sevgili Ercan Yılmaz aracılığıyla verilmiş bir sözdü. Sözümüzü yerine getirdik ve bazı aksamalara rağmen Sapanca'da yerimizi aldık. Her ne kadar Lâle Müldür, Haydar Ergülen ve Roni Margulies kadar "ünlü konuk" olmasam da orada Cahit Koytak, Alphan Akgül, Metin Kaygalak, Hayriye Ünal, Neşe Yaşın, Serkan Ozan Özağaç, Hicabi Kırlangıç ve Mustafa Aydoğan gibi her türlü "ün"ü kiraz tadında silkelemiş çok değerli şair dostlarla birkaç güzel gün geçirdik. Başta onur konuğumuz, derin insan Cahit Koytak'tan tüm şair arkadaşlarıma kadar herkes çok iyiydi. Sapanca Kaymakamı Osman Sarı ile gittiğim her yerde gizli kalmış bir şair-sinemacı ararım ya; Sapanca'da aradığım insanların en dâhisini buldum: Cemal Karaağaç! Metin Erksan'ı yeniden buldum gibi oldum! Yıllar önce Metin Abi'nin TRT'ye için Sapanca'da çektiği "Sazlık" filmini onunla birlikte bir daha yaşadım. Kaymakamımız Osman Sarı ve ruh kardeşim Cemal Karaağaç ile benim gizli Trabzon'um Ercan Yılmaz'a bu vesileyle kalpten teşekkür. Birkaç yıldır, bazen Hüseyin Peker'le, bazen Lâle Müldür'le, birkaç yıl öncesinde de küçük İskender'le çok yere davetli olarak gittim, gitmeye de devam edeceğim. Sapanca'da, -şairlerim alınmasın- aslında biraz risk taşıyan iki şiir okudum: İlk iirim Palto'da yayımlanan "k'ân"dı; k'ân, 1 Mayıs, 12 Eylül ve Sivas olaylarına göndermeler yaptığım bir şiirdi. İkinci şiirim ise, henüz yayımlanmayan bir Yılmaz Güney ağıdıydı adeta. Üstelik şiirin başlığı ve üç dizesi de Kürtçeydi. Üstat Cahit Koytak'ın konuşmasından cesaret aldım dersem yeridir. Bu tür etkinliklerde katıldıkça daha iyi öğrendiğim bir şey var artık: Ne Lâle Müldür'ü, ne küçük İskender'i, ne Haydar Ergülen'i, ne de Roni Margulies'i şikâyet anlamına gelmesin söyleyeceklerim. Valilik, belediye ya da kaymakamlık adına düzenlenen şiir etkinliklerinde görev yapan şair ya da şiir heveslisib arkadaşlardan küçük bir ricada bulunacağım: N'olur şairlere eşit davranın ve şiirin kaprisini çekin ama şairlerin kaprislerini çekmeyin! Sapanca Şiir Akşamları sonrasında, kaldığımız Lâle Motel'de sevgili Lâle Müldür'ü ve beni bekleyen çok hoş bir sürpriz vardı. Biraz da benim yaşamöyküm okunurken Araklı geçtiğinden olacak, Taraklı Belediye Başkanı ve Zabıta Müdürü (ki, ömrümde ilk defa Yılmaz Güney'e adanan bir şiir okuduğum için bir zabıta müdüründen tebrik alıyordum) ikimizi aralarına aldı. Doğrusu Taraklı'nın bu kadar aydın görüşlü bir ilçe olduğunu tahmin etmemiştim/k! Sırada Araklı yok ama Taraklı olduğu kesin gibi! Oy Araklı Araklı, bekle bizi Taraklı!
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 01-07-2009, 11:51
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Kemal Özer

Tahsin Saraç'ı "Çıplak Kayada Çimlenmek" kitabıyla çok sevmiş, kendisiyle tanışma yollarını aradığım sırada kaybetmiştik. O sıralar Dağlarca'nın dizinin dibinden durduğum günlerdi. Dağlarca'nın çok derin iki üzüntüsüne tanık olmuştum: Biri Cemal Süreya, öbürü Tahsin Saraç. Dün, sevgili Akın Ok Nâr-ı Mekân'da Süha Tuğtepe'yi anıp, ondan şiirler okumak üzere bizi bu güzel mekâna topladı. İstiklâl Caddesi'ni yürüyordum ki telefonum çaldı. Hüsabim, ağlıyordu. "Bil bakalım kim öldü?" dedi, "benim değil belki ama senin en yakının". Doğrusu tuhaf oldum. En yakınım deyince, benim en uzun âh'ım geldi aklıma; Ahmet Erhan. Yok yok, o hiç ölmesin! Yaşayan en büyük Türk şairi olarak hep kalsın. Kalsın da arada bir arasın beni, bana alkolün ve baba imgesinin sesini dinletsin. Bir-iki de at yarışı ya da iddaa tüyosu verir belki. Onun ölümüne asla kendimi inandıramam. Ah Kemal Abim âh! Sana kendimi affettirmeden gitmen beni ne kadar üzdü bilemesin. Hani Süha'dan bahsettik ya, sen o sıralar Esentepe Basın Sitesi'ndeki evinden ayrılmış, alelacele ev arıyordun. Süha ve ben seni Beyoğlu'na taşımıştık; Altıpatlar Sokağı'na, hani Çukurcuma'nın üstü. Orda bir altı yıl yaşadın. Seni, sen dedim; aslına bakarsan içimde en derine dağılan nâr ve devrim sendin aslında! Varlık dergisinde "Her Sayı Yeni Bir Ozan" diye beni Türk şiirinin puslu sayfalarına saldığında ben gerçekten çocuktum. Şiire de kendime de inanamamıştım! Şimdi ölümüne iki cümlede inandım desem yalan. Yarın 2 Temmuz Asım Abi ne kadar da çok severdi seni. Dün gece onu ve seni düşündüm; Dağlarca kimseyi çağırmaz! Ama seni Asım Abi çağırmışsa, ona, sana ve ölüme inanırım artık! Yaşımın ne önemi var, Asım Abi ve Sivas çağırsın arkama bakmadan giderim!
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 08-07-2009, 22:42
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Gözlerime Türkçe bak, Kürtçe konuş!‏

Milliyet Kitap'ın bugünkü sayısında yer alan ve kapaktan verilen "Kürt Edebiyatı" adlı dosya yazısını okumasam, birkaç gün belki de birkaç ay internetten dünyasından uzak durmaya çalışacak, hiçbir yer(d)e yazmayacak ve kitabım "Kalpzaman Yeşilçam"ı hazırlık aşamasını takip edecektim. Ama olmadı. Daha önce birçok güzel dosya yazısına imza atan, ilk karşılaşmada çok sevecen gibi görünen, sonraki günlerde sevecenliğini tamamen kendine saklayan "esmer y'ara" Miraç Zeynep Özkartal'a aitti bu yazı da. Yaklaşık yirmi yıldır Kürtçe ve Kürt edebiyatı benim çok özelimdi. Bunda başta Yılmaz Güney olmak üzere, Cemal Şan'dan Necmettin Çobanoğlu'na sinemacı dostlarımın ve yine başta Yılmaz Odabaşı ve Hicri İzgören olmak üzere Selim Temo'dan İbrahim Halil Baran'a, Kemal Varol'dan Ercan Y. Yılmaz'a şair arkadaşlarımın bendeki imgeleri "özel"imin derinleşmesinde etkili olmuştur. Tabii Bekir Yıldız, Murathan Mungan, Bejan Matur ve Mehmed Uzun'un yerleri özelin de ötesinde başka odalar. Ferzende Kaya ile giriştiğim Esmer dergisi serüvenim, o da bambaşka. Kürt ve Kürt edebiyatı severliğim beni o toprağın insanlarıyla hısım-akraba olmaya kadar götürdü. Çok sevdiğim üç yeğenim birkaç yıl içinde hane(leri)mize Kürt damatlar getirdi. Her biri de dengbêj gibi. Benim bir yanım doğuydu zaten, benim bir yanım doğuştan yara zaten! Bu yara, sinema dolaylı "Diwar" şiirini yazdırdı bana; böyle bir şiir bir daha yazamam! Galiba yaşlanıyorum! Şimdi, yeğenlerimle göz göze geldiğimde içimden şu sözü heceliyorum: "Göz-le-ri-me Türk-çe bak, Kürt-çe ko-nuş!" Yıllar yılı baskı altında kalmasına rağmen (âh, hiç yoktan bir de Ahmet Kaya'mızın ölümüne de sebep oldu ya, içimdeki yara biraz ondan!) varlığını inatla sürdürüp bugüne gelen Kürtçeye ve Kürt edebiyatına hepimiz sahip çıkmalıyız. Yıllar önce Taksim Hastanesi'nde hasta yatarken, hemen yanımdaki yatakta Erzincanlı Zaza Kürdü bir komiser yatıyordu; hayattan ve şiirden konuşup onunla ne de güzel arkadaş olmuştuk. Şiir için ve benim hatırıma polislikten ayrılabilir misin demiştim kendisine. Bunca yıllık emeğini hiç edemeyeceğini söylemişti, şimdi belki de emniyet müdürüdür. Bu yolla kötü şair Şerafettin Kaya'yı ve çok değer verdiğim, bazen kayıp gibi gördüğüm Halil Gökhan'ı ordudan attırmış bir adamım ne de olsa. Biliyorum sözü uzattım, ilk Kürtçe ağlamayı o gün duymuştum; Kürtçe ağlamak nedir bilirim! Yanımda yatan komiser arkadaşın annesi gelmiş ve kazık kadar oğluna sarılmıış böyle bir ağlama yaşatmıştı bize. Yıllar sonra Yavuz Turgul'un Gönül Yarası filminde benzer bir şeyle karşılaştım; hem de çok sevdiğim bir tatla, türkü tadında. Milliyet Kitap'ın "Kürt Edebiyatı" dosyası dolaylı yoldan yaramı kanattı, paylaşayım istedim. Sanki hepimizin bir biçimde Kürtçeye göz ve dil borcu var. En azından ben kendimi öyle hissediyorum. Milliyet Kitap, elbette ki bu sayısı ve bu dosyasıyla önemli ve arşivlenmeli bence. Tanıtım yazıları arasında Bülent Usta, Ayşe Tanrıyar, Sevin Okyay ve Necmiye Alpay yazıları da önemli. Ancak, Necmiye Alpay'ın yazısında geçen ve tam 1986'da Ankara Konur Sokak'ta aldığım ve bugün gibi anımsadığım Selim İleri'nin ilk ve tek şiir kitabı olan "Ayışığı"nın "acilen" yeni basımının gerçekleşmesini salık vermiyorum.

Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 13-08-2009, 21:56
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Yeni nesil için Neşet Ertaş rehberi

Kendine özgü bir tarzı olduğunu düşündüğüm, şarkı sözlerini özel, kendisini hoş ve farklı bulduğum Nil Karaibrahimgil'in ilk Neşet Ertaş gafını içime sindirmeyi becermiştim.

Tamam, Nil Karaibrahimgil Neşet Ertaş'ı tanımıyordu ve Kral FM'de kendisine sorulan "Neşet Ertaş dinler misiniz?" sorusuna karşılık "O kim?" deyivermişti. Bu topraklarda müzikle uğraşan biri için büyük ayıptı olabilirdi, insan bilmeyebilirdi, boş bulunurdu...

Neşer Ertaş'ın da durumu hiç dert edindiğini sanmıyorum, olanca kalenderliğiyle "Gönüller hoş olsun, gözlerinden öpüyorum kızımızın" demiş idi.

İdil Biret "Leonard Cohen'i ilk kez duyuyorum" dediğinde yer yerinden oynuyor muydu hem? Yoo... Klasik müzik tüm türlerin tanrısı mıydı ki, Olimpos'tan bakılarak söylenen her şey mübah sayılıyordu? Bilmemek değil öğrenmemek ayıptı...

"Sayemde tanındı"

Olaya bu hoşgörü yumağı içinden bakmaya çalışırken bir de gördük ki Nil Karaibrahimgil gafının arkasında aslanlar gibi duruyor. Aradan aylar geçmişken Ali Atıf Bir'in programına çıkıp "Ne var bunda, Neşet Ertaş beni tanıyor mu acaba? Ki kimse kimseyi tanımak zorunda değil!" diyebiliyor...
Çok inanasım gelmiyor ama habere göre "Ama olay nedeniyle sayemde Neşet Ertaş tanındı. Genç nesilden onu tanımayanlar vardı..." da diyor. Ve artık insanın dudağı uçukluyor.

Doğrudur, bir "Türküm, cahilim, gururluyum" nesli yetişti - yetişiyor. Bilmemek de, öğrenmemek de ayıp sayılmıyor artık. Ama ola ki içlerinde hala öğrenmek isteyenler vardır diyerek Neşet Ertaş ile ilgili birkaç not düşmek istiyorum bugün.

Kimdir Neşet Ertaş?

Neşet Ertaş, Kaygusuz Abdal'ın, Pir Sultan'ın sekizinci kuşak torunu, bozlak geleneğinin en önemli temsilcilerinden Muharrem Ertaş'ın oğlu. 1938'de Kırşehir'in Kırtıllar köyünde doğuyor, çocukluğu ve gençliği babasıyla birlikte köş köy gezip düğünlerde çalarak geçiyor. "Yeni bitirmiştim üç ile dördü / Baban gibi sazcı oldun dediler" diye anlatıyor durumu.

Sonra sazını alıp Ankara yollarına düşüyor, pavyonlarda, gazinolarda çalıyor, 1976'da ise bir rahatsızlık nedeniyle Almanya'ya gidiyor ve gurbetçi olup kalıyor.

Eserlerinde Garip mahlasını kullanıyor, besteleri, şiirleri dilden dile dolaşıyor, 200'ün üzerinde plak yapıyor ki bu çalıp söylediklerinin yüzde 30'u bile değil. Kalan Müzik olaya el koyup 12 CD'lik bir dizi hazırlayana kadar 21 korsan kasedi yayınlanıyor memlekette. TRT'ye belgeseli hazırlanıyor, iki de kitap yazılıyor hakkında.

"Zülüf Dökülmüş Yüze", "Neredesin Sen", "Zahidem", "Çiçekler Ekiliyor", "Gönül Dağı", "Dane Dane Benleri Var"... O kadar çok türküsü dolaşıyor ki ortalıkta ve o kadar farklı türlerden isimlerce seslendiriliyor ki bunlar, Oğuz Aral "Belki de bizim ilk pop müzikçimiz Neşet Ertaş'tır" diyor günün birinde.
Bu son detayı söz konusu 'genç nesil' için vermek istedim. Bir de "Neredesin Firuze"de Özcan Deniz'in söylediği "Evvelim sen oldun / Ahirim sensin"in de Neşet Ertaş'ın olduğunu ekleyeyim, belki daha ciddiye alırlar...

Ve belki gidip bir Neşet Ertaş CD'si alırlar bugün... Görürler ki ondan dinlememişsen bir Neşet Baba türküsünü, dinlemiş sayılmazsın... Ve bu hem ayıptır, hem de büyük kayıp...

Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 02-09-2009, 12:14
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Futbol ve Devrim 4 Eylül'de Adana'da‏

Bir yanda İtalyan futbolunun endüstriyel futbola karşı dünyanın yakından tanıdığı Livorno, diğer yanda uzun yıllar Birinci Lig'de mücadele eden ve bugünlerde 2. Lig Klasman Grubunda sesini duyurmaya çalışan ülkemizin demiryolu işçilerinin kurduğu "halkın takımı" Adanademirspor. 4 Eylül'de Adana 5 Ocak Stadı'nda oynanacak Adanademirspor-Livorno maçı bir açılış maçı olmanın ötesinde, devrimci yapıdaki iki takımın yeşil sahalardaki buluşmasına tanıklık edecek olması bakımından çok daha önemli olacak. İtalyan Komünist Partisi'nin 1921 yılında kuruluşuna ev sahipliği yapan ve antifaşist mücadele dönemi direniş hareketinin merkezi olan Livorno kentinin işçi ve liman kenti kimliğindeki Livorno ile Anadolu'nun gerçek devrimci yapıdaki "halkın takımı" Adanademirspor için "hayden maça!"


Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 02-09-2009, 22:17
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

"Çocuk ve Allah" orda da Dağlarca nerede!‏

İlhan Berk Buluşması'ndan yeni dönmüştüm ki, dün gece tuhaf bir rüya gördüm. Rüya görme yanımı annemle özdeş tutarım. Çocukluğumda birçok iyi ya da kötü şeyin rüyasını olmazdan önce üç aşağı beş yukarı annemin yer yer görselleşen sesinden duyardım. İşte, benzer bir korku içinde Dağlarca'yı gördüm dün gece rüyamda. Sanki şiirşenlik önce Ece Ayhan'a ordan da İlhan Berk'e gitmiş olmamız Dağlarca'yı mezarından çıkarıp da şiirimize getirmişti. Gördüğüm rüya gerçekten de tuhaftı; Dağlarca tam da hasta değil ama, büyük bir kalabalık yine hasta ziyareti gibi başındayız. Konuşmalar, sohbetler ve tatlı çekiştirmeler arasında miskinleşen ortamın üzerine Dağlarca'nın yaşarken de herkese korku veren sözlerinden biri düşmüştü adeta: "Bu törenin parasını veren de benim, ne duruyorsunuz hadi beni gömün!" Şimdi Kadıköy'deki evinin "Gökyüzü Şiirevi" olup olmadığını Kadıköy Belediyesi'ne soraraktan 15 Ekim Dağlarca Anması için hazırlıklara başlayalım bence. Bu kez Ahmet Erhan, Ülkü Tamer, Ataol Behramoğlu, Sennur Sezer, Ertan Mısırlı, Engin Turgut, Arife Kalender, Ahmet Soysal, Onur Caymaz, Can Bahadır Yüce, Nilay Özer, Yılmaz Arslan'a da mutlaka haber verilsin. Herkes içindeki Dağlarca'yı uyandırsın, "Çocuk ve Allah"a haber uçursun...


Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 04-09-2009, 18:27
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

BELKİM BİR KERTENKELEYDİM*‏

Ayın değil yılın şiiri!

(Sabah sabah Hüseyin Peker'in de telefonun bir diğer ucundan etkileyici okuyuşuyla onaylı üstelik)


Belkim bir kertenkeleydim
piç edilmiş bir yağmurun serini
bir güzelin çirkiniydim
çirkinlerin en güzeli
yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
ben en hızlı yeşiliydim
kurbağa yarışlarında annemin


çatal matal kaç çataldım kimbilir
bin dereden bir kendimi getirdim
haydan gelip huya giden bir huysuz
heyheyler içinde bir heydim
belkim yedi belkim sekiz belaydım


düdük çalar hırsızlanmış polisler
ben korkudan üstlerime işerdim
üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
karşısında önüm açık gezerdim
ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
rus cenginde cağanozdum bir zaman


iki gözüm iki koltuk-eviydi
mavilerim bir miyobun koynunda
kendi düşen köyler kentler ağlamaz
sur dışında ben oturur ağlardım
ekmek diye bağrışırdı bebeler
elma derler ben ortaya çıkardım
ağıtlarla kutlanırdı İsa-doğdu Gecesi
fil dişinden bir kuleydim yıktım
kendimi


bilmem hangi keloğlanın fesiydim
bir püskülsüz sümbülteber tohumu
fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
bir naraydım kimse bilmez nereden
ya yakından ya uçmaktan gelirdim
belkim ince belkim kalın bir sestim
belkilerin kol gezdiği saatta
belkim belki bile değildim


CAN YÜCEL


*) Bir anda Arif Damar gibi oldum. Tüm Can Yücel şiirlerini okumama, bilmeme rağmen
nasıl olmuş da böylesine "şık" bir Can Yücel şiirini atlamışım. Kendime Ümit Yaşar Oğuzcan
cezası verip Canbaba şiirlerini küçüğünden büyüğüne yeniden okumalıyım.


Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 12-09-2009, 16:57
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

A'dan Y'ye Yılmaz Güney‏

9 Eylül yani dün, Yılmaz Güney'in ölüm yıldönümüydü. Çok sevdiği ülkesinden uzakta 53 yaşında Fransa'da bu dünyadan ayrılan Türk sinemasının kilometre taşlarından biri olan Güney'i değil 28 harfe 28 deryaya sığdırmak elbette ki mümkün değil. En önemli ustalarından biri saydığıAtıf Yılmaz'a gösterdiği "doğulu" saygısını ölünceye dek sürdüren ve ustasının sondan önceki birkaç başarılı filminden biri olan "Bir Yudum Sevgi"nin de başlangıç parasını veren Yılmaz Güney'in ne kadar sinemayla dolu dolu olduğunu ve bu uğurda da dolu dolu yaşayarak öldüğünü bilmem yeniden anlatmaya gerek var mı? Ancak bendeki Yılmaz Güney'i her harfe bir sözcük gelecek şekilde 25. ölüm yıldönümünde kendimce yaşatmak istedim:


• Ağıt: Jean-Paul Sartre da çok sevdi seni, Türkiye'de genel af çıkarılsın diye senin için 13 ülkede imza topladı. İşte onun ve İlhan Berk'in hatırına Requiem de demek istedim.
• Baba: Arkadaş'la birlikte beni en çok çarpan birkaç filminden biri bu olsa gerek. Üç kız çocuğu babası olacağımı nerden bilebilirdim. Bak, bu dünyada cennetteyim! İlk kızıma mandolin alma isteğim hâlâ bitmedi, "Mandolin Hüznü" şiirimi yazdım sen yerine.
• Cabbar: İlk sen O'ydun aslında; "Umut"la gelmiştin. Öyle geldin ki hiç bitmedin. Senden sonraki her sinemacı bir biçimde senin faytonundan inmedir.
• Çirkin Kral: Öyle bir Çirkin ki sen ve bu dünya, yarın geleceksin diye her şey çok güzel!
• Dostoyevski: Türk sinemasında senin uzantın sayılacak birçok sinemacı oldu, hâlâ da var. Dostoyevski'yi Türk sinemasına ilk uyarlayan sensen, son uyarlayansa Zeki Demirkubuz.
• Endişe: Senin kaleminden çıkan her şey hayata dairdi, endişen de.
• Fatoş Güney: Bir defaya mahsus ölmüş olabilirim. O ve Yılmaz Remzi Pütün'üm yaşadıkça bir yanım hiç ölmeyecek.
• Güney Vakfı: Artık yorgunum, benim hayatımı bu vakfa vakfedin!
• Ğ'ayde: Ölme, her harfi kendinle doldur. Cemal Süreya orda, senin portren üzerinde çalışıyor.
• Halk: En çok sevdiğin sözcüktü ya, şimdi Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Laz, Çerkez ne kadar çok.
• Isparta: Ah, hayatının dörtte üçü cezaevi oldu ya, sahi hiç üşüttü mü seni Isparta!
• İzin: De ki unuttum, bu film senin bendeki ortaokulundur! Ellerin nasıl da Türkiye uzaktan.
• Jan-Paul Sartre: Sensiz az Fransa'dır ellerim, sensiz Fransa kayıptır.
• Kader: Sinema olmasa, biliyorum aşka ve kadere inanmazdın.
• Lütfi Akad: Hudutların Kanunu kanunumuzdu baba, ben takatsızım, benim için de filmler yap.
• Melike: Sen dahil her kıza arkadaş dedim. Melike! aşkım, bacım, gözyaşım!
• Nihat Ziyalan: Sahi Nihat, Özdemir nerde? Ah, onsekiz yaşımız gelsin bizle!
• Oğluma Mektuplar: Herkes kendine oğul, herkes kendine babadır. Oğulbaba, nasıl da özledim seni!
• Öç: Hiç kimseden öç almak istemedim, devletimden bile. Her öcümü, inat bu film yaptım.
• Pêre Lachaise: Bir tek sana bravo! Öyle bir derinine çektin ki beni, kalbim de kavlim de çakılmış gibi!
• Rüya: Dün gece ki rüyamı kimseye anlatamam, Oscar almışım! Sol elim değil de bölük pörçük ömrüm havada.
• Seyyit Han: Toprak da bir yerde aşktır. Benim ilk ve son gelinim topraktı aslında!
• Şerif Gören: Ah be Şerif, sırtımdaki tabut yarasını saymazsan kaburgalarıma kadar içim senaryo dolu. Bende ayrı bir yerin vardır: İlk ikisi senin.
• Tarık Akan: Sakın ha sen ölme Tarık, boyun da kalbin de beni sende yaşatan çınar gibi.
• Urfa: İlk şehri ki asla affetmez insanı! Cannes dahil her şehre affettirdim kendimi, dön geri bak!
• Üçümüz de Cesur'duk: Bağışla yaşam, dilim sürçtü. Benim ilk önemli filmlerimden biri İkisi de Cesurdu'dur aslında. Sen Samim, Sen Yaşar; sanmayın ki sizleri unuttum!
• Ve Silahlara Veda: Hâlâ derim ki silâh gereklidir! Ah, Nebahat olmasa hiçbir silahta ölmezdim!
• Yol: Benim omuzları en geniş oğlum, babana bir bardak su uzat, sanki susamış!
Zannetmeyin
zamklı zindandır zeban
zulam zorunlu zindanda [bile]
z a m a n !




Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 08-10-2009, 15:28
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




Yılmaz Güney'in öldüğü yaştayım!‏

Hamit-Güllü Pütun'den doğma kâğıdını dikkate alırsak 53, nüfus kaydından söylersek 47 yaşında ölmüş Yılmaz Güney.

Her iki sayı da bugüne kadar bende bir anlam ifade etmiyordu. Şimdiki yaşım 47'yi gösterince, nedense hüzünlü bir ifadeyle kendimi Yılmaz Güney'in öldüğü yaşta hissettim. Bundan sonra bende 47'nin bir anısı olacak; kırkı ayrı tutarsak 7'nin bir anlamı ve anısı hap vardı zaten.

Bazı dergileri her ay almama rağmen, okumalarım bir sonraki aya sarkabiliyor. Milliyet Sanat için de böyle oldu. Eylül sayısını Ekim'in başında okuyabildim.

Kapak konusu Yılmaz Güney'den ötürü de dergiyi hep yanımda taşıdım. Dergide Güney'in altı mektubu, Cüneyt Cebenoyan'ın kapsamlı bir yazısı, sevdiğim kalemlerden biri olan Hande Öğüt'ün, Agâh Özgüç'ün ve Atilla Dorsay'ın yazıları bir de Fatoş Güney'in mektubu var. Bende ne kadar Yeşilçam varsa, o kadar da Yılmaz Güney vardır dersem abartmış olmam. Bir biçimde babam bile dahil, Yeşilçam'ın irili-ufaklı tüm yapımcı ve işletmecilerinin gerek ideolojisi gerekse duruşundan ötürü Güney'e ne kadar haksızlık ettiklerini düşündüm bir an. Benzer şeyleri "yedi sokak yetmiş adım" Yeşilçam'da, Sadık Karlı da yaşadı, Semih Kaplanoğlu da Fehmi Yaşar da yaşadı, ben de yaşadım. İnsan içine hangi zehri atarsa o zehri kusar. Yılmaz Güney'i mide kanseri yaparak, bugünkü yaşımda daha nice filmler yapması gerekirken öldürenler biraz da abilerimiz, babalarımız ve o dönemin baskıcı rejimidir. Buna Güney'in çevresindeki yazarları ve sinemacıları da pekâlâ katmam gerekecek. Hele Atilla Dorsay'ın yılda en az üç yazı yazarak Güney'den özür dilemesi gerekir bence. Fatoş Güney ise, yıllardır sürdürdüğü Vakıf ve tanıtım amaçlı kavgasıyla kendini affettiriyor. İçimden Yılmaz Güney'in öldüğü yaştayım! dedim de, genç Yılmaz Pütun gelip oturdu içime--âh kendisi şimdi kimbilir nerdedir!

Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 16-10-2009, 00:04
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Ahd-i vefâ güzergâhında küçük İskender‏

"İncecik uzun bir çocuk"tur o! Çocukluk fotoğraflarında bile gizliden gizliye sol eli çükünün üzerinde, bazen denize bazen de en çıkmazına dek sokaklara bakar. Otuzlu yaşlarda geliştirdiği alışkanlığıyla da kurt soluğu köpek dili dağlara bakar. Denize bakar, "sivil"liği Ece Ayhan'dan gelmedir; underground bir tavırla arka cebindeki sıkışık usturayla sokaklara bakar, tüm bakmalarında Attilâ İlhan, Edip Cansever, Cemal Süreya, Turgut Uyar vardır biraz; dağlara bakar, sesinin gür yanı biraz Nâzım Hikmet'tir biraz Ahmed Arif. Bütün bunların ötesinde 1985'ten beri kendidir. "Gözlerim Sığmıyor Yüzüme"den "Güzel Annemin Hayal Gücü"ne, "Erotika"dan "Alp Krizi"ne, "Papağana Silah Çekme"den son kitabı "Galileo'nun Pergeli"ne en çok da kendidir. Bugünkü Radikal'de Necmiye Alpay'ın yazısını okuyunca, "ahd-i vefâ" güzergâhında sevgili küçük İskender'le ilgili bende bir şeyler yazıp bu yazıyı eşle dostla (biraz da düşmanla) paylaşayım istedim. 80'lere sevgili Haydar Ergülen bir yazısında "vefa kuşağı" demişti; hem vefa hem bivefa diyeceğim ben de. Bivefa diyeceğim, çünkü "şairlerin Haccı" olarak gördüğüm İlhan Berk Buluşması'nda ne kadar "vefa kuşağı" olduğumuzu herkese gösterdik! Paylaşımımı Necmiye Alpay'dan bir alıntıyla bitirirken, şairleri küçük İskender'in Galileo Pergeli'yle çizdiği dairenin uç çizgilerine davet ediyorum. ("İskender'de ayırt edici olan, onun bu yönde sınır tanımayışıdır. İskender'in edebiyatı, ikiyüzlülük temeline dayalı bir değerler sistemine yönelik saldırısını kısmi tutamamakla belirlenmektedir: Topyekûntaarruz! Hiçbir şey bildiğimiz gibi kalmayacaktır. 'Mezarlarınıza tüküreceğim' diyordu Boris Vian da!")




Hüseyin ALEMDAR
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 12:52


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum