Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

 
 
Seçenekler Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 30-01-2009, 17:21
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.810
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Değiniler-Hüseyin Alemdar/TÜRK SİNEMASININ 100. YILINA AZ KALA HEM "KEŞKE" HEM AJLAN

Şiir | ALACA DAĞLARCA | Hüseyin Alemdar


Bu benim gittiğimdir gece yarısı sesler erken
gün doğar doğmaz dağ ve ova seviştilerken

Nice düğmelesen göğüslerini bir düğmen açık
alaca ısı kat kat soyunursun bende seviştilerken

Gökyüzüne çizdiğim sakin Allah büyütmüş beni
çocukluktan doksan dörde her şeyim seviştilerken

Uzam ve sürez bu iki sözcük bile tenha haydi benimdir
Türkçe adına tüm bulunmama değirmilerim seviştilerken

Ben böyle yaşadım hep yalnız olmadığım yalnızlıkta
gövdemle giyindiğim her anlam seviştilerken

Duyan görür gören işitirdi duydum ve gördüm
uzak kızım uçuk oğlum iki ayrı iklimde seviştilerken

Derim ki: iyi tutunun kendinize sağlık bir hayvandır
ikileyin iki kolum iki ayağım şiirdi seviştilerken

İki sözün biri hâlâ uzun yaşamışsın diyorlar bana
yaşamalar im sevi imge--git oku anla! Seviştilerken*



* Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “gizli başyapıt”larından biri sayılabilecek,
yirmi beş şiirlik bir betiği (Kaçaklar, Çiçek Seli ve Yokedilen Çokuluslu Olmak
yapıtlarıyla birlikte), Milliyet Yayınları, Ocak 1999.


Sözcükler, Ocak – Şubat 2009



Celâl Üster’in
“Yapışma keserin sapına, iner kafana”
yazısına cevap ya da Radikal Kitap’ta sayfan varsa, hükmün var!


Hüseyin Alemdar

23 Ocak 2009 gün ve 410 sayılı Radikal Kitap’ta Celâl Üster imzasıyla yayımlanan “Yeryüzü Kitaplığı” başlıklı yazıya zorunlu yanıtımdır.* İki sayı önce, Celâl Üster’in Sözcükler dergisini tanıtırken yapmış olduğu “yanlı” ve Kemal Özer yazısı üzerinden sözde Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı anaraktan kaleme aldığı yazısına o ânki kızgınlığımla e-posta yoluyla tepki vermiştim. Tepkime, sayfasında yer vereceğini söyleyerek yine e-posta yoluyla tarafımdan izin almıştır. Ne var ki, ikinci yazımdan hiçbir biçimde bahsetmeyerek, aklınca beni açık düşürdüğünü sanarak, kendine ait sayfasında şair kimliğimi karalamaya çalışmıştır; üstelik, elektronik ortamda yapılmış bir tepkiyi malzeme yaparak. Doğrusu, 1034 kişi arasından 2007 Attilâ İlhan Şiir Ödülü’ne değer görüldüğümde, değil Radikal Kitap’ta herhangi bir kitap ekinde böyle bir sayfam olmamıştı. Şiiri ve şairi böylesine el üstünde tutanlara bravo! Celâl Üster’in bir yazısını okuyup, haklı ya da haksız olduğum bir konuda e-posta yoluyla tepkimi dile getirme hakkım olamaz mıydı? Soruyorum, tarafımdan izin alınsa dahi, böyle bir tepkinin sanal ortamdan dergi sayfalarına taşınmasına gerek var mıydı? Sayın Celâl Üster, tepkimi bu denli önemseyip bana yanıt verme ihtiyacı duymuş ve kalemine sarılmışsa, “çekiç ağırlığı”nda hazırladığı bu tepkisel metni “muhatap”ına teyit ettirmesi gerekmez miydi? Adam eksiltmek de, adam harcamak da kolay nasılsa! İlk kızgınlığımla tepkimi dile getirirken, nasıl olmuşsa yazımda nesne olarak Dağlarca’nın keserini kullanmışım.
Ne kesermiş bu böyle! Doğrusu ilk tepkim biraz da Karadenizli yapımı eleveren bir pervasızlıktaydı, düşündüm de şimdi yapsam biraz hafifleterek aynı tepkiyi yine yapardım. Koca Dağlarca, yüz elliye yaklaşan şiir kitabı ve emeğiyle anlatılacakken nasıl olmuş da Kemal Özer tarafından elindeki kiracı dövme aleti keseriyle ve kahvede oturduğu günlerde manzarasını kesen müşterileri kahvecinin direktifiyle başka masalara aldırtmak olayı üzerinden anılabilirdi. Dağlarca’nın ölümünün üzerinden bir on yıl filan geçer de, o zaman anekdotlar tatlılığında böyle bir yazı çerçevesinde anılır ve anlatılabilir, işte o zaman bir şey demem. Yazıda “hasetlik” var demişim, artı alttan alta öfke de var tabii. Dağlarca’nın meşhur mahkeme olayları birçok yayıncıyı, yazarı, antoloji hazırlayıcılarını ve şairleri bu davalar yüzünden kendisine küs yaptırmıştır. Birkaçının canlı tanığıyım. Hatta, Memet Fuat’ı yine antoloji yüzünden dava etmesinin de bir nedeni benim. O zamanlar, kurucusu olduğum Orhon Murat Arıburnu ödülleri döneminde Dağlarca’ya “onur ödülü” heykelciği verirken, ödülün anısal bir değeri de olsun diye kendilerine Memet Fuat’ın hazırladığı antolojiyi takdim etmiştim. Meğerse, bu antolojiden ötürü Dağlarca ile Memet Fuat arasında Dağlarca şiirleri üzerinden özel bir anlaşmaları varmış; antolojinin yeni basımlarında bu söz bozulmuş. Aralıklarla, yaklaşık yirmi beş yıl Dağlarca ile biraz küs biraz barışık bir usta-çırak ilişkim oldu. Memet Fuat’ı dava etmesinin üzüntüsünü Memet Abi’den çok ben yaşadım dersem yeridir. Üçüncü kızım Günaçar’ın isim babası olmasından tutun da Gebze’de sırf kardeşlerimden kopmayayım diye seracılık yapmam için beni bir dağın başına sürüp travma yaşamama kadar acı-tatlı birçok anım vardır Dağlarca’yla. Bu anılarımın sıcaklığında, o günlerde ne kadar dil döktüysem Memet Fuat davasından bir türlü kendisini vazgeçiremedim. Memet Abi’nin, bir anlamda Cemal Süraya’nın söylemiyle “sudan soğuk bakan ağa” Dağlarca’ya kendini affettirmek için Adam Sanat’ta yayımlanan çok kapsamlı iki yazısı bugün bile beni çok duygulandırır. (O yazının yazıldığı günlerde, birkaç kez ben de kendimi affettirmeliyim der gibi Memet Abi’ye gitmenin yolunu arıyordum. Neyse ki o gün bir anlama bana tanıklık yapmak için ta Sydney’den gelmişti sanki kalbimin gizli jönü; uzak abim Nihat Ziyalan tanığımdır). Dağlarca ile böylesi duygular yaşamış biri olarak, Celâl Üster ya da bir başkası tarafından Türk şiirinden silinmek pahasına da olsa sırf Dağlarca ve şiirini savunmak adına, yazısından ötürü Kemal Özer’e ve anlatılanlar karşısında hayretler içinde kalan Celâl Üster’e elbette ki tepki gösteririm. Bir de o sayıda, Kemal Özer’in kaleme aldığı yazı dışında Mehmet Yıldırım ve Ruşen Eşref Yılmaz imzalarını taşıyan iki yazı daha var. Hele, Dağlarca’nın çocukları sevdiği kadar öğretmenleri de çok sevdiği düşünülürse, R. E. Yılmaz imzalı yazı bir öğretmene aittir ve ölünceye kadar Başkent Hastanesi’nde başında beklemiştir. O yazıyı yazarken, Celâl Üster’in yerinde olsam, imzalara hiç bakmaz ve sırf samimiyeti ve içtenliği için tanıtım yaparken önceliği bu yazıya verirdim. Tabii ki, bir dergi tanıtımı yapılıyorsa, Dağlarca’dan bahsediliyorsa ve aynı sayıda ona yazılmış “Alaca Dağlarca” adlı bir şiirim varsa ve bu tanıtım yazısında hiçbir biçimde adım geçmiyorsa bu durum beni fazlasıyla üzer. Bitirirken bir şeyi itiraf etmeliyim ki, ben insani vakitler ve incelikler insanıyım (kanımda şiir ve sinema var), küçük kızgınlıklarımda taş attığım insanlara bile çok geçmez döner gül atarım. Tersini yaşadığım da çok olmuştur. İşte, Dağlarca sevgim beni buraya getirdi. İki aylık şiir dergisi yasakmeyve’nin Ocak-Şubat sayısında bendeki Dağlarca’yı yazdım, onu yaşadım. Belki yakında, adı “Yukarı Dağlarca” olacak ve bir kitaba dönüşecek. Bundan olacak, bu kez elimde Dağlarca keseri değil de yaslı bir gül!


Gebze, 24 Ocak 2009

*) Radikal Kitap Sorumlu Yayın Koordinatörü Cem Erciyes’le yaptığım iki girişime rağmen, bu ekteki cevap hakkımı kullanamadım. Hem mağdurum, hem mağrur. (h.a.)
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
 

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 12:55


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum