Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > EDEBİYAT > Genel Yazılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 17-06-2012, 16:22
dem dem isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jan 2003
Mesajlar: 1.570
Standart Yazma tutkusu ve sonrası



Yazma tutkusu ve sonrası


Yazarken de, yayımlamak için girişimlerde bulunurken de acele etmeyelim. Geç başlamış da olabiliriz yazmaya. Hiç sorun değil bu. Bu işin acelesi olmaz. Asıl olan her zaman iyi yazmaktır.




Yazmak, hiç kuşku yok ki derin bir tutku. Tarih, siyaset gibi, yaratıcı olmayan yazı için de söylenebilir mi bu, pek sanmıyorum. Sürekli olarak doğruları bulup dile getirmek, akıl vermek, gerçekten çok sıkıcı. Demirden bir zırh takıyor ve adaleti getirmek için sürekli kılıç sallıyorsunuz. Bundan farklı değil siyaset yazarlığı. Bütün doğrular kılıcınızın ucundan damlıyor. Siz doğruyken herkes yanlış.

Sonra da çıkıp birileri edebiyatı küçümsüyor, başka birileri de nitelikli edebiyattan söz edenleri kendi yaşadığı dünyanın dinozorları olarak niteliyor. Gazetede siyaset yazarı mısın, yazdıkların bugün varsa, yarın yok sayılacak, yenisi alacak yerini. Tarih ya da akademik çalışmaların bile kültüre katkısı geçici. O günün kültürünü etkiliyorlar, ama yarınları kuşkulu. Tarihin gerçekten nasıl yaşandığına ilişkin bulgular çoğaldıkça ya da farklı anlayışlar verili bilgileri yeniden yorumladıkça, tarih de sürekli yeniden yazılır. Akademik ya da benzer çalışmalar da düşüncenin zamana dayanıklı olduğu kadar yaşar, sonra tarihsel belgeler olarak yerlerini alır.

Edebiyat burnunun dibindeki değil
Çoksatan, çok okunan yazarların ve kitapların oluşturduğu popüler edebiyatı el üstünde tutanlar hep daha çok sayıda kişinin kitap okumasından ya da edebiyatla kurduğu ilişkiden söz açar. Bu da tartışılır da, popüler edebiyatı eleştiri konusu edip nitelikli edebiyatın değerlerini savunanlara eleştirilerini hemen sıkıştırırlar o araya.

Edebiyat, elbette yalnızca yüzeyde, sizi kaptığı gibi sürükleyen hikâyeler anlatan bir alan değil. Yazarın verdiği doğrudan anlamların yanında dolaylı anlamlar da üreten, her yeni okumada anlamları çoğalan, dolayısıyla katmanları açıldıkça zenginleşen bir edebiyat, bizim anladığımız. Yoksa, yaratıcı yazarlık çalışmalarına niçin gerek duyulsun. Geleneksel hikâye anlatma biçimleri bize bir yerlerden kalmıştır, onların izini sürerek yazıveririz.

Yeni ya da usta, bütün edebiyatçıların elindeki her kapıyı açan anahtar dildir oysa. Yazınsal dilin olanaklarını ve dili kullanma biçimlerini kavradıktan sonra, onu denemeye gelir sıra. Yazarak öğrenilir sonrası. Sözgelimi kişi yaratmak en zor işlerden biriyse, kişi yaratmaya çalışmak bize yazınsal kişilerin nasıl yaratılacağını öğretir.

Dilimizi yetkinleştirip kendimize özgü bir anlatı dili kurmaksa, yalın bir dille yazarken uzun cümlelerle ve daha karmaşık biçimlerde yazmanın ne olduğunu anlamanın yanı sıra, sürekli olarak sözcük dağarcığımızı zenginleştirmek demektir. Bir öykü ya da roman içinde aynı sözcükleri sürekli kullanamayız, ama aynı anlama gelen farklı sözcükleri art arda kullanma kolaycılığına da düşemeyiz. Demek ki her sözcüğü, her cümleyi düşüne taşına yazmak gerekir. Kurduğumuz her cümlenin daha iyisi hemen her zaman vardır.

Konu benzerlikleri yalnızca okur için sıkıcı değildir. Okurdan önce, bizim için önemli bu. Niçin pek çok kere yazılmış konuları yineleyelim ki. Hayatın sıradanlığına vurgu, belki bazen yanlış anlaşılıyor. Hayatın sıradan yanları, daha çok ilk bakışta görünmeyen küçük kesitleri, ayrıntıları, keşfedilmeyi bekleyen ayrıntıları anlatır. Onlardır yazacaklarımızı zenginleştiren.

Okumadan yazılmaz

Okumadan yazılmayacağı da sanırım yazmaya çalışan herkeste artık yer etmiş bir düşünce. Gelgelelim, doğru bir okuma biçimi nedir, onunla ilgili sorunlarımız sürüyor. Okuduğumuz bir metnin bütün öğelerini tek tek soyutlayarak anlamak, sonra da bütün yapıyı o öğelerin bireşimi olarak okumaktır doğru okuma biçimi. Demek ki bir çalışma. Önce teknik bir çalışma gibi görünebilir bu, ama soyutlamayı ve eleştirel bakış açısını tam anlamıyla içselleştirdikten sonra, kendiliğinden, bir refleks biçiminde yapılmaya başlar. Ancak ondan sonra iç eleştiri gücüne sahip olduğumuzu söyleyebiliriz ve kendi yazdıklarımızı da bizden deneyimli olduğunu düşündüğümüz başka herhangi birisinin düşüncesini almadan, kendi kendimize değerlendiririz. Ondan sonra yazdıklarımız da yayımlanmaya değer bir düzeyde oluşmaya başlamış demektir.

Bunlar kâğıt üstünde dururken bize hoş gelen sözler gibi mi duruyor? Denedikçe göreceğiz. Yeter ki, yaratıcı yazının büyük bir kararlılıkla yapılması gereken bir yaratıcı düşünce etkinliği olduğundan vazgeçmeyelim. Sonunda herkes yazabilir, şu ya da bu ölçüde; hangi ölçüde olacağı, bu arada pek çok parametreye bağlıdır elbette. Dolayısıyla doğru okuma biçimi ve yaza boza yazma kararlılığı, edebiyatın karanlık mağarasından apaçık dünyasına çıkaracaktır bizi.

Bu arada kendimize hemen soralım. Hangi yazarları, nasıl okuduk? Bir öykü antolojisi alalım: İçindeki yazarların kaçından bir öykü, sonra bir kitap okumuşuz? Yarısı var mı? Belki. Ben yarısından daha azının okunduğunu, bu arada sözgelimi benim için okunmazsa olmaz kimi yazarların hiç okunmadığını görüyorum. Önemli bir sorun.

Eski kuşakların, genç yazarlara, edebiyatımızın ustalarını okumadan yazamazsın, biçimindeki takazalarıyla ilgisi yok bu dediğimin. Kaldı ki, tersine düşünüyorum. Genç ve yeni yazarlar ille de eski kuşakların büyük deneyimlerinden el almak zorunda değil. Bağımsızlaştıkça kendi yollarını bulacak, böylece edebiyatımıza olması gereken çok yönlülüğün kazandırılmasında daha anlamlı katkılar yapacaklar demektir. Nasıl olsa onlar da aynı edebiyatın içinden çıkıyorlar.

Gelin görün ki, okumak zorunda olduklarımız kendi yazdıklarımız için ve eski, yeni, yerli, yabancı ayrımı gözetmeksizin seçeceklerimizdir. Pek çok edebiyat anlayışı, öykü, roman biçimi var ve sürekli yenileniyorlar. Oysa kendi yazdıklarımız daha yolun başında. Sığlıktan, tekdüzelikten, basitlikten kurtarmamız gerekiyorsa onları, edebiyatta nelerin nasıl yazıldığını da pek çok iyi örneği iyi okuyarak öğrenmek zorundayız.

Ferit Edgü gibi alabildiğine yalın, ama yalın olmakla birlikte bazen zor anlaşılır bir yazarla Orhan Kemal ’in yalınlığı aynı değil. Füruzan’ın öykü dünyası bize bugün uzak gelebilir, ama bir dünyayı onu en iyi anlatan ayrıntılar ve gözlemlerle anlatabilme yetkinliği her zaman öğreticidir. Diyalogları çok iyi yazan Cemil Kavukçu’nun yanı sıra, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday ya da Sabahattin Kudret Aksal’ın oyunlarını okumak aklımıza geliyor mu? Raymond Carver ya da Barış Bıçakçı’nın öyküleri çok basit, herkesçe yazılabilir ve bir şey anlatmıyor gibi geliyorsa ilk okumada, bu da okuma biçimimizi sınamak için iyi bir fırsat yaratabilir. Bilge Karasu’nun kapalı, zor anlaşılır dili ve kurgu biçimiyle Cortázar ya da Borges’inki de aynı değil.

Kimilerinin adlarını anmış olduk işte. Sorun bu yazarların her birini iyi okuyup onlardan neler çıkarabileceğimizi görmek. Bundan vazgeçilemez ve bu konuda ciddi bir eksiklik duruyorsa, halletmek zorundayız demektir.

Öte yandan, yazarken de, yayımlamak için girişimlerde bulunurken de acele etmeyelim. Geç başlamış da olabiliriz yazmaya. Hiç sorun değil bu. Bu işin acelesi olmaz. Asıl olan her zaman iyi yazmaktır.

Norman Maclean’ın Bizi Ayıran Nehir romanından çok etkilenmiştim. Sıradan hayatları nasıl bu denli dingin bir dil ve anlatım biçimiyle anlatıp da nasıl bu denli etkileyici ve önemli olunabileceğini düşünmüştüm. Norman Maclean bu romanını yetmiş bir yaşında yazmış. İnsan bütün ömrü boyunca öyle bir roman yazsa… diye düşünmüştüm. Borges de, “Yıllarca, çeşitlemeler ve yeni buluşlar aracılığıyla iyi bir şeyler yazabileceğimi umdum; şimdi, yetmişimi aştıktan sonra kendi sesime kavuştuğuma inanıyorum,” demiş.

Sorun zaman değil. Yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışmak. Nasıl yayımlayacağımız ondan sonra gelir.


notoskitap.blogspot.com
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 18:03


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum