Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Mektup Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 30-03-2007, 14:30
OmayraMay OmayraMay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 27
Standart

Gülümse deli kızım!
Berlin'den fesleğen kokusunda alevli selamlar.Evrensel bütünlüğün tılsımının ışığı yağmur gibi yağsın üstüne.Burada yağmur yağıyor şu anda.Ve güzel bir gökkusağı var gökyüzünde.Tohumun ağaca dönüşmesi gibi yeşeriyorsun gönlümde sevgili.Telepatik olarak çok güzel şeyler hissettiriyorsun bana.Derinliklerimiz saklambaç oynuyor birbirleriyle güle oynaya sanki.Enel-Hak aşkıyla evrene emanettir sana saklı öpücüklerimin şiiri gözistanım.Alexis Carrel'in bir sözü aklıma geliyor şimdi:'İnsan önce kendini tanımalı ve kendisini bir kitap gibi okumalıdır.Kendisini okuyamayan insan,evrenin en ince sırlarını bilse de cahil kalır.'İkimiz de yıllardır kendimizi bulmaya çalışmıyor muyuz?Can yoldaşını aramak demek,kendini aramak değil midir?Sen bensen,ben de senim sevgili.Senin yaşadıkların beni,benim yaşadıklarım seni etkiliyor.Gün gelecek sana şöyle sesleneceğim:'Seninle evlenmek değil,evrenlenmek istiyorum.Benimle evrenlenir misin?'Çünkü seninle ben iki bedende bir ruh gibiyiz.Kalbimdeki gülen yüzüne öpücükler konduruyorum şimdi.Sabırla bekle beni deli kızım!Kendine benim gözümle,yüreğimle bak!
Aklıma erenler geliyor şimdi.Tarihten günümüze eren insanlara baktığımızda namaz,oruç gibi şeyleri aşmış olduklarını görebiliriz.Erenler evrenimizin işleyişinde tapılan-tapan,yaratan-yaratılan,beden-ruh diye bir ayrım olmadığının bilincindedirler.Her şeyin birbirini var ettiğini derinlemesine özümsemişlerdir.İnsansız kaldıklarinda bile yalnızlığın hınzır uğultusu esir alamamıştır onları.Bitki ve hayvanlarla ilişkileriyle de tanrısal ışığı benliklerine yansıtabilmişlerdir.Onlar birçok kez aşkla kendilerinden geçmişlerdir.Ama bunu ibadet etme mantığıyla yapmamışlardır.Evrenle iletişim kurma ve kendi içsel yolculuklarını daha da derinleştirmek için yaparlar bunu.Evrensel bütünlüğü derinlemesine hissederler bunu yaptıklarında.Yoğunlaşma sonucunda olağanüstü aşk enerjileriyle hem evreni beslerler hem de evrendeki çeşitli enerjilerle beslerler kendilerini.Erenler evrenimizin güzelim çocukları olarak, sorumluluklarını layıkıyla yerine getirmişlerdir her zaman.Büyük sevinçler yaşadıkları gibi,büyük acılar da yaşamışlardır.Çünkü insanlığın yükünü sırtlarında taşımaktadırlar.Erenlerin nuru üzerine olsun deli kızım!
İlkel inanışlara sahip olanlar aklıma geliyor şimdi.Hayatla uyumsuz safsatalara,en olmayacak şeylere inanırlar,inanılması gereken şeyleri ise inanılmaz bulurlar.Ne yaman çelişkidir bu!Acizliklerini,Tanrı'ya(Sonsuzluğa) sığıntı olmakla,mutlak teslimiyetle maskelemeye çalışırlar.İnancı sadece dinle sınırlarlar.Oysa bilmezler mi ki Tanrı inancı olmayan birisi de,konsantrasyon ve başarma inancı sayesinde ayakları hiçbir zarar görmeden ateşin üzerinde yürüyebilir,baştan sona çivili bir tahta yatak üzerine de zarar görmeden uzanabilir.İçindeki enerji gücü ve inanç sayesinde bir közü zarar görmeden avuçlayabilir.Ey yeryüzünü aşkın yüzü yapma çabası yerine,namaz,oruç,sorgusuz itaat,bilime aykırı yoktan varediş inancı gibi şeylerle kendilerinden uzaklaşanlar.Ne acı bir aldanış içindesiniz!Evrenimizin gerçekleri gönlünüzde aydınlatacağı yıllar uzak değildir.
Hermes,"Tanrılar ölümsüz insanlar,insanlar ölümlü tanrılardır," der sevgili.Enel-Hak boyutuna varabilecek bir insan bilir ki dünyadaki en kutsal şey aşktır.Ben de bunun bilinciyle can yoldaşımı aramayı hayatımın anlamı saydım.Pamuk prensesim,gözistanım,dudakistanım bekle beni!Şahlanan bir kır ata binip de gelir gibi,kutsal emanetimiz olan aşkla dikileceğim karşina!Aşkımız gözbebeklerimizi emzirecek! Sana yazdığım bu mektubu koyabilmek için,zarf niyetine bir roman yazmak isterdim deli kızım.Dudaklarını tetik,sesini tetiğe basan parmak,gözlerindeki ışığı kurşun eyle karşına dikildiğimde.Ve çek tetiği o vakit ki kalbin saplansın kalbime!Bugüne kadar maddenin enerjiye dönüşmesi gibi,dinlediğim bir müziği sesine,yazdığım bir yazıyı gözlerindeki ışığa,okuduğum bir kitabı teninin sıcaklığına dönüştürmeye çalıştım.Aşkın beni benden aldığında, can havliyle yurtdışında bulmuştum kendimi.Ne desem eksik kalır şu anda hissettiklerim karşısında.Küçük İskender'in deyimiyle, şu an yanımda olsaydın dudaklarım süt sağar gibi kulakmemelerini emerdi gözbebeklerim için!Şu an yanımda olsaydın ve ben seni öpseydim sonsuzca!Gönlümün en derininden yeniden bana geliyorsun sanki!Göz göze gelene kadar kendine aşk ile bak gülüm!Gönlünün ırmakları aşkdenizime aksın!
Omayra May
__________________
Aşkdeniz

Konu OmayraMay tarafından (31-07-2011 Saat 19:24 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 31-03-2007, 13:00
OmayraMay OmayraMay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 27
Standart

Gülümse deli kızım!
Bu mektubu okuduktan sonra geç bir aynanın karşısına.Benim için tara saçlarını.Gülümse benim için.Gönlünün sonsuzluğa uzanan köprüsünde bağdaş kurarak bir şiir oku benim için.Seni düşündükçe aşk kokteyli gibi oluyor kalbimde toplanan kan sevgili.Bu kokteylin içinde gökkusağı,yakamoz,martı çığlıkları,bakışlarındaki parıltı,teninin sıcaklığı,sesindeki tılsımlar var sanki.Doya doya,kana kana içiyor bu kokteyli kalbim.Gönlüm hapşırıyor bu günlerde.Çünkü sensizlik nedeniyle üşütmüş durumda!Ona "çok yaşa!" yerine,"deli kızını yaşa!" diyorum elbette.Göz göze geldigimizde,"bugün günlerden deli kızım!" diyeceğim kendi kendime.İçimde senden kaynaklanan depremler yaşıyorum birkaç gündür.Ama yıkıcı değil,yapıcı depremler bunlar.İçimdeki her şey yerli yerine oturuyor sanki.Berlin'de yürüyüşe çıktığımda,aşkımızın kokusu siniyor şehre sanki.Yüzyılları yürüyorum seni düşündükçe sanki.Hayatın şiiriyle,şiirin hayatı arasında gidip gidip gelmekteyim sen benliğimi sarmaladıkça.Bazen kalbime takılırım sevgili."Ey kalbim vazgeçmeyecek misin bu sevdadan?" diye sorarım ona.Bu soru karşısında atışlarını daha da hızlandırarak protesto eder kalbim beni.Sonra da "miyav,miyav" diyerek bir kedi gibi sırnaşır bana kalbim.Gönlüm,kedi maması niyetine senin için bir şeyler yazmaya zorlar sonra beni.Ben yazdıkça durmadan çogalırsın içimde.Solmayan bir gül gibisin içimde sevgili.Seni bazen gözyaşlarımla,bazen sevinçlerimle,bazen de özlemle sularım sevgili.Ama seni asla susuz bırakmam.Tarihi buluşma anımızı düşündükçe gönlümdeki güvercinlere yem yerine,sevinç serpmekteyim deli kızım!Bazen kalbime,"Dur ey kalbim!Cennet olan dünyamızı cehenneme çeviren insancıklar kanatıyorlar beni durmadan," derdim.Kalbim ise "deli kız,deli kız!" diyerek aşkımızın gücüyle çarpmaya devam ediyor hala!Ve ben seni çok çok seviyorum hala!Küçük prensini gözlerindeki parıltıyla bekle pamuk prensesim.Nilüfer'in Hey Bakar mısın? adlı şarkısını dinliyorum şu anda seni düşünerek sevgili!
Omayra May
__________________
Aşkdeniz

Konu OmayraMay tarafından (31-07-2011 Saat 19:26 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 31-03-2007, 13:01
OmayraMay OmayraMay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 27
Standart

Gülümse deli kızım!
Neredesin be deli kızım?Bir ip cambazı gibi sensizliğin üzerinde yürüyorum sana varmak için.Elimdeki denge değneğidir aşkımız gülüm.Sensizlik nedeniyle kendimi buruşuk bir elbise gibi hissediyorum Eftalyam!Sıcaklığınla ütüle beni artık!Senin sayende semah döner gibi,"Ben hiç böyle sarhoş olmamıştım," demek istiyorum sevgili .Seni sevmek en güzel sarhoşluğum olmalı deli kızım. Sensizlik nedeniyle ruhumda oluşan sökükleri,çırılçıplaklığını giyinerek gidermektir muradım.Cemil Meriç,"Işık saçmak kolay değildir.Yıldız olabilmek için yanmak gerekir," derdi.Hasretinle yanıp kavrulmakta deli gönlüm gülüm!Bu kavruluş yağmur altında öpüşmeye layıktır kanımca.Öyle ki biz değil yağmur dudak dudağa olmamız karşısında sırılsıklam olmalı.Öyle ki kuşların ötüşmesi alkışlamalı öpüşmemizi.Sarılışımızla evreni kucaklamış gibi olmaktir derdim.Yıldızım olduğun için,yazarlık yeteneğimi pervane misali çevrende döndürdüm hep sevgili.Kalemi kağıda her değdirişim,göz göze gelmemiz gibiydi benim için.Yarin yanağından gayrı her yerde,her şeyde hep beraber olabilme yolunda aşk ile yürüyecegime dair şarap gibi ant içmişliğimsin.Suyumun yatağı,anamin sütü, karaya vuran yunusların gizeminden yüzüme sızan maviliksin sevgili.Bugüne kadar sana dair yazdığım şiirler içinden bana bakar gibiydi gülümseyen gözlerin .Büyük aşk,sevgiliyi daha iyi görebilmek için,onun gözyaşlarını gözdamlası varsayıp gözlerimizle içmeyi göze almaktır.Bir annenin çocuğunu emzirmesi gibi,ben de senin için göze aldıklarım sayesinde besledim sana yazdıklarımı.Nice şiirler yazdı gülüşlerim yüzümün mürekkebinde senin için bir bilsen prensesim!Sensiz dünya malını neylerim be gülüm!Uzun sözün kısası romantik serserin seni çok seviyor deli kızım!Ey tatlı cadım,tatlı belam var mı bunun ötesi söyle?Aşkımsın,sonsuzumsun!Olancası bu işte!Edip Akbayram'dan Hasretinden Yandı Gönlüm türküsünü dinliyorum şimdi.Bu türkü gözlerine ışınlasın beni gülüm!
Omayra May
__________________
Aşkdeniz

Konu OmayraMay tarafından (31-07-2011 Saat 19:27 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 31-03-2007, 13:02
OmayraMay OmayraMay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 27
Standart

Gülümse deli kızım!
İnsanlar kendini beğenmişlikle,bencillikle tükeniyorlar gitgide sevgili.Keşke her insan kendini sevebilse,hatta kendine aşık olabilseydi gülüm.Keşke kendini başkalarından üstün görebilme duygusundan kurtulabilseydi insanlar.Kendine aşık olan insan,evrendeki muhteşemliği,aşk üzerine kurulu olmasını derininde hissedendir.Aşkı yüceltip,kendine aşık olmayı küçümsemek ne garip çelişkidir?İki insan baştan aşağı aşk kesilmeden kutsal bir sevda yaratabilirler mi?Aşkı öncelikle kendinde hissetmeyen,başka birine ne derece aşık olabilir?Bir denememde,"Bütün insanlar aşk yoktur,yalandır aşklar demis olsalardı,kendimi baştan aşağı aşka dönüstürerek ben de onları yalanlardım," demiştim.Aşk,evrensel varoluş enerjisi değil midir?"Sana aşığım," demek,"İçimdeki aşkı ancak seninle paylaşabilirim,ancak sende karşılık buluyor aşkım," demek değil midir?Gerçekten kendine aşık olan insan evrensel bütünlüğü tüm boyutlarıyla görebilendir.Her şeyin birbirini varettiğini görebilen bir insan,bırakalım başka insanları bir tarafa,kendini bitkiden,hayvandan,hatta cansızdan bile üstün görebilir mi?Üç büyük dinin temeli olan 'her şey insan için' anlayışı evrensel birliğe aykırı değil midir?İnsan ırkçılığı değil midir? Hayali cennet peşinde koşanların,dünyamızın cehennemleştirilmesine kayıtsızlıkları samimiyetle bağdaşır mı? "Benim Meskenim Dağlardır" adlı türkü,rakıya katılan su gibi gönlüme rahmet oluyor şu anda.Efkar şimdi yıllanmış şarap gibi içimde sevgili.İnsanları giderek mekanikleştiren,aşk ve dostluktan soğutan,paylaşım ve dayanışmayı değersiz hale getiren sistemden uzaklaşmak için alıp başımı dağlara gitmek isterim bazen.Tekkede inzivaya çekilen dervişler gibi olmak isterim kimi zaman.Şu anda insanlığın gidişatına kahrederek kendi kendime şöyle diyorum:"Tek servetim olan kişiliğimle gidiyorum Anadolu'ma.Geçimimi sağlayacak bir iş bulacağım.Kalan zamanımı okuyarak ve yazarak geçirmeye çalişacağım.Gönlüm arşa değsin diye,gelmiş geçmiş tüm insanlık güllerinin onurunu hiç sönmeyen bir meşale gibi taşıyacağım içimde.İnsanların çoğunun paraya iman ettiği günümüzde,insanlık,kültür,sanat,aşk,dostluk gibi şeylerle kendini paralamaya devam ey romantik serseri!Şarap,kalem,defter ve kitaplar en yakın dostlarındır artık." Kimsesizlik duygusu içinde yüzen insanlardan usandığım için,yalnızlığıma(içimdeki kalabalıklara,içsel yolculuğuma) yelken açmışken sen çık karşıma ey deli kızım.Necip Fazıl Kısakürek'ten bir dörtlük aklıma geliyor şimdi:"Ne hasta bekler sabahı-Ne de genç ölüyü,mezar-Ne de şeytan,bir günahı-Seni beklediğim kadar..."Geçenlerde rüyalarımda karşılaştığım siluetini getirdim gözümün önüne."Ey deli kızım!Ölümü arzuladıkça yaşama sevincimin artması gibi seviyorum seni," dedim sana.Sen de içimdeki ses aracılığıyla sanki bana,"Yeryüzü yatağımız,gökyüzü yorganımızmış gibi seviyorum seni," dedin sevgili.İşte o an bırak başımı alıp dağlara gitmeyi,evrende yolculuğa çıkarmış oldun sanki beni.Şiircekal deli kızım!

Omayra May
__________________
Aşkdeniz

Konu OmayraMay tarafından (31-07-2011 Saat 19:27 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 01-04-2007, 13:22
OmayraMay OmayraMay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 27
Standart

Gülümse deli kızım!
Zehir elde etmek amacıyla, nisan yağmuru yutmak için yeryüzüne çıkan bir yılan gibi kendimi sokağa atmıştım bugün.Yağmur altında sırılsıklam olmuştum.Biraz yağmur damlaları yutmaya çalışmıştım.Böylece sana yazacağım mektup için yüreğimi yağmaya hazırlıyordum sanki.Yağmur devam ediyor hala deli kızım.Sana mektup yazmama yakışıyor yağmur.Ey yüreğimin yağmuru,bu mektuba yazacaklarımı sırılsıklam et ne olur!Yağmurun içimde yarattığı hüzün sayesinde,odam deniz kokusuyla doldu gülüm.İçimi kaplayan aşk duygusu şimsekler çaktırıyor beynimde.Mektubumu okuduğunda,bir martı uçsun göğünden göğüme denizkızım!Özlem suyuna atılan bir karanfil olsun bu mektubum!
Bertolt Brecht,Bir Yaprak Gönder adlı şiirinde 'Bir yaprak gönder bana,/bir koruluktan koparılmış olsun,/hiç değilse evinden yarım saat öteden./Sen oraya dek yürür güçlenirsin,/bense kalkar teşekkür ederim sana/o güzel yaprak için' diyordu.Bu şiirden esinlenerek,dün gece evimden yarım saat öteye kadar yürüdüm ve karşıma çıkan bir ağactan bir yaprak kopardım senin için.O yaprağı,bu mektupla birlikte gönderiyorum sana.
Sana bu mektubu Anne Frank'ın ülkesinden yazıyorum.3 yıldir Berlin'de yaşıyorum.Türkçe konuştuğunu sanan birçok insanın karşısında,yeterince bilmediğim bir yabanci dili konuşuyorlarmışçasına zorlanıyorum bazen.Hesap-kitap insanlarını,pazarlamacı kişileri,kendilerine sığıntı olanları gördükçe,kendimi iki ayna arasında kalmış gibi hissediyorum.Bu aynalardan biri kitaplar,ötekisi de aşk.Görüntümün sonsuzca tekrarlanması,sezgi gücüme güç katıyor.Dokunuşla renkleri gören kör bir büyücü oluyorum sanki.
Nietzsche'nin,sahibi tarafından kırbaçlanan bir atın boynuna sarılarak ağlamasi,atın bedeninde bütün acı çekenlere sarılmasi geçiyor aklımdan şimdi.'Adları kırbaçlanan bilge kişileri,tarihin piçlerini' düşündükçe,kitaplar ve yazdıklarım boynuma sarılıp ağlıyor.Sokak çocuklarını düşünüyorum,içimdeki çocuk boynuma sarılıp ağlıyor.Okuduklarımın ve yazdıklarımın annem,dostluklarımın ise babam olduğunu daha iyi anlıyorum böylece.Kirli dünyamızın havasını solumaktan dolayı acı çekenlere,tertemiz havalarını solumanın olanağını sağlıyor kitaplar.Tek itaat ettiğim sokağa çıkma yasakları,kitapların içinde kaybolduğum günlerdir deli kızım!Rainer Maria Rilke'nin,Kör Kadının Söyleşisi adlı şiirinden bir bölümle,çeliğe su verilmesi gibi,ben de mektubuma su vermek istiyorum:'Hiçbir şeyin eksikliğini duymuyorum artık/bütün renkler gürültülerin/ve kokuların diline çevrilmiş./Ve sonsuz bir güzellikte hepsi de,/seslere dönüştüklerinde./Ne yapayım artık kitapları?/Rüzgar,tek tek sayfaları çevirmekte ağaclarda;/ve biliyorum hangi sözcüklerin yazılı olduğunu,/hafiften yineliyorum kimi zamanlar./Ve gözleri çicekler gibi solduran ölüme gelince,/ulaşamıyor benim gözlerime.'
Kilitlerimin anahtarlarını arıyorum okuduğum kitaplarda,dostluklarda deli kızım.Bitmeli artık kendi yüzümde sürgünlüğüm.Yaşamımda ne kadar çok şeyi ertelediğimi düşünüyorum şimdi.Ve de ertelemenin eksilmek demek olduğunu daha iyi anlıyorum.Berlin'de yasadığım 3 yıl,bir filmin reklam arası gibi hayatımda.Ama filmin kaldığı yerden devam edip etmeyeceğini bilmiyorum elbette.Ey eksilmelerimi eksiltecek deli kız!Neredesin?Ben buradayım.Kendinle sevişen yanını gönder bana!
Mevlana'nın fil meselini bilirsin.Karanlık bir ortamda,filin bedeninin değişik yerlerine dokunan birkaç insan,fili hep başka şeylere benzetiyorlar.Mevlana,'Bir mum ışığı olsaydı eğer,dokundukları şeyin bir fil olduğunu anlayabileceklerdi,' diyordu.Aşkı anlatmaya çalışırken,fili tarif etmeye çalışanlar gibiyiz deli kızım.Bir insanin kendi yüzünü görememesi gibi,aşkı da kelimelere siğdırmamız olanaksız sanırım.Aşkı anlatırken,mum ışığı karşısında nefes çalışması yapan tiyatro oyuncuları gibiyiz.Oyuncunun mum ışığını söndürmemek için nefes ayarıyla konuşmak zorunda kalması gibi,ben de sana aşktan ne anladığımı anlatmaya çalışacağım.Evrenin yaratılışı,dinsel ve mitolojik gelenekte,erkek ve dişi ilkelerin birbirlerine duydukları aşkın sonucudur.Aşk ve sonsuzluk duygusu iç içedir.Bazıları aşkın, ilkel komünal toplumdan 'uygar topluma' geçiş sonrası ortaya çıkan ve cins ayrımcılığına dayanan tek eşli aile kurumuyla birlikte gündeme geldiğini savunuyorlar.Ama aşk,dayatılan evlilik kurumunun içine sığdırılamıyor hiçbir zaman.Tarihin destansı aşk öyküleri,birbirine kavuşturulmayan sevgilileri ya da karşılıksız aşk sonucu acı çekenleri anlatıyor.Bu masalsı aşklarda töretanımazlığı görüyoruz.Aşıklar,kendilerini kuşatan toplumsal yapıya başkaldırmayı göze almışlardır.Neden mutlu aşıklar kendilerine dünya edebiyatında,folklorunda,söylencelerinde yer bulamıyorlar?Neden aşk masalları sevgililer birleşince bitiyor?Bu durum,mutluluğun anlatılamaz olmasından mı kaynaklanıyor?Yoksa tarihin,acılar yaratan sınıf savaşımlarının anlatımına dayanmasına koşut olarak,mutsuz aşklar mı layık görülüyor tarihin sayfalarına?Sanat yapıtları,çatışmadan doğdukları için mi,mutsuz aşklarla karşılaşıyoruz bu yapıtlarda?İnsanlar neden aşıkların mutsuzluğuna ilgi duyuyor?Aşkın,acı ve mutsuzluğa indirgenmesi doğru mu?Aşkın ortaya çıkışının cins ayrımcılığıyla ilişkili olduğunu varsayalım bir an için,bu durumda tarihin sonunda yani sınıflı toplumların sonlanmasıyla birlikte,aşkın da sonu mu gelecek?Aşkın sonlanması acısız,özgür bir sevgi ilişkisini mi beraberinde getirecek?Yoksa tarihin sonu,yeryüzünün aşkın yüzü olmasına mı yol açacak?Louis Aragon'un 'Mutlu aşk yoktur' dizesinin yanlış anlaşıldığı kanısındayım.Yazılı tarihinin olmaması,mutlu aşkların yasanmadığı anlamına gelmez elbette.Aragon,Mutlu Aşk Yoktur adlı şiirini,İkinci Dünya Savaşı sırasında,Fransa işgal altındayken yazmıştır.Bu şiirle 'yaşanan ortak mutsuzlukta,bireysel mutlulukların olamayacağını' vurgulamak istemiştir.Aşk,insanın insanlaşma sürecini hızlandıran en önemli duygu,en çocuksu halimiz.Mutlu aşkların olanaklı olduğuna ve tarihin sonuyla birlikte,aşkın kendisine yaraşır bir özgürlük dünyasına kavuşacağına inaniyorum ben.Mantığımızı aşan aşk,tarihi de aşacak elbette.Martin Luther King,'Dünyanın yarın yok olacağını bilebilseydim eğer,yine de bir ağaç fidanı dikerdim,' diyordu.Ben de dünyanın yarın yok olacağını bilebilseydim eğer,yine de bir aşk şiiri yazardım.Varolan toplumsal sisteme eleştiri yapmaksızın,tavır almaksızın insanca aşkı yasamanın olanağı yok günümüzde.İnsanca aşk sıradışı olmayı,hem kendimizi hem de toplumu dönüştürme çabasını gerektiriyor.Aşk,yaşanılası bir dünyayı düşleyebilme gücü veriyor bizlere.Böyle bir dünyanın savaşımını verirken aşkla zenginleşeceğiz.Sevgiliye duyduğumuz sorumluluk,toplumsal sorumluluğumuzu da geliştirecek.Aşk,özgürlük yitimi değil,özgürlük kazanımı olacak bizler için.Aşkı 'iki kişilik bencillik' olarak yaşamak istemiyorsak eğer,dostlarımıza duyduğumuz sevgiyi de taşımalıyız aşkımıza.Çünkü toplumsal ilişkilerde kısır olmak,dayanışma,paylaşım yönünden gelişmemiş olmak,insanın kendisine yabancılaşmasına yol açan aşk bunalımlarını da getiriyor beraberinde.Aşk ilişkisinde bağımlılık ile bağlılığı,sorumsuzluk ile özgürlüğü birbirine karıştırmamamız gerekiyor.Cinsler arası eşitsizlik önyargısı,sevilene sahip olma anlayışı aşkin yitimine yol açıyor.Aşkı,erkek egemen psikolojinin prizmasından geçiren erkeklerin,kendilerinden daha kültürlü kadınlarla birlikte olmayı göze alamayışlarıyla da sıkça karşılaşıyoruz günümüzde.Bu bakış açısıyla insanca aşk yaratılabilir mi?Sevdiğine bir şeyler vermeye çalışan erkekler pek çok,ama bir şeyler almaya çalışanlar çok az ne yazik ki.İnsanca aşkı savunabilmek,cinsiyet ayrımına karşı olmayı gerektiriyor.Her insanın aşkı,kültür anteninin alıcı gücüyle,tarih bilinciyle,romantik duyarlılığıyla doğru orantılı.Aşk sadece duygu işi değil,bilinç,kültür işi aynı zamanda.İrade dışı gelişen aşk,ilk bakışla gerçekleşebileceği gibi,belli bir yakınlaşma sürecinin üzerinden de gelişebilir elbette.Az emekle gelişebilen bir sevgi türü olan aşkın,paylaşım ve tanıma sonrasında sönümlenmemesi,sevgililerin kendilerini sürekli olarak yenileme konusunda gösterecekleri emeğin yoğunluğuna bağlıdır.
Biraz önce yıldızları seyrettim bir süre,üç boyutlu bir resmi algılamaya çalışan bir insanın yüz ifadesiyle.Bu sırada bir fanteziye kaptırdım kendimi.'Acaba evren de biyolojik bir varlık gibi işliyor olabilir mi?' diye sordum kendi kendime.Bu sırada gökyüzünün derinliklerine işleyen bir bakış yaşıyordum sanki.Gökyüzünden kendi yüzüme aşı yapmış oluyordum böylece.'Işık,biraz daha ışık' dercesine,kendi yüzümün çevresinde dönen bir pervane oluyordum sanki.Göğüs kafesimden salıveriyordum ateşböceklerini o zaman.Işık hızıyla giden bir uzaygemisiyle,uzaydaki gezisinden dünyadaki geleceğine inen bir asronot gibi hissediyorum kendimi böyle zamanlarda.
Bugünlerde kendimi mitolojiye iyice kaptırdım deli kızım!Mitoloji,'sanatin dilbilgisi' benim açımdan.Mitoloji aracılığıyla da aşklarımı,umutlarımı tuzlayabiliyorum kokmasınlar diye.Kendi gizlerinde boğulan insanlara karşı,'bilgi dilimi' güçlendiriyor mitoloji.Köklerimi denizde,gövdemi karada hissetmeme yardımcı oluyor.Ana rahminin sıcaklığı gibi bir sıcaklık yaşatabiliyor bana.Yıllarca mitoloji denizinde yüzmemin sayesinde şu gerceği görebildim denizkızım:Mitoloji özümsenmeden insanlık tarihi yeterince anlaşılamaz!
Bir anım geldi şimdi aklıma deli kızım!1997 yılının bir akşamında 'adları bende saklı' iki dostumla birlikte bir Alman barına gitmiştim.Sohbet sırasında romantik bir oyun oynamalarını sağlamıştım bir ara.Dostlarımdan erkek olanı sigaradan bir yudum aldıktan sonra,kadın dostumu dudağından öpüyor ve sigarayı ona veriyordu.Kadın dostum da aynı oyunu tekrarlıyordu.Bu oyun sigara bitimine kadar sürdü.Oyunun bitiminden sonra masanın üzerine çıkıp bağdaş kurdum.Ben,Efkan Şeşen'den Yüreğim Yangınlarda'yı söylerken,onlar da dans ettiler.Bu oyunun ardından sohbetimize kaldığımiz yerden devam ettik.Geceleyin bardan çıkıp evlerimize gitmek üzere yola koyulduk hep birlikte.Bir sokak lambasının yanından geçerken durdurdum onları.Bir şiir okuyacağımi,şiiri okuduğum sırada içlerinden geleni yapmalarını istediğimi söyledim.Turgut Uyar'ın Göğe Bakma Durağı adlı şiirini okumaya başladım.Bu sırada onlar da gökyüzüne baktılar,göz göze geldiler, el ele tutuştular,öpüştüler.Turgut Uyar'ın bu şiirinden bir bölüm yazmak istiyorum sana:'İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım/Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından/Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından/Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar/Şu aranıp duran korkak ellerimi tut/Bu evleri atla bu evleri de bunları da/Göğe bakalim' Durma göğe bakalım deli kızım.Gökyüzünün bir noktasında gözlerimiz kesişebilir belki.Durma kendini hatırlat denizkızım!
Kabuk değiştiren bir ıstakoz gibi hissediyorum kendimi son zamanlarda.Bilirsin,ıstakozlar kabuk değiştirme sırasında güç yitimine uğradıklarından dolayı,denizin en dibindeki kayalıklara saklanarak güvenliklerini sağlamış olurlar.Ben de son zamanlarda gönlümün en derinindeki aşkımıza sığınıyorum deli kızım.Sanki Rus Ruleti oynuyorum kendi kendimle.Silah,sana duydugum aşk elbette.Silahın içindeki tek kurşun ise hüzün.Murathan Mungan'in deyişiyle hüzünden kaçan insanlar,yapay sevinçlere kilitlenme yanılsamasından kurtaramıyorlar kendilerini.Çıkmaz sokaklarda çıkış arıyorlar.Benim için aşk mektupsa,hüzün de bu mektubu koyduğum zarftır denizkızım.Bilir misin bilmem,balinaların gövdesine yapışan çesitli deniz bitkileri ve hayvanları,balinanın hızını etkilermiş.Balina ise hızını kesen bu yükten kurtulmak için,tuzlu denizden büyük nehir ağızlarına dalar ve bir süre tatlı suda kalırmış.Ben de sistemin üzerimde yarattığı kiri atmak için,tatlı su niyetine,tiyatro ve edebiyatın içine balıklama daldım hep.Gün gelecek yasadığım acılar sayesinde,en güzel kahkahalarımı atabileceğim deli kızım.Yaşama sevincim,beşiklik yapıyor yazmayı düşündüğüm yazılara.Aşklarım,umutlarım,özlemlerim,düşl erim,şiirlerime yataklık yapıyorlar.Gölgem düşsün düşlerine denizkızım.Yatağını zorlayan nehir ol gülüm!
Şu anda Halveti şeyhlerinden Hasan Feyzi Efendi'nin(Simkeşzade Feyzi) 17.yüzyilda yazmış olduğu ve tasavvuf düşüncesini aşılamayı amaçladığı Gamze vü Dil adlı 2241 beyitlik alegorik mesnevisinin konusu geliyor aklıma.Gamze,Divan şiirinde sevgilinin süzgün ve sitemli bakışına verilen ad.Yüzlerce anlam gizlidir bu bakışta.Gönül bir hazine,gamze de hırsızdır.Ondokuz Mayıs Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd.Doç.Dr.Ali Osman Coşkun,1997 yılında Samsun'da yayınladığı Simkeşzade Feyzi'nin Mesnevileri adlı eserinde Gamze vü Dil'in konusunu şöyle özetlemektedir:"Eski zamanlarda yaşamış Dil(gönül) adında bir seyyah derviş vardır.Gönül işlerinden anlayan,marifet aleminde bir seyyah olduğu gibi,mana denizinde,çöllerde,kırda,dağlarda dolaşmış,birçok çilelere uğramış,zaman zaman bir sofi gibi çile çekmiş,arkadaşı ve rehberi sadece Allah'ın zikri ile ismi olmuştur.Dış görünüşe(kılık ve kıyafete) önem vermeyip himmet kemerini beline takarak bulunduğu şehri terk eder ve bin türlü meşakketler çekerek geze geze Vücud şehrine gelir.

Bu şehir yedi katlı bir kaledir.Sağlam yapılı olan kaleye zarar ziyan verecek herhangi bir şey girmesin diye iki kapı yapılmıştır.Kapılardan birine Cabülka,diğerine de Cabülsa adı verilir.O büyük şehri gece gündüz binlerce asker bekler,düşmanın içeri girmemesini sağlar.Ayrıca bu şehir Kan(Şatt),Balgam(Nil),Sevda(Ceyhun) ve Safra(Fırat) nehirleriyle çevrilmiştir.Bu şehrin Nazar adında kırk yaşlarında bir padişahı vardır.Daima halkına sevgi gösteren,adaletli,cömert ve kerem sahibi bir padişahtır.Şehri bayındır hale getirip adaletiyle şehirde dirlik ve düzeni sağlamıştır.
Padişaha şehrin yönetiminde yedi kişi yardımcı olurlar.Her türlü tedbiri alan Kamer,saltanatın katibi Utarid,eğlence meclisinin düzeninden sorumlu Nahid,vezir Şems,komutan Mirrih,şeyhülislam Müşteri,hukuk işlerinden sorumlu olan da Zuhal'dir.
Allah'ın kudretinden o padişahın güzel bir oğlu olur.Çocuk dadı Naz'a teslim edilir.Dadı onu işve sütü ile besler,cilve(kirişme) beşiğinde büyütür.Bütün şehir halkı sevinç içindedir.Kırk gün kırk gece şehirde şenlik yapılır,çocuğun adını Gamze koyarlar.
Gamze(şehzade) ondördüne geldiğinde sayısız derde müptela olur.Cezbe adında güzel bir ata biner,aşık olduğu için Tir(kirpik) onu devamlı ayıplar.İşve ve neşe ona kaş olur.Gamze'nin avlanacak yeri de Dide'dir(göz).Gece gündüz avla meşgul olur.Şehrin halkı ona kul köle olmuştur.Her biri ona can atar ama o hiçbirine iltifat etmez.
Bu sırada Dil,bu şehre gelmiş ve Fikir köşesini kendisine mesken edinmiştir.Fakat bu şehirde kimseyi tanımadığı için yalnızdır.Kendisine dost aramaya başlar,sonunda Aşk'ı bulur.Aşk ile Dil şehri ve çevreyi birlikte gezerler.Dil "görünüşte Aşk ile iki ayrı varlık gibiyiz,fakat manen bir vücuduz" şeklinde düşünür ve onu bulduğuna çok sevinir.Birlikte Dide sahrasına gelirler.Gamze burada avlanmaktadır.Dil ile karşılaşır ve onu kendisine bendeder.Gamze,Aşk'tan Dil'in kim ve nasıl bir varlık olduğunu sorar.Aşk da Dil'in özelliklerini bir bir anlatır.Ne var ki Gamze,Dil ile ilgilenmez.Dil,hasret ve figan içinde gözleri kanlı bir şekilde kalır ve derdini Aşk'tan gizler.İnleyen canını kendisine arkadaş kılarak Aşk'a veda edip dağlara düşer.
Zavallı Dil hasret ve figan içinde kalmıştır.Bir taraftan da Aşk'tan utanır.Gamze'nin sinesinde açtığı yarayı ondan gizler.Aşk hiçbir şey söylemeden Dil söze başlar ve "Ey benim mahrem-i canım olan Aşk,Gamze'nin bir bakışı beni harab,saçları zar u sergeşte etti,bir zerre kudretim kalmadı" diyerek inler.Aşk bu sözleri işitince nasihata başlayıp "utan ve sus!Bu sözlerini alçak tabiatlı halden anlamayanlar duymasınlar,sırrını can gibi saklamalısın.Eğer başkaları senin bu halini bilirse dile düşer,Gamze'nin gazabına uğrarsın.Ayrıca Feleğe asla ümit bağlama,onun hali malum.Sen mihnete tahammül kıl,bir gün belki Gamze'nin bezmine girmeye nail olursun" der.Dil bu sözler üzerine biraz olsun sakinleşir.
Ertesi sabah iki arkadaş sahraya çıkarlar.Ansızın Gamze'yi görürler.Gamze,Aşk'a naz ile merhaba ettikten sonra Dil'in kim olduğunu,nereden gelip ne haber getirdiğini,adının ne olduğunu tekrar sorar.Aşk,Gamze'ye(şehzadeye) Dil'in seyahatlerinden,gördüğü memleketlerden ve çektiği cefalardan haber verir.Gamze ilgilenmez görünür ve atını sürüp gider,avlanmaya başlar.Fakat neyi avlamak için ok atarsa etkisini Dil'de görür.Dil,Gamze'nin derdiyle harab olmaktadır.Bu derde hiç kimsenin,hatta İbni Sina ve Calinus'un bile deva bulamayacağnı söyler.Aşk bunun üzerine Dil'e, Vücud şehrinde Hayal adında bir arkadaşının olduğunu,her şeyden haberdar olduğunu söyler."O büyük bir alimdir,hatta şehzade bile ona hürmet eder,Hayal'i Gamze'ye gönderelim,durumundan haberdar edelim" der.
Aşk, Vücud şehrinde Hayal'i arar ve Dimağ semtinde bulur.Hayal, Dil'in macerasını dinler.Şehzade'nin sarayına gidip ona Dil'in derdini bir bir anlatır.Fakat Şehzade, Hayal'e çok kızar.Hayal eli boş olarak Dil'in yanına döner.
Vüdud şehrinde dünyaya gelmiş dört kardeş vardır.Bunlar ilim sahasında üstaddırlar.Daniş,Fehm,Fikir ve Vehm adında olan kardeşlerden en büyüğü Fikir' dir.Dil'in halinden bu dört kardeş haber alınca hemen Vehm'i onu bulmaya gönderirler.Vehm onu bir vadide bulur.Dil'i ikna eder ve Akıl adlı bir hekime götürür.Vehm hekime Dil'in başından geçen bütün macerayı anlatır.Hekim dinler ve "şüphesiz şifa Allah'tandır" der ve Dil'e perhiz ve sükun tavsiye eder.Sabırdan bir şerbet,vakardan bir macun yapıp verir.Dil bir müddet iyileştikten sonra bir gün sahrada gezerken Gamze'yi görür ve tekrar hastalanır.Dil, Daniş'e gelir ve derdine çare bulmasını ister.Daniş düşünür,"Dil'in derdine hekimler çare bulamayacaklar,bunun derdine ancak pir çare bulur" der.Daniş Dil'i bir tekkedeki İtminan adlı pire götürür.Dil pire intisab eder ve tekkede çileye girer.Dil sabredip erbain denilen kırk günlük "fena" çilesini doldurur.Ehl-i dil burada beka bulur.Nihayet Dil,yedi tavrı da tamamladıktan sonra Hak hazineleri,hakikat kapıları kendisine açılır.Kendi kuvvetini fark edip tecelli-i esmaya vasıl olur.
Aşk tekrar Dil'in yanına gelerek bu alemi bir de erbainlerden sonra görmesini tavsiye eder.Birlikte alemi seyre çıkarlar.Fikir,Vehm ve şüphe ortadan kaybolur,sadece Aşk görünür.Dil dönüp eşyaya bakınca her tarafı nur içinde görür ve onun nazarında her şey tevhide(birliğe) erişir.Vücud şehrine döndüğü zaman Aşk, Dil'e Feleğin oyunlarına kanmamasını,dilinden Allah'ın zikrini eksik etmemesini söyleyerek Feleğin mizacını anlatır.Dil,Aşk'a hitap ederek Gamze'nin vuslatına nail olmak,vücudunda ondan bir eser görmek,eşiğine yüz sürmek istediğini,canını Hakk'a teslim edinceye kadar ömrünü muhabbetine sarf edeceğini,öldüğü zaman bile suretinin hayalinden ayrılmayacağını bildirir.
Aşk, Dil'e itidal tavsiye eder.İtidalin nasıl bir şey olduğundan söz eder.Sonra Dil,padişah Nazar'ın sarayına gelir.Nazar onu huzuruna kabul eder.Uzun zamandır oğlu(Gamze) ile onu beklediklerini söyler.Gamze ile Dil uzun zaman birlikte sohbet ederler.Nazar, Dil'in hizmetinden memnun kalır ve Gamze'ye Dil'i arkadaş eder.Dil,Gamze'yi can içinde bulur,aksini seyreder.Yani Gamze Dil'e,Dil de Gamze'ye ayna olur."
Ben de mesnevinin öyküsünde olduğu gibi,son yıllarda birçok aşamalardan geçtim deli kızım.Yurdumda yaşadığım psikolojik nefes darlığının ardından, soluğu yurtdışında aldım.Bir derviş gibi yollara düşmüstüm.Yanımda Aşk,Hüzün ve Şiir de vardı.Sonradan Tiyatro da aramıza katıldı.'Bundan sonraki yaşamında karşılaşacağın zorlukların,çilelerin,iyiye ve güzele açtığı kapılardan geçeceksin.Yaşamında nelerle karşılasırsan karşılaş yıkılmak sözcüğü olmayacak sözlüğünde.Umudunu yitirmeyeceksin hiçbir zaman.' deyip bize katılmıştı.Şiir,'İçindeki hiçbir şeyin kurtlanmasina izin vermemelisin.' demişti.Bunun üzerine içimde biriken negatifleri kusmuştum.Arkasından insanlığın geleceğine dair içimde taşıdığım umuda,çeliğe su verilmesi gibi martı çığlıkları vermiştim.Aşk,bunu yapmamın sevinciyle,'Yaşamdan bir şey bekleme artık.Çünkü o senden bir şeyler bekliyor.' demişti.İşte böyle deli kızım.Yanımdakilerle birlikte yolculuğa devam ediyorum hala.Akşam nasıl gündüzle gecenin arasındaysa,ben de kendimi sonsuzluk ve varoluş sancısı arasında duyumsuyorum.Bu duyumsayış,içimden sürekli olarak mutluluk salgılanmasina neden oluyor.Turgut Uyar,Sibernetik adlı şiirinde,'aşkin aşkla çarpımı/nedendir bilinmez/garip bir biçimde/hep sonsuzdur' diyordu.Ey deli kızım karşıma çıkıp sobele beni ve aşkımızın çarpımıyla sonsuzluğu tadalım artık!
'Çocuksun sen!' deyişini duyar gibi oluyorum.Haklısın.Hiçbir zaman çocuk duyarlılığımı yitirmeyeceğim.Bak aklıma ne geldi!Yıllar önce Akgün Akova bir söyleşisinde anlatmıştı.Akgün Akova bir gün eşiyle birlikte videodan film izlemek istiyor.Fakat videonun kaset yuvasının kaseti almaması üzerine,videoyu tamirciye götürüyor.Birkaç gün sonra videoyu almaya gidiyor.Tamirciye para ödeyip tam kapıdan çıktığı sırada,videoya plastik bir kaşığın bantlandığını farkediyor.Geriye dönüp tamirciye bunun nedenini soruyor.Tamirci de plastik kaşığın videonun kaset yuvasından çıktığını söylüyor.Şaşırıyor Akgün Akova.Anlam veremiyor bu duruma.Eve gittiğinde bu şaskınlığını eşiyle de paylaşiyor.Bir süre düşündükten sonra,plastik kaşığın kücük erkek çocuk tarafından video kaset yuvasına neden sokulduğunu çözüyorlar.Küçük çocuk,anne ve babasıyla birlikte izlediği bir filmde,bir annenin çocuğuna mama yedirmeye çalışması,fakat çocuğun yememekte diretmesinden o kadar etkileniyor ki,daha sonra o çocuğa mama yedirme düşüncesiyle videonun kaset yuvasını zorlarken kaşığı içine düsürüyor.Akgün Akova bir başka ilginç olay daha anlatmıştı.Avrupalı bir aile film izlerken , arkasından duman çıkması üzerine baba hemen televizyonu kapatıyor.Arka kapağı açtıklarında ekmek kırıntılarını farkediyorlar.Meğerse küçük çocukları,televizyonda gördükleri bir deri bir kemik kalmış Afrikalı çocuklardan o kadar etkilenmişler ki,onları doyurmak için televizyonun arka kapağının deliklerinden içeri ekmek kırıntıları atmışlar!Akgün Akova'nın bu anlattıklari,iki yazarın başından geçenleri hatırlattı bana. Günlerden bir gün,Balzac'ı bir dostu ziyaret eder.Fakat Balzac'ı gözyaşlari içinde bulur.Nedenini sorduğunda,Balzac,Langeais Düşesi'nin öldüğünü söyler.Düşes,Balzac'in yazmakta oldugu romanın kişilerinden biri.Tam dostunun geldiği sırada,düşesin ölümünü sağlamıştır romanda.Buna benzer bir şeyi Baba Alexandre Dumas da yasamıştır.Üç Silahşörler-Yirmi Yıl Sonra-Bragelonne Vikontu,Baba Alexandre Dumas'nın üçleme romanlarıdır.Oğul Alexandre Dumas babasını ziyaret ettiği gün,babası Bragelonne Vikontu romanını bitirmiştir.Oğlu babasının gözlerinin ağlamaktan kızarmış olduğunu farkeder ve nedenini sorar.Baba Dumas,'Romanımda Porthos'u öldürdüm.Öldüğü için gözyaslarımı tutamadım,' der.Her iki yazarın da çocuk duyarlılıklari ne kadar etkileyici değil mi deli kızım!Bu iki yazarın taşıdıkları çocuk yüreği gibi,ben de çocuk yüreğimle iyilikler,güzellikler peşinde koşacağim hep.Paul Nizan,'Bir erkek, ya bir devrime ya da bir kadına sarılarak kendini yeniden yaratabilir,' diyordu.Ne zaman bana sarılacaksin denizkızım?Yunus Emre'nin erik ağacından üzüm yemesi gibi,ben de senin gözlerinden alacağım güçle evrenimizi kucaklamalıyım.Karşında baştan asağı göz kesilebilmeliyim.Sana yeniden seslenene kadar kendine aşk ile bak gülüm!
2000-OMAYRA MAY


Himmet:1-Yardım,kayırma. 2-Çalışma,emek,gayret. 3-Lütuf,iyilik,iyi davranma.
Cabülka-Cabülsa:Gayb aleminde olduğuna inanılan bin kapılı efsanevi şehirler.Cabülka doğuda,Cabülsa batıda tasavvur edilir.Cabülka tasavvufta Allah'a ulaşmada ilk adım,Cabülsa ise Allah'a ulaşmada son adımdır.
Nazar:Bakış,bakma,göz atma.
Kamer:Ay.
Utarid:Merkür.
Nahid:Venüs,Zühre.
Şems:Güneş.
Mirrih:Mars,Merih.
Müşteri:Jüpiter.
Zuhal:Satürn.
Kirişme:Farsçada naz,işve demektir.
Cezbe:Coşup kendinden geçme.
Tir:Ok.Mecazi anlamda kirpikler.
Bende:Kul,köle.
Zar:Ağlayan,inleyen.
Sergeşte:Başı dönmüş,sersem,şaşkın,perişan.
Felek:1-Gökyüzü,sema. 2-Dünya,alem. 3-Talih,baht,şans. 4-Her kötü olayın sorumlusu olarak görülen günah keçisi doğaüstü güç. 5-Kader,zaman.
Mihnet:Zahmet,eziyet,gam,tasa.
Bezm:İçki meclisi,dost toplantısı.
Dimağ:1-Beyin. 2-Bilinç,zihin.
İtminan:1-İnanma,güvenme,güven. 2-Huzur,gönül rahatlığı.
Calinus:Yunan hekim ve felsefeci Galenos'a İslam dünyasında verilen ad.
Daniş:Biliş,bilgi,ilim.
Fehm:Kavrayış,anlayış.
Vehm(Kuruntu):1-Yanlış ve yersiz düşünce. 2-Bir konuyla ilgili kötü ihtimalleri akla getirip tasalanma. 3-Olmayacak bir şeyin olacağını sanma.
Perhiz:Nefse hakim olma,mana alemine yönelme.
Sükun : Dinginlik,yatışma.
Vakar:Ağırbaşlılık.
Tecelli-i esma:Allah'ın isimlerinin gönülde görünmesi.
İntisab:1-Bağlanma. 2-Girme. 3-Kapılanma.
Yedi Tavır:Mehmet Ali Ayni,İslam Tasavvuf Tarihi(İst.1985,s.115) adlı eserde tavrı şöyle anlatır:Gök yedi tabaka olup her birinde bir yıldız olduğu gibi aynı şekilde gönlün de yedi tabakası vardır.Her birinin bir tavrı vardır:Kalbin birinci tavrına "sedr" derler ki İslam ondadır.İkinci tavrına "kalb" derler ki o iman madenidir.Üçüncü tavrına "şegaf-kalb zarı" derler.Aşk ve şevk nuru onda olur.Dördüncü tavrına "fuad-gönül" derler ki görüş yeridir.Beşinci tavrına "Hubbu'l-Kulub" derler ki Allah muhabbeti onda olur.Altıncı tavrına "süveyda" derler ki o hikmet madenidir.İlahi sırlar hazinesidir.Yedinci tavrına "kalbin sırrı" derler ki o nurların tecelli madenidir.
İtidal:Ilımlı,ölçülü,soğukkanlı olma durumu.
__________________
Aşkdeniz

Konu OmayraMay tarafından (31-07-2011 Saat 19:31 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 02-04-2007, 12:56
OmayraMay OmayraMay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 27
Standart

Gülümse deli kızım!
Yıllar önce duş alırken bir hayale kaptırmıştım kendimi.Düşülkemin ormanlarından birinde,yağmur altında çırılçıplak bir biçimde kendi çevremde dönüyor,havaya yayılan toprak kokusuyla sarhoş oluyordum.Alkol nasıl aç karnına çarparsa,toprak kokusu da beni öyle çarpıyordu.Kendi çevremde dönmem baş dönmesini daha da artırıyor,dönen başımdan yayılan imge kokusu,toprak kokusuyla bütünleşiyordu.Durduğumda bir film şeridi gibi anılarım geçmişti gözümün önünden.Kollarımı farketmiştim daha sonra.Sol kolum dünyamızın hali gibi karakol,özgür bir dünya için yazı yazmamı sağlayıp bana sarhoşluk veren sağ kolum ise alkol olmuştu.Ayaklarım gökkuşağı,gövdem ise büyük bir kalp oluvermişti.Başım büyük bir göze,saçım ise fesleğenlere dönüşüvermişti.Alkolumla fesleğenleri okşadığımda yayılan koku burnunu sızlatmıştır umarım!
Berlin'deyken kanalboyunda bir salkımsöğüt ağacım vardı benim.Adını Denizkızı Eftalya koymuştum.Orada yaşadığım sürece ağacımı ziyaret etmeyi hiç ihmal etmedim.Bazı akşamlar dostlarımla birlikte ziyaret ederdim ağacımı.Üzerine çıkıp gökyüzünü seyre dalar,şaraplar içer,türküler söyler,şiirler okurduk.Ağacıma her sarılışımda Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şu dizeleri gelirdi dilimin ucuna:"Bir ağacın-Bir günde yazdığını-Bir ozan-Ömrü boyunca yazamaz" Cahit Sıtkı Tarancı,Yalnızlığa Dair adlı şiirinde şöyle diyordu:"Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara-Ağaç yaprak verir,sır vermez rüzgara" Ben de rüzgarın özgürlük dansını duyumsamak için bir ağaç gibi olmak istiyorum sevgili.Toprağın altındaki köklerimi,senin köklerinle buluşturabilmek için seni arıyorum hala.Çinlilerin Ay Tavşanı Söylencesi geliyor aklıma.Buda'nın acı çektiği günlerin birinde,bir tavşan onun karnını doyurabilmek için kendini ateşe atmış.Buda da minnettar kalıp tavşanın ruhunu aya göndermiş.Tavşan ayda abıhayat karışımını oluşturan şifalı otları sihirli bir havanda dövermiş.Ben de ağacımın altında seni düşünürken, içimde oluşan tanımlanamaz şifalı duyguları gönlüme kokteyl yaptım deli kızım.Melih Cevdet Anday,Rahatı Kaçan Ağaç adlı şiirinde, "Ona bir kitap vereceğim/ Rahatını kaçırmak için/Bir öğrenegörsün aşkı/ Ağacı o vakit seyredin" diyordu.Eftalya'nın rahatını aşkımızla kaçırdım sevgili.Ağacıma her sarılışım sana sarılışımın sıcaklığını hissettirdi bana.Cemal Süreya,Ölüm adlı iki dizelik şiirinde,"Ölüm geliyor aklıma birden ölüm/Bir ağacın gövdesine sarılıyorum" demişti.Cemal Süreya dedim de bir fantezim geldi aklıma şimdi.Ursula K. Le Guin, "Fantezi iç benliğin dilidir." diyordu.İç benliğimin dili senibir çocuk parkında salıncakta sallamama yol açıyor sevgili.Sonra yanımıza 9-10 yaşlarında bir ayakkabı boyacısı geliyor. "Boyayayım mı abim,ablam?" diyor.Gözlerindeki hüzün dikkatimizi çekiyor.Sana duyduğum aşkın yarattığı sevincin,çocuğun yüzüne sinmesini sağlama isteği kaplıyor içimi birden.Ayakkabılarımız boyalı,ama çocuğun ayakkabılarının boyasız olduğunu farkediyoruz hemen.Yanına gidip, "Teşekkür ederim.Ayakkabılarımız boyalı.Ama seninkiler değil.Ben şimdi ayakkabı boyacısı olayım.Varsay ki sen de müşterisin.Ayakkabılarını boyamak istiyorum.Eğer kabul edersen,üç ayakkabı boyadığını varsayıp,gereken parayı vereceğim sana!" diyorum.Şaşkın şaşkın bakıyor bana.İnanası gelmiyor.Çocuğun taburesine oturup, "Haydi gel çekinme!" diyorum.Utana sıkıla geliyor ayakkabı sandığının başına.Büyük bir zevkle boyuyorum ayakkabılarını.Daha sonra üç ayakkabı boyama parasını tutuşturuyorum eline.Saçını okşuyorum,hem sen hem de ben yüzüne öpücük konduruyoruz.Şaşkına uğramış bir halde ayrılıyor yanımızdan.O andaki bana bakışın sonucunda,gönlümün gökyüzünde uçmaya başlayan kuşların cıvıltıları içimi gıdıklıyor.Gözlerimi gözlerinden ayırmadan,Cemal Süreya'nın Aşk adlı şiirinin iki dizesini mırıldanıyorum hemen: "Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu/ İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük" Bunun üzerine dudaklarımı öpücüklerinle işgal etmeyi ihmal etmiyorsun.Her öpüşmemizle,öpmeler denizinde sarhoş gemi gibi hissediyoruz kendimizi.Gün gelir de karşılaşırsak gül yerine bir maydanoz demeti hediye etmek istiyorum sana deli kızım.Ve arkasından, "Maydanoz narin,ince yapılı bir bitki.Çok sevdiğim şifalı otlardan biri.Benim için sevgi ve inceliğin sembollerinden biri.Sana olan sevgimin şifasını,bu maydanozları afiyetle yiyerek görmelisin.Maydanoz hediye ederek,sana karşı kaba olmamak için her zaman elimden geleni yapacağımı da ilan etmiş oluyorum." demek istiyorum.Başka bir gün Eski Yunan'da adı aşkotu diye geçen ve şifalı otlardan biri olan bir tutam kekik hediye etmek istiyorum sana.Kekik hediye ettiğim gün tavla maçı yapmalıyız ama.Maça başlamadan önce bahse tutuşmalıyız.Kim yenilirse kekikleri yiyecek,ardından da yenen yenileni dudaklarından öpecek.Kekik kokusu öpüşmemize ayrı bir tat kazandırır sanırım.
Diyojen gündüzleyin elinde fenerle Atina sokaklarında dolaşıyormuş.Onun bu halini garipseyen birkaç kişi yanına gelmiş.İçlerinden biri, 'Gece olsa elinde fenerle dolaşmanı anlarız,ama gündüz vakti hiç fenerle dolaşır mı insan?' demiş.Bunun üzerine Diyojen zifiri karanlıkmışçasına,onların yüzlerini zor seçiyormuşçasına feneri yukarı kaldırmış ve 'İNSAN ARIYORUM!' demiş. Diyojen'in fenerle insan araması gibi,ben de gönlümdeki fener sayesinde seni arıyorum hala deli kızım.Macar şair Attila Jozsef, ' İnsan çocuk daha,bunu biliyorum-Ama büyümek istiyor;işte bu onun deliliği.-Ebeveynleri sevgi ve akıl-Ona göz kulak olsalar bari' diyordu.Gün gelecek ebeveynlerim sevgi ve akıl seni istemeye gelecekler sevgili.Yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir!

Yıllar önce bir rüya görmüştüm.Çoğunluğun rüyasına aksakallı dede girer ya,benim rüyamda ise güleryüzlü bir nine vardı.Belki de bilinçaltımın erkek egemen topluma tepkisiydi,özbenligimin bir nine olarak rüyamda karşıma çıkması.Ninenin bana uzattığı kitabı açtığımda sayfalarının bomboş olmasının şaşkınlığını yaşamıştım.Bunun üzerine, "Elinde tuttuğun kitap sensin ey serseri.Okuyabilmen için gönül gözünü yeniden açman gerek.Kendini aradığında onu bulacaksın ya da onu aradığında kendini bulacaksın." demişti bana.Bu rüya hayatımın en önemli dönüm noktası,bir uyarıcı,bir aydınlanma anıydı benim için.Rüya sonrasında günlerce derin düşüncelere dalmanın sarhoşluğunu yaşadım.Ve öyle bir an geldi ki kendimi bildim bileli derinden hissettiğim esrarengiz aşkın muhatabı olduğunu bilmenin sevinciyle dolup taştım.Daha önceleri yaşadığım nedensiz sevinçlerin,hüzünlerin kaynağını da çözmüş oldum böylece.Nerede yaşadığını bilmesem de,yüzünü görmemiş olsam da bir sevgilim olduğundan emindim artık.Öylesine emindim ki "deli kızım" sözü gözyaşlarım gibi ömrüme bedel o eşsiz ana akıvermişti dilimden.Hilmi Yavuz'un deyişiyle odam dünyadan büyük olmuştu o anda.Oğuz Atay,Tutunamayanlar romanında,"Tabiat,sırlarını bakmasını bilene açıklarmış." diyordu.Ben de günü geldiğindesana aşk ile baktığımda, kim bilir ne sırların akacak gönlüme!Benim için sezgisel olarak Galata Kulesi,Kızkulesi ve Dikilitaş'ın çok önem arzetmesinin sırrısende gizli belki de.Yeri gelmişken yıllardır ara sıra yazdığım "Galata Kulesi'nden Kızkulesi'ne Martı Pusulası" başlıklı kısa yazılarımdan bir ikisini seninle paylaşmak istiyorum şimdi:
-Martılar uçar denizler üzerinde,denizkızım hala kayıp diye.Yunuslar tek gözleri açık uyur,denizkızım her an ortaya çıkabilir diye!
-Aşk neyin kısaltmasıdır?Arzu'nun şavkıdır Kamber!Ey Arzum! Gün gelecek sana Cennetim diye sesleneceğim.Çünkü "Hayat cennet olacak!" sözüdür ikrarımız.Sana olan aşkım sayesinde anladım ki erenlik verilen değil,varılan bir mertebedir.Dersler almak için yaşamadığımızı,yaşadığımız için dersler aldığımızı da özümsedim aşkımız sayesinde!Dünyamızın tüm Arzu ve Kamberlerine selam olsun!

Bir anımı paylaşmak istiyorum seninle şimdi:Berlin'de yaşamaya başlamamın ilk haftasında gerçeklesmişti bu olay.Bir akşamüstü bir arkadaşımla birlikte giyim mağazasına gitmiştim.Ben giysilere göz gezdirirken,bir ara tezgahtar kadın yanıma gelip Almanca bir şeyler söyledi.Anlamadım elbette.Bir süre sonra yine yanıma gelip benzer şeyler söyledi.Bunun üzerine arkadaşım yanımıza gelip, Almanca bilmediğimi,yeni geldiğimi söylemişti ona.Meğerse tezgahtar kadın da Türkiyeliymiş.Meğerse mağazayı 10 dakika içinde kapatacaklarını söylüyormuş.Tezgahtar kadın,"Almanya'ya neden geldin?" diye sordu bana."Aşkımı arıyorum madam!" diye yanıt verdim.Bunun üzerine kahkaha patlattı ve "Tam da yerine gelmişsin.Gidecek başka bir yer mi bulamadın?Burada aşk ne gezer yahu!Her şey mekanikleşmiş burada." demişti.Ben de bu sözüne karşılık olarak,"Sevgilimle ben izimizi kaybettik.Ama gönüllerimiz bizi önünde sonunda yeniden buluşturacak." deyip,arkasından Ömer Hayyam'dan şu rubaileri dillendirmiştim:
-Sevgili,seninle ben pergel gibiyiz
İki başımız var,bir tek bedenimiz
Ne kadar dönersem döneyim çevrende
Er geç baş başa verecek değil miyiz?
-Benim halimden haber sorarsan
Bir çift sözüm var sana yürekten
Sevginle gireceğim toprağa
Sevginle çıkacağım topraktan
Seni düşündükçe kendimi piramit gibi hissediyorum deli kızım! İlgimin ışığının,içime eşit dağılışına şaşakalıyorum.Seni düşünmek hayranı olduğum deniz altı yaşamda yunus olmak,bir uzaygemisiyle başka bir güneş sisteminin yaşam gezegenine yolculuğa çıkmak gibi benim için.Sensizliği yaşarken köklerimi sürekli olarak sanatın kanıyla beslemeye çalışıyorum sevgili.
Geçenlerde okuduğum Umut Lanettir adlı romanında Meltem Arıkan şöyle diyor:
"(...)Umut veya umutsuzluk gerçeklerden kaçmamızı kolaylaştırır,çünkü genellikle seçim yapmak yerine umut etmeyi ya da umutsuzluğu kullanırız.Oysa yaşam ve varoluş,seçim yapabilmektir.Zor olan da budur,çünkü seçim yaptığın anda artık suçlayacak bir şey bulamazsın...
(...)Kader diye düz bir geçmiş ve gelecek yoktur.Kader olasılıklar bütünüdür.Kişinin yaptığı seçimler değişirse kaderi de değişir.Var olabilmişsen eğer kadere inanmazsın.Seçimler,seçimlerin sonuçları ve seçimlerin sorumluluğundan başka bir şey yoktur.Oysa yaşamını kendi dışında bir şeylere bağlayanlar zavallıdırlar,zavallı kalmaya da mahkumdurlar.Onlara bir cennet bile sunsan onlar kendilerine acıyıp cenneti cehenneme çevirmeye mecburdur.(...)"
Doğru söze ne denir ! İnsanlık olarak cennet olan dünyamızı cehenneme çevirmedik mi?Sevgili Meltem Arıkan'ın dediği gibi eylemsiz umut lanettir.İnanıyorum ki gün gelecek insanlık, Tanrı'yı kendimizin dışında aramanın çıkmaz sokak olduğunu anlayacaktır!Aylar önce internette güzel bir söz okumuştum:'Mutlu olmayı yarına bırakmak,karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer.Nehir asla durmaz.' Eylemsiz umut besleyenler,yaşanması gerekenleri erteleyenler,mutlu olmak içinöteki dünyadan medet umanlar aldanış içindeler tabii ki.Cennet,cehennem özel mekanlar değil dünyamızın halleridir.Binlerce yıldır doğaya ve kendimize yabancılaştık.Doğayı katlettik acımasızca.Evrimsel gerileyişimizin sorumluluğunu yüreklerimizde hissetmenin zamanıdır artık.Evrenimizdeki en gelişkin enerjiler düşünce,duygu ve sezgilerimizdir.Doğa yasalarının mutlak olmadığını,bu yasaların da değişebileceğini hiç hesaba katmıyoruz.Evrensel sistemin işleyişini sağlayan yasalar,o sistemi oluşturan tüm varlıkların eğilimi sonucunda oluşur.Demek istediğim yasalar bizlerden bağımsız değildir.Bilinç evrimi sonucunda dünyamızın yeniden cennet olması mümkündür elbette.
Nadir Nadi,Ben Atatürkçü Değilim kitabındaki Gaz Odası adlı denemesinde şöyle diyor:
"(...)
Yargıç-Kapılar açıldıktan sonra odayı hiç gördünüz mü?
Tanık-Gördüm.Gövdeleri kapının ve sütunların yanında birbirine kenetlenmişti.En altta bebekler,çocuklar ve hastalar vardı.Onların üstünde kadınlar,en üstte de en güçlü erkekler.
Tanığın bu sözleri beni uzun uzun düşündürdü.Gaz yukarıdan,tavandaki deliklerden verildiği için ilkin alta yayılıyor,sonra derece derece tavana kadar yükselerek tüm odayı kaplıyor,oradan bir santimetre küp oksijen bırakmayarak her canlıyı boğuyordu.İşte o birkaç dakikalık ölüm kalım savaşı boyunca insanlar insanlıktan kopuyor,ırk,inanç,düşünce yakınlığına boş vererek bilinçsiz,hayvansal bir çabayla,sırf bir dakikacık daha nefes alabilme,bir dakikacık daha hayatta kalabilme içgüdüsünün baskısı altında bebek,çocuk,hasta,yaşlı,aklına getirmeksizin ezebildiğini ezmekten kendini alamıyordu.
Hayal gücümüzü biraz zorlayarak bugünkü dünyamızı kocaman bir gaz odasına benzetemez miyiz?Öyle bir gaz odası ki,oraya başkalarının suçu yüzünden değil,çağımızın gerçeklerini kavrayamadığımız için kendi anlayışsızlığımızın kurbanı olarak kendimiz dalmışızdır.Daha açık bir deyişle güzelim dünyayı bir gaz odasına çevirenler,dünya düzenini kurmak ve korumakla yükümlü tüm uluslar ve onların sorumluyöneticileridir."Altta kalanın canı çıksın,ben çıkarıma bakarım" zihniyetini yansıtan bu yaşam felsefesi sürüp gittikçe bir gün gelecek,altta kalan,üstte kalan ayrımı bile gözetilmeksizin ufak büyük,güçlü güçsüz,bütün toplumlar bir arada boğulmak,yok olmak tehlikesini belki de önleyemeyeceklerdir.
Ve o zaman dar görüşlü yöneticilerin davranışlarını bağışlayıcı hayvansal bir içgüdüözrünü ileri sürmeye de olanak bulunamayacaktır.
Hem ben Auschwitz'deki gaz odasında gördüklerini yargıca anlatan tanığın bir noktada yanılmış olabileceğini düşünmekten kendimi alamıyorum.
Birbirine kenetlenmiş cesetler arasında altta kalanların hepsi bebek,çocuk,hasta ve kadınlardan mı ibaretti.İçlerinde bir tane olsun onları ezmeyi gereksiz bulan güçlü bir erkek yok muydu,onu tanık görmemiş olamaz mıydı?
Neden olmasın?(Yeni Ortam dergisi,21 Temmuz 1972)
Toplama kamplarındaki gaz odalarında bir dakikacık daha nefes alabilmek uğruna diğerlerini ezmeyecek kadar erdeme sahip olup da bir köşede ölümü bekleyen insanlar varsa,tuvalet kaplarıyla yemek kaplarının aynı olduğu toplama kamplarında bile büyük aşklar yaşanabiliyorsa,Seyyid Nesimi Enel Hak dediği için derisinin yüzülmesini,Pir Sultan Abdal can için Hızır Paşa'ya yalvarmayıp mazlumlar uğruna idam edilmeyi göze alıyorsa vb. insanlığın geleceği için umut var demektir! Tüm insanlık güllerinin önünde saygıyla eğiliyorum!
Yıllarca kendimi çok boyutlu yetiştirmeye çalıştım deli kızım.Doğanın,hayatın bir öğrencisi olarak,tek kutsal kitap olan doğa ve canlıları okuyabilmek için çabaladım durdum.Tabuların,dogmaların önüme set çekmesine izin vermemeye çalıştım.Bilimsel şüpheciliği elden bırakmasam da bir diyalektik materyalist olarak reenkarnasyona inanan serserinim senin.Dinlere eleştirel yaklaştığım gibi,bilim felsefesi adınaöne sürülendogmalara da prim vermedim.Hakikatin materyalizm-idealizm ikiliğinin ötesinde olduğunu özümsemeye çalıştım.Çok boyutlu irdeleme çabamsonucunda,binlerce yıldır müthiş derecede şartlandırıldığımızı farkettim.Öylesine şartlandırılıyorduk ki bazı sorular aklımızın ucundan bile geçmiyordu.Bazen kendi kendime bilimkurgusal sorular sorarım.Örneğin:
-Ölüm evrensel bir yasa mıdır gerçekten?Yoksa çok önceleri ölümsüz bedenlere sahiptik de,kozmik bir hata sonucunda ölüm süreci tarihsel bir zorunluluk haline mi geldi?
-Canlılar binlerce yıldır birbirlerini katletmek zorunda kalıyorlar yaşamak için.İlahi adalet bunun neresinde?Yeme-içme zorunluluğu her zaman sözkonusu muydu,yoksa sonradan mı başladı?
Buna benzer aykırı sorular yolumu aydınlattı deli kızım.Dünya mitolojisinin mirasını bilimle yoğurma çabam beni reenkarnasyon sonucuna götürdü.Enerji beden olasılığından hareketle birçok varsayım ileri sürülebilir elbette.Her türlü olasılığa kafa yormaya çalıştım şimdiye kadar.Bilmediğimiz çok şey var,ama inanıyorum ki bilim aşama aşama hepsini çözecektir.Reenkarnasyon,ruh,telepati vb. parapsikolojik şeylerin hakikat olma olasılığı, cennet-cehennem ikiliği üzerine kurulu dinleri haklı çıkarmaz elbette.
İsmail Uyaroğlu,Aşk ve Şiir adlı şiirinde şöyle der: "Elim elindeyken okuduğum şiir/ Yüzünü ışığıyla yıkayıp/Kayınca ürpertilerle/Boynunun saydam ipeğinden/Beyaz,hülyalı göğsüne/Usulca uyanır memelerin/Şiir mi aşkın çocuğu/Sevgilim,aşk mı şiirin?" Tavuk-yumurta paradoksu gibi aşk ve şiir arasındaki ebeveyn-çocuk ilişkisi kestirilemese de,aşk ve şiirin birbirini beslediği kesindir.Uyaroğlu,Aşk Şiirleri adlı şiirinde,"Niye hep kırmızıdır/ Aşk şiirleri/Ve niye kanarlar/Yazarken çünkü şairler/ Kalemlerini/ Yüreklerine banarlar" diyordu.1997 yılında kalemimi yüreğime banıp senin için yazdığım Gelgit adlı şiirimin anısıyla mektubuma devam etmek istiyorum deli kızım.Bir kafede oturuyordum.Kafeye gelmeden önce çicekçiye uğrayıp karanfil satın almıştım.Garson yanıma geldiğinde kendim için buz gibi bir bira,karanfil içinse bir sürahi su sipariş etmiştim.Sonrasında yazacağım şiire odaklanmaya çalışmıştım.Kafenin sokağından tesadüfen geçen bir arkadaşım,içeri dalıp beni dalgınlığımdankoparana kadar sürmüştü bu odaklanmam.Arkadaşımla ayaküstü sohbet ettik biraz.Tam gideceği sırada gözü masadaki karanfile takıldı.Hınzır bir gülüşle,"Hayrola kimi bekliyorsun?" diye sordu bana."Kendimi bekliyorum" yanıtını verdiğimde yüzünde oluşan şaşkınlıkla başladı şiirim aslında.O gittikten sonra bu şaşkınlığı kuluçkaya yatırdım gönlümde.Öyle bir an geldi ki sözcükler kuşlar gibi ötüşüyordu tepemde sanki.Şiirime almam için birbirleriyle yarışıyorlardı sanki.Kimine yüz veriyor,kimine ise "bugün git,yarın gel" diyordum.Metin Altıok bir şiirinde,"Anamın bıraktığı yerden sarıl bana" diyordu.Yazacağım şiir senin bana sımsıkı sarılışın olmalıydı.Onlarca şiiri sığdırmalıydım yazacağım şiire.Yanındayken bile özleyecegimdeli kızımıncemali olmalıydı şiirim.Şimdiki zamanda geçmiş ve geleceği bütünleştirmeliydi.Bıraktığımız yerden devam edecek bir sevdanın hüznü olmalıydı.Gönüllerimizin zamana yenik düşmemesinin tılsımı olmalıydı.Günü geldiğinde şarap kadehlerinde gönlümüzü tokuştururken,senin "Ne kadar oldu görüşmeyeli?Birkaç asırcık falan mı?" diye sormanınkokusunu taşımalıydı bağrında şiirim.Realite balıklarsa,romantizm deniz olmalıydı şiirimde.Bu duyguların senfonisinde 'ormantik şiirim' ortaya çıktı deli kızım!
Yıllar önce Mehmet Esatoğlu'nun yazıp yönettiği,Şarkımız Güney'e Dair adlı Yılmaz Güney'i anlatan oyunu izlemiştim.Oyunun bir sahnesinde Yılmaz ve Fatoş'u oynayan oyuncular,cezaevinde yapılan bir görüşmeyi temsilen karşı karşıya durup ellerini karşılıklı olarak kaldırıyorlar,fakat aralarında tel örgü varmış gibi paralel duruma getiriyorlardı sadece.Oyunun başka bir sahnesinde ise,YılmazGüney'in cezaevinden çıkışı canlandırılıyordu.YılmazGüney cezaevi kapısından çıkar çıkmaz,biraz ileride onu bekleyen Fatoş'u görür.Elindeki valizi yere bırakır.Gözlerini birbirlerinin gözlerinden hiç ayırmadan,özlemle birbirlerine doğru yürüyüp karşı karşıya gelirler.Ellerini karşılıklı olarak kaldırıp paralel duruma getirdikten sonra,kısa bir süre öylece beklerler.Daha sonra ellerini aniden kenetleyip kucaklaşırlar.Belki de yüzlerce yıl geçti karşılaşmayalı deli kızım.Yeniden karşılaştığımızda, birbirimize özlemle sarıldığımızromantik ana, uzun ayrılık dönemimizi sığdırabiliriz sanırım.Yılmaz Güney,Selimiye Mektupları'nda şöyle diyordu:
" 21 Aralık 1972
Sevgili,
Benim güzel ve iyi yürekli karım,insan karım,umutlu ve aslan karım.Bilir misin ki ilk insandan bu yana yedi milyon yıl geçti...ve biz 1972 yılındayız ve bir hafta sonra İSA 1973 yaşına girecek...çünkü İsa 1 Ocak 0000 yılında babasız bir anadan doğdu.Ve sonra çarmıha gerildi...tarih oldu.
Kimdi dünya yuvarlaktır dediği için öldürülen?
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldığı zaman 21 yaşındaydı.Ben de yirmi yaşında geldim İstanbul'a ve Tünel'de bir pansiyon odasını zaptettim,günlüğü döt liraya ve "merhaba İstanbul şehri,hemen teslim ol,beni uğraştırma lütfen" dedim.Dinlemedi.
Pansiyon sahibi,yaşlı bir madamdı.Bana sordu:
'Niye geldin İstanbul'a?'
'İstanbul'u zapta geldim madam' dedim.
Güldü.Oysa ben ne kadar ciddiydim. Atım ve kılıcım olmadığı için inanmadı kimse.
İşte sevgili,o gün bu gündür İstanbul'u zaptetmeye uğraşıyorum.Ve diyorum ki...
'İstanbul'u alacağız sevgili.'
Sen bilirsin ki sözümü tutarım...
İnat ve sevgiyle..."
Ben de diyorum kigün gelecek dünyamızı yeniden cennet eyleyeceğiz deli kızım.Sen bilirsin ki sözümü tutarım.Dünyamızdakicennet ikrarına sadık tüm varlıklara selam olsun!

Nazım Hikmet usta yaşamının sonuna doğru Afrika yolculuğu yapmıştı.Uçak tam İstanbul üzerinden geçerken,Nazım'ın beti benzi atar.Alabildiğine hüzünlenir.Dokunsan ağlayacak durumdadır.Bu durumu farkedenler yanına gelip hal hatır sorarlar."Keşke uçak şimdi düşse!" der Nazım usta.Ben de günü geldiğinde sana,"Keşke uçak şimdi düşse der gibi seviyorum seni" demeyi arzuluyorum.Seni Kızkulesi'nde dansa kaldırmak istiyorum.Muzaffer Kale,En Uzun Ayrılık Şiiri adlı şiirinde,"Ayrıyız işte,biliyorum bunu/Gülen iki dudak uzaklığında!" diyordu.O halde ne duruyorsun deli kızım,haydi gülümse!Mektubumu Haydar Ergülen'in bir dizesiyle sonlandırmak istiyorum sevgili: "Uzaklığından başka yakınım yok ki!"
OMAYRA MAYEdited by: OmayraMay
__________________
Aşkdeniz

Konu OmayraMay tarafından (31-07-2011 Saat 19:18 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 09-01-2008, 15:04
OmayraMay OmayraMay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 27
Standart

BAHTİYARIM...

Bugün pazar
Bugün beni ilk kez deli kıza çıkardılar
Ve ben ellerinin sıcaklığını giyinerek
Sarıldım sevda yıldızıma
Bu kadar sevgili
Bu kadar bitimsiz olduğuna şaşarak
Şiir kaldım huzurunda
Sonra dayadım sırtımı insanlık güllerine
Bu anda ne çektiğim çileler
Bu anda ne kalbimin delik deşikliği
Deli kızım ve ben
Bahtiyarım...
Omayra May
NOT: Dilerim Nazım Hikmet'ten esinlenerek yazdığım bu şiiri hak edecek deli kız bir gün çıkar karşıma!Edited by: OmayraMay
__________________
Aşkdeniz

Konu OmayraMay tarafından (31-07-2011 Saat 19:29 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 15:49


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum