Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #261  
Alt 17-07-2012, 14:53
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

SİVEREK'TEN DÜNYAYA 30. 000 ŞİİRLİ SES‏

Defalarca yasaklanan, Günay Aslan tarafından Ahmed Arif'in 33 Kurşun şiiri fondü yapılarak hazırlanan aynı adlı kitabı okurken tüylerim diken diken oldu ve kalbimi ellediğimde ise içimdeki Hüseyin öyle bir âh çekti ki dünyam yıkıldı! Bugün birçok Kürt halkının öldürülmesinde, evlerinden alınıp kaybolmasında suçlu olmasına rağmen tam aydınlanamayan Susurluk olayından aldığı cezayla Aydın yarı kapalı cezaevi adıyla 5 yıldızlı bir otelde tatilini geçirmekte olan Mehmet Ağar'ı BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın vicdan ve insan olma bahsinde çok güzel yakalaması vicdan ve insanlık miladımız olsun dostlar. Siverek'te olmayı ve Ahmed Arif'in tüm şiirlerini sesim ağzımda boğulana kadar okumak isterdim. Kalbim elbette ki Siverek'te olacak.

Son bir rica: 28 Temmuz'u ve 33 Kurşun'u hatırlamak ve 33 suçsuz insanımızın anılarını yaşatmak için tüm şairleri, şiirseverleri ve kalbini kendine ane-baba yapanları o gün şiirler okumaya davet ediyorum.

Hüseyin Alemdar


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
  #262  
Alt 30-07-2012, 22:07
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart




YAZ İNCELİKLERİ-5 / ŞİİR-SİNEMA DERGİSİ MORTAKA‏





Kırk yıldır fotoğraf yapıyorum, bir o kadar da resim ve kalemişiyle uğraştım. Görsel birçok
sanatla ilgilendim. Sinema dilinin bu kadar keyif vereceğini bilseydim bu işe kırk sene önce başlardım."*

"Ben zar atmam; şair oyuna gelmez!"**

"Hızar yerine geçerdi
Ağaç yerindeyken bir yol
Hızar kesmelerden yürür
Dallar düşmelerden yürür
İnsan göçmelerden yürür"***

Son dört sayıdır şiir-sinema ağırlıklı çıkmaya başlayan MorTaka dergisi, kaptanı Yaşar Bedri Özdemir'in "tek kişilik ordu" özelliğiyle artık tam bir şiir, sinema ve kent kültürü dergisi. Eski sayılarında bir dosya üzerinde yoğunlaşarak çıkan MorTaka'nın bundan sonraki sayılarının ekseni şiir ve sinema ilişkisi olacak. Şiirle sinemanın çok eskiye dayanan göz ve kalp akrabalığına böylece MorTaka sayfalarında tanık olacağız.

*) Sunu yazısında "Neden Sinema, Neden Şiir?" sorusunu önce kendine sonra da yazgısı şiir ve sinema olan herkese sormayı ilke edinen Yaşar Bedri, ilk uzun metrajlı filmi Mum ile önümüzdeki aydan itibaren karşınıza bir yönetmen olarak çıkacak. Sinemayı şiir diliyle keşfeden altmışındaki "çiçeği burnunda yönetmen" Yaşar Bedri'nin girişteki bu sözleri ister istemez her şairin içindeki sinema yarasının kabuğunu kaldırıyor. Vaktiyle İlhan Berk'le 7. Sanat'a oturup, Türk filmleri afişlerine bakarak sinema konuştuğumuz iki saatlik bir zaman zarfında, hâlâ Türk şiirinin en genci Berk dünya ve Türk sinemasından şair-sinemacı örnekleri vererek artık sinemanın şairlerin eline geçmesi gerektiğini söylediğinde kırkıma merdiven dayamıştım. Şimdi ellimi deviriyorum. Yine vaktiyle Metin Erksan'la yüz yüze yaptığım bir konuşmada -üstelik otuzlu yaşalardayken- sinemaya geç kaldığımdan yakınmıştım. Sinema dehâsı Erksan, sinema ve peygamberlik yaşının kırk olduğunu söylemişti. Sanatın yaşı olmaz, hele şiir ve sinemanın hiç. Böyle demişken, İlhan Berk'i ölüm yıldönümü yaklaşırken rahmetle anıyor, geçtiğimiz günlerde küçük bir rahatsızlık geçiren Metin Erksan'a da çok çok geçmiş olsun diyorum. Büyük kaptan Yaşar Bedri'nin yaşı Mum filmiyle dilerim otuzlara iner ve nice filmlere imza atar. 49'uncu Antalya Film Festivali'ne katılmasını beklediğim Mum'a ve Yaşar Bedri'ye Altın Portakal'da başarılar diliyorum. Andrey Tarkovski'nin sinema anlayışına yaslanarak, sunuş yazısını şekillendiren sevgili Yaşar Bedri Özdemir'in fotoğraftan da el alan sinema birikimine de saygı göstermenin tam da sırası. Sinemaya gecikilmez, hoş gelinin kaptan! Nice filmlere.

**) Her sayı bir söyleşinin yer aldığı MorTaka'nın bu sayıdaki söyleşi konuğu Hilmi Yavuz. Yavuz'a soruları Nuray Tetik yönetmiş; keşke daha uzun soluklu bir söyleşi olsaydı dedirten bir söyleşi, ama yine de doyurucu. Nurullah Ataç'tan Cemal Süreya'ya ve günümüze genç şairler için bir "zar atma" geleneğimiz vardır ya, bu soruya en güzel yanıtı yine Hilmi Yavuz veriyor: "Ben zar atmam; şair oyuna gelmez!" Birçok şairin ortaya çıkmasında önemli katkıları olan Hilmi Hoca böyle diyorsa, şair için zar değil bizar saçılır!

***) Elyazısı şiirler sayfalarının insanı mürekkebi kurumamış harfleriyle vuran şairi ise Abdülkadir Budak. "Adımlar" daima anlamlıdır!

ŞİİR VE SİNEME DOSYASINA DÖKÜLENLER: Mesut Uçakan söyleşisi (konuşan Yaşar Bedri), İran Sineması (İnceleyen Haşim Hüsrevşahi), Yazınla Sinemanın Ortak Soluğu (Aslı Selçuk), Kieslowski'nin Üç Renk'i (Mustafa Durak), İki İran Filmi ve Türk Şiirinde Kadın İmgesi (Z. Betül Yazıcı), Babam Yılmaz Güney Yeşilçam ve Ben (Hüseyin Alemdar), Üç Film Ya da Üç Şiir Birden (Enfes bir deneme Derya Çolpan imzalı), Sinema ve Şiirsellik (Salih Ecer imzalı bu yazıyı 7. Sanat'ın kolyesi yapıp boynuma asmak isterdim!), Şairin Filmleri (Harikasın İrfan Yıldız!)... Öyle bir ayda, iki ayda okunup bitecek gibi değil MorTaka Yaz sayısı. Okudukça insanın şiir tadında denemeler yazmak, şiir tadında filmler düşünmek geliyor içinden. Şiirle sinemanın buluşması işte böylesine enfes bir sayı oluşturmuş; say say bitmiyor, bitmez! Siz de bütün bir yazı MorTaka sinemasıyla yaşayın istedim. Sonra hem Ülkü Tamer hem de Murathan Mungan koca bir yazı kulağınıza iki ayrı seste fısıldarsalar şaşırmayın: "Yaz Geçer", "Yazın Bittiği Her Yerde Söylenir!" MorTaka şiir ve sinema olduğu sürece hiç bitmeyecek gibi! Nice okumalar dileğiyle...


Sinema ve şiir tadında tanıtan: HÜSEYİN ALEMDAR

MORTAKA / Şiir-Sinema-Kent Kültür Dergisi
sayı: 18 / bahar-yaz 2012


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  mor.jpeg
Görüntüleme: 1183
Büyüklüğü:  12,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  yasarbedri.jpeg
Görüntüleme: 1146
Büyüklüğü:  4,2 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #263  
Alt 06-08-2012, 13:26
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart




METİN ERKSAN İÇİN...‏






Çok değil bir ay önce tarif üzerine Elmadağ'ın altını üstüne getirerek, ustamı, ustadan öte babamla eşdeğerde sevdiğim Metin Erksan'ı aramıştım. Şair ve sinemacılara olan sonsuz saygımdan ötürü olsa gerek, otuzlu yaşlarda tanıdığım, yer yer okulda yer yer de Cihangir İlyas Çelebi Sokak, 29 nolu evde Sinema Kuramı ve Sanat Tarihi dersleri aldığım çok değerli Metin Ağabey'i asla unutamayacağım. Bugün bile İlyas Çelebi Sokağı tırmanarak önce Yeşilçam'a, ordan da işe geldim. Ayaklarımın zor yürüdüğünü hissettim. Gerek okuldaki özel film gösterimleri, sırasında, yaklaşık on yıl içinde ustamın evinde çok güzel anılar biriktirdim. Kendisiyle bir nehir söyleşi yapıp, sonra bendekilerle bir kitap yapamamış olmak ömrümün sonuna kadar beni üzecek. Üzülmekle kalmayacağım, Sevmek Zamanı Dövmesi şiirime rağmen bu çok değerli usta hakkında neden daha fazla yazı ve belgeyi genç sinemacılara "miras" olarak taşıyamadığım için, ikinci gençliğimi düşürdüğüm Ahududu, yeni adıyla Sadri Alışık Sokağı'nın girişinde kafamı taşlara vursam artık yeridir!

1957'de çekilen Dokuz Dağın Efesi ve devamındaki Gecelerin Ötesi'nden Yılanların Öcü'ne, Acı Hayat'tan Kuyu'ya, Suçlular Aramızda'dan en çok da Sevmek Zamanı'na hemen her filmiyle bende girilip çıkılmayan kuyular, sevmek ve ölmek fiillerinin sepya ve siyah-beyaz dövmelerinin kalıcı izini bırakan gerçek sinemacı Metin Erksan'ı asla unutamayacağım. "Sinemacılar Kuşağı"nın üç önemli temsilcisinden biri olan Erksan usta, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Lütfi Akad'la birlikte boşluğu asla doldurulamayacak bir sinema dehası olarak ömrümün sonuna kadar bende yaşayacak. Özel görüşmelerimiz sonucu ısrarcı olmasam da kendisiyle yan yana çekilmiş bir fotoğrafımız -ki birileriyle fotoğraf çektirmekten nefret ederdi!- yoktur; buna rağmen, bende çok önemli dört hatırası vardır. Öyle ki, hiçbir okuldan diplomam olmamasına karşın, Mare Nostrum kitabını bana imzaladığında yazdığı cümleleri değil diploma hayatımın en büyük ödülü olarak ömrümün sonuna kadar saklayacağım. "Sevmek Zamanı"nın orijinal senaryosunu ile lobisi ise benimle birlekte mezara kadar gidecek. Değil mi ki, içime kadar ölmelerimin bir yanı Kuyu, bir yanı Susuz Yaz, bir yanı Acı Hayat, bir yanı Sevmek Zaman... Biriniz beni aşk ve kadın yoksa ya da Tanrı gibi yalansa anneme götürsün! Bir de Türk bayrağı önünde çekilmiş fotoğrafı var Metin Ağabey'in bende; ilk başlarda pek sevemediğim bu fotoğraf zamanla nasıl da gençliğim olup içime oturdu. Ey benim sinemabilimci dünya entelektüeli Metin Ağabey'im bir gün "Milliyetçi" duygularımızı depreştirip Kırkpınar Yağlı Güreşlerine gitmeyi hayal etmiştik ya; bu hayalimizden sonra tam on iki geleneksel Kırpınar güreşleri yapıldı, biz ikimiz Silivri'ye bile gidemedik. Senin asistanın, setçin, oyuncuların ve kameramanların zamanla benim en yakın dostlarım ve ağabeylerim oldu; sen hep onlardan yola çıkarak bana Yeşilçam'ı sordun hep. Yeşilçam'ın delirttiği "sinema dehasi" Mustafa Alpay Ziyal'a iyi bakmamı öğütledin hep bana; Yeşilçam'ı ve Türk sinemasını en çok da senin için sevdim. Lâkin, bir filmin bile yönetmeni olamadığım için beni n'olur bağışla. Türk sinemasının Hülya Koçyiğit'ten Sema Özcan'a, Nilüfer Koçyiğit'ten Nil Göncü'ye, Türkân Şoray'dan Emel Sayın'a sen yarattığın için bana kadınları "günah" ve "sevap" diye anlatmalarını da ömrümün sonuna kadar unutamayacağım.



Hatta bir gün, "ilerde film çekersen mutlaka Hülya Avşar'la çalış" demen bile içimde kuyuya dönüşen bir yara giderek! Aslında kurucusu olduğum Orhon Murat Arıburnu ödülü buluşturmuştu bizi; sonra yaptığım her ödülde size danıştım, harfi harfine sizin söylediklerinize uymasam da ödünsüz bir ödül yaratmaya ve yaşatmaya çalıştım. Benim aşırı Yılmaz Güney tutkumun önüne beni üzmeden set koymana zamanla alıştım tabii. Bu olayda haklıydın belki, "Tütün Zamanı" filminden ötürü Orhon Murat Arıburnu ve Yılmaz Güney arasındadı tatsızlık filmin tanıtımına ve gösterimine yansımıştı; bu Orhon Arıburnu'nu yarı yolda bırakmak gibi bir şeyde. Bütün bunlara rağmen size hep saygı duydum ve yaşatabildiğim kadar ödülü götürdüm. Maalesef...

Ah benim vefa cümlem metin abim, ödül için koşturduğum yıllarda, "kadınlara çiçek gönderip göndermediğimi" sormuştun; vefa bahsinde yarattığın kadınları kastederek; belki de yaşlılığında her biriniden çiçek bekliyordun iç içe. Ben birkaç kez çiçek gönderdiğimi söylemiştim. Hepi topu dört kez filan kızmıştınız bana. Biri: "Sayın Alemdar, bundan böyle hiçbir kadına çiçek göndermeyiniz anneniz dışında!". Yine İstiklâl Caddesi'nde yürürken Zeynep Oral'ın kolunda Beyoğlu turu yapan Elia Kazan'ın elini iflah olmaz sinema tutkumla öptüğümü anlatmıştım size. "Sevgili Alemdar, lütfen Elia Kazan'a dokunan elinizi yıkayın ve bana annenizin kokusunu taşıyan elinizle dokunun" demiştiniz. Daha başka birkaç kızgınlığınızı ise, eğer anılarımı yazabilirsem kitabıma saklıyorum. Sizin ne kadar zon bir insan olduğunuzu bildiğim halde yaklaşık on beş yıl size saygıda hiç kusur etmemeye çalıştım. Babam gibi gördüm sizi ve şiir ve sinemalar kadar çok sevdim. Ancak son on yılda sizi ihmal etmemin telafisi yok. Sadece ben mi? Sizi ihmal eden başta yarattığınız oyuncular yanında, yine temellerini attığınız Türk sinemasının ve hâlâ sanata mesafeli duran Türk devletinin kabahati benimkinin üç katı herhalde! Sizi çok özlediğimi ancak bir kitaba anlatabilirim! Şiir filmleri çok olsa da hâlâ tek bir filmi bile olmayan "kayıp bir yönetmen" olarak karşınıza nasıl çıkacağımı düşünüyorum, şimdiden. N'olur beni affedin.






SEVMEK ZAMANI DÖVMESİ


Annem için Metin Erksan’a

1
Yılları giderek daha çok rötuş isteyen biriyim galiba
yılları söz söküğü yılları yaz boşluğu biri
bana sorarsanız yırtık bir dilektir benim gençliğim
yırtıklardan ses resimleri defteri ömrümün ortasında
günleri incelmiş yerlerinden giyinmişim ya
bir dil mızıkasıyım hayatımı kimseler bilmez
nilüfer aralığı birer küçük kokuyumdur kendime
bir fotoğrafın bakış sessizliğidir kalbim
kırık sinema seraplarından yapılma
iki renk üzüntüüsü gölü gözlerimse
içim mi cam bir ırmağı susmuş gibi küspembe--
işte, düşük kare bir güz çınlaması epeydir ömrümün üstünde
ömrümün üstünde çançiçeği gar hüzünleri
ömrümün üstünde yalnızlık dehlizi sis fragmanları
göl bir adamım sanki gözlerimde uzaklara bakmanın kedisi
Sevmek Zamanı bir Metin Erksan hâli yüzümün eski göğünde
durmadan bir şeyleri mi öptüm sahi, ağzım aşk yassılığı
durmadan kendimimi sustum yoksa, gözlerim iki uzak yaz yası
durmadan kadınlarımı mı gittim peki, içim mor Kuyu sıkışıklığı
— İyi tanı, sev ve koru sen de beyazı ve siyahı
fotoğraflarını çek sadakat ve ihanetlerin hiç durmadan!

Yılları giderek daha çok rötuş isteyen biriyim, evet
yılları sekans kırığı yılları aşk harabesi biri
en çok sevdiği replik ki hep parantez dışı sanki
)Deminden beri beni düşünüyordun ya, geldim işte!(
Bak, benden bir flû fotoğraf orda--benden
yüzümün parçalarından) (mimik tozlarımdan
hafifçe kımıldayan bir dokunma duygusu ânı bu
haydi, dokun bana ve o sinemaadama, ağla
yakın plan ne de çok benziyor kalbim Metin Erksan’a!
Biraz git biraz dolaş biraz daha renkleri yorul kalbim
grinin yeni tonları ol kendinde sinema çıkışlarında
dinle kare kare sendeki o ses duvağı saf hüznü
dokun arzu çiçeği parmakuçlarınla usulca
düş beyazı gizil güzelliğine Sevmek Zamanı’nın
dökül sonra ağzındaki leylâkla içinin aşk duasına
görüntü büyücüsü yönetmen renginde
doğrul kum saatinle, diklen aşk baladınla ve kal öyle
Metin Erksan gibi siyah-beyaz bir fotoğrafta--
— İyi tanı, sev ve koru sen de moru ve sarıyı
fotoğraflarını çek sevap ve günahların hiç durmadan!



2
Yılları rötuş da reflektör de istemeyen biriyim artık
kalbim ki sinemanın ve şiirin azı işte, sende kalsın
sende kalsın azlar cennetinde çoğalan resmim
gözlerimdeki siyah-beyaz masumiyet, mor-sarı aşk cümlesi
sol yakamdaki Sevmek Zamanı dövmesi
içimdeki sepya kum saati dökülüşü sende kalsın
ben üstü örtülmemiş kirlibeyazlardan
küçük yeni mutsuzluklar yaparım kendime nasılsa
buruk renklerin gidip gelişleriyle
hayatın ince ses sayfalarında--

Âh, kalbimin küçük şiiri duruk dudak Sema Özcan’sa
)beni sakin anlıyorsun sende kalsın
içimin parkında aşkla âşık yan yana durdular
kumla deniz yan yana--
gözlerimin sahilinde yan yana durmalar güzelliği
rahat nefes alıyor bak, göğsümün güvercini!

Kalbimin kırık cam sineması camcan boşluklarsa
)beni durgun duyuyorsun sende kalsın
istersen Sevmek Zamanı bir dövme çiz sen de kendine
benden ve incelmelerden
hayatın dublaj seslerini çizmeden

Kalbim) küçük aşk sûresi, kanatlı melek sûreti
çerçeve içi bir mutluluk ederse(--ki eder!
)sana kalsın!

Yıllarım orda, al götür--rötuş da reflektör de istemez hani
tesellim bu, beni aşkta uzunyara dövdüler derim
ama, Metin Erksan’la çektirilmiş hiç resmim yok benim!

HÜSEYİN ALEMDAR




Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  sevmek.jpg
Görüntüleme: 1339
Büyüklüğü:  43,1 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  sevmek2.jpg
Görüntüleme: 1289
Büyüklüğü:  45,4 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  kuyu.jpeg
Görüntüleme: 1790
Büyüklüğü:  8,6 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  susuz.jpeg
Görüntüleme: 1913
Büyüklüğü:  10,7 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  metin.jpeg
Görüntüleme: 1134
Büyüklüğü:  4,8 KB (Kilobyte)  

Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  metin2.jpeg
Görüntüleme: 1687
Büyüklüğü:  7,6 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  metin3.jpg
Görüntüleme: 3936
Büyüklüğü:  49,0 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #264  
Alt 29-08-2012, 15:24
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

İlhan Berk: Orda bile şiire açgözlü!

Bir Uzunada’m: İlham Berk ya da giderek defterlere saklanan şairliğim...

• Hüseyin Alemdar




Yaşlılığım olacak mı bilmiyorum! Kırk beşten sonrası eski kırkbeşlikler tadında şairane bir yaşlılıktır biraz da. Böyle dediğimde, şiiri aşk ve erotizm tadında “tanrı cümlesi” İlhan Berk’ten öğrendiğimden olacak nasıl da korkmuştum! Sadece Avluya Düşen Gölge’de “Ölüm Büyük” diyerek yazdığı beş ölüm şiiri dışında hep yaşama, aşka ve erotizme çalışan Berk usta benim tek yaşam okulumdu; hattâ, adına o vakitler İlhan Berk Şiir Enstitüsü bile diyordum. Her ikimiz de toplumcu şiirden geliyorduk ve deyim yerindeyse; ondan öğrendiğimle, “mütemadiyen şiir yapıyorduk, sözcüklere ustalı ustasız çekiçlerle biçim vermekle meşguldük.” Daha sonraları ondan öğrendiklerimle, adları mecaz, imge ve metafor olan kızlarımızı gece taşında süsleyip her gündoğumu güneş taşında ısıtmaya başladım. Ah, Allah öbür kullarıyla hasbıhal eyleyedursun, cehennem bu dünyanın global hâliyse şairler zaten cennetlik be usta! Gerçi sen, yapmak yerine hâlâ yazmayı kullanıyordun ve “yazmak cehennemdir!” diyordun. Cennet, cehennem bir tarafa, şiir de şairlik de bir yerde hasbilik! İlhan Berk ve ölüm demiyorum –bu sözcük ne Otağ’da, ne Atlas’ta, ne Delta ve Çocuk’ta, ne de Güzel Irmak’tatek harf bile yok– yaşlılık demişken İlham Berk’in hiç yaşlılığı olmuş mudur sahi! Şiirin gizli tarihini Deniz Eskisi renginde düşerken bile gepgençtir Berk usta, Istanbul’dan Pera’ya, Mısırkalyoniğne’den Kül’e, Âşıkane’den Tümceler Geliyorum’a hayata ve şiire İlham’dır. Sîna Akyol’dan Gonca Özmen’e, Orhan Alkaya’dan Didem Madak’a, Gülseli İnal’dan Kemal Varol’a, Engin Turgut’tan Zeynep Köylü’ye defterleri İlham-ı Berk, olmayan şair var mıdır! Şu da var: “Ölüm” sözcüğü dağı dağa, ırmağı ırmağa, gölü göle insanı insana hatırlatma gongudur sadece!; Teşvikiye’de, Taksim’de, Beyoğlu’nda, Saint-Antoine’da, Asmalımescit’te, Bodrum’da İlham Berk’in yaşlılık hâlini bunca yıl var hiç görmedim. Yaşarken insanın kendine dipnotlar araması ilk yaşlılık belirtisi midir yoksa! Kalbim mi sürçtü ne! Hayır hayır, ölüm ve yaşlılığa dair söylenecek hiçbir şey güzel değil! Tüm Günaydın Yeryüzü’lere, tüm Şenliknâme’lere, tüm Galata’lara, tüm Güzel Irmak’lara, tüm Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum’lara gündoğumu önceleri verilmiş birkaç defter İlham Berk sözlerim var, ölümden de yaşlılıktan da hiç mi hiç söz etmeyeceğim. Şiir adına mütemadiyen müezzinlerden bile erken uyanmaya çalışacağım her gün; elhamdülillah Müslümanım da şu ezan sesini bir türlü sevemedim ancak. Herkese Müslüman hâlimle, Neşet Ertaş’ı fon yapıp nasıl da baka baka İlhan Berk okumak istiyor şimdi canım! Bir gün Kaktüs’te, elindeki dergisindeki bir şiire uzun uzun bakmış da, yanımdaki kıza pardon içindeki Nanja’sına “kızım, şiir okunmaz şiire bakılır önce!” demişti ya az aşk az sitem hâliyle. Şu şiire bakmalar var ya, her bakma ayrı bir durak; o gün bugündür şiirin esleri ve durakları var ya birinden biri korkunç beyaz öldürür beni usta! Usta demişken, “usta” sözünden nefret etmen bile bir hünerdi senin, altsesi kendinden büyük tüm büyük şairler gibi. Bana kalırsa, ne yalan söyleyeyim yaşayan tek şiir eleştirmeni bugün de sensin hâlâ. Müezzinden önce uyanmalı şair; dün sabah aramadın, bu sabah aramadın, yarın sabah arar mısın bilmem, yeni sabahlardan bir sabah şiir hakkında konuşmak üzere telefonun öbür ucunda olacaksın mutlaka. Ey şair, bana bakma “ölüm” sözcüğünü bu deftere ben sarkıtmadım! Hem kim demiş İlham Berk ölmüş, şurda bir bir kitapları, masa lambası yanında hiç sönmemiş cepaynası; hiç ölmemiş ki! Cemal Süreya sanat ve eleştiri adına bunca isim saydıktan sonra “İlhan Berk eleştirmen” demesi boşuna mı? Bak, gözcümle benim de eleştirel sitemlerim olacaktı bu yazı içre, vazgeçtim; insanın yarasını sağaltan “geldim” diyen tümceler var iyi ki; sitemkâr bir hâle bürünmek bile bir yerde ölüm ve yaşlılık belirtisi. Şimdi birazdan, Hüseyin Peker adında hayat ve şiir ermişi biri bileklerine kadar mor cennet, dizkapaklarına kadar yeşil çorap cinnet çıkar gelir de bana ve kendine gençliğini hatırlatır; öyle iki gençlik ki gelen bilekleri ve boynu İlham Berk’ten ödünç!

Âh, İlham Berk şiir enstitüsüne aralıklarla bir yirmi yıl devam etmiş biri olarak, taş plak hüznümü şiir yerlerinden kırk yedimin pikap iğnesiyle yeni çizmiş gibi kırk yedi gözcümle’de, işte kendimi şiire lehimledim. Ustam, “ölüm” ve “yaşlılık” adına tek çapak bile görürse cümlelerimde; şimdiden kendisinden özür dilerim.




bir / İstanbul’u artık düşünme, Kapalıçarşı’nın küçük esnafları el kadar dükkânlarını çoktan açmışlardır. Galata olsun, Pera olsun her şaire ilham vermiş olabilir; tüm İstanbul İlham Berk’indir--Bir on yıl var kalbim dâhil kendimden çoğum/Bu sözleri ben mi söyledim İlham Berk mi inanın bilmiyorum:
ağzımdaki at öldü artık, bak şimdi esmerim
kusurlu şiirler kutsallığında bana dokun
bana mühürle dilini öylece nasılsa seninim
:bu benim ölümüm önünde durduğun--]*

iki / Sokaktan lacivert yağmurluklu bir uzunada’m, pardon büyük şair Berk geçti, tüm geçme’ler sinematografik olsa da hiçbir şey aşk kadar ye/ğ/nik değildir--Bir on yıl var içim dâhil kendimde yoğum/Bu sözleri ben mi söyledim İlham Berk mi inanın bilmiyorum:
her şey bir ayıplamadır, bak bu da bir ayıp--
öldüğüme üzülme, ölüm bir çakıdır götürülür!
:durup bir yıkık aşk dedim İlhan Berk bir yıkık--]*
şair ölse de göğü kanıdır kasığından dökülür

üç / Duydum, dedi: “Salisen bu kırmızı saçlı kız bütün türküleri yarım bilir!” Walt Whitman ve Berk caz ve türkü ağızlarıyla bir ihtimal aynı kızı sevmişlerdir!
dört / Hiçbir ölümü artık çocuklara söylemiyorum: Avluya Düşen Gölge’den bu yana iki yanımda çok defa aşksız garip insanlar oturur.
beş / Kimselere söylemeyin, otlar böcekler dahil tüm canlılar üzerine cinselliklerine değin söylenmiş defterler dolusu şiirlerim vardır. Neşredemem.
altı / Yalnız başına duran hiçbir dize yoktur; düşseverliğini törpüle, Mallarmé değilse eğer şiirdir yanından geçen.
yedi / Sayıları çok sev, hele de 7’yi!
sekiz / Saint-Antoine’ın güvercinleri hem Hıristiyandı hem Müslüman; unutma ki, şiir de Hıristiyanlık ile Müslümanlık arasında bir yerdedir.
Ya da ben oralarda bir yerdeydim.
dokuz / Unutma ki, herkes elinden geldiği kadar sever dünyayı!
on / Her çocuk korkunç Allah’ım! Galatalı mı, Peralı mı, Bodrumlu mu çocuklardan biri söyledi de duydum sanki; güya ben ölmüşüm! İnanmadım, Dağlarca’ya sorayım dedim. Sonra “Çocuk ve Allah” bir kitap durdu önüme. Bu kadar kitap yazdım da bir Allah kitabı yazmayı nasıl akıl edemedim. Bu demek kafadan on yıl da Allah’tan!
on bir / Allah’ım, bu saatte uyuyan bütün insanlar akraba.
on iki / Artık eski plaklar çalan kahveleri unut, benimle ol!
on üç / Ben bu dünyaya bir idare lambası altında gelmiştim, fitilime kadar babasızdım. İstanbul’dan Köroğlu’na, Galile Denizi’nden Şenlikname’ye, Âşıkane’den Güzel Irmak’a, Deniz Eskisi’nden Delta ve Çocuk’a, Kül’den Çok Yaşasın Sayılar’a o kadar çok lamba yakıp söndürdüm ki şiir adına; isterseniz oyun olsun tüm lambaları söndürün, ben bir o kadar lamba bulur yakarım.
on dört / Gördüm, görünmeyen yoktur!
on beş / Manisa Ankara İstanbul Muğla--âh, benim mısra-ı berceste şehirlerim! Toplumculuk, 2. yeni, gerçeküstücülük o bu laf-ü güzaf bütün hepsi. İyi ki de bütün bir ömür şiir yazdım, yoksa sever miydim bu denli sizleri. “Ağzına kurşun sıkılmış kardeşim, seninleyim!”
on altı / Hangi şehirliye sorsan söyler, şiir gibi bir şey: Bir gün dağların arkasındaki köylerden/Dağları bir pabuç gibi giyip geldik!
on yedi / Sahi, bir ömür işlenmedik günahlara hazırlandım. Her şeyde uç beyim, günahta da.
on sekiz / Şiir de başlıbaşına sonsuz uyanış işi. Dünyada en güzel şehirler uyanır, bilin isterim. Ben yirmi yıl şehirlerin sonsuz uyanışlarını seyrettim. Bende tüm şehirler köylerine dek sonsuza uyanıştır.
on dokuz / Herkese ait bütün aşklar aslında yataklarda yaşanır. Beni değil kendinizi bağışlayın, ben ki dünyanın bütün yataklarına izinsiz girdim. Şiirime sor, söylesin!
yirmi / Allah’ı bir ayna parçasına değişen çocuklar çabuk büyür, şiir gibi!
yirmi bir / Yoksulluğa ve hüzne müsait duranlar bir biçimde şiiri aittir.
yirmi iki / Uzak güzelim! Bak, belki de ilk defa ölüm sözcüğüne yer verdim sözlüğümde. Bensiz ölme!
yirmi üç / Belki bin defa söyledim: Gücünü anlamdan alan şiirden soğudum!
yirmi dört / Ne zamandır, umutsuz, yitik, yıkık, yalnızım. Bu dünyada da o dünyada da olmamak, her ikisi de yetmiyor.
yirmi beş / Ne zaman bir “babasız”lık gelse aklıma; bir rüzgâr horozudur gelir üstüme, saçlarımdan içime beni sessizce ağlatır.
yirmi altı / Her birimiz küçük birer karanlığız kendimize belki de. Şiir, devreye gir de sen anlat: Sen ey dar yalnızlık, ezik eskil ayna!
yirmi yedi / Edibe.. Ahmet.. Ben sıkıldığımı biliyorum. Sıkıntı. Sıkıntı. Sıkıntı.
yirmi sekiz / Gülme! Harfleri kurcalamak benim bir işim de. U’yu az önce yatırdımdı, Y’yi soyuyordumdu usumda.
yirmi dokuz / İki kızınız varsa eğer, birine tıp diğerine arkeoloji okutun mutlaka. Benim üçüncü kızım: sevgili imgeler arkeoloğu!
otuz / Sanmayın ki orda değilim! Gördüm, güz düşüyor.
otuz bir / Geceydi, erotizm defterimi açtım: Yalan yok, ağzı ağzımın içinde açıktı!
otuz iki / Boyuna kendimi dinledim. Boyuna kendimi araştırdım. Boyuna kendimi aradım. Bu yüzdendir benim şiirim hep bir aramadır.
otuz üç / Beni hep aramayın. Gecikmiş bir şimdidir gece!
otuz dört / Orgazm, o küçük ölüm! Bedenin ruhu tanrıdır. Dört gecedir, ölmekten ölüyorum!
otuz beş / En zalim ay mı? Nisan. Çünkü, kemik unudur insan.
otuz altı / Resim: Mutluluğum benim! Çorap ve sUtyen masum eşyalar üzerinde gidip geliyor elim. Bütün gölgeler kalsın.
otuz yedi / Gel, ateşime sokul benim! Tek yakmayan ateş şiirdir Nadja.
otuz sekiz / Belki bir ilçeydi ablam, loş. Ne zaman bir Manisa geçse aklımdan, geçmiş: çıplak, gelecek yabanıl.
otuz dokuz / Ben mi dedim, Mallarmé mi dedi, Artaud mu dedi inanın bilmiyorum. Bilmemek, bazen birçok şeyi bilmektir: “Bir kitap ne başlar ne de biter, olsa olsa öyle gibi görünür.” Böyle bir şey...
kırk / Bilinçsizlik, bilinçli yaşamdan daha şiirseldir.
kırk bir / “Çıkıp gitmeliyim daha kuytu bir yere/Anlaşıldı dünyada yağmur yağıyor”
kırk iki / Bir ağlamaklık bir ağlamaklık sorma! Ne sen ne ben hiçbirimiz ölmüş değiliz. Karşı ovalara güneş vurdu, biri bizi kaldırsa. Sahi, kaldırılsak kalkar mıyız!
kırk üç / Derler ki, dünya bir penceredir. İyi de, ben sensiz bakamam.
kırk dört / “Kimseyi yoksul komadı İlhan Berk/Kimseyi benim çıplaklığım”--
kırk beş / Âh, cuma adında bir kuş gibi cama vurdum! Ne kadar günlerim varsa dünyada kaldı!




Altılı Aşk Kâğıdı / Hüseyin Alemdar

1
ağzımdaki at öldü artık, bak şimdi esmerim
kusurlu şiirler kutsallığında bana dokun
bana mühürle dilini öylece nasılsa seninim
:bu benim ölümüm önünde durduğun--]*

2
her şey bir ayıplamadır, bak bu da bir ayıp--
öldüğüme üzülme, ölüm bir çakıdır götürülür!
:durup bir yıkık aşk dedim ilhan berk bir yıkık--]*
şair ölse de göğü kanıdır kasığından dökülür

3
habire oyuklar yapıyorum ya kalbime senden
:her akşam tabanımda senin çamurun--]*
şiir ki dolunay hazzı bir çocuktur kalp teni çekerken
unutma--aşk sadece tanrılara namâhrem! koru ve korun

4
bir dize sarışın iki dize esmer üç dize kırmızıderin
harf ve imgelerden yapılma bir deniz tenin! kırmızıl
:bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin--]*
nerde deniz var gidip yüzdüm--aşk dilinde her su kızıl

5
beni ovalarda dağlarda bodrum’larda arama yerimde değilim
çekme beni öyle âşıkane’lere--belki de içimin ipliklerisin
:-âh! ölüme, o büyük tümceye çalışıyordum--adımı kırdım, leylim!--]*
bir il-han değilim, bir b-erk değilim, bir sen ilhanberk hiç değilsin!


6
az ve küçük ne varsa güzeldir--ki güzel görünmez çoğun
gecenin açması gibi akşamda elin akması gibi kanda
lehimi tutmasa da sızıl bir anlamı vardır her boşluğun
:ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada--]*



[ --] İlhan Berk





Onüçlü Aşk Kâğıdı / Hüseyin Alemdar

1
benim aklım hep dudaktadır, dudak ki son tükenendir
alt dudağım dilkalemimdir bundan kime ne
ustam öğretti de--aşk, ter ile tendir
:dayasam ağzımı güvertene--]*

2
ellerime dökülmüş pul pul bu kadın yanıkları
bana mahsus bana mahsup bana muktedir
ki kırkından sonra doludur kana yağmışsa aşk karı
:aşk ki küçük dağ köyleridir--]*

3
habire oyuklar yapıyorum ya kalbime senden
:her akşam tabanımda senin çamurun--]*
şiir ki dolunay hazzı bir çocuktur kalp teni çekerken
unutma--aşk sadece tanrılara namâhrem! koru ve korun

4
:böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni--]*
ellerim memelerine iman ediyor gözlerim elmas büsbütün
anladım, aşk kıştan çalınmış kısayaz şair mevsimi--
anladım, Güzel Irmak bir cıva bu en uzun gecede içime döktüğün

5
bir dize sarışın iki dize esmer üç dize kırmızıderin
harf ve imgelerden yapılma bir deniz tenin! kırmızıl
:bu bitmemişşiirler senin ayakbileklerin--]*
nerde deniz var gidip yüzdüm--aşk dilinde her su kızıl

6
dağlarda ovalarda revan gökanlam bir soruydun sen
: orada dururdu güzelliğin ben gelemezdim--]*
kalbe çakılmış çakıydı her gitmen--âh, sen az gitsen!
seni yitmelere köyler kasabalar şehirler kurardım

7
az ve küçük ne varsa güzeldir--ki güzel görünmez çoğun
gecenin açması gibi akşamda elin akması gibi kanda
lehimi tutmasa da sızıl bir anlamı vardır her boşluğun
:ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada--]*

8
ben sana yolum seni bana getiren ayakların
:dokunma ayağın dilinde aşktır--]*
gitme, kal! seni yâr yapan bu uzun bakmaların
âh, aşkın kapısı gözlerdir kalbini yakınlaştır

9
ikimiz dil’iz--ben senin sıcak alfabenim, dedimdi
ömrün saati on dakka ileridir, insana dilden gidilir
:seninle yepyeni bir göktü gidilirdi--]*
geceleyin kendi denizinde taş sektirene âşık denilir

10
: o küçük köyde her gece gezen bir çocuktum--]*
aylar yağmurdu o vakit--her damlada ıslanırdım ben a’çocuk
çiy ve kekikti kahvaltım, senin hatrına hep toktum
senden yapılma bakmalar küçüğü bir ovaydım--adım a’oğulcuk

11
nasıl da kıyısız kitap ağzımdan dökülen her tümce
aşkolsun ki, sana ve buralara oyuncak denizden çıkıp gelmiştim
Türkçemden umman 29 harf sessizliktim bilcümle
:bu denizi ayaklarını sokasın diye getirdim--]*

12
gide gele yüze öle upuzun ölürüm bir yerde
:dururum artık aşka, herhalde oraya--]*
durmak sevap gibi bir şeydir, tenine susarım o dilde
susmak aşk yarısıdır, ağzımdır--bulur seni araya araya

13
iki kişi ola ola artardım ne kadar artsam hep azdım
az olanın tadı başkadır, ter ü ten bütün gece yaşardın
:ülkem uyur, ben sana dolaşmaya çıkardım--]*
küçüğüm, ülke görünmezliğim--ülkesi yalanıdır insanın!


[ --] İlhan Berk
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  berk caneze.jpg
Görüntüleme: 1519
Büyüklüğü:  21,8 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  berkHus1.jpg
Görüntüleme: 1298
Büyüklüğü:  97,3 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  ilhan1.jpeg
Görüntüleme: 1081
Büyüklüğü:  5,6 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  berk_hus1.jpg
Görüntüleme: 1334
Büyüklüğü:  15,5 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #265  
Alt 06-09-2012, 12:01
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



GÜZ İNCELİKLERİ-1 / EYLÜL AKATALPA'SI YA DA "HERKES BAZEN İNCİNMEK İSTER!"‏




Masamda bekleyen iki derginin tanıtımını bundan sonraki yazıma bırakarak, biraz "oğul" biraz "kız çocuğu" hüznünde kendimi Akatalpa'ya sayfalarına attım. Oğul dedim, yazımın başlığında yer alan "Herkes bazen incinmek ister" dizesiyle bende "oğul"dan da öte bir tat bırakan Onur Sakarya'yı ve şiirini ölünceye kadar kendime yakın bulacağım ve her daim seveceğim. Kaldı ki, kızımı Mersin üzerinden Dersim'e gelin verme sırasında kendisini yaşadığı şehir olan Mersin'de tanıdım ve en az şiirleri kadar sevdim de. Mersin demişken, şiir yazmasa da hep şair kalacak Sadık Yaşar'ı, şiire hep abi kalacak Ahmet Ada adlarını da anmam gerek. Gebze'deki kına gecesinden başlayarak, Çamlıca'daki düğünden Mersin'deki düğüne kadar bir kız babası olma hüznümü hafifleten tüm şairlere içtenlikle teşekkür etmek isterim; yeri gelmişken. Hele Adana-Mersin deplasmanında tam kadro yanımda yer alan yukarıda adlarını saydığım üç şair dışında, bana Mersin İdmanyurdu ve Adanademirspor forması giydirir gibi beni çocuklar gibi şiir neşesiyle kanatlandıran, başta folklor dehâsı Mehmet Hameş ile beni hem telefonu hem de gelin çiçeğiyle "kız babası" olmanın şâiri kılan Hüseyin Ferhad'a, İlhan Kemal, Yılmaz Bozan, Zeki Karaaslan ve Akdenizli dostlara yürekten teşekkür ediyorum. Yine özele kaçtım biliyorum, Akatalpa dergi tanıtımı derken dalıp gittim yine! Sayın ki, şâir kızımı evlendirdim ve o kızım Akatalpa'da şiirleri yayımlanan canımın en içi; bağışlanmamı dilerim.--Ah, aslında kimse kimseyi bağışlamaz, bağışlayamaz! Değil mi ki Metin Erksan'ı, Dağlarca'yı ve Allah'ı bile tanıdım; onları tanımış olmamdan belki, kimse kimseyi istese de bağışlayamaz! 43 şiir, üç yazı ve bir günlükten oluşan Akatalpa'nın bendeki yeri her zaman özeldir; özel demişken özele girmeyeceğim. Madem Onur Sakarya'dan bahsederek dergiye giriş yaptım; aranızda hâlâ Yancının Aşkı'nı okumayan varsa, değil şairden şiirden utansın! Nurullah Ataç'tan Cemal Süreya'ya ve günümüze uzanan "zar atma" geleneğinden söz etmeyeceğim; çünkü, şair için zar atılmaz, ancak dilek tutulur. Sevgili Onur Sakarya'nın Akatalpa'nın bu sayısında yer alan Galaktik Dilenci şiiri gerçi yayımlanan iki kitabındaki şiirlerden farklı olsa da "sokak dili" söylemini taşımasıyla bir Onur Sakarya şiiri olma hâliyle hemencek kendini ele veriyor. Varsın şair Onur'lardan gideyim; derginin bu sayısında birkaç şiiriyle dikkatimi çeken Onur Çeğil'in de enfes bir şiiri var. Henüz güz demeden içimi acıtan bu iki dize



"Bilmiyorum kış neden ayna olma halinde/neden yalnızca ayaklarımızı gösteriyor kar" Onur Çeğil'den. Kimse bana bir dergide 43 şiir olur mu demesin, ağzını yırtarım! İnanır mısınız 43 şiirin en az yirmisini yıllık yapsam yıllığa alırım; ah, yoksa yaşlanıyor muyum! Ah, Fatih Akça'dan söz etmesem ölürüm! Bu yılki şairim elbette ki Fatih Akça; bu kadar çok yönlü ve de birikimli, hayat dolu bir şair olamaz! Şu iki dize de ondan: "sesin ufalanan ekmek kadar günah/yeniden mektup yazabiliriz, Cezayir uzak!" Ah, mektup yazacaklar için uzak yoktur. Bağışlayın adresi bende olsa da Fatih Akça'ya henüz mektup yazamadım. Eğer mektupları ve beni seviyorsanız, içinde mutlaka sinema da geçsin Fatihcan'a biriniz mektup yazsın. İşte adresi: Fatih Akça Densaş A.Ş. Kirişhane Mah. Hz. Osman Camii Altı 2262/1 Sokak No: 1 Denizli. Ah, park ettiğimiz kuşları temize çekelim! Nilüfer Altunkaya ve Korkut Kabapalamut yazıları bir gün kitaplaşsa. Ah, Adil İzci hep günlük tutsa! Sen ey benim en içli Bursa şehrim, sevgili Ramis Dara! Akatalpa'nın yeni sayılarında ve başka dergilerde uzun soluklu şiire dair yazılar yazıp yazıp da keşke ölsen! Yıllar önceydi, tanığım sevgili Metin Güven: Sendeki "oğul" ve "kız babası" hüznünü çok sevmiştim. Akatalpa'daki diğer şiirler demişken; Abdurrahman Şenel'in şiir yazmasa da şair olacağını söylemiştim; ah, şiir kardeşim benim "Kesik kesik öldü anne/Anne ölünce yoksuldu tabanca!" da denir mi oğul, beni ancak bu saat sen öldürebilirsin! Ey sizler, sevgili Sedat Umran, kalbimin daimi boşluğu Osman Serhat Erkekli, sevgili Ergül Çetin, hâlâ içimi tutar gibi sevdiğim Pelin Özer, Arif Erguvan, Hakan Yirik,Suat Kemal Angı, Türker Özşekerli, sevgili Ünsal Çankaya (şiirlerinde hep Gebze diye dipnot düşüyorsun, beni o cehennemde bul!), "ne hayalin var gör" sevgili Özge Kocatürk!, içimin içi sevgili Serkan Türk ve Tayfun Gerz; Hüseyin'lerin en içlisi Hüseyin Avni Cinozoğlu ve "M" harfinin iki içli mahcubiyeti Mahir Karayazı ve M. Sinan Karadeniz, adı Akatalpa olan bir dergiyi "kalp" diye öyle bir doldurmuşsunuz ki, yazın bittiğini bile anlamadım! Ah, öyle mi dedim! Yazan bittiği her yerde söylenir. Yaz da bittiyse ve eylülse, her şey biraz da şiirse, şimdi Akatalpa zamanı!


Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR


AKATALPA
Aylık Şiir ve Eleştiri Dergisi
Eylül 2012, sayı: 153
ISSN 1305 - 7685
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  akatalpa.jpg
Görüntüleme: 1111
Büyüklüğü:  18,8 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  Bursa3a.jpg
Görüntüleme: 1184
Büyüklüğü:  78,0 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  onur1a.jpg
Görüntüleme: 1380
Büyüklüğü:  74,5 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #266  
Alt 08-09-2012, 23:52
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart




GÜZ İNCELİKLERİ-2 / Ah, bu ayki VARLIK boşluğun merdivenleri!‏




Ah, hümanist bir yıkım mı yaşıyorum yoksa "Etik Toplumculuk" kulvarında! Şiire başladığım yıllarda, Rıfat Ilgaz, Orhon Murat Arıburnu, Hasan İzzettin Dinamo, A. Kadir, Kemal Özer gibi ustalarla tanışıp usta-çırak ilişkisinde çok güzel anılar biriktirmeme rağmen sonraki yıllarda toplumcu şiirden nasıl oldu da bu kadar uzaklaştım! Rahmetle anmam gerekecek hepi topu on marksistten biri olan Asım Bezirci'ye kendimi nasıl affettireceğimi bilemem. O beni hep oğlu gibi gördü, Sivas'ta Behçet Aysan, Metin Altıok, Uğur Kaynar, Hasret Gültekin ve diğerleriyle yakıldığında ben öylesine yanarak öldüm ki, cennetin de cehennemin de bu dünyaya ait olduğunu anladım, kül tadı en derin acıyla. Bu yıllarım Varlık dergisi yıllarıma denk gelir. Bir ara Adam Sanat şairi olup kıçıma tekme vurulup yine Varlık'a döndüğümde, "Nâzım şiiri her hâlde yazdı, siz gençlere üzülüyorum!" diyen top sakallı A. Kadir artık hayatta değildi; ben ilk ustalarımdan biri saydığım Kemal Özer'e Memet Fuat'ın "iki dergi iki usta arasında kalmak bir yere kadar, bir yerden sonra tercih yapmak zorundasın" sözünü Kemal Ağabey'e hiç söyleyemedim! Sonraki yıllarda son kitabının yayıncısı olduğum incelikler şairi Ercüment Uçarı bile beni yeniden Adam Sanat'a dönme yönünde ikna edemedi! Aslında ben böyle bir ikna edilme durumunu bir yerde kuşağımın şairi de olan Turgay Fişekçi'den bekledim; beklemek bir tarafa şiirimin giderek toplumcu şiirden uzaklaşarak "boş bir şiire" dönüştüğünü söyledi ya da ima etti. Kimseye bugüne kadar belâ okumadım, "belâ okumanın suç olup olmadığını bile bilmiyorum!", Allah Memet Faut'ın sayesinde şair bile olamayan Turgay Fişekçi'nin belâsını versin. Belâ demişken burada Belâ Vakti şiiri belâ tadında okumak isterdim. Varlık dergisi Enver Ercan'dan bile önce benim 19 yaş gençliğimdir! Bugün birisi otur şiirini ve yazılarını yaz dese Varlık'tan başka bir dergide yazmazdım herhalde! Ama şimdi çok geç artık!; yazacağım çok dergi var, nâçizane önlerini açmam gereken çok imza var! Şimdi dergi ve şair adı olarak her birini sıralasam bu sayfalar dolar. Varlık dergisi tanıtım yazımın başlığına "Boşluğun Merdivenleri" demişken boşluk tadında dergiyi gençliğime anlatayım; izninizle. Aslında "genç şiir" seçimi konusunda direkt Enver Ercan'dan söz edip Varlık'ı öyle tanıtacaktım. Bu olamazdı, yıllarımı verdiğim Varlık dergisine, ordaki yazarlara ve yazılara ihanetti bu. "Yeni Şiirler/Yeni İmzalar" konusunda, maalesef ne Sinâ, ne Türk Rimbaud'su ne de şiirimizin seçmeler piri sevgili Enver sınıfı geçemediler. Hele bu sayıdaki Enver Ercan'ın aymazlığı değil dostu düşmanı bile çatlatır! Ah, "yolun henüz başında" denilerek adı anılan Gökhan Demirci ile Üryan'ı çıkaran ve öykü-şiir arasında gidip gelen Necdet Dümelli'yi genç şair saymanı anlarım da 2010 ve 2011 yılı eylül aylarında yarına kalabilecek iki şiir kitabı ("Cevher Kapısı", ""Gece Yanığı") yayımlamış bir Cevahir Bedel'i (1976?) "genç şair" diye ağıtlarsan, bana değil sana gülerler ağıt tadında Enver kardeşim! Sen ki Tophaneli gençliğinle Beyoğlu'nun arka sokaklarında temiz kalarak gençliğini tüketmiş bir gencin yüreğinin kaviliğini iyi anlarsın! Madem derginin kapağı Metin Altıok Şiiri: Hümanist Yıkım ve Etik Toplumculuk, boşluk tadında dergideki yazılara ve şiirlere değinerek Varlık dergisi Eylül ayı tanıtımımı "ibadet" tadında noktalayayım: ) Ah benim, "Kadınlar da oldu elbet yaşamımda,/Biri hariç hepsini bağışladım." diyen hüzün ve kederden yaşıt Metin Abim, bir gün Bingöl'ün Genç ilçesine gidip seni ve gençliğimi şiir diye ağlayacağım, söz! Merak etme ve içini ağlama, o kadını buldum ve öldürdüm!





) Ah benim kalan tek Ankara Abim, Mustafa Şerif Onaran Abim! İnsan sabah sabah Metin Altıok deyip böyle mi ağlatılır!
) Ah! Bana bir gün de Metin Altıok'u sen anlat sevgili Yaşar Güneş!
) Ah, siz yazı için mi yaratılmışsınız Z. Betül Yazıcı! Şimdi ölsem de arkamdan ilk yazıyı siz yazsaydınız, "kıçı kırık yönetmen" tadı göndermelerle!
) Ah, çok mu uzadı! Bir yerden sonra yazılarınızı makas değiştirme sosu yapın sevgili Hasan Bülent Kahraman!
) Ah, benim uzak ve ölüm gibi ak-pak şair ve türkü bacım Arife Kalender! Sen ne büyük şair oldun öyle! Hele bir de bir "eşcinsel"i sevdinse, sana Allah gibi tapılır!
) Ah, her şeye rağmen benim şairim hâlâ Hüseyin Peker! Değil Yeşilçam'da İzmir'de onu görüp belgeselini hâlâ çekmeyenler gençliklerinden utansın! "sert bir albüm yaptım sana gelecekten/göçük bu yüzden aramızda!"--otur ağla, .mcık herif, bu ülke senin ne umurunda!
) Ah, Nar'ın babasını artık okumuyorum desem de, okuyor, acı diye geçiyorum. Beni "yeni" diye öldürene Adanademirspor formamı hediye edeceğim!
) Ah hâlâ şiirin en köylüsü olsa da (Aaa, bir de asker kökenli! Asker kökenli hiçbir yazar ve şaire artık tahammül edemiyorum; Dağlarca bile olsa!) Abdülkadir Budak'ın şiirlerinde beni vuran dizeler ya da kubleler var! Artık ağlama diyorum gençliğime, ağlıyor yine de maalesef! "Çok oldu kimseye çiçek götürmüyorum/Çünkü ellerine ulaşmadan soluyor/Bu çağ çiçeği bırak paslı bir saksı etmez/Bahçe paslanır mıydı; paslandım yalın!"--Gel şu, Yaşar Dalgıçoğlu mahlasından vazgeç, sen köylüsün ama Abdülkadir Budak'sın!
) Ah, beni biriniz "Bir Yeraltı Şarkısı" dinlemek için de olsa Hakan Bilge'ye götürsün!
))) Ah ki âh! Sevgili Enver, Varlık'ı aslında sen adam ettin! Benim yirmili yaşlarımın Varlık'ı biraz eksik ve yanlıydı. Türkiye'de dergiciliği üç kişi hakkıyla yaptı; Cemal Süreya güzel yaptı batırdı!, Enis Batur enfes yaptı, kaptırdı!, sendeki dergi anlayışı hem güzel hem enfes! Yalnız biraz dikkat kardeş! Beni anlayışla karşıla, ben bir süre daha sanal ortamda eseceğim! Bu ortamda da işini güzel ve enfes yapması gereken bir ya da birkaç insana gerek varmış. Ya da ben öyle sanıyorum. Öyle psikiyatr arkadaşlara filan gitme bütün arkadaşlar dallama! İki gündür Varlık okudum çok ağladım!, eline gözüne sağlık yine de, dönüp geriye bak ve yaptıklarımıza sakın olan benim gibi ağlama!

Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR



Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  varlik.jpg
Görüntüleme: 1220
Büyüklüğü:  9,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  metin alt.jpeg
Görüntüleme: 1080
Büyüklüğü:  4,4 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  enver.jpeg
Görüntüleme: 1213
Büyüklüğü:  6,0 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #267  
Alt 26-09-2012, 11:42
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart




SİNA AKYOL VE MEHMET SARSMAZ! İKİ ŞİİR CUMHURİYETİ...‏


Ah, Vakitler İncelikler şiir antolojimde şair ve şehir şiirleri de vardır.has şairim Ahmet Erhan için Ankara Vakti'ni, uç şairim Hüseyin Peker için de İzmir Vakti'ni yazdım. Bugünlerde hem benim hem de kızım için Mardin Vakti'ni yazmaktayım. Tabii ki bu vakti kaleme ve içime çekmem benim ve kızımın şairi Murathan Mungan'dan ötürüdür; Refik Durbaş'ın eski Mardin'deki banka buvarına kazınmış iki dizesi bu ötürülüğün ötesidir. Biter mi bitmez bilmiyorum! Ben bitmezsem biter sanırım. Bu dünyaya vefâ ve incelik için gelmeme rağmen bazen her ikisi de olamam şiirin kötülük de gerektiren bir şey olmasıyla ilgili belki. Yoksa ölünce hepimiz iyi insanlar olacağız; Zeki Demirkubuz bile!

Uç ve has şairim Hüseyin Peker'i çok geç tanıdım, her gün kavga yapsak da herkesten çok seviyorum hâlâ! Onun çok sevmemin sinema soylu iki karşılığı var: Mustafa Alpay Ziyal ve Metin Erksan! Dehâ bu iki insan şimdi sözünü ettiğim insanı hem çok sevmeyi hem de şiir ve sinema tadında nefret etmeyi öğrendim. Yoksa bugün bile kendi kuyuma iştahla taş atmazdım!

Evet uzattım! Hani vefa ve incelik şairiyim ya belki de ilerde öyle anılacağım; ya da hayatın dolgu malzemesi gibi ölünce üzerim molozlo kapatılacak; ne umurumda! Hüseyin Peker'in ilk şiir kitabı bir yerde benim kutsal kitabım gibidir. Hani der ya Peker, "İnsan Arkadaşınındır!"; birbirinine dost-düşman sevgili şair arkadaşlarım ve şiirsever (:hatta şiirsevici dostlarım!) kardeşlerim, mademki hâlâ vefa ve incelik insanıyım, üstelik Facebook denen bir sosyal paylaşım sitesini ibadethaneye çevirip her gün kendimi kirliyor ve temizliyorum o hâlde bugün başka bir inceliğe "gizli başyapıt" tadında imza atayım. Her gün Facebook ana sayfamın sağ köşesinde o gün doğum günü olan üyelerimizin fotoğraflı isimleri beliriyor ya, onlara dikkatli bakın şiiriniz ve Allah'ınız varsa! Yoksa ya bu sosyaal paylaşım sitelerini ve hatta cep telefonları bile kullanmayın ve siktirip gidin. Zaten yeteri kadar insansızlaştık! Değil bizi İnsan Arkadaşınındır ve Kızkardeşleşmek kitapları devletbaba ve Allah bile kurtaramayacak. İmam yavşağının elinde her gün üç kilo pamuk...

Ben de biraz gâvur İzmirliyim ya! En az Hüseyin Peker kadar şiiri ve kalplerini sevdiğim iki şairimin bugün doğum günü. Ben değil Facebook sayfam söylüyor. İzninizle ve tüm şair ve şiirsever arkadaşlarımın huzurunda çok değerli bu iki şairim Sinâ Akyol ve Mehmet Sarsmaz'ın doğum gününü yürekten kutluyor, bundan sonraki yaşlarının daha bir şiir tadında geçmesini diliyorum. Bunu derken de tıpkı Türkiye Cumhuriyeti'ne öyle böyle inanmayı sürüdürürken bu iki şairimin çok özel cumhuriyetlerine ise canı gönülden inanıyor ve kendimi onların gönderlerine çekiyorum.

SİNA AKYOL ve Bir Kitabın Cenkleri

Geceleyin orman, çalar borazan.
Uyanır asker, tüfengine sarılır.
Boşa gayret! Üç beş Köstebek
namluları delmiştir.

***

Geceleyin orman, çalar kavalın.
Kaval ki şenliktir, Börtü Böceğe.
Eğleşip gelirler, Milli Cephe'ye
ve Sincap ve Baykuş ve Tilki Soyu!


MEHMET SARSMAZ ve şâir "BU'DUR!"

Yokluğu aşkı bu'dur! yaşadığın
Okyanus gözler yoktur, bilirsin
Sahici sevinçler kanatlanmaz ki
Yalın aşklar yoktur, anlarsın

(...)

Zalimdir, bu'dur ve şiirdir;
Ölümsüzdür, bu'dur ve de yaşamın içindedir...
Ümitsizdir, güzeldir, inkâr eder:
Mahzun bakışını...



İçtenlikle Hüzünüleyen: HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
  #268  
Alt 29-09-2012, 01:10
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

AH, SABRİ KALİÇ GİTTİ Mİ!



Yeşilçam'da geçen otuz beş yılımın yirmisinde Sabri Kaliç (1966-?) vardır.
Onun ölüm haberini haftalık Penguen dergisinde bir tesadüf eseri okudum.
Belki be bir şakadır ve ölmemiştir; bir de migreni tutmuşsa Şişli'deki izbe bodrum katı evinde Allah bilir şiddetle kafasını duvarlara vuruyordur. Onun kadar dişlerini yüksek volumda gıcırdatan ve kafasını Tanju Çolak futbolu ve Metin Erksan sadizmi duvarlara vuran başka biri yoktur.

Öldüğüne inanmıyorum, inanmayacağım da! Sinemada çok deli tanıdım; Metin Erksan'dan Mustafa Alpay Ziyal'a, Alp Zeki Heper'den Sâdık Karlı'ya; sinemanın delisi edebiyatın delisine hiç benzemez! Sevgili Sabri Kaliç hem Allah'ın hem de sokakların delisiydi; üstelik entelektüel anlamda da delilerin şahı, dehâ diyemiyorum eksik kalır. 1987 yılında kazandığı ve dünyada her beş yılda üstün zekâlara verilen Meta-Film Award ödülünü 1 dakikalık filmiyle kazanan ülkemizin Dokuz Eylül Sinema çıkışlı en önemli sinemacısıydı; kadri bilinmedi, hiçbir zaman da bilinmeyecek. Eğer gerçekten ölmüşse biraz da sinema ve sanat seviciler migrenli kafalarını vursunlar plazalardaki camlara; onlar nasılsa cam kafalıdırlar, camdan bir kalp de taşıyamazlar, kafaları kırılmasın. Bir gün onların kafalarını sistem kıracak nasılsa!

Sevgili Sabri Kaliç iki benzetmeyle biraz yakın zamanın Alp Zeki Heper'i, biraz da ülkemize Diyarbakır'dan giriş yapmış Woody Allen'ıydı. O sadece sinemacı değildi elbette, yazdığı ve yayına hazırladığı yirmiye yakın kitapla da gerçek bir entelektüeldi. "Deneysel Sinemanın Kısa Tarihi" ile Anonymous'u yeniden keşfedilecektir; tabii ki kendi de. Onunla 90'ların başında aynı ofisi paylaştığımız yılları hiçbir zaman unutamam. Evli ve üç kadınlı bir adam olarak "resmen bana sığınmıştı", iyilik de kötülük de söylenmez ama Sabri Kaliç bana kardeşimden de yakındı; onu kendimce hep kollamaya çalıştım. Eğer intihar edip bu dünyayı terk etmemiş devletimce öldürülmüşse, onu öldüren yasal yasal olmayan devleti ellerimle boğarım. O yıllarda Sinan Çetin'le çalışmakta olan sevgili Kaliç, tasını tarağı toplayıp benim Sadri Alışık Sakağındaki 27/7 nolu home ofis daireme taşınmıştı. Babamın "kim bu adam!?" serzenişli sorusu karşısında, o sinemanın dehâsı demiştim. Zor da olsa babama da kabul ettirmiştim onu. Vaktiyle babasının ölümü üzerine Antrakt dergisinde "Sinema ve Babam" diye bir yazısı yayımlanmıştı, bir hafta on gün o yazıyla ağlayarak dolaştım. Sevgili Sabri Kaliç için ne yazsam eksik kalacak ve yazdıklarımın çoğu hüznümüzü anlatacak. İyisi mi "Vasiyeti"ne kulak asmadan sevgili Sabri Kaliç'i aramaya çıkayım!

VASİYETİ: "Belki çok erken, belki çok saçma ama vasiyetim gayet açıktır; öldükten sonra gerçek bir doktor raporu beklemeden ve ölümümün üzerinden en az 24 saat geçmeden beni asla gömmeyin... Cenazemde Goran Bregoviç'in 'Ederlezi' parçasını çalın, birazcık ağlayın ve sonra da en yakın bir bara gidin, sabaha kadar içki içip dans edin ) (Ha, mezartaşımı da ben yazayım da eksik kalmasın: SABRİ KALİÇ (1966-?), Yazar-Yönetmen!)"*

*) Sabri Kaliç hüznühaberiyle ve vasiyetiyle ilgilenmeyen puşttur!




Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  images.jpg
Görüntüleme: 1122
Büyüklüğü:  6,6 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #269  
Alt 03-10-2012, 20:05
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



SPLEEN Fanzin / 5‏


"uzaklığı olmayanın yakınlığı da uzaktır

aşkın uzaklığı makbuldür, derim sonra

ahh sana inanmanın kimyasında inançlı bir çukurum ben!" / Zeliha Köse





Vaktiyle sevgili Mesut Kara'nın çıkardığı bir dergisi vardı; dergi-fanzin arası bir şey. Toplam 12 sayı çıkan bu dergiyi hiçbir zaman unutamadım! Binbir zorluğuna rağmen her sayısı bir şölene dönüşen bu dergi şimdi nasıl da uzağın ve boşluğun güzelliği! Bu ayın ortasında çok tirajlı bir dergi olmanın yanında kalıcı olacağına inandığım Deve'yi ise dört gözle bekliyorum. Bütün bunların yanında bazen tek bir kişinin ya da birkaç genç ve yürekli arkadaşın yayına hazırladığı enfes dergiler ya da fanzinler vardır ki onların yerini hiçbir şey dolduramaz. Eylül-Ekim 2012 ile 5'inci sayısına ulaşan Harun Atak ve ekibinin hazırladığı Spleen Fanzin tam böyle bir çalışma. Özenle basılan Spleen, içeriğindeki editoryal tavrıyla belki bir fanzin değil ama fanzin olmanın fazlalığı. Yazıma alınlık yaptığım Zeliha Köse imzalı Olmamak Olduk Sonunda başlıklı şiirden Enis Batur, Kahraman Çayırlı, Onur Çeğil, İlayda Vurdum, Levent Karataş ve Kübra Yüzüncüyıl şiirlerine kadar her şiir sanki özenle seçilmiş.

Şiirden biraz uzaklaşır gibi olsa da kuramsal ve sinema yazılarıyla bir gün mutlaka karşılaşmayı umduğum Ahmet Bozkurt'tan, gizli sinemam Tan Tolga Demirci'ye ve kayıp spleen ve anlatı doymazı Şakir Özüdoğru'dan şairliği yanında bir deneme ustası ve sinema yazıları mimarı Kahraman Çayırlı'ya beni Spleen tutkunu yapan birçok neden var. Bütün bunların yanında bizde pek bilinmeyen Yunan şair Nikos Kavvadias ile yine Yunan sinemasının derinlikli ve çok katmanlı sinemacılarından Giorgos Lanthimos da bu sayının sürprizleri.

Hazır Spleen demişken, başka bir fanzinci Necdet Dümelli'nin James Joyce çevirisi Oda Müziği ile şiir ve sinemaseverleri ve de dergi ve fanzin okurlarını yazınımızın arka bahçesine davet edelim. İyi okumalar...




SPLEEN ya da İç Sıkıntı / Fanzin
Eylül -Ekim 2012 Sayı: 5
Yayına Hazırlayan : Harun Atak
spleenfanzin@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  spleen.jpg
Görüntüleme: 931
Büyüklüğü:  34,3 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  harun1.jpg
Görüntüleme: 958
Büyüklüğü:  16,6 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #270  
Alt 12-11-2012, 13:43
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



SİNCAN İSTASYONU ya da ŞİİR SIZISIPARADOKSU!‏





Eylül-Ekim ayı Sincan İstasyonu'nu günlerce çantamda taşımama rağmen hakkında tek bir satır yazamadım, o sayıdaki şiir ve yazılara bir türlü değinemedim. Oysa ki, Cihan Oğuz, Nedret Gürcan, Ahmet İnam, Mehmet Gökyayla ve Osman Namdar yazıları ve Nihat Ziyalan, Salih Mercanoğlu ve İlkiz Kucur şiirleri için almıştım o sayıyı. Hatta Nedret Gürcan yazısındaki bir isme (Metin Erksan'ın birinci asistanı ve aynı zamanda oyuncusu T. Fikret Uçak isminin nasıl Nedret Gurcan tarafından hatırlanmaz oluşuna bir sitem konduracaktım ki Kasım-Aralık sayısındaki 'Kuyu' filmi yazısında bu güzel insan yazıdaki yerini aldı) yapılan vefasızlıktan dem vuracaktım. Bu arada son iki sayısıyla birlikte iki aylığa dönüşen sevgili Abdülkadir Budak ve ekibinin güzel dergisi yoksa kapanıyor mu ünlemi içimde düğümlenmişti ki, Cumhuriyet Kitap'ın 1 Kasım sayısında Selçuk Altun'un "hasetlik" cümlesi "...A.B.nin dergisinin satış sorunları vardı; 61. sayıdan başlayarak iki ayda bir çıkma kararı alındı. (Hayırlı olsun.) --Abdülkadir Budak'ın Sincan İstasyonu'nu iki aylığa dönüştürmesinin "Dem esası" taşıyabileceğine Selçuk Altun'un kattığı yorum doğrusu düşündürücüydü: Bu, '"bir beyaz yalan' için cılız bir imge midir?" Abdülkadir Budak'ın Selçuk Altun'un bir kitabının tanıtımı üzerinden yaptığı çocuksu tutumun karşılığı bu olmamalıydı diye düşündüm bir ân. Gerçi dergiler, Cemal Süreya'nın deyimiyle kapanmak için, dahası batmak için çıkar. Sincan İstasyonu bu sayıya gelene kadar sendeledi, yara aldı ama henüz kapanacak ya da kapanması gereken dergilerden biri değil! Hele Kasım-Aralık sayısında yer alan Hüseyin Ferhad, Ahmet İnam (ki, bir yılı daha bitirirken ondan bana armağan "şiir sızısıparadoksu" enfes bir armağanı hayatım boyunca unutamayacağım!), Nedret Gürcan (bu kez Metin Erksan'ı Kuyu filmiyle anlatıyor; "Sen 'aman'ı bilir misin sevgili dostum! Sen 'aman' sesini iyi ki de Metin Abi'den duymuş bir üstâdsın Nedret Usta!) ve Ozan Kaçar yazıları ve de Yunus Koray, Aba Müslim Çelik, Özgür Yılmaz, Gökben Derviş ve İlyas Tunç şiirleri için olsa da Sincan İstasyonu en az yirmi sayı daha çıkmalı! Ankara'nın ana'kara hüznü dergisine sahip çıkalım.


Hüzünleyen: Hüseyin Alemdar
Sincan İstasyonu
Ekim-Kasım 2012
sayı: 62
e-posta: sincanistasyonu@mynet.com


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  sincan 61.jpg
Görüntüleme: 758
Büyüklüğü:  7,5 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 07:58


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum