Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #231  
Alt 15-03-2012, 13:29
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

"HERKES KENDİNE YABANCI" HALİ, KÖR VE KÖRLEŞME!‏




Gazetelerin kitap eklerindeki kirlenmenin yeni adı Kör'leşme! Buna pekâlâ nan'kör'leşme de denebilir. 25 yıldır "emek" tarafından durup, sunumlarına katıldığım binlerce projenin içinde yer almama rağmen "Kör" üzerinden yürütülen böylesi bir tanıtım kampanyasını ömrümde görmedim! Ne diyebilirm, yayıncısına, kitap tanıtım yazılarının sorumluluğunu üstlenen şair-yazar herkese, kitap eki editörlerine ve her şeyden önce "baba imgesi"nden "etek imgesi"ne, "otorite metaforu"ndan "cinsiyetsizlik metaforu'na yılın şiir kitabı Kör'ün yaratıcısı son yirmi yılın şairi Ömer Erdem'e binlerce teşekkür; kardeş gözlerinden kalbine, ellerinden parmak uçlarına her yerine sağlık! Benim yirmili yaşlarımın biraz da Cumhuriyet gazetesinde geçtiğini kimseler bilmez; "düzeltme" servisine kapağı atamadığım için, Allah razı olsun reklamcı patronlarımdan biri sayesinde bu boktan ülkemin en büyük ajanslarından birinde düzeltmenim; her gün kendimle kavga etsem de! Cumhuriyet gazetesi hâlâ benim kavgamdır; ne zaman onun sayfalarında bir renkli ilan görsem içim parçalanır. Onu hep hayatım gibi siyah-beyaz bildim, gördüm ve hâlâ o imgemle yaşatırım. Cağaloğlu'ndaki Cumhuriyet, benim değil gençliğim ömrümün üçte ikisidir; onun başına bir şey gelecek diye hâlâ çok korkarım! Oktay Akbal'dan Sami Karaören'e, Aclan Ural'dan Okay Gönensin'e, Kemal Özer'den Refik Durbaş'a, Mustafa Ekmekçi'den Hüseyin Haydar'a, Onat Kutlar'dan Hikmet Altınkaynak'a birçok güzel insanı bu gazete sayesinde tanıdım. Aldığım ilk ödüllerden biri Yunus Nadi Ödülleri kapsamında aldığım Cemal Süreya Jüri Özel Ödülü'dür. Bu ödülün töreni sırasında rahmetli Asım Bezirci'nin "baba şefkatiyle" bana yaptığı yaklaşımın adı biraz da Cumhuriyet gazetesidir. Zaman'dan Taraf'a, Akşam'dan Milliyet'e, Vatan'dan Aydınlık'a birçok gazetenin kitap eki vermesi elbette sevindiricidir; başlarda hepsinin de iyi niyetle çıkmalarına rağmen sonraları "yazı" ve "reklam" nedeniyle bir kirlenmeyle karşı karşıya kalmasını da bir yere kadar anlarım (aslında anlamam!), ama birkaç yıldır kitap eklerinde yaşanan aşırı kirlenmenin adı 2012 ile birlikte. "Kör"leşmeye yer yer de nan'kör'leşmeye dönüştü. Bu kirlenme ve "kör"leşmenin Cumhuriyet Kitap ekinde yaşanmasına artık izin veremem. Çok değerli Turhan Günay ağabeyimi ve sevgili Ali Bulunmaz'ı şimdi göreve çağırıyorum. Sabah sabah Cumhuriyet Kitap'ta "Herkes Kendine Yabancı" ve "Kör" üzerinden yaşadığım hüzünlenme ve travmayı uzun uzun kendime bağırdım. Şimdi sizlere bağırıyorum. Lütfen beni anlayın!

Sevgi ve saygılarımla.



Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  cemal hus.jpg
Görüntüleme: 2060
Büyüklüğü:  72,3 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #232  
Alt 16-03-2012, 13:16
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

HAYRET! 16'NCI ALTIN PORTAKAL ŞİİR ÖDÜLÜ HÜSEYİN TEMİZYÜREK'E VERİLDİ!

Karşınızdaki insanın yüzüne ve gözlerine baktığınızda kalbini göremiyorsanız, o insanı ve bulunduğu toplumu hemen terkedin. İnsanı yaşatan ve anlatan kalbidir. Bu yıl 16'ncısı verilen Antalya Altın Portakal Şiir Ödülü Doğan Hızlan başkanlığında Cevat Çapan, Ahmet İnam, Mustafa Durak ve Ahmet Telli'den oluşan jüri tarafından soyadı Temizyürek olan bir şairimize verilince, iki elimi kalbime götürdüm ve içimi "vicdan" kavramıyla düzelterek bütün şairlerime Hüseyin Temizyürek demek istedim. Vicdanım ve kalbim bana böyle seslenince de bu yılın Altın Portakal Şiir Ödülü'nün sahibi olsa olsa Hüseyin Temizyürek olmalıydı; lütfen kimse içime itiraz etmesin! Eğer biraz insansalar yukarıda adlarını saydığım jüri başkanı ve üyeler sadece Altın Portakal'dan değil tüm şiir ödülleri jüri üyeliklerinden çekilsinler. N'olur yalvarıyorum! Çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim; mademki bu ödülü "Hüseyin" kelâmıyla birleştirdim, geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan ve hem Altın Portakal Film Festivali'ne hem Şiir Ödülü'ne büyük katkıları olan sevgili Celâl Hafifbilek ve Ahmet Tüzün'ün bu olup bitenlen karşısında henüz etinden ayrılmamış kemiklerinin sızladığını düşünüyor ve çok üzülüyorum. Ah, Hüseyin Peker'in Benden Sana Yamalı kitabının sonuna eklenmiş Avcı Çayı bölümüne bu ödül verilmiyorsa, iki kez ağlayın lütfen! Hüseyin Atlansoy'u
tanımıyorsanız ve Yarın Bekleyebilir'i atlıyorsanız bütün taşlarınızı oturunuz ve önünüze dokunuz! Hüseyin Haydar her şeyden önce kendisine haksızlık yapmış olabilir; Toplumcu Şiir tehlikesine kimler kurban gitmedi ki; buna rağmen ödüllendirdiğiniz Yalangezen'den üç gömlek daha iyi olan Doğu Tabletleri ve Zor Günlerin Şiirleri hani hani üzerine düşse! Sizler sürprizden ve yenilikten korkarsınız baylarım; ben sizin yerinizde olsam Hüseyin Köse
bile derdim; çünkü şiir de insan da Unutma Mesafesi'dir! Ah, Ömrümün Kısa Günü desem, Hüseyin Akın'ı kaçınız bilir! Ah Hüseyin'lerin en içlisi Hüseyin Avni Cinozoğlu; bir gün bütün haklarını Makâm-ı Işk Her Dem Ali der sizden isterse, hangi deliğe saklanacaksınız! Ben bu ödülün adını Hüseyin Temizyürek Şiir Ödülü diye değiştiriyorum izninizle; bundan ötürü biraz utanacağım, yeter ki siz utanmayın!


Adımdan ötürü müdür bu içlenmem ve haksızlığa direnmem anlayamadım. Ama içime dokunduğumda, içimdeki ses bana böyle döndü. Haksızlık belki bende olabilir! Her şeye rağmen, çok düşünüp çok ölçmeme rağmen sesimi böyle yükseltmem gerektiğini karar verdim. Umarım bu toplantı ve akış içinde Antalya'nın kültür vicdanı Mustafa Koç zarar görmemiştir.


Biraz da diğer adlar üzerinden özet:


Abdülkadir Budak'ın Mesafe'si, hiç istemesem de Ahmet Güntan'ın Parçalı Ham'ı, Sennur Sezer'in İzi Kalsın'ı, Veysel Çolak'ın Hayata Resim Altı'sı, Sinâ Akyol'un Vadedimveylaya'sı, Orhan Alkaya'nın Altı'sı, biraz daha şımartılmak adına Bâki Ayhan T.'nin Kopuk'u, Ebubekir Eroğlu'nun Sesli Harfler'i, cesaret ister babında küçük İskender'in Bu Defa Çok Fena'sı ile Muharrrem Sönmez'in Merdivendeki Çocuk'u, Mustafa Köz'ün Önce Yağmur'u ve kendinize hayır deme cesaretiniz olsa Ali Özgür Özkarcı'nın Yetmez Ama Hayır!'ı da pekâlâ bu ödülü kucaklayabilirdi. Hepinizin canı sağ olsun!


Ama ne var ki, 2013 Altın Portakal Şiir Ödülü'nü; bakın işte ad veriyorum bağırarak!
Bu ödülü Ömer Erdem'e vermenize izin vermeyeceğim!!!




ŞİDDETLE UYARAN VE HAYKIRAN: HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
  #233  
Alt 19-03-2012, 16:43
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



BAHAR İNCELİKLERİ-1 / HER ŞEY BİRAZ ZAMANAŞIMI HERKES BİRAZ ZAMAN HATASI!


Yıllar önce bir dergide okuduğum Tarık Günersel imzalı Zamanlama adlı şiire bu kez bir türlü elimden düşüremediğim bir kitapta rastladığımda tuhaf oldum.

Hafta sonumun üç saati ağlayarak geçti! "Babasını büyüten kız çocukları"nda
biri, birkaçı büyütüyor beni bu ara; ağlamam bundan! Herkes biraz zaman hatası!



1) Geçen hafta Sivas'ı Zamanaşımı'na bırakmamak adına internet üzerinde en büyük kavgalardan birini ben yaptım; Sivas acısını Asım Abi, Behçet, Hasret, Metin Abi ve Uğur üzerinden en çok yaşayanlardan biriydim çünkü! Babamın yirmili yaşlarımı düşünerek; "oğlum cenazeye gitme, başına bir şey gelir" demesine rağmen; Asim Abi'nin tabutunun baş ucunda ben vardım; meraklılar arşivlere bakabilir. Ülkemizin büyük yayınevlerinden birinin genel yayın yönetmeninin uyarısıyla Facebook profilime Sivas afişini taşımakla kalmadan en az altmış kişinin profilini "Sivas acısı" yaptım. Buna rağmen Sivas'ı zamanaşımı'ndan kurtaramadım/ kurtaramadık! İçim paramparça! Neyse ki, 21 Mart'ta şiir ve newroz için elimde meyve bıçağı bütün İstanbul'un altını üstüne getireceğim. Durum böyleyken, hemen ertesi gün profilime taşıdığım Metin Altıok fotoğrafına "Beğendi" yapmasını ve "Kadınlar da oldu elbet yaşamımda,/Biri hariç hepsini bağışladım!" içlenmemden beni ve o kadını tanıyıp çıkarmasını istemiştim bu çok değerli genel yayın yönetmenimden. Ama nafile! Her şey biraz zamanaşımı, herkes biraz zaman hatası!

2) Hayatımda üç insan hâtrına zaman zaman futbol dendi mi Beşiktaşlı olurum. Rahmetli Kemal Özer, Zeki Demirkubuz ve ajanstaki en içli ve herkesten çok kendi olan sevgili Doğan Kamilçelebi için... Futbolla birlikte şiir ve sinema üç dinim vardır benim! Sivas acımı küllemeye çalışıyordum ki, Beşiktaş-Atletico Madrid maçı gelip ömrümün önüne en ateşli taraftar yanıyla dikildi. Benim Beşiktaş'ım 3-1'in rövanşında 2-0'la Avrupa futbolunun en hırçın takımlarından biri olan Atletico Madrid'i eleyebilirdi pekâlâ! Ne var ki maş boyunca içim kanadıkça kanadı. Üstüne üstlük, bir grup Atletico Madridli taraftarın bizdeki Sivas ayıbını yüzümüze vuraraktan "sizin ülkenizde adam yakmanın nasılsa cezası yok; sizi ve inönünüzü yaktık gidiyoruz"; futbolun bu faşist yanını hiç mi hiç sevmiyorum! Her şey biraz zamanaşımı, herkes biraz zaman hatası!



3) Tam kitap eklerindeki reklam ve tanıtım yazıları nedeniyle yaşanan kirlenmeler üzerine kaleme aldığım son yazımdan ötürü sevgili Ömer Erdem'e haksızlık ettiğimi düşünüyordum ki, çok geçmeden kendileri aradı; ne kadar mahcup oldum anlatamam. Yüce gönüllülük insanı daha bir yüceltiyor. Tavrımın ne kendisine ne de şiirinin düzeyine yönelik olmadığını, bir şiir kitabının böyle "cafcaflı" tanıtılmasının değil şaire şiire zarar verdiğini söylesem de kendimi affettiremedim. Bu durumu bir dergi üzerinden dile getirmeliyim. Benzer durumu Murathan Mungan'ın henüz çıkmamış ve adı Aşkın Cep Defteri' olan yeni kitabının"kitap çıktısı" üzerinden, Ayşe Arman'ın Hürriyet Cumartesi yazısından okuyunca anladım ki kitap tanıtımları artık böyle yapılıyor! Bir dönem susmaya çalışacağım desem de susamam! İçimin yarası kalbim seviyesinde! Kabul, her şey biraz zamanaşımı, herkes biraz zaman hatası! Ben de!

4) Orhon Arıburnu Ödülleri kapsamında 70'li yılların simge kadınlarından biri olan Arzu Okay üzerinden o yıllara iade-i itibar yapalım dediğimde birçok sinemacı bu ödüle karşı çıkmıştı. Benim o yıllarda yaptığım "Zamanlama ve Vefa Hatası" şimdi Filmor tarafından Arzu Okay'a verilen yeni bir ödülle bir kez daha taçlandırılıyor. Bu olaya ne kadar sevindiğimi ne ömrüme ne de gençliğime anlatamam. Radikal'den Bahar Çuhadar'ın yaptığı Arzu Okay söyleşini içim kan dolarak okudum. Yeşilçamı şiir tadında sevdiğim için kendime değil bir ölüm üç ölüm birden borçluyum! Kendim dahil herkes zaman hatası!

İçtenlikle.


Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR
Ayşe Arman'ın



Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  arzu-hus 1.jpg
Görüntüleme: 1830
Büyüklüğü:  13,5 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  arzuOkay 1.jpg
Görüntüleme: 1754
Büyüklüğü:  75,9 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #234  
Alt 22-03-2012, 12:47
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

Bahar İncelikleri-2 / FUTBOL DİNİMİN ÖZÜ ARAKLISPOR'UM, GİTME!‏


"Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Beni kimse bulamazdı
Tanrı'nın arkasına saklansam.
O Kocamandı, en kocamandı o.
Bir kız çocuğunun hayalleri kadar!" / Didem Madak




Dün Dünya Şiir Günü'ydü ve o kadar "Kocaman" uyanmıştım ki anlatamam! Bir yanım Adonis, bir yanım Newroz diye uyanmıştı; bütün vücudum ülkem ve halkım gibiydi. Önce üyesi olduğum Türkiye Yazarlar Sendikası'nın Dünya Şiir Günü kutlaması etkinliği için günün erken saatlarinde kendimi Kadıköy Beşiktaş iskelesinde attım. Sendika başkanımız pek değerli Mustafa Köz, üyeler Müslim Çelik, C. Hakkı Zariç ve Ertan Mısırlı ile bütün gazeteleri hayatın toz hızında on dakkika okuduk. Bir yanımız "Newroz piroz be", bir yanımız "yaşasın şiir" diyecek ve o günün akşamı gece ile gündüzü eşitleyip hayatın içine dağılacaktık; şiirin içten gelen derin sesiyle. Tam ben bunları düşünüp, kendimi ölçüp biçerken sen benim futbol dinimin özü Araklıspor'um, Spor Toto 3. Lig maçında tarihinin en kritik maçı olan Diyarbakır Kayapınar Belediye maçına çıkmaya hazırlanıyordun. Şiirin ve aşkın heyacanı o ân seni bana öyle unutturdu ki, bir ara Hüseyin kelâmı olan adımı bile unuttum. Sonra bütün şairler olarak "Şiir Hatları Vapuru"na binip halka şiir okuduk ya, cenneti bu dünyada yaşamış gibi oldum. Beşiktaş'a geçtiğimizde ise Behçet Necatigil ve Rüştü Onur'un yaşadığı bir semt, o semtin sakinlerine nasıl hatırlatılır ve yaşatılırı en iyi biz gösterdik. Işık Üniversitesi'ndeki şiir dinletisi öncesinde, Prof. Meriç Hızal'ın heykel-şiir ilişkisi üzerine yaptığı enfes konuşma, "boşluğu yontarken kaybolma tadında" bana seni unutturdu ah benim kalbi ince yakası yukarı kıvrık Araklıspor'um! Meğer sen, bizler newroz ve Adonis tadında şiir okurken Laz-Kürt ve tüm halkların kardeşliği tadında Diyarbakır Kayapınar Belediyespor'a 1-0 yenilmiş ve büyük ihtimalle amatör kümeye Zonguldakspor, Erzincanspor ve Vefa'nın yanına gitmiştin. İçimi içime ağlamam bu saate dek devam etti; n'olur kendin için ağla elbette ama benim için çok ağla Araklıspor'um! Ne diyeyim, senin İddaa çarkına tutan devletimin canı sağolsun. Ben şu derin ve şaibeli devletim yüzünden her şeye ana-avrat küfreder oldum! Sırf bu yüzden ölmeden önce Türkiye Defteri kitabımı mutlaka yayımlamalıyım. Yayımlamalıyım ki, artık futboldan soğuyacak ilçemin ve yöremin gencecik insanları şiire ve romana asılsınlar da birer Ogün Samast ve Yasin Hayel'e dönüşmesinler. Ah, Dünya Şiir Günü'nde öldüğümü bu sabah öğrendim; beni ailem ve dostlarım anlar da bu "derin ve dert devlet" beni hangi mezarlığa gömecek! Hangi doğu iline gidip de kendimi dağlara ağlayacağım söyle ey ülkem! Çok değil dört ay önce Yasakmeyve'nin 52'nci sayısı Fenerbahçe özel sayısı olarak çıktığında, "futbol da şiirde özel sayı olmalı" demiş ne kadar sevinmiştim. Çok geçmemiş Ömer Şişman'ın yazısındaki "Trabzonspor üçüncü sınıf bir taşra şairidir" lafına acayip bozulmuş, bu sözü sarf eden Şişman'ı yüzünden başlayarak ayaklarına dek şişmanlatarak Fenerbahçe moru dövmek istemiştim. Sen benim Türk sinemasının Yadigâr Ejder tadında üçüncü sınıf taşra şiirimdin Araklıspor'um, sensiz içimin dörtte üçü eksik olacak ve ömrümün kalanını öyle yaşayacağım! Benim futbol dinimin özü, yüreğim Araklıspor'um; n'olur gitme!

Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR



Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  arakli1.jpg
Görüntüleme: 1443
Büyüklüğü:  11,7 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  arakli2.jpg
Görüntüleme: 1477
Büyüklüğü:  7,4 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #235  
Alt 26-03-2012, 14:45
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

SU DA ÇÜRÜR!‏

"Beni unutma Camoka Rakı içmem bilirsin
Ben adam içerim
Kadın severim
Atım ayaklarımdır
Tepecik Mahallesi'ne yayan girerim"*

"Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim"**

"Geçen yıl Altın Portakal Şiir Ödülü'nü alan Ahmet Telli'nin şiir serüveni bu ay içinde tartışıldı.
Doğaldır ki, genellikle bu gibi etkinliklerde şiiri tartışılan kişi, bildiri sunanlara ve sunumu izleyen kişilere kısa bir teşekkür konuşması yapar/lar. Ahmet Telli de bu kurala uyarak kısa bir konuşma yapmış. Üstelik bu konuşmanın içeriğini de kişiliği gereği toplumcu gerçekçi çizgiye oturtuvermiş. Nasıl mı? 'Altın Portakal Şiir Ödülleri inadına sürmeli. Bu etkinlikler direnme odaklarıdır.' diye söze başlayarak. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun söyleyin. Bir sempozyum yapıldı, ödül de verildi. Gerekli, gereksiz bildiriler halktan kopuk bir taşra heyecanı, hadi iyimser düşünelim; yapılan her şey şiir adınaydı. Buraya kadar güzel. Fakat aynı günlerde dışarıda ateşler yanarken, insanlar hırpalanıp sağa sola savrulurken akşam geç vakitlere kadar içip, gece bol yıldızlı otellerde sızmasının neresi direnmedir. Bunu anladım. Eskiden su gerçekten temizdi. Şimdi çürüdü."***

*) Elimde sevgili Onur Sakarya'nın hiç bitmeyen ikinci şiir kitabı Yancının Aşkı hafta sonunu iyi geçirdim. Borçlu ve alacaklı olduğum herkese küfretme niyetiyle Sancaktepe-Araklıspor maçına gitsem de, çantamdaki Emel Güz imzalı Onlar Şair Değildiler! adlı enfes portreler kitabı bana tüm şairleri ve herkesi bir kat daha sevmemi öğretti. Maç boyunca on dakikada bir ağladım ve her yirmi dakikada gelen üç golle canımdan çok sevdiğim Araklıspor'umu amatör kümeye ellerimle gönderdim. Bir süre futbolla ilgilenmeyecek ve hiçbir takımı tutmayacağım. İnadına rakı içmeliyim, adam içmeliyim, kadın sevmeliyim. Bir kez daha futboldan yana olan derdimi dillendirip susuyorum işte: Benim canım kadar sevdiğim Araklıspor'umu İddaa çarkına tutup gözyaşı tozu haline getirdin ya devletim, seni ömrümün sonuna dek sıcak tandır ekmeğine sürülmüş tereyağı tadında seveceğim. Çantamdaki bir diğer kitapsa, yeniden okuma gereği duyduğum Mahmut Temizyürek'in bu yılın Altın Portakal Şiir Ödülü'ne değer görülen Yalangezen kitabıydı. Bir kitabın adı ancak bu kadar güzel olabilire içimi inandırırken, isterdim ki böyle bir kitapta en az on tane de sıkı şiir olsun; "toplumcu gerçekçilik" ya da "postmodernizm" adına. Yine de kitapta yer alan Ölçüseven, Canını Yol Edip Gider At, Serap Nefesi ve Anam-Babam (ki, dergide okuduğumda da sevmiştim bu şiiri) başlıklı şiirler ne yalan söyleyeyim ikinci ya da üçüncü okuyuşumda daha bir etkiledi beni. Yine de bir konsept olarak baktığım bu kitap birkaç yerinden eksik hâlâ! Önümüzdeki yıl sempozyumda dilerim sayfalar dolusu güzel ve yararlı şeyler söylenir Yalangezen hakkında. Ödül de kitap da Türk şiirine hayırlar getirsin.

**) Şiire başladığım yıllarda Ahmet Telli'yi benim kadar seveniniz olmamıştır sanırım. Telli'nin şiirinin doruğu saydığım "Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim" dizesiyle başlayan bu düzyazı şiiri Su Çürüdü bir yerde geleneği sorgulayarak dayatılmış olan hayatın çürütülmesini belgeleyen enfes şiirlerinden biridir. Yazıldığı ve benim heyecanla gençliğim tadında okuduğum günlerde "toplumcu gerçekçi" bir şiir olabilir belki, ama bugün baktığımda Ahmet Telli'nin poetikasını politik fonda ele veren "sıkı" bir şiirdir de. Ah, Belki Yine Gelirim'i hayatta unutabilir miyim? Daha başka ilk dönem şiirlerini... Sonra Kalbim Unut Bu Şiiri, Barbar ve Şehlâ derken, geçtiğimiz yıl Altın Portakal Şiir Ödülü'nü kazanan ve bu yıl hakkında ilk defa bu kadar fazla konuşulan Nidâ Ahmet Telli şiirinin çok gerisinde kalmış üç kitaptır. Geçtiğimiz yıl Nidâ, bu yıl Yalangezen derken; Türk şiirine en çok zarar veren "toplumcu gerçekçi" söylemle birlikte, bu söyleme işlerlik kazandırma çabası nidâ'sında Altın Portakal Şiir Ödülü'ne daha fazla zarar verilecekse, artık bu çürüme'nin önüne geçilmelidir derim! Antalyalı şairler arasında her zaman başımın taçı gibi gördüğüm Salih Mercanoğlu'nun ödülün yozlaşması hakkında söylediklerini bu yüzden olacak hep önemsedim. Ayrıca, şiirleriyle büyüdüğüm birkaç şairden biri olduğum Metin Demirtaş'ın da artık Altın Portakal Şiir Ödülü'ne sahip çıkmasının vakti geldiğini de belirtmek isterim.

***) Sevgili Salih Mercanoğlu'ndan alıntıladığım, hayli kopuk ve biraz da tutarsızlıklar içeren bu yazıyı eksen alarak önümüzdeki yıldan itibaren tüm şiir ödüllerine, doğal olarak da Altın Portakal Şiir Ödülü'ne bir çekidüzen verilmesini rica ediyorum. Nâçizâne! Doğaldır, canlı ve cansız her şeyin çürümesi. Yeter ki su daha fazla çürümesin!

HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
  #236  
Alt 28-03-2012, 13:41
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



Bahar İncelikleri-3 / HER ŞAİR BİRAZ AHMET'TİR, HER ŞİİR BİRAZ GÜNBAŞ!

"Şiirin yeniliği, en yeni insan'a seslenmesinden ileri gelir. Öyle ki şair, bir sonraki şiirinde duyar bu rahatsızlığı. Son dizeyi bitirdiğinde içinde
bir huzur ışığı yanmışsa biliniz ki en yeni insan adına utkuya ulaşmıştır."*

"belli ki, büyük bir
giz var, 'arap şükrü'yle
bu şehir arasında"**

"Tarihim solgun: Milenyum! Milenyum!
Talihim beşte kalmış bir ganyan
Oğlum, tam şurada durup, boynuna sarılsam
'Artık adam oldu diye babam.'

Şimdi yıllardan kaç, ne umurum?
Com.tr, -com.tr, -bippp. -aherhan?

Ah, Erhan!***





Ah, şiir ve şiir hayatlar yoksa kimse beni Allah'a inandıramaz! Önce kendime ve içimdeki şiire inandığımdandır, soluğum giderek daha kırmızı şiirin içindeyim, şiir hayatlar biriktirmekle meşgulüm! Kızarım, severim, söverim, baştacı ederim ama şairlerden sinemacı, sinemacılardan sürekli şair çıkarmaya çalışırım. Sırf ufuk çizgimi görmek için fırsat buldukça Süper Lig, Üçüncü Lig maçı demez bütün maçlara gitmek isterim. Gençliğimde santrforluğa özenmiştim, bugünlerde fena halde kendime yenilmiş gibi her maçta kaleye geçmek istiyorum!

*) Yazımın başlığını Her Şair Biraz Ahmet'tir, Her Şiir Biraz Günbaş koymamın özel bir anlamı var. Masamdaki gecikmiş baharın adı Ahmet çünkü. Ben şiirle ve sinemayla ilgili tüm Ahmet'leri severim, kendim hariç! Ne yalan söyleyeyim Ahmet Günbaş gibi içten ve incelikten ölen bir şair olmak ve geçtiğim her kalede son dakikalarda bir "hatır gölü" yemek istedim hep, şike komisyonlarına inat; Bucaspor'un kalesini korusam da. Sevgili Ahmet Günbaş'ın denemelerini içeren Sonsuzluk Dersi adlı enfes kitabı üç gündür benimle birlikte sokak sokak, semt semt benimle dolaşıp durdu. Şiirin poetik ve politik sorunlarından, şiir nasıl yazılıra kendime dersler çıkardım. İzin verin de "zalim Nisan"a düşene dek bütün Ahmet'ler için Ahmet Günbaş'ı seveyim; bütün kalbimle. Alıntıladığım bu paragraf kitapta yer alan Ezberi Bozmak!'tan.





**) Sevgili Ahmet Uysal ağabeyle ilki verilen Ergin Günçe Şiir Ödülü'nde birlikte ödül kazandığımızda hem mutlu olmuş, hem de uçak kazasında ölmüş olma korkusuna kapılmıştım! Diğer ödülleri bilmem de şiir ödülleri bir yerde tren ya da uçak kazası gibidir. Her şair ödül kazındığı günün gecesi mutlaka ölmeli! Birçok ödül kazanan, şiirdeki Ahmet dinim Ahmet Erhan'ın hakkıyla kazansa da her ödül gecesi uçakla piste çakıldığını iyi bilirim. Şiirin Ahmet sevabı, sevgili Ahmet Günbaş can, geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan çok değerli Ahmet Uysal'a yaşarken gösterdiği ölçülemez inceliğine bu kez onun geride bıraktığı Bursa Şiirleri ve Söz Hevenkleri adlı iki dosyasının kitaplaşması yönünde gösterdiği artı inceliği gidip Bursa ve Balıkesir dahil bütün şehirlere anlatmak isterim. Haiku tadında içime oyduğum bu üç dize rahmetli Ahmet Uysal ağabeyin Bursa Şiirleri kitabından.

***) Ah, Ahmet Erhan'ımı çok özledim! Zekâ yüklü has şiiri... Elbette ki Kendimi de. Ahmet Erhan'ın sevdiğim beş yüz şiirinden biri olan Resimli Ahmet'ler Tarihi'nin birebir tanığıyım. Şimdi adını bile unuttuğum Ankara'nın incesu mu karasu mu boktan bir tepesinde yazılmış bir şiirdir bu; o zaman ikimiz de şiir, futbol ve hayattan ötürü boktandık! Sanırım 1999 yılında yazılmış ve karlı bir günde bana emanet edilerek Öküz dergisne yollanmış bir şiirdir bu. Şiiri ve hayatı seviyorsanız, lütfen ben ve tüm Ahmet'ler adına bu şiiri bulun okuyun. Yoksa çok ağlayacağım! Beni biriniz Ahmet Erhan'a götürsün.

Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR

Kitaplar:
1) Sonsuzluk Dersi, Ahmet Günbaş, Afrodisyas-Sanat Yayınları, Şubat 2012
2) Bursa Şiirleri, Ahmet Uysal, Alp Yayınları, Şubat 2012
3) Söz Hevenkleri, Ahmet Uysal, Afrodisyas-Sanat Yayınları, Şubat 2012
4) Resimli 'Ahmetler' Tarihi, Ahmet Erhan, Bilgi Yayınevi, Ekim 2001



Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hüseyin alemdar kızı horoz.jpg
Görüntüleme: 1650
Büyüklüğü:  34,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hüseyin siyah beyaz.jpg
Görüntüleme: 10865
Büyüklüğü:  23,1 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #237  
Alt 31-03-2012, 00:26
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



Bahar İncelikleri-4 / CEZMİ ERSÖZ JESTİ BÜTÜN SEVDİKLERİNİZİN ŞİİRLERİ BU KİTAPTA!






"Belki büyürüm günün birinde

derim kalınlaşır korur içimi"
/ Barış Pirhasan


Ah, Agâh Özgüç'e rağmen Yeşilçam'ın kitabını yazmaya çalışmış biri olarak, ne zaman Cezmi Ersöz ve Sıddık Akbayır adlarını duysam geri çekilirim. Sevgili Cezmi ve Sıddık kadar Yeşilçamlı olabilmek için Beyoğlu'nun arka sokaklarında bir ömür daha sabahlara dek tepmem gerekecek! Ama şuna söz veriyorum ki, ömrümün kalan kısmını şiir tadında Yeşilçam'a adayacağım. Tıpkı Yeşilçam'ın son otuz yılının en iyi senaristi olarak kabul ettiğim, uzak ama kalbime yakın şairim Barış Pirhasan'ın yazıma alınlık yaptığım

"Belki büyürüm günün birinde
derim kalınlaşır korur içimi"

dizelerindeki hüzün tadında hem büyümekle hem de derimi kalınlaştırmakla meşgulüm! Ömrümün en özel mekânlarından biri olan Çiçek Bar'da yaşanan müthiş bir akşam bütün bunları bana düşündürürken, Cezmi Ersöz ve vefa bahsinde şiire ve sinemaya hüznün bercestesinde yelken açayım istedim. Yaklaşık bir buçuk yıl önce sevgili Cezmi Ersöz'ün tasarladığı ve dün akşam kitaba dönüşen, çok özel bir kitabın müthiş tanıtım kokteylinden bahsetmesem bu ayı iyi bitiremem. Yayımladığı tek şiir kitabı Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine'nin az olmasına rağmen, şiir yazmasa bile bende kocaman duran bir şairdir Cezmi Ersöz; o şiir yazmasa da şairdir zaten, birkaç güzel insan gibi. Kalbimin yaşıtı sevgili Cezmi Ersöz'ün Sevdiklerinizin Seçtiği Şiirler seçkisinin tanıtım kokteyli için kendime bir gün izin verdim ve Çiçek Bar'ın orta yerine attım Kalpzaman Yeşilçam hâlimi! Bir Simurg ve Mephisto dolaşması sonrası, İzmir'den özellikle gelmesini istediğim "yaşam kahramanım" Hüseyin Peker, babam ve Türk şiirinin Ece Ayhan'dan sonraki en "sivil şairi" Cihat Duman'la bize ayrılan masadaki yerlerimizi aldık. Çiçek Bar Paris değilse Yeşilçam tadında ölmek istediğim Beyoğlu mekânlarımdan biridir. Bu mekânda geçmişti sevgili canabim Arif Keskiner'in jestiyle gerçekleştirdiğim Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'nin 7'ncisini hayatta unutamam! O gün için yaşadığım birçok sorunumu çözümleyen sevgili Arif Abi benim ilelebet sinema ağabeyimdir. Kokteyl saatinde salondaki yerini alan çok değerli Mücap Ofluoğlu'nun Orhon Murat Arıburnu'ndan şiir okuması gerekirken, günlük rahasızlığı nedeniyle şiir okuma sorumluluğunu kalbini kanatarak üstlenen Yavuzer Çetinkaya'yı hayatta unutamam; ona olan rakı borcumu bir türlü ödeyememiş olmam hüznümün giderek derinleşen "boş bardak" tarafı. Dalıp gitmemek için sevgili Cezmi Ersöz'ün kalp ve sevgili tadında kitaba dönüşmüş Sevdiklerinizin Seçtiği Şiirler (Hazırlayan Cezmi Ersöz, Tekin Yayınevi, Nisan 2012) kitabına zoom yapayım. Doğrusu hem kitap hem de tanıtım kokteylinde yaşananlar o kadar etkiledi ki beni sanki yıllarca Beyoğlu sinemalarında gala havası yaşamamışım, yıllarca yarım yamalak yaptığım Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'ni ben yapmamışım. Yukarıda değindiğim ve hep bu yönüyle hatırlayacağım sevgili Cezmi Ersöz bir vefa ve incelik insanıdır. Bu zamanda "insan" denen canlı-cansız varlığın nesli tükenirken Cezmi ve benzerlerine çok ihtiyaç duyacağız. Geçmişte "Çözülmeler" filmiyle ucundan sinemaya da bulaşan sevgili Cezmi Ersöz'ün kitabını iki ustasına, Yusuf Kurçenli ve Hulki Aktunç'a ithaf etmesi ne vefayla ne incelikle, her ikisinin birleşimi hüzün damatlığında anlatılabilir ancak. Kendi adıma böylesine özel bir kitapta her defasında Edip Cansever diye ağladığım Mendilimde Kan Sesleri şiirimle yer almak isterdim. Benden önceki hamlede bu şiiri Can Dündar'a kaptırmıştım; o an üzülmüştüm, neyse ki seçkide şiirin tamamını göünce sevindim. Uzun şiirlerin antolojilere kırpılarak girmesi fena halde üzer beni. Nitekim, Cahit Külebi'den aldığım S. adlı şiirimi bu güzelim seçkide tanıyamadım, işte buna üzüldüm! Cezmi Ersöz ve yayıncısı adına Cahit Külebi'den özür diliyorum. Bir gün Paris'e gidersem bu şiiri Cahit Külebi anısına Siene'e ağlamak isterim! Yaklaşan 1 Nisan'da, Anneler Günü'nde, Babalar Günü'nde, Sevgili Terketme Günü'nde ve daha nice özel günlerinizde tüm sevdiklerinize Cezmi Ersöz'ün şiir inceliği Sevdiklerinizin Seçtiği Şiirler'i hediye edin derim. Varsın sevgililerimiz, dostlarımız, hayatın acı-tatlı yanları bizi terk etsin. Yeter ki tüm kirlenmeler karşısında şiir kazansın. Seçkide birçok şair, sinemacı, yazar, gazeteci ve ressam dostun seçtiği birbirinden ilginç şiirler var. Bu anlık seçimler bazı imzalara bende artı değer katarken, çok sevdiğim bazı dostlar adına bende hayal kırıklığı yarattı. İsim vermekten kaçınırken, büyük bir sinemacı olsam olabilsem bu kitaba benim için çok özel bir şiir olan İlahn Berk'in Galile Denizi ile katkı sunan Zuhal Olcay'la kalan ömrümde şiir, sinema ve müzik yapmak isterdim.

HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  cezmi.jpg
Görüntüleme: 1453
Büyüklüğü:  6,7 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  cezmi2.jpg
Görüntüleme: 1344
Büyüklüğü:  7,7 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #238  
Alt 02-04-2012, 18:17
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



Bahar İncelikleri-5 / NİSAN AKATALPA'SI ŞAKA DEĞİL ENFES BİR ŞİİR SEÇKİSİ!‏

"Aşk hep bir numara küçük geldi kalbime
Kimselere fısıldayamadım. Kendime bile."*

*) Ne zamandır kitap yayımlamayan Cihan Oğuz'un nerde bir şiirini okusam, içimden "hadi Cihan, yeni kitabınla damla artık!" demek gelir. Sonra yine içimden, Cemal Süreya sevabı dergilerde de şair olunur ve sonsuza dek şair kalınabilir pekâlâ derim! Bunun geçmişten günümüze Ahmet Hamdi Tanpınar'dan Hayati Baki'ye, Ayhan Kırdar'dan Osman Serhat'a örnekleri mevcut. Bu anlamda her zaman dergileri kitaba öncelerim. Adam Sanat'tan Yeniyazı'ya birçok derginin ilk sayılarında yer almam, Öküz'den Esmer'e tirajlı dergilere "tek kişilik bir ordu" tadında destek vermem biraz da bu kavgacı yanımdan ötürüdür. Sözümona, bir şair dergilerden çıkar kitaplar ise istisnadır! Cihan Oğuz'dan söz etmişken, onun geçtiğimiz yıl Yeniyazı'da yayımlanan Bir Erkek, Hiç Kadın, Sonsuz Koz şiirini aradan tam bir yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ unutamamış olmamın ağırlığı biraz da dergilerle ilgilidir. Kuruluşundan bu yana yanında olduğum, zaman zaman da ürünlerimi yayımladığım Akatalpa dergisini öteki dergilerden daha farklı bir yere koyarım nedense. Birkaç yıl önce yaşanan ve hiç istemediğim bölünmelere rağmen bugün Ramis Dara yönetiminde yayınını sürdüren Akatalpa'nın başına bir şey gelmez umarım, gelirse de çok üzülürüm. Aynı şekilde yukarıda adını andım diye yineleyeyim; her ne kadar o dergiden dışlanmış olsam da Yeniyazı'nın başına gelecek bir kötülük de "oğlumu kaybetmiş gibi" beni üzer. Benim bu dergilere "evlerin çöküşü" hüznüyle sarılmam elbette ki Cemal Süreya'dan... Sevgili Cihan Oğuz'un Akatalpa'nın Nisan sayısında ilk sayfada yer alan Facebook Şiirleri hem Cihan Oğuz şiiri için bir doruk hem de Türk şiirinin bugün geldiği noktayı belirleme anlamında bir uç. Dergilerde birinci ve sonuncu sayfa arayanlardan değilim ama, mademki birinci sayfa dedim; geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Antalya'nın iki zarif kültür insanı Celâl Hafifbilek ve Ahmet Tüzün hüznünü "durum şiiri" tadında ölümsüz kılan sevgili Mehmet Can Doğan'ın Buzda Yürümek adlı şiirine de şapka çıkarıyorum.

Toplam 40 şiir ve 5 yazıyla çıkan Akatalpa'nın bu sayısında sevgili Ramis Dara'nın sunuş yazısının olmamasını bir eksiklik olarak görsem de Nilüfer Altunkaya'nın enfes yazısı bana iki günlüğüne her şeyi unutturdu. Altunkaya'nın Sözcüklerin Efendisi'ne Mektuplar başlığı altında kaleme aldığı yazılarının artarak sürmesi en büyük dileğim. Yazılar anlamında İzzet Göldeli'nin Dize'ye yaklaşımı, Hasan Efe'nin Hüseyin Peker şiirini çözümleme denemesi, Seda Eriş'in dergilerde okuduğum güzel şiirleri yanında Ümran Ersin'in kitabı Gün Lekesi'ni iyi anlama girişimi ile bir Pierre Macherey çevirisiyle Akatalpa'ya can katan Utku Özmakas Akatalpa ile bir kez daha sevdiğimin altını çizmek isterim. Bir dergide değil on, kırk şiirin birden yer almasının eleştiri konusu olabilir elbette. Bazı şiirleri önceleyerek tüm şairlerin adlarını anmayı bir görev belleyerek şairlere geçiyorum: Gültekin Emre'nin Kayıp Valiz'i derginin en iyi şiirlerinden biri; dilerim bu adla kitaba doğru gider. Yine Taner Cindoruk'un Lirik'i, Suat Kemal Angı'nın Kar Körü Türkiye'si, Hüseyin Avni Cinozoğlu'nun Deli Kan'ı, Gökhan Ertekin'in Arpalara Yalvamak'ı, Öztekin Düzgün'ün Ev'i (ilk kez imzasına rastladığım bu şairimin yaşı kaç acaba!), Özge Kocatürk'ün Senin Annen Bir Yedekti Yavrum'u ve Ümit Aydın'ın Grande Rue de Almila'sı beni öldüren Akatalpa şiireri. Derginin diğer şairleri: Hüseyin Alemdar, Mert Öztürk, Reha Yünlüel, Kâzım Şahin, Mustafa Burak Sezer, Yusuf Alper, Mehmet Rayman, Erdinç Dinçer, Hüseyin Köse, Gökhan Arslan, Seyhan Özdemir, Ozan Kaçar, Ece Ürkmez, Mehmet Erikli, Mustafa Eroğlu, Akın Art, Korkut Kabapalamut, Sulhi Ceylan, Ergül Çetin, Mithat Aslan, Rasim Demirtaş, Turgut Tan, Adnan Akdağ, Mine Ömer, Duygu Kankaytsın, Gizem Okulu (takma bir ad mı ne!), M.Güner Demiray, Yako Asdeso, Yılmaz Bozan ve Haşmet Asilkan (takma bir ad olsa da "Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni'ni hatırlatması anlamında da güzel!)
Şiirle.

HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
  #239  
Alt 04-04-2012, 15:16
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



Bahar İncelikleri-6 / ŞİİR GÜNEŞİN FİLİZİ VARLIK BU AY DA GÜNİZİ!‏





"Yaşamayı kimse bağışlamaz bize Biz onu ölümün ana rahminden
Aşka dönmüş bir beden arzusuyla
Harf harf yaratarak çeker alırız."*

"Şiddetin hayatımızı bu kadar arsız ve umursamazcasına ele geçirişinin nedenlerinden biri olan militarist sistem yerini sağlamlaştırıken, bizler bu gidişata dur diyebilmek için köklü bir sorgulamayı kendimize ödev edinmeliyiz."**

"...Tabii şairlerimiz bu kadar değil, hem 80 Kuşağı hem de sonraki kuşaklardan şairlerle ilgili öğrenci ödevlerine Temmuz ayında başka şairlerle devam edeceğiz. O yüzden hassaten rica ediyorum, hemen kim var kim yok muhabbetine girişmeyelim. Şu kadarını söyleyeyim. Bazı şairlerin kitapları yok, bulunamıyor, üstelik çok sevdiğim Şeref Bilsel gibi şairlerin. Öte yandan, bana küfreden, hakaret eden, ve onları koruyup kollayan, dergisinde yalan yanlış haksız iftiralara, yazılara yer veren, orda burda yaşına başına bakmadan hakkımda konuşan şairlerin kitaplarını da okuyorum, onları da salık veriyorum öğrencilere, Temmuz'da kendilerine ilişkin ödevlerden de bir seçme okuyacaksınız inşallah! Yalan dünya! Şiir için birbirimize girmeye değmez!"***

Hiçbir derginin yazarı değilim, bir dergi ya da kitap ekinde ürünlerimi yayımlarken türlü zorluklarla karşılaşıyorum. Buna rağmen inatçı yanımı kullanarak o dergi ya da ekte hakkım olan yerde ürünümle yer almamın mücadelesini veriyorum. İnternet üzerinde yazdığım yazıların bana zararı vermesine rağmen, hakkımı "sanal cennet"te arıyorum; cennet de cehennem de bu dünyada orası ayrı! Her gün evden küçük kızım Günaçar'ı öpüp çıkmama rağmen, Üsküdar iskelesine inip vapura binmemle okumalarım başlıyor ve içim kararıyor. Adı Mahşer olacak bir dergi düşünüyorum her gün; Öküz, Hayvan ve Esmer dergileri oylumunda. Nerelerdesin sevgili Metin Üstündağ kardeş, şu Öküz'e yeniden sarıl da hepimizi kurtar!

*) Çok eski dergim Varlık, son yıllarında Dosya ve Kültür Gündemi sayfalarıyla yazıları öncelese de bende hep şiir dergisi olarak yaşayacak bir dergidir; çünkü, ben Varlık sayfalarında Yaşar Nabi'den Konur Ertop'a, Kemal Özer'den Enver Ercan'a çeşitli ürünlerle karşılaşmama rağmen şiiri önceledim, hep şiirde kaldım. Bu sayıdaki birbirinden güzel şiirlerden Şükrü Erbaş imzalı Güneş Filizi adlı enfes şiirin dört dizesini yazıma alınlık yaptım. Diğer şiirlerin şairlerini anmazsam içime haksızlık ederim: Şiirinde gidip gidip bir biçimde kaldığım Oya Uysal'ın Sabaha Daha Var, sevgili Abdülkadir Budak'ın her zaman ince ustalıklar taşıyan şiirlerinin bir yenisi Tabutta Ceket Varmış adını taşıyor. Akşama eve gidebilirsem kışlık ceketimi tabutumun üzerine örteceğim! Ey siyah hüznün kardeşi şair, uzak kavgam Tuğrul Keskin! Ellinci yaşını böyle tarumar anlatmana içim dayanmadı, lütfen beni altmışına dek arama! Ah ben, doğuştan olma iki şair bilirim! Biri Ahmet Erhan, öbürü Şeref Bilsel... Sevgili Şeref, Neyin Gecesi diyerek beni yine kalbimden vurdun ya, alacağın olsun! Ve sen sevgili Enver Ercan! Genç şair seçmelerinde beni öyle bir şaire çıkardın ki, sakın ola bu bendenizi Neslihan Yalman'la tanıştırma! Cahit Sıtkı Tarancı'yı Cemal Süreya, Ziya Osman Saba'yı Edip Cansever sanar ömrüme dökülür ağlarım! "otuz... annesinin gelinliği astı kendini gelin teliyle/bekâret iyi bir şey olsa, kanar mıydı dersiniz?"--Kızım, beni bir şiir olarak ağla!

**) Hilal Demir'den alıntıladığım bu satırlar Varlık'ın dosya konusu Militarizm ve Siyasi Şiddet üzerine kaleme alınmış yazılardan biri. Ömer Faruk hem yazı hem de Orhan Miroğlu ile yapılan kapsamlı bir söyleşi ile bu dosyaya kan ve can katmış. Bu tür yazıları okuyunca, ne yalan söyleyeyim akademisyen bir kimliğim olsun isterim; almayayım, şairlik her şeyden iyi! Günümüzün siyasi ortamına ışık tutması anlamında çok önemli saydığım bu dosya yazıları tek tek okunmalı bence: Özellikle Ömer Faruk'un annesine ithaf ettiği öyküleme tekniğiyle yazılan yazı ve Murat Celep, Nilgün Tutal, Zafer Çeler ve Nurseli Yeşim Sünbüloğlu imzalı öteki yazılar da. Kültür Gündemi'nin konusu olan Holokost: Göz Ardı Edilen Gerçek'e ise üçüncü bir gözle zoom yapmakta da yarar var. Çok değerli kalem insanımız Mustafa Şerif Onaran'ın Boş Zamanlar'ını Ömer Asım Aksoy eksenli, başta Cahit Külebi olmak üzere Ankara ve Ankaralı dilcilerle şölene dönüştürmesi ise belge bırakmış olmanın enfesliği. Öte yandan, birikimleriyle bizleri Okuma ve Yazma uğraşının derinliğine götüren Sabit Kemal Bayıldıran ve Hasan Bülent Kahraman'ın yazıları da okunacak, hatta arşivlenecek oylumda. Ben bu sayıdaki öykücümü aldım ve birazdan ölümsüzlüğe giderim belki! Uzak akrabam Okan Alay'ın Geçmiş Haller Albümü'nü n'olur beni için de okuyun!

***) Şairi ancak bir başka şair yaralar. Bundan olacak, her şair sustalı değilse bıçak taşımalı mutlaka. Ben aylarca meyve bıçağı taşıdım, gül dalı kesmek için. Gebze'de öldüğümde gömüleceğim toprakları gül bahçesine çevirmekle meşgulüm! Geçmişte canımdan, inanın kendimden bile çok sevdiğim bir şaire ait bu satırlar. Bu satırlar direkt beni ilgilendermese de, sırf bir şairi zarar-ziyan etme adına kaleme alındığı için buraya aldım, içim sızlayarak! Ben olsam böyle bir günahı sevap diye işlemezdim! İşte son kez Haydar Ergülen adına bir yazımda yer veriyorum, bundan sonra asla! Sen de n'olur bundan böyle yurtiçi-yurtdışı hiçbir "şiir ve kuşak belirleme" toplantısında adımı anma ve kendinin yarası bir Hüseyn'i imâ eder gibi "Yalan dünya!" yakınması yapma! Şiir benim annem, kızkardeşim ve içli ağlamam. Varsın hiçbir kuşak açılımında adım olmasın, yeter ki bir yerlerde küçük de olsa şiir ve sinemadan ötürü helâl süt emmiş bir ilkokul ya da üniversite öğrencisinin defterinde adım belirsin; bu bana yeter. Ancak ben, Türk şiirinin ve doğal olarak da 80 Kuşağı'nın "dede"si olarak senin adına anmak zorunda kalacağım; çünkü, sen hepimizden nüfuzlusun Allah'tan bile! Sana bu yüzden olacak, bundan böyle Nar'ın babası, Narin'in, Nilşen'in, Asûde'nin, Aslı'nın dedesi diye hitap edersem n'olur bana kızma! Allahaısmarladık!

Tanıtan ve Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hus19 a.jpg
Görüntüleme: 2313
Büyüklüğü:  61,2 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #240  
Alt 11-04-2012, 15:37
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



Bahar İncelikleri-7 / ASIL YEŞİLÇAM SADIK BATTAL'LA DÜN GECE BAŞLADI!



"yaşamak, ölümün yüzgörümlüğü insana
yaşamak, paronayak gözlerin şekillenişi
yaşamak, alnımıza yazılan trajik balayı"*

"Tehlikeli yaşayın"**

"Genç olmak uzun zaman alır!"***

*) Bendeki Beyaz Yakıştırıldı Geceye adlı tek şiiriyle de olsa Sadık Battal, sinemacı olduğu kadar bir şâir olarak daha uzun süre bende yaşayacak. Onunla yirmi yıl öncesine dayanan kalbi arkadaşlığımızı anlatan üç dizesini vaktiyle defterime yazmışım. Şair-sinemacı dostlarımın bendeki yerleri her zaman özeldir; çünkü, hem şiir hem de sinemayla ilgilenen herkes öncelikle delidir, ya da deli olmak zorundadır. Bu da yetmez, o insanın deliliğine güvenmesi ve kendini böyle de koruması gerekir. Bu anlamda Godard'dan Metin Erksan'a, Jean Cocteau'dan Ahmet Uluçay'a hep yaptıklarına hem de kendilerine taptığım önemli sinemacılarım vardır. Doğruyu önce bir "yanlış", sonra yine doğru diye söylersem Sadık Battal da benim için böyle bir dehadır; Sadık demişken, altın vuruşta tüm sinemalarına giden Sâdık Karlı'nın da adını anmam ölümü sevap diye anmak anlamına gelecekse, bunu da yapayım. Çünkü, ölüler biz yaşayanları her gün her saat görür! Hele ki Sadık Karlı'nın gözünden hiçbir şey kaçmaz! Benim de gözümden dün akşam üzeri bir gazete kesiği kaçmadı; adı Çek Bir Film olan Yeşilçam'a farklı bir yaklaşım gösteren Sadık Battal imzalı 22 bölümlük enfes bir belgesel haberiyle kendimi TRT Okul ekranına ayarladım. 22.30'a kadar beklemem için gençliğimin geçtiği baba ofisine Beyoğlu'na atmalıydım kendimi. Öyle de yaptım. Ne zamandır ofiste biriken kitap ve dergilerime göz atmamıştım; belgesel saatini bekleyene kadar zamanımı böyle de değerlendirdim. Artık her günümü son günüm gibi yaşıyorum ya, her gecemi de Cocteau gecesi gibi yaşamalıyım! Sevgili Sadık Battal'ın bir tezi olan Asıl Film Şimdi Başlıyor!'un proje hâline getirilmiş şekliydi Çek Bir Film. Sözünü ettiğim bu kitabın kitaba dönüşmesi, iyi bir yayınevinden çıkarılması ve Lütfi Akad, Metin Erksan ve Yılmaz Güney adlarının geçtiği yerde dördüncü ad olan Yavuz Turgul adının başka bir kitapta düşünülmesi fikri biraz da bana aitti. O yıllarda sevgili Sadık'la çok güzel bazen de acıklı anılarımız oldu. En az onun kadar üzüldüğümü burada söylemek isterim: O enfes tez Asıl Film Şimdi Başlıyor! ne yazık ki iyi bir yayınevinden çıkmadı ve dağıtımı da iyi yapılamadı maalesef! Bir tesadüfle akşamki belgesel haberini okuyunca, o yılları yeniden yaşamak adına ekrana kilitleneyim istedim. İyi de oldu; kitap anlamında talihsizlikler yaşayan bir kitap televizyon aracılığıyla müthiş bir projeye dönüşmüş. İlk bölümü dün gece yayımlanan Çek Bir Film / Yeşiçam'a Sadık Battal'ca Bakış artık her pazartesi akşamı saat 22.30'da TRT OKUL ekranında olacak. Özellikle sinema okuyan genç arkadaşlarımın ve ayrıca şiir-sinema iç içeliğinde deliliklerini dengeleyen ve koruyan herkesi bu saatlerde ekran başında olmalarını sâdık veriyorum, pardon salık veriyorum. Sinemanın ışık ve karanlık kardeşliği olduğuna inandım hep; bu kardeşliğin bile zararını görmedim değil. En basitinden başucu kitabım olacak Lütfi Akad imzalı Işıkla Karanlık Arasında adlı benzeri bile bulunamayacak çok özel kitabımı o günleri daha iyi anımsamak anlamında sevgili Sadık Battal'a kaptırmışım. Neyse ki, Türk Dil Kurumu Sinema Özel Sayısı bende! Sevgili Sadık Battal'a değil bir kitabım dört kutsal kitabım feda olsun. Belgeselin ilk bölümünde Metin Erksan, Lütfi Akad ve Yılmaz Güney ağırlıklı bir Türk sinemasından söz edildi. Yücel Çakmaklı'nın biraz yanlı bir tutumla kareyi tamamlamasına doğrusu bir anlam veremedim. Oysa ki, geçiş dönemi öncesi ve sonrasında Yücel Çakmaklı'ya gelinceye kadar Seyfi Havaeri, Muharrem Gürses, Orhon Murat Arıburnu, Atıf Yılmaz, Halit Refiğ, Osman F. Seden gibi daha bir sürü yönetmenin resmi geçidi olmalıydı. Belgeselin bu bölümünde Lütfi Akad ve Metin Erksan'ın "Sinemayı Sanat Yapanlar" belgeselinde alıntılanan görüntüleri Çek Bir Film'e değişik bir tat katmadı değil. Ayrıca Kurtuluş Kayalı, Oğuz Adanır, Mutlu Parkan ve Alper Gencer'in sinema üzerine söyledikleri her şey birer ders niteliğindeydi. Yıllar önce parça parça aldığım sinema derslerine anlaşılan Bir Film Çek/Sadık Battal'ın Yeşilçam'a bakışı ile ben deöğrencilik yıllarıma bir dönüş yapacağım.



**) Nietzsche "Tehlikeli yaşayın!" demiş ya hep, şair de sinemacı da "tehlikeli" yaşamak zorundadır. Bunun Türk sinemasındaki en uç örneği elbette ki Yılmaz Güney'dir. Onun kadar tehlikeli kimse yaşamadı bu topraklarda; şiir ve sinema adına. Türk şiirinin mavi gözlü devi Nâzım Hitmet dâhil! Tehlikeli yaşa! demek şiirsel ve sinema gibi de yaşa anlamına gelir çünkü. Sevgili Sadık Battal da, kendi dizeyi olan "yaşamak, alnımıza yazılan trajik balayı!" dizesi gibi belki "trajik" bir balayı yaşamamış olabilir ama trajik yaşamak zorundadır!

***) Ah, Picassovari söylersem: "Genç olmak uzun zaman alır!" Şair de sinemacı da gençtir her zaman, ölümüne "genç!" kalmalıdır.

Yakın Plan Yeşilçam Diyen: HÜSEYİN ALEMDAR



Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  sadik2.jpg
Görüntüleme: 1411
Büyüklüğü:  35,3 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  lutfi.jpg
Görüntüleme: 1354
Büyüklüğü:  61,3 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  lutfi2.jpg
Görüntüleme: 1154
Büyüklüğü:  3,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  sadik1.jpg
Görüntüleme: 1163
Büyüklüğü:  3,5 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 13:20


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum