Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #181  
Alt 26-08-2011, 00:38
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

ŞAİR-RESSAM ENGİN TURGUT'UN İLHAN BERK'E ADADIĞI SERGİ ENGELLENDİ!‏

Şair-ressam Engin Turgut'un, ailesinin de izni alınmasına rağmen ölümünün 3'üncü yılında İlhan Berk'e adadığı NU JAZZ VE HER ŞEY adlı resim sergisi açılışa bir gün kala usta şair ve ressam İlhan Berk'in mimar oğlu Ahmet Berk tarafından engellendi. Hazırlıkları yaklaşık bir ay süren ve sergi küratörü Zerrin Ulusman'ın da (ki kendileri aynı zamanda İlhan Berk'in resim sergilerinin küratörüdür) özel çabalarıyla biçimlenen bu sergi, maalesef bunca emek ve maddi harcamalara rağmen, serginin yapılacağı Amavi adlı mekân ve işletmecisi de el çektirilerek faşizan bir tutumla iptal ettirilmiştir. Başta şair, ressam ve müzik insanları olmak üzere tüm sanatseverleri şair-ressam Engin Turgut'u ve küratörü Zerrin Ulusman'a destek çıkmaya çağırıyoruz.

Engin Turgut ve Zerrin Ulusman'ın "Basın Bülteni" aşağıdadır.


Bir şairin, bir ressamın dahası bir sanatçının oğlu ya da kızı olmak onun adına yapılacak anma ve etkinlikleri faşizan bir tutumla engellemek anlamına gelmez.


Sizler de aynı düşüncedeyseniz, sizi bu bildiriye imzanızla destek olmaya çağırıyoruz.


İmza:


Hüseyin Alemdar








BASIN AÇIKLAMASI

İLHAN BERK’ in ölümünün 3. yıldönümüne adanan “NU JAZZ VE HER ŞEY” ETKİNLİĞİ ZORLA İPTAL ETTİRİLDİ.

2 ay önce şair – ressam Engin Turgut , İlhan Berk’in 3. ölüm yıldönümü anısına İlhan Berk’e adanan nu ve caz resimleriyle birlikte bir etkinlik düzenlenmesi ve bu etkinliği benim düzenlememi rica ettiğini belirtti. Telefon konuşmamızda Engin Turgut’un İlhan Berk’in oğlu Ahmet Berk’ den onay almasının etiğe uygun olacağını belirttim. Engin Turgut Ahmet Berk’e telefon edip Bodrum’da, İlhan Berk’e adadığı resimlerini sergileyeceğini söyleyip onay aldığını da bana bildirdikten sonra çalışmalara başladım.

Birçok ülkede kitap çevirileri yapılan, resimleri sergilerle sanatseverlere ulaşan İlhan Berk’in en iyi dostlarından biri olan ve 2005’te de İlhan Berk’in isteği üzerine sergisini düzenlediğim, şair-ressam Engin Turgut’un bu ricası küratoryel açıdan bana da uygun geldiğinden kabul ettim.

Bu etkinliğin Gümüşlük’ te bulunan Amavi’ de gerçekleşmesinin uygun olacağını düşündüm. Amavi’nin sahiplerine projeyi teklif ettiğimde bu projeyi seve seve destekleyebileceklerini ilettiler.

Engin Turgut’un önerdiği Avangart sanat oluşumunun kurucusu Fatih Küçük’ün resimleri , canlı teatral bir performans, Engin Turgut’un son çıkan şiir kitabı “ “Mest”in tanıtım ve imza günü ve de 30 Ağustos’ta İlhan Berk anma gecesi ve

31 Ağustos caz dinletisi olarak etkinlik projelendirildi ve tüm hazırlıklar yapıldı.

Engin Turgut’un isteği üzerine etkinlik adının konsepte uygun olarak “Nu Jazz ve Her Şey” olmasına karar verdik. 27 Ağustos’ta açılışı yapılacak “Nu Jazz ve Her Şey”in 5 Eylül’e kadar devam etmesi Amavi ile birlikte kararlaştırıldı.

Bu çalışmaların sonucunda 1 Ağustos’tan itibaren basın bildirisi ve sosyal ağlardan kamu oyuna duyurulması işlemini başlattım. Birkaç tirajı yüksek ulusal gazete ve aylık dergilerde yer aldı. “Nu Jazz ve Her Şey” le eşzamanlı Gümüşlük Akademisi’ndeki “Gençlerle İlhan Berk” etkinliği ve Nurol Sanat Galerisi’ndeki “İlhan Berk’i anma sergisi” nin olmasıyla usta şair İlhan Berk’in anılması bizleri çok mutlu ederken, İlhan Berk’in oğlu Ahmet Berk’in onayı üzerine hazırlıklarına başlanan “Nu Jazz ve Her Şey” etkinliğinin, maalesef yine kendisi tarafından engellendiği gerçeği ile karşı karşıya kaldık.

Etkinliğe bir hafta kala, 20 Ağustos’tan itibaren yazılan mail ve telefonlarla Ahmet Berk tarafından rahatsız edildikleri Amavi sahipleri tarafından bana iletilmiş olup, etkinliğin açılışına 3 gün kala da 24 Ağustos sabahı “Nu Jazz ve Her Şey” etkinliğine en büyük desteği veren Amavi’ nin sahibi Cavidan Kozlu tarafından iptal edildiği tarafıma bildirilmiştir.

Sayın basın mensupları,

Maalesef elimizde olmayan nedenlerle 27 Ağustos Cumartesi günü açılışı yapılacak olan "Nu Jazz ve Her Şey" etkinliği açılışa 3 gün kala iptal edilmiştir. Bu etkinliği İlhan Berk’e adayan şair -ressam Engin Turgut ve etkinliğin küratörü olarak ben Zerrin Ulusman tüm basından, tüm sanatseverlerden ve edebiyat camiasından özür diliyoruz.



Zorba yaklaşımlar ancak belirli bir yere kadar engelleyici tavır sergileyebilirler ama sanatı asla hiç kimse engelleyemez.

24.08.2011


Zerrin Ulusman – Küratör
0532 728 04 10
zerrin@zerrinulusman.com


***

Şair - yazar Engin Turgut'un
Basın Açıklaması:


Ailesinden izin alındığı halde çok sevdiğim ve saydığım dostum İlhan Berk’in 3. ölüm yıldönümü anısına hazırladığım resim sergim İlhan Berk’in oğlu Ahmet Berk tarafından Bodrum Gümüşlük’teki Amavi adlı mekana baskı yaparak sergi açmamı engellemiş ve sergimin açılmasına 3 gün kala ne yazık ki sergim iptal olmuştur. Beni ve küratörüm Zerrin Ulusman’ı ve bu etkinliğe büyük destek olan Amavi’yi de maddi ve manevi olarak zor durumda bırakmıştır. Bu, bana, emeğe, sanata ve sanatçıya yapılan büyük bir sansürdür, zorbalıktır, faşizan bir baskıdır ve neredeyse Can Yücel’in mezarına inen balyozla eşdeğerdir. Şu anda dostum İlhan Berk’in mezarında kemiklerinin sızladığını hissediyorum. Sanata destek veren dostum İlhan Berk’in sevgili anısına hiç yakışmayan bu zorbalığı insanlık ve sanat adına kınıyor ve üzüntümü bütün şair- yazar ve sanatçı dostlarımla paylaşıyorum.

Engin Turgut


Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
  #182  
Alt 27-08-2011, 01:54
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



YAZ İNCELİKLERİ-10 (SON) / PORTRE: ENGİN TURGUT‏





Benim için yaz, yazmama rağmen bugün bitti! Değil mi ki, kardeş şairim Engin Turgut da bir şiirinde "Yazdı, bitti!" demiş. "Yaz bitti!" der, ilk otobüsle Bodrum'a hareket ederim; o başka! Sevgili Engin Turgut'a, sergisine ve yeni kitabı Mest'e yapılan haksızlık bir tarafa; benim bu boktan dünyadaki Facebook yalanım cennet-cehennem kıyameti bu dünyada kurmamda işe yaradı, yarayacak da! Değil mi ki, Engin Turgut dahil bütün şairler biraz Küs'tür! Kadıköy'den başlayarak, Beyoğlu'nun ara sokaklarına, oralardan Bursa'lara ve İzmir'lere çok şair tanıdım, çok şiir sevdim. Zamanla birilerini ben çizdim, birileri de doğal olarak beni çizdi. İncelik bahsinde küslükten söz etmek günahtır; ben çok sevap eyledim çok günah işledim. Değil mi ki Engin Turgut'un kitabının adı Küs, beni o kitap ve o şiir bağışlasın! Bu arada kurucusu olduğum Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü bugüne değin en güzel taşıyan kitap Küs'tür, o ödülü hakkıyla taşıyan birkaç şairden biri de Engin Turgut'tur; sevgili Ali Asker Barut'umun kulakları çınlasın. Aslında her mevsim, her ay biraz küskünlüktür! Çok geçmez nisan ayı bile gelir; ben hâlâ bitiremediğim "Nisan unutma ayıdır" şiirimi hatırlar; insanın çamurdan değil kemik unundan yapıldığına kanaat getiririm. Ödüller konusunda isim vermenin hiç de doğru bir hareket olmamasına rağmen, sevgili Engin Turgut'a ve onu en güzel anlatan Küs kitabına yaslanaraktan küçük bir parantez açacağım. Haftada bir Evrensel gazetesinde şairlere mektuplar yazan şiir ablam Sennur Sezer'in sondan bir önceki mektubunu "Çakma Bir Şaire" mektup diye kaleme alması, ne yalan söyleyeyim edebiyat ve edebiyatçıların birbirlerine duydukları nefret ve nankörlük karşısında içimin şalterini indirdi. Yeri gelmişken, şiire başladığım yıllarda en çok sevdiğim beş şairden biri olmasına rağmen aradan geçen 25 yıla rağmen bir daha görüşmediğimiz ve asla da görüşemeyeceğimiz bu şair kardeşimin adını burada açıklama gereğini duyacaktım ama Sennur Abla'ya ve çok değerli bu şaire saygımdan ötürü adını ben de "çakma şair" olarak bırakacağım. Değil mi ki o, bana kızgınlığından ötürü Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü ve bu da yetmemiş Halil Kocagöz Şiir Ödülü'nü sonsuza dek kitaplarından silmiştir. Vaktiyle Cemal Süreya tarafından şiiri için söylenen günlük "tavla sözü" bile maalesef kitaplarında iyi durmuyor. Geçtim-- Sevgili Engin Turgut ve enfes kitabı Küs'e sığınaraktan küslük yapmanın zamanı ve yeri değil. İncelik yazılarımı yazla birlikte burada noktalarken, istedim ki Türkçe yazılan şiirin en zarif şairlerinden biri olan ressam-şair Engin Turgut (Oktaf Rifat, Metin Eloğlu, Hulki Aktunç gibi şair-ressamların topraklarına gömdükleri kalem ve fırçalarının uçları ruhlarına boya ve mürekkepleri sevap diye döksün) için bir güzellik yapayım. 80'lerde şiire başlayan ben dahil tüm şairler artık 50'mizi devirdiğimiz için Küs ve küslüklere rağmen şevkat ve dost eline muhtacız. Benim Engin Turgut'u çok sevmeminbirçok nedeni vardır: Her şeyden önce gerçek bir Galatasaray beyefendisi olan babası Halim Turgut ile pek değerli eşi Tuti'ye olan aşırı saygı ve sevgisi onu herkesten çok sevmemin ilk iki maddesi. Sonra tabii ki benden çok şair ve şiirsever olması; Cemal Süreya, İlhan Berk ve Haydar Ergülen'i benden çok ancak sen sevebilirsin! Aşk ve erotizmi saplantı halinde kalemi ve fırçasıyla kâğıda ve tuvale yansıttığın için sevgili Engin Turgut'u sonsuza dek seveceğim! Onun şiirinin deneyselin şıklığı ve görünmezin dengesi olduğunu kabul ederek, kaleminden ve fırçasından dökülen her şeyin sonsuza dek takipçisi olacağım. İlhan Berk'ten ikimize miras; aşkı ve erotizmi hep "kadın imgesi" görmemize karşın; aman eşlerimiz duymasın! Arzu Okay'ı saymazsak, ömrümüz gelip geçti de ikimiz aynı kadına âşık olamadık! Bu, ikimizde de bir parça İkinci Yeni eksikliği! Yazımı, pardon yazdıkça yenileyeceğim inceliğimi senin meşhur Küs adlı şiirinle bitiriyorum. Küs ama belli etme!


KÜS*

Sislerde büyüdüm. Islak ve çok kirpikli
çocuğum. Gözleri uyku tutmayandüş tanesi
içimde. Bileklerimde orman dalgınlığı. İçim
gider tatillere çıkan bir harf görsem. Kendi
burcuna yenik düşmüş biriyim.Bir melek kendini
yırtar, şeytan olur! Özlem ve fırtınanın ağzı
bir karış açık kalmıştır yeni sözlerin
esrikliğinden. Ey turuncu yazgım! Dudaklarım
uçar, çatlar sesim buğulu bir aşkla
sevişememekten!..

Uzun saçlı bir hayattan doğdum. Sevgi
tutulmasıydı annem. Elinden geleni yaptı güz.
Göl kadın, öksürürdü gök! Uçan gözlerimi
çağırdım. Ah! bırakmayacağım peşini yanlışlarımın.
Sen çıkarsın aşkın karnını deşseler. Panik
günlerim benim!.. Eğri bir çiviyle çakılır mı
öfkeli bir yağmur? Öldürür beni iflah olmaz
siyah! Kendimden başka neyim ki ben?.. İntihar;
benim yüzümden intihar edebilir diyorsam; hayat,
ölüm döşeğinde duygusallığımdır. Parmağım alev
aldı gördünüz mü? Terliyor söz, terliyor düş,
mesleğim korku!.. Siz beklerken uçarak
öldünüz mü?..

Denizin teniyle düşüp kalkmışımdır. Yüzümden
kuş sarkar. Gök eriticisi, uçarı pasifik. Uzay
sevindirir akıllı tadı defnenin. Gücenik bir
hayat benimkisi... Bir defa daha kırıldım gecenin
en flû anında... Dört dörtlük bir imha sundum
kendime... Ucundan tuttuğum kendimi yine ben
bıraktım... Sesimin yardımcı fiillere ihtiyacı yok!
Bütü suları yerim. Ah! köpek günleri unutma
provaları yaparken, güzel günlerimi ısırdılar!

Yağmayan bulut. Elimi yalnız bırakan parmak.
Üstünü başını yırtan penguen. Ey sesini içime...
Ah, yüzüm öyle bir konuşkan bir beyaz ki
beni gri anlıyorlar
yüreğim caddelerde koşan çıkmaz sokak
beni Engin Turgut sanıyorlar...


*) Kandiliniz mübarek ve yaklaşan bayramınız kutlu olsun diyemiyorum!
kendim ve Engin Turgut dahil herkese "Küs"üm! Lütfen beni bir süreliğine aramayın.


Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  engin.jpg
Görüntüleme: 559
Büyüklüğü:  2,9 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  engin1jpg.jpg
Görüntüleme: 828
Büyüklüğü:  9,1 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #183  
Alt 07-09-2011, 14:03
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

İSKENDER SAHTE
GRAND MAMA
TESETTÜRLÜ RİYA

.............................Türkçenin Büyük Şairi Sevgili K.İskender için

“Hanı Yağma” yı nakarat edecek değil ya
İkinci Sahte İskender sus payı niyetine okur
Fikret’in manzumesi Halûk’un Bayramını
Oysa meserret ummaz el bağlayıp huzurunda
Saf duran fanilerden musalladaki çocuk
Av Mevsimi avcılar karacaları vurmakta

Ne İkinci Sahte İskender’in umurunda
Ne de tesettürlü moderatör umurunda facianın
Hem sadık olmak lazım efendilere
Hâlâ revaçta çünkü emir komuta
Bu kan borsasında en çok kâr eden
Medya Babaları ve Tesettürlü Riya
Deliye her gün her lâhza bayram Onlara

Tesettürlü lakin koyvermiş
Zülfünü moderatör hanım
Geçilmiyor tafrasından
Sanırsın kerhanede Grand Mama
Boyadan rujdan rastıktan riyadan
Oysa foyası dökülmekte tablonun
Muhim olan La Dolçe Vita

Rol kesiyor Süfli muharrir poz vermekte usta
Edebli olmak lazım muhafazakâr medyada
Sanırsın İmam hatip mektebinde öğrenci bir köylü kızı
Nasıl da hâkim şeriata hatmetmiş İlmihali de zahir
Süzülmekte yüzü gözü takva içinde tüm âzaları
Okşasan sağ tarafını sanki çevirecek sol tarafını da
Öyle melül bakmakta zero noktasında nefsi emmarre

Azmanlaşır birden asrileşir seküler medyada
Müthiş bir makyaj gerekiyor bu sahnede
Karşısında ünlü moderatör Akçaburgazlı Yekta
Sanırsın İzmir Amerikan Kız Koleji’nde talebe
Tabular yıkılmakta ama hep ayakta kalmakta
Panteon’daki kadim tanrılar piyasa ekonomisi
Nişantaşı Halikarnas Selanik Manastır Kızılelma
Dimdik ayakta yağlı boya sanayimiz aşağılık medya
Kalmaz aklanan kalp parada zerre miskal kir
Başarımızda yok zerre miskal şaibe
Karanlık mihrak dış destek
Bizim kârhanecimiz işini bilir
Anasını bile satar burjuvazimiz

Yüksek olsa da yürüdükleri kaldırım
Cümle aşağılık hile onlara mahsus
Türlü boya müthiş takiye kusursuz makyaj
Onlara mahsus birlik beraberlik
Mal güvenliği nitelikli intihal
Aşarlarsa kazara kırmızı çizgileri
Hususi af çıkar Meclisi Mebusundan

Demode olmak üzere İskender Sahte
Bir daha ki sefere kapakta
Lut’un Karısının fotoğrafı
Ama hanımefendi poz verirken
Daha samimi olmalı
Bu kez üstü kalsa da
Donunu da çıkarmalı

Altüst olmalı Türkiye

Çanakkale’yi Geçmek için Tahta Atlar lazım Ehli Salip’e
Resmi Gazetede de yayınlanmalı İskender romanı
Devlet sanatçısı unvanı verilmeli Hanımefendiye

Ümmül Kitab’da Sure-i Maun ve Tekasür
Memlekette Hanı Yağma Ve Tesettür Modası
Mübarektir benim içün başörtüsü
Annemin kız kardeşimin

hüseyin avni cinozoğlu




Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
  #184  
Alt 08-09-2011, 17:28
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

NİHAN IŞIKER ve ELYAD MUSEVİ TAKDİMİMDİR!‏

Son yıllarda üzerinde emeğim olan (arkadaşlar yadsımayın, emek söylenir!) kalem insanlarımdan "en genci" sevgili Nihan Işıker'i beni sırtımdan vursa da (âh, o bunu Vukovar için de olsa yapmaz!) asla unutmayacağım ve içimin en derin yerinde ona daima bir yer ayıracağım. Bana Dinamo Zagreb forması ve oğlu Ahmet'in selamını, kızım Kâmyâr tadında getirmeyecek olsa da!

Güne her zaman yazarım olacak Sema Kaygusuz'un Facebook arkadaşlığı ve "Yılan Ağrısı" şiirimin ilk dizeleriyle başladım; çok mutluyum!

Bu arada Nihan Işıker'le hiç karşılaşmadım; belki de hiç karşılaşmayacağım. Ama ölmezse, o beni içimden ve ömrümden çok sevecek, buna inanıyorum. Çünkü onun insan olduğuna; iyi bir şair, çevirmen ve hatta iyi bir editör olduğuna inanıyorum. Beni ölünceye kadar yanıltmayacağına da inancım tam. Hani, insan sevdiklerine (:günah bu, sevmedikleri gibi de anlaşılır!) bazen "Allah ona uzun ömürler versin" deriz ya, benden önce ölme sevgili Nihan, yoksa çok korkarım!

Nihan bu! Küçük kırgınlıklara rağmen kalbimin her zamanki abisi olan Cevat Çapan'a ve sevgili eşi Gönül Hanım'a hep taparım. Yaklaşık yirmi beş yıldır reklam ajanslarında düzeltmenlik yapmakta olduğum için işim gereği en az üç dil bilmeme rağmen, ben sadece Türkçeyi iyi bilir kalbime ve sevdama kadar bu dili iyi konuşmaya çalışırım. İşim gereği Sırpçada Hırvatçaya, Rusçadan Bulgarcaya birçok broşür okumak zorunda bırakıldım. Bunu şunun için söylüyorum: Nihan Işıker'i eşiyle birlikte ortak imza attıkları bir çeviri şiir sayesinde tanıdım. Onu, çevirdiği şairi ve kalbini doğru hissetmiş olacağım ki, sevgili Cevat Çapan'ın da yardımıyla pek sevgili Nihan Işıker Şiir Atlası ile aramızda. Ondan çok sıkı bir çeviri şiirleri antolojisi bekliyorum; biraz da Metin Fındıkçı ve Gonca Özmen'i çatlatmak için. Cumhuriyet Kitap'ın bugünkü sayısında Elyad Musevi'yi çevirmiş sevgili Nihan, dilerim ilerde Elyad Musevi'yi de onun kalbiyle severim.

"Müşterek Mızıka" Nihan Işıker çevirisiyle Elyad Musevi (d. 1985)'den:

Ç o ğ u b i r b i r i n e b e n z i y o r

Köhne bir misafirhanenin
Penceresinden dışarıya bakıyor birisi
Kuşkusuz âmâ biri keman çalıyor caddede
Hava bulutlu
Mavi giysili güzel bir kadın
Pencerenin altından geçecek birazdan

Bahsettiğim misafirhane
Avrupa ülkelerinin birindeyse eğer
O kişinin elinde bira bardağı vardır
Değilse
Benim bulunduğum yerdeyse
Elinde çay en fazla kahve olabilir

Elbette böyle zamanlarda biraz da
Rutubet kokusu olmalıdır havada
Dediğim gibi çoğu birbirine benziyor
Demek ki
Kendilerinden kaçan insanların
Elleri çok da net değil!


Dilek: Sevgili Nihan, devam et!





Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com


Alıntı ile Cevapla
  #185  
Alt 10-09-2011, 22:54
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

YENİDEN HER GÜN İKİ SAAT HULKİ AKTUNÇ OKUMALARIMIN 12'NCİ GÜNÜNDEN!‏

TEN VE GÖLGE*
Adını Yok Eden Hikâye'den

"(II)

Birileriyle senden söz ettik. Gittiği hiçbir yere dönmez, dediler.
Gönlü en yücedeyken, en bataktakidir o, dediler.
İçkiler içiliyordu. İçkilerin sırları üzerine konuşuluyordu. Sonunda,
senin sırlarınla içki birbirine karıştı. Kimse kimsenin dediğini duymaz
oldu. Ah, şu biçim denemeleri ve bunların niteliğini açıklamaya çabalayan
yazarlar! Lânet olsun size! Yazın yazdığınızı da bir köşede durun, biz
yorumlayalım ve yorumsayalım, dedi biri.
Dünya ne kadar kötü öyle değil mi dedi biri işte bizim şuradaki konuşmalarımız çığrından çıkmış suçlamalar gibi çığrından çıkmış günahçıkarmalara da dönüşüyor dedi biri ah kel kafa eskiden ne güzeldin dedi biri (kapıdaki kuş gölgesi eskiden) ve dedi ki biri herkes terk etti onu herkes karşı ona dedi biri bu sıralarda çok yalnız olduğu için dişlerini en fazla gösterdiği sıralar olabilir ne yapalım dedi biri herkes bir tür değil mi senin o pek sevdiğin Joyce bir mektubunda karısının donundaki kahverengi küçük benekten söz ediyor dedi biri ne yapalım herkesin bir sapıklığı var dedi öbürü katlanan bir sesle ve herkesin varsa buna niçin sapıklık derler dedi biri onu siz diyorsunuz dedi öbürü biliyor musunuz bir yazar var bunca yıl sonra dilimizi iyi kullanmadığını nihayet
kabul etmiş dedi o
yine bir dönüş diyordum ben
kanatlar Arafta çırpınıyon şimdi
dönmesen ne olacaktı acaba dedim yürek aldatıcı bir çevrim yeniden başlıyor
ve düşüncelerimle düşlerim seni nasıl yargılarsa yargılasın yine o kullanılmış
yüreğimden yararlanacaksın dedim."
--Hulki Aktunç

*) Ah, yirmi iki yıl var evlilik yüzüğü takmıyorum! Gelin görün ki; sol elimin tüm parmakları biraz Hulki'den, biraz benden olacak kırılma yerlerinden birer yüzük yarası!
Beyoğlu'ndan Çamlıca'ya, Maslak'tan Gebze'ye kitaplıklarımda Islıkla Tarihçe ile Sır Kâtibi'ni bulamıyorum, lütfen yardım edin!


Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com



Alıntı ile Cevapla
  #186  
Alt 10-09-2011, 23:04
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



YILMAZ GÜNEY İÇİN‏


Çok daha yeni şeyler söylemek isterdim. Dün gece kanalları dolaşırken tesadüf eseri olmadık bir kanalda Arkadaş filmine rastladım. Bugün Radikal, Cumhuriyet gibi gazeteler ve ulusal kanallarımızda ne bir Yılmaz Güney filmi ne de bir belgesel...

Toprağımın en güzel insanı, sevgili Fatih Akın; beni duy ve ne pahasına olursa olsun Yılmaz Güney Belgeseli'ni mutlaka sen çek. Sen hem kardeşim hem en büyük oğlum sevgili Yılmaz Pütün, seni çok özledim; n'olur, nerdeysen baban ve kalbim için kulak ver.

Şimdilik bendeki eksik Yılmaz Güney aşağıda.

9 Eylül'de ne kimse doğdu ne de öldü! Ah, Yılmaz Güney ve Pervin Nurcee Çağlı hariç!






Ömrüm ey, her hatıran Yılmaz Güney!


Hüseyin Alemdar

Ne zamandır kaç filmin var hepsini bobinlere sarmış senin sinemayla tanışma yaşının kaç olabileceğini merak eder dururdum; şiir ve sinema adına birçok şeyi iştahla merak etmem gibi bir şeydi bu! Bu iştah, merak ve dahası bu hastalık bu denli bana ait olmasa söyle Kalpzaman Yeşilçam adlı en uzun şiirimi üç yıl yedi nöbetle böyle hasta nasıl yazabilirdim! Neyse ki, “yarı zamanlı” sinema eğitimimin yeni yılında onu da öğrendim: Senin ilk sinema yaşın on üç biliyor musun? Adana’dan başlayıp İstanbul Galatasaray’daki Dar Film’e dek uzanan bir heves yaşı bu, hem heves hem “hamal”lık yaşı! Sinemadaki bütün dehâlar Metin Erksan hariç sinemaya hamallıkla giriş yapmışlardır sahi. Sinemada hamal olmak kalbe ve göze ibadettir! Set hamalı, ışık hamalı, reji hamalı, prodüksiyon hamalı, senaryo hamalı, kostüm hamalı olmanın şiirden başka karşılığı yoktur. O yıllardan başlayarak kafanda ya da sırtında taşıdığın bobinlerdeki filmlerin kutuları açılıp filmler öylesine sokaklara taştı ki başta sen olmak üzere birçok sinema âşığı ölmemecesine boğuldu/k! Bugünlerde bobinleri Ramazan Özdemir’den başka kimse taşımıyor; yarı aç yarı kirli kafasının üzerinde üstelik. Yolun düşer, kalbin aranırsa Erol Dernek’te, sırf benim hâtırıma ona “hayatı ve sinema”yı sevdiğini söyle. Senin daha başka yaşların var: Şiir yaşın, öykü yaşın, roman yaşın, kalp yaşın, kardeş yaşın! Bütün yaşlarını öylesine içinde karıp peliküle döktün ki, artık ne sen ne bir başkası büsbütün “sen” olan o metaforu yerinden oynatamaz. Senin bir de on yedi gibi bir yaşın var sahi! Çok yakın iki arkadaşın Özdemir İnce ve Nihat Ziyalan’la (adlarını anmışken, biri kalp şiirim biri kalp jönüm, bilesin) Adana’da yaşanmış bir on yedi yaşın var ki, hatırladıkça uzaktan uzaktan içim ürperir: Hani, durduk yerde yumruğunu masaya vurup, “Hey, Nihatt, Özdemirrr! Fazla değil on yıl sonra Türkiye bizi konuşacak!” Bu on yılda değil Türkiye dünya sizi konuştu, konuşmakta; tabii ki en çok da seni. Şu anda bu dünyanın öbür ucunda bulunan Nihat Abisine “Cep Herkülüm” dediği Hüseyin’inden çok selam! Selam demişken; selamın şiir, sinema, öykü, roman, deneme, anı ve günlük türündeki, türler arası selamı en çok da sana! İyi ki de bu denli çok yaşadın.
Sen şu anda mutlaka Paris’tesin. “Bir Gün Mutlaka” tekrardan filme çekiliyor biliyor musun? N’olur bana Père Lachaise de olsa hiçbir mezarlıktan ve ölümden söz etme! Aynı şekilde aşktan ve kadınlardan da... İçimde Pozantı bir peltek söz Paris’teyim de yeter; ben seni anlarım. Hazır Paris demişken, ülkemizin yurtdışında sinema okuyan birkaç güzel insanından biri olan Yavuzer Çetinkaya dahil Ömer Kavur ve Alp Zeki Heper ordan hiç dönmemişler gibi! Hazır film ve set demişken, koluna tak da Bilge Ablayı (Olgaç), Hüseyin Abiyi (Özşahin) ve Semra Özdamar’dan Azra Balkan’a, Mümtaz Ener’den Osman Alyanak’a, Birtane Güngör’den Şadan Adanalı’ya o günkü “Bir Gün Mutlaka” filminin oyuncularını sete gel. Seni duyarsa, ki o her şeyi duyardı; Atıf Abi’yi de kat sesine. Unutma, şiir ve sinema bizler var oldukça kardeştir!
Seni özlediğim ölçüde tüm filmlerini özledim biliyor musun!? Geçenlerde Beyazperde’de “Balatlı Arif” oynadı, abi o ne filmmiş öyle! Senden sonra tüm filmlerini siyah-beyaz seyrediyorum. Tüm filmlerini de saydım bu arada, filmlerinin sayısı 111 biliyor musun? Ne diyeyim “Balatlı Arif”e bile şaştım kaldım. Ayşe Abla’nın (Şasa) da kulakları çınlasın, ne sağlam senaryo çıkarmış öyle. Oyunculuklar ve mekân seçimleri de harika. Nebahat Çehre’den Sami Tunç’a, Danyal Topatan’dan Hakkı Haktan’a, Meral Küçükerol’dan Lütfi Engin’e bütün oyuncular her kadr’a iğneyle dikilmiş gibi! Sen şimdi bütün filmlerini tek tek saydığım için, alçakgönüllülükle benden film adları isteyeceksin; önce “Baba” tabii! Üç kızımı da kırık mondolin bu filmle büyüttüm. Dahaları: Alageyik (Pervin Par bir gün gelse!), İkisi de Cesurdu (Samim Meriç, Yaşar Tunalı ve Kadir Kök seni çok özlediler, bu filmin hakkı hep yenmiştir), On Korkusuz Adam (Tunç Abi sinemaya küstü biliyor musun?), Mor Defter (defterlerin çoğu mor aslında!), Beyaz Atlı Adam (Cahide Sonku gitti gideli hiç gelmedi!), Konyakçı (bende oralar Araklı bir ortaokul), Silaha Yeminliydim (sırf senin hatırına silah taşımak istiyorum), Ben Öldükçe Yaşarım (hayat bazen kesekâğıdı içinde bir saka kuşu!), At Avrat Silah (ah, Ahmet Erhan gidince böyle bir şiir yazılacak!), Hudutların Kanunu (seni herkes özleyebilir, ama Lütfi Abi’nin özlemesi de sevmesi de başka), İnce Cumalı (Yılmaz Duru Adanalı bir sessizlik gibi öldü, biliyor musun!), Seyyit Han (artık hiç gelmeyeceksin biliyorum, hiç değilse bu film için bir kez daha çık gel!), Umut (hadi, atını al da git Cabbar!), Acı ve Ağıt (iki şey gibi kendini kesen bıçak ömrümüz!), Zavallılar (biliyor musun, alkol ecel değilse Yıldırım Abi hiç ölmedi!), Arkadaş (dikkat Hüseyin Peker, A’nın üzerinde şapka var; yani Âzem! Sistem hep tokatını atar, yeter ki biz her daim arkadaş kalalım), Endişe (ah, Şerif Gören-Kenan Ormanlar bir ikili olsa her yıl bir film çekse!), Sürü (hey Şîwan, dağların bile düşmanlığı insan icadı, öyle bir bağır ki yarılsın dağlar), Yol (ömrüm silme cezaevi, nasıl da çepeçevre Ahmed Arif yeşili dışarlar), Duvar.. Dîwar.. Le Mur... Yirmi yıldan çoktur, bağışla, içimi kalbime değin ellesem de konuşamıyorum!
111 değil 1111’den çok şiir yazdım da tek bir filmin yönetmeni dahi olamadım; Kalpzaman Yeşilçam’ı saymazsam. Yazdığım yüzlerce şiir içinden hâlâ en çok sevdiğim şiir Dîwar, biliyor musun!



DÎWAR*



Katkım olan her filmde benden bir parça mutlaka vardır**



1

Siverek’ten Strasbourg’a bir elin insan bir elin kavgaydı senin
çok döküldün çok öldün de neyse ki hep ayakta kaldın
insan elin Salpa kavga elin daîmî bir Sanık’tı aslında
yıllar var Umut derim Hücrem derim Boynu Bükük Öldüler derim
seni bana kim sorsa--sahi, aşk gibi devrim de gözle yazılabilir kimi!
Pozantı’dan Paris’e bir gözün çocuk bir gözün çıngıraktı senin
çok gittin çok yenildin de kendini dağlara bağırmak kadar az sandın
Kürtçe söylenmiş öyle bir söz duydum ki senden sonra
bu söz yedi kilit yedi anahtar sanki senin ağzının iklimi:
Ser çiyan ji me ra cennete emrê min canê te!***


2

Doğu ve zaman her ikisi de dîwar ve yara oralarda hâlâ
iklimlerin alışkanlığından biliyorum--her güne bayram deme!
kendinin mahkûmu bir sessizliktir Fırat en çok da kendine akar
sorma söylemez: Dicle, iki kalp üç kelâm onun gece öldüğüdür!
Ha onbir ha altı ne farkeder, bazen tek bir mahkûm bile her şeyi anlatır
tıpkı sen gibi--sahi, dağ imgesi annene yaslanıp en son ne zaman ağladın!
yerin göğe ağlamış hâli diyorlar Yol’a buralarda.

3

Âh, bir ömrü üçe bölmenin zamanı şimdi: Canân, can, ân!
Ömür ki aşkta eksilme, uzakları uzaklara ilikleme sanatı--
yüzümü hep dolaşık aynalarda yıkadım demek, bilemedim kendimi--
negatiflerim depolarda çürüdü mürekkebim kalemimde kurudu
ben de bilmiyorum ki Hüseyin--suç ne, hâlâ ne suç işlediğimi!

4

Susarken imge konuşurken metafordur ya insan
âh, senin imgelerin metaforların ki herkesten üç fazla
insan insanı kapalı mekânlarda anlarmış anbean
senin ömrün acı aşk ve sinema dâhil hep kapalı mekân
seni çok kendimi çok sevdim dersem inanma--üç şey
kadın aşk ve sinema kalbin yılanı doğuştan yalan!
De ki ben Bir Çirkin Adam, ben Umut gibi bir Canlı Hedef
Père Lachaise dâüssıla uzaklara gömülme mezarlığıdır
Acı
’dan Umutsuzlar’dan Ağıt’tan Baba’dan Arkadaş’tan hiç anlamaz!


5

Haklısın, tek kişi olmanın imkânı dağlardır ama
kadın aşk ve sinemasız tek kişi olmak da şehirlere yaban--
Unutma, Türkçe ya da Kürtçe aşkı ve sinemaları Allah seslendirir
âh, bakayanlış ve yapayalnız kaldığında
sakın ha silâhını şakağına dayayıp da bir başına ağlama!

6

Sevap ya da günah herkeste hakkı/n/m var--bak, hepsi sıra sıra:
Kalbin sıra: İçindeki sinemalara gitsem, her filmin göçebe şiir bana!
Gözün sıra: Aşkı ya gözle yakala ya silâhla mı dedin--âh, ikisi de bir yerde silâh!
Ağzın sıra: Söz dediğin bal da olabilir zehir de, diline git ve vur onunla!
Elin sıra: Halka halka olur da meydanlara çıkardık ya, elleri ve sosyalizmi anla!
Aklın sıra: İhtiyaçları vardır, ver onu para babalarına ve ahmaklara!
—Oğluma ve kızına modern masallar anlat da şairim
Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz!
ritüelini kimseye anlatma!

7

Bir eylül akşamıydı toprak yorgun gök rezil sinemalar eklem yeri
yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil menziller ters dönmüş Mem û Zîn’di
gözyaşı oldum mendil oldum menzil oldum da vurdum kendimi--
ikizim kendimdi Kejê sevgilim, sol göğsüm toprağın gelini
vurduklarım At Avrat Silâh ne aşka ne kendime yetti
dağ talanı bir Seyyit Han gittim bir daha bir daha vurdum kendimi--
Bicrînê ya binvînê!****




*) Bir yanım kirli soğuk beş öykü gibi Sartre, bir yanım mavi dev yumruk bir şiir

Attilâ İlhan. Hayat bir sana bir bana bakardı o vakit; âh, şimdi tüm bakmalar Duvar!

**) Yılmaz Güney (Urfa, 1 Nisan 1937 – Paris, 9 Eylül 1984). Âh, Père Lachaise

bir mezarlık olabilir belki, pelikülü kan olan hiçbir ölüm ölüm değil!

***) Ama dağ başı bize cennettir ömrüm canına kurban!

****) Ya bağır bir ses ver, ya da uyu hadi!



Yasakmeyve, Temmuz-Ağustos 2009

Şiir Defteri 2010


Hüseyin ALEMDAR

alemdar610​5@gmail.com


Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  yilmaz.jpg
Görüntüleme: 1747
Büyüklüğü:  17,4 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #187  
Alt 12-09-2011, 13:48
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

GÜZ KIRGINLIKLARI-1: 12 EYLÜL, GENÇLİĞİM VE ALLAH!‏

Her şeye rağmen yazıyorum. Bugün 12 Eylül ve içim Zaharya ve Mikail kuyusu. Bir gün futbol, şiir ve sinema tutkum başımı yiyecek, biliyorum. Buna rağmen, Ahmed Arif'e gönderme olsun bir şair 33'üne kadar intihar etmemişse ve devleti tarafından öldürülmemişse, hayatta kalmasının da bir anlamı yoktur! Değil mi ki, 12 Eylül'ü en az kendimden iki-üç yaş büyük ağabeylerimle iliklerime dek yaşadım. 12 Eylül demişken, ülkemin en karalık bu dönemini babamla birlikte Gebze'de ve bağlantılı olarak İstanbul'da yaşadım. Kısa süreliğine gözaltına alınan 650 bin kişiden ikisi bizdik, yargılanan 230 bin kişiden ikisi neyse ki biz olmadık ama yer yer takip edildik. Ölüm cezasına çarptırılan 517 kişinin hüznünü en az onlar kadar yaşadık, idam edilen 124 güzel insanla herkes gibi bizde öldük. İşkence sonucu hayatını kaybeden 171 kişiden birkaçıyla nefeslerimiz birbirine karışmış olabilir; hâlâ ölümler kayıtlarda "şüpheli" olarak geçen 144 kişiden ikisini Beyoğlu Emniyeti'nden tanıyor olabiliriz. İşin tuhafı, 12 Eylül'deki ilk işkencemizi bize "penise elektrik" hazzıyla yaşatan Maçkalı hemşerimiz bir başçavuştu. Şu anda aşiretimizi kurduğumuz Gebze'nin bu köyünün yerli halkı "Terörist yetiştiriyorlar" diye bizi ta Sıkıyönetim'e kadar şikayet etmişler ve arazileri silah dolu demişlerdi. Bir Karadenizli olarak, ablamdan ötürü hasım sahibi olsak da ömrümde hiç silah taşımadım. 12 Eylül hatırası bu başçavuşumuz iki yıl sonra tıpkı bir Susurluk olayı gibi TIR'ın altında kaldı. Ne ben ne babam hiçbir zaman ne insan öldürmeyi ne de böyle bir ölümü senaryo dahi olsa kafamızda kurgulamadık. Babamı fazla bilmem de -ki o da öyledir- müthiş din inancımızdan ötürü düşmanımızı bile öldürmeye içimiz el vermez. Bu 12 Eylül'ü yaratan Askeri cunta ve başçavuş gibi diğer düşmanlarımız da olsa! Ah dün akşam! Bir iddaa bayisinde ölümü bile göze alarak Galatasaray'ın yenilgisi içimden alkışlamam yetmemiş gibi, bütün kuponlarımın yatması pahasına olsa Fatih Terim sevgisizliğim nedeniyle havaya fırlamamı kendime anlatamam. Babam böyle şeyleri sevmez ayrıca. Şimdi bu yazıyı yazdım diye de bana son derece bozulacak biliyorum, umrumda değil! Değil mi ki, hâlâ derin devletin olduğu bu güzel ülkemde bazıları tüm günahlarına ve suçluluklarına rağmen el üstünde tutuluyor; onlara kalemimle öldürmek istiyorum. Kız çocuğu babası herkese sonsuz saygı ve sevgi göstermeme ve Fatih Terim ve Haydar Ergülen'e rağmen (Cumhuriyet gazetesinin bugünkü sayısında Haydar Ergülen imzasıyla yer alan "Ali'nin Selamı" başlıklı yazı, pek değerli Ergülen'i de Fatih Terim'le ikili yapmam için yetti!) hâlâ kız çocuğu babası olmanın kutsallığına inanıyorum. Türk şiirinin baba şairi Dağlarca'ya da bir selam! Üç kız çocuğu babası olmak cenneti gerektirmiyor maalesef, Allah bilir "Çocuk ve Allah"a rağmen sen de cennette değilsindir. Yalanım yok, Allah'ı ve insanları sizlerden biraz daha fazla sevdim; bir Marksist olar, sevmeyi de sürdüreceğim; çünkü Allah'tan çok adaletine inananlardan biriyim. Dünkü İstanbul Belediyespor-Galatasaray maçı bile bir Allah'ın adaletidir! Bu yazıyı aslında gece evden yazacaktım, ne var ki kızım Q Klavye kullandığı için F klavyeye geçmek için günün doğması gerekiyordu. 12 Eylül'e biraz geciktiğim için tüm 12 Eylül mağdurları ve direnişcilerinden özür. Yaklaşık on yıldır her taşın altına Ermeni, Kürt, Alevi ve Yezidi kardeşlerim için ve tüm insanlığın kardeşçe yaşaması için kaç elim ver soktum; şunu anladım ki, devletim sayesinde her taşın altı boş, bu da ayrı bir konu! Yoksa MİT'in ve gizli devletimin arkadaşlık isteğine rağmen Esmer dergisinde hâlâ yazar mıydım! O dergi benim kavgamdır ve bu ülke yaşadıkça hep kavgam olacak. Bu yüzden olacak, belki üç kız daha kazanacağım Bejan Matur ve Melike Demirağ'a benzeyen, ama söz hiç silah taşımayacağım. Kalemimi susturduğum an beni puştun biri arkamdan vursun lütfen! Yılmaz Güney'in Azem'i Kerim Afşar'ı nasılsa kendine vurduracak! Bütün yaz, "Yaz İncelikleri" başlığı altında 10 incelik yazısı yazdım, bu yazılar bir dergi ya da gazete de yayımlanabilirdi; her şeye rağmen internetin "cennet" ve "cinnet" ortamı olduğunu düşünüyor ve eğer ölmez ya da öldürülmezsem en az 10 da Güz Kırgınlığı yazmak isterim; 12 Eylül'ü hatırlatmak, gençliğimi sevmek ve Allah'ı sırf adaletli olduğu için herkesten üç kat sevmek için. Çünkü ben, hâlâ Allah'a çok inanıyorum; her Ramazan ayı oruç tutan bir Marksist olarak bir o kadar da kendime; on iki ayın on biri ellerim cenabettir bazen, o ayrı bir konu. Bu yüzden olacak, cemaatim yoktur benim! Kızlarıma sözüm var: İyi bir sinemacı olamaycağım belki ama büyük bir şair olarak öleceğim! 12 Eylül'ü, gençliğinizi ve Allah'ı asla unutmayın!
O yıllara Eylül ve K'ân demişim!


Eylül ve K‘ân

ey'gül( eylûl( eylül( gittim gittim de öldüm tüm devrimleri
sayfa sayfa arkadaş yası Türkiye Defteri şimdi yürüdüklerim
k'ân ve eylül sana ve ömrüme ikinci ilçem gebze'de uyandım
o gün bugündür kendimi sıkıca tutamam kalbim Erdal'ın elleri

kavga) korku) karmaşa) âh, k bir dış içim kendimde değilim!
araklı gebze taksim--yıllar var dolaşık bıçak dargınıyım nevrimin
biri üç darbe biri üç türkü sıksa böğrüme Türkçe ve Kürtçeleşir dili derdimin
birileri mecnûn birileri şâir diyor bana, inanın o bu hiçbiri değilim


ağrı: acı: apse: arz: a bir iç içim aşk dahil dörtte üçüm harakiri
kalbi olan kendine saklanmalı derim herkesin yüzü mezardan deri
gözüm serde elim sende her 12 Eylül sana söyleyeceklerim var

itham! işkence! ihtilâl! âh, i harfi ki adımın altıncı harfi sadece
yıllar var Bedreddin oldum Nâzım oldum Mahzûni oldum hâlimce
kavgası kabuk sevdası k'ân tutmuş biri ağlasa ağlasa kendine ağlar!


BİTİRİRKEN BİR ÖNERİ: Sırf yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu, senaryosu ve
müthiş oyunculuğu ile Ayberk Pekcan için (Nazan Kesal için
demiyorum; nam-ı diğer Nazan Kırılmış -keşke hep kırılmış
olarak kalsa!- sinema Allah'a şirk koşmaktır.) Saç
herkes mutlaka izlesin!



Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com


Alıntı ile Cevapla
  #188  
Alt 16-09-2011, 12:54
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart




ÖMRÜMÜN 4 AYRI EYLÜLÜ!‏




İKİ Eylül! Gülümün solduğu akşam, ömrümün artık 2 tane Eylülü var deyip, susacaktım ki ömrüme ömür kattım; âh, kâh arttım kâh azaldım! 12 Eylül'le devletimi ve askeri çunta rejimini önümdeki masaya serip dövecektim ki, futbol ibadetimiden olacak ömrüme 14 Eylül ekleniverdi. 28 yıl önce Trabzon'da 1-0 yenmemize rağmen İtalya'da oynanan ikinci maçta İnter'den yediğimiz iki gölde elenmiş ve Trabzonspor olarak adımızı UEFA kupasında bir üst tura yazdıramamıştık.



İşte dün gece bu 28 yılın hesabıydı. Öyle bir galibiyetle tanıştık ki, değil sekiz yıl 28 yıl bu galibiyeti unutamam. Halil Altıntop'u ilk defa bu kadar diri bir Karadenizli ruhuyla gördüm, hele ki golü atan Celustka benden çok Laz kanı taşıyormuş da ben yeni bildim! 14 Eylülü artık hiç mi hiç unutmayacağım!

Bu arada ömrümün en hüzünlü ve kelebek ölümünü günü olan 13 Eylülü atlamışım, beni Tanrım da kalbimin Şubat Saklambacı kardeşim Zafer Ekin Karabay da bağışlasın, n'olur! Sevgili Zafer, herkesin herkeste biraz hakkı vardır; böyle olmasa insan da olmaz Allah da! Sırf bunun için de olsa beni yine de ağbin say, seni çok özledim! Cennet cehennem ordaki Trafik de sanırım karmakarışıktır; aman n'olur karşıdan karşıya geçerken dikkat et!



Mübarek gün Cuma ve hafta sonu derken, Beyoğlu, Yeşilçam, Gebze ve iddaa yüzünden yeni keşfim Balçık köyü (ölmek ve öldürülmek için o b'içim bir yer!) derken hayvanlarım bile bana kendimi unutturacak, biliyorum! Yeşilçam ve Arzuuu'anım için de olsa seni asla unutmadım ve unutmayacağım sevgili Mine... Mine Mutlu! 18 Eylül'de senden başka kimse ölmüş olamaz! Ölüm sadece toprağa çakılmış hafif eğik mezartaşıdır sevgili Mine! Sadece insanlar değil toprak bile kayar çünkü!


TRAFİK / Zafer Ekin Karabay

kentin baskısı kaldı bize
ve ışıkları trafiğin ya da kazası

oysa biz hep bir düş kazasında
yitirdik arkadaşlarımızı

karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık

o insan kalabalığındaki
son gülümsemesiydi annemizin

sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!


Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com


Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  o trabzon.jpeg
Görüntüleme: 789
Büyüklüğü:  4,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  kazim1.jpg
Görüntüleme: 843
Büyüklüğü:  19,7 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  minem.jpg
Görüntüleme: 658
Büyüklüğü:  3,6 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #189  
Alt 16-09-2011, 13:15
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

GÜZ KIRGINLIKLARI-2: "YIKIP YENİDEN YAPIYORUM KENDİMİ!"‏



Yılmaz Güney'in Selimiye Cezaevi'nden Adana Erkek Lisesi'nden yakın arkadaşı olan Yavuz Pağda'ya yazdığı mektuplar çok önemlidir. Yılmaz Güney'in bütün filmlerinin yasaklı olduğu yıllarda, onun bir başka yakın arkadaşı ve babamın da bir dönem jönlerinden biri olan İrfan Atasoy'un bu dönemde elindeki tüm Yılmaz Güney filmlerini saklı depolara kaldırmasına rağmen babamın ikinci sınıf film yazıhanesindeki Yılmaz Güney afişlerini ve lobilerini indirmemesine hâlâ gıpta ederim. Annem dâhil sinemaya gönül vermiş ailemin "okulsuz dâhileri"nin bile Yılmaz Güney'le bir vesileyle karşılaşmasına rağmen, onla hiç karşılaşmamış olmamı bütün sinema okullarını bitirsem de büyük bir eksiklik sayarım. Neyse ki, onun en yakın arkadaşları olan Atıf Yılmaz, Şerif Gören, Zeki Ökten, Tarık Akan, Nihat Ziyalan (her şeye rağmen hâlâ kalpabimdir!), Özdemir İnce, Kâzım Kartal, Enver Dönmez, Samim Meriç, Necmettin Çobanoğlu, Agâh Özgüç, Yılmaz Atadeniz (hocamdır, nerde görsem ellerini öpmek boynumun borcu!) ve daha niceleri babam, ağbim, kardeşim oldular da onlardan topladığım Yılmaz Güney'e ait kokularla adı Diwâr olan en önemli şiirlerimden birini de yazmış oldum. Benim kanımdaki Yeşilçam her şeyden ve herkesten önce elbette ki Yeşilçam'dır!



Yavuz Pağda'nın günümüzün en saygın gazetelerinden birinde yayımlanan ve 23 Eylül'de Adana'da Sinema Müzesi'nde sergilenecek mektubunu buraya alıntılarken, geçmişte kimi arkadaşları ve dönemin "faşist devleti" tarafından birçok haksızlığa uğratılan Yılmaz Güney'i ve bu mektubu okuyunca ne yalan söyleyeyim, sabah sabah gözlerim doldu; arkadaşlarımı, babamı, kızlarımı ve Yılmaz Güney'in hâlâ kayıp kızı "Elif"i düşündüm! Pek tabii ki, dağ sessizliğiyle kendini koruyan biricik oğlu Yılmaz Pütün'ü de... Kız babası olmanın zorluklarından ve sıkıntılarından artık söz etmek istemiyorum, sıktım herkesi! Geçmişte, devlet bir tarafa en yakın arkadaşları tarafından olmadık haksızlıklara uğratılan Yılmaz Güney'ime benzer haksızlıklara bugünlerde maalesef ben uğratılıyorum. Babama sözüm var: Artık yazılarımda mağdur edildiğim şahısları isim vermeden deşifre etmeye çalışacağım! (Aramızda kalsın, "sınırlı maaşım" dışında elimde avucumda hiçbir şey yok, açılacak tazminat davalarıyla kendisine büyük tazminatlar ödeteceğimden korkuyor; babacığım metin ol, o çok sevdiğin Metin Erksan gibi bir oğlum var senin, hiç sinema yapmasa da!)--Babama söz verdim ya, hadi isim vermeyeyim; anlayan anlasın! Yukarıda adını anmaya çalıştığım ülkemin en saygın gazetesinde (ki, ben o gazetenin verdiği anlamlı ödüller kapsamında ilk ve bir defaya mahsus verilen Cemal Süreya Jüri Özel Ödülü'nü kazanmış, Karadenizli Cemal Süreya Kürdü bir şairim; hâlâ o gazetede babam gibi sevdiğim insanlarım vardır) Yılmaz Güney'e arkadaşları tarafından yapılan haksızlıklara benzer bir haksızlıkla ömrümün en derin yarasıyla mağdur edildim demiyorum, Türk şiirin ve Türk sinemasının sayfalarından sonsuza dek "silin"dim! Bir yanı "Açık", bir yanı hiç beklemediğim bir "Alevi kini"yle dolu bu mektubun, pardon yazının altıncı paragrafını Yavuz Pağda'nın Yılmaz Güney'e yazdığı mektupla birlikte buraya alıyorum. Ne yalan söyleyeyim, yazılarında isim gizleyenler olsa olsa "Gizli şirk" kendilerini bile Tanrı katında gizleyen düzen insanlarıdır. Bu böyle biline...

1) "küçük İskender yalnızca 80 kuşağının değil, Türk şiirinin büyük şairlerinden biridir. Şairin hayatının şiire dahil olduğunun da yaşayan örneklerindendir. Çok yazdığı için tekrar düştüğünü söyleyenlere de hiç katılmam, bunun bir ezber olduğunu düşünürüm. Bunu söyleyenlerin, İskender düzyazılarıyla birlikte 50'den fazla kitabıyla, hem şiirde büyük bir atılım gerçekleştirmiş, hem şiiri gençlere sevdirmiş bir şairken, kendilerinin daha az yazdıkları halde niye silinip gittiklerini düşünmelerini isterim. Diyeceğim, Nâzım Hikmet'ten, İkinci Yeni'den, Edip Cansever'den, Ataol Behramoğlu'ndan, Can Yücel'den aldığı etkileri, sesleri derleyip toparlayıp tümüyle kendisinin olan bir büyük şiiri sürdürmektedir küçük İskender.*

*) Ey yaşayan Türk şiirinin en büyük şairi! Unutma ki senden büyük Allah var ve geçmişte haklarını talan ettiğin ikinci bir "Trabzonlu Delikanlı"yı yemene ne ben ne kızlarım müsade etmeyecek! Biraz da senden öğrendiğim kinle futbol düşmanlığı yapayım: Sırf senin için Eskişehirspor düşmanı olduk çıktım ve sırf futbol aşkım nedeniyle önümüzdeki ay davet edileceğim Urfa Balıklı Göl Şiir Festivali'nde her şeyi göze alarak senin adını oradan sildim!

2) YAVUZ PAĞDA'nın Mektubundan: "Sevgili Yavuz, her şeyi yeniden düşünüyorum... Sevgilerimi, nefretlerimi, arkadaşlarımı, dostlarımı, düşmanlarımı, filmlerimi, iyileri, kötüleri, tarihi, coğrafyayı, ve sanat anlayışımı... Her şeyi yeniden düşünüyorum, yeniden kuruyorum değerler dünyamı.. Batıyı, doğuyu, cumhuriyeti yeniden düşünüyorum... Yeniden bakıyorum aynadaki yüzüme... Bir hesaplaşma içindeyim kendimle ve hesaplaşma gereği her gün yeniden sarsılıyorum. Sarsılmadan, yıkılmadan, değişmenin imkânı yok çünkü. Yıkıp yeniden yapıyorum kendimi(!)!**

**) Ah benim sürekli kavga yanım, sevgili Hasan Kıyafet ağabeyim! Yukarıda Yılmaz Güney'in arkadaşlarından isimler sayarken adını unutmuşum; her unutuş ve unutuluş bir yerde n'isyandır; seni de böyle hatırlayıp Selimiye Cezaevi günlerinde arkadaşım Yılmaz Güney'le seni de bu dipnotta buluşturayım istedim. Senin gerçekten yüreğinden gelerek söylediğin bir sözü kavgamın nişanı gibi taşıdım: "Yeşilçam'da onurlu ve namuslu bir aile tanıdım; tıpkı Muhsin Bey örneği gibi Mehmet Alemdar ve ailesi!"--Senin nice romanının ve hepsi birer sinema hikâyelerin bir gün sinemaya uyarlanması dileğiyle. Bizi ve Yeşilçam'ı bağışla, babam, ağabeyim!


***

Ömrüm ey, her hatıran Yılmaz Güney!



Hüseyin Alemdar

Ne zamandır kaç filmin var hepsini bobinlere sarmış senin sinemayla tanışma yaşının kaç olabileceğini merak eder dururdum; şiir ve sinema adına birçok şeyi iştahla merak etmem gibi bir şeydi bu! Bu iştah, merak ve dahası bu hastalık bu denli bana ait olmasa söyle Kalpzaman Yeşilçam adlı en uzun şiirimi üç yıl yedi nöbetle böyle hasta nasıl yazabilirdim! Neyse ki, “yarı zamanlı” sinema eğitimimin yeni yılında onu da öğrendim: Senin ilk sinema yaşın on üç biliyor musun? Adana’dan başlayıp İstanbul Galatasaray’daki Dar Film’e dek uzanan bir heves yaşı bu, hem heves hem “hamal”lık yaşı! Sinemadaki bütün dehâlar Metin Erksan hariç sinemaya hamallıkla giriş yapmışlardır sahi. Sinemada hamal olmak kalbe ve göze ibadettir! Set hamalı, ışık hamalı, reji hamalı, prodüksiyon hamalı, senaryo hamalı, kostüm hamalı olmanın şiirden başka karşılığı yoktur. O yıllardan başlayarak kafanda ya da sırtında taşıdığın bobinlerdeki filmlerin kutuları açılıp filmler öylesine sokaklara taştı ki başta sen olmak üzere birçok sinema âşığı ölmemecesine boğuldu/k! Bugünlerde bobinleri Ramazan Özdemir’den başka kimse taşımıyor; yarı aç yarı kirli kafasının üzerinde üstelik. Yolun düşer, kalbin aranırsa Erol Dernek’te, sırf benim hâtırıma ona “hayatı ve sinema”yı sevdiğini söyle. Senin daha başka yaşların var: Şiir yaşın, öykü yaşın, roman yaşın, kalp yaşın, kardeş yaşın! Bütün yaşlarını öylesine içinde karıp peliküle döktün ki, artık ne sen ne bir başkası büsbütün “sen” olan o metaforu yerinden oynatamaz. Senin bir de on yedi gibi bir yaşın var sahi! Çok yakın iki arkadaşın Özdemir İnce ve Nihat Ziyalan’la (adlarını anmışken, biri kalp şiirim biri kalp jönüm, bilesin) Adana’da yaşanmış bir on yedi yaşın var ki, hatırladıkça uzaktan uzaktan içim ürperir: Hani, durduk yerde yumruğunu masaya vurup, “Hey, Nihatt, Özdemirrr! Fazla değil on yıl sonra Türkiye bizi konuşacak!” Bu on yılda değil Türkiye dünya sizi konuştu, konuşmakta; tabii ki en çok da seni. Şu anda bu dünyanın öbür ucunda bulunan Nihat Abisine “Cep Herkülüm” dediği Hüseyin’inden çok selam! Selam demişken; selamın şiir, sinema, öykü, roman, deneme, anı ve günlük türündeki, türler arası selamı en çok da sana! İyi ki de bu denli çok yaşadın.
Sen şu anda mutlaka Paris’tesin. “Bir Gün Mutlaka” tekrardan filme çekiliyor biliyor musun? N’olur bana Père Lachaise de olsa hiçbir mezarlıktan ve ölümden söz etme! Aynı şekilde aşktan ve kadınlardan da... İçimde Pozantı bir peltek söz Paris’teyim de yeter; ben seni anlarım. Hazır Paris demişken, ülkemizin yurtdışında sinema okuyan birkaç güzel insanından biri olan Yavuzer Çetinkaya dahil Ömer Kavur ve Alp Zeki Heper ordan hiç dönmemişler gibi! Hazır film ve set demişken, koluna tak da Bilge Ablayı (Olgaç), Hüseyin Abiyi (Özşahin) ve Semra Özdamar’dan Azra Balkan’a, Mümtaz Ener’den Osman Alyanak’a, Birtane Güngör’den Şadan Adanalı’ya o günkü “Bir Gün Mutlaka” filminin oyuncularını sete gel. Seni duyarsa, ki o her şeyi duyardı; Atıf Abi’yi de kat sesine. Unutma, şiir ve sinema bizler var oldukça kardeştir!
Seni özlediğim ölçüde tüm filmlerini özledim biliyor musun!? Geçenlerde Beyazperde’de “Balatlı Arif” oynadı, abi o ne filmmiş öyle! Senden sonra tüm filmlerini siyah-beyaz seyrediyorum. Tüm filmlerini de saydım bu arada, filmlerinin sayısı 111 biliyor musun? Ne diyeyim “Balatlı Arif”e bile şaştım kaldım. Ayşe Abla’nın (Şasa) da kulakları çınlasın, ne sağlam senaryo çıkarmış öyle. Oyunculuklar ve mekân seçimleri de harika. Nebahat Çehre’den Sami Tunç’a, Danyal Topatan’dan Hakkı Haktan’a, Meral Küçükerol’dan Lütfi Engin’e bütün oyuncular her kadr’a iğneyle dikilmiş gibi! Sen şimdi bütün filmlerini tek tek saydığım için, alçakgönüllülükle benden film adları isteyeceksin; önce “Baba” tabii! Üç kızımı da kırık mondolin bu filmle büyüttüm. Dahaları: Alageyik (Pervin Par bir gün gelse!), İkisi de Cesurdu (Samim Meriç, Yaşar Tunalı ve Kadir Kök seni çok özlediler, bu filmin hakkı hep yenmiştir), On Korkusuz Adam (Tunç Abi sinemaya küstü biliyor musun?), Mor Defter (defterlerin çoğu mor aslında!), Beyaz Atlı Adam (Cahide Sonku gitti gideli hiç gelmedi!), Konyakçı (bende oralar Araklı bir ortaokul), Silaha Yeminliydim (sırf senin hatırına silah taşımak istiyorum), Ben Öldükçe Yaşarım (hayat bazen kesekâğıdı içinde bir saka kuşu!), At Avrat Silah (ah, Ahmet Erhan gidince böyle bir şiir yazılacak!), Hudutların Kanunu (seni herkes özleyebilir, ama Lütfi Abi’nin özlemesi de sevmesi de başka), İnce Cumalı (Yılmaz Duru Adanalı bir sessizlik gibi öldü, biliyor musun!), Seyyit Han (artık hiç gelmeyeceksin biliyorum, hiç değilse bu film için bir kez daha çık gel!), Umut (hadi, atını al da git Cabbar!), Acı ve Ağıt (iki şey gibi kendini kesen bıçak ömrümüz!), Zavallılar (biliyor musun, alkol ecel değilse Yıldırım Abi hiç ölmedi!), Arkadaş (dikkat Hüseyin Peker, A’nın üzerinde şapka var; yani Âzem! Sistem hep tokatını atar, yeter ki biz her daim arkadaş kalalım), Endişe (ah, Şerif Gören-Kenan Ormanlar bir ikili olsa her yıl bir film çekse!), Sürü (hey Şîwan, dağların bile düşmanlığı insan icadı, öyle bir bağır ki yarılsın dağlar), Yol (ömrüm silme cezaevi, nasıl da çepeçevre Ahmed Arif yeşili dışarlar), Duvar.. Dîwar.. Le Mur... Yirmi yıldan çoktur, bağışla, içimi kalbime değin ellesem de konuşamıyorum!
111 değil 1111’den çok şiir yazdım da tek bir filmin yönetmeni dahi olamadım; Kalpzaman Yeşilçam’ı saymazsam. Yazdığım yüzlerce şiir içinden hâlâ en çok sevdiğim şiir Dîwar, biliyor musun!



DÎWAR*



Katkım olan her filmde benden bir parça mutlaka vardır**



1

Siverek’ten Strasbourg’a bir elin insan bir elin kavgaydı senin
çok döküldün çok öldün de neyse ki hep ayakta kaldın
insan elin Salpa kavga elin daîmî bir Sanık’tı aslında
yıllar var Umut derim Hücrem derim Boynu Bükük Öldüler derim
seni bana kim sorsa--sahi, aşk gibi devrim de gözle yazılabilir kimi!
Pozantı’dan Paris’e bir gözün çocuk bir gözün çıngıraktı senin
çok gittin çok yenildin de kendini dağlara bağırmak kadar az sandın
Kürtçe söylenmiş öyle bir söz duydum ki senden sonra
bu söz yedi kilit yedi anahtar sanki senin ağzının iklimi:
Ser çiyan ji me ra cennete emrê min canê te!***


2

Doğu ve zaman her ikisi de dîwar ve yara oralarda hâlâ
iklimlerin alışkanlığından biliyorum--her güne bayram deme!
kendinin mahkûmu bir sessizliktir Fırat en çok da kendine akar
sorma söylemez: Dicle, iki kalp üç kelâm onun gece öldüğüdür!
Ha onbir ha altı ne farkeder, bazen tek bir mahkûm bile her şeyi anlatır
tıpkı sen gibi--sahi, dağ imgesi annene yaslanıp en son ne zaman ağladın!
yerin göğe ağlamış hâli diyorlar Yol’a buralarda.

3

Âh, bir ömrü üçe bölmenin zamanı şimdi: Canân, can, ân!
Ömür ki aşkta eksilme, uzakları uzaklara ilikleme sanatı--
yüzümü hep dolaşık aynalarda yıkadım demek, bilemedim kendimi--
negatiflerim depolarda çürüdü mürekkebim kalemimde kurudu
ben de bilmiyorum ki Hüseyin--suç ne, hâlâ ne suç işlediğimi!

4

Susarken imge konuşurken metafordur ya insan
âh, senin imgelerin metaforların ki herkesten üç fazla
insan insanı kapalı mekânlarda anlarmış anbean
senin ömrün acı aşk ve sinema dâhil hep kapalı mekân
seni çok kendimi çok sevdim dersem inanma--üç şey
kadın aşk ve sinema kalbin yılanı doğuştan yalan!
De ki ben Bir Çirkin Adam, ben Umut gibi bir Canlı Hedef
Père Lachaise dâüssıla uzaklara gömülme mezarlığıdır
Acı
’dan Umutsuzlar’dan Ağıt’tan Baba’dan Arkadaş’tan hiç anlamaz!


5

Haklısın, tek kişi olmanın imkânı dağlardır ama
kadın aşk ve sinemasız tek kişi olmak da şehirlere yaban--
Unutma, Türkçe ya da Kürtçe aşkı ve sinemaları Allah seslendirir
âh, bakayanlış ve yapayalnız kaldığında
sakın ha silâhını şakağına dayayıp da bir başına ağlama!

6

Sevap ya da günah herkeste hakkı/n/m var--bak, hepsi sıra sıra:
Kalbin sıra: İçindeki sinemalara gitsem, her filmin göçebe şiir bana!
Gözün sıra: Aşkı ya gözle yakala ya silâhla mı dedin--âh, ikisi de bir yerde silâh!
Ağzın sıra: Söz dediğin bal da olabilir zehir de, diline git ve vur onunla!
Elin sıra: Halka halka olur da meydanlara çıkardık ya, elleri ve sosyalizmi anla!
Aklın sıra: İhtiyaçları vardır, ver onu para babalarına ve ahmaklara!
—Oğluma ve kızına modern masallar anlat da şairim
Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz!
ritüelini kimseye anlatma!

7

Bir eylül akşamıydı toprak yorgun gök rezil sinemalar eklem yeri
yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil menziller ters dönmüş Mem û Zîn’di
gözyaşı oldum mendil oldum menzil oldum da vurdum kendimi--
ikizim kendimdi Kejê sevgilim, sol göğsüm toprağın gelini
vurduklarım At Avrat Silâh ne aşka ne kendime yetti
dağ talanı bir Seyyit Han gittim bir daha bir daha vurdum kendimi--
Bicrînê ya binvînê!****




*) Bir yanım kirli soğuk beş öykü gibi Sartre, bir yanım mavi dev yumruk bir şiir

Attilâ İlhan. Hayat bir sana bir bana bakardı o vakit; âh, şimdi tüm bakmalar Duvar!

**) Yılmaz Güney (Urfa, 1 Nisan 1937 – Paris, 9 Eylül 1984). Âh, Père Lachaise

bir mezarlık olabilir belki, pelikülü kan olan hiçbir ölüm ölüm değil!

***) Ama dağ başı bize cennettir ömrüm canına kurban!

****) Ya bağır bir ses ver, ya da uyu hadi!



Yasakmeyve, Temmuz-Ağustos 2009

Şiir Defteri 2010

Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com


Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  enver1.jpg
Görüntüleme: 1247
Büyüklüğü:  17,0 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  yilmaz29.jpg
Görüntüleme: 2143
Büyüklüğü:  16,5 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #190  
Alt 17-09-2011, 01:37
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



HÜSEYİN ALEMDAR'I TAKDİM YA DA 1985'TEKİ ÖLÜM İLANIDIR!‏




Sevgili Gülsüm, merhaba.

Adının seslilerini e-postandan atınca böyle oldu.
On dakkika önce sana GÜZ KIRGINLIKLARI-2'yi yönlendirdim;
yönlendirme nedenim, şu an geldiğimiz yerlere saygı-sevgide
kusur etmeden geldiğimizi anlatan önemli bir yazım olduğu için
seni de bilgilendirmek istedim. Bu yazıda sözünü ettiğim
"büyük şair(!)" bizler Varlık ve Adam Sanat'ta varken yoktu/lar!
Sonra bizleri ezmeye kalkıştılar.

İmza gününde de söz ettiğim gibi, beni başta annem, Yeşilçam
kadınları ve bir genelev kadını Fatoş şair yapmıştır. O nedenle
Türk şiirinde "genel ev" diye bir olgudan söz edildiğinde
"zûl" de olsa o bölümde Attilâ İlhan, Şükrü Erbaş, Osman Serhat
Erkekli ve nâçizane benim Fatoş'a yazdığım şiirler olmalıydı.
Belki de vardır, ben de bilmiyorum.

Sana söz verdiğim gibi "Toplanmış Sevgi Ölüleri" kitabı
bir yerlerden bulup çıkarırken; bu da zûl belki; o şiirlerin
yazıldığı günlere Asım Abim (canım!/Bezirci), Kemal Abi (Özer)
ve Memet Abi (Fuat) tanıklık etmişlerdir. Hatta, Fatoş'a yazılmış
şiirlerden biri Varlık'ta "Her Sayı Yeni Bir Ozan" sayfasında;
"Acının Kızı Fatoşla Konuşmalar" şiirim de "Adam Sanat şairi"
olduğum yıllarda, sanırım derginin 5'inci sayısında yayımlanmıştır.

Fatoş'a yazılmış şiirler bana hem 12 Eylül hem de "genelev aşkı"
tokatıdır. O yaşımı ve o günleri her ne kadar hatırlamak istemesem de
işte gözlerimin önünde ve sende... Konuşamam, ama ne konuşsam
ağlatır şimdi!

"Zürafa Sokağı'nın duvağı kanlı gelini Fatoş'a söylendi bu şiirler"
ithafıyla söylenen şiirler ve o şiirlerden dizeler:

ACININ KIZIYLA KONUŞMALAR
"-Zorba karanlığa nasıl düştün?
-Mersin'de düştüm/beni düşüreni seviyordum/esrarlı cigara içmiştim/ayıldığımda randevu evindeydim"
SEVDA YONTUSU
"Zorba kentleri dolaşıyorum
adım-soyadım kimliksiz
gölgemi ak sulara bıraksam yitip gider
seni karanlık sokaklara sordum dün gece
yanık türkülerim ara sokaklarda eridi, sevdasız


Fatoş'um
şimdi hangi yolağzında yapayalnız!"
GÜLE GÖZYAŞI
"Ağlarsın diye gül aldım gelirken
inanmazsın ağladım
güle düşürdüm gözyaşlarımdan
gülü de gizledim polislerden
kapıdan girerken


Tutuklanırsam sakın ağlama
güle gözyaşı damlatmak
yasakmış bu sokakta!"
SEVDAM AĞILIYOR KENDİMİ
"Hüznüme bıçak saplanıyor
türküsü bulutlu akşamlarda
yükleniyorum sana kamçılanan tüm acıları"
YARALI YERLERİMİZ
"Gel, kaçırayım seni bu gece
vesikalı yaparlar seni de namussuzlar
onca borcun altına sokarlar bir imzaya"
EZİNÇ ÇİÇEĞİM
"Ah! içcebimden bir gül daha düşürüyorum yatağına
bir karanfil de avuçlarına saçlarımdan
her gelişimde


Zürafa Sokağı'nın duvağı kanlı gelini
yüreğim kanıyor seni!"
ACILAREVİDİR SENİN EVİN
"Ah şu Alageyik!
yıkılası Zürafa seni
çıkmaz sokağı oldunuz, acılarımın şiirlerimin
ey ozan hani sokaklar taşırdı insanı
oysa benim şimdi taşıyan sokakları"
ZAMANSIZ AĞIT YAKMALAR
"Gitmiştin
bulutlar çökmüştü alnımdaki göklere
-kapkara bulutlar-
en çok şiirler ağlamıştı gidişine
sen de bilirdin ki ben şiir demiştim her çocuğa"
GÜL ACIM
"Adıma özdeş adlar koyuluyor yalnızlıklara
belki ondandır be gülüm
gidişlerin de ağlatır beni gelişlerin de!"
YOKLUKLARINDA
"Yokluğunda yürüyorum Karaköy'den taa Baltalimanı'na
son turlarını tamamlamak üzere otobüsler
benimse sevdam kanatlanacak içimde
sevdam ki kanatları kartal tırnaklarıyla budanan
birazdan serilecek zorba kentlere"
KUŞ ACIM
"Nasıl bir yürekle gidilir ki
yangın ortasında bırakarak bir canı
kentin acı körpesi Fatoş dediydim sana
acılarevi dedim yaşadığın vesikalı bataklığa
acı kuşum
kuş acım--
yine salacak mısın ozanını sokaklara!
SON VE KAN ŞİİR / Final!
"Gül olmasa da elimde
anlamadın elim bir güldü her gelişimde
elim her zaman bir çocuğu okşar gibi sıcak
sıcaktı hüzünlerini her okşamalarım
sıcaktı ağlamalarım...

Eridim bittim sokaklarında
sokakların ki kurşun ezmeliydi/ağılıydı
söylemedin!

Bir daha girilmez çıkılan karanlığa
yürünen bir sonraki yol
daha aydınlık olmalı bir önceki yoldan
atık Hüseyin Alemdar da geçmez o sokaktan!

Ah canım, ancak böyle bir karar
biraz olsun dindirebilirdi acılarını:


"İl Fuhuşla Mücadele Komisyonunun
23.10.1984 tarih ve 614 sayılı
Kararı ile Asayiş Şubesi Kısım 4
Amirliğince 30 gün süre ile
kapatılmıştır. 29.10.1984" (1985)


HÜSEYİN ALEMDAR
İmza, 16 Eylül 2011



Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com


Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hus19 a.jpg
Görüntüleme: 1376
Büyüklüğü:  61,2 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 13:21


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum