Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #121  
Alt 16-02-2011, 15:21
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

MOR TAKA / 16

İstanbul dışında çıkan dergiler arasında Mor Taka'ya biraz haksızlık ediliyor sanırım. Hem tanıtım hem de dağıtım anlamında. Diyeceksiniz ki bugün Varlık, Yasakmeyve, Hürriyet Gösteri, Özgür Edebiyat gibi kent dergileri de her yerde bulunmuyor. Eskiden Karaköy Kadıköy iskelesindeki gazeteci de bile tüm dergiler bulunurdu. 80'lerin hemen başında Oluşum dergisinde şiirim çıktığında iskeledeki bu gazetecinin önünde nasıl da havaya fırlamıştım. Dergilerin dağıtım sorunu en az editoryal sorunlar kadar önemli. Mor Taka'dan söz edecektim yine dalıp gittim. Hazırladığı özel dosyalarla ne yazık ki hak ettiği ilgiyi bir türlü göremeyen Yaşar Bedri yönetimindeki Mor Taka "Kış 2011/16" sayısıyla da tek kelimeyle muhteşem! Bu kez özel dosya "Şiir ve Delilik" üzerine. Ah, nasıl da bu konu üzerine yazmak isterdim! Şiirin en büyük delilik olduğunu hiç kimse inkâr edemez! Neyse ki sevdiğim imzalar ve yazılar var bu dosya içerisinde: Hasan Aktaş'ın "Türk Şiirinin Kara Gülleri; Deliler ve Meczuplar" başlıklı yazısı en az iki kez okunmalı. Mustafa Bilici, Osman Hakan A., Halide Yıldırım, Ulus Fatih (aynı zamanda Lâle Müldür'ün Siyah Sistanbul'unu da yazmış--müthiş bir kalem bence!), İrfan Yıldız ve Mazhar Alphan gibi imzalar sanki benim için katkıda bulunmuşlar bu dosyaya. Cengiz Bektaş'ın "Şiir-Mimarlık"yazısı ve şiir katkısı ise bir başka tat. Derginin dikkat çeken şiirleri ise Sadık Yaşar, Emin Kaya, Yusuf Bal, Hüseyin Peker, Bünyamin Durali, Yaşar Bedri, Hayriye Ünal, Hüseyin Avni Cinozoğlu ve Ertan Yılmaz'a ait.--MorTaka'yı İstanbul'da bulmakta zorluk çekenler 0212 335 01 77 no'lu telefondan beni arayabilirler. Herkese iyi okumalar.

Hüseyin ALEMDAR




Alıntı ile Cevapla
  #122  
Alt 17-02-2011, 19:58
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

ŞİVAN PERWER NASIL OLDU DA VatanPERWER OLDU!‏

Hayati Hamzaoğlu'nun bir gün Yılmaz Güney'den konuşulurken, onun sözde "vatan hainliği"ni kastederek kanına küfretmesi içimde kocaman bir yara izi bırakmıştı. O günler Hayati Abi'nin son demleriydi; memleketli de olduğumuz için çok fazla tepki gösterememiştim. Oysa ki, onu Hayati Hamzaoğlu yapan iki kişiydi: Biri Yılmaz Güney öbürü Metin Erksan. O günden sonra milliyetçilikten nefret etmeye başladım! Üstelik askerliğimi de yeni bitirmiş Yeşilçam'a yarı okullu yarı alaylı tutunmaya çalışıyordum. Nedendir bilmem, Kasımpaşa Subay Orduevi'nde çok rahat bir askerlik yapmış olmama rağmen askerlikten de nefret etmeye başladım. Yıllar sonra Taraf gazetesinde yayımlanan anketimin de sırf "hiç sevmediğniz meslek" sorusuna "askerlik" diye yanıt vermemden ötürü yayımlandığını düşündüm. Yıllarla birlikte ben de yaşlanıyorum elbette. Değil Kürtçe konuşmak, yazılarda ya da şiirlerde tek bir Kürtçe sözün bile geçemeyeceği yıllarda hep doğu halkını ve Yılmaz Güney sinemasını sevdim. Haklarını yemeyeyim, "Kürtçe" sözcüğü iki büyük şairin şiirlerinde gördüm ilkin: Attilâ İlhan ve Turgut Uyar. Yasak olsun olmasın tüm Kürtçe yayın organlarında yazdım, yazmayı da sürdüreceğim. Bu iki şaire çok şey borçluyum. Bir türlü vakıf olamayan Yılmaz Güney Vakfı'nda ise sırtımda taş, pardon film bobinleri bile taşırım. Yeşilçam'ın en emektar insanı Ramazan Özdemir gibi (Yahu, onu Yeşilçam'ın her sokağında görebilirsiniz, değil cebine para sokmak hatırı sorun yeter!)--Şivan Perwer'den söz edecektim yine dalıp gittim. Türk ya da Kürt bizim toplumumuz linç toplumudur. Şivan Perwer ki, ömrünün yarıdan fazlasını dilini, kimliğini ve kültürünü korumak adına "sürgün"de geçirmiş büyük bir sanatçıdır; "Kürdistan kanımdır. Böyle öleceğim!" diyen Perwer elbette ki en az bizim kadar vatansever ve vatanPerwer'dir. O hem Türk hem de Kürt halkı için bunca yıl sürgün yaşadı ve uzaktan uzaktan bizden çok bu ülkeyi sevdi. Keza Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya da bu ülkeyi hepimizden çok sevdi. Asıl adı İsmail Aygün olan Perwer, 1955 Siverek doğumludur; kökeni ise Mardin. Tam 35 yıldır çok sevdiği ülkesinden uzak, üstelik anadili Kürtçe ile müzik yapan, bağlamayı Allahı kadar seven ve bu enstrümanı Batılı ve çoksesli enstrümanlar arasına katan bu büyük sanatçı ülkesine gelsin ve Kürt-Türk halklarının kardeşliğinde bunca yıl ayrı kaldığı topraklarını anne ve baba tadında uzun uzun sevsin. Biliyorum, bu AKP'nin seçim öncesi propagandasına dönüşecek diyeceksiniz. O zaman yapacak bir şey yok. Yıllar önce kurucusu olduğum Orhon Murat Arıburnu Ödülleri kapsamında sanırım 1991'de ödüllerin birçoğunu Kürtkökenli şair ve sinemacılar kazanmış ve ben MİT'in takibine düşmüştüm. Rahmetli Mahmut Tâli Öngören bile Kâzım Öz'ün "Ah/Toprak" filmini Ankara Film Festivali'ne kabul edememiş ben kabul etmiştim. Bu da bir delilikti, ancak ben yapabilirdim. Şimdiolsa hayatta yapamazdım. Neyse ki Varlık'ın Şubat 2011 sayısında sevgili "dede" şair Haydar Ergülen beni ve Orhon Murat Arıburnu ödüllerini hatırlamış ve de yüceltmiş. Bak işte, buna sevindim. Üzüldüğüm şey, Yeşilçam Ödülleri'nin birkaç yıldır verdiği heykelciğin Arıburnu Ödülleri'nin "intihal heykelciği" olması. N'apiyim, olsun! Ben bu ülkeden ve ülkemden, yaşadığım şehrin belediyesinden ve kültür hizmeti yapan herkesten biraz alacaklıyım! Şivan Perwer'in vatanseverliği ve VatanPerwer'liği beni buraya ve bu yazıya getirdi. Mevcut hükümete, BDP'ye ve yeni CHP'ye rağmen ben bu ülkeyi herkesten çok sevmeye devam edeceğim. Bir gün Paris'e gidip Arzu'anım ve Paul Celan için kendimi Seine Nehri'ne bırakmayı hayal etsem de!

Hüseyin ALEMDAR
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  kalp.jpg
Görüntüleme: 273
Büyüklüğü:  93,6 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  arzu-hus.jpg
Görüntüleme: 136
Büyüklüğü:  41,6 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  alemdar_rama.jpg
Görüntüleme: 195
Büyüklüğü:  89,1 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #123  
Alt 21-02-2011, 14:12
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart




SEVGİLİ ŞEREFFFFFF! Pekâlâ sen de REGL*'LAMCI OLABİLİRDİN!


O vakitler sözcük oyunlarını küçük İskender'den çok seven sevgili Ersin Tezcan'ın türettiği bir sözcük "Regl'amcı"; oturdu mu oturmadı mı bilmiyorum? Sahi, Ersin Tezcan çok zamandır nerelerde!? Güven Turan'ın sözünü ettiği (sanki çok gereklişmiş de!) "Reklamcı Şair" antolojisinin tam adı "Sözcüklerle Dansedenler". Kitabı hazırlayan, maalesef edebiyat dünyasında pek bilinmezse de çok önemli bir çevirmen ve herkesten çok şiirsever olan bir reklamcılık duayeni Gürkal Aylan. Bu kitapta yer almamı isteyen o, iki yıl önce bu kitabı göremeden bu düyadan göçüp gitti. Kitabın gecikmesinde, bugün hâlâ bu antolojide şiiri yer alan şairlere birer kitap verilmesi yönünde incelik göstermeyenler ise MediaCat dergisi ve maalesef şairlerimiz. Reklamcı olmasında hiçbir katkım olmasa da şairliği konusunda nâçizane bir şeyler yapmaya çalıştığım Adnan Algın diğer şairler kadar kabahatli değil. Çünkü o, "titiz düzeltmen" edasıyla bu kitabı en az on kez okudu. Kitabın bu denli sürüncemeye bırakıldıktan sonra, rahmetli Gürkal Aylan'ın cenazesinin kaldırılmasından bir buçuk yıl sonra, bu kez kitabın cenazesinin kaldırılma işi Sinâ Akyol'a verildi.

Güven Turan'ı açık etmeye ya da deşifre etmeye çalışan Sinâ kardeşim, kitabın ona geçtiği aşamada beni de bir-iki kez taciz etti. Ben bir reklam ajansında "işçi sınıfı" elemanı gibi emektarlık yapıyorum. O günlerde bol bol TTNET'in "Evet. TTNET'le her şey mümkün!" sloganlı ilanlarını değil yüz bin kez okumakla meşguldüm. O tıravmanın şiiirini bile yazdım: O şiirimin adı Nü(Fuz'dur; bilen bilir. Sevgili Şeref Bilsel'e geçmeden önce Güven Turan ve Sinâ Akyol için iki çift laf edeceğim. Yazan-çizen takımı için, ekmek ve geçim derdi nedeniyle kapağı iki yere atmak çok önemlidir: Ya devlet, ya reklamcılık! Devlete kapağı atan disipline mekânda, reklamcılığa kapağı atansa "oynatan mekân"da biter. Hele ki de reklam yazarlığı yapmışsa! Güven Turan benim gözümde hem reklam sektörü hem de YKY Yönetimi döneminde kökten bitmişti; adını Şiir Penceresi'nde görünce doğrusu şaşırdım! Benim bugün YKY'de mimlenmiş olmamda Enis Batur kadar onun da payı var. Neyse ki yazı ve güçlü şiirleri Enis Batur'u bana her gün affettiriyor. Güven Turan benden önce ölürse, biliyorum ki gazetelerde boy boy ilanları çıkacak. Benim ölüm ilanım 3 sütun 11 santim bile olmayacak. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'a farklı ajanslarda beş yıl hizmet vermişliğim var. Devletimden ve şairlerimden alacaklıyım ya, YKY'den de dolaylı yoldan alacaklıyım. O kurumun üzerine daha fazla gidemem, ancak sevgili Raşit Çavaş ve sevgili Murat Yalçın'dan giderayak şu ricada bulunmak isterim: Benim çocuğum yaşındaki bir "ortalama şair"e yıllık yaptırarak hem benim şiir birikimimi hem de adı bazı çevrelerce bilinen, ancak benim gözümde "büyük şair" olma izleri taşıyan ve şiiri Dağlarca ve İlhan Berk'ten öğrenen, üç diplomalı ve Dinarsu Futbol Takımı lisanslı kızıma bari yazık etmeyin. Ben karınca bile öldüremeyen bir Hüseyni iken, benim ağzıma "kan" ve "can" kırma replikleri yerleştirmeyin. Tamam, Kitap-lık dergisi yaş sınırlaması getirdi ama benim kızım bu yaş sınırlamasının neresinde sahi!? Başta Akatalpa, Eliz, Mühür ve Mor Taka olmak üzere şiirleri hiçbir dergiden geri çevrilmeyen benim en masum kızım sizin değil de benim kurbanım mı yoksa? Onu benden gizli odasında ağlatamazsınız!--Sevgili Şeref, geldim sana! İki yıldır kendimi sana kuruyordum! Sen ki, tanığı olduğum günlerde Dağlarca'nın "bunlar şâir" dediği üç kişiden biriydin: Hüseyin Avni Cinozoğlu (bugünlerde, dünkü zibidi daha iki sayı dergi çıkarmış biri olarak Cinozoğlu'na bu denli saldıramaz; hemen kendisinden özür dilemeli!), Bejan Matur ve sen. Hatta senin için "bugün kahveye bir şair geldi, hatta fazla şair geldiği için de kovdum" demiştir. Sen, baylarda İslâmcı dergilere yakındın ve hatta bir keresinde "bu tür dergilerde yazmam bana zarar verir mi?" diye sorduğunu anımsıyorum. Şiir şiirdir, şairse şairdir sevgili Şeref! İsmet Özel ya da Cahit Zarif oğlundan sana örnek vermeyeceğim, yine senin çevrenden gerçek bir şairi örnekleyeceğim: Cevdet Karal! Herkes keşke onun kadar onurlu insan ve şair olsa! Onun da uzun süre reklamcılık yaptığını biliyor musun? Sen ayrıca, Gürkal Aylan'ın kitabı "Sözcüklerle Dansedenler"i görsen ilk kitabın "Dar Zaman Rivayetleri" kadar seversin. Sinâ Akyol şairimiz, eğer reklamcılıktan emekli olup bir kenara çekilmişse maaşının yarısı haramdır. Ben açıkçası bu sektörden emekli olmak istemiyordum; şayet emekli olursam emekli maaşımın bir kısmını Yeşilçam emekçilerine bahşiş dağıtacak, bir kısmıyla da Gebze'deki köpeklerime et ve kemik alacağım. Sevgili Şeref'im, senin "regl"amcı yanına gelirsem; yıllık yapma işine girişme ve bazı ödüllerde "jüri" olmanla sen de biraz reklamcı ve iktidar oldun. Geçen yılki Altın Portakal Şiir Ödülü'nde yirmi yıl sonra o günlerdeki en devrimci arkadaşımız Emirhan Oğuz'u yirmi yıl sonra "ortalama" düzeyde olmayan bir "Myndos Geçişi" ile bu ödüle layık gördürdün ya sen de "konsept" insanısın; hele Gemlik/Orhan Veli Şiir Ödülü'nde de Gökben Derviş ve Gökhan Arslan'ı safdışı bırakıp bu ödülün de Engin Özmen'e verilmesini sağladın ya benim gözümde en büyük reklamcı sensin. Çünkü reklamcılık iktidar demektir. Gelelim, geçim sıkıntısının dayatması sonucu "yalakalığa" varıncaya kadar yaptığımız ikiyüzlülüklere: Bu bahsettiğimiz kitabı bir gün okuma fırsatın olursa, ben orada "Reklamcılığın Arka Bahçesindekiler" diye geçerim. Yani emekçisiyim bu işin, yani çöpçüsüyüm, yani onurlu tarafındayım kan akıntısının. Bu sektördeki ilk patronum Nail Keçeli sayesinde hâlâ bu sektörde ekmek yiyor ve kızlarımı onur ve namusumla büyütmeye çalışıyorsam, işte sözünü ettiğim o patronum benden önce ölürse onun adına mevlid okutmak isterim! Sen "oğul odası" rutubetini bense "kız odası" hüznünü biliriz. Ondan ötesi Merzifon üzerinden Araklı'dan Çayeli'ne yolculuk.

Sevgilerimle, oğullarının yanaklarından öpüyorum. Oğullarından birini hiç değilse futbolcu yap; Fenerbahçe formasını giyicek olsa da! Son kez şunu da belirterek; hani der ya Aşık Veysel "Yanından göğsünden açılır yara/Yâr gelmezse yaraların elletme", benim yaram, "kurşunlanmış tabela"larım senden fazladır. YKY'nin inatla, "ortalama" bir şaire yaptırdığı yıllıktan sen de dersler çıkar ve n'olur içine kalbini ve onurunu katmadığın işlere imza atma. Bu yıldan geçti. Önümüzdeki yıldan başlayarak, eğer yıllığa seçilmişsem o yıllıkta yayımlanacak şiirimi ben belirme hakkımı kullanacağım. Tüm şair kardeşlerimin, özellikle YKY karşısında "susma" ve "sindirilme" haklarından artık vazgeçmelerini rica ediyorum. Herkese bol şiirli ve yıllıklı yıllar.

Hüseyin ALEMDAR






Alıntı ile Cevapla
  #124  
Alt 25-02-2011, 15:39
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



Ah'lar Dizisi-11 / AH BENİM SÜPHAN, HADİ "GÜLÜMSE!"‏

Sinema ve müzikle ilgili bazı mekânlarda birkaç kez karşılaşmışlığım olan, hatta çok sevdiğim bir şair arkadaşımın özel durumu nedeniyle "dayanışma günü" ilan ettiğimiz sırada Reis Çelik'le birlikte yaptığı "ortak jest'lerini asla unutamadığım Ferhat Tunç'un devrimci hayatımda her zaman özel bir yeri vardır. Onun muhalif sesi ve kavgası çok az müzik insanında bulunur. Geçenlerde kendi kişisel sitesinde Şivan Perwer için söylediklerini tırnak içine alarak, Süphan ömrüme dokunaraktan ülkesine dönmeye hazırlanan Kemal Burkay'a bir selam uçurayım istedim. Ola ki, Şivan için söylediklerini Kemal Burkay için de söyleyecektir sevgili Tunç: "TV ve gazetelerde kendilerine Kürt aydını denilerek yer verilen kimi bireyler, bugün AKP'nin Truva Atı konumundadır. Şivan Perwer de bu bakımdan AKP'nin yörüngesinde kendisine yer bulmaya çalışanlardan biri olarak karşımızda durmaktadır. Bir dönem Kürt halk mücadelesi ile yürüyen ve bu yolculukta yol arkadaşlarını yalnız bırakan Perwer, ne yazık ki kendisini AKP'nin politik çıkarlarının bir unsuru hâline getirmiştir. Uzun süredir Kürt özgürlük mücadelesine karşı uzaklaşıp yaklaşma taktiği güden Perwer'in, son açıklamalarıyla yönünü iyiden iyiye devletlü anlayışa verdiği de görülmektedir. Kürt halkının, sanıldığının aksine Şivan Perwer'in bu tutumu üzerine büyük bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı yaşadığını düşünmüyorum"--İlahi Ferhat Tunç, adına "Kürdistan" dediğin, 35 yıl gurbette anadilini yaşattığın topraklarından sana bir davet gelse, sen bile "hayır!" diyemezdin; her ne kadar referandumda "hayır" desen de. Hele Yılmaz Güney Türk sineması hiç diyemezdi! Ahmet Kaya balık, rakı ve Boğaz için hiç mi hiç diyemezdi! Bütün bunlar AKP'nin yörüngesine girmek olsa da bu ülke, bu topraklar güzel. Biliyorum, statyumlarda birçok konser verdin ama Allah bilir bir futbol maçına hiç gitmedin. Futbol aşkımdan ötürü Anadolu'da gitmediğim deplasman yok sanırım. Şiir, sinema ve müzik en az futbol kadar deplasmandır! Bundan olacak, Dersimspor ve Erzincanspor'un Üçüncü Lige çıkacağı günü iple
çekiyorum. Futbol aşkı dedim ama sen bunu delilik say, böylesi duygularla Süper Lig'de kalması yönünde Diyarbakırspor için neler yaptım neler; gizli güçlerin işine gelmiyordu Diyarbakırspor'un ligde kalması, bunu bile AKP'nin politik çıkarı hâline dönüştürdünüz. Gene futbol aşkım ve Anadolu'nun gücüne sahip çıkma sevdamdan ötürü "milliyetçi" bir takımı bile sevdim. Bağışlanmamı dilerim, Bursaspor'un ikinci Anadolu kulübü olarak şampiyonluğa uzunmasında nâçizane benim de katkım var. Önümüzdeki ay 31 yıl sonra, şair, avukat ve siyaset insanı Kemal Burkay da "Yılma/ Doğan günü bekle" diyen sesiyle "usul bir saç hışırtısı" (eğer kalmışsa) ülkesine dönecek. Allah bilir Burkay'ı da AKP'nin yörüngesine iğneleyeceksiniz. Halkların kardeşliği bahsinde bu ülke hepimizin; ama en çok da Kürtlerin, romanların! Yılmaz Güney sinemasına tapmam, Ahmed Arif, A. Hicri İzgören ve Yılmaz Odabaşı şiirlerine "Süphan bir serinlik" gibi yaslanmam biraz da bu yüzden. Şairliğini çok onaylamasam da Kemal Burkay'ın bu topraklara dönecek olmasını haerkesten çok önemsiyorum. Önemsemekle kalmıyor, bugünden başlayarak herkesten bir Burkay şiiri mırıldanmasını rica ediyorum. Eğer aşkı bile kavga diye yaşadıysanız bu topraklarda; sevgilinize, geçtiğimiz aylarda Kırmızı Yayınları'nca "Gülümse" adıyla yayımlanan Kemal Burkay'ın toplu şiirlerini hediye edin derim! "Ben inançlıyım ağlamam!" diyen bir şâir, hem abidir, hem babadir, hem de bizden çok bu ülkeye aittir. Yıllardır "genç bir gerinme" ile ülkesini arzulamıştır, Van gölü çevresinde otlu peynirle kahvaltı yapmayı özlemiştir, Süphan ve Mordağ eteklerine aşkını ve gençliğini haykıracaktır. Bu ülke en az bizim kadar onundur.

GÜLÜMSE / Kemal Burkay

Hadi gülümse bulutlar gitsin
İşçiler iyi çalışsın, gülümse
Yoksa ben nasıl yenilenirim
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.
Sazlarım vardı, ırmaklarım vardı çok
Çakıltaşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Tut ki karnım acıktı, anneme küstüm
Tüm şehir bana küskün
Bir kedim bile yok anlıyor musun
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse!

Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com


Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  kemal1.jpeg
Görüntüleme: 140
Büyüklüğü:  5,1 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  kemal2.jpeg
Görüntüleme: 142
Büyüklüğü:  7,2 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #125  
Alt 01-03-2011, 13:19
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

ŞİMDİ KARS VAKTİ!‏


"Öyle güzel ki ölürüm artık

Beyaz uykusuz uzakta
Kars çocukların da Kars'ı
Ölüleri yağan karda
Donmuş gözlerimin arası"

(C. Süreya)


Bu yurda ve ailesine dair söylediği en önemli şiirlerinin birçoğunu Paris'te yazmış, ya da ilk notlarını orada tutmuş Cemal Süreya. İkinci Yeni şairleri arasında, maalesef yanlış anlaşılan "Folklor Şiire Düşman" yazısına rağmen Cemal Süreya kadar geleneğe dengeli yaslanan, türküleri ve ağıtları şiirine esin kaynağı yapan başka bir şair yoktur. Yoksa, "Kars" şiiri yanında "Güzelleme", "Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm", "Gazel", "Yazmam Daha Aşk Şiiri", "Göçebe", "Yırtılan İpek Sesiyle", "Kan Var Bütün Kelimelerin Altında", "Ortadoğu", "Mardin", "Kalın Abdal", "Uçurumda Açan" gibi şiirler yazılmazdı. Yukarıda ilk bölümünü alıntıladığım "Kars" şiirini de sevgili Cemal SüreyaKars'ı hiç görmeden yazmıştır. "999. Gün/Üstü Kalsın"da o gününü şöyle anlatır: "Sizin Hiç Babanız Öldü mü?"adlı şiirimi babamın ölümü üzerine yazdığımı sananlar var. İlk şiirlerimdendir. Babamın ölümünden dört yıl önce yayımlamıştım onu. "Kars" da Kars'ı görmeden, Paris'te yazdım. İşin tuhafı, yurda döndüğümde, teftiş göreviyle hemen gönderildiğim yer de Kars oldu."--İşte, Kars'ı, karı ve "uzak ve uykusuz beyazı" tüm şairlerden fazla seven Cemal Süreya'nın Kars'ı bu! Kars Belediyesi'nin katkıları, herkesten çok şiir ve sinema sevdalısı Erkan Doğanay ve Hilal Doğanay'ın girişimleri ve tasarımsal destekleriyle Kars Kültür Sanat Festivali, yine Cemal Süreya'nın bir dizesini kendine alınlık yaparak "Beyaz Uykusuz Uzakta" sloganıyla 4-10 Mart tarihleri arasında Kars'ta müzikten resme, şiirden sinemaya, ebrudan hat sanatına dolu dolu Kars'ı ve sanatı yaşayacak. Şevval Sam'dan Ahmet Tulgar'a, Aynur Doğan'dan Hüseyin Peker'e, Yeni Türkü Grubu'ndan Hüseyin Alemdar'a, Mehmet Günyeli'den Mehmet Çağlaer'e birçok yazar, şair ve sanatçı; kar, Kars, şiir, müzik ve sinema için Kars'ta olacak. Türk şiirinin, "İnsan Arkadaşınındır" kitap adına yaslanaraktan "vefa" ve "incelik" güzergâhında örnek duruş sergileyen iki Hüseyin'i Peker ve Alemdar da şiir, sinema ve edebiyat aşkı için Kars'ta olacak. Şiir, öykü ve roman türlerinde özgün yapıtlar veren Hüseyin Peker, 1973 yılında dört günlüğüne Kars'ı görmüş olsa da; Hüseyin Alemdar, "Vakitler İncelikler" kitabında yer alan Kars Vakti şiirine rağmen Kars'ı ilk defa görecek. Bu iki şairimiz 5-6-7 Mart tarihlerinde Kent Konseyi Binası'nda gerçekleşecek "Edebiyat Atölyesi"nde gençlerle şiir, öykü ve roman yolculuğuna çıkacaklar. 6 Mart Pazar günü ise Ferhat Uludere yönetiminde gerçekleşecek "Edebiyat ve Sinemada Mekân Olarak Kars" panelinde bu kez iki şairimiz yanında Ahmet Tulgar ve Rodi Yüzbaşı şiir, roman ve sinemadaki Kars'ı anlatacaklar. Kars demişken elbette ki sinema da olmaz. Şevval Sam'ın "açılış konseri"yle uzak-uykusuz beyaz uykusundan uyanacak olan Kars; "açılış filmi" Kosmos, Kars'a ithaf Miraz ve "kapanış" filmi Kader ile yedi gün yedi gece halkla bütünleşecek.

İletişim: Erkan Doğanay • 0532 651 72 92
Hüseyin Alemdar • 0546 735 43 27 - 0212 335 01 77


Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  2 hus.jpg
Görüntüleme: 559
Büyüklüğü:  97,1 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  cemal hus.jpg
Görüntüleme: 559
Büyüklüğü:  72,3 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  kader.jpg
Görüntüleme: 102
Büyüklüğü:  5,8 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #126  
Alt 02-03-2011, 01:16
hüseyin peker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hüseyin peker hüseyin peker isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 134
Standart




' ..farkında olmadan yarattığın şüpheler, tuhaflıklar da
bunun kanıtı. Kendini beğenmiş Batılı bakışlarınla bizi
yargıladın, içten içe gülümsedin belki de bizlere..
Ben aldırmadım, Kadife'de aldırmazdı, ama aramıza kendi saflığınla
birlikte Avrupalı'nın mutluluk vaadini, doğruluk hayalini soktun,
aklımızı karıştırdın. Sana kızmıyorum, çünkü bütün iyi insanlar gibi
kötülüğünü farkına varmadan yapıyorsun. Ama şimdi sana
bunu söylediğime göre, bundan sonra masum sayılamazsın.'

ORHAN PAMUK
Kar romanı s:236
Lacivert'in Ka'ya söyledikleri



__________________
hus pek
Alıntı ile Cevapla
  #127  
Alt 09-03-2011, 22:00
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



EDEBİYAT ORTAMI 19 / ŞİİR YILLIĞI 2011‏

Gerçek olan şu ki ortam şiir yıllıklarını önemsiyor. Bu önemseme sonucu da yeni yılın ikinci ayıyla birlikte yıllıklar düşmeye başlıyor. Bu yılla birlikte yıllık tartışmalarının daha hat safhada yaşanacağını tahmin ediyorum. Neden mi? Yayımlanan her üç yıllıkta da bazı öz(n)el nedenlerle yaklaşık yirmi şair yıllık/lar dışı tutulmuş ve artık "yıllıkçı"ların "şiirin kimliğiyle değil şairin kimliğiyle" şair/şiir seçtikleri maalesef anlaşılmıştır. Bundan sonrası hem "yıllıkçı"lar hem de şairler açısından kötü sonuçlar doğurabilir. Her yıllıkta yer alan bir şairden hiçbir yıllıkta yer almayan bir şaire "yıllıklarda artık yer almayalım" türünden toplu imzalı tepkiler gelebilir. Şayet durum buraya gelirse, ben en çok Mehmet H. Doğan adına üzülürüm. O güzelim yıllıklara imza atan, hepimizden çok "şiir sevdalısı" M. H. Doğan'ın kemikleri sızlasın istemem. Her şeye rağmen Edebiyat Ortamı dergisi eki olarak Mustafa Aydoğan tarafından bu yıl ikincisi hazırlanan E.O. Şiir Yıllığı'nı diğer iki yıllıktan biraz ayrı tutacağım.

Öncelikle dergi olarak Edebiyat Ortamı: Dergi ve yıllıkların şimdi bile ideolojik tuzaklara düştüğü bir dönemde, E.O. diğer dergi ve yıllıklara göre günahı daha az bir dergi. Demem o ki, Cevdet Karal ve A. Barış Ağır'ı yan yana okumak güzel. Derginin Mart 2011 sayısı Edebiyat Ortamı 2010 Şiir Ödülü'nü kazanan, ikisi benim diyebileceğim diğeri ise söyleşi sonrası benim en az onlar kadar şairim diyebileceğim üç imza. 2010 yılının en ilginç şiir kitabını yayımlayan Cihat Duman (yeri gelmişken, bu has şair YKY Kitap-lık dergisi şairi olmasına rağmen YKY Yıllığı'nda neden yok!), alttan ama derinden giden Vural Uzundağ ve hemen tanışmak istediğim Abdüssamed Bilgili imzalarına dikkat! Hele ki, söyleşi arkasına eklenen Cihat Duman şiirlerine... Mustafa Aydoğan'ın bu yıl ikincisini hazırladığı E.O. Şiir Yıllığı ne yalan söyleyeyim bir önsekinin biraz daha önünde. Bu yılki şiir seçimi önceki yıla göre daha başarılı olmanın yanında, daha bir titizlik ve çeşitlilik içeriyor; dahası hakkaniyet... Yıllığa seçtiği şairlere yorum getirmesi de başka bir artı. Bundan sonraki yıllarda seçilen tüm şairler için iki cümle de olsa yorum getirmesi ise sadece bir dilek. Yıllığın giriş yazısı da daha uzun ve doyurucu olabilir kanımca. Her şeye rağmen ikinci yılında Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı'na çabucak ısınmam güzel.


Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com




Alıntı ile Cevapla
  #128  
Alt 10-03-2011, 17:26
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart


AKATALPA 135‏

Antoloji ve yıllıkların giderek aşure ve düğün çorbası tadı verdiği bir ortamda, Ramis Dara'dan ödünç bir sözcükle ben de bu işe izninizle "şadımanlık" diyeceğim. Neden mi? Yıllık ve antolojilere alınan şairler bu işten mustarip, yıllıkçı ve antolojilistler ise şen şakrak. Ramis Dara demişken, bu gün 135. sayıya ulaşan Akatalpa dergisinden söz etmenin tam sırası. Hemen her sayısında iğneleyici sözlerle yıllık ve yıllıkçıları ipe dizen Dara, bundan sonraki sayılarda bu tavrını sürdürmemeli bence. Neden mi? Boyalı yumurta yıllıkların birbirine tokuşturulma vakti geldi! Artık sorunu etik, estetik ve ideolojik boyutta onlara bırakmanın zamanı geldi. Bu tür polemiklerle Akatalpa'da yayımlanan şiir ve yazı sahiplerine daha fazla haksızlık edilmesine içim el vermiyor. Yılın ilk yıllığı olan Veysel Çolak imzalı "Şiir Denilen Cehennem"de maalesef tek bir Akatalpa şiiri yok; yoksa, taranan dergilerde bu derginin adı neden var?! Bâki Asiltürk tarafından hazırlanan YKY Şiir Yıllığı 2010'da ise sadece beş şiir var; onların ikisi de Haydar Ergülen ve Seyhan Erözçelik'in yüzü suyu hürmetine. Oysa yıl içinde, en az yirmi Akatalpa şiirini kalbime nakşetmiştim. Üç gündür elimden hiç düşürmediğim, Mustafa Aydoğan imzalı Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2011'de de sadece üç Akatalpa şiirine rastlamış olmak ise elbette ki üzücü. Buraya kadar yazdıklarım yıllık ve yıllıkçıların tutumu karşısında çok küçük bir ayrıntı, o kadar. Yıllıklar ve herhangi bir dergi karşılaştırmasında gördüğüm bir şey bu sadece. Kuruluşundan bu yana hiçbir zaman kadrosunda yer almazsam da sevdiğim bir dergi olması açısından Akatalpa'ya yapılan bu haksızlık içimi acıttı, tepki duymamın nedeni sadece bu. Akatalpa demişken, Mart 2011'den seçmeler:


"Uzun bir tereddütten sonra, akşam yedide esrar içtim. Gün boyu Aix'teydim. Yalnızlığım diğer deneysel kontrollere pek izin vermediğinden, sadece esrarın etkilerinin başlayıp başlamadığını belirleyebilmek için takip eden şeyler hakkında notlar tutuyorum. Yakındaki küçük bir çocuğun ağlaması huzurumu kaçırıyor."


Walter Benjamin'in "Esrar Üzerine" kitabı çeviri notu (Suat Kemal Angı)


"Boş amfora, yırtık yelken, suyu çekilmiş derinliğinde akrebin dansı
Unutma iyi geviş getirmiş atların yurdu sürgündür bize"

Seda Eriş


"biri gökyüzünün saatine bakıp uyanmayı bekliyor
biri atkısına tutunurken kasketi sarkıyor diğerinin
günler kibrit kutularının alevinden geçiyor"


Taner Cindoruk


"geriye ne kaldı bizden, kahverengi bir gece,
tenekeden sakız kutuları, yuvarlak ağızlı neşemiz
gel bir aşkı paylaşalım seninle, sonra gidersin
sadece buna inanalım, sonra gidersin"


Türker Özşekerli


"Şayet şiir ortamına ve pratiğine yönelik anlamlı ve kuşatıcı bir söz edilecekse, bunun yeri, hiç kuşkusuz söylenen sözün, daha başka karşıt görüş ve eleştirilerle zorlanarak sınanabileceği herkese açık bir kamusal tartışma alanı olması gerekir."


"Şiire Non-Aseptik Bakışın Kritiği / Hüseyin Köse


"düşmek gibiydi kâfi geldiniz
eti dişleyen temenni
çocukluğun iğdiş edilmiş düşlerinde"


Nilüfer Altunkaya


"sarhoş olmak şart bu akşam barmen, şart!
kanla suladığım topraklar, yok ettiğim hayatlar
el koyduğum altınlar için; kral adına!"


Fergun Özelli


"kim yazardı ateşin şiirini
sana sarıldığım kuytuda"


A. Barış Ağır


Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com



Alıntı ile Cevapla
  #129  
Alt 11-03-2011, 12:46
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart




ÇİNİ KİTAP / ELİZ EDEBİYAT‏


Nuri Demirci'nin yayın yönetmenliği ve Şaban Akbaba, Fehmi Enginalp, Hilmi Haşal ve Halide Yıldırım'in kurul üyeliğiyle yayın hayatını sürdürmeye çalışan Çini Kitap da 7'nci sayıya ulaştı. Nuri Demirci'nin vefa ve incelik yaklaşımıyla 6'ncı sayısında İhsan Üren sayfalarını açan Çini Kitap, aynı zamanda Enis Batur kitaplarına da zoom yapmıştı. Yedinci sayının konusu ise bu kez roman: "İlle de Roman Olsun!" Halûk Cengiz'den Atakan Yavuz'a, Şeref Bilsel'den Şaban Akbaba'ya, Halide Yıldırım'dan Hülya Soyşekerci'ye romanı konu alan enfes yazılar var. Halide Yıldırım'ın "Kar(s) Kar(s)" adlı kendi şiiriyle refere ettiği, Orhan Pamuk'un Kar romanı üzerine kaleme aldığı üç sayfalık inceleme yazısı ders notu niteliğinde. Petek Sinem Dulun, yılın iyi şiir kitaplarından biri olan "Yaraya Tutulan Ayna" kitabının şairi Gökhan Arslan'la konuşmuş. Öte yandan, Mehmet Sadık Kırımlı Nurduran Duman'ın "Yenilgi Oyunu"nu, Ahmet Günbaş ise Halim Yazıcı'nın "Küçük Taşlar İklimi"ni tanıtıyor. Hilmi Haşal da kitap okumaları güzergâhında "Bahçe Okumaları-4"te.

Eliz Edebiyat Çini Edebiyat'la akraba. Mart 2011 sayısında kapak şairi Gülümser Çankaya. Son yıllarda "Elizi" daha baskın ve belirgin çıkan bir şair Çankaya. Piramit adlı şiirinde şöyle diyor: "ne kadar bulaştırsam/tarihini elime, o kadar taşıyorum/güzelliği geleceğe"

Nuri Demirci'den İz/Düşüm ve Eliz'den dizeler:

"Adı dolaşımda olduğu halde yıllığa alınmayanların, alınmama nedenleri, tıpkı şairleri değerlendirirken yapıldığı gibi, bir iki cümleyle açıklanabilir ve bu metin yıllığın sonuna konabilir." --Nerde!
Nuri Demirci

"İhtilâl bu. Bana beni doğur lili
Sına kalbimi, tenhâ bir rüyayla yoğur
Tenimin çağı geçti, bildim"


Sümeyye Şeker


"sahip bilmez bir köpek
mi ömür önünden
gelip geçene hırlayan"


Hilal Karahan


*) Mehmet Sarsmaz'a ait "Şuara'ya Akrostişler"de bu kez şu üç şair var: Osman Serhat, Hilmi Haşal ve Fergun Özelli. Dikkat, akrostişlerden berceste yapılmaz; bütün olarak okunmalı.


Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com

Alıntı ile Cevapla
  #130  
Alt 13-03-2011, 16:21
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



TÜRKİYEM, KANKAVLİM, CANİSTANIM; İKİYÜZLÜ ÜLKEM BENİM!‏


Kars dönüşü hayata ve kalan günlerime sıradan başlamak isterdim aslında, olmadı! Sıradanlıklar yaradanlara ve sürekli kanına konuşanlara mahsustur. Sıradanlıklar olmasa inanıyorum ki her şeyden önce şiir olmazdı. Bütün bu olup bitenlere rağmen dünya var, devletler var; dahası insanlar var, karla örtülü bir şehri geçerken görülebilen "yer karası" algısı ara ara insanlık var. Her şeye rağmen iyi ki de sevinçlerinden çok acıları olan, sorularından çok yanıtları olan bu dünyaya aitim. Değil mi ki en az üç kez seyrettiğim bir Zeki Demirkubuz filmi olan "Kader"i, kar ve yalnızlık şehri Kars'ta tek başıma yüzelli kişilik bir salonda seyrettim. Değil mi ki Yusuf Atılgan'ın yarım kalmış romanı "Canistan"ı, yolculuk sırasında "ruh göçü" yerden binlerce yüksekte okudum. Türkiyem benim, seni ne kadar sevsem bir yerlerin ağzıma ve tenime uzak kalıyor. Güzel ülkem benim, kankavlimsin ya, kendimi günde üç kez öldürsem de sana bir kez olsun kıyamıyorum. Hangi şiire, hangi türküye, hangi romana sığınsam "Canistan"ımsın! Kars ve kar demişken bir ömür "Kar" romanı olmak isterdim! Ah, duygularıma yenilip romansever olmamın hiç de sırası değil, bütün romanlar sahte! Ah, Türkçe ya da Kürtçe şiire dönelim"; bütün şiirler Allah, haşa! Cemal Süreya, "Gül" adlı şiirine "Gülün tam ortasında ağlıyorum/Her akşam sokak ortasında öldükçe" diye başlamış ve bu enfes şiiri şu dizelerle bitirmiş: "Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum/Her nasılsa sokağa düşmüş/Kolumu kanadımı kırıyorum/Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı/Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene"--Kan ve can harfi ülkem benim, hem sana ait hem değil; biliyor musun ki ben bir ömür çingene olmak istedim! Ancak kalbi çingene olanlar iyi şiir yazabilir. Yere düşürülmüş ve çiğnenmiş bir gül gibiyim bu sabah da; kanamam da sebebim de sensin, beni anla! Ey hüznümle yaşıt ülkem, senden öğrendiklerimi ne okul ne hoca hiçbir şeyden öğrenemedim. Dahası benim tüm ölmelerim kanıma çakılmış mıh gibi her gün yeni bir şey... Sayende iddaa mağduru biri olmasam çok daha sana ait bir yurttaş olacağım; her ne kadar geçmişte yurttaşlık bilgisi dersinden birkaç kez çakmış olsam da! Buraya ve yazımın kan yerine nasıl ve nerden geldim bilmiyorum. Aslında iyi bir kahvaltı yapmıştım, hani Cemal Süreya da der ya "kahvaltının bile mutlulak bir ilgisi vardır"; aşk ve mutluluk için günde üç defa kahvaltı yapmak isterim! Eğer bir etkinliğim yoksa, hafta sonlarım benim için kitaplar kadar değerlidir. İkisi aynı şey değil ama Gebze ve Yeşilçam paradoksunda hüzünlü ama aynı şeyimdir. İddaaya ayırdığım bütçemden kısarak, sırf ekleri için bütün gazeteleri almak isterim. Ah, dün gece itibariyle Lens-Toulouse maçından ötürü çok kötü yatmış bir vaziyetteyim; ömrümü yarım kalmış üç şiirin bitmiş hali bile kurtaramaz! Gazete ekleri demişken, güne Cumhuriyet Pazar'da yer alan ve Sevil Arınan tarafından hazırlanan "Toplum transa karşı ikiyüzlü" başlıklı sayfanın hüznüyle başladım. Kendinden başka oğlu olmayan biri olarak, transeksüellerin hayatına her zaman ilgi duymuşumdur; onlara yapılan küçük bir baskı ve haksızlık karşısında içim parçalanır. Bundan olacak belki iki filmi, Orhan Oğuz'un yönettiği "Dönersen Islık Çal" ile Atıf Yılmaz'ı uç filmi "Gece, Melek ve Bizim Çocukları" ömrüm gibi severim. Yine şiire ve Cemal Süreya'ya sığınayım, filmlerde süre sınırlaması var şiirde yok. 1994 yılında Samanyolu'nu şu dizelerle anlatan Cemal Süraya benim o gün bugündür gözbebeğimdir; o olmasa hiçbir şeye insan ve şiir diye bakamam!

"Yaşadım, Tanrım,
Yarım ve uluorta
Bir dahaki hayatta,
Varsa öyle bir hayat
Şiir yazar mıydım,
Bilmiyorum.

Ama kadınlar, Tanrım,
Öyle sevdim ki onları
Gelecek sefer
Dünyaya
Kadın olarak gelirsem,
Eşcinsel olurum."

--Keşke ölümden sonra da bir hayat olsa, ya da Cemal Süreya tüm eksik şiirlerini ve denemelerini bitirmek üzere bu dünyaya dönse. Ah, bir gün gelecek kendimi öyle güzel ölüme anlatacağım ki ölüm de Cemal Süreya da şaşıracak! Sahi, senle aşkı ölüm cümlesi yapıp Kars'tan Paris'e bakmanın ke(n)disi hiç konuşmuş muyduk Cem'ah abi! Helin Bülbül'den Eylül Çevgen'e, Sinem Kuzucan'dan Deniz San'a bu gazete sayfasında geçen hayatlar da ülkem gibi acı, şehrim gibi keder, ilçem gibi çıkışsızlık ve köyüm gibi yalnızlık işte!

Ah Cem'al abim benim; kitaplar, depolar, nağmeler, Twitter ve Facebook dahil her şeyini profiliyle anlatan bir toplum olduk ya, hüznünü gazete sayfasından ömrüme örgülediğim Deniz San'ın da "müşteri profili"ni şöyle açıklamasından daha doğal ne olabilir ki: "Profilimi oluşturanlar şunlar bunlar diyemem, çünkü her kesimden var. Zaten erkekler özellikle translarla olan ilişkisini saklıyor. Gece bizimle para karşılığında ilişki yaşayan erkek,gündüz bize en önce küfür eden insan aynı zamanda. Türkiye çok ikiyüzlü bir ülke."

Üzerine basılan her gül kirlenir de üzerinde gezinilen bir dal kaç yerinden kırılır ki be Cemal abi!? Sen gittin gideli bu ülke, biraz daha kirli kırık ve kanlı bir o kadar da! Türkiyem, kankavlim, canistanım; ikiyüzlü ülkem benim!

Hüseyin ALEMDAR
alemdar610​5@gmail.com


Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 13:20


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum