Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > EDEBİYAT > Yeraltı Edebiyatı

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 18-06-2006, 16:54
tozasor tozasor isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 21
Standart

Çok uzun zaman olmuştu görüşmeyeli. Devamlı kavga ediyor ve ayrılıyorduk, bir kaç hafta sonra okulda veya barda karşılaşıyor ve tekrar başlıyorduk. Ayrı kaldığımızda deliriyordum. Çünkü paranoyak olduğumu biliyor ve ben yatağıma uzanmışken onunda birisinin üstüne uzandığını düşünüyordum ki bu bazen doğruydu. Ama aşıktım. Ondan ayrı durmaya gücüm yoktu. İyi biriydi sanırım ama sadık değildi. Ben sadık olmayı başarıyordum. Ve aynı şeyler oluyordu. Bara gidip içiyor, sonra kavga ediyor ve yanımdan kalkıyordu. Bazen evine gidiyor, zorla kapıyı açtırıyor ve içeride tartışmaya devam ediyorduk. Sonunda zil zurna bir halde gecenin bir yarısı sokakta buluyordum kendimi. Cepte beş kuruş olmadan, eve nasıl döneceğimi düşünerek. Yine de fazla büyük değildi Antalya. Derslere odaklanamıyordum, gündüzleri derslere girmek yerine okulun bahçesinde uzanıp gizlice şarap içiyordum. Onun beni aramasını bekliyordum. Ama olmuyordu. Sonunda bir gün;
-- gidiyorum dedi, Muğla’da iş buldum, devam zorunluluğum yok, bir teknede çalışacağım.
-- Kaptanlar düzüşken olur. Birisinin seni tavlayacağına eminim.
-- Hayır, dedi, güney Afrikalı bir kaptan var. Sarışın bir adam. Ama 40 yaşında, onun yanında çalışacağım.
-- Afrikalılar düzüşmeyi sever, dedim.
-- aklına tek gelen bu değil mi, paraya ihtiyacım var, ayda 500 dolar alacağım.
-- ayda 500 dolar almana şaşırmıyorum, dedim.
Sonunda çekti gitti. Ben bir boka yaramayacağını bildiğim halde okumaya devam ediyordum. Param azdı, bir şekilde buluyordum. 3 ay kadar görüşmedik onunla. Ara sıra arıyordu ama enderdi, bazen de ben arıyordum. Sık sık ararsam aşağılıkça bir şey yapacağımı sanıyordum. Sessiz kalıyordum. Sonunda 3 ay sonra döndü. Ama haberim yoktu döndüğünden.
--moruk seninki döndü,
-- hım..
-- neşeli görünüyordu, aramadı mı seni?
-- hayır.
-- yanında bir herif vardı.
-- sarışın mı?
-- evet moruk tanıyor musun.
-- hayır, dedim.
Masadan kalktım. Utanılacak bir şey yapmışım gibi. Komik olan doğru tahmin değildi, doğru tahminin seni ne kadar öldürdüğüydü. Bir şey saplanıyor ama çirkin suratıma çirkin bir sırıtış konduruyordum. Etrafımdaki herkesin beni tanıdığını ve boynuzlandığımı düşündüklerini sanıyordum ki haklılardı. Sonunda aradım onu 2 gün sonra. Görüşmek istediğimi söyledim. Heyecanlandı, ya da ben öyle düşünmek istedim. Sonunda öğlenin bir vakti, kavurucu güneş altında bir cafede görüştük. İçiyorduk ve muhabbet iyidi, devamlı telefonu çalıyordu. Bakmamaya çalışıyordu.
-- yanlış bir şey yapmıyorsun, dedim, aranız nasıl?
-- kimle dedi
-- siktir et şu saçma oyunları, sarışınla dedim.
-- üzgünüm dedi
-- üzülme dedim
-- seni seviyorum gerçekten
-- boşver dedim
-- gelmek istiyor, senden bahsetmiştim, istemiyorum gelmesini
-- gelsin, bakalım neymiş
-- kavga çıkar biliyorum
-- gelsin.
Sonunda geldi, epey kısa bir sürede. Fiyakalı bir arabası vardı herifin. Çok klastı. Bende olmayan bir çok şey vardı. Yüzünde yaralar vardı. Eskiden afrikada birleşmiş milletler için savaşa katılmıştı. Kapitalist köpeklere silah pazarlamışlığı vardı. Kafası basıyordu işte herifin ticarete. Bense üzerimdeki donu bile kaybedecek yetenekteydim. Benim kadar boyu vardı ve yapılıydı, sanırım beni yere sererdi.
Söylenecek pek bir şey yoktu. Zaten Türkçe bilmiyordu, bende ingilizceden nefret ederdim. Sessizlik iyidi, epey içtik, birbirimizi süzdük. Birkaç sıkıcı muhabbet. Beni ilginç bulduğunu söyledi. Bende ilginç olmadığımı söyledim. 2 saat sonra kalktılar, onlarca bira şişesinin arasından. Kadın bana baktı, “ üzgünüm ama yapacak bir şey yok, onda var sende yok “ bakışıydı. Ben şişeler etrafında otururken el ele gittiler. Ellerini gördüm ve yan yana yürüyen kıçlarına baktım. Etrafıma baktım.. ve tekrar şişelere baktım. Orospu çocuğu hesabı bana bırakmıştı..
Edited by: tozasor
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 18-06-2006, 16:56
tozasor tozasor isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 21
Standart



ANLAMSIZ BİR İŞ GÖRÜŞMESİ DAHA


Her gün saat 12 de kalkıyordum. Uyanıp 30 dakika daha geriniyor sonra kıçımı kaşıyıp yüzüme su serpiyordum. pencereden biraz dışarıya bakıyor ama ilginç bir şey göremediğim için bütün perdeleri kapatıp müziğin sesini açıyordum. ama bu kez farklıydı. Bu kez erken kalktım. Saat tam 8 de. Bir gün önceden günlerdir çalmayan telefonum çalmıştı.
“ Alo?”
“ tozasor beyle mi görüşüyorum ? “
“evet benim”
“ …. dan arıyoruz, bize iş başvurusunda bulunmuşsunuz “
şirketin adını hatırlamıyordum, ne iş olduğu konusunda da en ufak bir fikrim yoktu. Uzanmış kitap okuyor ve bira içiyordum hatırlamam imkansızdı.
“evet anımsadım,başvurmuştum”
“ yarın müsaitseniz saat 10 da görüşmeye bekliyoruz “
“ evet müsaitim adresiniz nedir?”
“ ….. ……… ….. işhanı 4. levent “
“tamam saat 10 da ordayım “
“ iyi günler tozasor bey”
“iyi günler”

telefonu kapattım ve uzandım tekrar. 4. levent benim mekandan yaklaşık 2 saat çekerdi. Aptalca bir işe girişmiştim sanırım ama yapacak bir şey yoktu. Hiç giyilmemiş gömleklerden birini çıkardım, sakalı kestim, temiz bir kot çıkardım ve ertesini günü beklemeye başladım.

Sabah 8 de kalktım, oldukça zordu uyanmak. Hava buz gibiydi ve bir cehennemden diğerine girmek üzereydim. Dişimi fırçaladım, saçlara jöle sürdüm, gömleği ve pantolonu giydim üstüme de aptal bir ceket geçirdim. Artık dilimlenmeye ve tavada pembeleşinceye kadar pişirilmeye uygundum. Dışarısı serindi, iyi görünmeye çalıştım. Ama daha zor bir yolculuk bekliyordu beni. Taksim otobüsünü bekledim. Ömrüm boyunca istanbulda oturmuştum ama levent ve civarından bihaberdim. Umrumda da değildi açıkçası oralar. Benimle beraber bekleyen 5-10 kişi daha vardı. Büyük bir memnuniyetsizlikle işine giden insanlar. 1-2 üniversiteli. Onlar daha huzurlu görünüyorlardı. Ama okul bittiği zaman girecekleri bokun farkında değillerdi. Sonunda çift katlı otobüs geldi. Çift katlı bir otobüse göre kalabalık sayılırdı. Bileti attım, üst kata çıktım ve oturacak bir yer buldum. Şimdiyse kahrolası trafikle yüzleşmek zorundaydım. Bütün bu insanlar işe mi gidiyor, bütün bu insanlar araba alacak kadar zenginler mi, hani yoksul bir ülkeydik gibi saçma sapan düşünceler aklımı sarıyordu.

Acaba işi alacak mıydım, yoksa avcumumu yalayacaktım. Ne olacaktı.. neden sıcak yatağımdan kalkmıştım.. hiçbir şey yememiştim ve açtım. Yanımda oturan adama baktım. Gazete okuyordu. Gazeteye bakar bakmaz midem bulanmaya başladı. Okuyamıyordum hiçbir şey. Otobüs tümseklerden zeki manevralarla geçiyordu, şoför aşağıda birileriyle kavga ediyordu. Hiçbir yerde savaş bitmiyordu. Bir şekilde gergindi insanlar. Bende gergin hissediyordum.

Sonunda bir buçuk saat sonra taksime geldim. Saat 9.30 olmuştu. Sırada metro turu vardı. Metrondan indikten sonra ne yapacağım ise belirsizdi. Parayı verdim, jetonu aldım..içeri girdim ve şansıma metro hemen geldi. Burası daha kalabalıktı, bu kez ayaktaydım. İlginç hiçbir şey olmadı. Kimse kimseyi öldürmedi, kimse kimseye sürtünmedi, kimse kimseyi soymadı. 10 dakika sonra indim. Karmakarışık bir yer gibi geldi bana indiğim yer. Dışarı çıktım metrodan. Yürümeye başladım. İnsanlara adres sormaktan nefret ederdim. Ama bu kez sormak zorundaydım. Çok bilmiş görünen bir adamın yanına yaklaştım.
“ abi iyi günler, şu …. İşhanını arıyordum”
kağıdı uzattım, kağıdı süzmeye başladı. Düşünüyor gibiydi. Birkaç saniye baktım, hımmladı, derin nefes aldı. Sanırım dünyaya yaklaşan göktaşını nasıl yok edeceğini düşünüyordu.
“ şimdi buradan minibüse bin, herhangi birine binsen olur, …. .ineceğim de, orda indirirler indikten sonra karşında görürsün “
“ saol abi, surdan mı bineceğim?”
“ hıhı ordan ordan “

çıktım ve minibüs bekledim, hemen bir tane geldi atladım ve oraya da para uzattım. Her yere para veriyordum. Şimdiden zarardaydım. 5 dakika sonra adamın dediği yere geldim. İndim ve işhanını gördüm. Zafer kazanmış komutan edasıyla ve biraz da ümitsiz içeri girdim. Saat 10.15 olmuştu. 15 dakikalık bir gecikmeyi umursamazlardı sanırım. Sonunda şirketi buldum.
“ ……… insan kaynakları ve danışmanlık şirketi “… hala hangi işe başvurduğumu anımsamıyordum ama başvurduğuma göre yapabileceğim bir şeydi. İçeri girdim, 7-8 kişi daha vardı. Benim gibi genç görünüyorlardı. Bazıları hırslıydı bazıları ise bezmişti. Atik tiplerle doluydu. Herkes birbirinizi süzüyordu. Gladyatör gibi hissettim kendimi. Birazdan aç aslanların önüne koyacaklardı beni.

“pardon iş görüşmesi için çağrılmıştım”
“adınız neydi”
“tozasor”
“hım… hmm..hah tamam. Lütfen bekleyin birkaç dakika.”

Bu lafın anlamını biliyordum. Birkaç dakika demek 1 saat demekti. Sanırım herkese saat 10 da randevu vermişlerdi. Herifler işlerini biliyorlardı. Paketlenmeye ve sömürülmeye hazır bir sürü insanı aynı anda çağırıp rekabet ortamını hazırlıyorlardı. En bezgini ben görünüyordum. O an sadece yatağımda olmak istedim. Sekreteri süzdüm. Pek bir şey yapmıyor o da bizi süzüyordu. Beyaz bir gömlek vardı üstünde. Hoş görünüyordu. Saçları toplu, esmer bir tip. Halinden memnun gibiydi ve halimizden memnun olmadığımızı biliyordu. her şeyi siktir edip sekretere hadi yavrum çıkalım buradan diyesim geldi bir an. Tabi demedim. Beklediğim gibi olmuştu. İçeri birileri giriyor ve 10 dakika sonra çıkıyorlardı. Bazıları gülümsüyor bazıları ise asık suratla çıkıyordu.
“tozasor bey, buyrun içeri alalım sizi”
sekretere teşekkür ettim ve içeri girdim kapıyı çalıp. İçeride taşaklı bir herif oturuyordu. 30 lu yaşlardaydı ve kariyeri hazırdı. İnsanları işten alıp çıkarıyordu.

“ buyrun tozasor bey oturun”
karşısına oturdum. Arkaya yaslandım. Sigaraya ihtiyacım vardı, uykuya ihtiyacım vardı, sekse ihtiyacım vardı, içkiye ihtiyacım vardı, heavy metale ihtiyacım vardı. Ama hiçbiri yoktu ve kendinden emin görünen bu herifin karşısında oturmak zorundaydım. Adam özgeçmişime bakıyordu. Epey doldurmuştum özgeçmişi. Pek sallayan olmazdı zaten. Bu özgeçmişe göre gerçekten mükemmel bir çalışandım.

“tozasor bey, danışmanlığını yaptığımız …. Bankasına veri giriş operatörü olarak başvurmuşsunuz. “
“ evet doğru.”
“ danışmanlığını yaptığımız … bankı biliyorsunuz, yıllık işlem hacmi ve müşteri portföyü … … “

adam bankayla ilgili şeyler anlatıyordu. Umrumda değildi anlattıkları ama dinliyor gibi yapıyordum. Odaklanma problemim vardı, biri 5 dk dan uzun konuşursa artık dinlemezdim o insanı. Ama bu kez daha ilgili gözükmeyi başardım.

“evet tamamen aynı fikirdeyim”
“ buraya gelen arkadaşlar sadece bu iş için başka işler içinde buraya başvurdular. Sizin başvurduğunuz pozisyon için 9 adayımız var.”
“ eminim benden iyisi de vardır “
“ bu biraz da size kalmış bir şey. Kendinizi ne kadar göstereceğinizle ilgili. Şimdi size yarın saat 11 de …. Bank 4. levent şubesi için randevu ayarlayacağım siz de isterseniz…. “

ne olduğunu anlamamıştım. Adam bir randevudan daha bahsediyordu. Sanırım bu bir cinayetti. Diri diri gömülüyordum toprak altına. Aynı yolu çekmem imkansızdı. Bu danışmanlık meselesine de aklım yatmamıştı. İşe alımları bu adam yapmıyordu sanırım..

“tabi randevu öncesi bize 20 milyon vermeniz ve şirketimize kaydolmanız gerekli, böylece özgeçmişiniz hep güncel olacak ve size uygun iş fırsatları çıktığı an sizinle iletişime geçilecek. “
“pardon anlamadım, şimdi işe alımı siz yapmıyor musunuz. Neden para vermem gerekiyor?”
“ biz insan kaynakları şirketiyiz, danışmanlığını yaptığımız şirketler var onlar eleman ararlar biz de bize üyeleri öneririz “

epey sinirim bozulmuştu. Bu işlerden anlamadığım belliydi. O kadar yolu gelmiş ve üstüne bir de kesin olmayan bir iş için borçlu çıkmıştım.

“ sizinkisi de iyi işmiş. Kolay para.
“ anlamadım “
“ boşver. Bir dünya yol geldim, uykumdan oldum yemek yemedim, üstüne bir de para istiyorsunuz”
“ sanırım insan kaynakları şirketlerinin ne yap..”
“boşver şimdi insan kaynaklarını.. size vaktimi verdim beş kuruş ödemem”
“ konuşmamız bitmiştir tozasor bey çıkabilirsiniz”
“ ne haliniz varsa görün”

kapıyı sertçe çarptım. Herkes bana baktı. Bekleyen diğer zavallılar, güzel sekreter ve çaycı. Sekretere doğru yürüdüm ve karşısında dikildim.

“ beş para etmez bir şirkette çalışıyorsun “
suratıma salak salak baktı.

kapıya doğru yürüdüm, insanlar birbirlerine bir şeyler söylüyordu. Dışarı çıktım. Cüzdanıma baktım, 15 milyon ve bir tam biletim vardı. En azından taksimde 2 bira içebilirdim… Ve öyle yaptım.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 19-06-2006, 22:46
tozasor tozasor isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 21
Standart



KIÇIKIRIK BİR HERİFLE ASLA OTOBÜS BEKLEMEYİN



Kahkahalarla gülüyordum. Aslında aylardır bu kadar gülmemiştim. Hiçbirimiz neye güldüğümüzü bilmiyor ama gülüyorduk. Kafa dumanlıydı, zaten sarhoştuk her zaman. 3-4 kişi bir evde oturmuş saçma sapan şeylere gülüyorduk. Fonda Nick Cave çalıyordu.
- Olum ben kafayı buldum lan iyice.
Üstüme alınmadım pek. Elemanla yeni tanışmış ama hoşlanmamıştım. Aslında yeni tanıştığım kimseden hoşlanmıyordum. Kalan 2 kişiyi tanıyordum ama samimi sayılırdım onlarla. Ama onlardan da hoşlanıp hoşlanmadığımdan emin değilim. Sanırım birisinden hoşlanmak için onla samimi olmanın pek önemi yok.
Her neyse kafa iyice dumanlıydı. Çekiyor, çekiyor, çekiyorduk. İşler yolunda gibiydi. Şu çok konuşan herif hariç.
- Olum bir gün şu okul bitince kafayı yiyeceğim. Daha doğru düzgün kız bile götürmedik şu ortamda.
- Bana mı söylüyorsun, dedim.
Muhtemelen bana söylüyordu çünkü bana bakıyordu. Benimle yeni tanışan herkes ya benden nefret eder ya da hoşlanırdı.
- Evet, dedi. Hatunsuz ne yapacağım çok azdım ya.
- Bilmiyorum dedim.
- Ooo sende amma az konuşuyosun kardeş dedi.
Heriften tamamen iğrenmiştim. Diğerleri kendi halindeydi. Duvara veya halıya bakıyorlardı. Kalkıp gitmek istiyordum buradan. Herhangi bir yer olabilirdi; bir cami tuvaleti, dönerci, genelev, Katmandu da bir tapınak… Buradan uzakta herhangi bir yer. Sonunda tüm cesaretimi ve cesaretsizliğimi topladım.
- Ben gidiyorum.
- Nereye moruk, dedi birisi.
- Yapmam gereken birkaç iş var.
- Sallama, dedi, senin asla yapman gereken bir iş yoktur.
- Belki bulurum bir şeyler.
Kimseye bakmadan içeri geçtim, ayakkabılarımı giydim ve evden topukladım. Apartmandan çıkıp havaya ve insanlara karışınca daha kötü hissettim. Her zaman bana gerekenin dört duvar olduğunu biliyordum. Alışveriş yapmak, iddia kuponu yatırmak dışında dışarı çıkmak istemiyordum. Ama şimdi çıkmak zorundaydım. Ne yapacağımı kestiremez bir halde yürümeye başladım. Tam bu sırada arkamdan biri adımı seslendi. Duymamazlığa geldim önce. 1-2 kez daha bağırdı, arkamı döndüm. Gerçekten de şaka gibiydi. O herif peşimden gelmişti.
- Abi nereye ya ne güzel laflıyorduk.
- Sıkıldım dedim.
- Valla bende ya. Hadi bara gidelim birkaç hatun falan vardır belki.
- Hatunlardan başka bir şey düşünmez misin?
- Düşünürüm tabi kardeş. Ama şu suralar azdım herhalde.
Herif yanımda yürüyordu, kurtulamamıştım. Sanırım kısa sürede hatun bulamazsa beni düzecekti. Kafama odunla vurup işimi bitirmeye düşündüğüne emindim. Bir şekilde kurtulmam gerekiyordu ama ondan ve kimseden kurtulacak gücüm yoktu. Açıkçası ağzımı açıp tek kelime etmek istemiyordum. Bütün gün bir yerde oturup etrafıma bakmak istiyordum.
- Nereye gidelim abi?
Adam ömrümü bitirmeye devam ediyordu. Çürüyordum resmen. Hiç şansım yoktu.
Nasıl kurtulabileceğim konusunda bir fikrim yoktu. Çığlıklar atmak, cinnet geçirip herifin kafasını kaldırıma vurmak istiyordum sonra deli raporu alıp yırtmak istiyordum. İşler böyle yürüyordu çünkü. Herkes birilerini öldürüyor fakat delirdiklerini ispatlayıp çıkıyorlardı. Devlet sizi deli ilan ediyor ve delirdiğiniz için saygı duyuyordu, böylece birilerini rahatça öldürmüş oluyordunuz. Kimbilir belki bende yararlanırdım. Ama şu an bunun da yararı olur muydu bilmiyorum. Herif sanki 9 canlı gibiydi. Eminim bunu öldürsem ikiye bölünür bir tane daha ortaya çıkardı. Adam yanımda yürümeye devam ediyor ve habire bir şeyler anlatıyordu.
- Abi otobüse binelim daha yürüyecek miyiz?
- Peki.
İlk durağa gittik ve beklemeye başladık. Bu beklemeler gerçekten canımı sıkıyordu. Otobüslerden iğreniyordum. Binmek istemediğim bir şeye neden evet demiştim bilmiyorum. Sanırım pek fazla hayır diyebilen birisi değildim. Durakta 2 tane hatun daha vardı. Oturup gülüyorlar ve bir şeylerden bahsediyorlardı. Biri siyah uzun saçlı, makyajlıydı üstüne dar bir kot geçirmişti. Diğeri de sarışın kısa saçlıydı, kısa boyluydu ama vahşi bir yanı vardı. Nerden mi biliyorum? Pek emin değilim yanılıyor olabilirim. Vahşi görünüyordu işte. Bir amazon kadar olmasa da.
- Kardeş şunlara bak, süper parçalar.
Hay kardeş diyen ağzını sikeyim diyesim gelmişti herife. Demedim tabi ki. Nereye gideceğimi bile bilmediğim bir yerde otobüs bekliyordum. Sanırım hiçbir şey bundan daha anlamsız olamazdı.
- Şunlarla konuşacağım.
- Saçmalama dedim, gerek yok.
- Neden ya eğleniyoruz işte.
- Naparsan yap.
Önce herife baktım. Sonra kızlara. İmkansızdı. Herif kısa saçlıydı, saçlarını jöleyle havaya dikmişti, kaşlarından birisi diğerine göre daha kalındı, gözleri büyüktü ve boş bakıyordu. Üstünde kareli bir gömlek vardı ve kotunun içine sokmuştu. Üstünde kareli bir gömlek olan ve kotunun içine sokan heriflerden nefret ederdim. Dediğim gibi imkansızdı. Bir an oradan topuklamayı düşündüm. Ama anlamsız bir utanç kapladı içimi. Bir şekilde öyle bir durumda gitmemin doğru olmadığını düşündüm. Böyle öğretilmişti sanırım “ Arkadaşını satma “. Oysa satmak istiyordum, arkadaşım bile değildi. Onlardan en uzakta durdum. Otobüs hala gelmemişti. Evden çıkmakla hata yapmıştım ama artık çok geçti. Bir an onlara baktım, herif muhabbeti koymuştu. Konuşuyor ve gülüyorlardı. İtiraf edeyim ben asla yapamazdım. Çok yabani hissediyordum kendimi. Sanki 20 yaşında bir mağarada keşfedilip şehre getirilmiş, okuma yazma öğretilmiş biriydim. 10 dakika geçti ama otobüs gelmedi. Hala konuşuyorlardı. Kısık sesle konuşuyorlardı ve bir şey duyamıyordum. Bu iyidi en azından. Sonra bir ara herifin elini esmer kızın sırtında gördüm. Birkaç dakika daha konuştular. Sonra eleman bana baktı.
- Kardeş, dedi.
- Söyle kardeş dedim.
- Biz gidiyoruz sorun olur mu?
- Keyfine bak, dedim.
Kızlar yüzüme kayıtsızlıkla baktılar. Herif ellerini ikisinin de sırtına koydu ve üçü yürümeye başladılar. Onlara bakıp gülmeye başladım. Hayat bazen gerçekten tuhaftı. Sanırım insanların nasıl birbirleriyle iletişim kurduklarını pek anlayamıyordum. Sanırım eleman artık azgınlığından kurtulacaktı. Tam bunları düşünürken korna çaldı, otobüs gelmişti. Kapı açıldı, soföre baktım o da bana baktı.
- Biniyor musun?
Etrafıma baktım.
- Binsem iyi olur, dedim.
Ve bindim..
Edited by: tozasor
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20-06-2006, 00:36
sebnem korkmaz
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



Tozasor, çenesini tutamayan olarak bilinirim sitede ve kesinlikle de öyleyimdir ya neyse. Okudum üçünü de. Dilini şu yırtık sokak ağzından kurtarsana. O zaman çok daha iyi olacak herşey. Bu kadar akıcı bir üsluba büyük bir hataymış gibi geliyor bu dil. Sevgiler...


Not; Sana ne diyebilirsin, eh işte çenem kopasıca işte...
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 20-06-2006, 00:43
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Al***305;nt***305;:
sebnem korkmaz


Tozasor, çenesini tutamayan olarak bilinirim sitede ve kesinlikle de öyleyimdir ya neyse. Okudum üçünü de. Dilini şu yırtık sokak ağzından kurtarsana. O zaman çok daha iyi olacak herşey. Bu kadar akıcı bir üsluba büyük bir hataymış gibi geliyor bu dil. Sevgiler...


Not; Sana ne diyebilirsin, eh işte çenem kopasıca işte...


yeraltı edebiyatı yapıyorum diyene "Dilini şu yırtık sokak ağzından kurtarsana." deme cesaretini bir tek sen gösretebilirdin[img]smileys/smiley2.gif[/img]
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 20-06-2006, 01:02
sebnem korkmaz
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Emre, bunu söyleyeceğini nereden bildim acaba ben? Demete de Emre şimdi gelir bu sayfaya dedim. Eh Emre var ya? Anlatıcam ben sana sonra bilahere. Ya da uzun bir açıklama yazısı yazacağım herkese. Öyle uzun ki okumaktan sıkılıp tamam kesin haklıdır diyeceksiniz. [img]smileys/smiley36.gif[/img]
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 20-06-2006, 01:12
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart






Yazılanları okumak zorundayım. Yazılanlar suç unsuru içerdiğinde sorumluluğum var, en azından bu nedenlerle bütün yazıları okumak zorunluluğum var
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 21-06-2006, 16:47
tozasor tozasor isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 21
Standart



TER


Ter içinde uyandım. Rüyamda bir geminin en ucunda oturuyordum, ayaklarımı denize sarkıtmıştım. Ve dalgalar kuvvetlendi bir anda. Fırtına çıktı. Herkes içeri kaçıştı. Sonunda beklediğim oldu ve düştüm denize. Sanırım okyanustu emin değilim. Aslında fark etmiyordu hiçbiri. Deniz, göl ya da okyanus. Neyse, dibi boylamaya başlamıştım ve yukarı çıkamıyordum. Sonunda köpekbalığıyla karşılaştım ve beni parçalarıma ayırdı.

Ter içinde uyandım. Doğrulup yatağımın en ucunda oturdum, ayaklarımı halıya sarkıttım. Ve başım dönmeye başladı. Beynimin içinde fırtına çıktı. Kafamı sağa çevirdim. Pencere kirlenmişti. Kalktım ve çırılçıplaktım. Mutfağa gidip yiyecek bir şeyler aradım. Telefon çaldı.

-- evet
-- naber lan
-- iyidir moruk senden naber
-- iyidir köpek, neden aramıyorsun hiç
-- pek kendimde değilim
-- ne zaman kendindeydin olum hadi gel taksime
-- havamda sayılmam
-- lan gel işte bendensin
-- gelirim o zaman
-- tamam akşam 7 de gel her zamanki yere

ter içinde uyandım. Ve rüyamda gördüğüm şey, gerçekte gördüğüm şeydi. Bir bira açtım ve peyniri ısırdım. Fareler gibi besleniyordum, belki de farenin tekiydim. Ama hangi fare sabahın 9 unda uyanırdı ki.

Ve peyniri yedim. Bira bitti, sigara bitti. Koltuğa oturdum ve yazmaya başladım.

“ ter içinde uyandım. Rüyamda bir geminin ucunda oturuyordum…. “

vazgeçtim. Çünkü her sabah daha fazla hissediyordum. Günler köpek gibi ısırıyordu beni. Köpek gibi uluyordu, köpek gibi saldırıyordu. Ve köpek kelimesini seviyordum. Bastırarak söylüyordum devamlı. Çünkü bir köpek anlar sanırım sabahın 9 unda bira içmenin ne demek olduğunu ya da peyniri kemirmenin nasıl olduğunu.

Kağıdı ve kalemi fırlattım ve markete gittim. Ekmek ve gazete aldım. Gazeteyi okumaya çalıştım. Ekmeği yemeye çalıştım. Ve zaman pek hızlı ilerlemiyordu. Açıkçası her şey çok yavaştı bu gezegende. Bütün bunlara daha fazla dayanamazdım.

Ve ter içinde uzandım tekrar.. ter içinde sigaramı yaktım ve ağzımda bir sigarayla uyursam olabilecekleri düşündüm. Ve porno izlemeye başladım. Sanırım sadece gerizekalılar sabahın 11 inde porno izlerdi. Ve komikti hepsi. Adam kadını öldüresiye beceriyordu. İşinde uzmanlaşmıştı ikisi de ve korkutucuydular. Şeytandılar, tanrıydılar, ölümdüler.. ölümün ta kendisiydiler. Ve adam aletini geçiriyordu kadına. Tahrik olmuyordum, kapattım sonunda. Müziği açtım ve beklemeye başladım. Ve beklerken anladım, beklemek anlamsızdı.

Ve ter içinde kalktım. Giyindim, basit bir ilerleyişti. Sadece bir kot, bulabildiğim en temiz çorap, tişört ve hırka.. otobüsü bekledim. Bindim.. 15 dakika sonra doldu otobüs. O kahrolası otobüs doldu ve yanıma herifin biri oturdu. Ağzı votka kokuyordu ve güzel bir adamdı. Ve gözleri sabit bir halde karşıya bakıyordu. Onu görüyordum çünkü benim de gözlerim sabit bir halde karşıya bakıyordu. Oysa karşıda pek bir şey olmuyordu. Dünyanın bütün arabaları dünyanın bütün insanlarıyla dolu otobüsün yanından geçiyordu. Hiç kimse konuşmadı, hiç kimse pencereden atlamadı, hiç kimse şoförle kavga etmedi. Hiçbir şey güzel değildi. Adamın ağzı votka kokuyordu. Ben ıstırap kokuyordum.

Ve ter içinde indim otobüsten.. yürüdüm ve insanlar yürüyordu. Mucizevi değildi hiçbir şey. Bütün o gözler, kulaklar, dişler, vajinalar ve aletler ilginç değildi. Aralarından yürüyor ama yürümüyordum. Nereye gittiğimden emin değildim. Saat daha 5 ti. Ve ucuz bir bara girmek istedim. Kapıdaki herif damsız almıyoruz dedi. Sanırım fazla ucuz bir bar değildi.

Ve ter içinde geri döndüm. Daha ucuz bir bar aradım. Ve buldum. Kapıda bir herif daha vardı. Daha solgun ve üzgün görünüyordu. Kim üç kuruş için saatlerce kapıda beklemek isterdi ki? En azından benim dışımda..

-- damsız alıyor musunuz?
Adam güldü. Sanırım o kadar üzgün değildi. Adamı neşelendirmiştim. İyi biriydim ben. Size önceden söylediğim gibi.
-- gir, gir ne damı
kapıyı açtı benim için, içeri girdim ve etrafıma bakmamaya çalıştım. Bara benzeyen küçük bir yer gördüm. 2 tane barmen ve arkalarında az sayıda içki. 5-6 tabure. Oturdum birine. Müzik yoktu.
-- evet?
-- müzik yok mu?
-- arızalı alet
-- bira ne kadar
-- 3 milyon

kafamı salladım ve topukladım ordan. İnsanlar nasıl para kazanıyor anlayamıyordum. Ve kapıdaki adam hayrola dedi, “ müzik yok, bira pahalı “. Bir şey demedi sanırım o da farkındaydı ne kadar boktan bir yerde çalıştığının.

Ve ter içinde yürüdüm. Pasajdan içeri girdim, alt kata indim ve kitaplara baktım. Yüzde elli indirimli kitaplar. Bukowski, fante, Henry miller … fazla param yoktu. Bu kez ıska geçtim. Merdivenden çıktım ve yürümeye devam ettim. Biri omuz attı, dönmedim. Biri daha attı, dönüp baktım bu kez o bakmadı. Sonunda lisenin oraya çöktüm. Yere oturdum. Bana bakıyorlardı. Hava sıcaktı ve insanlar yürüyordu. Sigaramı yaktım havalı bir şekilde. İçkiye ihtiyacım vardı. 5 sigara içtim. 2 kedi okşadım. Kızın biri elinde kağıtlarla yaklaştı.

-- Merhaba birkaç saniyenizi alabilir miyim
-- alabilirsin
-- ben Greenpeace den geliyorum üye olmak ister miydiniz
bir şeyler daha anlattı. Sıkıcı bir kızdı ama yanıma çökmüş bir şeyler anlatıyordu. Dinliyor gibi yaptım ve saygılı olmaya çalıştım. İşin sonunun para istemeye geleceğini biliyordum. Boşu boşuna konuşuyordu. Üzülüyordum onun için. Kendim için de. Keşke param olsaydı o zaman sevindirmeyi denerdim onu. Ama üzgünüm yavrum ben züğürtüm, asla istiklalin ortasında yere çökmüş bir adamın yanına yaklaşma.

-- …. Aylığı siz belirliyorsunuz, istediğiniz kadar ödeyebilirsiniz.
-- çevre kirliliğini seviyorum ama
-- nasıl yani
-- doğal bir süreç bu. Çevre bir şekilde kirlenecek, yok olacak sonra kanalizasyonlar pislikle dolacak ve bir gün patlayacak. Kendi bokumun içinde yüzüyor olacağım.
-- hımm aidat ödemeyi düşünmüyorsun sanırım
-- hayır ama bana biraz borç verirsen düşünebilirim
-- neyse rahatsız ettim. İyi günler
-- sana da.

Arkasından baktım. Elinde kağıtlarla başka birini arıyordu. Zavallı.. tekrar sigara yaktım. Saat 7 olmuştu. Arkadaşımı gördüm.
-- napıyorsun lan yerde
-- oturuyorum moruk gel sende
-- kalk hadi kalk yeni bir bar keşfettim.
-- kliması olsun moruk.. ter içindeyim..
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 21-06-2006, 16:49
tozasor tozasor isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 21
Standart



VİSKİ UĞRUNA DÜNYA SAVAŞI


Sahilde oturmuş içiyorduk. Hava çok sıcaktı. Üstümde siyah bir tişört, altımda da yırtık bir kot vardı. Saçım çok uzundu ve sıcaktan ensemde boza pişiyordu. Sessizce oturuyorduk. Fazla muhabbet yoktu. İçiyor ve denizin neden bu kadar çirkin göründüğünü anlamaya çalışıyordum. Bira çabuk ısındığı için hızlı içiyorduk. Etrafta birkaç sarhoş, birkaç sevgili vardı. Onlarla göz göze gelmemeye çalışıyordum.
-- moruk, dedi arkadaşım, götümden terler akıyor çok sıcak.
-- hep böyle. Cehennemdeki çöl gibi resmen.
-- kaç bira kaldı?
-- 2 tane, ne kadar paramız var?
-- bende 5 milyon var.
-- bende de 4 falan.
-- 4-5 bira daha alabiliriz ama evde hiçbir bok yok, aç kalabiliriz.
-- 1-2 telefon etmemiz gerek anlaşılan dedim, bizi besleyecek birkaç eleman bulabiliriz.
Genelde böyle geçiyordu işte günler. Günde 1 öğün yemek yiyor kalan zamanı derslerden çıkıp içkiyle geçiriyorduk.
-- şunlara bak dedi, bu sıcakta öpüşmenin anlamı yok.
-- sanırım gösteriş.
-- ben gidip bira alacağım.
Gitti ve beklemeye başladım. Saat öğlen 4 e geliyordu. Sıcak öldürüyordu, sanırım cehennem daha soğuktu, içimdekiler daha soğuktu. Güneş tam tepemde hareketsiz duruyordu. Dünyanın döndüğü falan koca bir yalandı. Bu orospu çocuğu güneş hala aynı yerde duruyor ve batmamakta ısrar ediyordu. Etrafımdaki insanlara baktım. Bir çoğu dertlerini unutmuşa benziyor ve gülüyorlardı. Bense unutacak kadar zeki değildim. O yüzden beynimden çıkmıyordu. Saçlarımı topladım. Sonunda içkiler geldi.
-- sana bir sürprizim var moruk, şunlara bak.
-- hasiktir. Nerden buldun olum bunları.
-- yürüttüm lan.
Elemanın sırt çantasında 2 şişe viski ve abur cubur vardı. Bu gerçek bir hazineydi bizim için. Bisküvileri açıp yemeye başladık. Kaygımız yoktu, biraz daha neşelenmiştik.
-- nasıl yürüttün dedim.
-- ……. Marketi biliyorsun oraya girdim. Müşteri falan azdı allahtan, girdim çantaya attım biraların parasını ödedim o kadar.
-- bu işi biliyorsun.
-- meslek haline getireceğim moruk, başka bişey yapabilecek kadar zeki değilim.
-- hırsızlık yapan her işi yapabilir.
-- en kolayı hırsızlık gibi görünüyor.
-- haklısın. Ortak oluruz belki.
Biraları hızla yuvarlıyor ve gittikçe sarhoş oluyorduk. 1-2 saat daha oturduk ve kalktık. Yürüyemeyecek kadar sarhoştuk. Viskiler hala sırt çantasındaydı.
-- moruk dedim, beynim cehennemde zıplayıp duruyor. Otobüse binsek iyi olur.
-- bende bozukluklar var, binelim.
Ağır aksak sahilden çıktık ve barların önünden geçtik. Sarhoştuk ve nasıl yürüdüğümüzden emin değildik. Ama bir hedefimiz vardı, cehennemin ve dağların arasından geçip eve ulaşmak. Bunu başarabilirdik. Hayatımız boyunca çok şey başardığımız söylenemezdi ama bu başarılması gereken önemli bir durumdu. İçinde defalarca sarhoş olduğumuz bar ve cafelerin önünden geçiyorduk. Birkaç tanıdık insanla selamlaştık. Bize ve sarhoşluğumuza alışmışlardı. Birkaç kız gülümsedi, bizde gülümsedik.
-- durun lan orda.
Çok yüksek bir sesti. Pek umursamadık ve yürüdük.
-- durun lan orda, karı kılıklılar.
Durduk ve arkamıza baktık. 3 kişiydiler, orta yaşın biraz üstündeydiler. Ellerinde sopalar vardı.
-- ne var lan, dedim.
-- orospu çocukları çabuk o viskileri çıkarın çantanızdan.
Sanırım boka basmıştık. Herif bizi bulmuştu. Muhtemelen güvenlik kamerası falan vardı markette. Teknolojiyi ilerletmişti ibneler. Orospu çocuğu bill Gates. Hep onun başının altından çıktı bunlar.
-- ne viskisi, dedi eleman.
Etrafımızı sardılar. Epey kızgın görünüyorlardı. Onların yerinde olsam kızar mıydım diye düşündüm. Ama empatinin zamanı değildi pek.
-- açın lan o çantayı.
-- gidin başımızdan. Yok viski miski.
İnsanlar uzaktan izliyorlardı. Pek sevmezlerdi olayın içine girmeyi. Kendi başlarına da bir şey geleceği korkusuyla yaşıyorlardı. Bütün bu ucuz korkular ve kaçışlarla bir ömür tüketiliyordu.
-- çantayı açın yoksa kafanızda kırarız bu sopayı.
Birbirimize bakmıyorduk ama yapılacak tek şeyin ne olduğunu biliyorduk. Sanırım o an viski daha önemli gözükmüştü gözümüze. Ve bir anda topukladık. Hızla koşuyorduk, sarhoşluğumuzu unutmuştuk. Herifler arkamızdan küfrede küfrede koşuyordu.
-- koş lan çabuk.
-- hay sikim ya.
Nefessiz kalmıştık ama herifler de göbekli tiplerdi ve avantajlıydık. Gençliğimizin verdiği ateşle (!) koşuyorduk. Yakalanıp götümüzde sopa sokulmasını istemiyorduk. Sonunda boş bir inşaata girmeyi başardık. Ortalık sessizleşmişti.
-- birkaç dakika burada bekleyelim, dedim.
Eleman ise yere çöküp gülmeye başladı. Kahkahalarla gülüyordu, bende dayanamadım ve deliler gibi güldük. Otuz dakika kadar bekledik abur cuburları yiyerek.
Sonunda havanın daha da karardığına kanaat getirip otobüs durağına yürümeye başladık. Arkamıza bakıyorduk sık sık. Ama tehlike geçmişti. Sanırım bir süre sahile uğramamak daha iyidi. Tam bu sırada karşımızdan bizim yaşlarımızda birisi geliyordu, şık giyimliydi. Özenle taranmış saçları vardı ve sinekkaydı traş olmuştu. Yanımıza iyice sokuldu geçerken:
-- arkadaşlar ateşiniz var mı?
Ateşi çıkardım ve sigarasını yaktım. Yakarken yüzüne baktık çocuğun. Çok gururlu duruyordu; kendinden ve geleceğinden duyduğu emniyetin gururu.
-- sağolun arkadaşlar.
Geçti ve yürümeye devam etti. 3-4 saniye arkasından baktık.
-- herifin burnundan akan sümüğü gördün mü moruk?
-- gördüm moruk, dedim, nasıl kaçırabilirim..
Otobüs durağına yürümeye devam ettik.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 21-06-2006, 16:50
tozasor tozasor isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 21
Standart



ŞEHRİN EN UCUZ BARI


-- bak dedi, herifin kızıyla bir olayım yok. sikimde değil bir kez takıldık o kadar.
-- ben bilemem olum, herif çok sinirliydi.
-- bir bok olmaz siktir et.

Şehrin en ucuz barına girip, barın önüne oturduğumda barmen ve diğer herif böyle konuşuyorlardı. Şehrin en ucuz barı demek birbirini becermiş insanların orada buluşması demek, biranın iyice suyla doldurulması demek, tuvaletin sidik ve bok kokması demek. Seviyordum bu barı. Daha iyi bir barda olma gücüm yoktu. Param buna yetiyordu, belki de zorunlu bir sevgiydi bu. İstemediğin birini hamile bırakıp onla evlenmek gibi bir şeydi.

-- ee hatun nasıldı?
-- fena değildi ya, bikaç parti takıldık işte.
-- valla adam çok bozulacak buna.
-- siktir eeettttt.. bozulsa kaç yazar, doldur bakalım şunu.

Şehrin en ucuz barı aynı zamanda en boş barıdır. Ancak yaşama dair hiçbir hayali ve beklentisi olmayan adamlar gelirdi oraya. Kızlar gelmezdi pek. Bir kızın ucuz bir barda olması fikri komik geliyordu bana.
Çünkü şehrin en ucuz barı demek bütün yalnızların, bütün yorgun gözlerin toplandığı yerlerdir.

Epey içiyordum. 2 milyona su, 2 milyona bira kılığına girmiş bir sıvı. 1 saat olmuştu oturalı. 4-5 tane içmiştim. Adamlar hala konuşuyordu. Adam kızı nasıl becerdiğini anlatmaya başlamıştı. Muhtemelen barmen de çükünü sıvazlıyordu tezgahın altından. Sanırım şehrin en ucuz barında normaldi bunlar. Fonda bilmediğim ve bilmek istemediğim bir şarkı.. yeniliklere açık değildim. Katlanamıyordum duymadığım şarkılara.

-- moruk, dedim black var mı pearl jam den.
-- çalarım şimdi
-- eyvallah

-- moruk, one last goodbye var mı?
-- kimin o
-- anathema
-- anathema yok, placebo koyayım mı
-- fark etmez

bu şekilde 2 saat daha geçti. Epey içmiştim ve sadece yol param kalmıştı. Kızı düzen herif çoktan gitmişti. Sadece ben ve barmen vardı mekanda. Lanetlenmişti burası. Kimse gelmiyordu. Barmen son 10 dakikadır içmediğimi fark etmişti.

-- al dedi, benden
-- eyvallah, halden anlıyorsun.

Akşamın 11 i olmuştu. Dışarıda neler döndüğünün pek farkında değildim. Muhtemelen birileri ölüyor, tecavüze uğruyor, dövüşüyor ve düzüşüyordu. Sonunda barın demir kapısı yavaşça açıldı. Barmenle kafamızı çevirdik. İçeriye bir kız girdi. Epey şaşırtıcıydı bu. Daha çok barmen için. Uzun simsiyah saçları vardı ve yüzünü kapatıyordu saçları. Uzun bir palto giymişti, pantolonu vardı altında. Diğer boş yerleri bırakıp bara oturdu.

-- bira
-- tabi

birayı aldı, bir dikişte içti.

-- bir tane daha
-- evet

aldı ve içmeye devam etti. Sessizdik hepimiz. Önüme bakıp biramın tükenmesini bekliyordum. Kız birayı yarılamıştı. Saçları yüzünü kapatmıştı, sadece bardağı kaldırmak için hareket ediyordu.

-- 4 milyon dedi barmen
-- efendim?
-- bira 2 milyondur, 2 tane içtin.
-- tadı berbat
-- ödemek zorundasın, paran mı yok.
-- yok

sesi yumuşaktı. Fonda bilmediğim yavaş bir şarkı daha çalıyordu. Sonra hatun ayağa kalktı doğruldu ve kendi kendine dans etmeye başladı. Şarkıya ayak uydurduğunu hissediyordum. Barmen tuhaf tuhaf kıza baktı, bende 1-2 kez baktım ve biramı içmeye devam ettim. Tekrar baktım, kendinden geçmişti. Paltosunu çıkardı sonra. Çıkarmasıyla barmenin “hasiktir” demesi bir oldu. İnanılmazdı. Hatunun 4 tane kolu vardı. 2 tanesi olması gerektiği yerde 2 tanesi de biraz daha aşağıda. Onları sallıyor ve dansediyordu.

-- hasiktir bu ne
-- bilmiyorum, buradan sıvışmamız gerek sanırım.

Barmen kusmaya başladı. Kızın bana baktığını hissedebiliyordum. Korkuyordum ama beni öldürmeyeceğini düşünüyordum. Sonra kız yaklaştı, barmen tezgahın altından uzun ve kalın bir sopa çıkardı. Kız kollarından biriyle sopayı kaptı ve barmenin kafasına geçirdi.

-- hasiktir, napıyorsun sen
-- sus, dedi
-- gidiyorum ben lanet olsun bu da ne

doğrulmama fırsat vermeden kollarının biriyle belimi sardı, diğeriyle saçlarımı tuttu.

-- korkuyor musun
-- evet bundan kim korkmaz, adamı öldürdün rahat bırak gideyim.

Yüzümü çevirdi. Bana baktı, gözlerini göremiyordum, dahası gözleri var mıydı ondan bile emin değildim. Üstteki kollarıyla yüzümü okşamaya başladı, alttaki kolları belimi sarmıştı. Sanırım bir hamlede kafamı koparabilirdi.

-- bu şekilde ölmek istemem
-- ne şekilde ölmek istersin
-- kaza kurşunuyla.
-- çok salaksın
-- senin de 4 tane kolun var
-- kollarımla bir derdin mi var
-- hayır hayır, hoş görünüyorlar nasıl oldu sormasam daha iyi
-- sorma

sonra beni bıraktı ve barın arkasına geçti. Kaçıp kaçmamakta kararsızdım. Uzun boylu değildi ama kolları çok güçlüydü. Bardağı aldı ve doldurdu, barmeni kaldırdı kafası kanıyordu. Kafasını suya soktu, barmen öksürmeye ve acı içinde inlemeye başladı. Hatun içkiyi dikti. Yenisini doldurdu, biraz içti, kasayı açtı. kasanın hali pek iyi değildi. Cılız kağıt parçalarını çekti, cebine attı, paltosunu giydi ve yavaşça kapıya doğru yürüdü, durup tekrar bara döndü ve gülmeye başladı. kapıyı açtı ve çıktı. Barmene baktım kendine geliyordu. Hızla bar kapısına gittim, kapıyı açıp kafamı uzattım. Hatun yoktu. Sağa ve sola baktım. Gitmişti. Belki de hiç gelmemişti. Bilmiyorum.

Bardan çıktım, basamaktan indim ve ayak bileğime dek çamura girdim..
çamura ve talihime okkalı bir küfür sallayıp yürümeye başladım..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 16:27


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum