Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ANLIK YAZIM PAYLAŞIM > Aforizmalar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02-12-2005, 12:37
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart






Bu bölüm, aforizmalarınızı paylaşmanız içindir. Buradan devam edebileceğiniz gibi, kendi aforizmalarınız için ayrı bir başlık da açabilirsiniz.


Kolay gelsin...





Edited by: emre
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 02-12-2005, 12:56
bahçevan
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">BAHÇEVAN* / [/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal">SÜRGÜN VE İNZİVA<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">İNZİVA[/B]</PRE>
<I style="mso-bidi-font-style: normal">“gûyâ ki, o dargın geceler rûhu boğardı”[/I]
ahmet haşim

-0.
“…ki onlar şehirlerde azgınlaşmışlardı!..” <I style="mso-bidi-font-style: normal">(fecr/11)[/I]
o gün! kaari’a!.. uçurumun kıyıcığında o sözü hatırla ama!...
-I.
inzivâda yerçekimi yokmuş der, uzak yolcular.
hiç sevmemek, sevmekten iyi olsa da.
-II.
gidiyorum. gitmenin, gitmemek olduğunu bile bile.
-rûhun mahreci heves. heveste uçarı bin bir ten.
tende saklanan canı, sonra terki terk etmenin sarhoşuyuz.
-III.
biliyorum; bildiğimiz başka yaşamlar hep hüzün, hep talan.
burası insan sûretiyle çoğalan dünya;
şey’lerin masumiyeti kalmamış demek.
-IV.
ayna yoksa, aşk da yoktur. aynaya bakmayan, nasıl aşık olur?
-V.
kendimize inmek, mağaramızı varsıl kılmaz mı?
âh o yolculuk, o bozgun, o vahim paradoks!
-VI.
o tenhada hata yapmayı ne kadar özlediğini yeniden keşfedersin.
oradaki masum metaforlar ve paradokslar ne güzeldir.
yine de kendi içinde yolcusun. kendine yolcusun:
“yaşasın inziva!... yaşasın hatalarım!..” diye haykır, haykırabildiğin kadar.
-VII.
ne güzel olurdu tanıklığımıza gelmese kimse.. yıldızlardan, rüzgârdan başka.
-VIII.
ne aynasız, ne de nesneler/siz. yani hep solan cehennem!
kendiyle ne güzel barışır insan. ama kendisi orada yoksa.
-IX.
bir akşam kızıllığında gölde kamış olmak, kayada kabuğuna kapanmış midye, karlı dağları öpüp içlenen ak pürçekli bulut, ipi kopup boşluğa akan uçurtma, aşkı yok sayan âşık, suya kavuşamayan kül, yalnız kendi güzelliğini görmek için açan gül, kumuyla barışamayan çöl,
ısız bir vadide yosun bağlayan hece taşı, hattın güneşe rengini vermiş harekesi…
yani tek’lik, yani bizi orada bekleyen başka dünya, yani biz’sizlik!..
-X.
inzivâ; kendimize ve nesnelere reddiyemizdir.
münzevi’nin biricik olan, kendinden başka dünya hurdalığına oluşturduğu aforizma.
sen çok yaşa talan!
-XI.
her sabah harâmi gibi karşımıza dikilen reklâm panolarının dayatmalarına aldırmadan…
üzerimize devrilecekmiş gibi dikilen beton ormanında kaybolmadan…
klâksonların, otomobillerin ve çöpten dünyanın altında kalma korkusunu yaşamadan…
çekilmek kendi içimize.
-XII.
nesnelerin bu kadar çabuk eskitildiğine istemeden tanık olmuştum.
nereye kadar sürecek her şeyi tüketme çılgınlığı?
hiç dokunulmamış doğanın ruhunu çaldık ve bu kıyımla öğündük!..
oysa o tenha vâdi, bizden önce ne kadar mutluydu.
-XIII.
yaşlı bir brahman bana: “komşunun tanrısını kendi tanrından çok sev!” demişti.
dedim ki ona;-(komşum neden yok düşündün mü hiç?..
-XIV.
özdeki hiçlik, varlıktaki sûret, suyun aynasında ne güzeldir.
dünya, kocaman aynalar cehennemine dönüşüyor sen gidince
kırıla kırıla bitmemiş demek buzlar.
-XV.
kendi iraden olmasın varsın. süflî ve hevesî nimetleri terk edip mutlak iradeyle ne çok mutlu olunur yalnızlık hırkası içinde. -aşk olsun, yalnızlık hırkası içinde kaybolan âşığa.
-XVI.
tenha bir beldede yıldızlarda bulmak teselliyi. sonra ışık selinde kaybolmak sessizce!
-XVII.
tembelleşebilir, yasak meyveyi yiyebilirsin.
ne dünya nimetleri, ne de cennetten kovulma endişesi yok orada…
-XVIII.
aynasını kırdı münzevî kendine akran olmak için.
sonra da kırık parçaları itina ile yapıştırdı aşk zamkı ile.
-XIX.
<I style="mso-bidi-font-style: normal">hüzün çiçekleri[/I] bahçesinde biricik bahçevan olsan ne çare. dereceğin gül kokusuz olduktan sonra…
-XX.
sen giderken, yanıma; yüzü olmayan, bakınca arkasını görebileceğim aynamı alacağım!..
-XXI.
geceyle doyan, kuşlukta acıkan nefsim, müsterih ol. bu tenhada, patikanın kıyıcığında,
müzmin hastalıklar işlemez bizim buğudan zırhımıza.
-XXII.
hiçbir yer olmuş her yer! nereye gittim? ey zavallı nefis, bu uzlet seni sana unutturabildi mi?
elindeki olmayanı da kaybettin işte. kurda kuşa sebil olsan ne çıkar?
-XXIII.
dilim dönmez, hislerim bilmez. aşk, aşkın odacığında nasıl da muzdarip! nasıl da kayıp!
âh mutlu ayça gittin işte! ey fakîr. şimdi bu tenhada nedir muradın?
ayna sitem kâr:-(onların meyhanesinde sarhoş oldun. döndün dolaştın durdun.
evrene sığmazdın. gel gör ki, küçük kalp odacığında mahsur kaldın.

-XXIV.
ıssız bir mağara önünde nietzsche’yle karşılaştım.kaybolmak istediğimi söyledim ona.
taştan hafif, tüyden ağırdı sözleri:
“arayan, kendisini kolaylıkla kaybeder,” dedi. “her yalnızlık suçtur. sürü böyle der!”
dedim ki ona: hâlâ yaşamaya direnmek delilikse, delilikse yolculuk!
kendi içimizde yolcu olalım. hadi suç işleyelim! destursuz kaybolalım.

-XXV.
kim kime şem? kim kime pervane? yıldızlara koşuyoruz kelebekler gibi.
bir yıldız sönmeye görsün; düşüp ölüyor hüzün yolcuları!

-XXVI.
“dilin fırtınası dindi/ve bundan böyle/şiir artık ne mümkün” der misin hilmi?
dilin sonsuz gurbetindesin işte. ey münzevî, ey acının yalvacı;
salkım saçak bulutlar geçerken başını eğ ki; dünya dokunmasın sana.
eğ ki; dikenli telle parsellenen çitlere sürtünüp yaralanan bulutların kanı akmasın üstüne.
işte o mücrîmin gözyaşlarına tanık olacaksın birazdan.
hece taşına; belleğinden damıttığın mavi mürekkeple: <I style="mso-bidi-font-style: normal">muhtevası masumdur[/I] şerhî düşülmüş!..
ne tuhaf, bu oksijen komasından bizi kentlerdeki ışık mezarlığına götürmeye ateş böcekleri gelecek birazdan.
gelsin mi?

-XXVII.
dedi ve öldü şair;-(bari külümüz dağlarda kalsın!..

-XXVIII.
…..haz, kuruntu, elem, gurur, mülk, beden, acı, hüzün, hâfıza, aynalar, …….!
doymak bilmeyen hayvanlarımız saymakla bitmiyor. çobanlık ne zormuş insan çiftliğinde.

-XXIX.
paslı menteşelere inat kopacak fırtına. gölgemizin üstüne yürütecek bizi güneş.
ayak izlerimizi örtecek kar. ölümün fısıltısı sağır edecek kulaklarımızı. acı acı uluyacak dolunay!..
sen ey kuru bir ağaca dönüşen münzevî! aç nefsin çobanı olmak korkutmasın seni.
evrenin yalnızlığı şaşırtmasın sakın.
korkularımızla korkmadan, yüzleşme zamanını yarın gibi sakla koynunda.

-XXX.
gülümsüyordu ölüm uykusunda. mutluydu münzevî.
ey gözünde yaş kurutmayan nevhâger, ey sesini bülbülden ödünç alan mugannî.
safranlar sürünüp kendiniz için ağlamayın. çünkü kendileri için korkaklar ağlar.
-XXXI.
dünya nimetlerini hakir görmeyen tecimen, ne kadar varsıl ise o kadar sefildir.
hayâlperestler ise bahtiyar olurmuş.münzevîler hem varsıldır, hem de bahtiyar.
-XXXII.
ışıklar sönünce ölür ruhu şehirlerin. hüzün kalbin cilâsı, gülmek yüzün riyâsıdır.
ne kaos, ne de haz. kendini gizleme aşık, kendinde gizlen.
-XXXIII.
“bilmemek bilmekten iyidir” der, çelebi.
derim ki: -(görmek, bilmemekten iyidir
çünkü; <I style="mso-bidi-font-style: normal">görmek[/I], rüyâdan uyanmakla, dünya çöplüğünü terkle başlar.

-XXXIV.
o, küskün bir yolcu idi.
duydum ki; o şimdi bodrum’un dar sularında, istiridye kabuğuna gizlenmiş.
iki karısı, iki oğlundan <I style="mso-bidi-font-style: normal">eser [/I]yok!

-XXXV.
cebeli nûr!.. ruhunu deme çeken münzeviye; kalbi, yurt. taşlar, gölgelik oldu.
bu boyun eğiş onun varsıllığı, örtüsüne bürünen nûr’un ışık sağanağıdır.
o büyük <I style="mso-bidi-font-style: normal">sürgün[/I] inzivaydı, başladı!..

-XXXVI.
âh, bu gemi, birazdan zarını acıtacak suyun. büyüsünü bozacak karanlığın.
efendim bir bahar sabahı giderken ne çok çocuk ağlıyordu kalp bahçesinde
bahçeler tarûmar olmuştu çocukların kalbinde.

-XXXVII.
kendinden kaçanlar kendine koşar çoğu zaman.
dönüş bu: güneş, kocaman dağa, sık sık mola veren derviş gibi yavaşça iniyordu.

-XXXVIII.
yağmurdan sonra, ıssız vadilerin çamurunu taşıyan dereler denizi bulandırdı.
sular ne kadar masumdur yağmurdan önce.
-39.
ölüm bir inzivâdır. her ne kadar bize benzese de gülüşü.
yaşamak bir sürgündür, her ne kadar bize benzese de gülüşü.
-40.
gölgeler aynadır inzivâya. yalnızlığından kaçar durur.
gölgesi, secdedir ağacın. aynı zamanda, aynı yerde buluşur.
-41.
yaşadığıma dair bir işaret kalmadı eski bahar dallarında.
bizi hayat burcunda bekleten istasyona ne kaldı?
tebessüme düşen uçurum kadar derinmiş kendini zehirleyen gece!
-42.
sıcak çöl kumudur münzevînin avucundan akan zaman.
-42.
şehir kırpılmış her yerinden. ahengi yok kelimelerin. düşler birdenbire başkalaşıyor, başkaldırıyor!
gördüklerimiz, gereksiz ayrıntılar, görmek istediklerimiz düş gücü çöplüğünde.
-43.
inziva, yaşamaya değer hayatın espasıdır. espası seviyorum. anlatmıyor. hissediyorum.
-44.
ruhu boşaltılmış şehirlerin. aklın tasavvuru kalmamış. çınarlar, devrilme korkusuyla suspus olmuş.
kuşlar, avâre ve elgin, lâlezâr kayıp.
-45.
gereksiz gıda bedene, gereksiz bilgi ruha zarar verir.
suretler ilkini nezih, ikincisini sahih görme telâşında iken neden kıvranıp dururuz ayna boşluğunda?

-46.
vaV’ın kabrine indirin beni
onda: “cemî-i hurûfatın” kuvveti meskûn imiş.
-47.
vücut bir kitap, gayb, bu kitabın hurûfatı ise; mutlaka bir çukurda son bulacaksa yolculuğumuz!
mürettibin mürekkebi dağılmasın. âh, o çukur! tersine kazılan gök kubbemiz olsun.
-48.
kalbim! o belde mülkünün başkentidir. orası bir lahit, bir tapınak değil; hüzün sarayı olmuş.
orda başlar inziva. tenhalara çekilir ordan.
-49.
âh, bu kazı!.. zorlu tahkik. görünmez gölgeler, ışık olmayınca
eti-kemiği huzurda bırakmak mıdır yolculuk?
-50.
kendin için ağlarsan, nefsin hoş olur. nebî’n için ağla, rabbin hoş olsun.
-51.
onun perdesi gece açılır. gecenin sözü yalın, mânâsı derindir. dolunay uzakta olsa da esrârı yakın, cilvesi buğudan perde olmuş. perdeyi kalbin sadakası aralar ancak.

-52.
sevgilinin oku yüreğimi kanatsın bırak. akacak kan kalmayınca çekip alırsın oku.
oku! yazı kalır. eritir yüreğindeki tortuyu… taşıyabilsen gurbetine sılayı. birde(ne)sen oku!
-53.
yoksul soframdan tok kalkıyordum bir zamanlar. varsıllığı ganimet sandım, mülkün sofrasında aç kaldım.
ne açlık, ne de tokluk. yanılsama imiş dünya. zavallı nefsim, bu tenhada hiç’likle ıslâh olsun bırak da.
-54.
ölüm muştucusu köprücük kemiğine konunca, <I style="mso-bidi-font-style: normal">-ölüm korktuğumuz kadar zor değilmiş! nedir bunca telâş?[/I]
demek istemiyorum.
inziva: ölmeden önce ölmek, öldükten sonra yaşamak olduktan sonra.

-55.
gün boyu sûret ayna ile boğuşur. gecenin karanlığı inzivâdır aynaya;
herkes uykuya çekilince, gündüzün hayâliyle konuşur.
-56.
içimde kaç sıla, kaç gurbet büyüttüm. kaç yalnızlık komasında can çekişiyor hatıralar.
iz sürerim hüzün panayırına. hatırlanan ve unutulan ayrıntılar şimdi hoş sâdâ olmuş,
yalnızlık akşamında.
-57.
sen aynadan başka mısın, nefsini hor görürsün? edebi de, vefâsı da sensin aynanın.
ayna, o yorgun inziva yurdu. hüzün doluydu: -ben kırılınca, sen çoğalırsın!..
güldüm sitemine, teselli ettim: -âhenksiz çoğalmak, gönlü kırık yaşamaktan daha mı iyi?
-58.
mülkü, tahtı terk eden sultan, dağda oturan yalnız dervişe konuk oldu.
günler geçer, bir işaret göremeyen sultan sabırsızlanır.
suretten, mânâya giden yolu kapanmıştır sultanın. çelimsiz bir daldır. bilmez! sorar dervişe:
-nedir bu postun hikmeti? söylemediniz!.. kusurumuz mu oldu?
derviş, manidâr konuştu:
-zilleti görmeden, himmeti anlamadan, nasıl istersin hikmeti?
hikmet sırmalı kaftan değil ki, giyince otursun üstünüze.
kalbiniz saray mülkünüzle o kadar dolu ki, hikmete boş yer kalmadı!..
-59.
medd ü cezr, suyun aya alın koyduğu secdesi,
bin bir köpükten duâya kalkan (<I style="mso-bidi-font-style: normal">okyanusun[/I]) köpükten elleridir.
o uzun inzivadan uyandırıp, nasıl da aşka getiriyor sönmüş aynayı?

SÜRGÜN

<I style="mso-bidi-font-style: normal">bir çan sesi ervâha döker nevm-i leyâli”[/I]
ahmet haşim
-1.
bir türbülans olan sürgün,
yukarıdaki kırık fotoğrafların arabîsidir vesselâm!..


DİPNOTLAR: 38.aforizmadan sonra romen rakamıyla üşendim yazamay, latinceye çevirdim.
bu yazı Ada Dergisi 2.sayısında yayınlanmışytır (2004)
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 02-12-2005, 13:36
evin okçuoğlu
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

3-4-5-8-9-13-14-25-32-53-55-benim favorilerim oldular bahçevan...
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 02-12-2005, 14:42
Perihan Baykal
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



"âh o yolculuk, o bozgun, o vahim paradoks!"


Aforizmalar'ınızı tek seferde okuyup yetinmek ne mümkün Bahçevan? Elimde sözlükle birkaç kez daha ziyaret edeceğim bu sayfayı belli ki...[img]smileys/smiley23.gif[/img]
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 22-12-2005, 01:15
evin okçuoğlu
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



hiç aforizma yazmadım zor sanırım...


mesela, şey desem....


elmayı ısırınca eğer
toprak,
elma çiçeği kokusu
ve kılcal kökeyürüyen su tadı almıyorsan,
elmayı bilmem ama
sen olmamışsın demektir....


kim karar verecek şimdi aforizmacı aranıyoooEdited by: evin
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 22-12-2005, 08:02
kaptan kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2005
Mesajlar: 10
Standart



..


protest, kontrast yapınla aforizmalarını bekliyoruz evin...
__________________
gemiciler kalkalım/ şu yelkeni takalım
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 22-12-2005, 10:11
evin okçuoğlu
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



bindiğin bütün dallar kırılıyorsa ya ağaçlar fay hattında, yapı çürük ya da bir olasılık daha var: sen ağırsın.


Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 29-12-2005, 03:40
evin okçuoğlu
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

bütün kuralları ben koydum... kurallara uyarak
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 29-12-2005, 11:29
evin okçuoğlu
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



yaşasın yabancılaşma[img]smileys/smiley18.gif[/img]


kendine uzak dur, "sen" bulaşmasın.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 29-12-2005, 13:22
erol taş erol taş isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 5
Standart

"SEN"İ "BEN" GÖRE GÖRE,İNSAN YÜZÜNE ÇIKACAK"BEN" KALMAMIŞ DAR-I DÜNYADA
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 00:18


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum