Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİR > Şiirle İlgili Genel Yazılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 16-02-2007, 17:22
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Cahit Külebi: Eksik kalmışın sesi<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />
YÜCEL KAYIRAN

Külebi'nin şiiri, kırla ilişkisi kalmamış ama oradaki yoksulluğu unutamamıştır. Geride bıraktığı yer ile hesaplaşan bir öznenin şiiridir.

Cahit Külebi, yaşadığımız varlık sıkıntısını dile getiren şiirin ilk yalın temsilcisidir. Türk şiirine 'kamyon' ve 'kavun' kelimeleri onunla girmiştir. Külebi, yaygın olarak Hikaye şiirine indirgenerek okunmuştur; son yıllarda ise İstanbul şiirinin öne çıktığı görülmektedir; hakkında karar vermek söz konusu olduğunda vazgeçilmeyen şiiri 'Tokat'a Doğru' olmuş olsa da.

Cahit Külebi'yle ilgili yazılar, yaygın olarak şairin ilk kitaplarına odaklanır. <I style="mso-bidi-font-style: normal">Adamın Biri[/I] (1946), <I style="mso-bidi-font-style: normal">Rüzgar[/I] (1949) ve <I style="mso-bidi-font-style: normal">Yeşeren Otlar[/I] (1954). Bunun önemli nedenlerinden biri, Külebi'nin ikinci Yeni şiiri döneminde, ikinci Yeni'nin şair ve eleştirmenleri tarafından önemsenip konu edinilmiş olmasıdır. Bugün bile, Külebi'ye ilişkin başlıca ileri sürüm ile ortaya konan bilgiler Turgut Uyar, Cemal Süreya ve Muzaffer İlhan Erdost'a aittir. Bu bakımdan da şanslı bir şairdir aslında Külebi. Üzerimizde anılması gereken önemli bir test yükü vardır. Bununla birlikte, şairin, özellikle bu dönemden sonra yayımlanan Süt (1965), Türk Mavisi (1975), Yangın (1980) ve Güz Türküleri (1991) gibi son dönem yapıdan eleştiri için konu nesnesi edilmiş değildir. Buna rağmen Külebi, Ahmet Oktay'ın söylediği gibi, 1940 Edebiyat Hareketi içinde etkin bir rol oynamamasına, hiçbir gruba ve eğilirne katılmamasına rağmen şiirini kabul ettirmiş bir şairdir.

Aşıklık ile şairlik

Turgut Uyar, Cahit Külebi'nin şiirini bir 'vakıa' olarak değerlendirir ve bunun da açıklanamaz olduğunu dile getirir. Dönemim şiir anlayışına göre, Külebi'nin şiiri tanımlanabilir değildir. Külebi'nin şiiri, bize göre, halk edebiyatının bir sürprizidir. Halk edebiyatı içinde de türkünün modern şiirdeki bir olanağıdır. Bunu söylemeye Cemal Süreya'nın dili varmamıştır. Sadece, "türkülerden hareket etmediği halde çağdaş bir Karacaoğlan kimliğindedir" demekle yetinmiştir. Modern şiir için, Halk edebiyatının değil, ancak Divan edebiyatının kaynak olabileceğini dile getiren tartışmalar ile Halk edebiyatının modern şiire düşman olduğu yolundaki anlayış hesaba katıldığında, Külebi'nin neden açıklanamaz ve dolayısıyla bize göre bir sürpriz olduğu sanırım daha net olarak görülür. Külebi'nin, herhangi bir poetik eğilime katılmadan, hiçbir tartışmaya girmeden Türk şiiri içinde kendine özgü bir yer edinmesinin asıl nedeni de burada gizlidir.

Cahit Külebi'yle ilgili olarak dile getirilen yaygın kanı1ardan biri, onun büyük kente göç etmiş köylünün şairi olduğu yönündedir. Denilegelmiştir ki: Külebi, kırın, köyün, köylünün, Anadolu halkının, kasabanın, iç göçün şairidir. Külebi, ne iç göçün şairidir aslında ne de köylünün veya kırın şairi. Külebi'nin bu yönde değerlendirilmesinin nedeni, belli bir yaklaşım tarzından kaynaklanmaktadır. Sosyolojik olanı değerlendirme verisi kabul eden bir bakış tarzıdır bu. Türk edebiyatı ortamında oldukça yaygın olan bu bakış tarzını, (şiire) sosyolojik bakış diye adlandırmak olanaklı. Daha çok sosyoloji öğrenimi görmemiş kişilerde ortaya çıkan bu bakış tarzı, konu edinilen şairin şiiri ile toplumun geçirdiği döneınler arasında bir neden-sonuç bağıntısı kurma . eğilimindedir. Bazı şairleri, gelenekle modern veya köyle kent arasında sıkışmış olduğunu dile getiren yargı, bu bakış tarzının günümüzdeki en yaygın örneğidir. Birçok şair gibi, Cahit Külebi de, bu bakış tarzından hayli payını almıştır.

Külebi'nin, Türk şiiri içinde bir benzerinden söz edilemez ama Türk Edebiyatında bir akrabasının olduğu ileri sürülebilir. Bu isim, kuşkusuz Sabahattin Ali'dir. Külebi'nin şiirindeki tinsel evren, Sabahattin Ali'nin hikaye ve romanlarındaki tinsel evrenle bakışımlılık oluşturur. Örneğin, Külebi'nin şiirindeki kamyon imgesiyle Sabahattin Ali'nin şiirindeki kamyon
imgesi aynı türden yaşantıya işaret eder .

Cahit Külebi şiirinin temel problemi, kent karşısında kır veya köyün yaşantısını dile getirmez. Kıra ilişkin imgesel öğeler olduğu gibi kente ilişkin öğeler de mevcuttur onun şiirinde. Ama, ne kent ne de köydeki yaşantı, Külebi'nin varlık problemini oluşturur. Kaldı ki, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Adamın Biri’[/I]ni oluşturan şiirlerin yazıldığı yılların (19361946) Türkiye'sinde, ne bir köy-kent karşıtlığından, ne de bir kentsel gelişimden de söz edilebilir. Ankara, Türk şiirine Külebi'yle girer. Külebi, bir Ankara şairidir. Külebi'nin şiiri, kırla ilişkisi kalmamış ama aradaki yoksulluğu unutamamış, geldiği yerdeki gelişmeye rağmen geride bıraktığı yerin geri kalmış olması karşısında içerleyen, yer yer iç hesaplaşmaya sürüklenen bir öznenin şiiridir. Dolayısıyla, Külebi'nin şiirindeki temel problem, bir dönüşüm dönemini dile getirir. 'Guillaume Apollinaire'e' adlı şiirinin henüz ikinci dizesinde şöyle söyler: "Geçmiş günler hep gelecekle savaşır mı?" Külebi'nin öznesi aradadır ama bu ara, köyle kent arası değildir, sürekli dolaş ma ve bir yerde duramama halindedir. Biten bir dünya ile gelmekte olan bir dünya arasındadır, Külebi. 'Tokat'a Doğru' adlı şiirinin finalinde şöyle söyler:
"Orada, derenin içinde/ İki üç çırılçıplak/ alçacık damı düşündükçel Gözlerim yaşanyor, dön geri bak." Mehmet Kaplan'nın söylediği gibi; Külebi'nin şiirlerinin çoğunda durmadan dolaşan tedirgin bir insan hali vardır. Anadolu halk şairlerinde görülen bir durumdı:r bu. Bu bir aşıklık durumudur. Aşık, sürekli arama halinde olduğu için, dolaşma durumundadır. Külebi'de aşıklık ile şairlik aynı türdendir.

Külebi'nin şiirlerinde, temel hasleti aşk olan bir kişi konuşur. Bununla birlikte, Külebi'nin şiirinin aşk yaşantısını dile getiren bir şiir olduğunu ileri sürmek oldukça zordur. Onun şiiri, aslında aşksızlık tecrübesinin şiiridir. Sürekli tekrar eden bir tecrübedir bu. "İstanbul'dan bir yar sevdim/ Adamı günaha sokar" dese de. Çok ilginçtir, bu dizeler, bir aşk şiirinde değil, çok ilgisiz bir yerde, -<I style="mso-bidi-font-style: normal">Atatürk Kurtuluş Savaşında[/I] adlı yapıtında yer alır. Külebi'nin şiirlerinde, sürekli aşkı arayan ama aşkı bulamamış, bu arada başkalannın aşkına da yer yer gıpta eden bir benliği dile getiren bir adam konuşur. İçli bir tım söz konusunda bu şiirde .. Kaybetmiş ve kaybetmekte olanın, telafi edilemez olanın, nedenli hüznün şiiridir bu. 'Hikaye'si olan bir şiirdir, kuşkusuz. Kaybedilen, kuşkusuz olanaklardır. Aşkı yaşama olanağının yitirilmesi telafi edilemez türdendir, bu şiirin öznesine göre. Külebi, isteyen, arzulayan ama bunu gerçekleştiremeyen, ama arzu edilenin elde edildiğini de görmüş olanın şairidir.

Karacaoğlan benzetmesi

Bu hal, yaygın olarak türküde gördüğümüz bir haldir. Türkünün öznesi, ne genç özne ne de arzulayan öznedir. Türküde dile gelen özne gönüldür. Sözlü edebiyatın temel terimlerinden biri olan gönül, bugün henüz kavramlaştırılmış bir sözcük değil. Bununla birlikte, Cahit Külebi'nin şiirini gözden kaçırmadan gönül sözcüğünün anlam alanını, belirlemek olanaklı. Gönül sözcüğü, kadınlardan çok erkeklere özgü bir durumu dile getirmek için kullanılmaktadır. Gönül, güzele bağlanma, güzelden vazgeçememe, aşık olma, arzulama, isteme anlamına gelmektedir. Gönül, gençlik, yetişkinlik gibi dönemsel bir durumu dile getiren bir sözcük değil. Buna göre, gönül, tek güzelle yetinememe, daima yeni ve farklı güze durumunu da içermektedir. Bu nedenle, ona sık sık Karacaoğlan benzetmesi yapılmıştır. Aşık edebiyatında gönlün şairi Karacaoğlan ise, modem Türk şiirindeki şairi de Cahit Külebi'dir. Külebi'nin sesi, genç öznenin şiiri değil, gönlün şiiridir. Cahit Külebi, gönlü kocamamış bir şai!di.

Radikal / Kitap / Sayı 309
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 14-03-2007, 16:31
Vela Vela isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 184
Standart



İstanbul / Cahit Külebi

Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar'da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.

Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi
Unutmak, unutmak, unutmak.

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Yine kamyonlar kavun taşır

Fakat içimde şarkı bitti
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 14-03-2007, 16:33
Vela Vela isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 184
Standart

Tokat'a Doğru / Cahit Külebi

Çamlıbel'den Tokad'a doğru
Tozlu yolların aktığı ırmak!
Ben seni çoktan unuttum;
Sen de unuttun mu, dön geri bak.

Atların kuyruğu düğümlü,
Bir yandan yağmur yağar, ıslak;
Bir yandan hamutlar şak şak eder,
Bir yandan tekerler döner, dön geri bak.

Orda, derenin içinde
İki üç akçakavak,
Tekerler döner, başım döner,
Kavaklar yeşeriyor dön geri bak.

Orda, derenin içinde
İki üç çırılçıplak
Alçacık damı düşündükçe
Gözlerim yaşarıyor, dön geri bak.

Irmaklar gibi uzaklaşır
Bir türkü kadar uzak
Tekerler iki çizgi bırakır,
Hamutlar şak şak eder, dön geri bak.</PRE>
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 21:15


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum