Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ÖYKÜ > Öyküyle İlgili Genel Yazılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 23-02-2017, 11:01
dem dem isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jan 2003
Mesajlar: 1.570
Standart Pürselim’in öykülerindeki bereket



Pürselim’in öykülerindeki bereket




Mehmet Fırat Pürselim’in Alakarga Yayınları’ndan çıkan Akılsız Sokrates adlı öykü kitabı hem konuları hem de anlatımındaki farklılığıyla dikkat çekiyor. Öyküler günlük hayatın ayrıntılarını yakalıyor. Bunu yaparken de evrenin bilirkişisi oluyor. Önce onları uzun zaman süzgecinden geçiriyor. Sonra geriye etkin bir dil bırakarak yalınlaştırıyor cümleleri. Metinlerinde daha çok kahramanların ruhsal durumlarını yansıtan Pürselim, zengin dil kullanımıyla tecrübesini de ortaya koyuyor. Her bir öyküye sabırla sözcüklerini işliyor.

Boğa Güreşi, Picasso’nun aynı adlı tablosundan esinlenerek kaleme aldığı minimal bir öykü. Yazar birkaç cümleyle tablonun kendisinde bıraktığı etkiyi öylesine çarpıcı anlatıyor ki, okuru tekrar tekrar tabloyu seyretmeye sürüklüyor.

“Kan bir Çingene dansözünün eteği gibi dalgalanıyorken, ölmek değil de o dansözün işveli ellerini sırtımda, boynumda ya da kollarımda bir daha hissedemeyecek olmanın hüznüyle gözüm açık giderim. Bir at, bir boğa ve bir matador olarak gözüm açık giderim.”

Pürselim, Akılsız Sokrates öyküsünde tinsel dinginliğe ulaşamamış bir genci ironik bir şekilde anlatırken manayı kelimelerden ayırıyor. Kelimelerin yarattığı psikoloji, okuru düşündürerek kafalarda soruşturma başlatıyor. Özgün bir üslup yakalıyor böylece.

“Galiba, karım beni terk etti… Kadınların bende ne bulduğunu hiçbir zaman anlamadım. Karımın bunca zaman nasıl olup da bana katlandığını, benden daha zeki üniversiteli sevgililerimin cahilliğimi niçin yüzüme vurmadıklarını, İzmir’i peşinde koşturan pavyon dilberlerinin neden bana yataklarını açtıklarını anlamadım. Yaşı geçkin zengin âşığımın bir güzel sözüme dünyayı ayaklarımın altına sermesineyse akıl sır erdiremedim.”

Balık Atlası ile kurmacanın yolunu açan yazar, bu metinde müthiş bir öykücü gözüyle ayrıntıları ustaca kullanıyor. Günümüz koşulları altında ufalanan manevi değerlerin erimesi karşısında yazarak var olmaya çalışan işsiz bir adamın ilişkilerini ele alıyor.

“Kendimi kitap okuru zannettiğim halde Sait Faik’le tanıştıktan sonra gurme değil obur olduğumu anladım. Ruhumu doyurmak için yeni besinlere ihtiyaç duyuyordum ve artık evdekiler yeterli gelmiyordu. Kitapçıları gözlerimle tavaf ettim, içlerine girmeye korktum.”

Okaliptüsün Ruhu’nda Pürselim, günümüzde pek de yabancı olmadığımız ruhsal durumun üzerine eğiliyor. Öyküye bir okur gözüyle bakıldığında, heyecanı ve dikkati olayın son noktasına kadar canlı tutmayı başardığı görülüyor. Okaliptüsün Ruhu’nun dikkat çeken bir diğer noktası da sonu. Burada yazar kaleminin hünerini konuşturuyor.

“Ağzımı ağacın çatlamış kabuklarının arasındaki kulağına dayıyorum. Fısıldayarak ‘Sen çok güçlü bir ağaçsın. Korkuyorum. Beni bırakma! Ruhumu al; dallarına, yapraklarına, köklerine kat. Ruhum gövdene karışsın. Birlikte denizi seyredelim, rüzgârın peşinden koşalım, toprağı okşayalım,’ diyorum.”

Artık Büyüdüm’de, çocuğun yaşadıklarını nasıl içselleştirdiğini, bu içselleştirmenin nasıl bir travmaya yol açtığını görüyoruz. Yazar, bu öyküsünde detaycı davranarak öykü kişisinin davranışlarını, yaşadığı aile ortamını, ruhsal çelişkilerini, acılarını karakterize ediyor.

“Ninem gene ayağının altında dolaşan bir tavuğu yakalıyordu, bıçağıyla boynunu tek hamlede kopartıyordu. Kanını alnıma sürmeye çalışırken, ittirip kaçıyordum. Arkama dönüp baktığımda, öylece yerde yatıyordu. Yardım etmeyi aklımdan geçiriyordum ama içimdeki şeytan, ‘O artık öldü! Onu öldürdüm!’ diyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum. En sonunda koşuyordum… koşuyordum… Bacaklarımdaki tüm güç tükeninceye kadar koşuyordum. Sonra bir ağacın altında dinleniyordum.”

Beyaz Gelinlik, yaşadığımız zamanın içinden bir metin. Birbirinden çarpıcı üç farklı alt öyküyü barındırıyor. Yazar, gelenekçi toplumumuzun bakış açısını somutlaştırıyor. Okurken hiç de yabancısı olmadığımız konulara tanıklık ediyoruz.

“Kafamı bacaklarımın arasına alıp endişeyle sallanırken başımda dikilirken buldum. ‘Kime yedirdin ulan yemişini,’ diye bağırdı. Kafamı iki yana sallarken tam burnumun ortasından sertçe ittirdi. Burnumdan kan boşaldı. Kafam duvara çarptı geri geldi. Bu sefer daha güçlü ittirdi. Yatağın demir başlığının sivri yerine çarptım. Kafatasım bir yumurta gibi kırıldı, demir çubuk beynimin içine girdi. Kan, koltuğun üzerinde duran gelinliğimi kızıla boyamaya ant içmiş gibi akmaya başladı.”

Sonuç olarak: Mehmet Fırat Pürselim’in Akılsız Sokrates’teki öykülerindeki bereket sayfalardan taşarak okuruna ulaşıyor. Geriye yazacağı yeni öykülerin merakı kalıyor sadece.



Nurten ÇAKIR
birgun.net
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  purselim-in-oykuleri.jpg
Görüntüleme: 350
Büyüklüğü:  46,3 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 17:47


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum