Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİR > Hergüne Bir Şiir

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1481  
Alt 22-12-2009, 11:51
admin admin isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 1.806
Standart

GÖKDELEN

Buradayım, gökdelenin kapısında,
yine de tutuşmuş bir çöl gecesi
içimde. Sarsılıyorum feryatlar
ve patlamalarla. Sarılmak istiyor
boynuma bir kız çocuğu. Biri buz
bassa alnıma, uyansam karabasansı
gün düşünden. Dedektörle kontrol
ediyor görevli. Kendimi suçlu hissettiğim
anda, ötüyor cep telefonum.

Herkesin telefonu ötüyor zaten,
çarşaflının ve pantolonlunun, dazlağın
ve berelinin. Teknoloji bağımlısı
düşmanlar olarak bakıyoruz
birbirimize. Ürküyorum birden
turnikeyi geçmiş sıkmabaşlının zifirî
gözlerinden. Akıp gidiyor orada
tekinsiz gecenin arzuları. Hatlar
karışsa diyorum, dua edercesine;
karışsa ve aksa usulca içine sözlerim;
“beyaz ve alevli etini gördüm,
sezinliyor yaşlanan beden
bin bir biçimli kösnüyü. Ölümün
bir uzak, bir yakın gölgesini”.

Bitişik zamanlar! Girdiğim her izbe
bir giz açıklıyor. Anlaşılmaz paragraflar
şerhe tabi; her parazit, her görüntü
yeni bir tefsir. Orta sondaydım, okul çıkışı
geçerdim Cebeci koruluğundan. O gölgeli yolu
T.E.D. aldı sonradan. Eşref Üren
kurardı şövalesini yaz kış. Sigarasını yakmış
ve şöyle demişti ilk fırçayı vurmadan: “Savaş
belasıdır dünyanın. Ama biz dinginliği görürüz
doğada”. Kar kesilmişti farkına varmadan.

Gökdelenin kapısındayım, yeni haberler
bekliyorum. Uçup gitmiş ıslak
yaprakların kokusu;
uçup gitmiş çoktan.

Ahmet OKTAY
Edebiyat ve Eleştiri, Ocak-Şubat 2002
Alıntı ile Cevapla
  #1482  
Alt 22-12-2009, 21:04
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart

NİGÂRİ'NİN GECE YÜRÜYÜŞÜ

Yağma dedim yağmura
görülecek bir hasretim var,
efkar desem değil
melal desem hiç değil
hafakanlar basar içimi
rengahenk bir esrar.
Yağma dedim yağmura
baykuşum sükût edinceye kadar


Dövmemi görmedin demek
göğsüme musallat olan o dişi totemi,
ne mümkün vaz gelm€k
sencileyin bir Aşk rahibesinden
Nigâr, içimdeki Ben,
kim ki Haydar Ergülen
Ali Günvar yahut Mahmut Temizyürek
ki şerh düşsünler nara ve nara


Esme dedim rüzgâra
görülecek bir hasretim var,
aşk-ı mecaz değil
ateş-i dilden özge hiç değil
cinler periler basar içimi
karaşin bir sombahar.
Yağma dedim yağmura
yüreğim sükût edinceye kadar


ölünceye kadar

ölünceye


Kitap-lık, Mayıs 2006


Hüseyin FERHAD
Alıntı ile Cevapla
  #1483  
Alt 23-12-2009, 13:49
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart



YORGUN ÇİNGENE


Esmer elleri var sevdalımın
Uzun kirpikleri kaygılı ıslak
Saçları yüzüme değer uykumda
Soluğu derimde ürperir korkak

Esmer elleri var sevdalımın
Yorgun elleri var sevda şaşkını
Gülüşü kınını seven bir bıçak
Yaşamak yanılmak ölmek bıkkını
Yorgunsam bezginsem çaresizsem
Onu düşünürüm üzgün ve kırgın
Türkülerle avunması gibi
Yorgun bir çingene açlığının

Sennur SEZER



Alıntı ile Cevapla
  #1484  
Alt 24-12-2009, 13:36
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart

TARİH'İ KADİM*

İşte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
Ve başlar bize maval okumaya.
Ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
zifiri karanlık hayatından.
Gösterir bize evvel zamanı,
tek doğru, en güzel örnek, der.
Bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
Senin tarih dediğin işte budur,
alnında altı bin yıllık buruşuklar
ve bir o kadar da kuşku.
Başı geçmişe bir düşe değer,
sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.

Ben hiç tiksinmem ondan,
karşıma alırım onu arada bir,
anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
Bir parça feylesofa benzer o,
bir parça sırtlana benzer,
berbat suratıyla da bir hortlağa.
Yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
başlar paslı, boğuk bir sesle
bir bir bana anlatmaya,
sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse:
Hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
En başta bir kanlı bayrak.
Kanlı bir taç gelir arkasından.
Sonra araçlar sökün eder kan içinde:
Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
En son alay alay esirler geçer.
Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
Yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Bir gerçek var, tek bir gerçek:
Eli kolu bağlayan zincir.
Bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
Hak güçlünün, kötünün yanı.
Uzun lafın kısası:
Ezmeyen ezilir!
Nerde bir şeref var, iğreti.
Nerde bir mutluluk var, yama.
Bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
Din şehit ister, gökyüzü kurban.
Her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan!

İşte böyle inler, sayıklar o,
anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
ne yolda, nasıl sürdüğünü.
Bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
Duyarım sesinin titreyen kuyusunda
yankısını korkunç bir iniltinin,
ben de başlarım birdenbire titremeye,
toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
Savaşın gürültüsü, patırtısı, indir artık
indir bu acıklı sahnenin perdesini!
Dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
Sen de, gelenekçi iskelet,
yazdığın kara yazılara bir son ver,
aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
Uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
Bizden iyi geceler onlara,
bizden onlara iyi uykular!
Kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
koşuyorsun karanlıklara doğru?
Kanla oynamış gibisin,
kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
Sen buna kahramanlık mı dedin?
Onun kökü kan ve hayvanlık be?
Şehirler çiğne, ordular dağıt,
kes, kopar, kır, sürükle,
ez, vur, yak ve yık.
Yalvarmalara yakarmalara boş ver,
gözyaşlarına iniltilere aldırma.
Ölümle, acıyla doldur geçtiğin yeri,
ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
Sönsün evler, sürünsün insanlar orda burda,
kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
mezar taşına dönsün her ocak,
damlar çöksün yetimlerin başına.
Bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
Hey bana bak, başbuğ musun ne?
Yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
Her başarı bir yıkım bir mezarlık,
işte bir yavrucak yatıyor şurda,
ey cihangir, onu gör de utan!
Devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
nice acılar verdin bütün insanlara,
inim inim inlettin bütün insanları.
Parçalan, kararmış tac, tuz buz ol,
hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
Göz yaşından incilerin nerde hani?
Nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
Eski çağlar nasıl kanmış size?
Ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
Artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.
Hadi gidin tarih korusun sizi,
-haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
İşte müjdelerin en güzeli,
işte en gerçek özgürlük
düşümüzdeki gelecek çağlarda:
Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!

Ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
Belki duyulmadık bir öykü,
belki korkunç bir masal.
Çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların
bugün olmazsa yarın yırtılacak.
Ama kim yapacak dersin bu işi?
Bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?
Yerlerin ve göklerin sahibi mi?
Tamam, işte oldu şimdi!
Yeri göğü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
Bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
Gökyüzü, sen söyle,
yüzyıllarca sel gibi akan su,
- şimdi esrik bir ağzın türküsü,
kuru sesi zindandaki bir adamın,
iç açan bir söz ya da yakan bir söz şimdi,
bir geniş "oh!", bir derin "eyvah!",
bir yakarış, bir övgü,
Şimdi tüy gibi bir rüzgar,
Şimdi ağzın bir kasırga.
Dokunaklı bir yakınma şimdi,
sabredemeyen bir başa kakma,
bir titreme, bir çan sesi,
bir savaş davulunun gümbürtüsü,
için için ağlamasi çaresizliğin,
kahrın iyilikbilir kişnemesi,
bir söylev, apaçık, gürül gürül,
Şimdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
Şimdi korkunç bir haykırma -
bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla
inleyen boş kubbe, sen söyle!
Sen ki her sesi yankılayansın,
söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde,
daha yukarlardaki şu tanrı katına
hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
Hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
Binlerim seni, göklerin tanrısı,
din ulularından dinlerim seni:
"Ne benzer var, ne noksanı,
canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
Odur veren yiyeceği içeceği,
düşleri gerçek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
Seni böyle övüp duruyorlar işte.
Oysa senin en üstün özelliğin ne,
"Ortaksız" oluşun değil mi?
Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
Topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
Ve topu ortaksız ve tek.
Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
Bütün ordan gelir yüreğe doğan.
Topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
ve topunun görünmez bir tanrısı.
Topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
Ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
Ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
Tanrılar ne derse onu yapacak halk,
sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
Ama tanrılar ne derse onu yapacak.

İnanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
"Ne bileyim?" diyor kime sorsam.
Hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
Belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
Belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
belki ben hiç bir şeyin farkında değilim,
karıştırmaktayım "yok" la "var" ı.
Kusurum ne? Kuşkuda olmak mı?
Kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
İnsan aklıdır eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
Belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
Kimbilir, öbür dünya belki de var.
Madem bu beden o ölümsüzün işi,
ne diye kıvranır durur bin türlü dert içinde?
Hadi diyelim aslımız toprak bizim,
sen gel onu kederden bir çamur yap.
- her yeri kanla, göz yaşıyla dolu -
insaf be, bu kadarı da olur mu?
Sen gel hem yoktan var et,
sonra da ettiğini boz, kötüle.
Hiç bir yaradandan ummam bunu:
Yaradan yok eder, ama perişan etmez!

En zorlu düşmanın işte, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,
onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani.
Kuşku! En zalim en güçlü düşman.
Bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
ya da bilemedin işin nereye varacağını.
"şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
Tapınağında ışıklarını söndürüyor,
elleriyle parçalıyor heykelini.
Sense, iler tutar yerin kalmamış,
göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
Burçlarında yıkılmalar falan hani?
Nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
O kızgın soluğun hani nerde?
Ne cehennemlerinde bir kaynama var?
Ne büyük acını gören bir göz.
Ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
Oysa bir ufak parçası kopsa insanın,
bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
Sen Yeryüzü ve Gökyüzü'nle göç gir de,
bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
Tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
Zaten yalana ağlasa ağlasa,
bir ikiyüzlüler ağlar,
bir de ahmaklar.

Tevfik FİKRET

* Tarih-i Kadim: eski çağlar tarihi
Alıntı ile Cevapla
  #1485  
Alt 25-12-2009, 20:24
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart

AVCI

yok bağışlamam kendimi... çok zaman yitirdim
alışkanlık oldu bende huysuzluk, kabul etmesem de
hiç nedeni yokken üç gündür durup durup
yolları dinliyorum, gidip de görmediğim uzakları
geç kalmışım da beklettiğim biri var sanki

körelmeyen bu ışıkta çözemediğim bir şeyler var
kanlı bir bıcağı anımsatıyor bana, serilmiş bir ceseti
hâlâ duyabiliyorum çığlıkları... daha da kötüsü
benmişim o ömrünü avuçlarıma sunan avcı
durup durup hiç yoktan ağlamaktayım üç gündür

Selami KARABULUT
Alıntı ile Cevapla
  #1486  
Alt 26-12-2009, 19:37
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart

AŞŞŞK

aslında hiçbir şey yok ayla!
sadece tecrit ettim kendimi loşluğa
ayaklarımı uzatarak, bazen de gerinerek
kış esmerliğinde şarkı söylüyorum, ayla
senin ruhun uçmuş rutubetli odalarda

ÜşÜyor şimdi tÜm eşyalar ama korkma
korkma iyiyim ayla!
koca dolabın içinde asılı tek bir ceket gibiyim
açık yerlerimi kapıyorum, uzayan tÜylerimi
gÜneş nasıl da doğuyor yorulmadan her sabah ayla!
sen her sabah aynı sıcaklıkta kalkabilir misin yataktan?

hatta Üç ayrı aşkı taşıyabilir misin?

bu şehir yokuş yukarı uzuyor ayla!
çift camlı pencereleri, parlatılmış kapı tokmaklarıyla
kıvrılıyor evler dar sokaklara

kaldır eteğini ayla!
aşk hiçbir şeydir, beraber uyumaksa tecrÜbe...

ayla! bazen atlamak istiyorum aşağıya

Deniz DURUKAN
Varlık / 1145, Şubat 2003
Alıntı ile Cevapla
  #1487  
Alt 27-12-2009, 11:44
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart

BABA BANA BAĞIRMA


..............yol ıslanmasın diye
..............şemsiye açanlara...

baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna

yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların

hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın

hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba

baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden
Eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba

baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için

baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir

Akgün AKOVA
Alıntı ile Cevapla
  #1488  
Alt 28-12-2009, 15:09
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart

YÜREK KUŞATMASI

kan değil kösnül kısrak
batak ovalardan aygır tepelere
doğru sel sel yürek kuşatmasında
yazıp adımlarını her damara
şah tırıs dörtnala
ve yaya uydurup ayaklarını
gelen çağa

kar ağızlı oluşum
önce kar ağız ve hoşnut
karanlığın yıldızından
yürek tutkunu sonra avı
hava su toprağıynan
bakır beyinli ve yürek kaçkını
kesiminde çağların

abanır kösnül kısraklar
yüreğe düştü düşecek yürek
göğün mavisinden yerin mavisine
sardı bağrını eli dar çağın
yalımları tüten ocak döğen yürek
aşıp oylum oylum eskimiş uyumları
yaşamdan hoşnut zamana koşut


Yüksel PAZARKAYA


Alıntı ile Cevapla
  #1489  
Alt 30-12-2009, 22:20
ömür.ö ömür.ö isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2009
Mesajlar: 12
Standart

sevgili AYSUN ,, bize okuttu***287;unuz ***351;iirleri unutmuyoruz,

bu b***246;l***252;me katk***305;lar***305;n***305;z i***231;in minnettar***305;z....

'baba bana ba***287;***305;rma ***351;iiri harikayd***305;'

yani ne kadar g***252;zel bir aynayd***305; bu ***351;iir -toplum toplam- kalbimize...

ve u***287;ur MUMCU i***231;inde
sevgili haydar ERG***220;LEN ***304;N S***214;Z***220;YLE ***214;YLECE DURMAK ***304;ST***304;YORUM

'' elbet bir ***231;ocuk yan***305;m***305;z olmal***305; korkan''
'' USTASI as***305;l***305;rken ***246;l***252;me ***231;***305;rak duran''


***304;Y***304; YILLAR...



-***351;iirler tek ki***351;ilik bir evken
hayret nas***305;l da s***305;***287;d***305;k-

***246;m***252;r ..
__________________
' kaybedemiyorsan bu bir oyun değil demektir ' .. s.rusdıe

Konu ömür.ö tarafından (30-12-2009 Saat 22:33 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #1490  
Alt 02-01-2010, 14:29
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.482
Standart

Makber

Eyvah! Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu ah-u zâr kaldı.
Şimdi buradaydı, gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.

Ben gittim, o haksar kaldı,
Bir köşede tarumar kaldı,
Baki o enis-i dilden, eyvah,
Beyrut'ta bir mezar kaldı.

Bildir bana nerde, nerde Yarab,
Kim attı beni bu derde Yarab?
Nerde arayayım o dil rübayı,
Kimden sorayım bi-nevayı?

Derler ki unut o aşnayı,
Gitti tutarak reh-i bekayı,
Sığsın mı hayale bu hakikat?
Görsün mü gözüm bu macerayı?

Sür'atle nasıl da değişti halim,
Almaz bunu havsalam, hayalim.
Çık Fatıma! Lahdden kıyam et,
Yadımdaki haline devam et.

Ketmetme bu razı, söyle bir söz,
Ben isterim, ah, öyle bir söz.
Güller gibi meyl-i ibtisam et,
Dağ-ı dile çare bul, meram et.

Bir tatlı bakışla, bir gülüşle,
Eyyamı hayatımı temam et,
Makber mi nedir şu gördüğüm yer?
Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber?

Abdulhak Hamit Tarhan
__________________
olmaz hayal bizimkisi
olurundan bin güzel...
e.g.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 06:50


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum