Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > KİTAPLAR - DERGİLER - KİŞİSEL SİTELER > Dergilerden Seçilenler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 03-08-2010, 13:26
admin admin isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 1.806
Standart Hece Öykü

Öykümüzde taşra, taşrada öykü
Ali KOCA



Bugüne kadar sayısız yazıya konu olan taşra-merkez ilişkisi, Hece Öykü dergisininin son sayısında bu kez edebiyatla kendini gösteriyor. 'Taşranın Öyküsü Öykünün Taşrası' adlı kapak dosyası, farklı yazarların değerlendirmeleriyle Türk aydının taşrayla ilişkisi, öykücülerimizin taşraya bakışı, taşranın edebiyata yansıyan halleri gibi konuları değişik yönleriyle ele alıyor.

Edebiyat dünyasında taşra, merkezin tezlerini öne sürmek için kullandığı bir malzeme olmak ile kendini merkeze kabul ettirmek arasında savrulan bir çıkış noktası gibidir. Birbirine uzak görünen bu iki ucun bir tarafında taşraya merkezden bakanlar varsa diğerinde de taşradan merkeze seslenenler yer alır. Özellikle Avrupa ve Amerikan edebiyatı göz önüne alındığında Türk edebiyatındaki gibi keskin ve olumsuz bir 'merkez-taşra ayrımı' olmadığı söylenebilir. Türkiye'nin yaşadığı sosyal, siyasi ve kültürel değişimler edebiyattaki merkez-taşra ilişkisini ister istemez keskinleştiriyor. Taşranın tüm olumsuzluğu, 'sıkıcılık' ve 'boğuculuk' kelimelerinin sırtına yüklenirken "Işık merkezden yükselir, taşrayı aydınlatır" yaklaşımının 'piyasa' ile içli dışı olan günümüz edebiyatında hâlâ hâkim olduğu görülüyor. Edebiyat haricinde diğer sanat dallarında da bunun izlerine rastlamak mümkün. Örneğin sinemamız son yıllarda taşrayı bu malum iki kelimeden yola çıkarak anlatmayı tercih ediyor. Nuri Bilge Ceylan'ı ustalığa götüren adımların taşra üzerinden ilerlediğini söyleyebiliriz.

Edebiyatta taşranın yeri

Kolay hükümler vermeye çok müsait bir zemine sahip merkez-taşra ilişkisinin, bolca su isteyen hamur cinslerinden olduğu açık. Hece Öykü dergisi, 40. sayısında bu ilişkiyi öykünün alanından değerlendiren bir kapak dosyasıyla ele alıyor. Altı yazından oluşan 'Taşranın Öyküsü Öykünün Taşrası' adlı dosya, Türk aydının, taşrayla olan ilişkisi, öykücülerimizin taşraya bakışı, taşranın edebiyata yansıyan halleri, mekânın öyküdeki taşraya etkisi gibi konuları eşeliyor. H. Sevgi Zengin'in makale kıvamındaki bol kaynakçalı yazısı, taşra-edebiyat ilişkisini inceliyor. Avrupa edebiyatındaki 'taşrasızlık' durumunu anlatan Zengin, Osmanlı'dan sonra Cumhuriyet'te de farklı bir yüzle kendini gösteren edebiyatımızdaki taşra olgusuna odaklanıyor. Merkezden taşraya bakmanın arızi hallerinden bahseden Zengin, yazarların taşra tahayyüllerindeki ideolojik ve zihinsel imgelere dikkat çekiyor. Yazının içindeki kaydadeğer tespitlerden biri de şöyle: "Taşra kültürünün eserleri, geleneği yansıtması bakımından değerli olmakla birlikte, 'coğrafyaya tabi bir üsluptan' öteye geçemez. Tam da bu yüzden, yani coğrafyaya bağlı mahalli vasfı nedeniyle taşra ve halk kültürü, bütüncül ve hegemonik kültürün tali bir bileşeni olmaya mahkûm görünmektedir."

'Taşraya bakmak, kendine bakmaktır'
Kendisi de taşradan taşra öyküleri yazan Necati Mert, Ahmet Mithat'tan günümüze 'Öykücülüğümüzde Taşra'yı anlatıyor. Dolayısıyla da Refik Halit'ten Ömer Seyfettin'e ,Yaşar Kemal'den Kemal Tahir'e, Kemal Bilbaşar'dan Tarık Dursun K.'ya ve Rasim Özdenören'den Mustafa Kutlu'ya uzanan 'taşrayı yazanlar'a mercek tutuyor. Necip Tosun, öyküyü bütünüyle değiştirebilen mekân'ın taşradaki hallerini ele alıyor. Bir ara James Joyce'un Ulysses'inin ana karakterlerinden saydığı Dublin kentine de pencere açan Tosun, Mustafa Kutlu, Cemil Kavukçu, Yusuf Atılgan, Tahsin Yücel ve Ethem Baran'ın öykülerindeki mekânın öyküdeki rolüne örneklerle birlikte dikkat çekiyor. Ömer Solak, diğerlerine nispeten kısa yazısında dünya edebiyatının taşrası ile Türk aydının taşra sorunsalına değiniyor. Dosyanın en dikkat çeken metni, Ethem Baran'ın deneme üslubundaki yazısı. 'Taşraya bakmak, insanın kendi içine bakmasıdır' diyen Baran, taşranın nerede başlayıp merkezin nerede bittiğini sorguluyor: "Taşranın, dışarıyı, dışarıda olanı, bir anlamda uzağı gösterdiğini kabul edecek olursak, ona ne kadar yakından bakarsak bakalım, o uzak kalacaktır yine de." Usta öykücü, "Taşrayı yazdığımı bilmeden taşrayı yazmışım; tıpkı taşrayı okuduğumu bilmeden okuyuşum gibi." diyerek zihin dünyasından bir perdeyi aralıyor. En önemli paylaşımı ise şu cümlede saklı: "İşin aslı, orada doğup büyümüş yazarlar için çocukluktur taşra; yoksulluktur, uzakta olmaktır; azınlık olma, kıyıda kalma, kenara itilme durumudur."

Bugüne kadar sayısız yazıya konu olan 'taşra' meselesi, bundan sonra da tartışılmaya davam edecek. Fakat şunu söylemek mümkün: Artık, teknoloji sayesinde o bildik duvarlar aşıldı ve taşra-merkez sınırı en azından fiziki olarak ortadan kalktı. Tabii olayın bir de zihinsel tarafı var. Son yıllarda taşradan bu sorunu da aşan çok sayıda nitelikli şair ve yazarın çıktığını sevinerek görüyoruz. Bunu görmek için İstanbul dışında çıkan nitelikli edebiyat dergilerini takip etmek yeterlidir sanırım.

Zaman


Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 23:34


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum