Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Şiir

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #21  
Alt 31-05-2008, 16:20
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart



(bir ölüyü anıyoruz kuşlar çok ağır uçuyor)<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
(taşı***8217;yoruz karşılıklı: göz göze gelmemiz böyle)

böyledir şiir de..evet, böyle...

sevgiler saygılar
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 02-01-2009, 22:08
Erdogan Kul Erdogan Kul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 426
Standart

KAYIP


yenilgim kime yansıyor
güneşin mosmor elleri kime
taşı sıksam
çıkardığım günah bedenim
suya insem
boğazımdaki kocaman
kayık ölüsü dengine ‘avuntum bu’ diyeceğim
alnı hep arka sokaklar olan cinnet yüzücüsü
kundaklanmış ışıltılarını ararken çocukluğunun
nesnelerin dibinde külden, çökkün bir müziğe
buna varıyor
o müziği ruhumdan binlerce kopan
acının üçgenleri döne döne var kılıyor
hep aynı çığlık dünya
oluş’un tiz avlularında


1.
kısık göz ve demir sidikli yargıç
eğirirken sabahları ince hüznün lifleri arasında
elinde bir şey tutuyor her şeklin özel iblisi
kararan denizlerin yaşlılık çillerine
bıraktığı anlamın diline çözünerek
akan pas gibi beynin kabuklarında
bir şey
belki dümeni güllerin
evlerin bulvarların dümeni
ağzımın tadına bir virüs boşluğu açıp
yerleşiyor
kısık göz ve demir sidikli yargıç
söz’ü dalganın uç-yoklarından
kendi uç-yoklarına refleksleyerek dönen
acının üçgenleri var üstümde dümene karşı



2.
ben siyaha çok bakmaktan doğan beyazın
ve beyaza çok bakmaktan doğan siyahın
güneşini denge oku mu sanmışım
son vurulduğum şarkıdan boynumda kalan çiziği
heykeltıraş parmaklarında sabırsızlanıp duran
sınır sanmışım
anlasaydım
kırbaçlanmış günlerin yüzümdeki tortusunu
neşeyle meme ucuna sürünüp dirilen kızlar
gözlerimdeki ışıktan gebe kalmaya ne korkar
-gözlerimdeki, felç inmiş köpeksi ayışığından-
o çiçek kemikli kızları kitaplardan koklamazdım
küf kokularındaki ısıdan ruhuma açılan kapı da
başıma bekçi olarak dikilmek bilmezdi belki
ulu renklerin uğultu kulelerine karşı
yörüngesini yitirmiş et çürüme odalarını
yavaşça emip içe çekmezdi artık içine girmek yerine
anlasaydım
bir ırmağın aktığını unutmasından çaldığım künyem
taşın taşa bin yıllık mektubu içre
nasıl bir çınlamaysa
kanın delici siyahıymış
en baştan alfabem de
taşın ve suyun kalbinde hıçkıran tuz
ta zamandan önce
yakmış çünkü güneşin gözbebeğini



3.
nesnelerin ve putlarımın adını her sabah
hoşnutluk’la tütsüleyen bilgeler
önümü kesen dünyanın hiçbir kitapta yeri yok
soluğumda gerildikçe uçları yitik dünyanın
işe yaramaz bir organ yerine geçtiği bile
kendim’le sınandığım tepeler ve de kıyılar
kimbilir hangi kuşun içinde büzüşür iç içe geçer şimdi
gülünce karnındaki sinsi ekrandan
kusursuz yılanlar dökülen ey kalabalık
kutsadığınız her türlü kibrin önünde
ağlamak ve kurtulmak istiyorum
her şeye yeniden yeniden doğana kadar
ağlamak
kılıçkesmez beylerin de gizli beynine sığınak
ve dilin uçsuz yaralarından
kalbe sızabilen tek şey
kurtulmak



4.
Beyaz
biçim’in küçük kızı
taşın ebesi Beyaz
rüzgârın sesindeki erimsiz hiza-nesne
insanyasak limanlarında noktanın
biri dese candan üç mum yanıyor
o ayıp seferlerde bir kopukluk çınlıyor
biri tutsa nedensizliğini Beyazın ad’ımda
soramaz kendi neye inceliyor
açılmayan kapanmayan bir yaradan ağaçlar
uzaklığın kilidini olarak ne yükseliyor
biri kaçsa maddenin ele geçmeyiş göğüne
kemiğe eriyen atlardan geri
neden hep aynı kırık anahtar sesi kalıyor
ne ki dinmez
ne ki bitmez
yas
şiddetinden görünüş
kendini mavi sanan bir avda boca

5.
görme’nin tadında cedel
kış demirin içi gelir odama
buzda kan ovacak denli sert yayı
kartal ölüleri yüzen uykumdan sunar armağan:
akla tutulup çekilen
akla karayı iç içe büyüten bir lamba
taşımak o lambayla
nedensiz yitimin tohumu bir kendilik’i
yerdeğilbiryer’e boyuna taşımak
aynı nefes üzre yürümek yolsuz
köprüsüz çizgisiz adımsız yürümek ne
senin adın veriliyor sen söyle
yaşamayı gözü oyuk adam yapıp
boynuma asan Yaşamak
ışık çözerek kendini beyaz
bulunacak ne ki buldu
dinmez
bitmez
şiddetinden görünüş

6.
izler susmuş
zamandan göbeği kesilmiş dalgaların
ritmin süreksiz boğum gününde
kendine nişan almış kendini vurmuş dalgalar
kıyıların kırık ağzında çıldıran rüzgâr
şimdi dirimin üvey beyazı
martıların ufuk olma beyazı
kuğular akşamın gelişinde hoş
bir yankı arıyor çökme’nin sahibine sanki
geçiyor tüm omurgalılar
yüzüme çukurun yanıtı sanki
yoğunu hangi perçemden
yakalasam saz oluyor
dili dökülen alevler
kısraklar için soyutluk
gidişler için bir dönümsüzlük bulutu salıyor
telleri sakınım
güneş borcu kimi burukluklarda
yağacak om
oyunlarda kılmasın diye karar
bilinmiyor hep böyle asılı mı kalacak
donkişot morluğu havada
yoksa geri mi alındı ödül
us’tan usa geometri ırmağı
yüzeyinden ayrı düşmüş aynaya
çöl diyorlar ruhun avuç açması
çizgilerin birbirine uçma koyuluğunda
serap
asla çölde değil
insanda

7.
çünkü kalbimden kesilmiş bir daldır ufuk


8.
bütün seneler beyaz bir kuşmuş
ellerimizden girip
ruhumuzun yokluğunda yıkanırken kaybolmuş
- bizler savaş ölüleri
kaç şafaktan kaç karanlıktan önce
doğurgan meydanlarda dul çalgılar yuvarladık
kolunu kestik kesebildiğimiz kadar uzayın
yine de daralamadık
karada ak suda dirim budadık
kırdık sıvının içini eklemler boyu
yüzümüzü aldanışın buruk mumuna adadık
-sesini unutanların güne başlama çarkında
dönmezlik bizim yüzümüz ancak dumandan görünür-
toz duman içinde öyle batırdık gemilerimizi
köşelere sevmelere tepeden yuvarlanmalara
çocuklar bakarken dalıp içine düşmesin diye
sayıklayan çiçeklerin gözkapağını kapattık
öldük savaşı yaşattık
şimdi sizin sokaklarınızı
evinizi duvarlarınızı bacanızı
tarih’le mayaladık
davul çalın bizi sürmeden
leylakların mahmur can sesi camlarda
davul çalın davul çalın kuşların da
kız gibi sular akıttık yaralarından
ben siyaha çok bakmaktan doğan beyazın
ve beyaza çok bakmaktan doğan siyahın
güneşine kapanıp kalıyorum
yani bırakılma’nın sonsuz geniş damarında
kendime yol olmaktan sonsuza bölünüyorum

9.
kara ve sara
her zaman moda
katlanıp saçlarımın arasına konulunca kim bilecek
mevsimlerin içimdeki bin yıllık leşe post olduğunu
erte’lerde yaşamakla kafiyelenmiş ufuklar
görecek mi: geçmiş zaman
gövdesine işlenmiş bir palyaçodur
yüzünü hiç tatmamış
yüzünden tanrıyı göğe çalmış çocukların
görmenin her türlüsünden şeklalmış bir kartal
ışığın zorbası olup çoktan dağıtmış kendi beynini
çoktan gücenik sularımda
çürümüş memeleri kutsal’ın da
daha emilmeden tükürülen
bütün atlar küsmüş
yitmiş biri öbüründe renkler
bütün
(tespihleri bademle gözlenmiş kısır kadınlar
uçurumun oğlu olarak denir çünkü seni
göğün bileklerine doğurmuşlar ortak anlarından)
Siyah Beyaza ağlamış
Beyaz Siyaha


10.
biz belki durmaksızın birbirine açılan
uçurumlara uzun uzun fırlatıldık
belki de sesimizi mezar edinip kıyamet gözleyen
kendini vurmuş dalgaların iskeletine
anlam’a yakalandık
ya da göğe dürülüp sonsuz bir düşmede
kıpırtısız kalış neymiş anladık
mumyalanmış saatler midir bunlar
kan sayfalarından nabzımı tutar
nabzımın çınlattığı kayalardan hangi tanrı bakar
mumyalanmış saatlerde aynalar
kıvrılıp kendilerine ve burkulup fecre doğru
vakti daraltmaktadırlar
suya gömük mağaralarca susan zihnin halkaları
yarım kalmış kulakları onarmaya mı gidiyor
kül kül


ey hem ayna hem ışık
ey yüz yüze aynaların itiraf meleği




Konu Erdogan Kul tarafından (08-04-2009 Saat 06:09 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 02-01-2009, 22:10
Erdogan Kul Erdogan Kul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 426
Standart

SANA OLMAZ PASAVAN
ona boşa yürümekmiş… bulunmak. bilmiyordum ki -bilme yüzüm yok. ağustos ve toprak arasında, umut ve maske arasında bir bezbebek salınacak kadarlık vadem tanınmış: bellediğim tüm. ara sıra anahtarlarını yere çarpıp başında üzülen adamın böylesi zil havalarda ikizi kesilmek, süt kesilmesinin aynıdır hayatbilgimde. kıyılar, kenarsılıklardır ten rengim bu yüzden. ve de elbet solucan gibi (Beyaz Solucan) bir ağrı bulmak kapı önlerini. yaşlılardan kesintisiz bakaduranı, yanık izlerinden dönük olanı akyuvarıma, yeni yıkanıp asılmış çamaşır sanacak kadarlık vademde. belki dişlerin gittikçe ayrışmasından yayılan o loğusalık peşimi bir bıraksa aynaları dönüştürebilirdim tanıdıklara da oradan derilere yani yüzyıllara geçer, saati bile söylemesini öğrenebilirdim. bağışlanmazdı böylece çok şey, örneğin tam tutacakken treni ellerimin ondan daha büyük kalması, bana. caddelerin vampir hızı, ışığın saç diplerinden edindiği kıyıcılık… derken, anlayagelmezdim:

bir işaretti vatanım, sonra kalmadı.

Konu Erdogan Kul tarafından (08-04-2009 Saat 06:01 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 02-01-2009, 22:24
Erdogan Kul Erdogan Kul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 426
Standart

MOLA



kökünü güdüyor ağaç
tuz: prenses alınların özeti


dudakların
geometrinin kıyıya vurduğu
hepbirden’i binlerce yay denemesinin

:

ellerinin düzeninden
öpmek için geçmişini
sende uyumuş bir zaman doğa
şimdi atamıyor üzerinden

Konu Erdogan Kul tarafından (08-04-2009 Saat 06:04 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 03-01-2009, 02:06
Tayyibeatay Tayyibeatay isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2008
Nerden: Bolu
Mesajlar: 1.287
Standart

bir cesaret buradayım...korkuyu öteledim kendimden ve açtım şiirin penceresini...



okudukça, sevgi dilenenölü kuşlar geçti gökyüzümden...

okudukça, hüznünü bana silkeledi sarı yapraklar...

okudukça, dudağı bükük bir çocuk "anne!..."diye seslendi durmadan...

okudukça, dalları budanan ağacın yakarışını işittim Tanrı'ya...

okudukça, sustum ve ağladım nedense!..

teşekkürler sayın Kul...yaşattıklarınız için...kutluyorum saygıyla....



Edited by: Tayyibeatay
__________________
merhaba!..oylesine biri....
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 03-01-2009, 14:39
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Al***305;nt***305;:
Erdogan Kul
MOLA



kökünü güdüyor ağaç
tuz: prenses alınların özeti
dudakların
geometrinin kıyıya vurduğu
hepbirden***8217;i binlerce yay denemesinin
:
ellerinin düzeninden
öpmek için geçmişini
sende uyumuş bir zaman doğa
şimdi atamıyor üzerinden


sevgili erdoğan,
şiirin şiirini yazmaya devam ediyorsun..
her mola'mda dönüp okuyorum.. yüreğin dert görmesin kardeşim..

__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 04-01-2009, 04:30
Erdogan Kul Erdogan Kul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 426
Standart

Bu sayfaya yorum ve katkılarıyla destek veren çok değerli dostlarıma gerçekten teşekkürlerimi ifade etmekte güçlük çekiyorum...
Hepsini gönlümle öpüyorum...
Yapıp etmelerimin onların engin gönülleriyle, yaratıcı imgelemleriyle ve düşünsel yönelimleriyle buluşabilen bir yönü olabiliyorsa bundan büyük bir ödül mü olur?... Yıllarca "suskunluk suikasti"ne maruz bırakılmış ve "görmezden gelinme"ye terk edilmiş naçizane bir emektar olarak, söylediğiniz her şeyden çok etkilendiğimi ve gerçekten çok duygulandığımı itiraf etmeliyim...
</font>
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 04-01-2009, 04:31
Erdogan Kul Erdogan Kul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 426
Standart

Anchoresis

dalgınlığımdan yaptığın duvarların arasında
bir fotoğrafı oyna. peş peşe çerçevelere
-koşmayı bir yana koyup- anlat okşamalarınla:
insan merkezin kimidir… gözümü açar açmaz ilk
içi dışı bir tabuttu çevre yerine gördüğüm, onu…
kimseye alışkın değildim, kaçar yüzümü
örümceklerle yıkardım yahut kuz abecelerle.
okyanusun ortasında en yüzme bilmeyen dalga
son ânında göz kırpmak için beni seçtiğinden mi sadece ne,
babasının telaşını sözlük belleyip hayata doğru
tekrarlayan çocuklar oyuncağımdı;
o yüzden sevdiğim her kız şimdi başkalarının karısı.


bir minyatür zamanında kodlanan kumrular gibi
şakaleyin buluşalım istersen duvar duvara.
ama nereye koyarız, başımı kaldırsam biraz
bir hayalet kaplıyor içimi, bakamıyorum kimseye-
yeryüzünü kendi yüzü sanmanın hayaleti o?



Konu Erdogan Kul tarafından (08-04-2009 Saat 06:06 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 04-01-2009, 04:42
Erdogan Kul Erdogan Kul isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 426
Standart

DUVARDİBİ OPERETİ


kalın gözlüklü tanrıkuş derin bakıyor,
solucanları yaracak
sürünme de kazanacak denli derin bakıyor.
ona yalvarıyor duvarlar halinde
suskunlukun buruşuk incir şuuraltı.


kuru kan burcunda kader içi
sağır düzlüğü bir ânın
karnın yumruk boşluğunda.


densiz bir denizkızının yönlerindedir muhbiri,
bıyığı uskumru falı açan dam altı adamlarının.
gelir ve bir banım alır mor kol altı rüzgârından
okyanuslar aşırtacak morla süsler masaları.


ve alkışlar, bordo bir felemenk dansı,
bilek büküntüsü kuran tabutçu sabahlarıyla
yeryüzü hangi fenerden yayılır yanımız sıra?


kalın gözlüklü tanrıkuş derin bakıyor.
oğlu dudak patlatıyor bakışı uzadıkça,
kulağında uğultunun dalı sonsuzluk
düşürülmüş bozuk para gibi dünya gözü üstüne.





Konu Erdogan Kul tarafından (08-04-2009 Saat 06:08 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 04-01-2009, 07:49
san_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.128
Standart



her şiirini defalarca okuduğum şair... şiirine dalıp çıkamadığım usta erdoğan kul!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 21:58


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum