Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > YARIŞMALAR- ÖDÜLLER - ETKİNLİKLER - DUYURULAR > Yarışmalar - Ödüller

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 22-04-2009, 14:07
selami karabulut selami karabulut isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 199
selami karabulut - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart 73. Yıl Yunus Nadi Ödülleri

"2009 Yunus Nadi Şiir Ödülü" şiirimizin gerçek emekçilerinden biri olan Hüseyin Atabaş'ın...




HÜSEYİN ATABAŞ’IN YAŞAMÖYKÜSÜ


Şair ve yazar. 10 Temmuz 1942 tarihinde Trabzon’un Vakfıkebir ilçesinde doğdu. İlkokulu doğduğu yerde, ortaokulu Elazığ ve Kütahya’da, Liseyi Kütahya, Trabzon ve Ankara’da okudu. Liseyi bitirdikten sonra Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne devam etti… Askerliğini Ankara’da yaptıktan sonra OYAK Ordu Pazarları Başkanlığı (1967-71) ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi (1971-79)’nde muhasebe şefi, Ankara Büyükşehir Belediyesi (1979-94)’nde İmar İdare Heyeti Raportörü, Belediye Evi Müdürü, Kültür-Sanat Danışmanı, İmar Dairesi Kütüphane ve Yayın Hizmetleri Müdürü olarak çalışarak emekliye ayrıldı. Emekli olduktan sonra beş yıl yalnızca yazarlık yaptı ve sivil toplum çalışmalarında görev aldı. Ayrıca Halkevleri Genel Merkezinin yayın organı Halkoyu dergisi yayın kurulu üyeliği (1977), Oluşum dergisi yayın yönetmenliği (1977-78), kurucularından olduğu Yazın Dergisi yazı işleri müdürlüğü (1981-82), Dil Dergisi baş editörlüğü ve yazı işleri müdürlüğü (2001-05), Anadili dergisi yayın danışmanlığı ve hakem kurulu üyeliği (2000-05) yaptı.
Hüseyin Atabaş, kurucularından olduğu Edebiyatçılar Derneğinde sayman ve genel başkan yardımcısı olarak yedi yıl (1992-99) görev üstlendi. Ayrıca ANYAZKO (Ankara Yazar ve Çevirmenler Yayın Üretim Kooperatifi ile BESAM (Bilim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği)’ın kurucularındandır. TRT İnt televizyonu ve Ankara Radyosunda ile Ankara’daki kimi özel radyolarda (1996-2007) kitap tanıtma, edebiyat ve şiir izlenceleri hazırlayıp sundu. Özel Kurslar ileAnkara Üniversitesi TÖMER’de yaratıcı yazarlık dersleri verdi. Hüseyin Atabaş 1999 yılında yeniden döndüğü aktif çalışma yaşamına Ankara Üniversitesi TÖMER Dil Öğretim Merkezinde (1999-2005) editör, halkla ilişkiler-dış ilişkiler koordinatörü, basın-yayın koordinatörü olarak devam etti. 1987’den itibaren Irak, Hollanda ve Almanya’ya sanatsal geziler yaptı.
Hüseyin Atabaş’ın şiirleri ile sanat sorunları üzerine kaleme aldığı yazılar 1961’den itibaren; Sanat Dünyası, Çağrı, Çele, Özün, Türk Dili, Oluşum, Türkiye Yazıları, Halkoyu, Kıyı, Varlık, Yazın Dergisi, Damar, Düşlem, Cumhuriyet Kitap, Edebiyat ve Eleştiri, Hürriyet Gösteri, Çağdaş Türk Dili, Karikatür, Anadili, Dil Dergisi, Kum, Ünlem, Sonsuzluk ve Bir Gün, Mor Taka, Lacivert, Deliler Teknesi, Özgür Edebiyat başta olmak üzere altmış kadar dergide yayımlandı. Toplumsal sorunlar ile yine sanat konuları üzerine yazdığı yazılar Barış, Yeni Ortam, Cumhuriyet, Siyah Beyaz ve Günlük Haber gazetelerinde yer aldı.
1970 Kuşağı toplumcu-gerçekçi şairleri içinde değerlendirilen Hüseyin Atabaş, Cemal Süreya’nın sözleri ile; “Türk şiir deneyini yaşamış, ondan çok şey edinmiş, Türkçeyi güzel kullanan, güzel şiir söyleyen” bir şair olarak 20. yüzyılın son çeyreğinde Türk şiirindeki yerini aldı. 1974’te beş şiiri ile Demokratik Sol dergisi şiir birincilik ödülünü kazandı, İlkyaz Töreni kitabıyla 1994 Cevdet Kudret Şiir Ödülünü Hüseyin Yurttaş ile paylaştı, Yorgun Denge dosyası ile 2005 Ceyhun Atuf Kansu ve Çıplak Su adlı dosya ile 2009 Yunus Nadi Şiir Ödülünü aldı.

YAPITLARI:
ŞİİR: Gelecek (1975), Yanarca (1979), Bitmeyen (1983), Yüzün Bende (1988), İlkyaz Töreni (1993), Saydam ve Gizli (1997), Düşe Yazdım (2002), Yorgun Denge (2005).
DENEME: Kale ve Bozkır (1994), Özgürlüğün Geldiği Gün (1999), Türkçe Yaralı Dilim (2003), Dünyada Kimse Var mı? (2007), Dilin Gizil Gücü / Şiir Sanatına Giriş (2009).
DERLEME-HAZIRLAMA: Şimdi Okullu Olduk / Okul ve Öğrenci Fıkraları (1992), Bilmece Bildirmece (1992), Aziz Nesin Günleri (1995), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı (A. Şimşek, D. Dirlikyapan ile, 1998), Ankara Rüzgârı / Ankara Şiirleri Seçkisi (Ali Cengizkan ile, 1998), Ceyhun Atuf Kansu Şiir Buluşması (1999), 2000 Yılında Türk Öykü ve Romanı (1999), 2000 Yılında Türk Şiiri (2001), Türkiye’de Eleştiri ve Deneme (2002), Türkçenin Yurttaşı Nâzım Hikmet (2003), Dil ve Dilimiz Türkçe (2004).
__________________
anımsayamadım sahi neydi aradığım/hükmü geçse de dinmedi içimdeki heves
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 22-04-2009, 16:01
selami karabulut selami karabulut isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 199
selami karabulut - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Hüseyin Atabaş: Lirizm Şiirimizin Başat Özelliğidir



Selami Karabulut


- 2005 yılında “Yorgun Denge” dosyanızla Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’nü almıştınız. Dosyanız, aynı yılın sonuna doğru kitap olarak da yayımlandı. Yanılmıyorsam bu sekizinci şiir kitabınız oluyor. “Yorgun denge” imgesiyle hangi yorgunluğun dengesini imliyorsunuz?

- Şiirde hangi imge ile neyin imlendiğini sanırım şiirde arayıp bulmak ya da sezinlemek gerekir ki şiirin tadını duyumsayalım. Çünkü şiirde şairin söylediğinden daha çok şey vardır. Umarım, sorunuz bağlamında söyleyeceklerim şiirin alanını daraltmaya yolaçmaz: Çağımızda, yani bu çılgın tüketim çağında, insanın kendisine olan güvenini de tükettiğini düşünüyorum. Şiirin geniş yorum payı bırakma özelliğinden yararlanarak, insanları bu olumsuz olgu üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Aynı adı taşıyan şiirde de söylendiği gibi, insanların “Çoğu kalabalığın yalnızı bencileyin, / göz göze ıssız bir ömür kimilerininki; / zamana küs iki mevsimiz seninle. // Zaman önemli oysa, öylesine ki / sevmeye de ayırmasını bilmeli insan. / Biz yormayalım birbirimizi hiç değilse, / yanıltır insanı çünkü yorgun denge.” Kuşkusuz “yorgun denge” imgesi ironik bir göndermeyi de içeriyor. Ayrıca, bozkırın tenhalığı ile kıyının varsıllığının çelişkisini kendimize yaşatmaya hakkımız olmasa gerek!..

- Kitabınızdaki “Eriyik” başlıklı ilk şiirde, “Zamana güvenen şiirler yazmak isterdim / bıraksa dünyanın hâli: Kavgalar, savaşlar, sömürü…” diyorsunuz. Yine aynı şiirinizde aşkı, “saptığımız incecik bir patikadır” diye tarif ediyorsunuz. Aşk ve yaşam kavgası, verdiğim bu iki örnekte olduğu gibi, şiirinizin iki temel izleğini oluşturuyor. Bütün değerlerin altüst olduğu ve sizin de belirttiğiniz gibi “utanmanın yüzünün aşındığı” günümüzde, aşk ve yaşam kavgası üzerine “zamana güvenen” şiirlerin artık yazılmayacağına dair bir kuşkunuz mu var?

- İnsan varolduğu sürece yaşam kavgası da aşk da olacak kuşkusuz. Ama yaşam kavgasının da aşkın da nitelik değiştirmesi, “sanallaşması” üzüyor beni. Bir anlamda insanın kendine yabancılaşması demek olan bu durum aşkı yozlaştırıyor, sömürüyü kolaylaştırıyor. Verili yaşama karşı bir “muhalefet” olan aşk gerçekliğini yitiriyor. İnsan bir yaşa gelince, aşkın öyle beş dakikalık bir iş olmadığını, insanın insan olarak kalmasının gereği olduğunu daha iyi anlıyor! Başka yazı ve söyleşilerimde de belirttim; insan cinselliği incelterek aşkı yarattı. Bu özellik başka hiçbir canlı da yoktur. Oysa geldiğimiz yerde insanlar arasındaki uçurumun açısı daha da genişliyor, insanlar birbirlerinden uzaklaşıyor ya da uzaklaştırılıyor. Birileri, tümümüzü oyuncak gibi kullanıyor. Bu sakat gidişin ayrımına varmamız gerekir. Oysa o birileri, ne yazık ki estetik adına, modern olma adına birilerine iç varsıllığımızı beslemeyen, hatta ne dediği pek belli olmayan “şiirler” yazdırtıyor… İnsancıllığı besleyen, iç dünyamızı donanımlı kılmaya çalışan (1960’lardan, 70’lerden, hatta 80’lerden) birkaç şair kaldı. Onları da gagalamaya, bitirmeye çabalıyorlar. Ama iyi ki geride kocaman bir şiir geleneğimiz var. Bu yadsınamayacak bir varsıllıktır. Ben bu birikime güvenerek, aşkın da yaşam kavgasının da şiirden dışlanamayacağını düşünüyorum. Şimdilik kesintiye uğramış bir durum var, hepsi o kadar.

- “Yorgun Denge”de ve dergilerde yayımlanan son
şiirlerinizde, artık bir sona gelmişliğin hüznünü okuyorum ben. Sizi yıllardır yakından tanıyan birisi olarak, bu durumun yaşınızla ilgili olmadığını iyi biliyorum. Öyleyse bu sona gelmişlik duygusu nedir?

- Böyle düşündüğün için sen de sağ ol, böyle düşünen dostlarım da sağ olsunlar. On yıl oldu sanırım, sevgili Haydar Ergülen, Şükrü Erbaş’la; “Hüseyin Ağabeyin şiirini seviyorum ama nereden çıktı bu yaşlanma duygusu?” gibi bir ileti göndermişti bana. Şükrü’nün de, “Nereden mi anlıyorum yaşlandığımı / Kadınlar daha güzel, kadınlar uzak” gibi iki dizesi vardır. Sanırım benim için de öyle bir durum söz konusu olsa gerek! Bu, yaşamın kaçınılmaz bir gerçeği. Ne güzel yaşayıp giderken, günün birinde yaşlanmak diye bir harami kesiveriyor önünüzü… Ama bendeki bu duygu sanırım, bir önceki sorunuza verdiğim yanıtta da kendisini ele veriyor. Yaşı kemale ermenin öyle bir olumsuzluğu var işte; belki de anlayamadığı için kendisinden sonrasını beğenmemek, olumsuzlamak gibi. Ama ben neyi niçin beğenip neyi niçin beğenmediğimi biliyorum. İnsanlığın onbinlerce yıldır biriktirdiği evrensel değerleri yitirmek gibi bir noktaya gelme sanısı endişelendiriyor beni. Üstünden de atlayıp geçemediğimden, bu durum şiirime de yansıyor doğal olarak, akşam üzerleri seninle yaptığımız sohbetlere de. Aslında dünya yaşlanmamış olsa bile, insanlar, yaşları ne olursa olsun, yaşlandılar gibi geliyor bana! Bunlar benim öznel duygu ve düşüncelerim ve bu duygu, şiirlerimden kim ne anlıyorsa odur işte… Beni, şiirimi daha fazla açıklama durumunda bırakmayın lütfen. “El mana batn-ı şair” demişler, “Şair şiirini cahil gözlerden sakınır” demişler. Bırakın, bazı şeyler benim mahremimde kalsın!...

- İzninizle ben yine de sormaya devam edeceğim. “Umut ve Sarkaç” şiirinizde, “Yalnız güzel gülen yalancılara değil / aşktan başka her gülüşe züldür yaşam” diyorsunuz. Kitabınızda aşkla ilgili buna benzer, çok çarpıcı dizeler gördüm. Sıkça işlediğiniz “aşk” olgusunun şiirlerinizde felsefesini yaptığınız kanısındayım. Bu saptamama katılır mısınız?

- Ne haddime felsefe yapmak, hele aşkın felsefesini yapmak! Şairim işte; dilimin kemiği yok, ne gelirse söylüyorum! Ama söylediklerimin yirmi otuz kez üzerlerinde çalışıyorum onları “adam” edebilmek için, sen bunu biliyorsun. Benim aşktan söz etmem, hem geldiğim şiir geleneği, hem de yaşım gereği galiba birilerine garip geliyor ki, benimle söyleşi yapan herkes ağırlıklı olarak bunun üzerinde durma gereği duyuyor. Oysa ben zaman, ölüm ve yaşamın değişik gerçekliklerini de şiirlerimde konu değil de izlek ediniyorum. Örneğin ben kendimle dalga geçmeyi de, kendime ve dünyaya ironik bakmayı da seven birisiyim. Bunları şiirlerimde görmek olanaklı.
Sorunuzu, daha önce Esengül Kutkan’ın benimle yaptığı bir söyleşide sorduğu benzer bir sorunun yanıtına benzer bir yanıtla karşılayacağım: Felsefe bilimsel bir disiplindir, sanat ise bu anlamda disiplinsizliktir; ama kuşkusuz kendine özgü bir disiplini vardır. Felsefe, bilimsel verilere dayanarak yeni varsayımlarda bulunur. Sanat ise yaşamın gidişatına bakarak soyutlama yöhtemiyle olguları ve gerçeklikleri imgesel olarak dillendirir. Bu öneri ve sezgiler açığa vurulduğunda kimi kez bir yerlerde kesişirler ve ortaya bir benzerlik çıkabilir. Yoksa sanatla felsefenin birbirlerini beslemelerine karşın, pek bir yakınlıkları olmasa gerek. Her şeyden önce sanat, dili bir nesne gibi kullanarak, güzelduyusal (estetik) anlamda işlevsel kılma işidir. Felsefe ile sanatın “günberi”si, yani birbirlerine en çok yaklaştıkları nokta ise, ortaya koyduklarıyla ilkten, insanın alışkanlıklarını sarsmaları ya da böyle algılanmalarıdır. Felsefe bilmeyen birisi olarak sezgilerimle ancak bu kadar değerlendirebiliyorum sorunuzu.

- İlk kitabınızdan dergilerde yayımladığınız son şiirlere kadar şiir serüveninize baktığımda, özellikle “Düşe Yazdım” kitabınızdan itibaren şiirinizin kendi içinde bir değişime uğradığını gözlemledim. Bu değişim, doğadan ve yaşamdan edindiğiniz deneyimleri şiir olarak dillendirmenizden kaynaklanıyor kuşkusuz. Bu nedenle, şiirinizdeki lirizmin daha bir zenginleşerek, güçlendiği ve bir bilgenin ağzından dökülen “söz cümbüşüne” dönüştüğünü düşünüyorum. Her ne kadar günümüzde şiir sadece estetik bir haz olarak görülüyorsa da ben şiirde yaşanmışlığa çok önem veriyorum. Bu bağlamda siz neler söylemek isterseniz?

- İltifatın için teşekkür ederim. Yaşanmışlık yoksa şiirin ve estetiğin ne değeri kalır? Şiir, verili yaşama muhalefet, estetik ise yaşam içinde bir beğeni düzeyi oluşturma, yükseltme, dolayısıyla insanın iç dünyasını donatma, duyarlıklı ve varsıl kılma işidir. Bu varsıl iç dünya dışa, yani yüzünü yaşama döndüğünde şiir işlevini yapmış olur. O nedenle şiiri ya da sanatı sadece estetik bir haz olarak görme isteği nafile bir çabadır. Çünkü evrensel olan her şey insan içindir, insanı merkezine almayan her şey anlamsızdır.
Bu bağlamda lirik özellik, dünyanın bütün şiirleri içinde Türk şiirinde daha bir öne çıkıyor. Evet, lirizm Türk şiirini değerli yapan başat özelliklerden birisidir. Çünkü Türk toplumsal yaşamına özgü duyarlıklar ötekilerden farklıdır. Duyarlık dediğimiz şey, toplumsal üretim ilişkileri içinde oluşur. Belirli bir yönde, genel olarak duyumları ve duyguları algılayabilme, bireysel bir yetenek olmakla birlikte, bireysel gelişim de toplumsal yaşam içinde biçimlenir. Örneğin bizim halk şiiri, toplumsal yapı bakımından, Batı toplumlarından tümüyle farklı bir toplumun şiiri olduğu gibi, yapı bakımından da çok farklı bir dil ailesinin verimidir. Uzatmadan söylemek gerekirse, biz kendi içimizde hepimiz aynı dertle dertleniyoruz. Türkiye’de toplumsal, düşünsel, ekonomik ve hukuksal sorunlar şiire yansıdığından çok daha ağırdır. Böyle olmakla birlikte, bizim sanatımızın/şiirimizin lirik muhalif kimliği, dünya kültürüne bu ağır koşulların duyarlığını, lirizmini taşıyamıyor. Oysa bu “bizdenlik”, pek çok insansal değeri unutmuş gözüken dünyaya yepyeni bir renk, bir mozaik parıltısı taşıyabilir. Bu parıltı, yaşamın yürek atışının, şairin kaleminin ucundan “evrensel lirizm” bağlamında yansımasıdır…
Benim şiirimde, böyle bir birikimden gelen lirizm aslında başından beri vardı sanıyorum. Ama benim şiirimin lirik özelliğini “Düşe Yazdım”dan (2002) çok önce, “Yüzün Bende” (1988) kitabımdaki şiirlerle birlikte öne çıktı. Bu da, şiire yıllarını verdikten sonra edinilen bir kazanımdır ve doğaldır.

- “Yorgun Denge” kitabınızı bir bütün olarak değerlendirecek olursak, son bölümde yer alan “Bağdat Gibi Diyar” şiirinizin ruhunun öteki şiirlerden ayrı bir yerde durduğunu fark ettim. Tematik bir çalışma olan bu şiirinizi kitabın bütünlüğü içinde değerlendirebilir misiniz?

- Evet, bu şiirde tema estetikten öne geçiyor. Irak Savaşı’ndan sonra yazılmış bir şiirdir ama benim 70’li-80’li yıllardaki şiirlerime daha yakın duruyor. Bu şiir bir anlamda, “Dünyada kimse yok mu?” haykırışıdır. Yani, dünyada çatışmaların, savaşların, haksızlıkların öne çıktığı dönemlerde böyle şiirler yazılabilir, yazılmalıdır da. Kitaptaki yalnız bu şiir değil, “Özleme İyiliğe Özgürlüğe” başlıklı şiir de aynı kan’ı taşıyor damarlarında. Her ikisinin de benim şiir bütünüm içinde aykırı durmadığını sanıyorum, bu kitap içinde de öyle.

- Siz sadece şiir yazmakla yetinmeyen, şiir, dil ve toplum sorunları üzerine yazılar yazıp düşünceler üreten bir şairsiniz. Kendinizi günümüz şiirinin neresinde görüyorsunuz? Şiire baktığınız yerden günümüz şiirinde yeni bir duyarlılık görüyor musunuz?

- Evet, dilimin döndüğünce ülkeme ve insanlığa karşı bir görevi yerine getirmeye çalışıyorum, hem şiirimle hem yazılarımla. Kendimi günümüz şiirinin içinde görüyorum, daha fazlasını başkalarının söylemesini isterim. Kuşkusuz günümüz şiirinde yeni duyarlıklar var, olmaması olanaklı değil. Kuşkusuz sanat birebir yaşamı taklit etmekten ya da sadece güzellik üretmekten ibaret değildir. Yüzyıllar önce tarihe gömülen “sanatın sadece güzellik üretme” işlevinin, tüketime hizmet eder bağlamda gündeme getirilmesi gibi bir durum rahatsız ediyor beni. Bu bağlamda gelecekten kuşkularım var. Hepsi bu, teşekkür ederim.


HÜRRİYET GÖSTERİ
(2006 Şubat )
__________________
anımsayamadım sahi neydi aradığım/hükmü geçse de dinmedi içimdeki heves

Konu selami karabulut tarafından (22-04-2009 Saat 16:16 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 22-04-2009, 16:11
selami karabulut selami karabulut isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 199
selami karabulut - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

ALÇAKGÖNÜLLÜĞÜN ŞAİRİ: HÜSEYİN ATABAŞ



Selami Karabulut


Son aylarda geçirdiği hastalık nedeniyle, kısa bir zama önce evine eşimle ziyaretine gitmiştik Hüseyin Atabaş’ın. Dönüşte eşim, “Beş çocuk babası olan biri, bu kadar kitabı nasıl yazmış?” diye sordu. Bunu daha önce hiç düşünmemiştim doğrusu. İşte eşimin bu sözünden sonra kafamdaki fotoğraf “ete kemiğe bürünerek” yaşamdaki anlamı karşılığını buldu!.. Hepimizin ‘Hüseyin Ağabey’i olan Atabaş’ı, şiirlerini okurken nedense bende oluşan imgenin dışında, geniş bir ailenin babası olarak düşünmemiştim! Oysa o, ara sıra da olsa kızlarından, oğullarından, damatlarından ve gelinlerinden sözederdi. Ama ben, sadece şair yönüyle ilgilenmiş ve özel yaşamını hiç merak etmemişim. (Bu ilgisizlik benim için ne kadar utanılası bir durum!) Hani “Şairden iyi aile babası olmaz” diye yaygın bir kanı vardır ya hep, işte o an bunun ne kadar da yanlış bir algılama olduğunun farkına vardım.
Aslında benim, Hüseyin Atabaş’ın şiirlerini okurken; iş dönüşü elinde ekmek poşetiyle eşikte durmuş, karısına ve çocuklarına yorgun yorgun gülümseyen bir adam canlanırdı gözlerimin önünde hep. Koltuğunun altında okunduktan sonra özenle katlanmış gazetesi, cebinde her zaman henüz tamamlanmamış birkaç aşk şiiri vardır. Bu duyguya neden kapıldığımı bilmiyorum, çünkü şiirleri aslında açıkça böyle bir çağrışıma yol açabilecek nitelikte değil. Ama demek ki taşıdığı ağır aile sorumluluğu şiirlerine sızmış, bu durum, ayrımında olmadan benim de imgelemime yerleşmişti! Ayrıca, birkaç yıldır yakından tanımama ve arkadaşlık etmeme karşın, onunla ev ortamında birlikte bulunma olanağım olmadı hiç. Tanıyanların anlattığı gençlik günlerini ise doğal olarak hiç bilmiyorum. Ama, taa o günlerden itibaren, ailesi ve ülkesi adına sorumluluk sahibi bir insan olduğunu sezinliyorum.

* * *

Hüseyin Atabaş’la Konur Sokak’ta çay-simit eşliğinde çok sohbet etmişliğim vardır. Sigara paketini ve çakmağını çıkarmadan önce, garsona: “Evlat, çay getir buraya!” diye seslenir, ardından da sehpanın üzerinde avucunun içiyle bastıra bastıra, tütününü iyice yumuşattığı sigarasını büyük bir keyifle içmeye başlardı. Yaşamımda hiç sigara içmemiş olmama rağmen, Atabaş’ın bu gizemli havasını hep hayranlıkla izlemişimdir. Eğer onunla çok genç yaşlarımda tanışsaydım, bugün mutlaka ben de sigara tiryakisi olurdum. Yalnızca sigara içişini değil, güzel ve katışıksız bir Türkçeyle, en gergin ortamlarda bile hiç sinirlenmeden yaptığı tartışmaları da hep hayranlıkla izlemişimdir. Kendine güvenen ve yumuşak bir ses tonuyla konuşur, karşısındakini kırmamaya özen gösterir hep. Aynı amanda alçakgönüllülüğüyle tanınır. Bu özellikleriyle, girdiği bütün ortamlarda hep saygı gören bir şairdir.
Hüseyin Atabaş, taşrada doğduğu ve ilk gençlik yıllarını oralarda geçirdiği halde “kent kültürü”nü özümseyip yaşam biçimi haline getirmiş, tanıdığım ender kişilerden biridir. Daha lise öğrenciliği yıllarında ciddi olarak edebiyat ve şiirle uğraşmasının da bunda önemli bir payı vardır kuşkusuz. Ama o; Cemal Süreya, Osman Numan Baranus, Muzaffer Buyrukçu, Hasan İzzettin Dinamo, Veysel Öngören, Kenan Harun, Can Yücel, Metin Altıok, Behçet Aysan ve daha niceleriyle arkadaşlık yapmış, onların dostluğunu kazanmış birisidir de aynı zamanda. Başka bir önemli özelliği de yaşadığı kenti çok sevmesidir. Bu nedenle Hüseyin Atabaş, Ankara’yla özdeşleşmiş bir şairdir. Ankara, pek çok şiirine ağmıştır, hemen hemen bütün kitaplarına yaşadığı bu kentle doğrudan ilgili bir, hatta birkaç şiir koyar. “Yorgun Denge” kitabındaki “Limana Sığınan Fırtına” başlıklı şiirinde Ankara’yı, eleştirisini de koyarak, şöyle betimlemiş:

“Limana sığınan fırtınadır Ankara
göz göze ıssız bir ömre gömülerek
yeni yapıyı ayakta tutan güven duygusuyla.
Yazlarını ömürsüz bellesek de, iç içe
Akan sıcak bir gündür tüm mevsimler
Anadolu’nun feodal geleneği yolunda.”


* * *


Hüseyin Atabaş’ın şiirlerindeki başat izlekler “ayrılık”, “ölüm” ve “yalnızlık”tır. Bu üç sözcük etrafında hep yaşamı ve insanın hallerini, özellikle de aşkı konu edinir kendisine. Onun şiirinde “aşk” sözcüğünün özel bir yeri vardır. Çünkü aşk, yalnızca insana özgü duyarlıklardan birisidir. Dolayısıyla aşk temasını bir fon müziği ya da dolgu malzemesi olarak görmez hiçbir zaman. Kendi deyimiyle, “platonik bir aşk” değildir onun izlek edindiği; “etiyle kemiğiyle somut olan aşkı” yazar. Kimi sohbetlerde, “Ağabey, sen durup dururken yazmıyorsundur bunları, ilham kaynağın kim?” diye takılanlara, önce şakayla; “Sana ne!” der, ardından da gizli bir sırrı taşımanın bilgeliğiyle, “Ben hiçbir zaman yaşanmayan şeyleri yazmam.” der gibi gülümser.
Roland Barthes, “Bir Aşk Söyleminden Parçalar” adlı kitabında; “’Seni seviyorum’un belli bir kullanımı yoktur. Bu sözcük, tıpkı bir çocuğunki gibi, hiçbir toplumsal zorunluluğa bağlanamaz; yüce, görkemli, hafif bir sözcük olabilir; kösnül, müstehcen olabilir. Toplumsal açıdan serseri bir sözcüktür.” der. İlk bakışta iki kişinin arasında geçen duygu yoğunluğunun bir ifadesi gibi algılanabilen “Seni seviyorum” sözü, Atabaş’ın şiirinde sihirli bir anahtar gibidir. Bu anahtarın açtığı kapının arkasında “evrensel insan”a çıkan bir yol uzanır hep. Yani aşk onda, “toplumsal bir ütopya”dır. Bu bağlamda Hüseyin Atabaş’ın şiirlerinin, Emin Özdemir’in dediği gibi, “Bir ucu insanın yüreğinde öteki ucu toplumdadır.” Buna verilebilecek en güzel örnek, “Düşe Yazdım” kitabında şu dizelerdir sanırım:

“Zamanı zamandan sağdın öyle bir anda;
ateşi çaldın, aşkı insanlara bağışladın!..
Yüreğinde denizleri kıpırdadı yurdumun
duydum, o anda hem beni öpüyordun
hem anne özlemini sürüyordun içinde.”

Hüseyin Atabaş, Damar dergisinde kendisiyle yapılan bir söyleşide; “Şiiri şiir yapan şey, toplumsalcılığı ve özgürlükçülüğü gözden kaçırmadan, ayrıntılar dünyasının güzelliğini de insan yüreğine taşıma çabasıdır.” der. O, bu sözleriyle şiirin tarifini yaparken, bir anlamda da kendi poetikasının ipuçlarını vermektedir bize. İlk şiirlerinden itibaren toplumsal sorunlara duyarlı ve ayrıntıya inen şiirini her kitabında bir adım daha ileri götürerek derinleştirdiğini, kullandığı sözcüklerden ve izleklerden yola çıkarak da görebiliriz. Hatta belirtmek gerekir ki ilk üç kitabındaki şiirlerde, dönemin özelliklerine dayalı olarak, toplumsal sorunlar başat konudur.
Hüseyin Atabaş, “Gelecek” (1975) adlı kitabında, doğduğu ve ilk gençlik yıllarını yaşadığı Trabzon’un yerel dokusundan devinerek evrenselliği yakalayan bir söylem kurmaya çalışmıştır. Bu, ilk kitabı olmasına rağmen, hayli dikkat çeken önemli bir kitaptır. “Yanarca” (1979) kitabında, daha bir güncel, o dönemin toplumsal sorunlarına ve siyasal çalkantılarına denk düşen bir dili sürdürürken, üçüncü kitabı olan “Bitmeyen”de (1983) ise, aynı izleği daha yumuşak bir sesle sürdürmeyi tecih etmiştir.
Bu üç kitabından sonra Atabaş, şiirde ayrıntıya daha bir önem vermeye başlamıştır. Aşk ve ayrılık izleği ile birlikte kavga arkadaşlığını da öne çıkaran “Yüzün Bende” (1988) kitabı, Atabaş’ın bundan sonra sıklıkla işleyeceği anne sevecenliği izleğinin de habercisidir.
Şiir dalında “Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü”nü aldığı “İlkyaz Töreni” (l993) kitabının baskın izlekleri ise yalnızlık, kırgınlıklar ve özlemlerdir. “Saydam ve Gizli” (1997) kitabında da zıtların birliğinden, yani diyalektiğin sentezinden yola çıkarak, saydam olanla gizli olanın aslında bir yanılsamadan ibaret olduğunu söylemekte ve işlemektedir. “Düşe Yazdım” (2002) ve “Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü”nü aldığı “Yorgun Denge” (2005) adlı kitaplarında Atabaş artık bilge bir söz ustasının titizliğiyle damıtmaktadır şiirini. Sevgili ve anne temaları ekseninde sözünü ettiği “toplumsal duyarlılık”, bir resimden ibaret değil, artık ayrıntıların derinliği ile oluşan evrensel bir olgudur şiirlerinde.

* * *

Hüseyin Atabaş, sohbetlerimizde kimi zaman, başkalarıyla birlikte, Rabindranath Tagore’un şu ünlü şiirini ezberinden okurdu: “İyilikse muradın / Kapıyı vur. / Aşksa / Zaten açık.” Bu yazıyı yazarken Tagore’un şiiriyle Atabaş’ın şiiri arasında bir akrabalık bağı olduğunu düşündüm. Bu akrabalığın nedeni, ikisinin de aşktan yola çıkarak, şiirlerinde insana ait güzellikleri ortaya çıkarmayı hedeflemeleridir. Çevirisini Tarık Dursun K.’nın yaptığı Tegore’un “Aşka Çağrı” kitabının önsözünde, Hindistan’ın o dönemdeki Cumhurbaşkanı Yarımcısı S. Radhak Krishnanan: “…Aşk, güzelliğe dayanan içsel bir şeydir; yasayla değil, vicdanla gerçekleşen bir hayat fışkırışıdır. (…) Nasıl güzellik uyumdan, gerçek değişmezlikten üstünse, aşk da yasalardan üstündür. Aşk, ateş gibi her şeyi arıtır, temizler.” der. Aşkın yerini günübirlik tensel paylaşımın doldurduğu çağımızda “Artık bu şiirlere ihtiyaç var mı?” diye soranlara verilebilecek bundan güzel bir yanıt yoktur sanırım. Hüseyin Atabaş’ın şiiri aşkı tensellikten soyutlamadan, ama insanın inceliklerle donatılmış ve arıtılmış ilişkilerinden birisi olarak karşımıza çıkar.
Kendisiyle hesaplaşmayı bilemeyenin, yaşadığı hiçbir şeyi içselleştiremeyeceği, dolayısıyla da yaşadıklarıyla barışık olamayacağı kanısındayım. Atabaş, bu hesaplaşmayı aşkın kızgın sacında kendisini sınayarak yapmıştır: “Şair kuruntusu fukara avuntusudur, / bir iki dize daha düştün mü bu şiire / aşkımızın kanıtı çöllerde ara beni.” Hüseyin Atabaş’ın şiirini okurken, onda kendimizden de mutlaka bir şeyler buluruz. Çünkü onun şiiri hayatın içinden insanın vicdanına tutulmuş gülümseyen bir ayna gibidir.


(Damar, Ekim 2007)
__________________
anımsayamadım sahi neydi aradığım/hükmü geçse de dinmedi içimdeki heves
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 04-02-2010, 21:26
tiryakinim tiryakinim isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 1.137
Standart



Yunus Nadi Ödülleri'nde yeniden fotoğraf ödülü

64. Yunus Nadi Ödülleri’nde en son 2002 yılında verilen 'Fotoğraf Ödülü' bu sene yeniden yarışmaya dahil edildi. Ödüle en çok 4 adet siyah-beyaz fotoğraf ile aday olunabiliyor.




Gönderilecek fotoğrafların en az 18x24 cm. boyutlarında ve daha önce başka yerde ödül almamış olması gerekiyor. Fotoğraf Ödülü’nün bu yılki seçici kurulunda kısa süre önce yaşamını yitiren Şakir Eczacıbaşı yerine gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya yer alacak. Diğer seçici kurul üyeleri ise şöyle: İsa Çelik, Ara Güler, Paul Mcmillen ve İbrahim Yıldız.

Yarışmadaki diğer dallar: "Öykü", "Roman", "Şiir", "Sosyal Bilimler Araştırması", "Karikatür". Yarışmaya son katılım tarihi ise 15 Şubat.

CUMHURİYET
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 05-05-2010, 12:18
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.853
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

2010 Yunus Nadi Ödülleri sahipleri belli oldu

Bu yıl 64’üncüsü düzenlenen ve 6 dalda 11 ödülün verildiği yarışmaya 332 kişi katıldı. Şiir dalında “Türkülerde Gezer Adları” yapıtı ile Metin Demirtaş, roman dalında “Faili Meçhul Öfke” adlı yapıtı ile Adnan Gergerödül kazanırken, öykü dalında ise ödül, Yekta Kopan’ın “Bir Baktım Yoksun” adlı yapıtıyla, Ayşegül Çelik’in “Kâğıt Gemiler” adlı yapıtı arasında paylaştırdı.

“SOSYAL BİLİMLER ARAŞTIRMASI” dalında Dr. Erdal Atabek, Prof. Dr. Rona Aybay, Dr. Alev Coşkun, Prof. Dr. Emre Kongar, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi ve Prof. Dr. Ahmet Mumcu’dan oluşan Seçici Kurul, ödülün “Mimar Kemalettin” adlı üç ciltlik araştırmanın editörleri olan Prof. Dr. Afife Batur, Prof. Dr. Yıldırım Yavuz ve Doç. Dr. Ali Cengizkan’a verilmesini kararlaştırdı.

“ROMAN” dalında Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Mehmet Eroğlu, Konur Ertop ve Tahsin Yücel’den oluşan Seçici Kurul, ödülün “Faili Meçhul Öfke” adlı yapıtı ile Adnan Gerger’e verilmesini benimsedi.

“ÖYKÜ” dalında Hikmet Altınkaynak, Metin Celâl, Cemil Kavukçu, Osman Şahin ve Celâl Üster’den oluşan Seçici Kurul, ödülü, Yekta Kopan’ın “Bir Baktım Yoksun” adlı yapıtıyla, Ayşegül Çelik’in “Kâğıt Gemiler” adlı yapıtı arasında paylaştırdı.

“ŞİİR” dalında, Ataol Behramoğlu, Prof. Dr. Cevat Çapan, Refik Durbaş, Muzaffer İlhan Erdost ve Doğan Hızlan’dan oluşan Seçici Kurul, ödülün “Türkülerde Gezer Adları” yapıtı ile Metin Demirtaş’a verilmesini kararlaştırdı.

“KARİKATÜR” dalında Behiç Ak, Musa Kart, Kâmil Masaracı ve Tonguç Yaşar’dan oluşan Seçici Kurul, ödülün Ahmet Öztürklevent ve Muammer Olcay’ın yapıtları arasında paylaştırılmasını kararlaştırdı.

“FOTOĞRAF” dalında Hikmet Çetinkaya, İsa Çelik, Ara Güler, Paul McMillen ve İbrahim Yıldız’dan oluşan Seçici Kurul, ödülü, Sezgin Güvel ve Cem Turgay’ın yapıtları arasında paylaştırdı.

Ödüller, Cumhuriyet gazetesinin kuruluş yıldönümü olan 7 Mayıs Cuma günü Mustafa Kemal Kültür Merkezi (MKM) Uğur Mumcu Caddesi No: 8, Kat: 1 Akatlar adresinde düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.

Kaynak: Cumhuriyet
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 05-12-2010, 21:10
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.853
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



65. Yıl Yunus Nadi Ödülleri 2011

Bu yıl 65.'si düzenlenen Yunus Nadi Ödülleri'ne başvurular başladı. Son başvuru tarihi 15 Şubat 2011.







Yunus Nadi Armağanı Yarışması, 1946’da kuruldu; hem geçmişe hem geleceğe dönük olan anlamı, gazetemizin kurucusu Yunus Nadi’ye saygı ve sevgiden kaynaklanıyor. Yalnız Cumhuriyet gazetesinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük emeği bulunan Yunus Nadi’nin anısını her yıl tazelemek bizim için bir görev. Devrimci ve demokrat Cumhuriyet’in Ulusal Bağımsızlık Savaşımızla ve Türkiye Cumhuriyeti’yle zamandaş ve eşanlamlı bir kuruluş tarihçesi var. Yunus Nadi, gazetemizin temel taşlarını bu doğrultuda koydu. Yunus Nadi’nin ölüm yıldönümünü geçmişe dönük bir acı olarak değil, geleceğe yönelik bir kültür olayına dönüştürmek amacıyla bu yarışma düzenlendi.

Yarışmanın ilk düzenlendiği yıllarda Türkiye’de sanat alanında hiçbir özel ödül yoktu; tek parti dönemiydi ve yalnız CHP’nin koyduğu bir şiir ödülü vardı. Aynı dönemde bütün dünyada sanat, bilim ve edebiyat ödülleri ün yapmışlardı. İsveç’te Nobel, ABD’de Pulitzer, Sovyetler’de Lenin, Fransa’da Goncourt ödüllerinin sonuçları Türkiye’de de izleniyordu; ama ülkemiz bu alanda da geç kalmıştı. Cumhuriyet gazetesi bu öncülüğü üstlendi, altmış yıl önce düzenlenen Yunus Nadi Armağanı’yla sanat ve kültür yaşamımızda bir yarışma coşkusu oluşturdu. Daha sonraki yıllarda Türkiye’de de yarışmaların ve ödüllerin sayısı çoğaldı, yirmiyi aştı. Bugün belki ödül enflasyonundan söz açılabilir; eleştirel bir yaklaşımla sakıncaları gündeme getirilebilir, ama yine de kültür, bilim ve sanat konularında yapılan yatırımların çok yararlı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zamanla ödüller arasında ayrımlar ortaya çıkar; bir yarışma kurumsallaştıkça, amacı, nitelikleri, karakteri belirginleşir. Bu arada kimi holdinglerin kendi amaçlarına yönelik yarışmalar düzenlemeleri ve ödüller dağıtmaları da bu alanda kaçınılmaz çoğulculuğu yansıtıyor. Kimi bankaların, şirketlerin, ticari tekellerin reklam amacıyla düzenledikleri yarışmaların ödülleri, parasal açıdan ne kadar büyük olursa olsun; özü, maddi çerçevenin dışındaki anlamda odaklaşıyor. Ödüller, Yunus Nadi Armağanı Yarışması adıyla aralıksız olarak kırk yılı aşkın bir sürede düzenli olarak gerçekleştirildi, kültür ve sanat hayatımıza amaçlanan katkıları yaptı ve etkilerini duyurdu. Daha önce bir dalda yapılan ödüllendirmenin kapsamı 1990 yılından itibaren genişletildi ve Yunus Nadi Ödülleri adıyla sürmeye başladı. Ülkemizin kültür ve sanat yaşamı bütün baltalanmalara ve olumsuz yatırımlara karşın sürekli gelişiyor ve yaygınlaşıyor. Fikir ve sanat özgürlükleri Türkiye’de tam değil; siyasal iktidarın baskıları hâlâ sürüyor ve çağdaş demokratik ortamdan henüz yoksun sayılıyoruz. Buna karşın fikir, sanat, bilim, kültürde çabalar sürüyor. Tarihsel gelişim sürecinde elbette ‘aydınlanma’nın önüne hiçbir güç geçemez. Cumhuriyet, çağdaş uygarlığa giden yolun fikir, sanat, kültür, bilim yolu olduğunu kuruluşundan beri savunan bir gazete. Bu yoldaki çabaları desteklemek ve özendirmekte Yunus Nadi Ödülleri’nin işlevi sürecek. 2011 Yunus Nadi Ödülleri Edebiyat Ana Dalı’nda öykü, roman, şiir; Görsel Sanatlar Ana Dalı’nda karikatür, fotoğraf; Bilimsel Araştırma Ana Dalı’nda Sosyal Bilimler Araştırması olarak sürüyor.

Adaylara başarılar diliyoruz.

Öykü

Ödüle 1 Nisan 2010 ile 1 Şubat 2011 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir ‘kitap dosyası’yla aday olunabilir. Yayımlanmamış yapıtların, beyaz dosya kâğıdına makine yazısı ile çift aralıklı yazılmış olması gereklidir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul, ödülü, kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Hikmet Altınkaynak, Metin Celâl, Cemil Kavukçu, Osman Şahin, Celâl Üster.

Roman

Ödüle 1 Nisan 2010 ile 1 Şubat 2011 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir ‘kitap dosyası’yla aday olunabilir. Yayımlanmamış yapıtların, beyaz dosya kâğıdına makine yazısıyla çift aralıklı yazılmış olması gereklidir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Seçici Kurul, ödülü, kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Ülkü Tamer, Konur Ertop, Prof. Dr. Tahsin Yücel.

Şiir

Ödüle 1 Nisan 2010 ile 1 Şubat 2011 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir ‘kitap dosyası’ ile aday olunabilir. Yayımlanmamış yapıtların beyaz dosya kâğıdına makine yazısı ile çift aralıklı yazılmış olması gereklidir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul, ödülü, kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Ataol Behramoğlu, Prof. Dr. Cevat Çapan, Refik Durbaş, Muzaffer İlhan Erdost, Doğan Hızlan.

Sosyal Bilimler araştırması

Ödüle 1 Nisan 2010 ile 1 Şubat 2011 tarihleri arasında yayımlanmış bilimsel araştırmalarla yayıma hazırlanmış en az 25 sayfa olarak beyaz dosya kâğıdına makine yazısıyla çift aralıklı yazılmış bilimsel araştırmalar katılabilir. Adaylar yapıtlarını sekiz adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul ödülü kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Erdal Atabek, Prof. Dr. Rona Aybay, Dr. Alev Coşkun, Prof. Dr. Emre Kongar, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, Prof. Dr. Ahmet Mumcu.

Karikatür

Karikatürlerin boyutu 30X40 cm.’yi geçmemelidir. Her türlü teknik serbesttir. Yarışmaya en fazla 5 karikatürle katılabilinir. Seçici Kurul: Behiç Ak, Musa Kart, Kâmil Masaracı, İsmail Gülgeç, Tonguç Yaşar.

Fotoğraf

Ödüle en çok 4 adet siyah-beyaz fotoğraf ile aday olunabilinir. Gönderilecek fotoğrafların en az 18x24 cm. boyutlarında ve daha önce başka yerde ödül almamış olması gerekmektedir. Seçici Kurul: Hikmet Çetinkaya, İsa Çelik, Ara Güler, Paul Mcmillen, İbrahim Yıldız.

Her dal için geçerli genel koşullar
Ödüller, her dalda amatör- profesyonel herkese açıktır. (Cumhuriyet mensupları hiçbir dalda ödüle aday olamazlar.) Adaylar gerçek ad ve adreslerini ve telefon numaralarını belirtmek zorundadırlar. Ancak adaylar ad ve adreslerinin saklı tutulmasını isteyebilirler. Ödül koşullarına uymayan yapıtları yarışma dışında tutmak zorundayız. Adayların yapıtlarıyla birlikte adlarını ve soyadlarını arkasına yazacakları iki fotoğrağlarını, açık adreslerinin de yer aldığı katılma belgesini ve yaşam öykülerini 15 Şubat 2011 Salı günü saat 17.00’ye kadar ‘Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Ödülleri Prof. Dr. Nurettin Mazhar Öktel Sok. No: 2 - 34381 Şişli / İstanbul adresine iadeli taahhütlü olarak postayla ulaştırmaları ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir. Yayımlanmış yapıtların daha önce herhangi bir ödül almamış olması şartı geçerlidir. Zarfın ya da paketin üzerine hangi dal ile ilgili olduğunun (şiir, roman, öykü vb.) yazılması zorunludur. Ödül dallarında konu sınırlaması yoktur. Yapıtlar hiçbir şekilde iade edilmez. Ödül alan ya da herhangi bir şekilde ön elemeden geçirilen yapıtlar, genel yayın ilkelerimiz doğrultusunda gazetemizde yayımlanabilir. Ödül sonuçları gazetemizin kuruluş yıldönümü olan 7 Mayıs 2011 Cumartesi günü açıklanacaktır.

Ödül
Her dal için: 2.000 YTL.

Cumhuriyet
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 05-05-2012, 15:02
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.853
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart





2012 Yunus Nadi Ödülleri'ni kazananlar

2012 Yunus Nadi Ödülleri’ni kazananlar belirlendi. Ödül Töreni, Cumhuriyet gazetesinin kuruluş yıldönümü olan 7 Mayıs Pazartesi günü saat 19.30'da Fulya'daki Yapı Endüstri Merkezi'nin Konferans Salonu'nda yapılacak.



2012 Yunus Nadi Ödülleri’ni kazananlar belirlendi. Bu yıl 66.’sı düzenlenen ve roman, öykü, fotoğraf, şiir, karikatür ile sosyal bilimler olmak üzere 6 dalda 7 ödülün verildiği yarışmaya 292 kişi katıldı.

Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Konur Ertop, Ülkü Tamer ve Tahsin Yücel’den oluşan seçici kurul “Roman” dalında Irmak Zileli’yi “Eşik” adlı yapıtıyla ödüle değer gördü. “Öykü” dalında Hikmet Altınkaynak, Metin Celal, Cemil Kavukçu, Osman Şahin ve Celal Üster’den oluşan seçici kurul ise ödülü “Hanımların Dikkatine” adlı yapıtıyla Seray Şahiner’e verdi.

“Şiir” dalında Ataol Behramoğlu, Prof. Dr. Cevat Çapan, Muzaffer İlhan Erdost, Doğan Hızlan ve Özdemir İnce’den oluşan seçici kurul, ödülün “Doğu Tabletleri” adlı yapıtıyla Hüseyin Haydar’a verilmesini kararlaştırdı.

“Karikatür” dalında Şevket Yalaz’ın yapıtına verilmesi kararlaştırılan ödülün seçici kurulunda ise Behiç Ak, Orhan Erinç, Musa Kart, Kamil Masaracı ve Tonguç Yaşar yer aldı.

“Fotoğraf” dalında Hikmet Çetinkaya, İsa Çelik, Ara Güler, Paul McMillen ve İbrahim Yıldız’dan oluşan seçici kurul, ödülün, Bülent Suberk’in yapıtına verilmesini kararlaştırdı.

“Sosyal Bilimler Araştırması” dalında Dr. Erdal Atabek, Prof. Dr. Rona Aybay, Dr. Alev Coşkun, Prof. Dr. Emre Kongar, Prof. Dr. İonna Kuçuradi ve Prof. Dr. Ahmet Mumcu’dan oluşan seçici kurul, ödülün Burak Çelik’in “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu: Yapısal Açıdan Karşılaştırmalı Bir İnceleme” adlı yapıtı ile İsmail Arda Odabaşı’nın “Osmanlı’da Sosyalizm, Kürtçülük ve İttihatçılık” adlı yapıtları arasında paylaştırılmasına karar verdi.

Ödüller, gazetemizin 88. kuruluş yıldönümü olan 7 Mayıs Pazartesi günü saat 19.30’da Beşiktaş Fulya’daki Yapı Endüstri Merkezi’nin (YEM) Konferans Salonu’nda düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.

Cumhuriyet
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 04-02-2015, 15:01
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.853
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

70. Yıl Yunus Nadi Ödülleri 2015

Yunus Nadi Ödülleri 70. yılına girdi. 2015 Yunus Nadi Ödülleri’nde üç ana başlıkta 8 ödül verilecek.




Yunus Nadi Armağanı Yarışması, 1946’da kuruldu; hem geçmişe hem geleceğe dönük olan anlamı, gazetemizin kurucusu Yunus Nadi’ye saygı ve sevgiden kaynaklanıyor. Yalnız Cumhuriyet gazetesinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük emeği bulunan Yunus Nadi’nin anısını her yıl tazelemek bizim için bir görev. Devrimci ve demokrat Cumhuriyet’in Ulusal Bağımsızlık Savaşımızla ve Türkiye Cumhuriyeti’yle zamandaş ve eşanlamlı bir kuruluş tarihçesi var. Yunus Nadi, gazetemizin temel taşlarını bu doğrultuda koydu. Yunus Nadi’nin ölüm yıldönümünü geçmişe dönük bir acı olarak değil, geleceğe yönelik bir kültür olayına dönüştürmek amacıyla bu yarışma düzenlendi.


Yarışmanın ilk düzenlendiği yıllarda Türkiye’de sanat alanında hiçbir özel ödül yoktu; tek parti dönemiydi ve yalnız CHP’nin koyduğu bir şiir ödülü vardı. Aynı dönemde bütün dünyada sanat, bilim ve edebiyat ödülleri ün yapmışlardı. İsveç’te Nobel, ABD’de Pulitzer, Sovyetler’de Lenin, Fransa’da Goncourt ödüllerinin sonuçları Türkiye’de de izleniyordu; ama ülkemiz bu alanda da geç kalmıştı. Cumhuriyet gazetesi bu öncülüğü üstlendi, yetmiş yıl önce düzenlenen Yunus Nadi Armağanı’yla sanat ve kültür yaşamımızda bir yarışma coşkusu oluşturdu. Daha sonraki yıllarda Türkiye’de de yarışmaların ve ödüllerin sayısı çoğaldı, yirmiyi aştı. Bugün belki ödül enflasyonundan söz açılabilir; eleştirel bir yaklaşımla sakıncaları gündeme getirilebilir, ama yine de kültür, bilim ve sanat konularında yapılan yatırımların çok yararlı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zamanla ödüller arasında ayrımlar ortaya çıkar; bir yarışma kurumsallaştıkça, amacı, nitelikleri, karakteri belirginleşir. Bu arada kimi holdinglerin kendi amaçlarına yönelik yarışmalar düzenlemeleri ve ödüller dağıtmaları da bu alanda kaçınılmaz çoğulculuğu yansıtıyor. Kimi bankaların, şirketlerin, ticari tekellerin reklam amacıyla düzenledikleri yarışmaların ödülleri, parasal açıdan ne kadar büyük olursa olsun; özü, maddi çerçevenin dışındaki anlamda odaklaşıyor. Ödüller, Yunus Nadi Armağanı Yarışması adıyla aralıksız olarak altmış yılı aşkın bir sürede düzenli olarak gerçekleştirildi, kültür ve sanat hayatımıza amaçlanan katkıları yaptı ve etkilerini duyurdu.

Daha önce bir dalda yapılan ödüllendirmenin kapsamı 1990 yılından itibaren genişletildi ve Yunus Nadi Ödülleri adıyla sürmeye başladı. Ülkemizin kültür ve sanat yaşamı bütün baltalanmalara ve olumsuz yatırımlara karşın sürekli gelişiyor ve yaygınlaşıyor. Fikir ve sanat özgürlükleri Türkiye’de tam değil; siyasal iktidarın baskıları hâlâ sürüyor ve çağdaş demokratik ortamdan henüz yoksun sayılıyoruz. Buna karşın fikir, sanat, bilim, kültürde çabalar sürüyor. Tarihsel gelişim sürecinde elbette ‘aydınlanma’nın önüne hiçbir güç geçemez. Cumhuriyet, çağdaş uygarlığa giden yolun fikir, sanat, kültür, bilim yolu olduğunu kuruluşundan beri savunan bir gazete. Bu yoldaki çabaları desteklemek ve özendirmekte Yunus Nadi Ödülleri’nin işlevi sürecek. 2015 Yunus Nadi Ödülleri Edebiyat Ana Dalı’nda öykü, roman, şiir; Görsel Sanatlar Ana Dalı’nda karikatür, fotoğraf, kısa ve belgesel film; Bilimsel Araştırma Ana Dalı’nda Sosyal Bilimler Araştırması olarak sürüyor.
Adaylara başarılar diliyoruz.

ÖYKÜ
Ödüle 1 Şubat 2014 ile 1 Şubat 2015 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitapla aday olunabilir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul, ödülü, iki yapıt arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Hikmet Altınkaynak, Metin Celâl, Faruk Duman, Cemil Kavukçu, Osman Şahin.

ROMAN
Ödüle 1 Şubat 2014 ile 1 Şubat 2015 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitapla aday olunabilir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Seçici Kurul, ödülü, iki yapıt arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Turhan Günay, Güray Öz, Yüksel Pazarkaya.

ŞİİR
Ödüle 1 Şubat 2014 ile 1 Şubat 2015 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitapla aday olunabilir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Seçici Kurul, ödülü, iki yapıt arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz, Muzaffer İlhan Erdost, Doğan Hızlan, Sennur Sezer.

SOSYAL BİLİMLER ve ARAŞTIRMA
Ödüle 1 Şubat 2014 ile 1 Şubat 2015 tarihleri arasında basılmış yayımlanmış bilimsel araştırmalar katılabilir. Daha önce başvurmamış olmak kaydı ile eserlerin son basım yılı esas alınır. Yapıt sahipleri daha önce Yunus Nadi Ödülleri’nden ödül almamış, T.C vatandaşları olmalıdır. Yapıtların da daha önce ödül almamış olması esastır. Tezler yapıt olarak kabul edilemez. Adaylar, Türkçe yapıtlar ya da Türkçe olmayanların tam çeviri metni ile başvuru yapabilirler. Adaylar yapıtlarını yedi adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul, uygun gördüğü takdirde ödülü bölüştürebilir. Son gönderim tarihinden sonra tarafımıza ulaşan yapıtlar hiçbir koşulda yarışmaya dahil edilemez. Seçici Kurul: Erdal Atabek, Prof. Dr. Rona Aybay, Prof. Dr. Bozkurt Güvenç, Prof. Dr. Emre Kongar, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, Prof. Dr. Ahmet Mumcu.

KARİKATÜR
Karikatürlerin boyutu 30X40 cm’yi geçmemelidir. Teknik serbesttir. Çizer, yarışmaya en fazla 5 karikatür ile katılabilir. Eserler orjinal olmalıdır. Sanatçı tarafından (ıslak imza) imzalanması koşuluyla dijital baskı kabul edilir. Seçici Kurul: Behiç Ak, Ercan Akyol, Orhan Erinç, Musa Kart, Kâmil Masaracı, Tonguç Yaşar.

FOTOĞRAF
Ödüle en çok 4 adet siyah-beyaz fotoğraf ile aday olunabilinir. Gönderilecek fotoğrafların en az 18x24 cm. boyutlarında ve daha önce başka yerde ödül almamış olması gerekmektedir. Seçici Kurul: Hikmet Çetinkaya, İsa Çelik, Gültekin Çizgen, Ergun Çağatay.

KISA VE BELGESEL FİLM
Ödüle 1 Şubat 2014- 1 Şubat 2015 tarihleri arasında yapılmış kısa film ve belgeseller aday olabilir. Kısa film ya da belgeselin daha önce herhangi bir festivalde gösterilmiş ve ödül almış olması katılımı engellemez. Ödül kısa film dalında bir, belgesel dalında bir yapıta verilir. Yarışmacılar hem belgesel film hem de kısa film dallarına aynı anda başvurabilirler. Yarışmaya katılan eserlerin hangi kategoriye (kısa film ya da belgesel) ait olduğu mutlaka zarfta belirtilmelidir.Adaylar, yapıtlarının altı adet DVD kopyasını ve özgeçmişlerini birlikte göndermelidirler.Seçici Kurul: Burçak Evren, Enis Rıza, Aslı Selçuk, Işıl Özgentürk, Prof. Dr. Bülent Vardar.

HER DAL İÇİN GEÇERLİ GENEL KOŞULLAR
Ödüller, her dalda amatör- profesyonel herkese açıktır. (Cumhuriyet mensupları hiçbir dalda ödüle aday olamazlar.) Adaylar gerçek ad, adres ve telefon numaralarını belirtmek zorundadırlar. Ancak adaylar ad ve adreslerinin saklı tutulmasını isteyebilirler. Ödül koşullarına uymayan yapıtları yarışma dışında tutmak zorundayız. Adayların yapıtlarıyla birlikte adlarını ve soyadlarını arkasına yazacakları iki adet vesikalık fotoğraflarını, açık adreslerinin ve telefon numaralarının da yer aldığı yaşamöyküleri ile birlikte 20 Şubat 2015 Cuma günü saat 17.00’ye kadar ‘Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Ödülleri Prof. Dr. Nurettin Mazhar Öktel Sok. No: 2 - 34381 Şişli / İstanbul, adresine iadeli taahhütlü olarak posta veya kargoyla ulaştırmaları ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir. Yapıtların daha önce herhangi bir ödül almamış olması şartı geçerlidir. Zarfın ya da paketin üzerine hangi dal ile ilgili olduğunun (şiir, roman, öykü vb.) yazılması zorunludur. Ödül dallarında konu sınırlaması yoktur. Yapıtlar hiçbir şekilde iade edilmez. Ödül alan ya da ödüle aday olan yapıtlar, genel yayın ilkelerimiz doğrultusunda gazetemizde yayımlanabilir. Ödüller gazetemizin kuruluş yıldönümü olan 7 Mayıs 2015 Perşembe günü dağıtılacaktır.


Cumhuriyet

__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 14-03-2016, 21:58
dem dem isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jan 2003
Mesajlar: 1.570
Standart Yunus Nadi Şiir Ödülü’nün kazananı belli oldu

Yunus Nadi Şiir Ödülü’nün kazananı belli oldu




Yunus Nadi Ödülleri Seçici Kurul toplantıları devam ediyor. Ödül sonuçları Mayıs ayında açıklanacak.

Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz, Muzaffer İlhan Erdost, Turgay Fişekçi ve Doğan Hızlan’dan oluşan Öykü Seçici Kurulu toplanarak birinciyi belirledi.

Ödül sonuçları Mayıs ayında açıklanacak. Ödül töreni 7 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirilecek.


cumhuriyet


Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  yunus nadi şiir ödülü.jpg
Görüntüleme: 619
Büyüklüğü:  43,8 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 22-03-2016, 19:21
dem dem isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jan 2003
Mesajlar: 1.570
Standart Yunus Nadi ‘Roman’ Ödülü sahibini buldu

Yunus Nadi ‘Roman’ Ödülü sahibini buldu

Yunus Nadi Ödülleri jüri toplantıları devam ediyor. Ödül sonuçları Mayıs ayında açıklanacak.





Ahmet Cemal, Turhan Günay, Handan İnci, Güray Öz ve Yüksel Pazarkaya’dan oluşan Roman Seçici Kurulu toplanarak birinciyi belirledi.

Ödül sonuçları Mayıs ayında açıklanacak. Ödül töreni 7 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirilecek



cumhuriyet
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  roman ödülü.jpg
Görüntüleme: 470
Büyüklüğü:  24,0 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 22:40


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum