Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞAİRLER - YAZARLAR > Anekdotlar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #311  
Alt 19-07-2010, 23:12
Nazlı Yıldırım Nazlı Yıldırım isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2010
Mesajlar: 136
Standart NEYZENİN NEZAKETİ!

Neyzenin Nezaketi!..

Mehmet Âkif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen Tevfik'in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce;
- Hayır diye bağırmış. Elimi yeni yıkadım...
__________________
Alkışladığım övüncümden değil !
Alıntı ile Cevapla
  #312  
Alt 12-09-2010, 15:20
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


Bir 12 Eylül anısı

Saat 01.15 te Mamak'ta tankların arasında kaldım 12 Eylül'ün ilk saatlerinde. Her kavşakta tankların arasında bir ileri bir geri gönderip durdular eski Ankara Otogarı'na kadar. Orada araçlardan indirdiler ve otogara topladılar herkesi. 5 dk sonra cunta lideri faşist Evren'in sesi duyuldu radyolardan...
Amasya'da öğretmendim. Aranıyordum. Ankara'da bir hafta kaldım ama dönmem gerekiyordu. Arkadaşlarımızın Merzifon'da gözaltında olduğunu öğrendim. Ben de Merzifon'a dönüp teslim olmaya karar verdim.

Çorum'u 5-6 km geçtikten sonra Bölge Trafik Müdürlüğü önünde arama vardı. Bütün araçları durdurmuşlardı. Bir jandarma koşarak geldi ve sertçe "İn aşağı, bagajı aç." İndim, açtım. Eğildi şöyle bir bakti ve birden "Yatttt! yat yere!!!" komutuyla silah göğsüme doğrulttu. Şaşırdım, iş ciddiydi, askerin hiç şakası yoktu. Ellerim ensemde şarampole uzandım, omuzuma postalla bastı ve silahın namlusunu enseme dayadı. Bir yandan da bağırıyordu "Komutanım silah, komutanım silah!", " Eyvah" dedim. "Ankara'da birileri bagaja silah koydu mutlaka, şimdi hapı yuttum." Koşarak askerler geldi, bagajı aramaya başladılar. Astsubay "Hani silah oğlum." Omuzumdaki postal, ensemdeki namlu değişti, beni yere yatıran asker silahı göstermeye gitti.

Birazdan astsubay kalk arkadaş gel, dedi. Gittim yanlarına. Tamam gidebilirsin dediler. Şaşkın şaşkın yüzlerine bakıyordum. "Bizim asker senin oltayı silah sanmış." dedi astsubay.

Altıbucuk metre boyunda çok güzel bir oltam vardı orijinal kılıfında. Meğer asker bunu makineli tüfek sanmış. Ufak bir direnişte bulunsam ya da askerin heyecanını kontrol edememesi durumunda niyazi olacaktım. Kim bilir kaç kişi bu şekilde gitti.
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan

Konu dem tarafından (13-11-2010 Saat 19:10 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #313  
Alt 13-11-2010, 19:14
dem dem isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jan 2003
Mesajlar: 1.570
Standart

Yıl, 1887… Gazetecinin biri, Victor Hugo’ya soruyor:

“Eserleriniz ve siz bugüne kadar çok olumlu eleştiriler aldınız, çok övüldünüz. Bunlar arasında sizi en çok hangisi hoşnut etti?”

Hugo anlatıyor:

“Karlı bir kış gecesiydi. Eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena halde sıkışmıştım. Hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi. Var gücümle uşağıma seslendim: ‘İgooooooor!’ Defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam Atlas Okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. Altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte. Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu. Hiç kıpırdamadan, sessizce işiyordum.

Arabacı nefret dolu bir sesle

-‘Seni haddini bilmez, buruşuk o… çocuğu! O işediğin, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır!’ dedi.

İşte, hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu.”
Alıntı ile Cevapla
  #314  
Alt 06-01-2011, 14:30
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Böyle karısı olan içmesin de ne yapsın

Yıl 1996, Haziran, Ayder Yaylası'ndan dönüyoruz. Yanımda eski eşim var. Karadeniz sahil yoluna birkaç km kala polis ekipleri kontrol noktası oluşturmuş. "Eyvah, hapı yuutum." diyorum. Yaylanın gazına gelmiş neredeyse bir büyüğü içmiştim. Dikkatlice sağa yanaşıp duruyorum. Bir trafik polisi nazikçe yaklaşıyor:
- Alkol var mı?
İşi şakaya vurmaktan başka çare yok, ben de öyle yapıyorum:
- Memur bey var ama görev başındasınız veremem.
Gülümsüyor:
- Peki siz içtiniz mi?
Eski eşim öne doğru eğilmiş bağırıyor:
- Üflet üflet bir büyük içti.
- İçtiniz mi? diye tekrar soruyor memur. Ben:
- Bu sıcakta alkolle kim uğraşır, toz çektim yetti diyorum.
Memurla konuşmamız sürerken bar bar bağırıyor.
- Üflet üflet içti.
Aslında memur biliyor yaylaya çıkanların içtiğini, çakırkeyfim halimi de görüyor, bırakacak, ama eski eşim bir türlü susmuyorki.
- Bayan doğru mu söylüyor, gerçekten bir büyük içtiniz mi? diye tekrar soruyor. Dayanamıyorum:
- Memur bey Allah aşkına böyle bir karısı olan içmesin de ne yapsın, diyorum. Memur gülümsüyor:
- Haklısınız, gidebilirsiniz.

emre gümüşdoğan
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #315  
Alt 04-02-2015, 13:33
dem dem isimli üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
üyelik tarihi: Jan 2003
Mesajlar: 1.570
Standart


Edip Cansever'in, Turgut Uyar Şiiri..

Turgut Uyar'ın kızı “Semiramis Uyar” Anlatıyor....


-Edip amca gerçekten ve yürekten sevmişti babamı. En yakın dostu, sırdaşıydı . Edip amca şayet bir yere oturulmuşsa, hiç kimseye ama hiç kimseye para ödetmez .
Edip amcadan laf açmışken aklıma geldi, babamların bir de ölmeme günleri vardı.

-Ne demek “ölmeme günleri”?
-Kazara başlamış bir şey. İsa Çelik anlattı, tam mahiyetini de öyle öğrendim ben de.
Babamlar Neviza’de içki içerlerken bir tombalacı dolaşıyormuş civarda. Babamların masasına gelmiş adam, çektikleri sayılara göre bahse tutuşmuşlar. Tombalacı, “eğer en yükseği ben çekersem masadaki şişeyi alıp giderim,” demiş. “Tamam,” demişler ve herkes torbadan numarasını çekmiş, en yüksek sayı tombalacıya çıkmış. Tombalacı bunun üzerine, “bu masada oturan herkes bu şişeye imza atacak,” demiş. Masadakiler kabul edip imzalarını atmışlar ama bir şart koşmuşlar: "Sana bu masadaki şişenin yanı sıra, bir şişe daha alacağız ama bu şişeyi seneye topladığımız gün buraya getireceksin." Ertesi sene olmuş, aynı günde tombalacı çıkıp gelmiş, koymuş aldığı şişeyi masaya ve başka bir şişeyi alıp gitmiş. Bir ritüele dönüşmüş bu ve ritüele de “ölmeme günü” denmiş. Ne var ki, her sene o şişeden bir imza eksilmiş. İsa Çelik’in dediğine göre, en son şişe babamda kalmış. Ölmeme günü böyle, hiç aksamadı bu. Bazen Nevizade’deki yerde bazen de Hayat lokantasında toplanıyorlardı babamlar ..


-Birlikte olmayı,sevinci birlikte yaşamayı arzulardı hep. Doğum günlerini hiç ama hiç unutmazdı...


-Babamla ilgili yapılan son toplantıda, Cemal Süreya’nın eşi senin sözünü ettiğin “Yokuş Yola” şiiri üzerinde durdu. Türkiye’de ilk kez edebiyat alanında “Kürdistan” kelimesini kullanan kişinin babam olduğunu belirtti....


-Babamın çok sevdiği deri bir kravatı vardı, Murathan Mungan’a da onu vermişti. Mario Levi, “Benim için Turgut Uyar’ı öpmek mucizevî bir şeydi,” demişti...


Edip Cansever'ın Turgut Uyar için yazdığı şiir

Cansever'in , Ölmeden az önce yazıp kitaplaştıramadığı şiirlerinden birinin adı : Turgut Uyar’dır. İşte o şiir..
“Dün müydü, yüzyıllar mı geçti, bilmiyorum ki
Bir yaz sonuydu yalnız denizi sıyırıp geçtik
İki tek votka içtik varmadan Aşiyan’a
Konuşmadık hiç, nedense hiç konuşmadık
Az sonra kalkıp gitti o
Kalakaldım ben oracıkta
Kapadım gözlerimi ardından gene birlikte olduk
-Garson! bize iki tek votka daha!…”







Alıntı ile Cevapla
  #316  
Alt 28-07-2016, 11:49
tiryakinim tiryakinim isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 1.137
Standart

Mangal




Rıfat Ilgaz da 1953 yılında yayımlanan “Devam”da yer alan sekiz bölümlük “Mangal” şiirinde Nuri İyem’le bir macerasını anlatır.

Recep Usta’nın Rumeli yapısı bir mangal vardır. Nuri İyem’in anası yakar mangalı... Mangal “kış gecelerinde tandır, yaz günlerinde ocak”tır.

Bir gün ana hasta olur, ama ilaç parası nerede? Nuri İyem de bir “mangal” resmi yapmıştır. Reçeteler kalınca ellerinde resmi pazara götürürler. Satamazlar, çünkü “mangal”ın resmi değil de kendisi para etmektedir...

Ve bakır fiyatına gider mangal...

Sonrasını Rıfat Ilgaz “Mangal” şiirinin 7. bölümünde şöyle özetleyecektir:

Reçeteler kalınca elimizde
Çektik duvardaki yağlı boyayı
Bir akşam üstü pazara

Baktılar bezine, çerçevesine,
“Para etmez!” dediler.
Beğendiler altın gibi rengini
Resmini değil, kendisini istediler;
“Olmaz!” diyemedik.
Çektik Çerkez kızı mangalı
Esir pazarına.

Bir göz bile atmadan biçimine
Sülün gibi endamına,
Vurdular kantara ince belinden
Halka halka küpelerinden;
Gitti bakırı fiyatına.

Kurtardık Ressam Nuri’yi derken
Kıydık Recep Usta’nın zanaatına


Refik DURBAŞ'ın Kim bu yazar ‘Stepne?’ adlı yazısından.
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  bakir-mangal1.jpg
Görüntüleme: 716
Büyüklüğü:  87,4 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 09:45


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum