Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Öykü Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 05-01-2011, 23:36
Oktay Coşar Oktay Coşar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 11
Standart Oktay Coşar / Öyküler

KISA METRAJLI BİR OPERET

Dolmuş durağında On ikinci sıradayım. On ikinci adam benim. Yani oturarak gidebileceğim. Çok soğuk. Hava yani. Sanıyorum işe de geç kalacağım. Gecenin dördüne kadar sevgilinle şarap içmeye kalkışırsan böyle kan çanağı gözlerle dolaşırsın işte sokaklarda. Başım... Ne yalan söyleyeyim canım işe de gitmek istemiyor. Şimdi git elalemin ağız kokusunu çek; ona buna kitap satmaya çalış. Şu reklamcılık sektörüne bir girebilsem. Hah geldi dolmuş.

Oh be. Mayıştım valla sabah sabah. Şoför de bir açmış ki kaloriferi. Sıcacık vallahi. Radyonun sesi de sonda :

'Sevgili dinleyenler şimdi de Peter İlyiç Çaykovski'nin eserini dinleyeceksiniz. 5. senfoni do minör opus 64'

Nasıl yani? Şoföre bak be. Klasik müzik hayranı. Bir kameram olsaydı çekerdim yahu şu manzarayı. Dolmuşta senfoni. Bir dolmuşçunun operası. Yo yo. Operadaki dolmuşçu. Bu mahmurlukta ne de güzel döktürüyorum sabah sabah...
Önümdeki koltukta oturanlar da hararetli hararetli konuşuyorlar :

'Üstadım, skolastik felsefe inanç ile bilgiyi uzlaştırmak. Yani sence inanç ve bilgi gerçekten samimi bir şekilde barışabilirler mi?'
'Öyle şey olur mu efendim. O düşünce ortaçağda kaldı. Hangi devirde yaşıyoruz...'
'Sekülerizmle skolastik düşüncenin iki ayrı karaktere sahip olduğunu ifade etmek istemiştim'
'Eeee. Haklılık payınız yok değil tabii.'

Hım? Neler oluyor? Yanlış mı duyuyorum yahu. Sabahın köründe adamlar felsefe yapıyor ya. Arkamdaki koltuktaki kadınlar da fısır fısır bir şeyler konuşuyorlar :

'Hayatım görmeliydin dün geceki opereti. . Donizettinin 'viva la mamma'sı. Bir harikaydı. Nefes kesiciydi. Ellerim patlayana kadar alkışladım.'
'Sorma. Dün de arkadaşlar zorla beni Verdi'nin 'La traviata' adlı operetine götürdüler. İlk başta biraz nazlandım ama değdi. Paris'te geçen bir muazzam bir aşk öyküsü. Mutlaka görmelisin sen de.'
Hey.. Neler oluyor? Nerdeyim ben? Dolmuşta değil miyim? Çok mu doldum yoksa. Şarabı mı fazla kaçırdım. Dolmuş şoförüne bak yahu simokinli. Rüyadaysam uyanayım hemen. Normal mi bu durum. Bir yolcu inecek galiba :

'Şoför bey. Yaşamın ince ince kıyılarında inecek var lütfen.'
'Pek tabii hanımefendi. Buyurun. Cemal Süreyya sokağının tam köşesi işte.'

Yok yok ben deliriyorum galiba. İki tokat atayım da kendime geleyim. Adama bak ya, simokin giymiş. Kadını da Cemal Süreyya sokağının bilmem neresinde indiriyor. Şaka gibi. Yok yok uykusuzluktan olmalı.
'Abi, dolmuş Tandoğan'dan geçer değil mi?'
'Bir tan doğar/ Şakaklarımın mavisinden/Geçer mi bu yollardan talihsiz aşk.

Ne diyor bu ya. Ne diyor. Ne oluyor ağabeyler ablalar. Sabah sabah bir sürpriz mi bu bana. Hadi şaka yaptık deyin. Şunlara bak ya tatlı tatlı gülüşüyorlar bir şey olmamış gibi. Hah. Telefon. Sevgilim. Çok şükür gerçeğe dair bir şey işte.
'Alo aşkım, ya bu dolmuşta neler oluyor inanamazsın. Yani hakikaten inanamazsın,'
'Neler oluyor aşkım? Hem ben seni çok seviyorum biliyor musun? Akşama sana bir hediyem var.'

Çok şükür... Şükürler olsun. Tam kafayı sıyırmak üzereydim yahu.

'Ne hediyesi sevgilim?'
'Aşkım sana bir resim yaptım. Ama biraz Rembrandt'a kaçtı gibi tarzım. Kızmazsın değil mi aşkım? Bak eğer hoşuna gitmezse gotik resimler yaparım sana. Sen ne istersen yaparım bir tanem. '
'Ne ?'
'Gerçi sana kzıgınım biraz. Dünkü bale gösterisini çok saçma bulup terk etmen emeğe saygısızlıktan başka bir şey değildi. Ama yine de seni çok seviyorum sevgilim. Hoşçakaall.'
'Ya ben o bale gösterisini... Alo! Aloo!!!!'

Öldüm ben değil mi? Öldüm evet. Hayır bundan daha absurd bri durumu yaşayabilir miyim ? Uyanayım değil mi? Evet evet uyanamayım ben. Kendimi yatakta bulayım. 'Aaa ne tuhaf bir rüyaydı diyeyim. ' Hadi zorla kendini. Uyan. Uyannn.. Offf. En iyisi ineyim bu entelektüel dolmuş bozmasından.

'Şoför bey, inecek var. İnce mince kıyılarda değil ama. Burada. Hemen!'
'Biliyor musunuz ben hem baget kullanıp hem araç sürebiliyorum. Bir keresinde de hem araç sürüp hem de aracımdaki ayaktaki yolcular dahil 32 kişiye konser vermiştim.'
'Ahh ben hatırlıyorum üstad. Ne muhteşem bir yolculuktu. İşe hiç gitmek istememiştim o gün.'
'Ne diyorsunuz yahu siz? Ne diyorsunuz? Delirtecek misiniz beni? İnecek var diyorum. Ben konser filan istemiyorum. Kültürünüz de sanatınız da sizin olsun. İneceğim kardeşimmm! Sabah sabah ne tiyatrosu bu ya.'

'Buyurun inin. Siz bilirsiniz. Ama isterseniz bir kere daha düşünün.'
'Yok kardeşim ne düşüneceğim ya. Durdur sen şu zımbırtıyı bir hele.'

Ohh. İndim yahu sonunda. Deliler mi ne? Kumpanya dolmuşu gibi. Eee neresi burası? İyice şaşkınlaştım ha. Hah karşıya geçmek için bir alt geçit var. Burası da çok karanlıkmış. O ne. Bir kapı. Ne yazıyor ki üstünde, tam okunmuyor da : 'Kuğu gölü kapısı.' Off ya offf.. Uyan artık ya uyan! Ne günah işledim ben! Geçeyim bari kapıdan.

"Ne! Ne! Delirmeden önceki son aşama bu olmalı! Sevgilim sen ne yapıyorsun bu odada? Piyano çalmayı ne zaman öğrendin ? Ne ? Şimdi balerin kostümleriyle neden dans ediyorsun ki karşımda?"

'Hayatım dün terk ettiğin bale gösterisinde izleyemedin kısımları göstereceğim sana. Ama kızma bana ne olur. Bak çok çalıştım bu gösteri için.'

'Hayır lütfen! Lütfen yapma lütfen! Bak iyiden iyiye delireceğim. Ya bu bir rüyaysa neden bu kadar uzun sürdü. Kimse yok muu? Kimse yok mu? Kimse yok mu? Kimse...'

'Aşkımmm'
'Ne?'
'Aşkım uyannn..'
' Hı, dans etmiyor musun sen?'
'Ne dansı?'
'Ne?
' Dans dedin de bu akşam için iki kişilik bale gösterisine bilet aldım, gider miyiz canişkom?'
'Gidelim. Mutlaka gidelim sevgilim. İki elimiz kanda olsa yine gidelim olur mu?'
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 13-07-2011, 12:51
Oktay Coşar Oktay Coşar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 11
Standart

CEHENNEM ZEBANİSİ

Merhaba. Size kısaca kendimi tanıtmak istiyorum. Eminim hakkımda bilmek isteyeceğiniz çok şey vardır. Zaten şimdi söyleyeceklerim de, sizlerin cevap bekleyen soru işaretlerinize, bir nebze de olsa ışık tutmaya yetecektir umarım. Uzatmayayım; ben bir zebaniyim. Cehennem zebanisi. –Zaten daha cennet zebanisi kadrosu açılmadı- Daha doğrusu cehennemde zebani olarak çalışıyorum. İşim ne çok zor ; ne de çok kolay. Belli bir görev tanımımız var. En başta, günah kotasını aşıp da, cehenneme düşmüş insanları disipline etmek. Sonra yine mevcut kadronun cehenneme uyumu konusunda, oryantasyon çalışması yapmak. Doğrusu ilk başlarda bu işe alışamayacağım sanmıştım; fakat sonra sonra hem kabulleniyorsunuz; hem de yavaş yavaş işinizi sevmeye başlıyorsunuz. Tıpkı yeryüzünde çalışan bir gardiyan gibi, birçok yaşam öyküsüne tanık oluyorsunuz...
Benim öyküm mü ? Boş verin... Boş vermeyin aslında. Hazır fırsatını bulmuşken kısaca değinebilirim de. Yeryüzünde Bin dokuz kırk iki yılında doğmuşum. Uzun yıllar gazetecilik yaptım. Hiç evlenmedim. Yaşamımdaki trajik milat, alkolle tanışmamla başlar. Zaten bir çok hikaye benzerdir işte bilirsiniz. Alkol, pavyonlar, kadınlar... Sonrası yine malum. Müdavimi olduğum pavyondan bir kadına aşık oldum. Onun için arabamı, evimi, kısaca neyim var neyim yok sattım. Paralarım suyunu çekince kadın beni terk etti. Ben de bu durumu gururuma yediremeyip sevdiğim kadının başına tam yedi el sıktım. Evet resmen bir cinnet durumuydu işte. O şartlarda bir cinnet anında çoğunlukla, karşı tarafı öldüren, bir kurşun da kendi şakaklarına sıkıyor. Ki ben de çoğunluğa uydum. Fanilikten istifa...

Sonra bir süre arafta bekledim. Evet evet. Hani şu hepinizin sıklıkla duyduğunuz sözcüğün anlamını, galiba ben bir çoğunuzdan daha iyi biliyorum. Ama tam kutsal kitaplarda söylendiği gibi değil. Yani cennetle cehenneme eşit mesafede bir tepe ve civarı değil. Daha doğrusu tepeye benzer bir şey yoktu arafta. Yayla gibi bir yer. Belki milyonlarca insan aynı alanda. Bir çeşit bekleme salonu diyebiliriz. Orada beklediğiniz süre içinde, hakkınızda yaşam tahkikatı yapıyorlar. Pek tabii herkes endişeli, ürkek, korku ve belirsizlik içinde. Herkes sürekli nereye gidebileceği hakkında yorumlar yapıyor birbirlerine. Ancak sadece cennet ya da cehennem alternatifi yok tabii, gidilecek yerler arasında. Cennet ya da cehennemde benim gibi memur olma ihtimaliniz de var. Genelde benim gibi, yeryüzünde iyi biri mi, kötü biri mi olduklarına karar veremedikleri insanları zebani kadrosundan işe alıyorlar. Pisi pisi pisine ölenler; yani Niyazi lakaplı insanlar arafta, yaşam tahkikatı araştırma bürosunda memur olarak çalışıyor. Hoş ve güzel kadınlar da huri olarak çalıştırılıyorlar. Doğrusunu isterseniz cennete alınma oranı özellikle son yıllarda bayağı düştü diyebilirim. Bu durumun sebeplerini aşağı yukarı siz de benim kadar bilirsiniz sanırım.

Araf böyle bir yer... Peki cehennem mi ? Nasıl anlatsam? Yani kutsal kitaplarda söylenenlerle benzerlikler var evet... Ama bire bir değil. Gelip görmeniz lazım... - Son cümlem latifeydi. –

Ateş... Evet ateşler var. Ama daha çok cehennem görüntüsünü daha iyi verebilmek amacıyla dekor olarak kullanılmış. Yani insanlar öyle ateşte cayır cayır filan yanmıyor. Buradaki en büyük sorun; aslında burayı cehennem yapan en büyük etken demeliyim; ayda sadece bir gün kadınlar ve erkekler bir araya gelebiliyor. Bildiğiniz haremlik selamlık bir ortam işte. Dediğim gibi burayı çekilmez, dayanılmaz kılan en büyük unsur bu. Yoksa ateşmiş, kaynar sularmış yok böyle bir şey.
Zebani görüntüme bile iyice alıştım diyebilirim. o kızıl renkli, sivri boynuzlarımı bile kanıksadım. Aslında burada başıma gelen ve sizlere anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki, örneğin burada cehenneme düşmüş bir kadına deliler gibi aşığım. Sırf onu her gün görebilmek için 'B' kapısında nöbet tutuyorum. Umarım bir gün...
- Kestik! Stop!!! Stop!! Bugünlük bu kadar çekim yeter arkadaşlar. Yarın devam edelim.

- Evet ben de konsantrasyonumu kaybetmeye başlamıştım yavaş yavaş...

- Ama gayet iyisin. Eğer cehenneme düşersen hiç zorlanmayacaksın anlaşılan...

- Ben zaten cehennemden afla çıkartılmıştım yeryüzüne...

- Bırak şakayı da , yarın çekimlere tam zamanında gel... Hey! Senin alnındaki o izler de ne...

Oktay Coşar
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 28-10-2012, 20:34
Oktay Coşar Oktay Coşar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 11
Standart

Nihayet Godot'un Kim Olduğunu Buldum?
Saygıdeğer konuklar, saygıdeğer forum üyeleri, saygıdeğer yazan, yazar ve aday kategorisindeki değerli üyeler, beni dinlemeye gelen tüm davetliler, bir kez daha konuşmamı dinlemeye teşrif ettiğiniz için hepinizi yürekten selamlıyorum...

Hepiniz buraya bir amaç için geldiniz. Tam 59 yıldır tüm insanlığın merak ettiği bir sır için geldiniz. Evet. Emin olun boşu boşuna gelmediniz. Birazdan, buradan, bu kürsüden sadece sizlere değil tüm Dünya edebiyatını sarsacak açıklamalarda bulunacağım. O çok merak ettiğiniz; yıllarca diline doladığınız; şiirlerinize, öykülerinize konuk ettiğiniz; ironilerinize malzeme yaptığınız; felsefe tezlerine tema olarak kondurduğunuz Godot’un, aslında kim olduğunu sizlere açıklayacağım. Kusura bakmayın biraz heyecanlıyım; o yüzden sesimin ve ellerimin titrekliği için lütfen beni bağışlayın. Ihımm.. Hımm... Boğazım...

Evet... Tam 30 yılımı bu araştırmaya verdim. 30 koca yıl. Gecesi ve gündüzüyle... Hatta bu araştırma uğruna karım beni terketti. Çocuklarımın ilgisini kaybettim. Mesleğimde kariyer yapamadım. Neden? Bu araştırmaya sadece hayatımı değil, ruhumu da verdiğim için. Ama... En sonunda neticeye gidebildim; 30 yılımın karşılığını aldım. Bu nedenle diyebilirim ki, şimdiki heyecanımın ardında aslında büyük bir mutluluk da yatmaktadır. Öhö... Boğazım...

Evet... Şöyle bir bakıyorum da yüzlerinize... Gerçi sahne biraz loş; yüzünüzü tam seçemiyorum ama olsun. Şöyle bir bakıyorum da yüzlerinize... Gözlerinize... Nasıl da merakla dinliyorsunuz değil mi beni? Haklısınız da. Dİle kolay 59 yıldır çözülemeyen bir muamma. Bir travma... Bir kaos... Bir sendrom... Olmadı olmadı, bunlar olmadı. Özür diliyorum; demiştim biraz heyecanlıyım...

Evet... Godot! Go-dot! Önce Didi ve Gogo bekledi onu. Sonra onlarla ilk tanışanlar. Sonra bizler. Çığ... Bir çığ gibi büyüyen bizler. Ne mutlu ki; birazdan açıklayacağım şeylerden sonra, artık beklemeyeceğiz. Artık kim olduğu sorusunu beynimizde, içine taş koyulmuş bir çuval parçası gibi taşımayacağız. Öhhö.. Boğazım...

Evet... Godot! Şey sizleri daha fazla sıkmak da istemiyorum. Ama müsaade ederseniz 30 yıllık bir araştırmadan sonra bir giriş yapmak hakkım olsun.. Evet... Godot kimdi? Neydi ? İsim miydi, cisim miydi? Aşk mıydı , nefret miydi ? Doğum muydu, ölüm müydü ? Tanrı mıydı ? Yoksa... Yoksa bir zavallı mıydı ? Za-vallı bir insan-mıy-dı... Kimdi ? Kim-di adına bunca şiir yazılan dev soru işareti?
Bu araştırma için önce irlanda’ya ardından Amerika’ya, Almanya’ya gittim. Tüm gittiğim yerlerde, belki binlerce insanla konuştum. Her seferinde biraz daha yaklaşıyordum; aradığım sorunun cevabına. En sonunda... En sonunda buradayım işte... Aslında size Didi ve Gogo’nun yaşam öykülerini de anlatmak isterdim uzun uzun. Ama biliyorum sıkılacaksınız. Başka bir zaman umarım. Evet evet başka bir zaman. Ihhh. Boğazım...

Evet... Diyebilirim ki bu uğurda psikolojimi bile kaybettim. Evet psikolojimi... Ama... Başardım...
Şimdi gelelim asıl diyeceklerime... Büyük ana... Muhteşem ana... 30 yılın sonundaki çılgın zafere! Edebiyat dünyasının çalkanacağı vakte!!!

Kimdi Godot! Kimdi!!! Nabızlarınızın nasıl da hızlandığını, kalp atışlarınızın nasıl da bir kilise çanı gibi gümbür gümbür attığını buradan duyabiliyorum. Kimdi!!! Godot Kimdi!!!!

Evet!!!!! Godot... Godot aslında... Godot... Ah!!!!
S O N

Not: O gece, orada, silahı doğrultup konuşmacıyı öldüren, gri pardesülü, siyah fötr şapkasını burnuna kadar indirmiş, orta boylarda bir adamdı. Hızlıca kaçtı ve bir daha bulunamadı. Oturduğu koltukta bıraktığı notta ise şöyle yazıyordu : "O veya başka biri! Sakın bir daha boyunuzdan büyük işlere kalkışmayın. G..."

Oktay Coşar
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 13-10-2015, 09:40
Narin Aktaş Narin Aktaş isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2015
Mesajlar: 10
Standart

Çok güzelmiş öyküleriniz çok beğendim.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 11:09


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum