Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ÖYKÜ > Günün Öyküsü

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10-09-2017, 22:28
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart Günün Öyküsü: KÜFE


Günün Öyküsü: Annen seni bu şiiri dinlerken doğurdu



Pek güzel bir ekim akşamı, özlenen rüzgârlar evin içinde dolaşıyor. Karnımız tok, çaylar olmak üzere. Babaannen senin yükselen burcun hakkında tahminler yürütüyor, masaya yıldız haritalarını yaymış. Gök yarılsa, gök yarıldı bunun üzerimizdeki etkileri nedir diye bakacak. Deden haberlerin sesini yine çok açmış, amcanla bağıra çağıra yorumculuğa girişmişler. Yatırımcı ihtimalleri üzerine en çok hangi ülke yorum yapıyor? Bizimkiler ne demiş? Onlar ne diyor? Piyasa ne diyor? Aklıma kazınmış. Emeklilik yaşı 2044’te 65 olacak. Dayın ne yapmalı? Biz de halanla, çok iyi hatırlıyorum, yetişkinlerin ortalama uyku saatinin kaç olması gerektiğini konuşuyoruz. Ben altı saatten gayet memnunum fakat fareler üzerinde yeni bir rem uykusu deneyi yapılmış. Gözüm muhabbet kuşunun kafesine takılıyor, suyu azalmış. Onu doldurmak için kalkıyorum. O sırada annen içeriden geliyor.

“Evet, gidelim de doğurayım.”

Bir an, tahmin edersin, anlayamıyoruz. Sancıları başlamış. Salonda bir telaş, herkes birbirini sakinleştirmeye çalışıyor. Kadıncağızın etrafında dönüyoruz.

Çayın altı kapatıldı, balkon kapısı kapandı, kapı kilitlendi, doktor arandı, anneannenler arandı, bagajda yedek doğum çantamız var. Her şey hazır.

“Alper, kitabım?”

Annenin sevdiği yazarlar var oğlum, çeviriler, makaleler. Annenin vazgeçmeyen arkadaşları var, sürekli yazan çizen insanlar. Annenle bir araya gelip konuşmaya başladıklarında ağzın açık dinleyeceğin; bilgilerine, umutlarına bakıp, vazgeçmeyişlerine şaşırıp kalacağın insanlar… Fülsüahmere muhtaç şairler var, işsiz gazeteciler var, öğretmenler var aralarında dağ havası soluyanlar, bir bardak çaya özel ders verenler… Kendi deyimleriyle ‘dinozorlar konseyi’ var, annenleri yetiştiren profesörler, ömürleri çok olsun, varlıklarına yetişebil. Bir tane de şair var annenin pek bir düşkün olduğu, evde ekmek bitse onun dizelerinden alıntı yaptığı… Sen doğmadan tüm şiirlerini ezberlemeye çalıştığı...

Kitap evde, yatağın başucunda kalmış. Amcanı eve yollayıp biz hastaneye geçiyoruz. Doktor normal doğum kararını onaylıyor. Annen güçlü kadındır oğlum. Bir kere ayağını kırdı, eve geldim,

“Buzda düştüm ayak bileğimi kırdım” diyor.

Taksiye binip alçıya aldırıp gelmiş kendi kendine. Eczaneden ağrı kesicisini almış, evde kitap okuyor. Ender ağlar annen.
“Olur” der, “Bu da olur, geçer.”

Sekiz saat sancı çekti sen doğmadan. Hastane yatağında, mırıldanarak şiirleri okuyor. Sancılı. Sürekli gözlüğünü kaldırarak gözyaşlarını siliyor. Hemşire başında çoğu zaman. Doktor arada uğruyor, bekliyorlar. On altı kişi olduğumuzda karşıdaki simitçiye yolladım herkesi, yanında oturuyorum. Anneannen kaçıp kaçıp geliyor. Aklımda duyduğumuz doğum hikâyeleri, on sekiz saat sürenler, sezaryene dönenler, komplikasyonlar… Annen yine şiirleriyle. Sana gerçekleri öğretecek, bu şiirlerle anlayacaksın; aşkı, vatanı, sevdayı. Bileceksin geçmişini, vazgeçmeyeceksin, şekillendireceksin geleceğini gönlünden geldiğince. Annen ezberliyor, sana okuyacağı ninnileri. Yüreğim ağzımda, onu izliyorum. Bazen sakinleşiyor bazen canı çok yanıyor. Bekliyoruz.

Giyindim, doğuma gireceğim. Anneni götürüyorlar. Dudakları şişmiş ağlamaktan. Kitabı elime verip, şiiri gösteriyor.

“Bana oku.”

Doktor izin veriyor. Başlıyorum. Annene bakıyorum. Duruyorum.

“Durma.”

Tekrar başlıyorum. Ağlıyorum. Okuyamıyorum.

“Oku.”

Bayılacak gibi oluyorum. Aklıma annem babam geliyor, öğrenciliğim geliyor. Annenin yurdunun aşağısında beklerken kendimi görüyorum, ödevlerinin arasında bana yarım saat zaman ayırmış kıvırcık saçlı, gözlüklü, sıska kız. Ondan ‘annen’ diye bahsedeceğim, aklım almıyor. Doktor, “Eşini çıkarın” diyor. Hemşirelerden biri koluma giriyor, kapıya kadar hızlı hızlı yürüyoruz. Elimden kitabı alıyor, annenin yanına dönüyor. Geri dönüp bakıyorum. Kırklı yaşlarda, kısa boylu, tıknazca bir kadın. Annenin başında, şiiri devralmış. Çıkıyorum. Eldivenlerimi çıkaracağım. Senin sesin geliyor. Baba olduğum ilk an.

Buralar karışık oğlum. Ne olduğumuzu, nereye gittiğimizi bazen bilemiyorum. Annemler zamanında nasıldı? Senin zamanında nasıl olacak? Kestiremiyorum. Gün geçtikçe büyüyorsun, bugün ilk kez baba dedin. Ben de ilk kez sana iki satır not düşüyorum. Biz yine tartışırken, yine endişelenirken, yine çabalarken, dövünürken, meraklanırken; aydınlık dizelerle büyüyorsun. İlginç bir aleme doğuverdin oğlum, fokur fokur kaynayan mizacımız bu. Tez canlıyız, bazen karamsarız, ilginç kararlar alırız, bazen şaşar bazen şaşmaz bazen yılarız. Ancak böyle böyle, bazen bilmeden bile, birbirimizi besleriz. Bizim koşuşturmacalarımız arasında ilk andan kulağına değen sözlere tutun oğlum. Kararırsa hayallerin, öğrendikçe üzülürsen eğer, yüreğin daralırsa araştırdıkça, yaşadıkça, gördükçe… Bil. Bizim vazgeçmediğimizi. Miras dizelerin yetmediğinde; sofralarımıza gel, yemeklerimizden ye oğlum, benim kanunumu dinle, dedenin anlatacaklarına, dayının askerlik anılarına, teyzenin öğrencilerine, memleketin hiçbir uğultuda yitmeyen öykülerine kulak ver. Öğretmenlerini dinle oğlum, onlar öğretim günlerinin heyecanından uyuyamayan temiz yürekli insanlardır. Sokağı dinle, mahallende gez oğlum. Boğulur gibi olursan, ormanlara git, senden önceki adımların açtığı patikaları gör oğlum, memleketin kuşlarını hep duy. Yüreğin sıkışırsa tarlalara git oğlum, bahçelere dal. Tohumlarımız bize dört nesildir mirastır. Dalından kopar oğlum korkma. Yenisini ek ve kokla. İçine çek oğlum, hepimizin soluduğu bu mavi gök, ayak bastığımız her yer bizimdir, senindir, senden sonrakilerindir. Bil oğlum. Bil kulağına okunan tüm bu dizelerin aynı topraklarda yazıldığını. Sana baba nasihati; gör kokla tat oğlum korkma dokun, sana ait olanlar, bizden sana helaldir. Annenin sana öğrettikleri mirasındır. Bil, beslen, öğren, öncekilerden daha kuvvetli daha kudretli daha özgür yaz oğlum.


Aysu Arslantürk
birgun.net





Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 18-10-2017, 23:01
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart


Günün Öyküsü: KÜFE




KÜFE


Sırtındaki küfe boştu. Ancak nezaketen sormam gerekti.
-Boş mu amca?
- Değil, boş değil...
Amca bir şeye sinirlenmiş olmalı. “Değil” Derken, bana; küfenin dolu olduğunu hissettiren bir bakış attı. Kaşları çatık, yüzü düşmüş bu amcaya içerledim doğrusu. Ancak sinirli olmasına sebep ben değildim ya...
Omzumda erzak filesi, ellerimde meyve-sebze poşetleriyle birkaç adım atıp, amcaya tekrar baktım. Beni izliyordu. Ellerimdeki poşetleri bırakıp tekrar baktım.
-Evlat... Dedi amca. Eliyle “Gel” işareti yaptı.
Asuman da beni beklerdi. Asıl alışverişi o yapacaktı. Eve biraz geç gitsem bir sakıncası olmaz ya. Asuman ile alışveriş yapmayı sevmem ben. Avokadodur, brokolidir. Yaz limonu, kış çileği derken... Gerekli gereksiz ne varsa alır ama ben yiyecek bir şey bulamam. Bu yüzden ben ondan ayrı çıkarım pazara…
Poşetleri tekrar takıp yanına gittim. İskemleyi çekip, buyur etti.
-Otur evladım.
Bu kirli elbiseli adamın biraz önceki hırçın tavrından eser kalmamıştı. Eşyalarımı taşıyacağı için çağırmadığı da besbelli... Gerçi ben, eşyaları evime kadar çok rahat taşıyabilirdim ama böyle işlerden evine ekmek götürenlerin para kazanması lazım. Bunun için bile eşyalarımı taşıttırdığım bir küfeci oldu. Epi topu birkaç kilo meyve ile birkaç adet zerzevat taşıttırmıştım. Tamamı beş kilo etmezdi.
O zaman da küfeci;
-E be a'bicim sen de para çok herhâlde... Bunları eve taşıyamam mı? Diye sitem etmişti.
Bilmem ben mi çok iyi niyetliyim, yoksa insanlar bu paraları çok mu zor kazanıyor? Verdiğim üç-beş lira beni neden fakir etsin. Hem Aldığım maaştan bir parça da olsa onların da payı olmuyor mu? Ben veznede onların yatırdığı elektrik, su faturalarından, vergilerden almıyor muyum maaşımı? Öyleyse maaşımın bir kısmı onların. Onlar para kazanamazsa ben de kazanamam...
Yaşlı amcanın gösterdiği yere oturturdum. Elini sırtıma koydu. Mahcup bir tavırla
-Kusura bakma evlat. Dedi.
-Olsun amca. Dedim. Olur böyle şeyler.
-Öyle...
Amca diyeceklerini anlatmadan önce derin bir nefes alıp öksürdü, öksürünce içi acıyor gibiydi.
-Hasta mısın amca? Dedim.
- Yoo yo gayet iyiyim. Yoruldum biraz, sinirim de ondan. Onca yol taşıttı Şirret...
-Kimden bahsediyorsun.
-Senden önce pazarını taşıdığım kadın.
Güldüm... Ama gülünecek bir şey yoktu besbelli. Gülüp yere eğilince fark ettim. Amcanın pantolonu yırtılmış, bacağı kanıyordu. Oraya baktığımı görünce devam etti.
-Eşek sandı bizi her hâl... Yükledikçe yükledi... Araba tutsana a be gâvur... Görsen iki dirhem bir çekirdek.. Cebi kaynıyor da Arabaya verecek parası yok..
-E bacağın neden kanıyor amca?
- Onun eseri işte... Yükledi gâvur... Yükledi gâvur. Düştüm... Savrulduk. Zerzevat bir yana, ben bir yana... O zoruma gitmedi... Söylediği hakaretler ağza alınır gibi değildi... Bırakacağım bu işi amma... Ev ekmek bekler... Elektrik, su var.. E önümüz kış ya.
-Anladım, anladım amca... Takma kafanı... Olur böyle şeyler.
- Olur, tabi olur ya... Kadına da üzülmedim değil elbet. Düşerken küfenin ucu ayağına değdi. Acımıştır...
Olsun... Sen gel de şu yaranı pansuman edelim önce.
-Yok, yok evladım. Seni de üzdüm. Hakkını helal et. Ben eve varırım şimdi.
-Yok, yok bırakmam. Vallahi olmaz.
-E öyle diyorsan...
Amcayı alıp az ötedeki eczaneye götürdüm. Küfe de, zerzevatlar da orada kaldı. Olsundu...
İki kalfa amcayı oturtup bacağını açtılar, biri arka odaya ilaç almaya giderken diğeri yarayı temizledi. Neyse ki yara çok açılmamıştı. Amca gözünü yaradan ayırmıyordu. Kalfa pamuğu her sürdüğünde iç geçiriyordu, canı böyle daha çok acıyordu.
- Çevir amca kafanı dedi. Odadan çıkan... Öyle daha rahat edersin.
Amca kafasını cama çevirdi. Bir şeyler diyecekti. Gözleriyle dışarıyı işaret edip, söylendi
-Geliyor Şirret...
Bakmadım. Amcayla ilgilendim. Arkamdan el dürttü beni...
- Haluk... Burada ne işin var?
- Asuman...
Amcaya bakıp, yere düşen yüzüne baktım. Birden doğruldu. Bir Asumana bir de bana baktı.
- Onu tanıyor musun?
Bu suçu sanki karım değil de ben işlemiştim. Utandım, Sustum.






Erdal ARSLAN
(Yarım Kalan Öyküler adlı kitabından)



Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  küfe.jpg
Görüntüleme: 388
Büyüklüğü:  84,6 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 11:35


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum