Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİR > Hergüne Bir Şiir

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #2491  
Alt 13-01-2018, 20:19
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart Turgut'a

Turgut'a


Eylül mezarlıklarından şimdi her gece
ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım
Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül
Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında
durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar
hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda.
Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları
Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar
gizli bir tarihin yarıklarını
doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp
kambur yollarında ceza okullarının
aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve anamız
şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez
yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi

Islanınca esmer defterleri yüzümüzün
bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı
çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin.
Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle
çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin
Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz.
Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede
yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık.
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım
durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.

Onat Kutlar
Alıntı ile Cevapla
  #2492  
Alt 18-01-2018, 21:19
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart D u v a r

D u v a r


Zamanın aynası boş
Kader dediğin ip boynuna dolanmış
Çok uluslu ikilemlerin ortasında
Şu sessiz çoğalan diller
Irkların ve dinlerin birbirine geçtiği bir anlıkta
Yanyanayken farklı
Ama aynı gibi insanlığımız,
Bir soysuzluk idealinin sonunu hazırlayan düşünce
Maddenin sana dönüşen ruhunda ölü,
Bu kültürlerin kavşağında eriyen bilincin odası
Önümüzde duran bir uçuruma düşmüş
Bütün bir sanat tarihi
Bir dehanın gözyaşları
Sonsuz boşlukları saran eski bir ses şimdi;
Bu yön duygusunu kaybetmiş
Çarptığım duvarlar
Birer insan mı?


Erkut TOKMAN
Alıntı ile Cevapla
  #2493  
Alt 22-01-2018, 13:32
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart Gece

Gece


el ayak çekildi
gecenin gölgesine bir düş gibi uzandın
kızının üstünü örtmüştün
kolunda uyuyup kalmış karın
gölgen suya değse ıslanır şimdi

acemisin biliyorum
elin ayağına dolaşıyor günü denerken
bir gerçeğe parmak basar gibi
basamıyorsun da ölümün tetiğine
kırkyalan sözcükler kesiyor rüzgarlarını
onun için aylar var ki
zorla uyduruyorsun kendini her role
susturamasan da kafandaki o sesi

dün de bugün gibi
dün de bugün gibi

öfken de bundan
kibar şairlere gülmen de

tuhaf bir adamsın vesselam
canını sıkan bir sokağı
boyuyorsun da
kırmızıya
bir yaprak düşse dalından
altında kalıyorsun

hiçbir şeyin uymuyor kitaplara

ama gel bu sabah
karını öperek uyandır
işe mişe de gitme
kızına kahvaltıyı sen yaptır
sonra pırıl pırıl günü tak yakana
yeni bir hayatın önsözü gibi
kentin kalabalığına karışıp yürü
kimse korkmasın bakışlarından
üstün başın boydan boya gökyüzü
çocukların ellerine bulaşsın dursun

nasıl olsa
hala güzel masallara inanıyorsun

Enver Ercan
Alıntı ile Cevapla
  #2494  
Alt 13-02-2018, 22:55
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart Filizkıran Fırtınası

Filizkıran Fırtınası


gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
evler yemen türküsü
sokaklar seferberlik
öyle bir gariplik ki
öyle bir tedirginlik
yaz başında güz sonrası


ayvalar çiçekteydi
güller daha tomurcuk
açıl demişti güneş
açılmıştı kıraçta kış elmaları
çözül demişti güneş
çözülmüştü yılanlar karanlık odalarında
dallarda yuvalar tüy kokuyordu
düğünçiçekleri şenlikli


gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
ne dal kaldı ne tomurcuk
yerden yere çaldı otları ağaçları
insan yüzlü bir korkuluk
üşüdüm dünyalarca
baskın yemiş bir kent gibi üşüdüm
sergen etti filizleri sapsarı bir karanlık
bahardan kışa düştüm


acılı günler gördüm
sığdıramam bir tek günü bir koca yıla
geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında
nice baharları kışlara gömdüm
uzak düştüm yelinden yelvesinden acılı yurdun
uzak düştüm umudundan mutundan
yomundan uzak düştüm
bunaltının böylesini görmedim


severim fırtınanın her türlüsünü
ormanlar uğultulu sular dalgalı
severim filizkıran fırtınası'nı
kırıp kanatmıyorsa sevincin türküsünü
nerde benim baharım
dalım yaprağım nerde
gece çökmüş üstüne kerpiçsel yalnızlığın
sanki kaplan pençesinde bir manda böğürtüsü
ne kuş kalmış ne çiçek
ne kırmızı ne yeşil
sapsarı karanlıkta yerler bahar ölüsü



Hasan Hüseyin Korkmazgil
Alıntı ile Cevapla
  #2495  
Alt 17-02-2018, 19:39
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart Toprağa Düşen


TOPRAĞA DÜŞEN

Ona "Haydi
Savaşa dediler
Başkaca birşey
Söylemediler

Aldılar köyünden
Davulla zurnayla
Geride üç çocuk
Bir eş ve bir ana

Eline bir silah
Tutuşturdular
Ve karşılaştı
Düşman ordular

Vurulup düştü
İlk çatışmada
Göğsünde bir oyuk
Üç delik alnında

"Ey bu topraklar için
Toprağa düşen"
Bir karış toprağın
Var mıydı yaşarken?


Ataol BEHRAMOĞLU
Alıntı ile Cevapla
  #2496  
Alt 22-02-2018, 23:58
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart MERAK

MERAK


siz şimdi bana bir kucak
gökyüzü getirebilir misiniz demirörgülerle parçalanmamış
suda serin suda pırıl pırıl akan bir yaprak
bana çiçek kokusu bana deniz bana toprak
boyunca mayısa batmış bir ağaç büyütebilir misiniz bana
verebilir misiniz muştusunu silahları susmuş bir dünyanın
aç doydu güneşe sarındı çıplak-diyebilir misiniz
söyleyin bana
okuyabilir misiniz kurtuluş haberlerini şiir tadında
-güney afrika'da
kara öfke
kara bir kartal
gibi kondu
karanlığın gözüne
alaydınlık bir sabah doğdu
zencilerin yüzüne-
mesela

gencecik ölüp gitmek birşey değil
şu kahrolası merak olmasa

Eylül 1985

Nevzat ÇELİK
Alıntı ile Cevapla
  #2497  
Alt 24-02-2018, 13:24
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart Günler Perişan

Günler Perişan


yırtarak geçiyor kalbimizden
hayatı da törpüleyen zaman

şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde hayat
hem acıya, hem acıya benzer
gün ölümle başlatıyor hayatı
her şafak taze bir ölünün üstünde doğuyor
her sabah ölümü anlatıyor gazeteler
sol köşede ölümü kutsallaştıran bir fotoğraf
yeni bir cinayetin röntgenini çıkartıyor gövdeme
beynim sabırla keskin
iğdişliyor haber bültenlerini, yorumları, sahte ölüm ilanlarını
bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir
gelirse de bilinir nerden ve nasıl
böyle ölümün yücedir adı
ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası
çünki ölümün kanıdır besleyen
bir başka baharın tohumlarını
şuramızda birşey var
bizi onduran şey
acıya saran
umudu kuşatan

kalbim: kalbim mi desem
var kalbim: yaşayan ben
hayatla ölümle cinayetle
gazetelerde, radyolarda, eski üniversitelilerde
eski prof hocalarla
yaşayan ben: geç mi kaldık/kabul edemem
ah benim sevgili annem
oğlunda elbet yurtseverden
birgün bırakırda sizi yüzüstü
yüzüstü değil: elbette bizüstü
bırakır da: kötü sarmaşıkları, yaban güllerini
bırakır da: sekizyüzlük hırtları, şunları, bunları
giriverir senin sıcacık kucağına
yani hem sana karşı, hem senin için
giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına
ölüm mü dedim annem
ölüm senin gibi güzel annelerin
senin gibi güzel çocuklar feda etmiş
o tarih atlasında
bir kırmızı gül olur ancak
koksun diye çocukların bahçesi

şuramızda, tam şuramızda
kanserli bir virüs gibi kanımıza karışsa da bizi yaşatan günler perişan

işte bir bir kırıyorlar dalıylan
yeryüzünün olgunlaşan meyvelerini
çünki biliyorlar vakit dar
oysa dalları kırılmayan ölür mü sonsuz ağaç
hayatı pekiştiren kökümüz var
dünyayı emeğe kazandırmak için
hayata ve ölüme sonsuz bir anlam veren
kanağacına sözümüz mü var

biz şimdi gidiyoruz gibi ya dostlar
birgün döneriz elbet
acısız, adsız

ölümsuyu sürünün
sürünün ölümsuyu
bir ölü bir dirinin kanıdır
besler hayatsuyu

şuramızda, tam şuramızda
tarihe nasıl anlatsam

ey anneleri korkutan
bizi yaşatan kan

günler perişan


Arkadaş Z. Özger
Alıntı ile Cevapla
  #2498  
Alt 28-02-2018, 14:29
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart Kırmızı deynek



kırmızı deynek


havanın yüzünde bir kırlangıç sürüsü
ve yabanıl ak atlar doludizgin
bu sabah, bu sabah öylesine güzel ki
bu sabah yağmur yağacak
bu sabah gün açacak
bu sabah tekmil tomurcuklar patlayacak
bahar patlayacak
köpükler, bulutlar patlayacak
özlemlerin en güzeli, tozlu bir özlem
topraktan yeni çıkarılmış
üç bin yıllık yunan şarabı
atların kara gözleri
ve ben kederden geberiyorum
tam yalnızlıktan gebermenin de sırası
senin ellerin güzel
bir damla duman ovanın üstünde
bir damla ak bulut, altına batmış,
yeşile batmış
bir damla sıcacık, bir damla ışıltı
sımsıcacık tutuyorum
sımsıcacık tutuyorum bir şeyi
önüme bir adam çıkıyor
amma da kocaman gözleri var
amma da çok ağlamış
amma da çok çiçek açmış
amma da çok yüreği,
amma da çok yüreği sıcak
amma da çok yalnızlıktan geberiyor
amma da çok mavi tutuyor
bir avucunda öylesine bir mavi ki,
amanallah bir mavi ki,
bir top, bir yumak mavi ki,
işte o kadar
marlin monronun gözleri
işte o kadar
marlin monronun gözleri
işte o kadar
köpoğlu köpekler, zalimler,domuzlar,
adam olmazlar, kan içiciler,
kefen soyucular,
açların gözbebekleri,
darağaçları kadar iğrençler
sevmemiş, ama hiç hiç hiç sevmemiş,
sevilmemişler…
marlin monronun gözleri
işte o kadar
duru bir denize benziyordu der miyim
bir alaca şafağa,
seher vaktinde çiçeklere,
aydınlk bir akar suya benziyordu
der miyim, kederden çıldırıyordu,
utançtan kahroluyordu
der miyim
marlin monronun gözleri
işte o kadar
işte o kadar
işte o kadar köpoğlu köpekler
yağmur yağacak, yağmur yağacak
güneş açacak, gece olacak, bahar gelecek, kar yağacak,
sıcaktan kavrulacağız
yağmur yağacak,
bir yağmur yağacak
havanın yüzünde delişmen bir kırlangıç sürüsü
senin ellerin ne güzel
tuttum mavisini toprağa çaldım,
tuttum mavisini denize attım,
tuttum mavisini bahara vurdum,
tuttum mavisini güneşe verdim,
tuttum mavisini,
tuttum mavisini ak bir atı nalladım
tuttum mavisini ağaçlara fırlattım
dünyanın bütün ağaçları,
dünyanın tekmil bulutları,
dünyanın tekmil güneşleri,
dünyanın tekmil
yaaa, dünyanın tekmil insanları
senin ellerin ne güzel
sarı çiçek sarvan kurmuş oturmuş
bir nergis ovası çukurovada
bir nergis ovası çukurovada
bir nergis ovası
bir nergis
her yıl böylesine açar
sonra birdenbire yağmur durdu, bu ne hal
toprak kuruyuverdi
toprak çatlayıverdi
bir adam çıktı karşıma, dudakları çatlayıvermiş
sarı bulaşmış saçına
rüzgar bulaşmış,
kırmızı bir yağmur bulaşmış
bir tomurcuk yağmur
çok ötelerde bir yıldız ışılıyordu, uzak mı uzak
geldi ayağının dibine düşüverdi,
tozu dumana katmış geliverdi
uğnuuunup geliverdi
bir turna sürüsü, marlin monronun gözleri,
marlin monronun gözleri
marlin monronun gözleri
işte o kadar
siz şapka da giyiyorsunuz
hem de şapkanız o kadar gözel ki,
vallahi de güzel billahi de
siz ne güzel yemekler yiyorsunuz
siz bulutlara bakıyorsunuz
siz kapıları açıp kapatıyorsunuz
ne güzel
siz uzun kısa adımlar atıyorsunuz, değil mi
sahiden ne güzel
oğlunuz kızınız var mutlu mu mutlu
yağmur altında da dolaşırsınız,ben bilmez miyim
omuzlarınıza kar da düşer, ben bilmez miyim
bilmez olur muyum
boyunbağınız öyle bir oturdu ki yerine
bu sabah aynada gördüm
ben bu aynayı kırmayacağım
deli misiniz be
bu ayna türkü söylemesini bilir
uçak olur uçar,
tren olur, tren, uçsuz bucaksız ovalardan geçer
hem de ıssız, hem de kimsiz kimsesiz
hem de dumanı var
hem de dumanı gelir yarı aç yarı tok, yarı yer altında,
yarı yer üstünde bir köyün üstünde durur kalır.
hem de hiç utanmaz
utanmaz oğlu utanmaz
bu aynadan bir atom bombası olur ki
bir atom bombası
bir atom bombası
öyle bir atom bombası ki
bomba derim sana
bir dudağı yerde
bir dudağı gökte
bir atom bombası ki
at kuyruğu gibi dökülüyor ışık
öyle değil mi
ulan köpoğlu,
ulan adam azgını
neyinle öğünüyorsun
neyinle öğünüyorsun
neyinle neyinle, neyinle ulan iki gözü çıkası
arkana bir dön baksana
daha dün değil mi
bu aynadan bir atom bombası olur ki
siz yapmazsanız ben yaparım
alimallah bu aynadan bir atom bombası dökerim ki,
bir atom bombası
ama ne atom bombası
göz açıp kapayıncaya kadar, şu bizim allı dünya pullu dünya
hani tomurcuları açardı ya
her bahar deniz gibi köpürürdü bahardı
hani denizi bahar gibi
göz açıp kapayıncaya kadar
bir varmış, bir varmış bir varmış,bir varmış
size diyorum bir varmış, size diyorum bir varmış
bu aynadan bir atom bombası dökerim
alimallah dökerim
öğündüğü şeye bak itimin
öğündüğü şeye bak
öğündüğü şeye bak
sus ulan, sus ulan, sus ulan yılancıklar çıkarası
ulum ulum ulası
sus ulan
sus ulan hürriyet için, sus ulan hürriyetimiz için
hürriyet de de dur orada
siz hiç utanmıyorsunuz
ben sizi hiç sevmiyorum
siz hiç utanmıyorsunuz
ben bu aynadan bir de ak bir kuş dökebilir
güvercin sandınız değil mi
avcunu yala tatarağası
ağzına bir de yalancı zeytin dalıveririm sandınız değil mi
ben bu aynadan daha çok şey yaparım
üstümüzdeki gökyüzünü alır götürürüm
üşümem deyin haydi
haydi bakalım
senin ellerin ne güzel
altınızdaki toprağı da alır götürürüm ha
bana mı ne
vay namuzsuz vay
işte bunu bilmiyordum
marlin monronun gözleri
işte o kadar
bakın ben bu aynadan…
söylemem, çatlayın, patlayın
söylemem işte.
bana bakın, ben hiçbir şey söylemem
birisi ne diyordu geçende
dünyanın bütün adamları, yani sözüm ona insanları
bir insan olsa… bir tek kocaman insan.
ne olurdu
ne bileyim ben
ne yaparlardı
ne mi yaparlardı
durun azıcık düşüneyim
ben bu aynadaaaan… hıııım…
durun durun azıcık düşüneyim.
sen ellerin ne güzel
işte o kadar canım efendim
güzel sultanım
ne darılıyorsun
sana bir şey demedim ki
kızdırma kafamı
bir eline ak bir gül veririm
bir eline de ayna
gül oyna sevdiğim gül oyna
bir eline bir kedi yavrusu
yeni doğmuş,
daha ıslak ıslak
bir eline… dur azıcık düşüneyim…
amma da acelecisin güzelim…
bir eline bir eline
bir elinde kedi yavrusu
ben bu aynadan atom bombası yaparım
bir eline
ben bu atom bombasını
bir eline…
birdenbire aklıma ne geldi biliyormusunuz
nerden bileceksiniz
durun bir söyliyeyim size
ne geldi aklıma biliyor musunuz
gidip bir akar suya
su pırıl pırıl,
su aydınlık olmalı
su, bizim savrun suyu gibi güneşli,
dibine kur’an düşüşünde okunmalı
gidip yüzümü bir iyice yıkamalıyım
birinde, bir yaz günü ben bir yolda yürüyordum
yol çok tozluydu
baktım yolda bir karartı
ne olacak bir hasta kız çocuğu karartısı
nerede olacak, tabii çukurovada
bombay dolaylarında öylesi ne gezer,
arabistan çölünde de aramayın
canım başka yerde ne ararsınız
işte bizim çukurovada
çukurova yıldızlıdır
siz azıcık şişiriyorum sanacaksınız
hiç de değil
çukurovada yıldızdan gökyüzü gözükmez
inanmıyor musunuz
haydin siktirin,
haydin cehennem olun
hangi taş büyükse gidin başınızı ona vurun
bizim çukurovada toprak bire kırk, bir elli verir
amerikada, amerika çok büyük biryermiş, çok çok
merhametli adamları varmış
ne bileyim ben bize öyle söylüyorlar
çok iyi adamları varmış
benim bu işlere aklım ermez
vebali günahı söyliyenin boynuna
işte bu amerika toprağı da tamı tamına bizim
çukurova toprağına benzermiş
onlar bire yüz veren topraklarının ürününü denize
dökerlermiş
benim bu işlere aklım ermez
elimin üstünde sinek gibi aydınlık
şimdi birden aklıma bir karanlık geldi
sert, granit gibi bir karanlık mı desem
her neyse iki gözüm
bu kız çok hastaydı
bu kız sıtmadan titriyordu
bu kız öldü ölecek
ekin tarlaları sapsarıydı
güneşe batmış
kız tozlu yola upuzun yatmıştı
terli elleri çamur içindeydi
toz bulaşmış olacak
yani tozdan olacak
sonra çok titriyordu
ben hemen bildim, kız sıtmalıydı
sonra anası geldi, kızın başucuna oturdu
kız gerindi gerindi, bacaklarını uzattı
yolun tozlarına belendi
sonra kaskatı kesildi
bu kızın gözleri
yüzü hep gözdü
ne alın
ne kırmızı nar gibi dudak, yani narçiçeği gibi
ne yanak, ne çene, ne diş
belki ak dişleri ışılıyordu
aklımda kalmamış
işte koskocaman iki göz
hem de kapkara, derin, yalım karası gibi
siz hiç kapkara ateş gördünüz mü
inanmıyor musunuz
haydin cehennem olun
bizim çukurovada vardır
isterseniz gidip görün
haydin cehennem olun
bu kızın gözleri
işte o kadar
avcunuzu yalayın efendiler
size yoksulluktan söz açar mıyım
ben usta sanatçıyım
öyle tongalara basar mıyım
o kızın kara gözleri
işte o kadar
siz her sabah sıcak suyla yüzünüzü yıkarsınız
bazılarınız da soğuk suyu sever
ben sizi bilmez miyim
bunca yıl içinizde yaşadım
ekmeğinizi yeyip suyunuzu içtim
bir kahvenin kır yıllık hatırı vardır
ben bunu bilmez miyim
ben nankör müyüm
ben yemek yediği sofraya bıçak sokan mıyım
o kızın gözleri işte o kadar
siz asfalt yolda yürürsünüz,sonracığıma virtrinlere
bakarsınız, çocuğunuzu elinden tutarsınız
saçlarını okşadığınız da olur
öyle değil mi
karınızı öpersiniz
yalan mı
yapmayın demiyorum ki
o kız var ya, hani doktor bulamamış da yolun ortasına
boylu boyunca serilip ölmüştü
işte o kızın anası başucuna oturmuş kızın
ağıt söylüyordu
bu ağıt ne işe yarar mı diyorsunuz
ben ne bileyim, ben yedi tüla sahibi miyim
ben allame miyim, ben büyücü, ben kahin miyim
onun bunun gibi bir vatandaşım
çok merak ediyorsanız gidin ona sorun
kızının başucuna oturmuş sallanarak ağıt söylüyor
dünden beri de ağzına bir lokma koymadı
sesi de yanık mı yanık
yürek koymuyor insanda
ben böylesi seslere dayanamam,
yüreğim götürmez
sahiden çok merak ediyorsanız gidinsiz kendisine sorun
sahiden ne işe yarıyor şu ağıt
allaşaşkına gidin sorun
o kızın gözleri
işte o kadar
anasının gözleri
işte o kadar
gözleri daha çoğaltırım sandınız
beyler, paşalar, nah, aldandınız
beyler, ağalar
marlin monronun gözleri tamam
işte o kadar
neyinize yetmez ölü kurbağa suratlılar
muşmula soylular
siz olmuşsunuz
bana bakın açtırmayın ağzımı
siz, siz, siz…
ulan deli ediyorsunuz be adamı
haaa, senin ellerini unuttum, senin ellerin çok güzel
uzun, ince, beyaz, kuğu tüyü gibi
ben, insanın ellerini severim
siz de mi seversiniz
etmeyin eylemeyin
eskiden olsa inanırdım, şimdi mi,
geçti o günler tosunum
ben o aynadan var ya atom yaparım,
atomdan ağaç yaparım, sonra da uzay yaparım,
ağaçtan su yaparım,
sudan ne mi yaparım,
sudan da bir nakışlı peri böceği yaparım
peri böeği insanların en yakın arkadaşıdır
ama ben aynadan atom yaparım
çiçek yaparım
bin yıllık sürecek bir bahar yaparım
öyle sembolik falan değil canım
düpedüz bahar işte
yağmurlu, ıslanmış çiçekle
sonra genç insanlar birbirleriyle çok yatarlar baharda
ben bu dünyada genç insanların biribirleriyle
yatmaları kadar güzel bir şey görmedim
müthiş gerinirler
sonra böcekler de çiftleşirler
görmedim ama, mutlaka onlar da, deli gibi geriniyorlar,
tattan çatlayacak gibi oluyorlardır
hani izmirde olgun, kocaman ballı incirler sarkar dallardan
hani sapsarı
hani tattan yarılmıştır
işte cümle mahlukatın gençleri böyle çiftleşirler
atların burun delikleri
bir de sağrıları
arıların, kelebeklerin kanatları
insanların bellerinin orta yeri titrer
başka yerleri de titrer ama
en çok belleri titrer
işte böyle adam gibi, bin yıl sürecek bir bahar yaparım
ben gönlü güzel, gönlü ganikişiyim
düpedüz adam gibi bir bahar
aynadan atom, atomdan su, sudan deniz,denizden kuş, kuştan solucan, solucandan adam, adamdan ateş, ses yaparım rüzgar da yaparım, koku da… gönlünüz ne isterse onu yaparım.
kürk manto ister misiniz
ciddi söylüyorum
siz alay ediyor sanıyorsunuz ya…
marlin monronun gözleri
işte o kadar
anası başucuna oturmuş, şimdi hiç kımıldamıyor, ağıt yakmayı unutmuş
bir şey mi söylediniz kadına
ayıp ayıp
çok ayıp etmişsiniz
az daha unutuyordum,
bir de ne vardı, ben bilmem ki onları, hani çok yüksek bir ilim… gene alay ediyor sanacaksınız…bilmem alay edilir mi
vallahi büyük saygım var
hani o fiyat teorisi var ya…matematiğin ekonomisi…
bir de o vardı işte, çok saygıdeğer… bizi adam eden
kim yaptı atomu, kim öğünüyor, kim gitti uzaya, kim öğünüyüor
bu işlere karışmak kıl-ü kali muciptir
yüksek matematiktir ve de bilimdir
dilinin altındakini biliyoruz diyeceksiniz
iki milyar aç, iki milyar ekmeksiz
iftira ediyorsunuz,
yalan söylüyorsunuz,
hiç öyle bir niyetim yoktu.
siz bu laflara çok alışıksınız, duya duya kulağınızda
çan bitmiştir, kocaman kilise çanları
benim demek istediğim başkaydı
adamı söyletmiyorsunuz ki
allahınızı severseniz sözümü kesmeyin
bitireyim de ondan sonra
ne var bu kadar gürültü edecek
ben ayna yaparım, maşa yaparım, keçiler süt yapar, siz yapabilir misiniz
arılar da bal yapar deyim de gülün
ulan size bu fırsatı vermeyeceğim
üstüme çok güldünüz
tohumlar bitki yapar tohumlar
adam yapar, insan yapar, yürek yapar
demirci örsü gibi, kıpkızıl ve güzel ve çiçekli ve aydınlık
ve dertli ve sımsıcak, al da canının içine koy ve gözü yaşlı
ve ölüme ve zulüme
ve adamın adam öldürmesine karşı
ve soyguna karşı,
ve köleliğe karşı
izmirin içinde aynalı çarşı
parisin içinde aynalı çarşı
londranın, newyorkun ve pekinin ve moskovanın içinde
ve tekmil dünyanın içinde ve tekmil evrenin içinde
aynalı çarşı
bizim çukurovada ayna falına bakarlar
ve aynada umut yolları
ve ben demirci örsü gibi kocaman ve kıpkızıl ve sağlam
ve güzel, hem de aydınlık, hem de yıldızlı, hem de sıcacık eser…
ben daha ne yapardım
ben sevda yaparım, şehvet yaparım, arılar çiftleşirler, bereketli
bin yıllık bahar… isterseniz azıcık kış, azıcık güz…
yazı da ister misiniz…
açın önünüzdeki nakışlı mendili
korkmayın açın canım
bakın ne çıkacak içinden
tuh be, tuh yüreğinize, ben de sizi bir adam sandım
havanın yüzünde bir kırlangıç sürüsü
çok hızlı uçar kırlangıçlar
yuvalarındaki civcivlerin ağzı sapsarıdır
görmediyseniz nasıl anlatayım size, sapsarı, sapsarıdır
senin ellerin ne güzel
sahi beyazdı ellerin
başparmağının üstüne peri böceğini ben koydum
sen uyuyordun
farkına bile varmadın
sen biliyor musun dünyada ne kadar çok peri böceği var
ben o kadar çok gördüm ki
sen biliyor musun dünyada ne kadar çok karınca var
ve ne kadar karınca doğup ne kadarı ölüyor
bir düşünse adam deli olur be
ya balıklar
ben sadece senin elinin üstüne bir tane peri böceği koydum
peri böceği hoşuma gider de ondan
kırmızı hoşuma gider de ondan
üstünde kara benekleri hoşuma gider de ondan
bazısında da ak olur işte onun için
bak gelir seni uyandırırım
sen şarabı sever misin
bana son günlerde dokunur oldu
içmeden de olmuyor ki birader
işte o sıcak yağmura, işte o uzak sıcak yağmura
varıp da alnını dayayan bendim
bütün ağaçlardan ayna yapacağım
bütün çiçeklerden, bütün denizlerden, bütün çiçeklerden,
dünyanın bütün balıklarından ayna yapacağım
aynalardan atom yapacağım
petrolden de ayna yapacağım
işte öyle kokacak
bir de bir ışık yapacağım
sizin inadınıza
yalnız be yalnız size inat olsun diye
izmirin altın sarısı güz salkımlarından
çukurovanın altın sarısı başaklarından
afrikanın altın sarısı karıncalarından
zencinin ak dişlerinden
zencinin ak dişlerini hiç yabana atmayın
ama hiç yabana atmayın
parıltısını iki günlük yoldan görürsünüz
bir gülmeye görsün
zencinin dişlerinden ışık yapacağım
bir tutam ışıktan bir fil yapacağım
onu da salıvericiğim bengal ormanlarına
şu bengal ormanlarını bi rgörmüşlüğüm,
yok yok bir duymuşluğum var
bengal ormanının otlarından,
bir de yapraklarından,
haydi çiçeklerini de ihmal etmeyeyim,
şiir olur da çiçeksiz olur mu
bunca çağların şairleri aptal mı
çiçeksiz bir tek şiirlerini gösterebilir misiniz
bir de çiçeklerinden,
bir de kuşlarından
bir de yaban arılarının kanatlarından
bir de ağaç köklerinden
bengal ormanlarının ağaç kökünden olmazsa olmaz
ben biliyorum büyük bir özelliği vardır bengal ormanlarının
bir de asyalıların
sarı ve de ak derililerin
el ve ayak tırnaklarından
bir de şimdiye dek söylenmiş bütün türküleri toplayacağım
ama dünya kurulduğundan beri söylenmiş bütün türküleri
aşk ve hat üstüne
aşk ve şehvet üstüne
aşk ve toprak üstüne
aşk ve ölüm üstüne
ölüm batsın
ölüm yerin dibine, dibine batsın
gözüm görmesin şu ölümü
gözüm görmesin ölümler
gözüm görmesin
görmesin
başım dönüyor
ver elini, ver elini, ver elini
gözüm görmesin ölenleri
ver elini
ellerin ne kadar da sıcacık
işte ben bütün bunlardan ışık yapacağım
var mı bir diyeceğiniz
yeni doğmuş bebelerden atom yapacağım
bakın görün ki bütün ağaçların kökü ışık olmuş
bakın görün ki bütün yapraklar, dünyadaki bütün yapraklar
gece gündüz balkıyıp durur
yalnız bengal ormanındakiler değil
karanlığın damarlarına bir kan yürüteceğim
pul pul ışık
pul balkıyacak
karınca ayaklarından, balinanın çenekemiğinden,
tekmil arıların kanatlarından,
yılanların yalım kırmızımsı dillerinden
çocuklara oyuncak yapacağım
bengal ormanının fili yavrulamış
her biri bir top ikiz ışık
seni gelir uyandırırım, şu budeğil, hayal mayal değil
gelir seni düpedüz uyandırırım
sevgilim değil misin
gözlerine bir top ak bulut sürerim
bir damla çin seddi yağmuru
ışığı şarap yaparız
ediyorum ediyorum uyanmıyorsun
amma da çok uykun varmış be sevgilim
şu ölümlü dünyanın yarısını da uykuya ve
olur mu ya, olur mu ya sevgilim
halbuki ben ışıktan gece
geceden hayat yaparım
canım sıkılırsa dünyanın bütün gecelerini toplarım
bak, hepsini hepsini hepsini toplarım
bir damla gece bırakmam şu sizin dünyanızda
bak karışmam ha, bir damlacık bırakmam
ilaç için bırakmam
torlar toparlar hepsini götürür kafdağının arkasına
hapsederim
eline ayağına zincir vururum
ne yaparsınız o zaman
elini ayağını kırk kat urganla bağlarım
ne etseniz neyleseniz kurtaramazsınız elimden gecelerinizi
gecesiz ne yaparsınız
deli olursunuz be
bütün gecelerinizden bir top kapkara mermer yaparım
gelir seni uyandırırım
dudaklarını öperim
uykulu, tuzlu, azıcık acı dudaklarını
sen şehvetten deli olursun, gerinirsin
alnın terler
hiç mi görmedim seni
şehvetten etine bıcak sokulmuş gibi bağırırsın
hiç mi rastlamadım sanıyorsun
ben rastlamadımsa gagarin rastladı
gagarin neden ne yaptı acaba orada
gagarin ne düşündü acaba orada
gagarin ne duydu acaba orada
anlatsana be gagarin
anlatamaz ki, söyleyemez ki, bilemez ki
dilinin ucuna gelir, belki de gelmez ki
gagarinin eli dokundu oraya, ışığın köküne eli dokundu
karanlığın köküne eli dokundu
ne mutlu bana
gagarin hiçbir şeyi söyleyemez ki
gagarin marlin monronun gözlerini görmüştür
ne var o kızın gözlerinde
gagarin söyleyemez ki
çukurovadaki kızın gözlerini ben gördüm
anlatmaya dilim yetmez ki
ben diyorum ki size, ben aşkın ve ümidin adamı
işte ben böylesi bir adam
ben diyorum ki size
bir dil bulacağız her şeye varan
bir şeyleri anlatabilen
böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük
dolaşmayacağız bu dünyada
her şey her şeyi söyleyebileceğiz bu dünyada
her şeyi birbirimize
gagarin ışığın yapraklarını birbir anlatabilecek
dünyada iki buçuk milyar çift el
bir gün göreceksiniz ki bu iki buçuk milyar çift el
iki buçuk milyar kere ışık dokuyor
söyleyin bana hoşunuza gitmez mi
ışık vazgeçtim
şöyle bir gözünüzün önüne getirin ki
dünyada bir tek insan bile kalmamış
çiçekler, böcekler, hani şairlerin anlata anlata bitiremediği bir dünya
ama bir tek insan yok
ben bu dünyayı sizin başınıza çalarım
ben bu dünyadan öfke yaparım
kudurmuşluk yaparım
sözden öfke yaparım
at kuyruğu kılından,
şahin teleğinden öfke yaparım
karınca ayağından,
örümcek ağından öfke yaparım
gölgeden öfke,
böcekten,
tekmil böceklerden öfke yaparım
demirden, bakırdan, çelikten, tunçtan
kayadan, taştan, elinizdeki atomdan
gagarinden,
bütün bebeklerin, doğmuş doğacak bebeklerin,
doğmuş doğacak eniklerin,
doğmuş doğacak bahar taylarının
doğmuş doğacak buzağıların,
doğmuş doğacak civcivlerin,
doğmuş doğacak kertenkelelerin,
gözlerinden öfke yaparım,
kudurmuşluk yaparım
aynalardan atom yaparım,
ulan neyinizle öğünüyorsun be
yabanıllar, kan içiciler, verin o elinizdeki oyuncağı
kızdırmayın kafamı insan yüreklerinden öfke yaparım,
öyle bir öfke ki
kızdırmayın kafamı
haydi defolun başımdan
tekmil aynalardan atom yaparım
haydi haydi cehennem olun başımdan
havanın yüzünde bir sürü leylek,ak leylek,
zambaklar gibi açılmış
ne diyordu türkmen karısı
leyleğin ayağı kırmızı deynek.


Yaşar Kemal
Alıntı ile Cevapla
  #2499  
Alt 03-03-2018, 11:02
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım

Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım


Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun

İlhan BERK

(Deniz Eskisi)

Alıntı ile Cevapla
  #2500  
Alt 06-03-2018, 16:05
Hâdiye Kaptan Hâdiye Kaptan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 1.222
Standart Son mektup

SON MEKTUP

Ey yar, bu mektubu aldığın demde
Kara topraklara verdim kendimi...
Herşey bana engel oldu alemde,
Bir coşkun nehirdim, yıktım bendimi.

Benim gönlüm doğusundan deliydi;
Başka dünyaların şaşkın seliydi...
Bunun böyle olacağı belliydi...
Her şey biter sel yerine döndü mü...

Dünya durmaz, bahar olur, kış olur,
Belki senin gözün yaş olur,
Ben garibim, benim gönlüm hoş olur,
Sevdiklerim ayda yılda andı mı...

Yıldız olur sana ışık tutarım,
Bülbül olur pencerende öterim.
Yer altında belki rahat yatarım
Yer üstünde çektiklerim dindi mi...

Şimdi yaşamayı tatlı bulursun,
Koşarsın, gülersin, tez yorulursun,
Bir gün olur yine bana gelirsin
Deli gönlün yaşamağa kandı mı...

Sabahattin ALİ
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 09:00


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum