Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Şiir Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 07-05-2010, 07:36
metin akdeniz metin akdeniz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: May 2010
Mesajlar: 4
Standart Kırık Kalpler Ormanı

I.

bir küçük tesadüf…
diye yalvaran gözlerle
oyunun yönetmenine bakıyor kadın
zayıf noktasını biliyor onun
ordan vurmak istiyor
o bir zaaf uzmanı
ama suflörün verdiği
repliklerden kaçamazdı.


bir küçük tesadüf nolur…


yüzünde balkonunu arayan bir saksının
çiçeksizliğinden yükselen
kirli bir geçmişin şölensel sahnesinde;
dağına veda eden çığ’ın son gösterisi.


bedenini,aklını ve yüreğini
post modern bir hiçliğin
emrine veren ruhu ezilmiş kadın
tesadüfler tanrısıyla rüşvet pazarlığında.

hiçindeki düşünceleri taşıyan trenin
camları açılıyor ve aniden
boşalıyor kadın kusmuk kusmuk
raydan çıkan bir ölü yaşama çarpıyor
lütfen şifreyi giriniz;

“her türlü kötülüğün amından çıkanların
keyfine gönüllü köle oldum ben,yeter mi
bu mu duymak istediğiniz?”


diye kiralık bir itirafla yerleri pisletiyor
suflör treni durdurup araya giriyor ;


burası kırık kalpler ormanı
bütün tesadüfler dolu şu an
bütün fiyakalı roller kapılmış
şimdi şunu tekrarla;


“yürünmüş bir sokağım ben;
herkes tarafından.



Koro:
herkes tarafından
herkes tarafından”



yönetmen acıyor
ve kadına bir şans daha vermek istiyor
suflör hayır diyor
yönetmen ısrar ediyor
suflör sus diyor;kaderin pin kodunu değiştirdim;yönetime el koydum
senin de bir rolün var artık;susmak.
ve kadına dönüp tekrarla hadi diyor;


“yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş
rengarenk ve emanet oyuncaklardan ibaret.”



alevden küle yolculuk başlıyor
ömrünün ortasına atılmış bir taşın
üstündeki kana iyi bak
unutma bahçesine gömdüğün
aşkların bumerangıdır.


görülmüş bir rüyasın artık
herkes
tarafından.



koro:
herkes
tarafından.



gece yüklü bir kamyon uykularını solluyor
kimseye söyleyemiyorsun
ve kadrajda hayatla kafa kafaya çarpışma anın
bir klik sesiyle ölümsüzleşmeyi bekliyor.




II.

ömrüme iliştirdiğim
toplu mezar çiçeklerinin sözcüsü
ruhlarını yanına almadan
çello çalan kadınlara öfkeyle bağırıyor;


koklayın ve öyle çalın
ilgilenmeniz gereken cesetler için
biraz saygı lütfen.



iz tarlasındayız
her türlü sararmış ot
bir kıvılcım yalnızlık yanığı taşır
bak;yüzüme musallat ipek böceklerinin
toplu vedasına ötede verilen ad;kelebekmiş.
ama öyle ikiyüzlüler ki o ölü taklidi yapan salon şairleri
kelebeğe uzun ömürler diliyorlar doğum gününde.


bak ve gör;
yakama yapışmış muhteşem keder
papyon gibi görünüyor kadrajda
ve hüzne aç bir şiir
adımı ihbar ediyor
uzman bir fırtınanın kulağına
ödüllü bir kaos için.


içime atılan el bombalarından
parçalanmış ülke masalları
yap kendine şimdi
ikinci el düşlerin şölensel anlatımında;
dağına veda eden çığ’a
ötede verilen a(n)d;aşk’mış.




III.

(Boşluk Döngüsü)

dün gece rüyamda birinin
beni sevdiğini gördüm
anestezi kullanmadan.
hissizleşmeyi tercih eden
adamların sözcüsüyüm
tanrının sessiz bir duvar gibi
tepkisizliğine karşı…
ve duvarlara bıraktığım
yankısını arayan ölü seslerin
en keskin yanıyla elimi kestim
kan,bıçak ve acı hala iyi bir üçlü
mobilyasız odalarda yaşayan
insanlar için bile…
ama boşluk;beni içine alan dudaksızlık.
ve apokaliptik bir bulutsuzluk döngüsünde
kendimi gömdüğüm
çamurdan bir gamze’nin içinde
biriken dibe iniş hikayelerini
içerek sarhoş olan
Self injury hastası kadınlara
karanlık bir hediyeyim
karanlık ki,ışığın kanıdır.*



nevrozlarını içsel bir ormanın uğultularıyla
özenle besleyen müzisyenlerin
düştüğü boşluktan çıkan tınıları alkışlayan
endüstri şehirlerindeki gri yenilgilerin çocukları;
hadi yabancılaşın kendinize
ve herkesin gözünün içine soka soka çıkın
en yüksek kalp delenlerin zirvesine
ve tükürün ağzınızda biriken zehirleri
kazananların açık yaralarına.







Metin Akdeniz
27 Nisan 2010



*Emirhan OĞUZ (şair)

Konu metin akdeniz tarafından (03-08-2012 Saat 10:27 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 01-08-2012, 21:26
metin akdeniz metin akdeniz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: May 2010
Mesajlar: 4
Standart ARZ EDERİM: PROTOTİP

Yenilmenin bereketli tohumuyla çoğalıyor
Peşime düşen kirli kraliyet
Ömrümü giydirip bilinmeze gönderiyorum kendimi
Bütün acımasızlığına rağmen çeşmelerin.



Kitaplarımı satıp yerine uzun bir koridor aldım
Sesin yankıyı yerinden oynatmasının
Kullanılabilir bir güç olduğunu anlatmak için
Sıra bekliyorum hayal kuyruğunda
Yalnızlık tasmayla dolaşıyor.



Ayakları nerden başlar tipik bir huzursuzun,
Göğün deliklerine
Doldurunca ruhunu.


Kanıt yok, Remzi, yok işte, çünkü tarihi hep katiller yazar
O yüzden önemli derecede bir veda sonucu bu âleme düştüm
Ve yaşlanmanın kenarına çömelip
Ürünsüz mevsimlere başladım bu yıl
Sözleşmeli çalışıyorum.



Bana en çok kenar bırakılmıştı hatırlıyorum
Bahçemde bir nehir var ucu kemirilmiş
Kenarında adım yazıyor çentiklerle süslenmiş
Bir de ağaçların ilgisizliği.


Az sonra toplu halde ölünecek makbuz karşılığında
Ekte sunulmuştur arz ederim
Ben bu meydanlara çıkıp slogan atanları anlamıyorum
Che’ydem kokulu düşleri görmüyorum uzun zamandır
Nazım’ı terkettim, davamı bıraktım
Edebiyattan soğumak için gece gündüz Birhan Keskin şiirleri okuyorum
Toplumla alakam sıfır.


Suriye’ye ne zaman gireceğiz
Meraktan ölüyorum.


Sonra maç izlemeye gideriz beraber şike’yet etmeden tanrıya
Alişen demişti bir gün herkes fenerbahçeli olacak
Ben hiç Fenevbahçeli olmadım
Aziz içerde manifesto yazmayı öğreniyor.



Maliye bakanlarını hiç sevmedim
Ruhumu referandumla almışlardı benden
Yıllık yüzde üçten fazla değer vermiyorlar dibi oyulmuş bilinçaltıma
Bir bilseler
Gün gelecek akabe gidecek
Remzi halka hesap verecek
Remzi, Remzi’nin gerçek ismi değil
Sahnede peruk olarak kullanıyor
Ayrıca hesap uzmanı da değilim
Çay ve simit eşliğinde en iyi vazgeçilmez olmayı
Düşünüyorum ilerde.
Garanti veriyorum yan etkisi yok kalbimin
Beni önemsiz bir cümlenin içinde
Tinsel amaçların için kullanabilirsin.



Dudakların kutsal bir kitap gibi manalar ummanı
Asıl mesele dudaklarındaki o şifreyle nasıl yaşayacaksın
Bunu en iyi Ömer Çelakıl çözebilir.


Ama rahat ol hiçbir sendikaya üye değildi tutunamayanlar
Oğuz’da değildi
Olric ise, sadece penaltı ustasıydı.

Türk-İş’i ef bi ay ajanlarının kurduğunu biliyor muydun?
Şef başkanını arar ve;


“Başkanım, öyle bir sendika kurduk ki,
bu ülkede yüz yıl devrim olmaz bu işçilerle,
rahat olun, Türkiye tamam”


Çok şükür aç değilim açıkta değilim
Edebi değeri yüksek bir
anlatim buzukluğundan
Besleniyorum
Halka MAL olmuş biriyim.



Sökülmüş aşklar taşıyan raydan çıkmış bir vagonun devamıyım
Bin yıl boyunca aylak bir adada
İskenderiyeli Hypatia ve Camille Claudel
Adında iki kadına âşık oldum
İkisini de koca memeleri olan yüzyılımla aldattım.



Sizden Amerikan sermayesi için ölmenizi istemedim ki
Sadece gidip bana ait olmayan bir arsada
Kusuyorum böyle zamanlarda, arsanın değeri yükseliyor
Gayrisafi milli hâsıla
Okşandıkça büyüyor, okşandıkça büyüyor, okşandıkça büyüyor
Uzuv nedir ki
Ona insan muamelesi yapın lütfen!



Beni her şekilde toplum içinde alt eder bir karınca bile
Bir kuş ayağıma çelme takabilir ruhani yolculuğumda
Hayat canı sıkıldıkça benimle oyun oynama hakkına sahip
Bir ilkbahar sabahı güneşle uyanmadım hiç
Görüyorsun işte, ben her gece her gece her gece
Sırf geceye anlam katmak için
Ankara’nın en büyük çöplüğünden topladığım sefilliğime
Ucuz sözcükler giydirince şiir olur sanıyorum.



Not: ben iyi bir Galatasaraylıydım eskiden
Cumavtesi anneleri oraya doluşmadan önce.



Metin Akdeniz
20 Nisan 2012
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 03-08-2012, 10:34
metin akdeniz metin akdeniz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: May 2010
Mesajlar: 4
Standart Söyle sırayı bozmasınlar anne




(Anne, oralarda bir yerde bir umudum olacaktı
Gelirken getirir misin yanında)



Evcil otlar bahçesinde metafizik
gecesi
Flüt çalan ruhlar hayretle bakıyor çığın içine
Bir şair dünyayı yontuyor baş aşağı, elinde tarladan topladığı buz
Ağrı atölyesinde yüzü buruşuk bebekler
Doğarken annelerini öldürüyor
Muhsin diyor ki annem yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz”
41 yaşındayım annem beni hala doğurmadı, ona küsüm.


Anne baştan söyle ben bir kitle imha silahı mıyım?
Amerika çöl çöl yüzüme bakıyor, dünyanın imzası gibi her şeyin altında diş izi var
Anne bilmiyorum huzur hangi cehennemde
Adresimle oynuyor ayaklarım, gitmek yolun alerjisi
Uzunca bir süre ölüyüm sen dönünceye kadar süt denizinden
Biliyorum bir şiirle bu kadar oynanmaz
Anne bana kelime getir oradan akşamüstü kokusunu içeyim.




Marquez diyor; gidin kolera günlerinde yaşayın aşkı sıkıysa
Klavye günlerinde değil.

Anne bu şiire seni bulaştırdığım için üzgünüm
Anne aşk nerede, ben en çok kendimi Ferhat’a benzetirdim, Marquez ne diyor böyle
Ama Ferhat asgari ücretli bir madenci, sendikası bile yok
Sendikası olmayana kız vermiyorlar anne
Bu patron dalkavuğu ustabaşılar neden bağırıyor
“kalplerinizi çıkarın üstünüzden” diye
Öyleyse bütün şairler bir leşin
-ardından gitmeyin im kansız aşkların
Anne neden benim şansıma hep geçmişi dolu kadınlar çıktı, ikincil kaldım
Böyle öğretmemişlerdi şiir okulunda.



Şair; kendi isteğiyle yeryüzüne söven ütüsüz ağız
Tek silahı teorik olarak kendini mermiye benzetmesi
Edebiyata ağır gelir babasız imge; piç sözcük denir karşıdan susunca
Gölgesine yabancı ağaç yalnızlığına yaprak bile olamaz
Bir de kendini aradan kaldırınca oluşan boşluklara çocuk denir, küfür gibi bir şey
İntihar dükkânı açan demokrasinin sokak sakinleri
Gözlüklü kabullenmişler kuyruğu; lütfen sırayı bozmayın
Bu savaş lagarında, bu çirkinlik ormanında
Bir cinayet kaç Dolar
Çarşı kriz, çarşı acılar kuyumcusu
ve Euro bandosu geçiş töreni; dikkat!
Utangaç sel halkını boğar, buna kader denir; sözlükte yok, bilerek koyulmamış
Başı öne eğik ses, kokmuş beden, kulağı yoran adamsız devrim
Pankartını karıncalar çalmış, çıplak Donkişot, atına yabancı.




Anne süt denizinden bana bir doğum günü getir
Geçmişinde boşluklar olan yangın koleksiyonum için
Üstüme dökmeden yemeği öğrenemedim hayatı
Anne burası kanatsız kışlar sempozyumu
Seni bu şehre bulaştırdığım için üzgünüm
Memesiz çiçeklerle süslü
Dışı parfüm içi lağım kokan ağızlar
Dilsiz konuşmacılar
Tırnak içinde “yanağından uzak yüz”
Öğreti rüzgârında kumsal gürültü
Bu felsefi abartı
Dünyaya aletini elletince insanlar ölüyor önsözden
Elinde penisi plastik mikrofon
Recep-cion savaşları
Sınır denklemi ve insanlığa umudunu sokan mavi marmara
Yoksa savaş matematikçilerin icadı mı anne
Şimdi beni şu kapıdan alırlarsa, şimdi ülke beni işten kovarsa
Sende biliyorsun anne çöplüksüz sevişilmiyor Ankara’da.





Metin Akdeniz
13 Eylül 2011
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 03-08-2012, 10:41
metin akdeniz metin akdeniz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: May 2010
Mesajlar: 4
Standart Ece; en iyi yardımcı kadın oyuncu

(Unutma fabrikasının bacasından
sıkıcı bir dürüstlük tüter
Şiir ondan sonra oluşur)


Düşünce enkazlarının ortasından geçiyoruz
Korku ve Ece’yle beraber.

Dudaklardan kovulmuş bütün söz ustalarının ortak ölüsü sırtımızda.
Ece’de var.

Geldiğimizi haber veriyor kısa boylu bir su
Çeşmesinden sadıkça akan güzel sanat.

İçinde ömür yakılan insansız evler
ve tren mezarları ne kadar yakınmış dünyaya
Yüzüksüz de evlenilebilirmiş oysa.

Kiremitleri dökülmüş hayatın tepesinden bakan tanrı
Konuşmayı sevmiyor artık vahiy yoluyla. Bunu belli ediyor.



Arkasını dönüyor yüzünün yarısıyla bir grup şair
Diğer yarısını uyumak için yumuyor
Sağırlığın kalabalık dibinde, dip yosun kaynıyor.
Kaostan yükselen edebiyat, kelime oyunları
ve şehrin bağırsaklarındaki gerçek
Onlara hiç değmeden gelip yüzüme çarpıyor
ve sana üşüdüğümde ateş yoktu. Ece var.


Öfkemin yarısıyla “hiçbir yere gitmek” alıyorum
Gezegenin kalp satış merkezinden.
Öbür yarısıyla çocukluğuma bükülmüş şehir fırlatıyorum
Şehir sökülüyor hastalığından.
Kimliğim ve dilimdeki ikrar yüzündense eğer her şey
Şakağımda biriken ağrının ironiyle ilişkisini bütün kuş kemikleri biliyordu
Ama dışarıda bali çekiyordu ortak yalnızlığımız
ve ben kalbimi ödüyordum elimdeki son bitişi tamir etmek için
Örümceklerin atasözünde buluyorum sorusundan dayak yemiş cevabı;

“Yalnızlık ölülerin uykusudur, örülebilen bir şey”

Yeter! Otur yerine diyor kendi kıyısında parçalanmış dalgaların yargıcı
Otur geri dönemeyenlerin sandalyesine
ve sallanışını izle renklerin açlığından zayıflamış ağacı
Kendimi atıp şiir çıkartıyorum düşülebilecek uygun çukurlardan
Öyle yaşıyorum uzun zamandır, bunu Ece biliyor
İsteksiz yanan ışığın altında göbek deliklerindeki poetik kuyularıyla bir grup şair
Sözcüklerini sabunlayıp otuzbir çekerken çirkin bir sanatla
Farkında olmadan birer alıntı olduklarının
Ki alıntı olmak mülkiyetçiliği savunan toplumlarla ilgili bir boşalma hali
Bir grup şair birbirini taklit ediyor ağzının yarısıyla
Diğer yarısıyla çamur emiyor jelatin yüzyılın kâğıt memesinden
Avuçlarıma yaktığım anlam göğsümü eskitiyor, Ece o yüzden bana az sarılıyor.




Aşkı paradan soran kartonpiyer kadınların gürültüsünden geçiyorum
Mezarsız oğlunu devletten soran kadınların üzüntüsünden geçiyorum
Ece’yle beraber.
Ece beni anlıyor.


Toza yazıyorum çok yetenekli bir bağırmayı
Şiir Ece’ye rüzgâr gibi yakışıyor
Çünkü şiir Ece’nin saçlarına iyi geliyor.

Bir grup şair sanıyor ki şarabı külle karıştırınca aşk olur
Ve memelerinden dolayı şiir yazılan
Son sevilme tarihleri geçmiş insanların yarasından geçiyorum
Hep bir ağızdan günde üç kez öksürüyorlar
“seni nasıl unutur insan” diye bir cümlenin kıçında
Nerden baksan ikibin yıllık bir yalan.

Günde üç kez ağrı kesici alıyor dünya
Sevgisizlikten, Filistin’den ve Afrika’dan.

Oysa yeni bir söz kaynağı peşindeyim arınmak için
Üstümü arasalar sıkıcı bir konu başlığı çıkacak cebimden;

“Cehennemi araştırıyorum ruh tarlasında”

Bu son söylediğim sözden Ece bile korkuyor
Korkunun Ece’ye faydası yok diyorum, beni fotoğrafımdan öpüyor.



Ece’yle ben bilinç akışındayız imla hatalarından dolayı
Şimdilik sadece sevişip iç denizlerimize kıyı arıyoruz
Bir sokak yukarısındayız aşkın
ve kuşların durağında bekliyoruz iyi anlaşılamamış bütün sözleri
Bize ait olmayan acıları üstleniyoruz harfleri içerden çizen yolcuların ruhuyla
Ellerine gökyüzü tutuşturulup umudu onaran çocukların arasından geçiyoruz
Ekmek arası çölleriyle kum savuruyorlar karanlık atların koşucularına
Biz de ordayız, Ece’yle ben
Bir grup şair yüksek sesle arkasını dönüyor yüreklerinin yarısıyla
Öbür yarısıyla bir soruya densizlik ediyorlar;


Denizler ne işe yarar yüzmekten başka?





Metin Akdeniz
15 Ekim 2011
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tag Ekle
kırık kalpler ormanı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 07:14


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum