Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Anı ve Günce Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 19-11-2006, 23:57
NuriCAN NuriCAN isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2006
Nerden: Netherlands
Mesajlar: 348
Standart



</font></font><div align="center">

</font></font>Mavi Düşler Yolcusu

Diyorum ki, bir gün sevdamı yüreğime yüklesem, alıp gölgemi yanıma dağ deniz çekip gitsem insanın olmadığı uzak kıyılara. Ormanlar dolaşsam, dağlar, denizler ***65533; Ağaçlar diksem bulutsuz adalara, çiçekler sulasam keyfimce, yıldızlar arkadaşım, kuşlar yoldaşım olsa***65533; Şiirler toplasam gün boyu mavi göğün altında***65533;

Bir sevda rüzgarı esse uzaklardan, bir ılık meltem, alıp götürse hayallerimi bilmediğim, tanımadığım uzak yerlere***65533;
..../
Gözlerimi kapatıp dalıyorum mavi düşlere, Bir demet süsen kokusu yağıyor üzerime , bir demet sümbül kokusu.Yağmurdan sonraki mis gibi kokan toprağın kokusu...

Çocukluğum, ilk gençliğim düşüyor aklıma; sanki bir dağbaşındaymışım, bir göl kıyısında suya daldırmışım ayaklarımı rüzgarla konuşuyorum. Suların nazlı nazlı akışını duyuyorum, serin serin esişini rüzgarların, bir kelebeğin kanat vuruşunu duyuyorum, bir ceylanın ürkekliğini, bir kumrunun yakarışını...

Mavinin masumluğunu, kırmızının sıcaklığını, yeşilin cıvıltılarını hissediyorum. Sesimi alıp götürüyor sular uzak denizlere ... Mavi ve dalgalı bir denizlerde küçük bir tekne oluyor kalbim; ki, rengi düş mavisi. Duygusal bir limana sığınma çabalaması içinde.

Mavi yolculuklarını düşlediğim uzaklar, cennetin sonsuz güzelliğini andırıyor. Günahsız bir yaşamın yeri olan cenneti. Dans eden güvercinler, bembeyaz kanatlarındaki her bir tüyü kalbimin içine topluyorum. Bembeyaz papatya tarlalarından papatyalar savuruyorum gökyüzüne. Beyaz güvercinlerin pencereme bıraktığı sevgileri yolluyorum gökyüzüne... Sonra mavi düşleri koynuma alıp uyuyorum.

Bir yağmur sonrası güneşin sıcaklığıyla beraber gökkuşağının renkleri doluyor içime. Kalbim ve ruhum huzura ulaşıyor. Mutluluğa kavuşuyor bedenim. Hiç bitmesin istiyorum bu huzur dolu dakikaların, sonu gelmesin istiyorum.

Uyanınca mavi düşlerden gerçeklerin katılığına takılıyor gözlerim, bakıyorum bahar uzakta daha, leylakların açmasına çok var, sancılı her mevsim sonrasında yeşerecek dalları vardır ağaçların. Bu bahar hangi dalım kurumuş, hangisi yeşil anlayacağım. Hiç yeşermezsem bilki kurumuşum artık gölgemde olmayacak...

Yine de uzaklar hep bir sevda ritmi taşıyor yüreğime, bir aşk masalı, bir rüya iklimi taşıyor. Bir leylak mevsimi, bir huzur kokusu, bir gönül iklimi taşıyor***65533;

Göklerin yanağından süzülen bir damla gözyaşıyım ben, gözleri buğulu bir sevda yolcusu, oysa hiç bir liman almıyor beni, hiç bir gemi tanımıyor, hiç bir pezevenk anlamıyor.

Uzaklar, içimde tanımadığım iklimlere akıp giden derin bir ırmaktır artık. Her akşam hüznünü kuşanır gözlerim, sığınır uzaklara***65533; Ben ki, hep uzak yolculuklara yüklerim sevda düşlerimi, hep yarınlara ertelerim. Yarınların ne getireceğini bilmeden...

Yokum artık yokumsayın, boşuna aramayın beni, dalgalı bir denizde kırık bir tekneyim şimdi. Bir sevdam kaldı ardımdan, bir de ayak izlerim sokaklarda***65533; Ben, ben ki, varılmayan uzak mavi yolculukların yolcusu***65533;


Maviler Delisi

Diyorumki bir gün
sevdamı yüreğime yüklesem
alıp gölgemi yanıma
dağ deniz çekip gitsem...

dolanır ayaklarıma güz
anamın yanık ninnileri
kor beni çaresiz...
bir yanı Mecnun olur kıyılarımın, bir yanı Leyla
bir yanı Yusuf olur kuyularımın bir yanı Züleyha
uçurumlar doldurur bakışlarımı
yönümü nereye çevirsem...

kalsam, sığdıramam bu deli maviyi
ihanet kokan soluğuna metropollerin
üşür gözlerimde yediveren tomurcuk
yedigöğün yıldızları
yüreğimde bir maral ağlar
hangi suya eğilsem...

kanayan bir yara olur özlemim
içli bir sonbahar bestesinde
akıp gider sancıyarak mevsimlere
her kirpiğimde bir gül ıslanır
hangi şarkıyı dinlesem...

gözlerimde bilinmiyen adresler
kulağımda uğuldayan sesler
durmadan bir ezgi sarıyor içimi
dudağımı kanatıyor şiirler
ah ben bu sevdayı kime nasıl söylesem...

tanrım
nedir bu gecelere sığdıramadığım hüzün
yüreğimi ikiye bölen sancı
nedir bu acemi sevda,
mavilere tutkun yanım
eğer ben şair değilsem...

bir rüzgar soluğu türkülerdeyim
bir güvercin kanadı göklerde
bulutlar bulutları kovalar
dalgalar dalgaları
durmadan bir deniz çalkalanır gözlerimde
bir yol uzanır
ah nasıl özlem kokuyor uzaklar bir bilsen...

</font></font></font><div align="center">
Nuri CAN
1979 Arnhem</font>


</font>Edited by: NuriCAN
__________________
Nuri CAN
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 19-11-2006, 23:59
NuriCAN NuriCAN isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2006
Nerden: Netherlands
Mesajlar: 348
Standart


<t>
</t><table cellpadding="0" cellspacing="0" height="100%" width="100%">
<t><tr>
<td height="100%" valign="top">
<center>Bu su; bu toprak; bu nazLı dağLar



Tanrıça Anahit'in Göğüslerinden Akan Süt
</font>

Şu dünyada hargür içinde yaşamaktan, aslında bilmediğimiz, görmediğimiz, farkında olmadığımız ne çok güzellikler vardır. Çok yorgun olduğumuzda, sıkıldığımızda, bunaldığımızda bizi dinlendiren, kimi zaman sorunlarımızı unutturan, huzur bulduğumuz ve alıp başka dünyalara, başka hayallere götüren güzelliklerdir bunlar.

Her ne kadar bunlar bizi yaşama bağlayan şeyler olsa da farkında değilizdir çoğu kez doğal yaşamın. Benim çocukluğum, ilk gençliğim Munzur***65533;un eşsiz güzellikteki yaylalarında geçtiği için şehir yaşamından bunaldığımda, sıkldığımda gider oralara sığınırdım.
Munzur'a gitmek, dünyanın neresinde olursam olayım, neresinde yaşarsam yaşayayım benim en büyük en vazgeçilmez özlemimdir. Düşlerimden bir parça hep oralara aittir. Çocukluğumda, ilk gençliğimde yaşadığım bir zaman parçası olsa da, tüm anılarım yine de kutsaldır.
Yıllarca doğasına aşık yaşadım, kulaklarımda hep oranın sesini taşıdım, doğa ananın sesini dinledim. Dağların, nehirlerin, vadilerde esen rüzgarların sesini dinledim.

Yıllar süren bir özlemden sonra hasreti çekilen sevgiliye kavuşmak gibiydi benim için Munzur yaylalarına ulaşıpta ilk etapta hissettiklerim... Oldukça mutlu hissediyordum kendimi. İlk önce yayla insanının cana yakınlığını sevdim, içtenliğini. Sanki ben hep orada onların arasında yaşamıştım, sanki yaşlısı, genci, yeni yetmesi hepsi beni tanıyordu. Oysa yaşlıların dışında kimseyi tanımıyordum.Bazı sonradan görmelerin gurbete gidip de altına birer araba alıp dönenlerin, orda yaşayanları hor görürcesindeki tavırlarının aksine; onlar gibi olmayı, onlar gibi yaşamayı seçmem bana daha doğal ve daha insani bir yaşam biçimi gibi gelmişti. Ve çabalarını,yaşama biçimlerini çok yakından gözlemlediğimde onlara büyük hayranlık duydum. Ne güzel birşey böyle bir amaç uğruna emek harcamak, kirden, kötülükten uzak doğal olmak ve doğa içinde doğal yaşamak ...

Kendine has bir güzelliğe ve iklime sahip olan Munzur yaylaları zengin yaşama kültürü içindeki yayla yaşantısı, orda yaşayanlar için çok önemli bir yer tutar.

Munzur yaylaları geçmişten gelen ve tadı yaşandıkça fark edilen; günümüz modern yaşamına göre doğulu, otantik ve egzotik yaşama biçimi olarak, modern yaşama biçiminden farklıdır.

Munzur yaylaları bakir tabiatın kirlenmemiş havası; billur gibi soğuk suları; yazın en sıcak günlerde bile ferahlatıcı serinliği; büyüleyici güzellikteki manzaraları; çeşit çeşit bitkileri ile; tabii ortamlarda yetişen hayvanlardan elde edilen ve yapılan gıdalarıyla doğal tadına doyulmaz bir yaşam sunar. Bin bir çeşit yabani hayvan ve bitki örtüsü ile insanı kurmaca ve karmaşa aleminden kurtarıp gerçek ve doğal hayatın bir parçası içine alır.

Türkiye deri peynir üretiminin yaklaşık %90 nını karşılayan Munzur yaylalarında tattığım post peynir, süt, kaymak, yoğurt, hasçökelek, (payzo) bir nevi ekşi çökelek, kaymak peynir karışımı ve yoğurttan yapılan çok yumuşak tadına doyum olmaz dünyanın başka hiç bir yerinde tatmadığım ve rastlamadığım lezetli bir şey. Alttan ısıtmalı taş ocaklarda güveç içinde pişirilen yemeklerin, çorbaların ve tandırda pişirilen tandır ekmeği, bişi ve kömbe***65533;nin lezzeti nasıl tarif edilebilirki.

Munzur ve mercan yaylaları doğal yiyecekleriyle, dokumacılığıyla, giyimiyle, sularıyla, misafir perverliğiyle, deri peyniri ve kavurmasıyla ünü avrupayı aşan başlı başına bir kültür. Bir güzellik ve doğa hazinesidir Munzur.

Munzur Dağları, göğsünü Tunceli Erzincan Erzurum***65533;un serin meltemlerine açmış, karlı dorukların eteklerinde, Zaza kilimi gibi üstünde bütün renklerin çiçeklendiği yaylaları ve dünyanın bütün güzellikleriyle iç içedir.

Sayısız Munzur yaylaları yazın insanlara ve hayvanlarına ev sahipliği yapar.lkbaharla birlikte çiğdemler çiçek açtığında yöre insanları dört bir yanda hayvanlarını otlatmak için Munzur yaylalarına çıkmaya başlarlar. Yaz sıcaklıklarının etkili olduğu aylarda ise çevre yerleşmelerden, soğuk ve billur gibi temiz pınarların kaynadığı, serin yaylalara çıkışlar giderek hızlanır.

Bitki türleri bakımından çok zengin olan Munzur Mercan dağları; alt yamaçlardan başlayarak yukarılara yükseldikçe pırıl pırıl güneş, bol oksijenli tertemiz havası ile bitki türlerinde de değişiklik ve çok daha zengin bir çeşitlilik başlar. Mevsimine göre kardelen, yabani sıklamen, nergis, sümbül, gelincik, kekik, lavanta, nane, semizotu, papatya, lale, menekşe, yabani açelya, süsen(sosın), yabangülü, ağgül, gökovan, menekşe, yayla çiçeği, zembil, anafatma, geven, kekik, kenger gibi binlerce çeşit kır çiçeği ile bitki ve daha niceleri bu dağları süsleyip doyumsuz güzelliklerini sergileyip ve kokularını yayarlar.Yaban armudu, kuşburnu, yaban eriği, yaban elması, yaban kirazı, ceviz, sedir çamı, alıç ve daha isimlerini unuttuğum yada bilmediğim sayısız yabani yemiş bu dağları ve vadileri süsler.

Munzur dağları florası olduğu gibi yaban hayatı bakımından da zengindir. Bu dağların doruklarında, yamaçlarında ve diplerinde Türkiye'nin en zengin yabanıl hayatını görebilirsiniz. Dağ keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, dağ koyunu, geyik, alageyik, karaca, yaban keçisi, yaban domuzu, vaşak, kokarca, porsuk, tilki, tavşan, kurt, çakal, sansar, ayı, sırtlan susamuru, gibi hayvanlar doğal ortamları ile gözlenebildiği gibi, sürüngen türlere de sık sık rastlamak mümkün. Yılan, kirpi, kertenkele, kaplumbağa, kurbağa ve daha nicelerine***65533;

Kanatlı hayvanlardan bıldırcin, üveyik, şahin, atmaca, akbaba, baykuş, doğan, tahtalı keklik, çil keklik, keklik, turna, leylek, ördek, kaz, kartal, kaya kartalı, papağan, bülbül, kırlangıç, ağaçkakan, ibibik, karatavuk, güvercin, ibibik, pepuk, karatavuk, turaç, bıldırcın, üveyik, çulluk, kartalgiller, sığırcıkgiller, ispinozgiller, doğangiller, sarıasmagiller gibi kuş türleri ile ala karga türleri ve yarasa ile yüzlerce böcek türü yaşamaktadır.

Ayrıca oralarda yaşayan insanlar için henüz derlenmemiş binlerce masal, efsane, anlatı ve ermişiyle Munzur suyu kutsal olduğu kadar, Munzur dağı da kutsaldır. Çoğu zaman orada yaşayan insanlar Munzur Suyu'nun gözelerinden süt akarken gördüklerini yada Munzur dağının belli mevsimlerde ağlarken iniltilerini duyduklarını söylerler. Bir mitosta Munzur Suyu tanrıça Anahit'in göğüslerinden akan süt olduğu inanışı var.

Tarihi derinliği tanrıçalar dönemine kadar gitmektedir; vadinin, Munzur Suyu'nun ve Munzur dağının.
Munzurda yaşayan insanların ruhsal şekillenmesinde hem Munzur'un hem diğer bütün efsanelerin önemli bir yeri vardır.


</font>

</center>


</span></font></td></tr>
<tr>
<td valign="bottom">
<hr noshade="noshade" size="1">
Nuri CAN </font>www.nuricann.com</font></span></font></td></tr></t></table>Edited by: NuriCAN
__________________
Nuri CAN
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 08-02-2007, 13:21
Güzin Dündar Güzin Dündar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 595
Standart






Bu sayfa çok hoş nasıl görmedim ? . . . günaydın dedi bana... Yüreğinden,emeğindençok güzel bir paylaşım teşekkürler Sevgili Nuri Can


Al***305;nt***305;:
NuriCAN
<TABLE height="100%" cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top height="100%">
<CENTER></CENTER>
<CENTER></CENTER>
<CENTER>Bu su; bu toprak; bu nazLı dağLar
Tanrıça Anahit'in Göğüslerinden Akan Süt

Şu dünyada hargür içinde yaşamaktan, aslında bilmediğimiz, görmediğimiz, farkında olmadığımız ne çok güzellikler vardır. Çok yorgun olduğumuzda, sıkıldığımızda, bunaldığımızda bizi dinlendiren, kimi zaman sorunlarımızı unutturan, huzur bulduğumuz ve alıp başka dünyalara, başka hayallere götüren güzelliklerdir bunlar.

Her ne kadar bunlar bizi yaşama bağlayan şeyler olsa da farkında değilizdir çoğu kez doğal yaşamın. Benim çocukluğum, ilk gençliğim Munzur’un eşsiz güzellikteki yaylalarında geçtiği için şehir yaşamından bunaldığımda, sıkldığımda gider oralara sığınırdım.
Munzur'a gitmek, dünyanın neresinde olursam olayım, neresinde yaşarsam yaşayayım benim en büyük en vazgeçilmez özlemimdir. Düşlerimden bir parça hep oralara aittir. Çocukluğumda, ilk gençliğimde yaşadığım bir zaman parçası olsa da, tüm anılarım yine de kutsaldır.
Yıllarca doğasına aşık yaşadım, kulaklarımda hep oranın sesini taşıdım, doğa ananın sesini dinledim. Dağların, nehirlerin, vadilerde esen rüzgarların sesini dinledim.

Yıllar süren bir özlemden sonra hasreti çekilen sevgiliye kavuşmak gibiydi benim için Munzur yaylalarına ulaşıpta ilk etapta hissettiklerim... Oldukça mutlu hissediyordum kendimi. İlk önce yayla insanının cana yakınlığını sevdim, içtenliğini. Sanki ben hep orada onların arasında yaşamıştım, sanki yaşlısı, genci, yeni yetmesi hepsi beni tanıyordu. Oysa yaşlıların dışında kimseyi tanımıyordum.Bazı sonradan görmelerin gurbete gidip de altına birer araba alıp dönenlerin, orda yaşayanları hor görürcesindeki tavırlarının aksine; onlar gibi olmayı, onlar gibi yaşamayı seçmem bana daha doğal ve daha insani bir yaşam biçimi gibi gelmişti. Ve çabalarını,yaşama biçimlerini çok yakından gözlemlediğimde onlara büyük hayranlık duydum. Ne güzel birşey böyle bir amaç uğruna emek harcamak, kirden, kötülükten uzak doğal olmak ve doğa içinde doğal yaşamak ...

Kendine has bir güzelliğe ve iklime sahip olan Munzur yaylaları zengin yaşama kültürü içindeki yayla yaşantısı, orda yaşayanlar için çok önemli bir yer tutar.

Munzur yaylaları geçmişten gelen ve tadı yaşandıkça fark edilen; günümüz modern yaşamına göre doğulu, otantik ve egzotik yaşama biçimi olarak, modern yaşama biçiminden farklıdır.

Munzur yaylaları bakir tabiatın kirlenmemiş havası; billur gibi soğuk suları; yazın en sıcak günlerde bile ferahlatıcı serinliği; büyüleyici güzellikteki manzaraları; çeşit çeşit bitkileri ile; tabii ortamlarda yetişen hayvanlardan elde edilen ve yapılan gıdalarıyla doğal tadına doyulmaz bir yaşam sunar. Bin bir çeşit yabani hayvan ve bitki örtüsü ile insanı kurmaca ve karmaşa aleminden kurtarıp gerçek ve doğal hayatın bir parçası içine alır.

Türkiye deri peynir üretiminin yaklaşık %90 nını karşılayan Munzur yaylalarında tattığım post peynir, süt, kaymak, yoğurt, hasçökelek, (payzo) bir nevi ekşi çökelek, kaymak peynir karışımı ve yoğurttan yapılan çok yumuşak tadına doyum olmaz dünyanın başka hiç bir yerinde tatmadığım ve rastlamadığım lezetli bir şey. Alttan ısıtmalı taş ocaklarda güveç içinde pişirilen yemeklerin, çorbaların ve tandırda pişirilen tandır ekmeği, bişi ve kömbe’nin lezzeti nasıl tarif edilebilirki.

Munzur ve mercan yaylaları doğal yiyecekleriyle, dokumacılığıyla, giyimiyle, sularıyla, misafir perverliğiyle, deri peyniri ve kavurmasıyla ünü avrupayı aşan başlı başına bir kültür. Bir güzellik ve doğa hazinesidir Munzur.

Munzur Dağları, göğsünü Tunceli Erzincan Erzurum’un serin meltemlerine açmış, karlı dorukların eteklerinde, Zaza kilimi gibi üstünde bütün renklerin çiçeklendiği yaylaları ve dünyanın bütün güzellikleriyle iç içedir.

Sayısız Munzur yaylaları yazın insanlara ve hayvanlarına ev sahipliği yapar.lkbaharla birlikte çiğdemler çiçek açtığında yöre insanları dört bir yanda hayvanlarını otlatmak için Munzur yaylalarına çıkmaya başlarlar. Yaz sıcaklıklarının etkili olduğu aylarda ise çevre yerleşmelerden, soğuk ve billur gibi temiz pınarların kaynadığı, serin yaylalara çıkışlar giderek hızlanır.

Bitki türleri bakımından çok zengin olan Munzur Mercan dağları; alt yamaçlardan başlayarak yukarılara yükseldikçe pırıl pırıl güneş, bol oksijenli tertemiz havası ile bitki türlerinde de değişiklik ve çok daha zengin bir çeşitlilik başlar. Mevsimine göre kardelen, yabani sıklamen, nergis, sümbül, gelincik, kekik, lavanta, nane, semizotu, papatya, lale, menekşe, yabani açelya, süsen(sosın), yabangülü, ağgül, gökovan, menekşe, yayla çiçeği, zembil, anafatma, geven, kekik, kenger gibi binlerce çeşit kır çiçeği ile bitki ve daha niceleri bu dağları süsleyip doyumsuz güzelliklerini sergileyip ve kokularını yayarlar.Yaban armudu, kuşburnu, yaban eriği, yaban elması, yaban kirazı, ceviz, sedir çamı, alıç ve daha isimlerini unuttuğum yada bilmediğim sayısız yabani yemiş bu dağları ve vadileri süsler.

Munzur dağları florası olduğu gibi yaban hayatı bakımından da zengindir. Bu dağların doruklarında, yamaçlarında ve diplerinde Türkiye'nin en zengin yabanıl hayatını görebilirsiniz. Dağ keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, dağ koyunu, geyik, alageyik, karaca, yaban keçisi, yaban domuzu, vaşak, kokarca, porsuk, tilki, tavşan, kurt, çakal, sansar, ayı, sırtlan susamuru, gibi hayvanlar doğal ortamları ile gözlenebildiği gibi, sürüngen türlere de sık sık rastlamak mümkün. Yılan, kirpi, kertenkele, kaplumbağa, kurbağa ve daha nicelerine…

Kanatlı hayvanlardan bıldırcin, üveyik, şahin, atmaca, akbaba, baykuş, doğan, tahtalı keklik, çil keklik, keklik, turna, leylek, ördek, kaz, kartal, kaya kartalı, papağan, bülbül, kırlangıç, ağaçkakan, ibibik, karatavuk, güvercin, ibibik, pepuk, karatavuk, turaç, bıldırcın, üveyik, çulluk, kartalgiller, sığırcıkgiller, ispinozgiller, doğangiller, sarıasmagiller gibi kuş türleri ile ala karga türleri ve yarasa ile yüzlerce böcek türü yaşamaktadır.

Ayrıca oralarda yaşayan insanlar için henüz derlenmemiş binlerce masal, efsane, anlatı ve ermişiyle Munzur suyu kutsal olduğu kadar, Munzur dağı da kutsaldır. Çoğu zaman orada yaşayan insanlar Munzur Suyu'nun gözelerinden süt akarken gördüklerini yada Munzur dağının belli mevsimlerde ağlarken iniltilerini duyduklarını söylerler. Bir mitosta Munzur Suyu tanrıça Anahit'in göğüslerinden akan süt olduğu inanışı var.

Tarihi derinliği tanrıçalar dönemine kadar gitmektedir; vadinin, Munzur Suyu'nun ve Munzur dağının.
Munzurda yaşayan insanların ruhsal şekillenmesinde hem Munzur'un hem diğer bütün efsanelerin önemli bir yeri vardır.




</CENTER>


</TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=bottom>
<HR noShade SIZE=1>
Nuri CAN <A href="http://www.nuricann.com/" target="_blank">www.nuricann.com</A></TD></TR></T></T></TABLE>
__________________
Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil


Fuzuli
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 28-07-2007, 19:01
NuriCAN NuriCAN isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2006
Nerden: Netherlands
Mesajlar: 348
Standart




<DIV align=center>.




Munzur Kokusu Bir Sevdadır

Munzur bir yaşamdır, bir töre, bir yoldaş, bir çağrı. Bir umut, bir isyan, bir dost, bir inanç, bir bilge***65533; Munzur kokusu bir sevdadır yüreklerde hiç bitmeyen ***65533;

Munzur dağ kokardı, toprak kokardı ama kokusuna rengarenk çiçek, çeşit çeşit bitki kokusu, yamaçlardaki kar kokusu, güneşin pırıl pırıl parladığı mavi gökyüzü kokusu da karışırdı...

Her bahar sevinç ve sevgi kokuları çiçek kokularına karışarak buharlaşan Munzur***65533;un eşsiz güzellikteki sevda kokusuydu bu... Her sabah uyandığımda dışarı çıkar doyasıya Munzur***65533;un kokusunu içime çeker, delicesine sevinirdim... Geceleri parıldayan yıldızların sevgileriyle doldururdum yüreğimi, yoldaş olurdum çoban yıldızının yalnızlığına***65533;

Çocukluğumda Munzur kokusuna bayılırdım. Hele yayla zamanı gelipte köylüler göçe başladığında. Her bahar çevreyi rengarenk çiçek ve çeşit çeşit bitki kokusu sarardı...

Munzur***65533;un o tertemiz kokusunu ve güzelliğini Munzur dağından başka dünyanın hiç bir yerinde bulamadım... Dünyanın bir başka yerinde asla olacağını sanmadığım ve rüzgarların dünyanın hiç bir yerinde getiremiyeceği kokuları, hiç bir ışığın aydınlatamayacağı renkleri, gül Yağmurlarıyla en süzülmüş sevgilerden süzüp gün akıtırdı içime. Yıldız yıldız, nakış nakış, buram buram, serin serin... Dostluğu ve umudu çoğaltmak, etrafa dağıtmak ve ufukların taa ötesini göstermek istercesine...

Bazı dostlarım ısrarla Munzur***65533;la ilgili sorular sorarlar bana, üç beş cümleyle nasıl anlatılabilir ki Munzur. Bu duyguyu anlayabilmek için orada doğmak, yaşamak, büyümek, anlamak lazım, derim.

Sevgiler vardır hani hiç bitmeyen, eksilmeyen, tükenmeyen, yaşadıkça büyüyen. Bir narin çiçek gibi her gün yeniden yeşeren insanın iç derinliklerinde. Hani ulaşılamayan sevgiler olur ya, hiç sulanmadan, güneş görmeden büyüyen çiçeklere benzeyen sevgiler. Benim sevgim de öyle bir sevgi. Varmaz dilim çoğu zaman bu büyük aşkı anlatmaya. Sadece yüreğim vardır bu aşkı kutsayan, yalansız, içten haykıran.
Munzur***65533;da sağlık fışkırır, dostluk ve umut fışkırır. Oralarda yaşayanlar yoksul da olsalar, ilaçsız, ağrısız, sızısız yaşarlar. Ortalama yaş oranı 80 dir. Araştırın yüz yaşını aşmış bir çok insana rastlarsınız***65533;

Oralarda ne hava kirliliği, ne trafik yoğunluğu var. Kentlere göre köylerin, yaylaların durumu karşılaştırma kabul etmeyecek derecede temiz ve sağlıklıdır. İnsanlar, hayvanlar iç içe doğayla başbaşadır. Sessiz, sakin ve telaşsız yaşarlar...

Munzur ki, benim düş bahçemdi, sevgi dağımdı. Upuzun, derin vadilerin içinde Ninemle yürümeyi, onun güzel masallarını dinlemeye bayıldığım yerdi.
Ne güzeldi çocukluğumun ve ilk gençlik çağımın ardına düşüp gezinmek dağ, bayır Munzur***65533;u. Munzur ki, yüreğimin büyülü masaldağıydı.Çocukluğumu, ilkgençliğimi koynuna bıraktığım sevdam, menekşe gözlümdü***65533;.

Ondört, onbeş yaşlarında evlenen gençlere imrenirdim, onlara hayranlıkla bakar, bir gün belki benim de eşim ve güzel güzel çocuklarımın olacağını düşlerdim...Munzur***65533;un o eşsiz kokusu da düşlerime eşlik ederdi...
Ah kadasına, belasına baş koyduğum Munzur, bil ki senin özlemindir yaşamımı anlamlı kılan***65533; Bilki bir gün hüzünlerimi burda bırakıp ölümüne de olsa geleceğim sana, öpeceğim toprağını... Unutma beni...

Buralar Munzur kokmuyor.. Ben Munzur***65533;un taze, temiz, serin kokusunu özlüyorum ve belki de asla bir daha o eski kokuyu bulamayacağım, çünkü o koku ayrıca çocukluk düşlerimin de kokusuydu. Unutma Munzur***65533;un çocuğuyum ben, Munzur da doğdum, Munzur***65533;un sütünü emdim.

Çocukluk ve ilk gençlik düşlerimde kaldı o kokular belki. Belki de ne kadar koklarsam koklayayım, asla o günlerdeki başımın döndüğü kadar dönmeyecek başım... Ama olsun yine de bütün sevinç ve sevgimle gideceğim, seveceğim Munzur***65533;u...

Düşünüyorum da şimdiki çocuklar, gençler bilgisayar, internet gibi, binbir çeşit elektronik oyuncaklar ve televizyonla büyüyor kent yerlerinde, doğayla bağı kopuk bir biçimde. onlar doğayı, bağı, bahçeyi, dağı, ekini, bostanı, toprağın kokusunu, doğal yaşamı nerden bilsinler.

İstanbul***65533;da Amsterdam***65533;da, Bon***65533;da Londra***65533;da Paris***65533;te toprak kokusu yok ki***65533; İs kokusu, kömür, eksoz kokusu, çöp kokuları var. Dağ kokusu yok...
Aslında kentler çocuk büyütülecek yerler değil diye düşündüğüm çok olmuştur, dağ kokusu yok oralarda, doğal insan kokusu yok. Her şey yapay, herkes, herşey paraya endeksli, herkeste bir hırs, bencillik ön planda ama neylersinki kısılmış kalmışız kapana bir kez.

Oysa benim sevdiğim koku, insanın insanı sömürmediği, insanın insanı ve duygularını parayla satmadığı, satın alamadığı, kırık yüreklerin acısını, yüreğinde taşıyan, asla yalanı, dolanı bilmeyen o saf köylü çocukluğumun sevdiği kokuydu bu koku...
Elma ağacının çiçek kokusuydu, yemyeşil kırların, uçsuz bucaksız yamaçların kokusu, kar kokusuydu, ninemin bitmez tükenmez sevgi kokusuydu.

Şu diyar-ı gurbette insanın geldiği yerleri araması, vatanına, sevdiklerine hasret kalması ne kadar da hüzün veriyor insana, ne kadar da acı veriyor.
Bütün bu güzelliklerin kıymetini ise yıllar sonra ayrı düştüğümüzde fark ettik ey sevgili Munzur.
Zaman rüzgâr oldu, yaprak gibi dört bir yana savurdu hepimizi.

Nice güzellikleri paylaştık seninle ey Munzur. Nice değerin ve derinliğin farkına seninle vardık. Ömrümüzün en güzel, en taze, en saf yıllarında; insan olmanın güzelliklerini senin pınarından yudumladık. Bilmeyenlere, tanımayanlara, seni anlatmak o kadar zorki, bütün tanımlar yetersiz kalıyor. Hiç bir tanıma, aşka, sevgiye güzelliğini sığdıramadım, bağışla***65533;

Şimdi o kadar yorgun ki, bedenimiz. Ve o kadar ağır geliyor ki yüreğimiz yüreğimize buralarda. Ya yüreğimiz kaldıramayacak özlemimizin yükünü gün gelecek, ya dayanamayıp bırakacağız ellerimizden bir gün yüreğimizi. Ama seni asla ve asla unutmayacağız. Sende unutma bizi ey kokusunu özlediğim Munzur...

Nuri Can 2002





.

Edited by: NuriCAN
__________________
Nuri CAN
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 28-07-2007, 19:05
NuriCAN NuriCAN isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2006
Nerden: Netherlands
Mesajlar: 348
Standart

<div align="center">Herkesin Bir Dağı Var</font></span></font>
</span></font>
En
son 1980***8217;nin yaz ayında gitmiştim doğup büyüdüğüm yerlere. Aradan uzun
bir zaman dilimi geçmişti, bir yabancıydım artık, ne ben onları, ne de
onlar beni tanıyordu, bir kaç yaşlının dışında.</span></font>

</span></font>
Caferli***8217;ye
gittiğimde Munzur yaylalarına çıkmaya karar verdim, hemde yalnız ve
yürüyerek. Koyları, vadileri, mağaraları geze geze. Bu bir macera
değildi benim için, kendimi arayış ve algılayış biçimiydi belki.
Çocukluğumu, ilk gençliğimi aramanın, bulmanın, yaşmanın biçimiydi.</span></font>

</span></font>
Bu
dağlar benim dağlarımdı, çocukluğumun geçtiği, oralarda unutup kaldığım
kendimi arayacaktım***8230; Ben o dağlarda doğmuş, o dağlarda büyümüş ve o
dağlarda kar suyuyla yıkanmış, rüzgarla oynamıştım. O dağlarda
mutluluğu, sevinci tatmıştım.</span></font>

</span></font>
Yönümü Munzura çevirdiğimde içimde
aydınlık bir ışığın parladığını hissettim, dağlara doğru yürürken hoş
bir dinginlik içindeydim, içim kıpır kıpırdı. Kuşlar gibi hafif
hissediyordum kendimi.</span></font>

Gövdemi takıp yüreğimin peşine, yürüdüm
dağlara doğru. Her adımım yavaş yavaş beni oraya çıkarıyordu. Anladım
ki, nerede yaşarsa yaşasın insan eninde-sonunda kökünü arar, kökünün
peşine düşermiş***8230;</span></font>

</span></font>
Vurdum kendimi yollara, koştukça coştum,
costukça koştum. Ele avuca sığmayan küçük yaramaz bir çocuk gibi***8230; Taa
ki, acıkıp bir pınar başında oturuncaya dek.</span></font>

</span></font>
Yüksek vadinin
içinden Munzura doğru yol alırken, gürleşen yabani bitkiler, yabani
meyveler, otlar çiçekler; cıvıl cıvıl kuş sesleri, pırıl pırıl akan
sular şiirsel ve masalımsı bir tablo oluşturuyordu. Her şey öylesine
temiz, güzel ve doğaldı ki, cennet dedikleri yer burası olmalıydı.
Sanki bir masal ülkesine yürüyordum. Giderek artan kuş sesleri ve bir
kararda akıp giden su sesleri, buz gibi pınarlar yıllarca özlemini
çektiğim ve unuttuğum duyguları yeniden yaşatıyordu***8230;</span></font>

</span></font>
Munzur,
şefkatli ve nazlı bir gelinin narin elleri gibi, uzatmıştı ellerini,
yıllarca özlemiyle yanan yüreğimin üstüne***8230; Mor, beyaz, sarı ve mavi
çiçeklerin heyecanını ve sevincini henüz üzerimden atmadan, tanımsız
bir mavideki irili- ufaklı göllerin ve pırıl pırıl pınarların akışının,
vucudumda yarattığı esintiyi duyumsadım***8230; Karların yanındaki kardelenler
ve beyaz papatyalar yüreğimin Munzurla bütünleşmesinin sevinci oldu***8230; Ve
İnsanın yüreğine işleyen doğanın şarkısıydı bu, Munzur***8217;un bitmeyen
türküsü, güzel insanların ülkesi***8230; Dünya durdukca söylenecek***8230;</span></font>

</span></font>
10
gün yaylayarda dolaştıktan sonra geri dönmeye karar verdim. Bir başka
vadiden Çet bendine doğru haraket ettim. Önce, çocukluğumda bildiğim
***8220;Ağla Çiceği***8221;ni görmek ve fotoğrafını çekmek istiyordum***8230; ***8220;Çet bendi***8221;
adını verdikleri derin bir vadinin içinde, sulardan atlaya atlaya
epeyce yürüdükten sonra, akşama doğru Çet bendine vardım. Oraya
vardığımda Hatun Teyze***8217;nin Ağla çiçeğinin köküne su taşıdığını gördüm.
Başını mavi gökyüzüne diken, gelin duvağını andıran başıyla, başı karlı
küçük bir dağ gibiydi Ağla Çiçeği. ***8220;Ağla Çiçeği***8221;nden ziyade, gökyüzüne
çevirdiği başıyla İsyan çiçeğini andırıyordu***8230;Tenine dokundum ürperdi,
titredi kirpikleri. Hatun Teyze ***8220;dokunma***8221;dedi ***8220;dokunursan ağlar***8221;.
Baktım gerçekten yapraklarından aşağı tenine doğru iri iri damlalar
süzülüyor***8230;</span></font>

</span></font>
Hatun Teyze***8217;ye, bu çiçeğin efsanesiyle ilgili
bilgisinin olup olmadını sordum, ***8220;Ağla Çiceği***8217;dir, dedi. ***8220;Bir efsanesi
var ama tam olarak bilmediğini söyledi***8221;... Oturup mağaranın önüne,
Ninemden dinlediğim şekliyle kendisine Ağla Çiçeğinin efsanesini
anlattığımda çok duygulandı ve mutlu oldu.. 60 yaş sınırında olan Hatun
Teyze dağ gibi görkemli duruyordu, yanakları kıpkırmızı ve gözleri ışıl
ışıldı***8230; O da bana, şimdiye kadar duymadığım, hiç bir yerde okumadığım
bu yöreyle ilgili bir dağ masalı anlatmaya başladı...</span></font>

</span></font>
Anlattıkça
derin bir duygusallık çöküyordu yüreğime, ağlamaklı oldum. Zavallı
kadın bilmeden yaramı deşiyordu. İlk gençliğimi, çocukluğumu, ninemi,
ilk göz ağrımı, ilk heyecanımı anımsatmıştı bana***8230; Bir ara ***8220;Sustun artık
hiç konuşmuyorsun***8221; dedi. ***8220;Oysa bizim burda susmak coşkun sular gibi
akmaktır***8221; derler. ***8220;Sen sussanda ben duyarım, anlarım seni***8221; deyip
bilgece laflar etti***8230;</span></font>

</span></font>
Bense, başında dumanlar, yüreğinde sevdalar
depreşen, başı dumanlı karlı dağlar kadar suskunlaşmıştım. Bir serin su
aktı içimden, akıp gitti firat suyuna doğru***8230; Bir an zaman durdu
gözlerimde, kuşlar yoruldu, indi gözlerimden ne varsa, döküldü anı oldu
kelimeler***8230;</span></font>

Eğildim üstüne ***8216;Ağla Çiçeği***8217;nin, bir damla gözyaşı oldu
süzüldü gözlerimden yüreğim. Düştü yaprağının üstüne ***8216;Ağla
çiçeği***8217;nin***8230;Kanadı içim, akıp gitti nehirlere doğru***8230;</span></font>

</span></font>
Ben
yüreğimdeki özlemle, yüreğimdeki yangın ve gözlerimde süzülen acıyla
boğuşurken, Hatun Teyze ***8220;İnsanın mutluluğu kendi elinde oğul, insan
isterse yüreğini huzurla, umutla doldurabilir***8221;dedi. Bilge kadın
tavrıyla***8230;</span></font>

</span></font>
***8220;Hayat topraktır***8221; diyordu ***8220;ekilen her türlü iyi, kötü tohumu kabul eder, bağrında saklar, iyi beslersen hazinedir.***8221;</span></font>
</span></font>
***8221;Hayat ırmaktır***8221; diyordu ***8220;mecrasında akarsa istediğin kalıba girer, doğru yada eğri.***8221;</span></font>
</span></font>
***8220;Hayat
çiçektir.***8221; Diyordu. ***8220;Bakım ister, özen ister, sabır ister, açmak için.
Gönül ister sulanmak için, dürüstlük ister huzurlu ve mutlu olmak için***8221;</span></font>

</span></font>
***8220;Hayat pınardır***8221; diyordu. Özlemlerimizi saklar, acılarımızı unutturur, gönül ferahlatır. Ümitlerimizi tazeler***8230;***8220;</span></font>
</span></font>
***8220;Hayat
dostluktur***8221; diyordu. Dostluk gökyüzüdür, yaşamak gibi, aşk gibi,
kavuşmak gibi; sevginin ve hasretin en güzelidir***8230;***8221; Hatun teyze büsbütün
şaşırtmıştı beni o bilgece haliyle.</span></font>

</span></font>
Bana ***8220;sen Avrupalı olmuşsun
artık, Munzur suyunun akışındaki huzuru, dağ yelinin esişindeki umudu
nerden bileceksin***8221;diye sitem etti...</span></font>

</span></font>
Çoluk- çocuğumuz senin gibi
terkedip gitti bizi, dağlarımızı, ovalarımızı, toprağımızı terkedip
gittiler uzak ellere, şimdi bizde toprağımız gibi, dağlarımız gibi
sahipsiz, yetim, umarsız kalmışız buralarda***8221; diyordu.</span></font>

</span></font>
Anladım
ki, bu soylu bilge kadın gözlerini kapamış, yüreğini açmıştı benimle
konuşurken. Ağzından bahar suları gibi berrak akıyordu sözcükler.
Cümleleri peşpeşe sıralayışı, düzgün, akıcı uslubu ve bilge hali
şaşırtmıştı beni***8230;</span></font>

</span></font>
Ağzından çıkan her sözcük, ak bir güvercin
olup doyumsuz güzelliklerle insanın yüreğine konuyordu, dinlerken***8230;
Şehir yaşamındaki, daha çok yalan, daha çok kazanma, dalaverelerden,
küçük çıkar oyunlarından uzak, işte bu dağ köylerinde böylesine temiz,
onurlu, sevgi-saygı, dolu kalabilmişti bu soylu kadın. Yüzü de yüreği
de kötülüklerden arınmış, pırıl pırıldı***8230;</span></font>

</span></font>
Ses kayıt cihazımı kapatıp, Hatun Teyze***8217;le vedalaştıktan sonra içimi sıcak ve anlaşılmaz bir duygunun kapladığını hissetim.</span></font>
</span></font>
Bilirim
her özlem bir yazdır yüreklerde, her yürek bir özlem; her dağ bir seher
yelidir gönüllere, her çiçek bir sevgi, her sevgi bir ışıktır
karanlıklara***8230; Bir gün bağrıma basabilseydim özlediklerimi, susardım ve
tek bir söz söylemezdim***8230; Irmaklar konuşurdu benim yerime, rüzğarlar
konuşurdu, bilge ve soylu kadınlar konuşurdu, ben konuşmazdım***8230;</span></font>

</span></font>
1980 Caferli Erzincan</span></font>
Nuri CAN</span></font>
__________________
Nuri CAN
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 24-09-2007, 10:58
NuriCAN NuriCAN isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2006
Nerden: Netherlands
Mesajlar: 348
Standart






Yüreğim Dağlar da Kaldı

Düşündükçe hala içimdeki o güzelim dağlar büyür, büyür de sığmaz içime ırmaklar, çaylar, dereler...

Yıl 1988 ilkyaz Caferli***8217;deyim genç yaşlarda ölen bir çocukluk arkadaşımın hayali gelip takılıyor gözlerimin önüne, kalbimden bir yer kanıyor, hüzünlü bir ırmak gelip takılıyor yüreğime sanki.
Gece oluyor ay takıyor peçesini, inanılmaz güzellikte tarıyor saçlarını ağaçlar, söğüt dallarının üstünde sabah ışıltısıyla konuşuyor gece kuşları, karşıda Munzur, Mercan dağları.

Sabah uyandığımda yamaçlara bakarken virane olmuş köyümü, göçüp giden insanları düşünüyorum. Sonra bu köydeki sevdalarım, sevinçlerim, düşlerim, korkularım gelip takılıyor usuma. Dalıp dalıp gidiyorum, bir kitabı okur gibi canlanıyor çocukluğum, canlanıyor ilk gençliğim gözlerimin önünde, kalbim her sayfada duruyor sanki. Uçup gidiyor kırlangıçlar bir anın peşinde... Bir boşluktan bir boşluğa taşlara vura vura su olup akıyor yüreğim...

Eskil sokaklarında anıların
dolaşıyorum, öksüz bir çocuk gibi
yüreğimde kırık bir dal sızısı
ve soluk ürpertisi bir yaprağın

bir dost izi arıyorum, kirlenmemiş bir bakış
çocukluğumun ince sızısından kalma
alıp götürmek için uzak bir kıyıya

Bahar Caferli***8217;ye bir başka güzel gelir, adeta bir cenneti andırır. Dağları, yamaçları keklikler doldurur, kekliklerin ötüşü sarar her yanı. Dereleri bir hoş akar, kenger dolu, kekik kokulu yamaçlarda, kekik kokulu pınarların sularını, kendi sularına kata kata balkıyıp akar. İki yanında uzayıp gider gedik şeridi. Her tarafta serin serin yeller eser... Uzun selvi kavakları, dalları geniş sögütlerle neredeyse bir ormanı andırır. Her bahar ağaçlar yeniden göverir, her taraf kuş sesleriyle dolar, erikler çiçek açar, yapraklar incecik ve pırıl pırıl olur, rengarenk çiçeklerin kokuları sarar her tarafı... İsimlerini bilmediğim yeşil pırıl pırıl dolmalık yapraklar, yenen, çeşit çeşit yemeği yapılan taze otlar, bitkiler, gelinlerin ve genç kızların en önemli uğraşıları olur ilkbaharda...

Anımsıyorum da düğünlerde, seyranlarda yoksul çocukların açlıkları gözlerinde okunurdu, pilav ve pilavın üstüne konan satır kaygını bir avuç eti kapışırlardı. Bazı yıllar keçilere, koyunlara hastalık vurduğunda, ölüme soluk kala malına kıyarsa köylülerin biri, pişirdiğinde her lokma et kokar kokar da Caferli nasıl gurbete gidenleri ardına takıp götürürse, et kokusu da yoksul çocukları ardına öyle takıp getirirdi.

Köye ne zaman gelsem Ninemin sevecen bakışlarını hep üzerimde hissederim. Doğup büyüdüğüm Caferli köyünü, bahçelerini, eriklerini, insanlarının çoğunu artık belki de hiç göremiyeceğim, bir daha görmeye belki de fırsat vermeyecek ölüm ... Bir flim şeridi gibi hepsini tek tek geçiriyorum gözlerimin önünde, hala çocukluk düşleri kurarım bazen... Hani diyorum bir kuş olsam ya da bir zengin, Caferli***8217;nin ve dünyanın ekmeğe muhtaç bütün yoksul çocuklarını sevindirebilsem. Aha desem yiyin yiyebildiğinizce, giyin giyebildiğinizce, alın size oyuncak, oynayın alabildiğinizce. O an çocukların gözlerindeki sevinci görsem, yüreklerindeki sevinci duysam..Belki de o benim en ulaşılmaz mutluluğum olur kimbilir?...

bütün baharlara geç kalmış, yorgun ve yaralı bir yolcuyum
heybemde türküleri unutulmuş bir şafağın yalnızlığı
geçtiğim bütün kıyılara gözyaşı yağdırıyorum

Çocuklarım sevinçli görünüyor, onları da yaylalara götürmeyi düşünüyorum ama sonra deneyimli köylülerin beni uyarmalarından yola çıkarak vazgeçiyorum. Çocuklar alışkın olmadıklarından yüksek yaylaların havasından etkilenip hastalanabilirlerdi. Nihayet onları köyde bırakıp uzak yaylalara gitmek için bir at arıyorum getirilen atlar pek besili ve güçlü görünmüyor, çocukluğumun o küheylan atları yok artık Caferli***8217;de. Sonra başka bir köyde yaşayan Rıza dayım atını gönderiyor bana. Dayım hayatımda tanıdığım saygı duyduğum, onurlu, dürüst, merhametli insanların en başında gelir.

Çocuklarımın büyükçe olanları köyün çocuklarıyla bağ, bahçelerde oynamayı seviyorlar, ama iki küçük, Özgür ile Deniz benden ayrılmak istememekte direniyorlar. Nihayet Özgür***8217;ü ikna ediyorum orada kalıp kendi yaşıtlarıyla oynamayı kabul ediyor, ama üç yaşını henüz yeni doldurmuş küçük oğlum Deniz***8217;i ikna etmek hayli zor oluyor, sonunda yanıma alıp yakın koylara, tepelere gidip akşama geri dönüyoruz. Oğlum ata binmeyi çok seviyor, çoğu zaman tek başına duruyor atın üzerinde. Dağlarda çok güzel fotoğraflarını çekiyorum Deniz oğlumun. Yalnız giyimiyle pek köylü çocuklarını andırmıyor tabi...

Köyde on gün kaldıktan sonra planlı bir şekilde tek başıma dinlene dinlene, içimde yıllarca hasretini büyüttüğüm munzur ve mercan dağlarına doğru yola çıkacaktım, çocukluk arkadaşlarım refakatini kabul etmeyip sabah erken son olarak ordaki dostlar ve çocuklarımla vedalaşıp yola çıkıyorum.

İlk durak uzak yaylalar olacaktı. İçimi ürperten bir sevinç , bir esinti durmadan saçlarımı okşuyor. Uzun ve birazda yorucu bir yolculuktan sonra Teyran tepesine geldim. Epey yol aldıktan sonra at da ben de yorulmuştuk, atın gemini eyerin üstündeki tutamağa bağlayarak bıraktım kendi haline. Başımı ellerimin arasına alıp gözlerimi kapatarak bir süre öylece kaldım... At beni anlamış gibi gelip durdu karşımda, uysallaştı, başını önüne düşürdü... Sonra uzaklaştı mis gibi çayırların içinde debelenmeye başladı.

Bende dinlenmek için teyran tepesindeki suyun yanı başında mis gibi kokan çimenlerin üzerine sereserpe yayılıp, gözlerimi kapattım. Bunca yıldır hasretini çektiğim sesine daldım yaylaların. Kısa süreli de olsa olsa kestirmişim , tatlı bir düş içerisinde uyandım. Doğa sonsuzluğunda göz mahmurluğunu, gözlerimi ovuşturarak, buz gibi su yüzüme serperek dağ kuşlarının ötüşlerini, kanat çırpınışlarını, rüzgarın derinden gelen fısıltısının ve doğa gizeminin eşliğinde huzur soluyorum... Çimen, çiçek, toprak, kuşlar, kelebekler, böcekler; kayaların derin fısıltısı, otlardaki rüzgarın şarkısı, bütün güzellikler tek tek ruhuma işliyor...

Biraz uzanıp dinlendikten sonra ata binerek tekrar yola koyuldum. Su başlarında konaklamam, ara sıra uzanıp biraz kestirmem, çıkınımdakileri yemem, yankılı kayalara türküler okumam tarifsiz bir mutluluk ve huzurla dolduruyor içimi ama huzurlu olmama rağmen yine de bir an önce asıl özlediğim çocukluğumun geçtiği yaylara ulaşmanın sabırsızlığı vardı içimde...

Rüzgarların serin serin esişi, nazlı nazlı akışı suların alıp başka dünyalara götürüyor insanı. Bir kelebeğin kanat vuruşunu, ürperişini bir çiçeğin, bir ceylanın ürkekliğini içinizde hissediyorsunuz.
ah! gülen gözleri menekşelerin, munzur bakışlı ceren
geçtiğim bütün kıyılara, kırık gözyaşlarımı bırakıyorum
ince duygularımı
toplasam avuçlarım kanar
Sonra kalktım soğukkorttan (aresar) aşağı (pırkaniyan) çokçeşmeye doğru yürüdüm. Çocukluğum hep bu yaylalarda geçmişti. Gidip çadır kurduğumuz yere oturdum, ne çok anı üşüştü belleğime. Kalkıp hayran hayran irili ufaklı pınarlara baktım, birinin kenarına oturup yanımda taşıdığım postpeynirini, taze tandır ekmeğinin içine koyup dürümleyerek büyük bir iştahla yedim, her su içtiğimde daha da yiyesim geldi.

İşte su diye bir şey vardı dünyada, su sesi vardı. Şu gördüğüm dağlar, vadiler, kayalar, yeşillikler, kuşlar, çiçekler vardı, pırıl pırıl güneş vardı. Bu yaylalar ve dağlarda sanki her şey biribiriyle konuşuyor, biribirinin dilinden anlıyor, biribirine sesleniyor. Rüzgar buluta, bulut yağmura, yağmur suya, su toprağın dilinden seslenip anlıyor...

İnsan gözlerini kapayınca suyun akışındaki heybeti duyuyor, bir kuğunun kanat vuruşunu, bir kumrunun yakarışını... Uzak yüksek dağlara, tepelere her baktığımda çocukluğumu, ilkgençliğimi anımsadım, dalıp gittim saatlerce o anılara. Sevinçlerim, umutlarım, umutsuzluklarım, korkularım, özlemlerim bir bir geçti gözlerimin önünden bir flim şeridi gibi. Sanki çocukluğum hep oralarda çıkıp gelecekmiş gibi bir özlem, bir his kaplıyordu içimi.
ben ki herkese gül sunan
herkesten gül isteyen bir sevdalı çocuk
erken vurulmuş gençliğine ağıt yakıp
durmadan üşüyen hayatın bu kirli sahnesinde

ey sevdamın nar çiçeği, ey iki damla hasret çiçeğim
say ki günahsız bir çocuğum daha ben
ümitlerden uzak, hayallerden uzak
uçsuz bucaksız bir uçurum kıyısında nasıl yaşarım
boğulur giderim hayatın kirli sularında

Geldiğim oba yerleri çoğunlukla ıssızdı, hiç kimsesi yokmuş, terkedilmiş gibi ıssızdı, derin bir sessizliğie gömülmüştü; içi boşalmış gibi bir görünüşü vardı...
Garip bir his oturdu içime, derin bir boşlukta kaldım sanki bir an. Çocukluğumda buralarda her yer cıvıl cıvıl olurdu, çocuk seslerinden hayvan seslerine kadar... Gördüklerim, belleğimde kalan anılarla örtüşmüyordu...

Gözlerimi kapatıp tekrar dalıyorum uzak anılara, çocukluğumu ve ilk gençliğimi düşünüyorum. İşte yıllardır hasretiyle yandığım o dağlardayım yine, bir göl kıyısında suya daldırmışım ayaklarımı dağlara ve özlemini hep yüreğimde taşıdığım Nine***8217;me türkü söylüyorum, rüzgarla konuşuyorum, sesimi alıp götürüyor sular... Yürek tellerimde hasret ateşleri yakarak yıllarca sönmeyen bir ateşle bu anı beklemiştim.

Ayaklarım, ben, atımla birlikte buralara kadar geldik. Özgür ruhum, yüreğim beni dağlara, doğaya doğru sürüklüyor; aklım ve ayaklarım beni kirli kentlere doğru. Birinde özgür, diğerinde esir olacaktım. Birinde kendi başıma sorumluluk üstlenmeden başımı alıp dağ dağ gidebilecektim, küçük, sakin, huzurlu özgür dünyama sığınacaktım, bir dağ dervişi gibi.
Diğerinde insanların kirinden, kokuşmuşluğundan kaçıp, her şeyi göze alarak yalnızlığın sarmalında evimin küçücük bir odasına kapanıp kendime yeni bir dünya kuracaktım. Hem kendimle boğuşup hem çevremle boğuşacaktım...

Atım bu uzun yol boyunca bana yol arkadaşlığı yaptı, alıştı bana, bunca yol katetmemize rağmen bezginliğini, yorgunluğunu görmedim. Yeniden Teyran tepesine varınca saçlarımı rüzgar uçurdu, içimi bir hoşluk doldurdu. Kekik ve envai çeşit çiçeklerin kokuları reverans etti...

Bir hafta kadar daha gezip, değişik obalarda misafir kaldıktan sonra, içimde tarifsiz bir huzur ve içrahatlığıyla beraber biraz da içim burkularak ayrılıyorum oradan.

Şimdi düşündükçe o anıları, dağların doruklarında serin rüzgarların uğultuları gelip çarpıyor kulaklarıma, gittikçe serinleşiyor sanki sular, derinleşiyor duygular... Uzaklarda bir kaval sesi yayılıyor koyaklara, o dağları arıyor gözlerim her akşam, pırıl pırıl yıldızları gökyüzünde; özlemler, hiç kimsenin bilmediği, anlıyamadığı bir yangınla dalga dalga yüreğime işliyor...

İşte böyle bu uzak dağ yollarını her anımsadığımda gurbet ellerde, mahsunlaşıyor yüreğim, gözlerim, özlemim, çocukluğum... Rüzgar, su, yaprak, börtü - böcek ne varsa mahsunlaşıyor o dağlarda...


Nuri CAN
__________________
Nuri CAN
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 11:51


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum