Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİRLE İLGİLİ YAZILAR ELEŞTİRİLER TARTIŞMALAR > Sanal Sempozyum

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 14-09-2009, 20:38
admin admin isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 1.806
Standart Kurtlar, kırmızı şapkalı kızlar, küçük iskender ve Bahçıvan Mehmet

KURTLAR , KIRMIZI ŞAPKALI KIZLAR, KÜÇÜK İSKENDER VE BAHÇIVAN MEHMET
Neşe Yaşın

Hep söylerim: Belleğe asla güvenmem. Bellek bir film yönetmenidir. Geçmişteki bir sahneyi kendi arzuladığı gibi kurgular. Sunmak istediği anlatıyı destekleyecek detayları seçerek yapar bunu... Kamerayı dilediği ayrıntıların üzerinde dolaştırır. Karenin dışında kalanları bilemeyiz.

Ayrıca bize sunulan o sahne öncesindeki bazı gelişmelerden habersizsek farklı bir algı oluşturuz. Aynı sahneyi onu hazırlayan başka detaylarla izlediğimizde ise durum değişebilir.

Birisi bize bir olay anlattığında da böyledir. Hatta tanığı olduğumuz bir olayda dahi hangi detayları öne çıkardığımız biraz da bizim seçici belleğimizin eseridir. Belki olayda taraf olan birilerine önceden bir sempatimiz ve gönül bağımız vardır. Belki sınıfsal, fiziksel ve benzeri bir ön tercihimiz mevcuttur. Belki de o kişiyle etnik, ideolojik, durumsal bir “biz” kategorisi içinde yer almakta; hayali ya da gerçek bir grup aidiyeti oluşturmaktayız. Eğer Kırmızı Şapkalı Kız masalını kurtlar yazmış olsaydı. Ormanda yürüyen bir yemek gören zeki bir kurttan ve onun öldürülüp mağdur edilişinden söz ederlerdi.
Yaşanmış bir olayla ilgili tanıklığım ve görüşlerim sorulduğunda epey bocalarım; adaletli olabilmek kolay değildir.

Otobüsün şoförü kaza yapar ve yol kenarındaki bir genç insanın yaralanmasına neden olur. Daha sonra tanıklık yapan bütün yolcular şoförün alkollü olduğu konusunda ısrar etmektedirler.Şoför kazadan sonra kusmuştur. Şoförün kusmasının sebebinin alkol olmadığı ise daha sonra anlaşılır. Sadece genç bir insanın o halini görüp üzüldüğü için böyle bir tepki vermiştir.

Hayatın pek çok anında yargıç olmaya çağrılmaktayız. Bizlere bir anlatı sunulmakta ve bir durumu lanetlememiz ya da alkışlamamız talep edilmekte.

Bir yandan da taraf olunan her gruba ait bazı kutsallıklar söz konusu. Dil ise bu kutsallıkları oluşturmanın bir aracı.

Bir nehrin iki yakasında iki maymun grubu yaşamaktadır. Nehrin Kuzey yakasında yaşayan maymunlar muzları yıkayarak yerken Güney yakasındakiler muzları yıkamadan yemektedirler. Maymunlar bir dile sahip olmadıkları için aralarında bir çatışma yoktur ama eğer konuşabilselerdi şöyle bir çatışma dili oluşturabilirlerdi: Nehrin bir yakasındaki maymunlar diğer yakadakileri muzları yıkamadan yedikleri için “mundar ve ilkel” olarak tanımlarken diğer yakadaki maymunlar kutsal muzları suya dokundurdukları için ötekilere “kafir” diyebileceklerdi. Ardından “Kahrolsun kafir maymunlar, kafirlerden hesap soracağız” gibi sloganlar da çıkabilir ve çatışmalarda verilen kayıplarla durum tarihsel bir husumete dönüşebilirdi.

Bütün bu ukalalıkları yapmamın sebebi biraz da koordinatörlerinden olduğum İlhan Berk Buluşmasında yaşanan “Küçük İskender Vakası” ile ilgili. Medya’ya yalan yanlış biçimde yansıdı ya herkes bunu soruyor. Ne olmuş? İskender gerçekten dövülmüş mü? Kim ya da kimler dövmüş? Neden dövmüşler?
İskender de kendi anlatısını oluşturmuş. İnternette dolanmaya başladı.

Herkesin de bildiği gibi şiddet sadece fiziksel değil. İnsan sözcüklerle, aldığı tavırla hatta bazen hiçbir şey yapmayarak, sessiz kalarak da bir başkasına şiddet uygulayabilir. Fiziksel olanı ise bambaşka. Niyet edilmemiş olsa bile kötü sonuçlara yol açabilir.

Bizim kuşağın ne yazık ki önemli bir şiddet deneyimi var. Yaşananlar, işkenceler hiç kolay değil.
Kendileri şiddet görenlerin şiddetle ilişkisi ise her zaman daha farklı.

Benim belleğimin film yönetmenine sorarsanız tırmanmakta olan bir gerilim sonrasında itişme kakışma gördüm. Şiddet o itişme kakışma öncesinde de vardı.

O andan kalkarak insan büyük bir hikaye kurabilir. Türkiye’ye, hayata, insana ve şairlere dair. Bu hikayenin içinde “iktidar olma eğilimi” de var, “onay görme arzusu” da var, “hayata genel bir öfke” de var, “erkeklik ideolojisi” de var, “12 Eylül” de var. Her şey var.

“Zalim kim? Mağdur kim?” sorusuna gelince şunu söylemek istiyorum: Her zalimin içinde bir mağdur ve her mağdurun içinde de bir zalim bulunabilir.Ben kendi içimdeki kalem kıran yargıcı yok etmek için çok uğraş verdim. Dünyaya, genelde şaşarak, anlamaya çalışarak ve çabuk hüküm oluşturmadan bakmaya çalışıyorum.

Hayatta çok büyük ve örgütlenmiş kötülükler var elbette. Bunlara karşı direniş için kalbim ve sözcüklerim her zaman hazırda ve sesim korkusuzca yüksek.

Belleğimin bazı detayları silmek için harekete geçtiği bu olayda ise hatırlamak istediğim yalnızca Akademinin bekçisi Mehmet’in olayın ertesi günü İskender’in kolları ve bacaklarında düşme sırasında oluşan yaramaz çocuk çiziklerine bakıp saflıkla ettiği o tatlı laf: “Küçük İskender ya, seni niye dövdüler? Küçüksün diye mi?”


kaynak: hüseyin alemdar
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 23:26


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum