Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > KİTAPLAR - DERGİLER - KİŞİSEL SİTELER > Fanzinler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-09-2009, 15:57
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart küçürek öykü fanzin



küçürek öykü fanzin


ÖÇ

Köyün en hoppa kızıydı.

Onu köyün en aptal gencine verdiler.

Hiç çocukları olmadı.

Daha doğrusu, sayısız çocuklarından hiç biri o en aptal gençten değildi. (1)


"ÖÇ" adlı küçürek öyküye gelince, üç cümlelik bir öykü üzerine çok şey konuşabiliriz aslında.
Şunu söyleyeyim hemen ilk elden. Toplumsal, sınıfsal değer yargılarını yargılamaya kadar giden, bu değerleri uzun uzun araştırmaya meyilli bir yapısı var bu öykünün. Üç öznesi var burada metnin: Hoppa kız, aptal genç ve köy/toplum. Yaptığı davranış, genç kızın bir başkaldırısı aslında. Ama bunu kitabına göre, köyün usullerine göre davranıyor görünerek ve gizli yapıyor; onları aldatarak bir bakıma öcünü de alıyor. Sonra, doğurduğu çocukların hiçbiri o aptal gençten değildi. Burada iki şey var. Kocasını başka gençlerle fiziksel olarak aldatıyor da olabilir. İkincisi beyin aldatması; yani fiziksel olarak kocasıyla ilişki kursa da, gönlünü, kadınlığını ona vermeyerek. Böyle olunca, çocuklar biyolojik olarak aptal gençten olsa da bir sevgi ürününün meyveleri değiller. Yani ortada sağlıksız olan bir paylaşım var. Kız kocasıyla bir ilişki yaşasa bile, istenmeyen bir ilişki olduğu için, bu bir tür tecavüz oluyor. Böyle olunca da, çocuklar dolaylı olarak bir tecavüz ilişkisinin ürünleri gibi, yani bir "piç" olarak algılanıyorlar. Burada üçlü bir çatışma var. Kız bu çatışmadan baskın çıkıyor ve onları aldatarak öcünü almış oluyor. Bir küçürek öykü, bir roman kadar şey anlatabiliyor. Bu tür öyküler aritmetik dersi gibi işlenebilmeli, hangi sözcüğün nereye konulacağı bir iyice hesap edilmeli. Bir şiir dili var mı burada, yok; ama müthiş bir düşünsel derinlik var. (2)

Küçürek öykü biçimini ortaya çıkaran şey nedir?... Neden romanlardan, küçürek öykü biçimine dönüşen bir yazım biçimi gelişmektedir? Hikayelerin, romandan farklı türden bir yazın olarak gelişmesinin nedenini, eleştirmenler gazete yayıncılığına bağlıyorlar birazda. Geçen yüzyılımızın önemli haberleşme ve iletişim aracı olan bu yayıncılığın dünyada geniş kitlelere ulaşması ile de romanlarla ifade edilen edebi türün yerine, insanları hem bu konuda tatmin etmek hem de eğlendirmek maksadıyla gazete ve dergilerde anı ve hikaye türü yazın biçimi önemli derecede yer aldı. Gazete günlük yaşamımızda farkında olmadan bir tür okuma alışkanlığı oluşturdu. Haberleri, anıları, yorumları, ve yaşam içinden çıkmış küçük hikayeleri kısa ve dar bir zamanda okuyup, değerlendirme yapma yetisi kazandırdı hepimize. Gazetedeki başarılı yorumcular ise, kısa kısa cümlelerle ve tek satırlık yazma biçimleriyle okuyucusuna ulaşmaya başladı. Böylece, okula, işe giderken, otobüs beklerken ya da pazar tatilinde konusu ve dili ağır olmayan yazılarla hem bilgilenme hem de hoşça vakit geçirme biçimine dönüşmüştür gazete okumak. Edebiyat kendi bünyesinde, öykü yazımını zaman zaman gazetecilik yazınından uzaklaştırarak edebileştirdi bile diyebilirim.

İlle de “kısa-kısa öykü” deyimine uygun örnekler arayacaksak, bizim yazınımızda “fıkra”yı anımsayabiliriz. Örneğin Nasrettin Hoca fıkraları bu anlamda ele alınabilir. Bir de eskiden gazetelerde çalışan fıkra yazarlarının ürünlerini düşünebiliriz. Bunların en ünlülerinden Doğan Nadi ile Şinasi Nahit Beker’i sayabiliriz. Biri kalkıp onların yazdıkları günlük konulardı, “edebiyat” değildi derse bu kez Ferit Edgün’ün “Binbir Hece” kitabında yer alan “Minimal Öyküler”i örnek gösterebiliriz. (3)

Hoca akşama doğru evine giderken, köylüsü ile karşılaşır. Adam: “Hoca adamın biri bir tepsi baklava götürüyordu” der. Hoca: “Beni ilgilendirmez!” diye söylenir. “Ama hocam sizin eve götürüyordu” diye cevap verir. Bu sefer Hoca: “O zaman da seni ilgilendirmez!” der.

(1) Ferit Edgü (2) Zafer Doruk / özgürpencere (3) Orhan Duru Adam Öykü Aralık 1997

Fanzin ücretsiz olarak isteyen herkese ulaştırılır.

İletişim: kucurekoykufanzin@mynet.com.
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 24-09-2009, 12:43
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Sayı 4

Kırmızı ışığın altında…
Kadın sessizce başını yana eğdi. Patlama sesi duyuldu. İki el, sarı saçlarına dağılmış kanlı yüzünü okşadı. “Ah canım, canım benim!” Dedi.

Küçürek öyküdeki birincil disiplin, öyküde bir hikaye anlatmak değil, asıl olarak hikayeyi okuyucunun yaratmasını sağlamaktır.. Hatta mümkünse, öyküdeki karakterleri bile okuyucu oluşturmalıdır. Küçürek öyküde, bir izlek, mekan, zaman, renk, karakterle mutlaka belirgin olmalıdır. Ancak, bazen bunlar benzetmeler ya da imgeler yoluyla olabilir. İmgeleme bizi şiire yaklaştırmasına karşın imgeleme ile sınırlı olan bir metin değildir amaçlanan, imgelemin öykü izleğine hizmet eder olmasıdır esas olan. En önemli unsurlardan bir diğeri de; öykü başlığının öykünün bütünü içinde anlamlandırılabilir olmasıdır.

Rivayet odur ki; Hemingway arkadaşları ile o meşhur on dolarlık ve altı kelimeden oluşacak kısa öykü iddiasına girer ve altı kelimeden oluşan öyküsüyle de iddiayı kazanır. Bu öykü belki de sadece öykü yazınında değil ama aynı zamanda bütün ebedi metinler üzerinde devrim yaratabilecek niteliktedir. Altı kelimeden oluşacak bir öykünün iddiaya konu olması zaten başlı başına derin anlamları içermektedir.
"For sale: Baby shoes, never worn”


Buyurunuz; işte size küçürek bir öykü. “Satılık; bebek potini, hiç giyilmemiş.” Hemingway bu kısa öyküsü ile iddiayı kazanmış oluyor. Çeviriyi satılık ilanlarındaki algılama dünyamızla yapacak olursak, öykü şöyle de ifade edilebilir. “Sahibinden satılık; bebek potini, hiç giyilmedik.” Küçürek öykü biçiminin, işte böylesine bir sözcükle değişebilecek anlamlandırmalar yaratma özelliği vardır. Her iki tercümenin ortaya çıkardığı karakter anlamlandırması bizim düşsel dünyamızda farklılıklar yaratacak ve öyküyü yeniden karakterlerin yapısından oluşturacaktır.

Dikkat ettiniz mi?
Öykü başlıksız olabilir mi?.. Hemingway’in bu öyküsünde bir başlık yok mesela.

Öyküde karakter: Pek çok yazar ve yazma kuramcısı, karakterizasyonu mikroskop altında incelenecek bir yazı zerresi, bir üretim gibi görmeyi reddeder. Karakterler gerçek insanlar değildir ama insana benzeyen gizem dolu varlıklardır. Karakterlerin kırılgan, hassas mekanizmaları formüllerle, kurallarla belirlenip ortaya konulmaz.

Karakterizasyon, gerçek hayatta var olan insanların kurguya transfer edilme işlemidir. Bu işlem süresince yazar öyküsü için gerekli karakterleri istediği biçimde yaratmak için elinden geleni yapar. Şimdi aklımıza bir soru gelebilir?

Karakterler gerçek hayattan mı alınmalıdır? (1)

Amerikan manyaklığı, Amerikan kıvraklığının 20.yy’a vurulmuş hali olarak bilinir. Aptal Victorya dönemi pembe dizilerinden sonra ilaç gibi gelir edebiyat tarihine…
Uygulaması da yeni kalemler için iyidir. Tavsiye ederiz. (2)

-Sana adam ısırıyor diyorum.
-Sen de ona söyle kardeşim; ısırmasın bir daha.
-Yahu!... sıkıysa sen söylesene.
Adam çaresizlik içinde etrafında döndü. Biraz da gücenik, karşısındakine baktı. Ağlamaklı…
-Ne yapacağım ben şimdi?... dedi. (***)


(1) Şebnem Sema Tuncel/ özgürpencere (2) mosenturc/sosyamat/forum. (3) mete kaynaroğlu
Fanzin ücretsiz olarak isteyen herkese ulaştırılır. İletişim: kucurekoykufanzin@mynet.com
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 11-10-2009, 18:33
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Başka bir şey bulamadığı için telefon teliyle boğdu kendini. Tamirci; “Olay sırasında olmuştur” dedi. O gündür boğuk çalar telefonun her zili. (1)

Küçürek öykü çünkü: Küçük cümlelerde büyük dünyalar anlatabildiği için… O telefon telinde kendi hikayemi uydurduğum için… Ve daha başka hikayeler eklemleyebildiğim için… Bana da söz hakkı bıraktığı için… Beni de hikayenin içine katabildiği için… Sadece öyle olduğu için… İlle de gerekçe uydurmak gerekmediği için… Hem somut, hem soyut olduğu için… Kendime en yakın bulduğum için… (2)


“… Bir yazınsal iletinin, deneysel dünyanın, bu dünyayla ilgili bilgilerimizin taşıyıcısı doğal dilin, tanıdığımız gereçleri üstüne temellenmekle birlikte, doğal dilin mantık kurallarıyla her zaman açıklanamayacak bir kurmaca dünyayı dile getirdiğini ileri sürebiliriz. İşte bu nitelikte bir ileti karşısında, biz okurların da, belli kuralları olan bir iletişim konumuna girmesi gerekir. Başka bir örnekle düşünelim:
Şıpıtık terliklerini çıkarınca gördüm.
Amma küçükmüş ayakları şu nisan yağmurunun(3)
Dizelerindeki anlamı, doğal dilin gündelik mantığıyla nerde arayabilirsiniz? Böyle bir metin de ancak, ozanın bir dilsel seçmeyle kurduğu alışılmış dışı anlam ilişkilerine yönelmemizle, kurmaca oyununun kurallarını benimsememizle okunup kavranabilir. Burada: bu iki dizenin yapmak istediği şey, belli bir anlamı tabak gibi sunmak değil; bizi metnin bütünündeki iletinin kavranışı yönünde bir algısal davranışa ,sokmaktır. Nisan yağmurunun da ayağı mı olurmuş? gibi sorulara yer 'vermeyecek bir algısal davranışa…” (4)


“…Dolayısıyla kısa anlatı için şöyle diyebiliriz: Sıradan, ortalama ya da toplumda ideal diye bildiğimiz insan tiplerinin, öykü kahramanı olarak karşımıza çıkması halleridir. Kısa öykü dendiği zaman sanki hayattan bezmiş, birçok bunalımı olan, deliren, akıl hastaları sokak çocukları, yalnızlıklar, yaşlılık semptomları... yani düşmüş, kakılmış, itilmiş insanlar sanki kısa öykünün esas kahramanlarıymış gibi anlatılır. Oysa kısa öykü de diğer anlatı türleri gibi kahramanlarını her tür tipin içerisinden seçebilir. Sağlıklı insanlar da kısa öykünün, kısa anlatının kahramanlarıdır. Ama hepsinin ortak özelliği bütün bunların sıradan, çok gelişmiş, idealize edilmiş, zengin, fakir vs tüm bu tiplerin ortak özelliği, hepsinde psikolojik, nevrotik bir takım durumların açığa çıkmasıdır. Bu yüzden kısa öyküde bu durumları ortaya çıkaran nedenlerden çok durumun kendisi yazılı.” (5)


Küçürek öykü
a-) Kısa öyküde, giriş bölümündeki ilk cümle; öykünün lokomotifi gibidir. Öykünün bütünlüğünü etkiler. b-) Öykü, yoğunlaşıp kısalan bir anlatıma sahiptir. İnsanın varoluşunu irdeler ve öyküye malzeme olmuş yaşam içindeki bütünü sorgulamak yerine bu bütünlüğün içindeki ayrıntıları sorgular. Öyküde, yaşamın bütünlüğü yerine ayrıntılar ön plana çıkar. c-) Kısa öyküde amaç, öykünün uzunluğu değil, özellikle okurunu derinden etkilemektir. Bunun için öğelerinin şaşırtıcı , kışkırtıcı ve karşıtlıklardan oluşması gerekmektedir. Umulmadık tepkiler almayı hedeflemelidir. d-) Kısa öyküde zaman, yer, tarih çok belirgin faktörler değildir. Kısa öyküde esas olan anın fotoğrafı ve içindeki iç çelişmeleridir. e-) Kısa öyküde dil, sözcüklerin ekonomik kullanımı demektir. Bütünlüğü bozacak sözcükler olmamalıdır. f-) Kısa öyküde anlatım, öykü öğelerini anlatmak yerine; okuyucunun hayal gücünde canlandırabileceği, okuyucunun hayal gücüne hitap eden bir anlatım olmalıdır. g-) Öyküde bir anlatıcı vardır. Bu yazarın ağzından; hem yazar, hem kahraman olduğu ya da öyküdeki ikinci şahısların ağzından veya her şeyi bilen kendini göstermeyen ve olayları şimdiki zaman kipinde takip eden ve anlatan anlatıcı biçiminde olabilir.


(1*) praksis/özgürpencere (2) Emine Başa/özgürpencere (3) Çin işi/Can Yücel /(4) Yazınsal İletişim/Akşit Göktürk / (5) Aydın Şimşek/ Yaratıcı yazarlık ders notları/
Fanzin ücretsiz olarak isteyen herkese ulaştırılır. İletişim: kucurekoykufanzin@mynet.com

mete kaynaroğlu
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 26-10-2009, 18:59
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Sayı: 6

Bir öykü atölye talebesinin ders notları…


Öykü günleri için sabah Adana’daki Özür Pencere derneğine geldiğimde bir şeyi net olarak anladım ki; O da, ben bu güne kadar bir öykü günü etkinliğine katılmamıştım ve nasıl yapılacağı konusunda bir fikrim yoktu. Benden bir öykü okumamı istediler ayrıca sunumu yapacak olan ve YOM dergisinin sanırım yayın yönetmeni, benim bir özgeçmiş yazmamın gerekli olduğunu söyledi. Şaşırmıştım!..

Bugüne kadar özgür pencere forumlarında ya da öykü atölyesinde öykü denemelerim vardı ama buralarda bu denemelere göstermiş olduğum önemden farklı bir durumla karşılaşmıştım. Burada, bu işten anlayan başka öykü yazarları, şairler ve her şeyi eleştirmeye hazır “kavgacı” okur grubu vardı. Korkmadım dersem yalan olur…

Prof. Feyza hanım’da(1) tek tek öyküleri dinliyor ve bir yandan not alıyordu. Hepimiz öykülerimizi okuduk. Sesimiz titriyordu. Heyecanlanmıştık. Sorular sorulduğunda, cevaplarımızı neredeyse kulağımız duymuyor bile diyebilirdik. Feyza hanım bazı öykülere birebir eleştiri getirdi. Okuduğum öykü “bir gece uçuşu” adlı öyküydü ve sorular sırasında bir cevabımda bunun “kapalı” bir öykü olduğunu söylemiştim. Feyza hanımın öykülerindeki kullandığı “dil anlayışı”nın benimki ile ilgisi yoktu ve yaptığı söyleşide “kapalı öykü” biçimine eleştiri getirdi. Buna karşın benim bu şekilde özgür pencere’ de “yaşama dair değinmeler” başlığında buna benze bir çok öyküm vardı. Hepsi emek ürünüydü ve zaman zaman gördüğüm rüyaların bile materyal olarak kullanıldığı olmuştu. Gece yarıları kalkıp bunları yazmışlığım çokçaydı.

Öykülerimi yazarken hep eğlendim… Onları yazarken sık sık kahkahalar attığım oldu… “İşte bu!…” dedim kendi kendime. “İşte bu!.. Öykü böyle yazılır.” O zamanlarda ciddiye alıyordum yaptığım işi şimdi de alıyorum. Ama… bu öykü günlerinde anladım ki, öykü yazarlığı aynı zamanda bir yaşam biçimi imiş.

O anlar bir gerçeği daha kavradım. Atölyesiz öykü yazarlığı olmaz. Tartışmasız öykü yazma iş topal kalır. “Yazarım, beğenirler ya da beğenmezler.” demek yetmiyor ya da artık beni tatmin etmez. Her sözcüğün bir kıymeti varmış, artık bunu anladım.

Saz ve onun işlevselliğine ilişkin bu küçürek öykü ödevimi yazarken şunları gözettim. (2) Bir ara konu zenginliği ve bir konu fikri vermesi açısından “googel arama motorundan” saz ve türkü üzerine bilgilere bakayım dedim, birden karşıma Âşık Veysel çıktı. Ödev öykümün konusunu bulmuştum.

Ama bu kısacık öyküde, aynı zamanda ödevin parçası olan ters bir anlam yaratılması işini de ben yakalamalıydım. Saz ünlü bir ozanın olduğu için mirasçıları sazı sattığında yüksek bir meblağda para elde etmişlerdi ama sazın derdi orada başlıyordu. O yüzden adına da “dertli saz” dedim. Bildiğim kadarıyla buna ironi diyorlar. Böylece başlığını da öyküye dahil etmiş oldum. Başlıkla birlikte öykünün öznesi saz olmuştu. Bu öyküm hakkında bunu düşünüyorum. Fakat biliyorum ki, teması verilen öykü ödevlerinde nasıl bir birinden farklı yaşam ve konu zenginliği çıkıyorsa bu öykünün sizlerce tartışılması da bir o kadar zenginlik yaratacak.




Peki, niçin bunca yoksul, yoksun bir dille, görünüşte hiçbir ilgi çekiciliği olmayan, hiçbir şeyi betimlemeyen, hiçbir ruh halini çözümlemeyen, bireysel ya da toplumsal hiçbir sorunu konu edinmeyen bir öykü?
İnsanoğlunun düş gücünü harekete geçirmek, yaratıcılık diye kendisine sunulan, yan yana geldiklerinde hiçbir şey anlatmayan, roman, öykü, anlatı diye nitelenen laf salatalarından okuru kuşkuya düşürmek için. Ve sanatın pek öyle ulaşılamayacak tepelerde olmadığını, evlerde, odalarda, sokaklarda dolaştığını göstermek ve katılımı için için sağlamak için. (3)
(3) Ferit Edgü - Adam öykü Eylül Ekim 97 / sayfa 38-39


Şofördü genç delikanlı… Zengin bir ailenin yanında çalışır, her işlerini de yapardı. Patronu bir gün ona baktı, “İşte tam da aradığım genç” dedi. Onu biricik ve tek kızıyla evlendirdi sonra bütün işlerini ona devretti.



(1) Prof. Feyza Hepçilingirler / (2) Bakınız sayı 1 / Fanzin ücretsiz olarak isteyen herkese ulaştırılır. İletişim: kucurekoykufanzin@mynet.com


mete kaynaroğlu
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 15-12-2009, 23:07
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Bira bitince burnum akmaya başladı.
— benim de, ağlamak deniyor.


Wereyda An/ http://wereyda.blogspot.com/
Küçürek Öykü Fanzin; öykü yazımında, henüz süreci tamamlanmamış “deneysel” türünün gelişimine bir tür “küçürek” katkı amacıyla yayınlanmaya başlamıştır. İçerdiği konular, küçürek öykü örnekleri, öykünün dil yapısı, deneysel çalışmalar dilin bu deneysel çalışmalar içindeki yeri ve dilin ideolojik yapısı üzerine olan konulardan oluşur.
Edebiyat; bir kurmaca üst dil oluşturma sanatıdır denilebilir. Bu yüzden, günlük konuşma dilinden ayrılır ve günlük konuşma diline karşıdır. Dil, toplumsal bilincin bir yansıması olduğundan edebiyat bu bilince karşıdır da diyebiliriz. Bu cihetle, edebiyat; genel geçer toplumsal koşulların meşru kıldığı alanda varlığını sürdürürken oluşturduğu üst kurmaca dil, günlük dilin oluşturduğu kurmaca yapıya dönüşüverir. İşte “Fanzinler” bir bakıma, bu genel geçer koşuldan çıkışın bir yolu olabilir. Genel geçer koşulda oluşan tecimsel ilişkilerin baskısını üzerinden atar. Bununla kalmaz, dilini, “zorunluluğun” getirdiği koşulları kırarak özgürleştirebilir. Bu açıdan fanzinin araçları maliyetsizdir. Buna özel bir önem verir. Fanzin araçları basit ve bedava ya da maliyeti ihmal edilebilir nitelikteki araçlardan oluşmasına özel bir önem verir.




"Kısa kısa öykü", "kısa öykü"nün zorluklarını iki katına çıkarıyor. Neden? Öykü türü, yapısı gereği belli bir darlığı/sınırlılığı peşinden getirir. Tanpınar'ın, hikâye türünün edebi sanatların en zoru olduğunu söylemesinin altında da bu darlık, bu sınırlılık hali olsa gerek. Kısa kısa öykü ise bu darlığı daha ileri boyutlara taşır. Tabii zorluğu da... "Kısa"lık zaten bir meydan okumadır. "Kısa kısa"lık ise meydan okumadan da öte belki bir rest çekmedir. Bir iddiadır. Her sanat eserinin muhatabını tatmin ederek bitmesi gerekir. ("Tatmin", her ne kadar belirsizlik yükü çok fazla bir tabirse de, sanat ürünleri üzerinde düşünmemizi kolaylaştırabilir.) Öykünün kısalığı, yazarının okurunu tatminini zorlaştırır. Romanın puanla maç kazanma sanatı, öykününse tuş ederek maç kazanma sanatı oluşuna kimsenin itirazı yoktur. "Puan" kazanmayı değil de, "tuş" etmeyi gerektiren şey nedir? Öykünün kısalığı!
Şurası önemli: Kısa kısa öykünün ne olduğunu düşünmeye, kısa öykünün kısalığına bir sınır getiremeyişimizin sebepleri üstüne düşünerek başlayabiliriz. Kelime sayanlar, bir oturuşta okunmalıdır, diyenler, sayfa sayısını öne çıkaranlar; hiçbiri bizi kısa öykünün ne kadar kısa olması gerektiği konusunda ikna etmeyi başaramamıştır. Ancak öyküyle çok yakın ilgilenen okurların kafasında genellikle bu "kısa"lığın da bir sınır noktası vardır. Öyle olmasaydı, örneğin Mehmet Harmancı'nın çoğunlukla Hece'de yayınlanan "kısa kısa öykü"lerini, hatta "minimal öykü"lerini okuyanlar bu "kısa"lığı yadırgarlar mıydı? Evet yadırgadılar. Demek ki bu paragrafın ilk cümlesini bir daha düşünmemiz gerekecek. Acaba kısa öykünün "kısa"lığına bir sınır getirilemedi mi gerçekten? Sanki bu konuda öykü okurları gizlice anlaşmışlar! Ki, zihinlerindeki boyut aşıldığında, muhafazakârlık damarları tutuyor!(1)




Sonuç olarak, ciddi yazarlar bu sınırlayıcı türde öykü yazmaya çalışarak kendilerini deneyebilirler; bir yazarın arada bir böyle denemeler yapması ne durumda olduğunu görmesi açısından iyi bir fikir olabilir. Eminim ki bu seçkiyi okuyanlar öykülerin içeriklerini anlayacaklar ve şu çok basit soruyu hakkıyla cevap verebileceklerdir: “Bu okuduklarımız gerçekten birer ‘öykü mü?’

Gordon Weaver / Adam Öykü- gelenek ve kısa kısa öykü


Küçürek öykünün gelecekte öykünün yerini alacağını, hız ve zaman gibi etmenlerin buna sebep olacağını vb. düşünenler var ama ben aynı görüşte değilim... Görsel şiir nasıl asıl şiir türünün bir kolu ise, küçürek öykü de öykü türünün bir kolu, bana göre... Öyküden beslenen ama onun yerini alabilecek denli güce ve alana sahip olmayan bir tür. Kendi içinde olağanüstü özellikleri ve büyük bir gücü var ama. Küçük ölçekli oluşunun yanı sıra, küçücük alanda derin ve zengin anlam dünyası, olabildiğince yoğunluk, yapısal ve anlatımsal öğelerin katmanlılığından kaynaklanan biçimsel bir sıkışıklığı kapsaması onun olağanüstülüğü. Yalın sözcüklerle ama hiç de yalın olmayan bir doku örmeyi gerektiriyor. Ve okuru kışkırtmayı amaçlıyor... Okurun derinlere inip düşünmesine, düşlemesine olanak sağlıyor (2)

Burçak beni sevmiyor Burçak gerçek bir isim ama inanmayacaksınız.

Kırık dökük vesvese / http://wereyda.blogspot.com/

(1) Abdullah Harmancı / Hece öykü sayı 19 (2) Ruşen Ergün
Fanzin ücretsiz olarak isteyen herkese ulaştırılır. İletişim: kucurekoykufanzin@mynet.com.



mete kaynaroğlu
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 06-01-2010, 15:35
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Çok kısa öykünün günümüzde yazınsal türler hiyerarşisi içindeki yeri göreceli yeni ve belirsizdir. Bunun nedeni bu türün okur, eleştirmenler ve yayınevlerince fazla önemsenmemesi, üniversitelerde yazın öğretimi veren bölümlerin müfredatında yer bulamayışı ve bu türdeki kitapların tanıtımlarının fazlaca yapılmamasıdır.

Çok kısa öykü şimdilik ancak sınırlı sayıda kitap ve derlemeler sayesinde okurla buluşabilmektedir; ancak internette yaşamını sürdüren birçok elektronik yayın bu türün örneklerine yer vermektedir. Bu türün geleceğine ilişkin bir önyargıda bulunmak oldukça zor olsa da bunun teknoloji sayesinde değişen yayıncılık ve okur çevreye bağlı olduğu söylenebilir.
FAHRİÖZ / Edebiyat Fakültesi Dergisi / Journal of Faculty of Letters
Cilt/Volume 25 Sayı /Number 2 (Aral›k /December 2008)


Resimde, müzikte, mimaride, sinemada anlam alanı bulan minimal yaklaşım, şimdilerde öyküde de yaygın bir şekilde tartışılmakta. Henüz kavramlaştırma ve kuramsal temelleri oluşturulma aşamasında olan bu anlayışın nasıl bir yol ve serüven izleyeceğini şimdiden kestirmek zor ancak ortaya konan nitelikli örnekleriyle edebiyat dünyasında varlığını kabul ettirdiği bir gerçek.
Öykü ve minimalizm bağlamında ilk tartışma, “adlandırma” konusunda yaşanmakta; bu anlayışın örnekleri “mini öykü”, “minimal öykü”, “kısa kısa öykü”, “ani öykü”, “çok kısa öykü”, “mikro kurmaca”, “küçük öykü”, “küçürek öykü”, “en azcı öykü”, “kıp kısa öykü” adlarıyla tanımlanmaya çalışılmaktadır. Ne var ki henüz herkesin benimsediği ortak bir ada kavuşmuş değil. İkinci tartışma da bağımsız yazınsal bir tür mü yoksa öykünün bir türevi mi olduğu konusunda yaşanmakta.
Tüm bu kuramsal yazıların, tartışmaların odağında uzunluk-kısalık sorunu yer almaktadır. Öykü ile kısa kısa öykü arasında ayrım yapılırken öncelikle sözcük sayısından yola çıkılmakta iki bin ile otuz bin sözcüğü kapsayan öykülere “kısa öykü”, iki bin sözcükten daha az olanlara “kısa kısa öykü” denmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Kısa kısa öykünün kuramcılarından olan Roberta Allen kısa kısa öykünün “yüz ile bin sözcük arasında uzunlukta” olması gerektiğini düşünür. Öykü ile kısa kısa öykü arasındaki diğer bir ayrıştırma da okunma süresi ile ilgilidir. Poe, “Öykü bir oturuşta okunacak kadar kısa olmalıdır” derken, Wells “hiçbir öykünün okunması yarım saati geçmemelidir” görüşünü ileri sürer. Kısa kısa öykü için öngörülen süre ise beş dakikadır. Popüler yaklaşım “bir sigara içimlik” zamandır. Sözcük sayısı dışında dikkat çekici diğer bir farklılaştırma yaklaşımı da “sürat”tir. Arturo Vivante meseleye bu açıdan bakar: “Fark sadece uzunlukta değil süratte de var.” Ancak tüm bu yazıların ortak vurgusu, kısa kısa öykünün öyküye kıyasla daha az sözcükten oluştuğudur. (1)
Handikap (*)
Yarıda kalmıştı yazdığı öykü. Öyküsündeki genç delikanlının sık sık sıçrayıp, sonradan ayağını yere vuruşunu unutamıyordu bir türlü. Ayrıca hiç aklından çıkarmadığı bir şey de; bu öyküde adı geçen gencin öyküsünü yazacak olan yazarın karakteriydi. O da kendisi gibi emekli bir memurdu. Bir sahil kasabasında balıkçı lokantasında çalışıyordu şimdilerde. Kahramanlar oluştururdu düşlerinde. Yazarlığa, işe giderken bu yürüyüşleri sırasında başladı bile denebilirdi. Akşamları karısı ile buluşur, çalıştığı lokantada sohbet ederlerdi. Birlikte içtikleri çayla demlerlerdi kahramanlarının karakterlerini. Mualla bir gün ona, öyküdeki bu yazara neden fötr şapka giydirdiğini sormuştu. O da ona: “Yakışıklı bir adam, yakışıyor ona bu şapka bir de ince kaşkol” dedi. Mutluydular… Ta ki, öyküsündeki o ince uzun boylu, fötr şapkalı ve kaşkollü yazarın bundukları bu sahil kasabasına gelmesine kadar.

(1)Edebistan.com / AFORİZMANIN HİKÂYESİ: KISA KISA ÖYKÜ / NECİP TOSUN // (*) Mete Kaynaroğlu
Fanzin ücretsiz olarak isteyen herkese ulaştırılır. İletişim: kucurekoykufanzin@mynet.com.

mete kaynaroğlu
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 11-02-2010, 14:28
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.855
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

küçürek öykü fanzin
Sayı 10

“Küçürek öykü” ya da minimal sözcüklerden bir öykü yaratmak üzerine.

Kısa metinlerin yazılmasının daha kolay olduğu düşünülür bazen. Bu yanılgı şiirde çok yaşanır özellikle. Hele “sanata” veya “biçime” ilişkin estetik kaygılardan uzaklaşmış şiir yazma ilgisi çok yaygındır. Sözcükleri alt alta sıralamak, zaman zaman da uyaklar yaratarak şiir yazımını bir yere getirmek, yeterli sanılır. Oysa bazen bir tek sözcük içine sıkıştırılmış ne anlamlar yüklenmelidir şiir ya da kısa öykü yaratmak için.

Bu yüzden “küçürek öykü” aslında minimal sözcükle en kapsamlı anlamlandırma işi diyebiliriz. Ancak bir öyküde bulunması gereken genel geçer kurallar bu öykü yazın biçiminde de yer alır. Küçürek öykü ile şiir arasında bu anlamda ciddi farklılık vardır ve hiçbir küçürek öykü şiire dönüşmez. Çünkü şiirde çok kullanılan imgeleme, öykünün asla bel kemiğini oluşturmaz. İmgelemelerden oluşan bir öykü özellikle küçürek öykü olamaz. Bu cihetle şiirde uygulanan sanat biçimleri her kelimenin yerine geçen ya da geçebilecek anlamlandırma işi, küçürek öyküde yapılmaz. Şiir bir anlamda kelimeler (sözcükler) topluluğudur. Çünkü bir kelime ile şiir anlamlandırılabilir. Ancak öykü izleği kelimeye indirgenemeyeceğinden izleği anlatabilecek cümleler kurmak ve yapısını bununla oluşturmak zorundasınız. Şiirde bir kelime çıktığında şiir çatısı çöker, küçürek öyküde bir cümle ya da izleğe uyan ve anlamlandırmaya etki edecek sözcük çıktığında öykü çöker. Her iki yazın disiplininde de sözcükler ve cümlelerin oluşturulması önemli bir yer tutar. Hem öyküde hem de şiirde bu yüzden aynı anlamlandırmaları içine kapsayan sözcük tekrarları yapılmaz. Amaç en az sözcük ve cümle ile en çok anlamlandırmayı sağlamaktır.

Küçürek öyküde, anlamlandırma şiirdekinden daha net ve kesin olmalıdır. Şiirdeki gibi “acabalara” yer olmaz. Bütün öyküde “acabalar” yerini “şu veya bu olmalıdır” a bırakır. Küçürek öyküde okuyucu öyküyü bitirdiğinde anlamlandırma çabasını genişleterek ama bir kesin anlamlandırma içinde sürdürmeye devam eder, ta ki tatmin oluncaya kadar. Küçürek öykü en az (minimal) cümlelerle, anlamlandırma yapan metinlere diyebiliriz. Bu yüzden küçürek öykü bir anlamda, anlamı “sıkıştırılmış” ve öykü içine depolandırılmış metin de denilebilir. Küçürek öykünün başarılı olması; sıkıştırılmış bu metnin çok katmanlı okuma olmasında yatar. Özgürpencere forumunda bu seferki “Tematik” etkinliği içinde iki küçürek öykü yer alıyor. Küçürek öykü çalışmaları için son derece umut verici çabalar bunlar.

“-Ölümyek Ağı-

''Olmaz'' dedi, din görevlileri, ''naaşı yıkanmaz, namazı kılınmaz…” (1)



Bu öykü; anlamlandırmanın son derece iyi bir şekilde “sıkıştırılmış bir metine” ve çok katmanlı bir anlamlandırmaya dönüşeceğine güzel bir örnek olarak çıkmaktadır karşımıza. Başlığı bir tarafa bırakıp, öykünün bütün yazılmış kısmını okuduğumuzda, geride kocaman bir hikâyenin varlığını hissedebiliyoruz. Bu tek cümle ile biz gerçekte öykünün son kısmını okumuş oluyoruz. Yani, naaşı kaldırılacak ölen kişinin varlığı ve çok katmanlı düşünmeye bizi itecek olan din hocalarının sözleri ile öykünün son kısmındayız. Diğer bir küçürek öyküde de aynı şekilde algılıyoruz öyküyü. Tesadüfen bu öyküde de öykü kahramanı ölümle yüzleşiyor. Ancak iki öyküde farklı sıkıştırılmış anlamlar yüklü.
O öyküde şöyle:

“Günlerdir ateşi vardı. Oturamıyor, yiyemiyor, ilaçlarını bile yutamıyordu. Oysa yattığı yerde inanılmaz güzellikler vardı. Yemyeşil ağaçların arasında akan suyun başında, çiçek kokuları içindeydi. Başını çevirdi, yanında, ne zaman geldiğini duymadığı biri oturuyordu. Saçları başında taç gibi ışıldayan, yumuşak bakışlı, hatlarından genç mi yaşlı mı olduğu ayırt edilemeyen biri.
"Burası neresi?" diye sordu.
"Senin gideceğin yer" dedi güzel insan.
"Ne zaman?"
Gülümseyerek elini uzattı diğeri. Düşünmeden, elini uzanan avuca bıraktı.
Öte yanda çenesini bağlıyorlardı.” (2)



Din bir toplumun en önemli sosyal parametresidir. Onun içinde yer alan her figür bizde çok katmanlı anlamlandırmalara sebep olur. Bu öyküde bu figürler; bir ölen insan ve diğeri de din hocası ya da melek olarak tezahür etmiştir. Öykü yazarlarının dine bakış açıları ise, bir birinden farklı ve ayrı pencerelerden bakılarak yapılmış olduğunu bize göstermektedir.

İlk öyküdeki din hocalarının konuşup karara bağlıdıkları şey; bir toplumsal ve dini yargıdır. Bu yargı bizi toplumsal bilgilerimizle yüzleştirir. Çünkü öyküyü anlamlandırma ve kavrama işini yapma sürecinde bu önemlidir. Musalla taşında yatan ölü kişinin hikâyesi tam da burada başlamaktadır. Dini vecibelere göre ölen kişinin cenaze namazının kılınmaması birkaç şarta bağlıdır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi ölen kişinin intiharı ve az bir ihtimalle dinsiz olmasıdır. Yargının kesinliği bize toplumsal bir bakış açısının da varlığını ortaya çıkarmaktadır. Okuyucu burada hâlâ çok katmanlı eleştiri sürecine girmemektedir. Çünkü ölen kişi bu öyküde yoktur. Yazarın başlık cümlesi olarak oluşturacağı yer burasıdır. Öznesiz bir öykü olmamalıdır. Çünkü öykü içinde bir karakter ve ona ilişkin bir hikâye saptaması yapmalıdır yazar bize ki, biz okumamamızı daha ileri noktalara taşıyalım. İntihar eden kişinin cinsiyeti önemlidir mesela, ayrıca hangi sebepten intihar edebileceği de… Bu bir “töre” intiharı olabilir pekâlâ ve de biz bir genç kızın bedeninde hem intiharını hem de din adamlarının bu katı kuralcılığını sorgulamaya başlayalım. Ve bu öyküyle o çok katmanlı aşamaya taşıyalım öyküyü ve anlamlandırmamızı…

İkinci öyküde ölümün sessiz ve aniden gelişine rastlıyoruz. Yaşam ile ölüm arasındaki dönüşüm, kesin ama bir o kadar ürkütücü olmaktan uzak olarak sunulmuştur bize. Dini figürlerle toplumsal yargılarımızı hemen çağrıştırmaktadır bize bir diğer öyküdeki gibi. O eski ortaçağdan kalma bir elinde tırpan Azrail figürü yerine munis, insanlara şefkatle davranan, insanları seven bir Azrail (melek) figürüyle karşılaşırız bu öyküde. Yazarın ölüm karşısındaki duruşu, bizi ölüm üzerine yeniden düşünmeye itecek çok katmanlı bir anlatıma itmektedir. Ölüm gerçekte insana huzuru ifade edecek türden bir dönüşüm süreci midir? Yoksa öykü karakterinde gizlenmiş ve kahramanının sadece dünyaya bakış açısıyla sınırlı kalmış yaşam biçiminin bir dönüşümümüdür? Bu soruların cevabı elbette biz okuyucular olarak nerede tatmin olacağımıza bağlı olarak sürecektir.

Belki de maalesef diyebileceğimiz bir şekilde her iki öyküde de ölen kahramanlarımız belirgin değildirler. Her iki öyküde de ölen kişilerin toplumsal ilişkiler içindeki yeri ve konumu belirsizdir. Bu yüzden iki öyküde de hem “ölüm” hem de “yargı” kısmında daha felsefi bir anlamlandırma çabasına giremiyoruz. Bu yüzden din hocalarının yargısı bir tür yargısız bir dini davranış biçimi midir? Yoksa din kitaplarında insanın kendi bedenine asla zarar vermemeli gibi aynı zamanda çok katmanlı olacak bir başka felsefi çatışma sürecini mi içerecek belli değildir. İkinci öyküde ise “Cennet’miş” gibi tasviri yapılan kısım daha “estetik” kaygıları içerebilmelidir. Mesela yazar hem halk şiirinde, hem bizzat kutsal kitaplarda yapılmış bu türden “güzel yer” kavramına ilişkin örneklere gönderme yaparak bu türden kalıplaşmış ve tekrar edici cümleler yerine biraz da “metinler arası” teknikten de yararlanarak biçimsel olarak daha etkili bir metin oluşturabilirdi. Okuyucu her iki öyküde de yazarın din karşısındaki duruşunu irdelemek istemektedir. Birincisinde toplumsal baskıyı içerebilen “olumsuzlama” yakalanırken, diğerinde ölümün bir melek yardımıyla cennete gidiş biçiminde ifadesiyle “olumlama” görülmektedir. Birincisin de; din toplumsal ilişkiler içinde konumlandırılırken diğerin de ise din bireysel bir inanç ilişkisi içinde yerini almaktadır. (3)

“İyi bir yazar okuyucusunu sınırlar, yazdığı şiiri yeniden yazmaya kalkışmasına izin vermez. Üretici okuyucu, üreteceği anlamlarda, şiirin getirdiği sınırla içinde kalır…” (*) Diyor Bilgin Adalı yeni şiir yazmaya başlayan ve kitap-lık dergisine şirini gönderen bir katılımcıya. Bir okuyucu olarak ben, “Yazar beni okuduğum metinde nasıl sınırlayabilir” diye düşünüyorum? Sanırım yazdığı metninde her şeyi anlatması lazım. Yani bir okuyucu olarak bana bir şey bırakmaması lazım ki beni kendi sınırlar içinde tutabilsin... Böylece yazar yazdığı metinle ilgili her şeyi biliyordur zaten ve bize metninde bildiklerini kabul ettirmeye zorluyordur. Buna rağmen üretici okuyucu kabul ettirilmeye çalışılan metni en azından eleştiri konusu yapacaktır. Hâlbuki okuyucu metinde kendisi için bırakılmış boşlukların tartışmasını sağlamakla metni ebedileştirir ve yüzyıllara taşınmasını sağlar.

“Böyle sıkıştırılmış bir anlatım gibi görünürken, okurun algı dünyasında genişleyen, genişlemeye, açılmaya, “derinleşmeye” hazır bir kurgu. Sanki zembereği öyle bir sıkmışsınız ki, öykünün bittiği anda zemberek boşalıveriyor…” Necati Tosuner’de kitap-lık (**) da yaptığı bir söyleşisinde böyle söylüyor.

Dikkatinize!
(*) kitap-lık sayı 85 (**) kitap-lık sayı 107

(1)Bedel / özgürpencere tematik forum // (2) Ufuk Duruman / özgürpencere tematik forum (3) Mete Kaynaroğlu özgürpencere tematik forum
Fanzin ücretsiz olarak isteyen herkese ulaştırılır. İletişim: kucurekoykufanzin@mynet.com.


mete kaynaroğlu
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 05:41


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum