Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Anı ve Günce Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 15-09-2007, 10:45
MUSTAFA ERGİN KILIÇ MUSTAFA ERGİN KILIÇ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2005
Mesajlar: 267
Standart



<b style="">FEKE***8217;DEN ESİNTİLER I</span>[/b]

<b style=""></span>[/b]

</span>

<b style="">HÜSEYİN İÇEN</span>[/b]

</span>

<b style="">1. Adana***8217;ya geliş</span>[/b]

</span>

Torosları bıçak gibi dümdüz kesip geçen otoyoldan Tarsus-Adana yoluna
inmişiz. Altı saat süren yolculuğumuz sona eriyor artık. Bir yıldır görmediğim
Adana***8217;ya girmek üzereyiz. Rahat bir yolculuktan sonra keyfim yerinde. Ama keyif
bozucular boş durur mu? Sağı solu dökülen bir işyerinin önünde durdu servis
minibüsümüz. Sağa dönüp baktım. Arkası kapalı ve epeyce yüksek kamyonun yan
yüzüne yazmışlar kocaman yazılarla, gözümüze sokarcasına: Ikra. Sözün bittiği
yer... Bu söz şimdi ne anlama geliyor? Toplumsal, siyasal, dinsel çağrışımları
ne? Başka bir kültüre özenti mi? ***8220;Bizim partiye oy vermeyenler, patates
dinindendir,***8221; diye yalnız başkasınınkini değil kendi dinini de aşağılayanların
reklamı mı? Arapçayı, dolayısıyla Kuran***8217;ı akla getirmek mi? Ruhbilimciye
sorsak, ***8220;Toplumsal aşağılık duygusunun bir eblehin diline yansıması***8221; mı?
(Aradan birkaç ay geçmiş, ayni kamyonu, aynı yerde görüyorum. Üzerine kocaman
bir tabela asılmış: Satılık!)</span>

Yalnız dincilerde yok ki bu aşağılık duygusu... Televizyon kanalına Show TV,
açtığı dükkâna bilmemne... Ne söyleyeyim örnek olarak? Dükkân adlarımızın <i style="">hepsi[/i] örneklik oldu zaten. Ortalık o
adlardan geçilmiyor. Artık büyük kentlerdeki küçüklü büyüklü mağazaların adları
yüzde doksan dokuz yabancı. Kimisi marka adı, kimisi sahibinin uydurması.
Dükkân ya da şirket sahibinin birçoğu, kullandığı sözün ne anlama geldiğini
bile bilmiyor. Bilse, şirketinin adına ***8216;Fany Soft Kâğıt***8217; der miydi! Bilmeyen
Adana-Mersin yolunda sol yana baksın***8230; Fany, doğru yazımıyla ***8216;fanny***8217;, kıç demek,
özellikle kadın kıçı! Daha kötüsünü hadi açık etmeyeyim. Sözü kıvırmadan
söyleyelim: Bu ürün adı ***8216;Kadın Kıçı Yumuşaklığında Kâğıt***8217; demeye geliyor! Merak
ediyorum. Bu ad verilen kâğıdın satışı acaba nasıl? Sokaktaki sürücüden,
Meclis***8217;teki temsilcimize kadar, maçodan geçilmeyen toplumumuzda iyi satılıyor
olsa gerek ya da, daha doğrusu, reklamlarında Türkçe açıklama kullanılsa iyi
satılırdı.</span>

Bir tabelacıyla konuşmuştum. Tabelalarda niye bu kadar yabancı ad var diye
sordum. Yabancı olsun da ne olursa olsun diye geliyorlar diyordu. Onlar da
yabancı dergileri açıp seçiyorlarmış istedikleri gibi... Geçenlerde bir tanesi
gözüme çarptı Ankara***8217;da: Sherwood. Yanına koca bir topağaç da çizmişler, krala
başkaldıran Robin Hood***8217;un sığındığı ormanın adını simgelemek için sözde. Eğer
başkaldırının simgesi olarak bir dağ adı, orman adı arıyorlarsa, beylerimiz
neden Anadolu***8217;dan bir ad seçmezler? ***8220;Ferman padişahın dağlar bizimdir***8221;
diyenlerin dağını, Boludağını seçseler ya***8230; Pek ***8216;banal***8217; olur herhalde. Nerede Türkçe
adlarda çiftve (W) harfi? Istranca deseler kaba olurdu, Kızılcahamam deseler
kızılca kıyamet kopardı herhalde: Ay ne çirkin, iki tane Türkçe harf var! Ağrı
mı? Bir de üstelik yumuşakge! Olacak şey değil.</span>

Dükkânınıza seçeceğiniz ad ***8216;şık***8217; mı olsun istiyorsunuz? Yabancı sözcük
seçeceksiniz, Patiseri gibi, Skylight Café gibi. İçinde Türkçede olmayan bir
harf varsa daha da iyi: Showroom gibi. Aman dikkat, bilisizlerin elinde yabancı
harf tutkunluğu güldürüye dönüşebilir, bir daha sokağa çıkamaz olabilirsiniz.
Ya iyi bileceksiniz bu işi ya da iyi bilene danışacaksınız. Yoksa ondokuzuncu
yüzyılın İngiliz kraliçesi Victoria***8217;nın adını Wictoria***8217;ya çeviren zavallının
durumuna düşersiniz. Nerede mi? Ankara***8217;da Meclis***8217;in arkasındaki caddeden Dikmen
yokuşunu tırmanırken sağda göreceğiniz ortahalli bir pastanede***8230; Daha da modaya
uygun olan, Türkçe bir sözcüğü İngilizceye göre bozmak! Maidanoz gibi, Eskidji
gibi, Emlax gibi. Benim en çok kıl olduklarım da bunlar. Böylece daha kibar,
daha beğenilecek, reklamda kolay seçilecek bir sözcük yarattıklarını sanıyor
böylesi yarım akıllılar.</span>

Bu Türkilizce de doğal olarak Osmanlıcanın gittiği yere gidecek. Neresi mi
orası? Terbiyemi zorlamayın, deyiveririm yoksa! Günü kurtarmaya çalışan bu
gormemish***8217;lerin dilimize sunduğu soytarılıklar da dil incelemelerinin
sayfalarına gömülecek. Biz şimdilik onlarla eğlenmemize bakalım.</span>

Geçenlerde bir bilgisayar dergisi okuyordum. Bir yazı tasarımcısı
yakınıyordu: Ay, Türkçedeki bu noktalı harflerle alttan çengelli harfler de
başımıza bela olmuşmuş; satır aralarını kalabalıklaştırıyorlarmışmış***8230; Onun için
beyimiz yabancı tasarımcıların yaptıklarını imrenerek seyrediyormuş. Bu
harfleri kaldıralımmış, iş bitmişmiş. Ne garip***8230; Böyle mantık yürütenlerin
tasarımlarını y, f ya da q gibi harfler kalabalıklaştırmaz da ş, ç ya da ğ
yapar bu işi. Anlaşılması güç. Yabancı bir dilin harflerine özenenlere ne desek
boş... Bunlar da yeni Osmanlıcacılar! Bunlar da her kültür özenticisi gibi,
tasarımsal sorunlarına, dilin harfleri içinde çözüm bulmaya çalışacaklarına,
başka bir kültüre imrenerek işi bitirmeye çalışıyorlar ya da yetersizliklerini
saklamaya. Yaratmak yerine, öykünmek... Çaba göstermek, çözüm bulmak yerine,
mızmızlanmak***8230; Osmanlı döneminde de Türk sözcüğü kaba köylü anlamında
kullanılmıyor muydu? Türkçe de kaba köylünün dili değil miydi? Şimdikiler doğru
yolu bulurlar umalım denebilir ama Osmanlı***8217;da doğru yolun bulunması yüzyıllar
sürmüş; bunun için imparatorluğun parçalanması ve bir bağımsızlık savaşı ile
devrimlerin yapılması gerekmişti. Yoksa Nedim ile Yahya Kemal***8217;in dilinde
kalakalmıştık. (Yahya Kemal***8230; Büyük ozanımız kendi şiirini kendi diliyle
öldürmüş... Nâzım öyle mi ya? Her ikisinin birbirlerine yakın dönemlerde
yazdıkları şiirlere bakın, sanki aralarında yüz yıl var sanırsınız.)</span>

Adana***8217;ya girerken sağlı sollu gördüğümüz tabelalar, hem çekilmez denecek
kadar çok hem de yabancı sözcüklerle tıkabasa dolu***8230;[1]</span></span></span></span>
Sanki yabanıl bir ormandan geçiyor gibiyim. Ama sözde uygar denen bir
yabanıllık bu***8230;</span>

İyi bir yolculuğun verdiği keyif uçup gitmiş, anlağım (zihin) çağrışımlarla
havalanmıştı...</span>

Yabancı sözcükler en beklenmedik yerlerimize girmiş... Aziz Nesin
anlatmıyor muydu? Doksanlık hım hım bir dede... Kemikleri gövdesini bunca zaman
taşımaktan eğilmiş, iskeleti soru imine dönmüş. Elinde baston, güçlükle
yürüyor. Giydiği eski kottan tam kıçının üstündeki, özellikle o yere dikilmiş,
süslü yama, renkli yazısıyla hemen göze çarpıyor. Ne mi diyor? ***8220;Virgin pot***8221;!
Türkçesini söylemeye dilim elvermese de***8230; ***8220;Bakire kazan/çanak/delik...***8221; Aklı
başında adam ya da kadın bu yazıyı kıçının üstüne yerleştirir mi? Bilerek
yerleştirenler olabilir, ama onlara sözüm, bilmeden yerleştirenlere
diyeceğimden daha az doğrusu. Kendi gövdesinin bir bölümünün fiziksel durumunu
bize bilerek anlatmak, bir sezdirmede bulunmak istiyorsa, burası özgür bir
ülke, bence yapabilir bunu. Ben iri memeleri üzerinde <i style="">Wanna touch?[/i] (Dokunmak mı istiyorsun? / Dokunmak ister misin?) diye
bizi kışkırtan ya da <i style="">Don***8217;t ever think of
it![/i] (Sakın ha, düşünmeyesin bile!) diye bizi uyaran yazılar taşıyanları gördüm.
Her ikisi de bu yazıları hakediyordu doğrusu. Benim karşı çıktıklarım, bilerek
yapanlar değil, bilisizlikten ya da görgüsüzlükten bunu yapanlar...</span>

Neden dükkân adları gelmiyor aklıma? Baktığım halde bu çirkin adları
görmediğimden mi, görsem de bu çirkinliğin öldüm Allah bellek yongalarıma
yazılmamasından mı? Ama örnek çok, hepimizin bildiği gibi, istemediğimiz kadar
çok. Açıyorum adı yabancı, içeriği Türkçe dergiyi, anadilinde düşünmeyi ve
anadilinde yazmayı öğrenememiş yazar kendine köşe adı seçmiş: Multimedya!,
Öteki yazar da öyle: Mac café... (Nece bu café sözcüğü? İngilizce olmadığı
kesin. ***8216;é***8217; harfi İngiliz abecesinde yok. Onu da İngiltere***8217;deki görgüsüzler
kullanıyor. Fransız kültürüne öykünmenin ***8216;şık***8217; olduğunu sanan kültür özürlüler
yani...</span>

Adana***8217;ya, otobüs şirketinin sondurağına geldik. Servis arabasına bindik
semtlere gitmek için. Gövdesinin orta bölgesi açık, uzun boylu bir esmer güzeli
ön kapıdan binip arkaya doğru salına salına geliyor. Esmerler ülkesine geldik.
Yapay sarışınlardan kurtulduk galiba. Otobüse bakınıyorum. Bir tek sarışın var.
O da doğala benziyor. Esmer sevenler için cennet Adana. Hoşgeldim cennete. (Hiç
de öyle değildi elbette. Adana sokakları da sürüye katılan yapay sarışınlarla
doluydu.)</span>

Yanımdaki yaşlıca bayan, orta boşluğun sağında biraz önümüzde oturan çifte
fazlaca merakla bakıyor. Niye ki? Baktım. Gençle orta yaş arası görünen bir
adam, geriye dönmüş, arka koltuktaki on sekiz - yirmi yaşlarındaki genç kızla
konuşmaya çalışıyor. Kendinden iki kat yaşlı adamın bu çabasını genç kız
gülümseyerek karşılıyor. Yanımdaki bayan da buna pek meraklanıyor. Çaktırmadan
eline bakıyorum. Yüzük yok. Böylesine masum bir ilişkiye böyle dikkat kesilmesi
niye ki?</span>

Gezi notları düşüyorum elimdeki deftere. Doğru dürüst bir defter bulamayınca
bir resim defteri almışım, dikine tutup notlar alıyorum. Yanımdaki yaşlıca
bayan, öndeki çiftten pek merak uyandıracak bir davranış gelmeyince, bu
kargacık burgacık yazılara dikti gözlerini. Kendinden söz eden bu yazıları
okuyabiliyor mu acaba? Elyazıma alıcı gözüyle baktım. Biraz zor. Yıllarca
bilgisayar kullanmaktan, yazım kendim için bile okunur olmaktan çıkmış. Daha
sonra bilgisayara geçerken benim bile okuyabileceğim kuşkulu. Yine de sayfayı
çevirdim, bu konuda belki özel bir yeteneği vardır diye. Başka bir yazımın
başlığı belirdi: Siyaset ve Eğitim:</span>

<i style="">Demir Maskeli Adam</span>[/i] filmini izliyorum
TRT 1***8217;de. Üç Silahşörler***8217;in dördüncüsü(!), kralın sarayını çevirmiş, aç, sefil
kalabalıkla konuşuyor. Dürüst, açık bir söz veriyor, orada birikenlere,
Sorunlarınızı krala götüreceğim diyor. Ona güvenen halk da sessizce dağılıyor.</span>

Hep düşünürüm, halka böyle davrananlar neden hiç kral olmaz diye...</span>

Düzgün bir yerde yazdığım için bu yazı biraz daha okunur durumda. Baktım.
Bu, sayın bayanın daha da ilgisini çekmiş, okur da okur. Sonra okumayı bıraktı;
başını kaldırıp yüzüme bakmaya başladı. Ben de onun yüzüne baktım. Hiç tırstığı
yok. Hani Adanalı kadın, utangaçlık gösterisi yapıp bir erkek bakınca başını
çevirirdi? Ne düşünüyor acaba? Öğretmen olduğumu mu? Yazar olduğumu mu? Yazar
dediğin ne garip bir kuş diye mi bakıyor? Garip bir nesneye ya da yaratığa
bakar gibi gözleri... Hiç anlamadığı bir şeye bakan bir hayvanın gözleri sanki***8230;
Meraktan başka bir anlam yok içlerinde. Kendimi bir böcek gibi hissettim,
mikroskop altındaki. Öteki sayfayı çevirip yazmayı sürdürdüm. Onu anlatıyorum.
Bıraktım okusun.</span>

Servis minibüsü
durdu. Öndeki orta yaşlı adamın çevredeki kadınlara attığı bakışlara bakılırsa,
niyeti o kadar da masum değil galiba. Baktıklarına ben de bakıyorum. Birisi
bakınca hemen başlarını çeviriyorlar. Yaşamımın ilk yirmi yılı Adana***8217;da geçmiş.
Hemen anlıyorum: Tipik Adanalı kadın davranışı... Dik bakışa dik dik bakmaya
yürekleri elvermiyor.</span>

Adana***8217;nın en güzel parkı olan Atatürk Parkı***8217;nın önünde indim minibüsten.
Birkaç şişgöbek, park çevresinde tur atıyor. Hızlarına bakılırsa, bu yürüyüş,
kahvaltı için iştahlarını açmaktan başka bir işe yaramayacak. Bunlara gerek
duymayan birinin üstünlük duygusuyla alaya alıyorum ildeşlerimi
(hemşehrilerimi).</span>

Atatürk Caddesi ile Cumhuriyet Caddesi***8217;nin kesiştiği kavşağa doğru yürüdüm.
(Cadde adlarına bak, cadde adlarına... İşbaşındaki kent yönetimi bir süre sonra
bu adları İmam Sabrullah Efendi Caddesi ve Yeşil Mescit Bulvarı diye değiştirir
mi acaba? Ya da büyük olasılık iki sokaktan birine Fatih adı verirler, ötekine
Sinan. Düşgücü yoksunluğu yalnız bunlarda değil ki? Ankara***8217;nın göbeği olan
Kızılay meydanını dik kesen bulvarların birinin adı Gazi Mustafa Kemal,
ötekinin Atatürk değil mi!</span>

Sabahın altı buçuğu... Yaz güneşi Adana***8217;yı kızdırmaya başlamış bile. Birkaç
günü burada geçirip, işleri çabucak bitirip bir an önce, vakit geçirmeden,
hemencecik Feke***8217;ye sığınmalı. Adanalı onun için yazın, özellikle temmuz,
ağustos aylarında yaylaya kaçar, kaçamayan da yayla düşleri kurar. Adana
yaşanacak yer olmaktan çıkar da ondan. Yoksa temmuz ayında buhar edip uçurur
adamı Adana***8217;nın sıcağı. İnanmayan buyursun. </span>

</span>

<b style="">2. Kozan-Feke yolu</span>[/b]

</span>

Adana-Kozan yolu geniş, dümdüz ve sorunsuz... Hiç ilgi çekecek bir görüntü
yok. Yalnızca tarlalar, tarlalar... Ama Kozan***8217;ı geçip Feke yoluna çıktınız mı,
gözünüzü dört açmalısınız. Yolun iki yanında kilometreler boyunca nöbetçiler
gibi dizilmiş zakkumlar görürsünüz. Aylarca çiçek üstüne çiçek açarlar. Kozan
barajının yanından geçerken, su, zakkum ve yükselmeye başlayan Toros tepeleri
inanılmaz bir güzellik oluşturur.</span>

Hem Kozan***8217;da hem Feke***8217;de aynı öyküyü duymuştum: Bir zaman önce bir yabancı
uzman gelmiş Kozan***8217;a. Bir park görünümündeki zakkumlara vurulmuş adam ***8211;kadın
diyenler de var. Bir genel toplantıda Kozan Belediye Başkanı***8217;nın bu
başarısından övgüyle söz etmiş. Bunun ne kadar güzel bir belediyecilik örneği
olduğunu, kentin güzelliğinin, insanlarının güzelliği demek olduğunu anlatmış
uzun uzun. Yolu böylesine güzelleştiren başkana da teşekkür etmiş. Zakkumların
oralarda kendiliğinden yetiştiğini bilenlerin bunu söylemeye gönülleri
elvermemiş. Kozan***8217;a sevgilerinden bu bilgilerini kendilerine saklayıp uzmana
bir şey anlatmamışlar deniyor.</span>

Bu zakkumlar yol boyunca belki onlarca kilometre uzanır da uzanır. Bu pembe
zakkumların arasındaki boşlukları biri kalkar da beyaz ve kırmızı olanlarla
tamamlarsa, aha buraya yazıyorum, ben kişisel olarak gidip kutlu ellerinden
saygıyla öpeceğim. Bunu yaparken yalnız olmayacağımı da biliyorum. Kutsallık
yalnız türbelerde mi var? Bu dünyayı güzelleştiren, bayındırlaştıran,
sayrılığını sağaltan, yollarını düzelten, bilgiye ve sevgiye, barışa ve
dostluğa giden yolu açan, bir çöpün üstüne bir çöp koyan her el kutsaldır
-ister tohum ekiyor olsun tarlaya, ister yontusunu dikiyor olsun güzel bir
insanın; ister sınıfta bilgi saçıyor, isterse inşaatta beton döküyor olsun... O
el kutsaldır; dağın başında da olsa, unutulmuş bir köyde de olsa o elin sahibi,
oraya varmalı, eline sarılmalı, esin almalı ondan, gönle giden yolu sormalı.</span>

(Bernard Shaw, herkesin yılda bir kez bir yargıcılar kurulu karşısına
çıkmasını istiyor. Eğer bir yıl boyunca insanı yüceltmek için kılını
kıpırdatmamışsa kişi, ne nefret ne de kin duygusu duyulmaksızın, acısız bir
biçimde yok edilmesini buyuruyor. Yaşamlarını gerekçelendiremeyeceklere
duyurulur. Olmaz olmaz demeyin, bakarsınız, alışageldiklerimizden değişik
olarak, akıllı bir yönetim gelir işbaşına; başları derde girmesin.)</span>

Kozan-Feke yolundaki zakkumları doğa mı dikmiş önümüze. Ne gam! İnsanın
yapacağını insana anımsatıyor ya, önümüze düşüp bize yol gösteriyor ya... Doğa
işini yapmış. Ya yapması gerekenler?</span>

Yargıcılar kurulu yolunuzu gözlüyor, bilesiniz.</span>

</span>

</span>

---------------------</span>

huso@metu.edu.tr</span>

http://members.fortunecity.com/husom/</span>

http://members.fortunecity.com/timelessquotes/</span></span>

</span></span>

<div style=""><br clear="all">

<hr align="left" size="1" width="33%">



<div style="" id="ftn1">

[1]</span></span></span></span></span> Duramayıp
buradaki tabelalarla ilgili bir de yazı yazdım: İlgilenenlere: <i style="">Çağdaş Türk Dili[/i] dergisi, Haziran 2006,
Sayı 220.</span>






Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 15-09-2007, 10:45
MUSTAFA ERGİN KILIÇ MUSTAFA ERGİN KILIÇ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2005
Mesajlar: 267
Standart



<b style="">FEKE***8217;DEN ESİNTİLER</span>[/b]<b style=""> II</span>[/b]

<b style="">Hüseyin İÇEN[/b]

<b style="">Feke***8217;den İnsan
Manzaraları</span>[/b]

Gönlü kocaman her insan kişi bulduğumda yeni bir
dünya bulmuş gibi sevinirim. Sıkı sıkıya sarılmasam da, sarılamasam da onlara
(yaşama koşulları, zorunluluklar...), gönlümün derin bir köşesine korum onları,
ışıklarıyla aydınlanır, sıcaklıklarıyla ısınırım. Gönlü kocamanlar her yerde
bulunur, bakmasını bilene, görmesini bilene...</span>

</span>

Değişik kentlerde yaşadım. Gönlü kocaman ve aydınlık
insanlara da rastladım, daracık ve karanlık olanlara da. Her yerde... Ankara***8217;da
da... Adana***8217;da da... Feke***8217;de de...</span>

</span>

<b style="">3. Yalın kılıçlı şövalye...</span>[/b]

<b style=""></span>[/b]

***8220;Çabuk pazara gidip meyve
sebze al,***8221; diye mızıldanan karımın dürtmesiyle kendimi sokakta buldum. Feke***8217;nin</span> cuma pazarının</span> giysi ve mutfak araç
gereçleri bölümünden geçip meyve sebze bölümüne vardım. Orada aylak aylak
dolaşırken, aynı işi yapan dostlarım Yalın ile kardeşi Kutlu***8217;yu buldum. Eğer
onun adının Yalın, soyadının Kılıç olduğunu söylemesem, Yalın Kılıç adının
benim uydurmam olduğunu düşünürsünüz belki. Yalın dostumun babası ilginç bir
adammış. Kendi çocuklarına, hısım akraba çocuklarına ilginç adlar vermek bir
yana, komşulardan, mahalleliden de çocuklarına ad versin diye ona gelirlermiş.
O da elden geldiğince onların isteklerini yerine getirip Kozan***8217;daki birçok
kişinin adbabası olmuş.</span>

Kendi adı Kemal Kılıç iken,
büyük oğluna Keskin Kılıç, iki numaraya Yalın Kılıç, sonra gelen biri kız biri
erkek ikizlere Nisan Kılıç ve Orkun Kılıç, en son gelen ikizlere de Kutlay
Kılıç ve Kutlu Kılıç adını takmış. Yalın Kılıç***8217;la ilk tanışmamızda benimki gibi
sıradan da kötü bir addan sonra onun akıncı atalarımızı çağrıştıran adı gövdemi
bir bıçak gibi kesip heyecanlandırmıştı beni.</span>

Yalın Kılıç mı? Kozan***8217;ın
yetiştirdiği, Kozan***8217;ın sahip çıkmadığı, başka yerlerde olsa el üstünde
tutulacak, hadi söyleyeyim, eli öpülecek birisi. Sözcüğün tam anlamıyla bir
kitapsever, bir kütüphanesever... Adana***8217;nın Kozan ilçesine ve köylerine
kütüphaneler açmış, kitabı sevdirmek için yapmadığı kalmamış. Kendisiyle ilgili
olarak Kültür Bakanlığınca anı-kitap basılmış, NTV /neteve/ ve başka kanallarda
izlenceler yapılmış bir kültür adamı, kitap şövalyesi, kütüphane donkişotu.
Gazetelerde, dergilerde yazılar yazarak çevresine çağdaşlığın, kültürün ışığını
yaymaya çalışmış bir cumhuriyet aydını. Zor bulduğumuz, kolay harcadığımız,
değerini bilmediğimiz, önemini geç anladığımız kişilerimizden.</span>

Türkiye***8217;nin her yanından,
kendi çabasıyla neredeyse teker teker topladığı kitapları, Kozan***8217;daki evinin
altındaki ahırdan bozma kütüphaneye neredeyse balık istifi yığmış, evinin avlusuna
sıralar koyarak öğrencilerin gelip çalışacağı bir ortam sağlamış. Yazıktır,
yıllardır gönlünde yaratıp harıl harıl aradığı çağdaş bir kütüphane ortamını
bir türlü bulamamış. Yerel yöneticilerden sanayicilere kadar kapısını çalmadığı
kimse kalmamış. Yüzüne gülüp sırtını sıvazlayanlar olmuş, ama o kadar.
Kendilerine sanatçı adını takan TV yıldızcıklarının yaşadığı, büyük bahçeler
içindeki büyük villalar değil onun istediği. Kitaplarını alabilecek birkaç
odalık bir kütüphane. Televizyonun dışı ışıltılı, içi fos dünyasına trilyonlar
akıtan kültür satıcıları, kültür tüccerları, sözde kültür bakanları ondan bu
kendi gibi yalın isteğini esirgemiş. Buna kültürel miyopluk mu desek,
bilmiyorum. Daha ağır bir söz söylememek için şimdilik miyoplukta karar kılalım...</span>

Dağıtmış kimi kitaplarını,
kimi köylere de kütüphane açmış. Yazları gittiği, Kozan***8217;ın Horzum yaylasının
anayolu üstündeki bir boş dükkân verilmiş Yalın Kılıç***8217;a. Sevgiyle kitap
doldurmuş orayı ki insanlar gelsin, baksın, dokunsun, okusun, ödünç alsın diye.
Yıllarca da böyle olmuş. Sonra ***8220;Artık yeter, buradan çıkar kitaplarını,***8221;
demişler. Yaz aylarında nüfusu on iki bine varan, çoğunluğu emekli öğretmen,
devlet görevlisi olan, eğitimli Horzum halkından çıt çıkmamış bu konuda. Uykulu
gözlerle ya da iskambil kâğıtlarının arkasından seyretmişler olup biteni. Bu
kadar çok okuryazar insanı barındıran Horzum, bu alçakgönüllü kütüphaneyi ne
açıkken gelip doldurmuş ne de kapanınca gıkı çıkmış.</span>

Yerine mi? Yerine,
Horzumlular***8217;ın deyişiyle bir ***8216;mıkhçı***8217; dükkânı (inşaat gereçleri satan yer)
açılmış. Eee, adamlar haklı; önce barınak, sonra yiyecek, sonra kitap...
Aydınlanma devrimini başlatmış olan Türkiye, zaten bu iki basamağı aşıp bir
türlü üçüncüye elini uzatamadı. Televizyon başta, kültür (ve siyaset!)
dünyamızda yaşanan hırgür de bundan olsa gerek.</span>

Kültür akıncımız, kütüphane
şövalyemiz Yalın Kılıç da içi kan ağlayarak kılıcını kınına sokmuş, demirden
giysilerini çıkarmış, mızrağını duvara, elinin altında bir yere dikmiş, gidip
Horzum***8217;daki bir tepeye kondurduğu kalesine çekilmiş; piposunu yakıp, Horzum***8217;a
bakıp, başların ayak, ayakların baş olduğu bu dünyanın haline şaşıp kitabını
okumaya dalmış, çevresinde dostları, sevenleri, müritleri...</span>

Son gördüğümde biraz
karamsar gözüküyordu: ***8220;N***8217;edek bre, biraz da başkaları el uzatsın artık bu
işlere...***8221;</span>

Kendini böyle zorunlu
emekliliğe ayırmış görünse de bakıyorum gözleri yine karşı tepelerde. Orada
arada bir görünen yeldeğirmenlerinde... Onların yine gemi azıya aldığını
görürse ya da birileri ***8220;Hayde bre, şövalye,***8221; dese, yine zırhlarını takınıp,
kötü şövalyeleri devirip güzeller güzeli Dulcinea***8217;yı kurtarmaya elinde mızrağı
yola düşer gibi geliyor bana.</span>

Tanrı Manitu, ya da onun her
hangi bir yerel benzeri, Yalın Kılıç gibi, hiçbir kişisel çıkar beklemeden,
tersine kişisel çıkarları teperek yeldeğirmenlerin üzerine yürüyen aydınlık
yüzlü şövalyeleri eksik etmesin çevremizden.</span>

Kapımıza dayanan zifiri
karanlık içinde tek tük de olsa yanan mum ışıkları görüyorsak, her yaştan
şövalyelerin olduğundandır. Eğer hâlâ gözümüzü tünelin sonundaki karanlığa
dikip belirecek aydınlığı bekliyorsak umutla, şövalyelere inandığımızdandır.
Peygamberler tükenir, şövalyeler tükenmez. Adı Robin Hood da olsa Don Kişot da,
Zapata da olsa Dadaloğlu da, aynı soydandır hepsi. İnsan soyundandır.
Aydınlığın yürüyüşçüleri***8230; Karanlık kapımıza dayandığı an, şövalyeler yoldadır
bilesiniz. Tünelin sonunda ışık belirmiştir; her bir alamet görünmüştür.</span>

Buradan görüyorum: Yalın
Kılıç***8217;ın bir elinde bir kitap var Horzum***8217;daki kalesinde, ama öteki eli
heyecanla titreyerek duvara dayalı mızrağına uzanmış bekliyor. Dostu, yol
arkadaşı Sancho Pancho (Sancho Pancholar) da yakınında zaten. Onun gözüne, bir
işaretine bakıyor. O da bekliyor, gözü yeldeğirmenlerinde.</span>

<i style="">Hayda bre, kımıldasana, adam!</span>[/i]

***</span>

İki şövalyemiz, Yalın ile
Kutlu, akşam karanlık bastıktan sonra Feke***8217;den arabalarına binip Horzum yoluna
düştüklerinde, arabanın penceresinde geriye doğru eğik bir mızrak görür gibi
oldum. Mızraksız yola çıkmamalı diye düşünmüşlerdi. Mızraksız olmaz. Mızrak hep
elin altında olmalı. Her an her köşeden bir yeldeğirmeni çıkabilirdi
karşılarına. Akşam güneşinde ucu pırıl pırıldı mızrağın evelallah. Hem ışık
saçıyordu sevenlerine hem korku karanlığın padişahlarına. İçim titredi,
gözümden bir damla yaş düştü, yaktı elimin sırtını.</span>

</span>

<b style="">4. Cumanın
Yeri</span>[/b]

</span>

Cuma***8217;nın Yeri***8217;ne daha
gitmeden duymuştuk, Cuma***8217;nın ününü. Feke Köprüsü***8217;nün bir ucunda, yoldan
merdivenlerle inilen Göksu ırmağının kıyısında bir kahve, bir bilardo kahvesi
işletiyordu. Feke***8217;nin okuryazarlarının toplanma yeriydi. Ama iş fazla olmadığı
için Cuma da yerinde az bulunur, orada burada bulduğu boya gibi ufak tefek
işler yaparmış. Sanki başka işlerle geçimini sağlıyor, kahveyi de eş dost için
uğrak yeri olarak kullanıyordu. Kahve, doğrusunu söylemek gerekirse, pek
bakımsız bir yerdi. Ama kapıdan girince Cuma***8217;nın </span>gülümseyen yüzünü, ışıl ışıl dostça parlayan
gözlerini görünce kahvenin bakımsızlığına kim bakıyordu ki?</span>

İri yapılı, geniş omuzlu,
biraz da (hatta birazdan da çok) göbekliydi Cuma. Kapkara sakallarını görünüşe
bakılırsa üç ayda bir kesiyor, ta gözlerine kadar yükselen sık sakalıyla,
işadamından çok ıssız bir adada yaşayan Fekeli bir Robinson Crusoe***8217;yu /kruzo/
andırıyordu. (İşadamı bile değil, gönlü kocamandan iş adamı mı olurmuş!)</span>

Ona ilişkin anlatılanların
ne kadarının gerçek ne kadarının söylence olduğunu anlamak için oraya
gittiğimde Cuma yoktu Cuma***8217;nın Yeri***8217;nde. İçeride in cin top oynuyordu. (Nasıl
mı anladım? İn cin yoktu ama topları oracıktaydı***8230;) Hatta, daha ilk gittiğim
için, orası Cuma***8217;nın Yeri mi ondan da emin değildim. Ama masalara bir göz atıp
birinin üzerinde Hemingway***8217;in <i style="">Silahlara
Veda[/i]***8217;sını, ötekinde konusu Shakespeare***8217;in /şekspir/ yaşamı olan, benim
tanımadığım bir tiyatro oyunu görünce doğru yerde olduğumu anladım. Üçüncü bir
masada kalın, gösterişli bir defter duruyordu. Açınca Cuma***8217;nın boş vakitlerinde
karaladığı şiirler olduğunu gördüm içinde. Okumak ve yazmak, kahvenin bir
köşesinde küçük bir karayılan başını kaldırmış, gözlerini dikmiş, size bakıyor
olsa da, insanları bir araya getiren en güçlü bağ değil midir?</span>

Hayvansever Cuma***8217;nın varlığı
hemen kendini belli ediyordu. Cuma***8217;nın Yeri***8217;ne yaklaşınca gördüğümüz ufak
tefek, çelimsiz tavuk en ufak bir ürkme belirtisi göstermeden bizi kapıda
***8216;gurk***8217; diyerek karşıladı, yol gösterir gibi önümüzden yürüyüp içeriye buyur
etti. Biz içeri girerken, o toprağı eşeleme işine geri döndü.</span>

Ben anlatanların
yalancısıyım ama toprak ve yeşille iç içe bu kahvedeki karayılanın da Cuma***8217;nın
konuklarından biri olduğunu kulağıma fısladılar. Ya da en azından aynı ortamı
onunla paylaşıyordu yılan. Sabah kahve açıldığında, orta büyüklükteki bu yılan
gelenleri karşılayıp başıyla hoşgeldiniz der gibi esenledikten sonra, orayı
gündüzün sahiplerine bırakıp toprak düzeyindeki pencereden dışarıya akıp
gidermiş. Ben bu olayın tanığı değilim ama kahvenin duvarlarında gördüğüm bir
karafatma, duvara yapışık gibi duran bir helikopter böceği, çok sayıda örümcek
ve çeşit çeşit böcek, İngiliz yazar Laurence Sterne***8217;in amcasını getirmişti
aklıma. Ne diyordu amcabey? Yakaladığı sineği dikkatle kanatlarından tutup
pencereyi açıyor ve sineği dışarı bırakırken ***8220;Hadi git, zavallı yaratık, hadi
git! Seni niye inciteyim ki ben? Bu dünya ikimizin de yaşaması için yeterince
büyük***8230;***8221; demiyor muydu? Yazarın ölümünden bu yana iki yüzyılı aşkın zaman
geçmiş. En az onun kadar sevecen ve uygar olmamız çok doğal. Ya da umuyorum
öyledir. Kahveyi kendilerine ev etmiş konukları, Cuma***8217;nın da dünyanın yeterince
büyük olduğuna inandığının göstergesi gibiydi.</span>

Cuma***8217;nın keyfine pek düşkün
olduğunu söylerler. Gelip evini boyaması için yırtınan birisi vardır. ***8220;Gel,
kardeşim, kaç para istiyorsan veririz,***8221; der dururmuş. Dostumuz para karşılığı
yapacağı bu işe karşı pek gönülsüzmüş. Tıpkı benim düşündüğüm gibi: Para için
çalışmaya değer mi? Sonra kanserli olduğu için evinin sağlık koşullarının çok
iyi olması gereken birinden söz ediyorlar Cuma***8217;ya. Daha söyleyenin tümcesi
bitmeden, iyice temizlenmiş evi boyamak için Cuma dışarı fırlıyor. Arkasından
hızının tozunu görebiliyoruz ancak...</span>

Pek de utangaç Cuma
dostumuz. Kadın görünce gözbebeklerine kadar kızarır, dili peltekleşir, dizleri
tutmaz olur, ilk fırsatta kaçmak için gözünü kapıya dikermiş, dediklerine göre.
Feke***8217;den ayrılmadan önce evde bir birlikte yemek yiyelim dedik. Dostum Zekâi,
***8220;Boşuna uğraşıyorsun, senin hanımın evde olacağını bilirse gelmez. Zorlarsan
kaçıp dağın tepesindeki Feke kalesine saklanır ki kendi istemezse kimsecikler
bulamaz onu,***8221; dedi. ***8220;Bacağından sürüyerek getirelim,***8221; dedim, ***8220;gücümüz yeterse.***8221;
Zekâi, Cuma***8217;yı bağlayıp getirmek için gitti. Nerdeee? Bulamadı ki... Sanki yer
yarılmış da adam içine girmiş. Derler ki bir gün kaldığı evin kapısı önünde
sabahtan karargâh kurmuş kadınlar yufka ekmek yapmak için. Cuma dostumuz,
kadınlar akşam olup da gitmeden çıkamamış evden dışarıya. Yani kadınlar bir ay
yufka yapsalar kapıda, adam içeride açlıktan ölür, yine de çıkmazdı diyor
bilenler.</span>

İnsanın gönlü ermişler
istiyor. Dünya tarihinde ermiş adı takılan bir sürü sahtekâr çıkmış. Tanrı***8217;yı
kendine araç etmeyen ermiş yok mu? Artık yok diyor böyle işleri benden iyi
bilenler. Bence yanlış diyorlar. Çok yerde bulunur ermişler yanlış yerde
aramazsanız. Gözleri görenler için ermişler tükenmez ***8211;şövalyeler gibi.</span>

Yaşadığım çok değişik
yerlerde gördüğüm beyni ve gönlü ufacıklardan sonra karşıma çıkan Cuma***8217;nın
beyni ve gönlü içimi ısıttı.</span>

---</span>

NOT: Yukarıdaki yazıyı
okuyunca, ***8220;Hımmm, ben Feke***8217;ye gitsem iyi olur mu, kele baba?***8221; dedi kızım...</span>

</span>

<b style="">5.
Hektor***8217;un Hemşerisi</span>[/b]

<b style="">ya da Kültür ve Ulusalcılık</span>[/b]

<b style=""></span>[/b]

Toroslar***8217;ın
başında şirin bir köy Aksu. Anadolu halkının eskil atalarından Hektor***8217;un
hemşerisinin köyü. </span>

Tepelerde
dağ bayır demeden dolaşmışız. Hem yorulup hem susamışız. İki soluk alıp yine
yollara düşmek istiyoruz. Vardık Hektor***8217;un hemşerisinin yeşillerle çevrilmiş
evine. Çıktık üst kattaki geniş sofaya. Ayaklarımızı uzatmış oturuyoruz.
Önümüzde, evin geniş yemyeşil bahçesi ile Aksu***8217;nun tek tük evleri vadinin
aşağısına doğru uzanıyor. Karşıda Toroslar***8217;ın çamlarla kaplı dik ve yüksek
yamaçları var.</span>

Hektor***8217;un
hemşerisi, polis emeklisi. Çok okuyan, çok konuşan, hakedene hakkını vereceksin
diye düşünen, onun için sözünü hiç sakınmayan biri. O, konuşmanın gittiği yola
göre, tarihin duymadığımız derinliklerine indikçe, saygıyla sesimizi kısıp
kılavuzumuzu dinlemeye koyuluyoruz. Kendisine biz Behzat Bey diyoruz ama
çevrede yaşıyan köylüler hemen bizi düzeltiyorlar, ***8220;Baaset, beyim, Baaset,***8221;
diye***8230; ***8220;Behzat nereden çıktı***8230;***8221; Öyle ya, kırk yıllak Baaset, Behzat olur mu?
(Komşu köye, tabelasına bakarak Cumhurlu dediğimizde de incelikle
düzeltmişlerdi yanlışımızı. Cömürlü***8217;ymüş köyün adı. Birlikte güldük köyün adını
yanlış yazan devlete ya da her kimse görevliye***8230;)</span>

Karşımda oturan
öteki dostuma baktım: (Kendi deyişiyle) ırkçı sendikacı, </span>yaşına karşın ancak tek tük ak düşmüş kara
saçları, küçük yuvarlak yüzü, çekik gözleri ve yüksek elmacık kemikleriyle Orta
Asya***8217;dan Anadolu***8217;ya gelenlerin açık bir örneği gibi duruyor karşımızda.
Hektor***8217;un hemşerisine baktım: İri başı, kumral saçlarıyla Orta Asya***8217;dan
gelenlerden çok burada onları karşılayanlara benziyordu. Anadolu buydu işte.
Nereden geldiğimizi tartışmadan çok, nereye gitmekte olduğumuzu ya da gitmemiz
gerektiğini tartışmaya başladık mı, birçok sorunu daha iyi anlamakla
kalmayacağız, çözümüne de daha yaklaşmış olacağız.</span>

Karanlık
basıyordu. Güneş, Baaset dostumuzun evinin yaslandığı tepenin ardında çoktan
batmış, iki dostumun yüz çizgileri belirsizleşmeye başlamıştı. </span>Ölüm gibi, karanlık da eşitliyordu insanları.
Şuralı buralı değil de insan yapıyordu öncelikle. Sağduyu, kökensel
tartışmaları sona erdirecekti yakında, erdiriyordu da. Başka yolu da yoktu.
İçim rahatladı. Karşıdaki yalçın tepelerden gözümü zorla çekip döndüm
dostlarıma: ***8220;Yahu, burada iyi bir yer var mı, satın alıp yerleşsem ben de?</span>

Hektor***8217;un
hemşerisi, ***8216;ortak kültür***8217;cü dostumuz, benim soruma boşverip kaldığı yerden
sakin, güleryüzlü ama vurgulu sürdürdü konuşmasını:</span>

- Burada yaşamış
her kültür bizim bir parçamız. Kürt, Ermeni...</span>

Sert
bakışlı ırkçı sendikacı araya girdi:</span>

-
Hayır, dedi, benim kültürümün kökleri Orta Asya***8217;dan buraya geldi. Gerisi
yabancıdır bana...</span>

-
Burada var olanı, burada yatanı bizim saymazsan, işgalci olursun. Seni hep
işgalci sayarlar. İstanbul***8217;un fethi diye beş yüzyıl sonra hâlâ bayram yaparsan,
sana işgalci olduğunu söylerler. Kanıt olarak da senin bayramını gösterirler.
Bırak unutsunlar İstanbul***8217;un fethini. İstanbul Türk artık. Amerikalılar
Washington***8217;un, Fransızlar Paris***8217;in fethini kutluyorlar mı?</span>

-
Benim olmayan kültürü benim sayamam. Sen sayabilirsin istersen. Sen de
yabancısın o zaman. Benim atalarım Piri Reis***8217;e kadar gidiyor.</span>

-
Kime kadar giderse gitsin, seninle benim atalarımız aynı.</span>

-
Değil, seninki karışık***8230;</span>

-
Aynı! Kim senin deden? Dedenin dedesi? Onun dedesi?</span>

-
Falanca...</span>

-
Hah, işte o benim de dedem.</span>

-
Hayır yahu, olur mu? Bir sana bak, bir de bana!</span>

-
Elbette olur. Teyzene sor.</span>

Irkçı
sendikacının yaşlı teyzesi araya girdi:</span>

-
O falanca ikinizin de dedesi.</span>

-
???!!!</span>

-
İşte böyle, dedi, ortak kültürcü... Yeterince geriye gitsek hepimizin dedesi,
ninesi birbirine karışır. Bu toprağın altında bulunan kat kat uygarlıkların
hepsi Türk. Orta Asya***8217;dan geldikleri için değil; bugün Türklerin, kendine Türk
diyen herkesin yaşadığı bu toprakların ortak uygarlığı olduğu için Türk.
Uygarlık ürünlerinde seçicilik olmaz. Toprağın altından çıkanı Türk, Müslüman
ve ötekiler diye ayıramazsın. Bizim özümüz yalnız Orta Asya***8217;dan ya da yalnız
Arabistan***8217;dan mı geldi? Atın terkisinde ne kadar uygarlık getirebilirsin? Atın
terkisinin aldığı kadar... Ya Anadolu? Ya burada yaşayanlar. Türklük de,
sonradan Müslümanlık da Anadolu***8217;nın mayasına katıldığında burada yalnız kuşlar
mı yaşıyordu?</span>

Ortak
kültürcü dostumuz, her zamanki gibi, sözü kapınca başkasına fırsat vermeden üst
üste yığıyordu diyeceklerini:</span>

-
Ölen akrabasına gömüt (mezar) arayan birine ***8220;Başka gömütlükler arama. İşte
Ermeni gömütlüğü orada; götür, oraya göm akrabanı,***8221; dediğimde bana Marslıymışım
gibi baktılar. Oraya gömmeleri gerekir elbette. Ölenler kişisel, ulusal
kimliklerinden soyunup aynı ak giysiyi giyerler. Onları ayıran bizleriz.
Ölenler eşittir ve yalnızca insandır.</span>

Atatürk***8217;ün
dil ve tarih anlayışı da buna dayanır. Onun için ***8220;Ne mutlu Türküm diyene!***8221;
demiş, ***8220;Ne mutlu Türk olana,***8221; değil. Anadolu***8217;da yaşamış eskil Yunan uygarlığını
benimsemesi de bundan dolayı. Bugün kendini bu uygarlığın temsilcisi sayanlarla
aramızda siyasal ayrılıklar olabilir. Ama burada, bu topraklarda yatanlar yine
de bizimdir. Bu tarih bizim, çünkü bu coğrafya bizim. Atatürk***8217;ün, çıkacağı
merdivene serilen Yunan bayrağını kaldırtmasındaki derin anlam burada gizli.
Yunanlılar gemilerine binip savuştuktan sonra Atatürk, ***8220;Sonunda Hektor***8217;un öcünü
aldık,***8221; demiş. Anadolu***8217;nun beş bin yıllık tarihini birbirine bağlayıveren bu,
dışlayıcı değil benimseyici sözü ilk okuduğumda içim titredi, gözlerime yaş
yürüdü. Atatürk, kültüre, yüzeyden değil derinden bakmış ya da yatay değil
dikey bakmış. Coğrafi değil, tarihsel***8230; Onun için, Hektor yabancı bir
söylencenin değil, Anadolu söylencesinin bir parçası. Bizim bir parçamız...</span>

-
Hektor***8217;u da bizden mi sayacağız şimdi?</span>

-
Sen ne dersen de, Hektor bizim yurttaşımız, hemşerimiz, ildeşimiz...</span>

-
Öyle, yabancı kültürlerin Truva atları hep böyle söyler zaten.</span>

-
<i style="">Troy[/i] filminde kullanılan tahta atı da
almayalım istersen. Belki içinden yabancılar çıkar yine.</span>

Bu
ince alayla Hektor***8217;un hemşerisi sözlerini bitirdi, sözüne son noktayı
koymuşların rahatlığı içinde keyifle sigara zincirindeki son sigarasına uzandı
eli.</span>

* * *</span>

Toplumumuz nice kişilere değer koymakta, onları
yüceltmekte kusurlu kalmış. Bu kusur aşıldığında, ortalık biraz daha ışıyacak.</span>

<div style="border-style: n***111;ne n***111;ne solid; border-color: -moz-use-text-color -moz-use-text-color text; border-width: medium medium 1pt; padding: 0cm 0cm 1pt;">

</span>



</span>

huso@metu.edu.tr</span>

http://members.fortunecity.com/husom/</span>

http://members.fortunecity.com/timelessquotes/</span></span>


Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 18-09-2007, 15:37
emre_onbey emre_onbey isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jun 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 114
Standart



ne diyeceğimi bilemiyorum....güzeldi; yürekten yazılmıştı...maceraydı.../dostça...emre onbey
__________________
tam kelimeler üzerime yürüyorlardı ki-harfler intihar etti...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 01:21


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum