Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > DÜNYADA EDEBİYAT > Dünyada Şiir

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #11  
Alt 22-08-2008, 22:20
merâl özcan merâl özcan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.658
Standart



Ayın Yalnızlığı


Karanlık boyunca
Cırcırböcekleri bağırdı:
"ay, ah büyük ay..."


Karanlık boyunca
Şehvetli bir ahın yükseldiği
Dallar, o uzun elleriyle
Ve teslim olmuş esinti
Gizli ve bilinmeyen tanrıların emirlerine
Ve saklı bin bir nefes, toprağın gizli yaşamında
Ve o ışığın gezgin çemberinde, ateşböceği
Tahta tavanda tıkırtı
Perdede gece
Gölde kurbağalar
Hep beraber
Hep beraber, bir avaz
Tan ağarıncaya kadar bağırdı:
"Ay, ah büyük ay..."


Karanlık boyunca
Ay ay ışığında ışıdı
Ay
Kendi gecesinin yalnız kalbiydi
Altın renkli öfkesinde patlıyordu


Furuğ FERRUHZAD
Çeviren: Hatice Gülcan Topkaya
Yeniden Doğuş***8217;tan


__________________
bir yolcu\"
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 05-01-2009, 23:17
merâl özcan merâl özcan isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 2.658
Standart

<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dünyasal Şiirler[/B]
İşte güneş soğudu
ve yeryüzü nimetleri yok oldu
ve tepelerde soldu otlar
ve sonra
sığmadı toprağa ölüler.

Ve gece birleşmişti topluluk ve başkaldırıyla
bir ayna görüntüsü gibi bulanık
bütün renksiz pencerelerde
ve yollar bırakmıştı karanlığa doğrultularını.

Gayrı düşünmedi kimse sevdayı
gayrı düşünmedi kimse utkuyu
ve düşündüğü de yoktu kimsenin artık.

Yalnızlığın kovuklarında
doğdu boşluk
afyon ve ban-otu kokuyordu kan
gebe kadınlar başsız çocuklar doğurdu
ve beşikler utanç içinde gömütlere gizlendi.

Karanlık ve buruk zamanlardı.
Ekmek yok etti
yalvaçsı tansıkların gücünü
aç ve umutsuzca
göçtü peygamberler
adanmış topraklardan
ve yitik kuzular
duyamadı artık çoban seslenişlerini.

Devinim, renk ve biçim
dönüyordu sanki aynaların gözlerinde
yukarı ve aşağı doğru
ve ışıtan kutsal bir hâle
yandı ateşler içindeki bir şemsiye gibi
kaba soytarıların kafaları
ve utanmaz fahişelerin yüzleri etrafında.

Acı ve zehirli buharıyla
çekti alkolün bataklığı
etkisiz entelektüel yığınını
dibe
ve iğrenç fareler
kemirdi eski dolaplardaki
altın yapraklı kitap sayfalarını.

Güneş ölüydü.
Ölüydü güneş
ve yitirmişti anlamını yarın sözcüğü
çocuk anlaklarında.
Bu tuhaf eski sözcüğü çizdiler
defterlerindeki kara bir mürekkep lekesi gibi.

İnsanlar
yığınla başarısız insan
geldi gitti bir sürgünden bir sürgüne
ürkerek, felç içinde ve şaşkınca
kendi cesetlerinin çirkin yükü altında
ve acı yüklü öldürme isteği
büyüyordu ellerinde.

Bazen bir kıvılcım
miniminnacık bir kıvılcım bu sessiz ve cansız
topluluğu infilâk ettiriyordu-
Atılarak üzerlerine
kestilerdi erkekler birbirlerinin boğazını
ve ırzına geçtilerdi küçük kızların
kanlı bir yatakta.

Kendi zalimliklerinde boğuldular
ve müthiş bir suçluluk duygusu
felç etti kör ve miskin ruhlarını.

Törensel idamlarda
fırlatırken darağacının ipi
ölünün gözlerini yuvalarından
çekilirdi onlar kendi kabuklarına
ve yaşlı yorgun sinirleri
titrerdi
şehvetle.

Ama bulvarlarda görürdün
her zaman bu küçük canileri
durmuş bakarken
fıskiyelerin sonsuz devinimlerine.

Belki de hâlâ
donmuş derinliklerindeki
ezilmiş gözleri ardında
yaşayan, yarı canlı
bir şey var
en sonunda inanmak isteyen
suyun temiz türküsüne.

Belki
ama ne de sonsuz bir boşluk bu.
Güneş ölüydü
ve bilmiyordu kimse
yüreklerimizden uçan
üzgün güvercinin
inanç olduğunu.

Ah - tutuklu ses
senin umutsuz ihtişâmın asla
kazamayacak nefretli geceden
ışığa doğru uzanan bir tünel
ah - seslerin son sesi...

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Foruğh Farrokhzad [İran, (1935-1967) ][/B]
Türkçe***8217;ye çeviren: İsmail Aksoy
__________________
bir yolcu\"
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 08-10-2010, 11:44
tiryakinim tiryakinim isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 1.137
Standart

YENİDEN MERHABA DİYECEĞİM GÜNEŞE

Yeniden merhaba diyeceğim güneşe
Gövdemde akan nehirlere
Bulutlar gibi uzayıp giden düşünceme
Benimle birlikte kuru mevsimlerden gecen
Bahçemdeki ağaçların hüzünlü büyümesine
Gecenin kokusunu hediye eden kargalara
Yaşlılık biçimim olan ve aynada yaşayan anneme
Tekrarlanan şehvetimle döllenen yeryüzüne
Yeniden merhaba diyeceğim
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
Saçlarımla: Yeraltı kokularının devamı
Gözlerimle: Karanlık tecrübesiyle
Duvarların ötesinden kopardım dallarımla,
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
Ve aşkla dolu avluda bekleyen kıza
Yeniden merhaba diyeceğim.

Furuğ FERRUHZAD
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 08-10-2010, 22:57
Aslı Aydın Aslı Aydın isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Nov 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 575
Standart Geçici

Bir diyardan diğer diyara
ne zamana değin gitmeli
yapamam, arayamam
hep başka bir aşk, başka sevgili
keşke biz o iki kırlangıç olsaydık
ömür boyu yolculuk etseydik
bir bahardan diğer bahara

ah şimdi çok olmuştur
bende yıkılalı
yüklü kara bir bulutun yıkıntısı gibi
birleştiğimde, senin öpüşünle
geçici bir koku can çekişir
dudaklarımın üzerinde, sanki

öyle bulaşmıştır ki
kederli aşkım yok olma korkusuyla
titrer tüm yaşamım.
Sana baktığımda
bir pencereden
yapraklarla dolu, yalnız ağacıma
Gözüm sarı hummasında, bakar gibiyim
Suyun karmaşık akıntıları üzerinde
Bir görüntüye bakar gibiyim


Furuğ FERRUHZAD
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 18-02-2016, 11:31
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Furuğ Ferruhzad’ı anarken

Furuğ Ferruhzad’ı anarken
Arife Kalender










“Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
Seni kendinde tekrarlayarak
Çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek

Ben bu ayette seni ah çektim, ah
Ben bu ayette seni
Ağaca ve suya ve ateşe aşıladım”
F.F.

Kimi adlar vardır, bir ülkenin “ses bayrağı” olur, ülkeyi de aşarak tüm dünyada duyulur. Fars Kadın Şiiri’ni başlatan, gözleri onun yaşadığı yere ve koşullara çeviren Furuğ Ferruhzad; yalnızca doğduğu ülke kadınlarının şiirinde değil, dünya şiirinde de önemli kapılar aralamıştır. Eril dilin en baskın olduğu İran’da, o güne değin var olan şiir söylemini bir kenara koyarak; özgür, âsi, direngen şiirini kurmuş, kendi dilini oluşturmuştur. Dayatılan ve öğretilen dilin tersine, kendisi olan, kendisinde olan dişil dili özgürce kullanmıştır. Furuğ’u Furuğ yapan öğenin; bu özgün ve ödünsüz söylem olduğu düşünülebilir.

“idam törenlerinde hep
urgan
bir mahkumun kasılan gözlerini
yuvasından dışarı fırlatırken
onlar kendilerine dalarlardı
ve yorgun ihtiyar sinirleri
şehvetli bir düşle gerilirlerdi”

dizelerinin yer aldığı “Yeryüzü Ayetleri”nde idamı betimleyen Furuğ’un, şiirlerinden önce yaşamına dair kimi ayrıntıları bilmek gerekir.

5 Ocak 1935 yılında Tahran’da doğan şair, Albay Mohammed Ferruhzad’ın yedi çocuğundan birisidir. Babası, Rıza Şah’ın rakip ve düşmanı olan aydınları ezmek için kurduğu orduda görev yapmaktadır. Oturdukları evin penceresi ise idam meydanına bakar. Baba, ordudan aldığı ataerkil uygulamaları, sıkı denetimli bakış açısını evde de uygulamaya kalkar. Annesi ve kardeşleri babanın emirlerini uygularken; Furuğ baskılara karşı çıkar. Yalnızca aile içinde değil, dışarıda da erkek egemeni dünyanın kuralları geçerlidir. Karısı ve çocuklarına eşya, malzeme ve mal varlığı gibi bakan baba; korumak adına kimseye söz hakkı tanımaz.

Furuğ’un isteği, babanın şiddetinden kaçarak sevgisini kazanmaktır. Bunu başaramaz. Annesi de bu sevgi boşluğunu dolduramaz. Furuğ tüm ailesine eleştirel gözle bakar ve “Bahçeye Acıyorum” şiirinde aile bireylerini tanımlar. Baba: ‘benden geçti/ ben yükümü taşıdım’ diyerek kadere sığınır.

“Annenin tüm yaşamı
açık bir seccadedir
cehennem korkusu eşiğinde serili
anne her şeyin dibinde
her zaman
bir günahın izi peşindedir”der.

“Erkek kardeşim benim bahçeye mezar diyor/ kardeşim otların kargaşasına gülüyor.” Erkek kardeşlerine karşı alaycı olan Furuğ; kız kardeşinde daha ayrıntıcıdır. Onda kadını irdelerken; çocukluğun saflığını ve sonradan yozlaşan, kirlenmiş ikinci yüzü de verir.

“onun evi kentin öte ucundadır
ve yapay evinde o
yapay kırmızı balıklarıyla
ve yapay eşinin aşkının sığınağında
ve yapay elma ağaçları gölgesinde
yapay şarkılar söylüyor
ve doğal çocuklar yapıyor…”

Şair ailede bulamadığı sevgiyi daha sonra dışarıda arar. Kendisinden yaşlı erkekler olumlu ya da olumsuz, yaşamında rol oynar. Binbaşı Mohammed Ferruhzad, Perviz Şapur ve İbrahim Golestan şair için önemli olmuştur. Elbette şiirinin biçimlenmesinde: Nima’nın, Şamlu’nun, Salis’in, Sohrap’ın, Rehmani’nin, Mehdi Hamidi’nin ve Nadipur’un etkileri bilinmektedir.

Yakınlarından yererli ilgiyi bulamayınca; evdeki ve okuldaki baskıdan kurtulmak için, yeteneklerini fark eden ve onu anladığını düşünen ilk kişiye, Perviz Şapur’a yönelir. Sanata bağlılığına, dostça karakterine ve Furuğ’un ona çocuk doğurmasına karşın, kocaevi çoğu yönleriyle babaevinin devamıdır. Akrabası Perviz Şapur onun iki katı yaşındadır. 1951’de evlenen şair ilk kitabı Tutsak’ı 1952’de çıkartır. Oğlu Kamiyar 1953’de doğar ve 1954 de boşandıklarında kocası şeriat kanunları gereği ‘çocuk babanındır’ diyerek çocuğu alır ve bir daha da Furuğ’a göstermez. Oğlunu göremeyişi Furuğ şiirini etkiler. Boşanması ve edebiyat dünyası dedikodularla baskıları artırır.

Babasının büyük kütüphanesinden çocukluğunda fazlasıyla yararlanan Furuğ’un derin bir kültürel alt yapısı oluşmuştur. İlk dönemini Rıza Berehani: “Kendi benliğini sadelikle, o günün kuramsal dili ile, ancak biraz daha açık ve aydın bir tavırla, dörtlükler biçiminde dile getiren kadın, söylencesel bir varlığa dönüştü: Sadece aşk ve bu aşkla ilgili konular hakkında konuşan değil, toplumun tüm kadınlarının yoksunluklarını çizen, söylencesel bir varlığa…”sözleriyle özetler. “Ferruhzad’ın şiiri, onun varlık evidir. Dile analık yapmadığımız sürece şairlik adını hak edemeyiz” diyen Berahani, onu şöyle değerlendirir: “Ferruhzad’ın ererkilliğe karşı bu denli açık yazması için şiir biçeminde bile, birçok dönemlerden geçmesi gerekti. Dörtlükten, mesnevi, gazel, klasik Nima şiirinden geçti. Bu biçimler erkeklerin yazınsal biçimleriydi. Onun kadınsal morali ile daha uygun düşen ve bağdaşan vezinlere yüz koydu. Kendi âşıkâne şiir diline uygun kılsın diye, kurumsal modern şiir vezinlerini yeniden kırdı. Toplumsal şiirlerinde bile kadınsal başkaldırıyı unutmadı, erkeğe teslim olmayı aşkın belirtisi olarak görmedi. Derin tensel bağışını aşkın temeli saydı.”

Furuğ’un yaşamında Baba ve kocaevi kavramlarıyla geleneksel yapının çok önemi var. Ülkenin geçirdiği değişim süreçleri, aşk ve kırılganlıkları; ailesinden, oğlundan ayrılması onun şiirini farklı kanallarda akmaya zorlar. Gelenekselle modern olanın ortasında, öğrendiği tüm kalıpları kırarak, yeni söyleyişler, biçimler dener. Mistitizmden, erotizmden ve özellikle konuşma dilinden çok yararlanır. Söylemi açık net ve korkusuzdur. Son şiirlerinde düşünsel olarak da korkuyu ve baskıyı aştığı görülür. Katı bir ataerkil dünyadan yaralarla ayrılsa da, acılarını; şiir dilini özgürleşmede, söylenmemişi söylemede kullanır.

“Ey tanrı ey ölüme bulaşmış gizemli kahkaha
Ne yazık ki sana yabancıdır benim ağlamalarım
Ben sana kâfir, sana münkir sana asi
Sana inat işte şeytan benim tanrım”

diyecek kadar asidir. Kadın dünyasında söylenmemiş gizlerin ifşası, büyük aşkların tapınağıdır. Kendi varlığını şiirleştirirken, karanlıktaki kadın yüzlerini ışıtmıştır. Şiirlerinin yanı sıra; yapımcı ve oyunculuğu ile ödüller alan, şiirleri birçok dile çevrilen Furuğ Ferruhzad İran şiiri üzerinde derin izler bırakmıştır. Furuğ’un ülkemizde tanınmasında şair, çevirmen Haşim Hüsrevşahi’nin emeği büyüktür. 13 Şubat 1967’de bir kaza sonucu yaşamını yitiren dünya şairi Furuğ’a saygıyla…


Kaynakça: Yaralarım Aşktandır-Furuğ Ferruhzad- Çev.Haşim Hüsrevşahi-Telos Yay.


evrensel
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  furug.jpg
Görüntüleme: 595
Büyüklüğü:  24,3 KB (Kilobyte)  
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 13-02-2018, 13:35
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart


İsyanın kadın şairi Füruğ’ya özlemle...


Hilal Tok, ölüm yıl dönümünde, İranlı kadın şair, senarist, yönetmen, ressam Füruğ Ferruhzad'ı yazdı.




"Gel aç kapıyı, kanat çırpayım
Şiirin aydınlık gökyüzünde
Bırakırsan beni uçmaya
Bir gül olacağım şiir bahçesinde."


Füruğ’nun dünyaya haykırmak istediği şiirleri vardı; şairliğini özgürlüğünde bir ‘gül’ olarak tasvir ediyordu. Dizelerine yer verdiğimiz “isyan” şiirinde de böyle anlatıyordu şiire ve özgürlüğe olan aşkını. Ve haykırmak... Haykırmak istiyordu ateşli sesini tüm dünyaya. Çünkü ne özgürlüğü vardı elinde, ne de aşkını döktüğü dizeleri.

‘BEN BU KAFESTE BİR TUTSAĞIM’
Ocak 1935 yılında Tahran’da doğdu Füruğ Ferruhzad. Henüz 16 yaşındayken ailesinin zoruyla kuzeniyle evlendirildi. Bir çocuğu oldu bu evlilikten. Tabii o sıralar sadece kafesin kilidi kocasında değil, kadınların tepesinde zebella gibi dikilen İran şahında da vardı. Şah’ın ‘modern erkek devlet’ sevdasında yaşamları dört duvarla örülmüş kadınlardan biriydi Füruğ. Ancak o içinde bulunduğu kafesten özgürlüğüne yol kazıyan şiirler yazıyordu her fırsatta. İçinde bulunduğu kafesten ancak bedel ödeyerek çıkabilirdi. Boşanmak istediğinde İran kurallarına göre çocuğu elinden alındı. Şöyle anlatıyordu ayrı düştüğü çocuğuna özlemini: “Seni istiyorum ve biliyorum/ asla koynuma alamayacağım/ sen o aydın ve pırıl pırıl gökyüzüsün/ ben bu kafeste bir tutsağım”

YAŞAMINI DİZELERİYLE ANLATTI
20 yy’da dünyanın yetiştirdiği değil kendini var eden bir kadın şairdi Füruğ. Tutulduğu kafesten büyük bir bedel ödeyerek çıkmıştı, çırpınarak. Füruğ, tüm yaşamını dizeleriyle anlatıyordu sanki: Öyle ki her şiirinde kendisini görürüz Füruğ’nun: Başkaldırdığı kuralları, ona çizilen sınırları, o sınırları geçme arzusunu, umudunu, aşklarını... Toplumun hiç alışık olmadığı bir kadın isyanıydı Füruğ ve bu isyanı en iyi becerebildiği işte; şiirleriyle yapıyordu:

"Ben o kuşum
Çoktan beri kafasında uçma sevdası olan o kuş
Daracık göğsümde iniltiye dönüştü şarkım
Tükendi hasretle günlerim. "


Ancak sadece şiirlerle sınırlı kalmadı. Senaryolar yazdı, yönetmenlik yaptı, resimler çizdi, kendini var edebildiği her yana tutundu sımsıkıya. Ancak kısacık bir ömürdü onunki: 1967 yılının bugününde bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Füruğ’ya özlemle...


Hilal TOK / İstanbul
evrensel.net





Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  füruğ (2).JPG
Görüntüleme: 287
Büyüklüğü:  36,8 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 05:05


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum