Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Öykü Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 15-01-2010, 02:41
Ferhat DEMİRBAŞ Ferhat DEMİRBAŞ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 36
Standart Her gece çatışma

öYKÜLER-1
(Yazan : Ferhat DEMİRBAŞ)




Her gece çatışma

Her gece yinelenen bu kovalamacadan nefret ediyorum.Bu yaklaşık üç yıldır sürüyor.Köylerinde de evleri olup ta, bahar gelince oralara dönen komşuların gidişiyle, başlıyor aramızdaki çatışma ..Benimle onların arasında uzun zamandır süren savaş..
Nisan-Mayıs aylarının ılıklığı hissedilmeye başladığında, sanki apartmanın öteki dairelerinin boşalmasını fırsat biliyorlar!Kesinlikle eminim ki,oralarda konuşlanıyor ve oralarda hazırlanıyorlar istilaya.Bu konuda haklıysam eğer, o boş evlerin sahipleri yataklık yapmış olmuyor mu onlara? Hayatımda kimseden korkmadım ve hiçbir şeyden iğrenmedim desem yeridir.Ama, onlar söz konusu olunca, tüm nefretim ayaklanıyor,tüylerim diken diken oluyor.Gündüzleri pek nadir rahatsız ediyorlar..Ama, gecenin karanlığı örtünce dünyanın üzerini,el-ayak çekilince ilerleyen saatlarde; bir, bir çıkıyorlar sahneye.Onlarla hesaplaşmamız dakikalarca sürüyor.Cüsselerine bakmadan,birer - birer korkusuzca , tehdit ve istilaya başlıyorlar evimin heryerini.Önceleri, her türlü tedbiri alıyor, kitle imha silahlarımı kullanıyordum.Onların taciz ateşleri pek te etkili olmuyordu.Silahın kullanma kılavuzunda " Üstlerine doğru nişan alın ve sıkın;soylarını kurutursunuz! Zira, zehirli mermiyi her yiyen yuvasına kaçacak ve oradakileri de öldürecek taşıdığı zehirle."diye açıklama yapılmıştı.Ekonomik politikalar nedeniyle bu külfete daha fazla katlanamadımAncak, hızla çoğalıyorlar karanlık köşelerde ve voltalarını atmaya başlıyorlar fütursuzca.Ayrıca,kılık da değiştiriyorlar;Önceden koyu kahve kamuflajlı idiler.Şimdi, daha az göze çarpan,ortamın rengine uygun giyiniyorlar.Bu da benim işimi zorlaştırıyor.Şimdilerde,ben de taktik ve silah değiştirdim:Her gördüğüm üyeyi temizliyorum taramalı silahımla.Bu birebir mücadele, çok zorlu geçiyor.Işığı yakar-yakmaz çil yavruları gibi kaçışıyorlar köşe-bucak, saklanacak bir kuytu köşe arıyorlar.Ortada kalakalanlar ise, artık birer leş olmaya kesin adaylar.Sabah olunca, dışarıda bizim temizlik işçileri çalışırken; içeride de ben leşlerini topluyor, atıyorum.Bu temizlik harekatını evdekilerden kimse görmüyor,bilmiyor. Bazen aramızdaki çatışma sabahın ilk ışıklarına dek sürüyor.Namussuzların köklerini kazımaya kararlıyım.İçlerinde henüz genç sayılacak kadar küçük olanların kaçışına kadar,manevraları devam ediyordu.Ama, şimdi bıraktılar bu huylarını, herkes kendi başının çaresine bakıyor.Çünkü,üç yıldır,saklandıkları delikleri iyice öğrendim.Hem de çok seri hareket eden biri olup çıktım.Anlayacağınız, göz açtırmıyorum,artık onlara.Ama , onların içinde de,benden daha hızlı davrananlar var.Elimden kaçan,kurtulan bir-kaç elebaşı üyeleri var.Hatta, daha yeni yetişenler arasında bile,beni atlatanlar çıkıyor.Tıpkı bizim gibiler,safları var, uyanıkları var ve hatta kahramanları var.Elimdeki çok etkili silaha rağmen;bana meydan okuyanı bile çıkıyor bazen.
Dün gece, ışığı bir yaktım;kaçmaya çalışanları kovaladım.Kaybettiler.Ama, servis taşının üstündeki tencereyi yana çektiğimde;onlarcasının toplantı halinde olduklarını gördüm.Kitle imha silahımın etkisiyle, galibiyet benim oldu.Bu gece, nasıl bir çatışma taktiği uygulayacaklar çok merak ediyorum.İşin aksi tarafı; ne silahım, ne de mermim yok bu gece!
Çok zorda kalırsam,mutlaka birinizden yardım isterim.Benden bu yardımı esirgemezsiniz, değil mi?
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 16-01-2010, 17:56
Ferhat DEMİRBAŞ Ferhat DEMİRBAŞ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 36
Standart The Wealth Dream of Çankırılı İsmail

THE STORIES WRITTEN BY FERHAT DEMİRBAŞ

1 – The Wealth Dream of Çankırılı İsmail
( The Dream of Egg Wealth )
Çankırılı Ismail, lying in bed at night and ta, the time already had passed ... His wife Esma was starting reverse fall in and turn your back and snoring midnight.

.The day fatigue, five children are dirty and untidy for-profit was to feed the so, remove dead wood models body snoring sounds lost between went on.He was tiered In building up to do just that .İsmail was took out from inside of İsmail too . He was worked a apartment built for three penny from morning to ewening.

for the sake of; uninsured and had spent the year. Boss, your insurance will do it tomorrow ha ha today, never worry about you! fatigue of stalling for years he had onu.Now, forties white hair shining as reflected in the Çankırılı Ismail single rest, only to be luxury, and the right support from the spouse

and this situation to not see my stupefied.His coffee anxiety, gambling, and even simple pleasure, even without any stress in the grip of suffering Cooper face Ismail. Thus, a heavy burden on the shoulders of day, night had turned into a nightmare se does not exits from within. "No! None. It's like that should not go, and whether these troubled and the poor situation no!.You don’t more sure to find a way and should get rid of." he decided.

The next day, go to work to wake up with sunlight, the brain, an ingenious idea dangerous light flickered on .. and evening turn this idea into practice committed to the construction of the road took the road .. on the coffee, the two child who sell roll cakes d was crispy pretzels, two cups of tea in the steam after eating path.Its is very bussy and tiring days of the week in the grocery store one day visit to Mustafa said, three pairs of bread with egg aldı.Eve four villages when the school children more than two dönmemişlerdi.Diğer the two little girls with their peers around the house residents games oynuyordu.He her hot orange chest with their own hands that was put on the original cloakroom. "Esma! Esma,” where are you , you send me a voice !" he said his wife exclamation. Wife, received last week from the market for Chinese goods until the end of the volume set mini music tool opened "between ... Oh, that's Çankırı Polatlı with burned black sheep of my eyebrows ..." the husband will hear the songs of the case was not in tune. Seeing her husband entered through the kitchen door suddenly did not disrupt the stacking.Nothing, dinner in the potato peel while still "İsmail! Who is who ? was you came İsmail?! *" I asked indefference from she. Her husband, "I came Esma .. Hemi .. I am back with good news came at you." said.
Çankırılı Ismail "Look especially Esme, I was tried very much...I was bring you four eggs. You make wealth.These eggs will upgrade our apartments !" he spoke to his wife as his eyes shining. Esma, her husband was still like a wall in the face of this excited state. Her husband, "Look, Esme, give ears me ..listen very carryfully me. you can see eggs..Aha theese you?" Wife of his head yes, while swinging in the sense of "Huuu! He gave voice. İsmail speech on the same excitement continued inside." Aha! We will be eating two of them to enter the oil! After another eggs .. so, he was gave holds two eggs .Çankırılı İsmail was very exiting also to his wife rich further she’s eyes was brighting and had been opened with the hope. "Esme! .. Esme! see eggs especially if the two given adjacent to neighborgs. They are put chicken into the bottom of ... the two chicks from the nesting-box who would ? We of course would be! Then you have Esme? After these two chicks will grand up chicken. Did it try saa two red, two white chicken .. very big try these chickens After, Esme we will make sit on the eggs ... Aha ... ıt will a chicken farm! After Esme, we will sell these chickens... You Esme both I will buying cow milk cows every day We will buying apartments, cars Esme, will buying ha?
I suddenly heard his wife Esma knife in hand, threw potato place "I can not right cow ,Lord İsmail mine! This age after the cows .You want be busy me with cow dirtiness ?
Ismail Çankırılı "you will take honev from cow !"
His wife Esma "not right!"
Ismail "Right sorry Esme! Right sorry, look we will a rich familly my lady.you only tke honey from it! Do not worry, I'll sell you südünü hatch hidden worry!
Right sorry! ... Not right! ... Right .... sorry ...... Right to! So, Çankırılı brunette thick hairy Ismail raised his arm in the air, ... returned, has returned a paste Esma's eyes ... eye bloating was wretched spot of ... Now ikiçeşme eyes, two springs has been inflated to cry Çankırılı İsmail Efendi. Why? After that incident the baby's cause of Esma, Ismail waist was destroyed in the beginning, went to pull him to his father in the quarry. FD

Konu Ferhat DEMİRBAŞ tarafından (17-01-2010 Saat 00:34 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 17-01-2010, 00:38
Ferhat DEMİRBAŞ Ferhat DEMİRBAŞ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 36
Standart MÜSAADE EDİN BEYLER

MÜSAADE EDİN DE BEYLER.....

Çim yüksek mühendisi Kamil Bey aylık maaşını çekmek üzere Fişbank ın yoluna düştü. Havada karabulutlar geziniyordu.Yolun yarısına geldiğinde toprak ana bulutu sağmaya başladı.Önce hafiften atıştırırken, çok geçmedi sağanak halinde yağmaya başladı.Sırtındaki yağmurluk olmasa eğer,sudan çıkmış sıçandan farkı kalmayacaktı.Bankanın önüne geldiğinde , köşeyi dönünce afalladı.Zira bankamatik makinesinin önünde ben deyim yirmi siz deyin otuz kişilikbir para kuyruğu uzuyor.Bu sıranın sonuna girse, mesai saati bitene dek kesinlikle para alamayacağınıdüşündü .Bankamatik önündeki
sıranın başına doğru yürüdü,beşinci sıradaki tanıdığın yanına parketti.Sıradakiler ,önce peksesçıkarmadı.Ancak, Kamil'in oradaki yerinden sonsuza dek ayrılmayacağı duygusuna kapılanbir-iki kişi mırıldanarak ," Sıranın sonuna geçsene kardeşim! "dedi. Orta yaşlı kıvırcık bir adam " Yahu adama bakın be! Efendi , biz iki saattir burada- dört gözle -sen gel de sıra hakkımızı elimizden al ,diye mi bekliyoruz sanıyorsun?" Geç arkaya da boyunu görelim. Biraz irikıyım birisi de " Hadi! Hadi uza bakalım ancak gidersin kuyruğun sonuna ! Toz ol lan çabuk da , fiyakanı bozmayayım!" gibi uyarı ve tehdit
dolu sözlerin hiçbirisine bir cevap vermedi Kamil. Ama mırıltılar daha da artmaya başlarken Kamil yarım adım yana çıktı,derin bir nefes aldı, aldı sazı eline başladı konuşmaya ." Ey cemaati bankamatik...Ey kuyruğun nadide ağbileri ,ablaları lütfen bi dakika beni dinler misiniz?" diye . Ardından ellerini de kullanarak yüksek sesle, alçak perdeden devam etti. " Beyler, hanımlar , inanın işimden yarım saatlik izin aldım da geldim. Eğer bana öncelik vermezseniz işimden atar beni müdürüm.Benim gibi bir garibin işsiz kalmasına gönlünüz elverir mi?Önce kimseden çıt çıkmadı.Az sonra bir iki kişiden, biz de izin aldık ta geldik, diye sesler duyuldu.Ama ön taraftaki yaşlıbirisi"Yahu susun bi dakika da delikanlı sözünübitirsin!" deyince sesler kesildi.
Kamil aldı sazı , ön saftakilere dönerek " Yahu sen kasketli dayım, sen yelekli kardeşim, sen babayiğit hemşehrim alacaksınız da paranız şimdi ne yapacaksınız! Doğru kahve köşelerine koşacak, boşboş oturacak, belki de paranızınbir kısmını oyunda kaybedeceksiniz. Ama ben öyle miyim? Birkere önce müdürüm bekliyor beni ,sonra alacaklı esnaf gözlüyor yolumu , sonra da en önemlisi evde aş-ekmek bekleyen dört yavru bi hanım var.Dört gözle- beş kulakla beni bekliyorlar .Eğer , ben şimdi hepinizden önce bu parayı alıp gitmezsem neler olacak biliyorsunuz artık! Benim şimdi sıranın başına geçmem gerek mi değil mi? Söyleyin bana ey cemaati kuyrukun asilzadeleri!...Bankamatik sırasının en önündekilerin iyice kafası şişmişti. Üçüncü sıradaki Fötr şapkalı sarışın bey iyice bunaldı ve geridekilere döndü " Yahu arkadaşlar ,lanet olsun ben sıramı veriyorum." Onun arkasındaki iki kişi de sesini çıkarmadılar." Vallahi
kafam şişti yahu, alsın parasını da çeksin gitsin arabasını." Evet ..evet ..alsın ve gitsin. Yeteryahu burada kuyruğa giridiğime gireceğime pişman oldum...Alsın!...Alsın!...diyenler çoğaldı. En öndeki bey eliyle geç işareti
yaptı..Yana çekildi ..Kamil bankamatik makinasının başına geçti, özenle tuşlara bastı...Tırrrrrrrrrrrrrt! Maaşı kadar para elinde idi..Cebine yerleştirdi...Muzaffer bir komutan edasıyle , sıradakilere sırıtarak uzaklaştı oradan.
Kuyruksuz ve paralı günlere hepbirlikte!Saygılarımla! F.D
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 17-01-2010, 19:02
Ferhat DEMİRBAŞ Ferhat DEMİRBAŞ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 36
Standart TOPAL SACAYAĞI ÜZERİNDE İNSAN KAVURMASI

TOPAL SACAYAĞI ÜZERİNDE İNSAN KAVURMASI

Yorgun yüzlü taş yapının dış kapısının önü birden gölgelendi.Ak mermeri yer yer karartan iki kişi, basamaklarla boğuşurcasına aşağıya iniyorlar.Birisi yirmili yaşlarda bir kadın, diğeri aklanmış şakaklarıyla kırkında gösteren bir adam.
Bundan sonraki yaşamında başarılar diliyorum sana.Umarım, kendine daha uygun birisini bulursun: Tüm istek ve beklentilerini körükörüne karşılayacak, duyarsız birini.
Seni son kez öpmek istiyorum, dedi kadın.Adam, uzatılan çok tanıdık bu dudakları
geri çevirmedi.
Dudakların hala, vücudumu bütünüyle canlandıra biliyor.şu an bile, sıcaklığın ya-
yıldı her yanıma.Kadın:
- Niye yaptın bunu?
-Anlaşıldığına göre sen basmışsın düğmeye
- ..............................
Beton zeminden tıkırtılar yükseldi.Altmışında kasketli, şaşkın maskeli bir adam, ellili yaşlarda görünen kızıl, küt kesimli saçı rüzgarla uçuşan kadın ile birlikte adliyenin bahçesinde yürüyorlar.Kadının sol koltuk altında bir dosya, öteki elinin avucunda bir para çantası can çekişiyor.
-Kenarları gül fidanlarıyla çevrili çıkış yolunun üzerinde sendeleyen adımlar birbirine karışıyor.Orta yaşlı adam:
-Dilekçeni önce, sen verdin.Avukatım, Suzan Hanım söküp almadı mı? az önce
senin pullarını? artık, işine yaramaz, diye pulu paraya dönüştürüp avucunun içine saydı ya bir bir.
-O kadar mı bıkmıştın benden, bir de avukat tutmuşsun?
-Sen niye mini etek, yarı şeffaf blüzle geldin dava açmaya?
-Ne minisi, ne eteği?
-İnkar etme o dedi.
-Suzan Hanım, kocan çok sinirli bir adam, dedi.
-Önce sen dışladın beni.
-Hayır, sen önemsemedin beni.
-Öyleyse, niçin senin dilekçeni o yırtıp attı? önce sen tuttun o avukatı
- ..................................
Geçin, dedi adam.Doluştular damalı, sarı boyalı arabanın içerisine.Çocuk, kadın,
babası ve bol makyajlı açık dekolteli içaçıcı elbisesiyle, sorun giderici bayan arka koltuklara sığıştılar, ısrarsız.Esmer, orta yaşlı adam söförün yanındaki yere oturdu.Taksinin motoru hırıldadı, döndürdü tekerlekleri.
-Beş altı dakikalık yoldan sonra motorun sesi sustu.Şehir meydanının orta yerinde, kokuları sürücüye bırakarak indiler aşağıya.Mutluluk sağlayıcı bayan, parmağıyla karşıdaki bir yapını ikinci katını işaret ederek:
-Sen benim oraya git, ben şunlarla bir konuşayım, dedi.Adam, uydu kendisi ne verilen komuta.Adamın başı bir süre arkasında kaldı.Yürüdü sonra.İş paylaştırıcı, yeniden ve son kez, sacayağını karşı kaldırımda kuruyordu.Dudaklarının arasından mırıltıları taşlara döküyordu.
Evsizlenme kokan adam, avukatın pencere camından, nemli bakışlarını dışarıya yolladı.Gözleri bir süre kovaladı baba kızın ayakkabılarını sonra kilidi sorun çıkaran para çantasıyla, kazandığı çifte zaferin sarhoşluğunu yaşayan avukatın kanatlanışını izledi.Öfkeli gözlerinin kırmızısı söndü.Kapıda belirdi yazıhane sahibinin başı.
- Oh be, kurtardık paçamızı sonunda, yaramaz o kız sana sesi sevinç fışkırıyordu.Sürdürdü konuşmasını:
- Görmedin mi öğle üzeri.Babasına soruyorum" Ayrılmak istiyor kızınız, ne diyorsunuz buna ? diye. "Kızıma elbise almıyor.Ayrıca, çok kıskanıyor kızımı" diyor babası.Eşinin ağzını ise, bıçak açmıyor.Koskocaman yirmi yedi yaşında bir kadın.. sanki seninle evli olan babası.Sen, başka kadınları niye kıskanmıyorum ? diye.. sürdürecekken konuşmasını, avukatın sözünü ağzına kilitliyor adam;
- Ama siz, bir çağırın görüşeyim eşinizle demiştiniz.Adres ve telefon numarasını almıştınız benden.Oysa, benim size geliş amacım, umudum..
- Duymadın mı, ne dedi adliyeye gitmeden önce, buradaFerit beni çok ama, çok seviyor.Bunu biliyorum, durumuna üzülüyorum da..Ancak, elimden bir şey gelmez.Babası da siz iyisini bilirsiniz Suzan Hanım diyerek, boşanmada kesin kararlı olduklarını belirtmişti.
Onların kemikleşmiş karalarına karşı ben yine de babasına:
-Damadınız sürekli alkol alır mı, başka kadınlarla ilgilenir mi, ya da ne bileyim parasını kumara yatırır mı ? diye peşpeşe sorularımı sıralamıştım.Adeta soru yağmuruna tut-
muştum kendisini.O hala, kurulmuş bir robot gibi hep aynı sözleri yineleyip durmuştu .Kızıma elbise almıyor.Onu erkek sinekten bile kıskanıyor neredeyse.Ben de eşine dönüp, ne demiştim, anımsa daha ne istiyorsun kızım? Bu devirde, böylesine güçlü duygularla seven bir erkek buluyorsun da bunuyor musun? Ah, keşke benimki de beni birazcık kıskansa, neler vermezdim diyerek, çıkışmıştım.Mesleğinin ustası kadın, bitkin düşmüş adama ağız açtırmı-
yordu.Adamın beyin damarları kurumuş, gözleri avukatın dudaklarına kilitlenmişti.Hiçbir sesi
duymuyordu.Sıradan işlerinin birisini daha başarmış olmanın rahatlığıyla, anlatımını sürdürü-
yordu kadın avukat ise :
Karşılıklı oturduğunuz koltuklarda, ikinizinde gözlerinizden yaşlar boşanmıştı.
Doğrusu, benim de gözlerim yaşarmıştı.Çünkü, durumunuz çok komik gelmişti bana.Karın,
beni sevdiğini biliyorum, ama bir şey yapamam, diyerek, seni zerre kadar sevmediğini göster-
mişti.Bir kez olsun, ben de sevmiştim bir zamanlar, diyemeyecek denli dürüst ve acımazsızdı.
Bir de neydi o elbisesi bana gelirken giydiği; Tüm adliye personeli onu izlediler, işi - gücü bırakıp vallahi.
Boşanmanın şokunu, beyninin tüm kılcal damarlarında duyumsayan adam, avukatın
Sözlerine bir sustalı bıçak darbesi indirdi:
-Ama, Suzan Abla, siz demiştiniz. Çağır eşini buraya, boşanmaktan vazgeçmeye ikna ederim onu.Deli değil ya bu kadın; on yıllık yuvasını bir anda yıkacak.
-Yaramaz o kız sanal neydi o kılık? hadi ilçede neyse, ama ya köyde; dedi avukat
yalnız 20 milyon borcum? diye sordu adam,Acele etme, ödersin dedi avukat.Yorgun adam, yuvarlanarak indi merdivenlerden.
Kasım 1998
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 19-01-2010, 23:52
Ferhat DEMİRBAŞ Ferhat DEMİRBAŞ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 36
Standart GECENİN OYUNU

GECENİN OYUNU
Duvardaki saatin kolları, gecenin yarısına dokunmak üzere... Uykum kaçtı. Peşinden bir süre koşturdum. Bu arada, ardarda birkaç sigara içtim. Akşamdan bu yana, ağzıma bir lokma koymamıştım. Sigara ve sade kahveden olmalı: yarı ölümü yakalayacak gücümün kalmadığını duyumsuyorum. Ayrıca, arkasından yetişecek kanatlarım da olmadığına göre...
Yeni taşındığım ev, beni yedi, bitirdi. Ortada, can çekişen beynim ile gözlerim kaldı yalnızca... Çok yakında, beynimin de bir sakatatçının tezgahına gelmeden, toprağa karışacağından hiç kuşkum yok. Bir yandan, neredeyse üç aylık maaşım ve çok kötü günler ve ani konuklar için biriktirdiğim param bu daireye yerleşme konusunda eriyip gitmişti: Peşin verilen altı aylık kira tutarı, hiçbir bölümü çalışmayan elektrik sisteminin onarım giderleri, badana - boya için kanatlanan beş milyoncuklar demekti... Bir kaç kimlik kartı - nüfus ve bazı derneklere verilmiş - ile maaş için kullanılan bankamatik kartından başkaca bir ağırlığı kalmamıştı cüzdanının. Sahibi gibi cüzdanının da, sinir sistemi iyice bozulmuştu: İçleri boşaldığından, gözlerime olan inancımı da yitirmiştim. Sonunda da ünlü hekim Mazhar Osman'ın - bu sözüm ruhunun kulağına gitmesin de, dikilir karşıma kim bilir - bile onaramayacağı hale gelmişti, kafamın içini kaplayan sinir ağlarının tümü.
Bir sigara daha çektim paketten. Sigara çekmenin, bu denli güç bir iş olacağı - yarı gecede - aklımın ucundan geçmezdi. Meret uzadıkça uzuyordu. Hayırlısıyla bir ateşleyebilseydim şunu... O zaman görün siz, bendeki kasılmayı... İçi tütün dolu, minik silindir nesneyi tüm gücümle odanın içinde, masanın çevresinde bir kaç sarım doladım. Ellerimde kalan kısmını da tuvalet kapısından içeriye uzattım. Sonunda, kan-ter içerisinde, çakmağımı burnumun ucunda kalan kısmında çaktım. Oh be, dünya varmış!Dördüncü kattaki odamın, pazar meydanına bakan penceresi önüne geçtim. Mentollü bir iç çekişten sonra, kollarımı pervaza dayayıp önümde uzayıp - yayılıp giden gecenin akışkanlığına bıraktım kendimi. Çektikçe dumanı, uçuyordum. Aşağıda, teknolojinin gerçekleştirdiği beyaz ve sarı yıldızları, yukarıda - minareden öte, gökdelenlerin hemen üstünde - enerjisi hiç tükenmeyen milyonlarca gümüş ışıkları gördüm. Henüz, hiç bir teknolojik buluşun gerçekleşmediği günlere, gecelere uçma isteği duydum ta içerimde bir yerlerde. Bir nefes daha çektim... Bir anlık kararsız kaldım. Parmaklarımda tuttuğum kedi gözü gibi parlayan ateşiyle - sigaramı nerede bırakacağımı bilemedim. Sonra, kül tablasında bırakmayı seçtim. Onu, başka bir zamana götüremezdim. Karanlıkta parlayan gözünün feri, sigara paketinin yan tarafında sıkıntıyla sönüp, yandı.Küskündü.Biliyorum.Görmemek için o halini gözlerimi yumdum. Başımın üstünde yeri vardı oysa..
Kırpa kırpa o denli küçültülmüşlerdi. Tam tepede saç dönemecinin üzerinde ışıldıyordu. Ben ise, yüksek bir kavak ağacının yıldıza dokunan ucunda oturur buldum kendimi.
Aşağıda, kayalardan sesler geliyordu. Ağacın tepesinden birkaç "ben" bayır aşağıya kaydırdım bedenimi. Karanlığın perdesini çakı bıçağım ile iki gözlük yırttım. Mağaralardan geliyordu sesler. Aralarında, beşbiner sıkıntılık, uzaklık vardı. Daha aşağıya uzattım bacaklarımı, toprağa değdi, fısıldaştı ayaklarım : ;Bunlar mağara insanları olmalı... Hadi gel, tam karşımızdakine yaklaşalım!Susun gürültü etmeyin! Bozmayın, düşlerimin büyüsünü. diye çıkıştım, çıplak ayaklarıma. Sustular. gözümle ;hadi işareti yaptım. Onlar altta ben üstte, yıldızcık en üstte, mağarayı gören bir çalılığın arkasından gözlerimizi dört açtık.
Adam, Havva, Havva !diye iki kez ünledi birisini. Ay ışığının daha bir ayırdına vardık... Bir kadın mağara kapısının aydınlığına dönmüştü arkasını. Oysa yukarıdan, ne kadar mutlu, duyuluyordu sesi. Ama, durun bir dakika. Adamın canı sıkkın görünüyor; anlamını çözemediğim homurtular çıkartıyor. Ardından sinirli - seri - el kol hareketleri... Gidip geliyor, kubbemsi toprak yuvanın içerisinde. Havva'da çıt yok. Durmadan söyleniyor adam. Havva ,Ne çekilmez bir adam, bu Adem.diye düşüncelerini mağaranın duvarlarına - duvarlarına vuruyor. Sonra mağaranın ağzına gelip çömeliyor adem... Sigara niyetine bir kuru da alıp, çiğneyip çiğneyip tükürüyor ağzından. Kadınından ses yok yine. Gökyüzüne çeviriyor başını, yıldızlara uzatıyor başını adam... Aya kıskanarak bakıyor : Ne kadar çok kadını var çevresinde... Tabii, ben de onun kadar yükseklerde olsam diye içleniyor. Birisi, ııh, dese öbürüne koşar. Ya benim halim?
Gün boyu, o ayıyla boğuş, bu tilkinin peşine düş. Bir kaç lokma yiyecek, bir kaç giyimlik deri parçası uğruna canını dişine tak. Akşama dek didin, atomlarına bölün. tuzaklara düşmeden, mağarana dönme savaşımı ver. Böyle güzel, aydınlık bir gecede kadının, poposunu devirip yatsın. İyi vallahi!... Canının kadını çektiğini duyumsadı, bedeninin en duyarlı bölgesinde... Daha açıkçası sevişmek istiyordu. Bu güne dek, yan gözle bile bakmamıştı öteki kadınlara. Ama bu gece, canına tak etmişti artık. Hem sanki, havanın ilk inadımıydı bu? Daha öncede bir çok kez yapmıştı bunu Bunları geçirirken beyninden, bir çıtırdı duydu aşağılardan... Dikkatini yoğunlaştırdı, gözlerini aşağıdaki koyuluklara çevirdi. Ay ışığının aydınlattığı kısımda, bir karaltının gölgesini gördü. Gözlerini iyice kıstı, ayın pırıltısının görmesini engelledi. iki küçük ışık yansısı parlayıp, söndü. Oturduğu yerden kalktı. Büyük taş kütlelerinin aralarından sekerek ağaçlıklara doğru indi. Bir yarasa olmalı, diye, düşündü. Yoksa bir vaşak mı idi? ya da, muzip bir maymun uyuyamamış, dolaşmaya çıkmıştı. Gecenin tadını çıkarmaktı niyeti. Evet, evet mutlaka bir maymundu o. Biraz daha yürüdü, ormanın içerisine daldı. Derinlerden yapraklar ve sarmaşık dallarının seslerine ,tıss... tıss' larda karışıyordu. Sağına soluna bakınarak yol alıyordu. rengini gecenin sahiplendiği yeşilliğin içinde aklını ve korkusuzluğunu yitirmemeye çalışarak ilerliyordu. Tam o anda tam arkasında ikinci bir çıt, sesi duydu. Ani bir hareketle başını geriye döndürdü. Ancak, çıtırdı sesleri, hızla kendisinden uzaklaşmağa başladı. Aynı hızla peşine düştü. ***8220;Demek ki, benden de ürkek bir varlık bu.***8221; diye geçiyordu beyninden. Üstelik güçsüz olmalı bana göre, kaçan her neyse..Sonunda, ormanın bitiminde ayın aydınlığında yakaladı. Elinde sıktığı bir insan eliydi; kılsız, tırnakları uzun. Öteki eli ile diğer elini tutmak istedi. Başaramadı. Öyle bir organ bulamadı. Yokladı, kolunu aradı. Yoktu. Sol omuz başını tuttu. Öbür kolunun desteği ile tuttuğunu biraz daha aydınlığa çekti. Hoş, pek direnmiyordu yabancı varlık gözlerine inanamadı. Bu, genç bir kadındı. Kaçmaktan, kovalamaktan, üzerindeki deri giysi parça parça olmuştu. Son kalanlarda güçlükle duruyordu üzerinde. Adem eliyle yokladı, bütünüyle toprağın üzerine döküldü. Şimdi tamamen çıplaktı kadın. Tepeden tırnağa çiziklerle doluydu vücudunun her yeri. Her bir çizikten, morumsu sıvılar süzülüyordu.
Böylesi, aydınlık bir gecede gökte ararken yerde bulmuştu onu. Kadın kaçmıyordu. Tersine, yarım ayak daha yaklaştı erkeğe sımsıkı sarıldılar birbirlerine, koklaştılar, elleştiler. Gülüştüler. Sonra ıslak çimenlerin üzerlerine uzandılar. Ara sıra, gözleri kilitlendi, bazen de bedenleri titredi. Mutluluk dolu haykırışlar uçurdular. Bilinmez derinliklerin gökyüzünün. Yıldızlar daha kümeleşti, ayın çevresinde... Dalardaki yaprak hışırdadı, dokundular birbirlerine. Sarmaşıklar sarmaştılar hiç bir şeyden korkmazsızın. Gecenin karanlığı eridi, yok oldu. Orman yeşil rengini almaya başladı...
Güneşin ilk ışıkları ile yola düştüler... Ayıp olmasın onlara diye, saksağan ve sincaplar da önlerine düştüler. Bir düşmeyen, mavinin aşağısında asılı duran bakırımsı tepsi kaldı. Ormanı geçtiler. Parlak bakır yönünü iyice yukarılara doğru çekildi görünmeyen, bir oltanın sahibinin eliyle. Kayalıkları tırmandılar birlikte iki insan: Adem ile konuk kadın... adamın mağarasının önüne gelince durdular. Ağzına oturdu adam, kadın çenesinde kaldı yuvanın.
Havva, şaşkın baktı önce ikisine de. Sonra, kocasına çevirdi soran gözlerini, Kaçırdı: Adem karısından çekti bakışlarını aynı anda. Doğanın tüm sesleri sustu. Tanıdık kadın, mırıldandı ters yöne ince bir ses tonu ile. Ardından kaşlarını çattı, cıyaklamaya başladı. Ellerini yumruk yaptı yürüdü Adem'in üzerine. Öteki kadın, sırtını mağara duvarına yaslandı. Adem, yüzüne sallanan yumruklardan korunmaya çalıştı. Bileklerinden yakaladı karısını. Kısa bir süre sıkılı tuttu ellerini. Sonra bir elini başa çıkardı. İşaret parmağını, önce mağaranın tabanına doğru sertçe uzattı. Hemen arkasından, sol elinin aynı parmağını mağara dışına güneşli aydınlığa salladı. Havva donakaldı bir an. Diğer kadının gözlerinin sevinçli ışıltısı Adem'gözlerinde birleşti. adamınkilerle. İlk kadını mağaranın dışına doğru bir adım attı. Sonra durdu, geri döndü içeriye... Arkasını bir kaya parçasına verdi. Bu arada, Adem, hareketsiz olanları izliyordu. Aslında, Havva'nın gitmesini istemiyordu. Ama, yeni kadınını da yuvasında istiyordu.
Havva Kadın'ın ilkin gözleri sulandı. Kısa bir zaman diliminin ardından, sulanmış gözlerinden, oluk oluk, sessiz gözyaşları boşandı. Saçlarını yoldu, dişlerini döktü, akan gözyaşlarına yüreğinin derinliklerine emdirdi. Ezilmişliğinin altındaki güçsüz bedeni bir kat daha ezildi. Sonra durgunlaştı. Oturduğu yerde, başının iki elinin arasına alıp, mağara tabanının taşçıklarını saydı ışıksız gözleriyle. öylece saatlerce kaldı. Öteki kadın yapıştığı duvardan almadı sırtını. O aralık Adem, ortadan yok oldu... Güneş en tepede parlarken, omuzlarından sırtına sarkan bir geyik ile geri döndü. Bir kaç deve dikeni kullanarak geyiğin derisini yırtıp, etinden ayırdı. Yumruk büyüklüğündeki keskin köşeli taşlarla vurarak etleri parçaladı. İkinci kadın kuru dal parçaları toplayıp tutuşturdu. Yanan ateşi besledi. Havva ise bölünmüş etleri alıp, ateşin yanına götürdü. Adem'in yeni kadını, adamının etlerini, kalın dal parçalarına geçirip, ateşte pişirdi. Bu arada, Adem, geyik derisini kalın gövdeli iki ağacın arasına gerdirmiş ti bile.
Mağarasının önündeki kayanın üzerinde oturmakta olan Havva, olanları ilgisiz gözlerle izliyordu. Gölgesi ters yöne kaydığı zaman, ayağa kalktı. Adem***8217;inin yanına doğru seğirtti. İki adım ötesinde durdu. Adem, ona baktı karmaşık anlatımlar içeren gözleriyle. Karmakarışıklık, karışıklığa dönüştü yalnız sonra, kalktı ayağa gerdirdiği geyiğe doğru yürüdü. Söktü aldı yerinden. Yavaş adımlarla ateşin başındaki yeni kadınına yaklaştı. Elleriyle çıplak bedenine dokundu. Sağ elini kadının omzuna bastırdı... Sol göğsünün üzerine kaydı avucu... Ardından karın bölgesinin üzerinde dolaştırdı ellerini. Hızla deriyi bıraktığı yere doğru koştu. Sivri dallardan kalınca olanını seçti, kopardı, yanındaki çınar ağacından. Geyik derisini birkaç yerinden iki parçaya ayırdı. Az sonra, ellerinin arasında tuttuğu büyük parçayı sallayarak, Havva'nın yanına geldi. kadının üzerindeki kılları dökülmüş deri parçasını söküp aldı. Özenerek, yeni giysiyi eskisinin yerine geçirdi. Bunu yaparken, Adem***8217;in elleri memelerinin üzerine geldiğinde yüreğini ince bir sızı yokladı.Tutuştu. Ama,yanmasına engel oldu. Adem hiç sesini çıkarmadı. Kadının gözlerine de bakmadı. Diğer kadına doğru döndü, yürüdü. Bakıştılar. Kararlı adımlarla, geyik ağacına koşturdu. Şiddetli bir fırtına çıktı: geyik kurtuldu. Uçtu, uçtu. Kırk-elli metre sonra, fırtına hızını kesti: geyik yoruldu, olduğu yere yapıştı. Adem geyiği yerden söktü, aldı, ateşin başına doğru yürüdü. yanan ateşin dumanıyla işlenmiş olan konuk kadının tenini elleriyle temizledi. kadın yepyeni oldu. Yumuşak deriyi omuzlarından geçirdi.
Güneşin ışıkları dağların üzerinden çekilirken, mağara-evin içine önce Havva, ardından Adem çıktı. Aşağıdaki kadına, başıyla ***8220;gel***8221; işareti yaptı Adem. Ellerindeki pişmiş geyik eti ile geldi. Oturup yediler birlikte. Kemiklerini Havva topladı. Yemek bitiminde Adem, mağara ağzına uzandı. Kadını geldi, yattı solundaki boşluğa. Güçlü kollarıyla,onu, kendi göğsüne doğru sıktı Adem. Saçlarının arasına iri parmaklarını sokup, başlarını sağa sola oynattı. Sevgiyle sıktı yeniden. Gökyüzü ne güzeldi... Ay, yıldızları sevgiyle kucaklamıştı. Mutluluk mırıldanışları esti.
Konuk kadın,bitişik mağara bölmesine doğru yürüdü,otlardan serilmiş yatağına uzandı.İşte tam bu anda,aşağıdaki gölün üzerinde bir yıldız yanıp,söndü.Gitme zamanı gelmişti.Hızla aşağıya doğru koşmaya başladım..Yıldızın tam altına gelince durdum. Kendimi bir anda yıldızın üstünde buldum.Gözümü kapadım,açtım.Elimde sigaramın izmariti,pazar meydanına bakan penceremin önündeyim.Yoldan, küfürlü sarhoş kahkahalar tırmaladı kulaklarımı.Üşümüş bedenim titriyor,gözlerim esniyor uykusuz saatleri.Pencereyi kapattım.Sıcak yatağıma dönüp,uzandım eşimin yanına..O kuyruklu yıldızın ışıltısıyla, karanlığın icersinde başka bir şey göremez halde,son esneyişimi yastığıma gömdüm.Karım ışıldıyordu gözlerimde,yıldızın yerinde.
Ferhat Demirbaş 27 Mayıs 2002-POLATLI

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 22-01-2010, 15:29
Ferhat DEMİRBAŞ Ferhat DEMİRBAŞ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 36
Standart KISMETLİ MASAL

MASAL-2
KISMET
Çok çok eski zamanlarda çok yaşlı bir kadın varmış.Bu yaşlı kadın yalnız yaşarmış. Evi, oturduğu köyün çıkışında yol üzerindeymiş. Tüm yakınları bir deprem sonunda yok olup gittiğinden beri böyle tek başına yaşarmış.
Yıllardır her işini kendi görür, kimseden yardım istemezmiş. Çünkü, evinin önündeki kendi elceğizi ile yaptığı küçük bahçesinde her şeyi yetiştirirmiş. Kışlık yiyeceğini de yazdan yavaş yavaş kendisi hazırlarmış..tarhana,bulgur ve reçel ve turşusu her kış sofrasında hazır olurmuş.senelik un ve yağını da kaymakamın adamı getirip teslim edermiş.
Köyün korucusu da muhtarın emriyle kışlık odununu ormandan keser getirirmiş.
Depremden buyana bu böyleymiş.
Bu tonton ninenin bir de can dostu- sevimli bir ineği- varmış. Kara gözlü bu apak inek de depremden kurtulan, köyün tek dört ayaklı canlısıymış.

O zamanlar ,yeni doğmuş minik bir buzağı imiş.şimdi de sütbeyazı renginde, bakmaya kıyamayacağınız güzellikte bir sevimli bir mahluk.O gün bugün gözü yaşlı, gönlü yaslı bu nineye yarenlik edermiş. Nine, Kardelen adını verdiği bu sevimli ineğinin sütünü sağar,içeceğini içer, gerisini dökermiş! Çünkü ne kalan sütü satacak gücü , ne de gönlü varmış. Onun için bunu yaparmış. Her gün sütü sağar ve içeceği kadarını ayırırmış bir kenara. Sonra,bahçe duvarındaki delikten, döküverirmiş kapta kalan sütü dışarıya doğru.
O gün bugün yaşlı ninenin kapısının altından- her sabah- süt süzülür gidermiş yola doğru.
Evin önünden gelip geçen insanlar bir anlam veremezlermiş süzülüp giden bu beyazlığa.. Çoğunluk da kafa yormazmış , bu nedir , diye..ve gelip geçerlermiş...ama, sadece görüp geçmeyen birisi varmış...
Otuz yaşlarında kara kaşlı,kara bıyıklı bir adam. Bu yağız adam atın üzerinde gelip-geçerken, zaman zaman denk gelirmiş sütün akıtıldığı anlara. Eve gidince de düşünürmüş bunun ne olduğunu. Bazı geceler uyutmazmış bu düşünce adamı. Ama sormaya da cesaret edemezmiş kimseye. Elalemin bahçesinden sana ne,diyecekler diye korkarmış,çekinirmiş.
Adam, artık meraktan çatlayacak hale gelmiş... Ertesi gün, yine ninenin evin önünden geçerken akan sıvıyı görmüş. Kapıyı çalmış..az sonra nine kapıyı açmış:
_ Buyur yiğidim bir şey mi istiyorsun, su, katık falan? demiş.
_ Onlar değil istediğim ak yüzlü ak anam, demiş adam. Her gün duvarın deliğinden Süzülüp giden o bembeyaz suyu sorarım,demiş.
Nine de aklına gelen ilk şeyi söyleyivermiş:
_ Kızımın elinin-yüzünün suyu.
Atlı bey ,elinden yüzünden süt gibi su akan bu kız ile evlenmeye kara vermiş..sormuş-soruşturmuş..herkesten şu cevabı almış:
_Yok be beyim, o ninenin hiç çocuğu olmadı ki !
_Hayır, yanlış biliyorsunuz..hiç kızı olmasa, verdim der mi bana? Ben size mi inanacağım, yoksa ak yüzlü anama mı demiş. Ve ninenin kızına dünürcüleri yollamış.
Nine onları kabul etmiş ama:
_Ben şimdi cevap veremem size ,filanca gün gelin düşünmem gerek, demiş.
Demiş demesine ama, onlar gelince ben ne yapacağım diye kara kara düşünmeye başlamış...Çünkü,ninenin kızı yokmuş.
O gün gelmiş çatmış. Nine atlı beyin annesine:
_Düşündüm...taşındım ve kızımı size vermeye karar verdim demiş.
Atlı bey tellallar tutarak, mutlu haberi duyurmuş komşu köylere. Nişan günü gelip çatmış. Davetliler yemiş-içmiş eğlenmişler, sıra yüzükleri takmaya gelmiş.
Nine pencereyi aralamış,kızım çok utangaçtır demiş. Parmağını aradan uzatmış;
Yüzüğü takmışlar kızınki diye ninenin parmağına, geçirmişler bilezikleri kollarına.
Gel zaman-git zaman düğün günü gelip çatmış. Gelin alıcılar, davullarla -zurnalarla Gelini götürmeye gelmişler.Gelin anası:

_ Kızım bensiz hiçbir yere gitmez,alışıncaya kadar ben de yanında olacağım demiş.
Gelinlik giydirilmiş,yüzü kapalı bezden yapılmış bebeği atın üzerine yerleştirmiş, arkasına da kendisi oturmuş...gelin alayı yola çıkmış.
Bir zaman sonra bir ırmak kenarından geçerken, nine:
_Kızımın tuvalet ihtiyacı var, demiş. atların dizginleri çekilmiş,nine bez bebeği aldığı gibi suyun kenarındaki ağaçlığa dalmış.kısa bir süre sonra da :
_Koşun.. Yetişin.. Gelin suya düştü ! Diye bağırmaya başlamış.
Damadın adamları ırmağa atlayıp, gelini aramışlar...ama boşuna yorulmuşlar,gelini bulamamışlar.Ninenin ısrarlı gözyaşları ve gelini bekleyen beylerinin korkusundan yeniden aramaya koyulmuşlar. O sırada,suda oynaşan üç su perisi görmüşler.en güzelini-herhalde gelinkız bu- diye kollarından tutup suyun dışına çıkarmışlar...superisi direnmiş ama, hiç konuşmamış.alıp götürmüşler nineye:
_Bulduk kızını ana,deyip teslim etmişler.
Superisi önde,nine arkasında-atların üzerinde- yeniden yola düzülmüş gelin alayı.
Akşama doğru varmışlar damadın köyüne,teslim etmişler gelini ve anasını davullarla zurnalarla.
Ve gerdek odasına kapatmışlar gelini. Yatsı namazından sonra, damadı tekbirlerle sokmuşlar gelinin odasına. İki rekat namazın ardından damat açmış duvağını gelinin. Bir de ne görsün, dünya güzeli bir kız. İçi içine sığmamış damadın...karı-koca olmuşlar...
Ama... Gelinkız hep gülümsemiş ses çıkarmadan. Damat iki çift laf etmek istiyormuş
Karısı ile bu dünyalar güzeli karısının sesini de duymak istiyormuş.
Üç gün geçmiş aradan..kayın anasına dert yanmış:

_ Anacığım,demiş kızın gibi güzel görmedim dünyada...yalnız var bir kusuru, söylemeden geçemeyeceğim bu arada : kızın ağzını açıp ta bir çift laf etmez be ana ! Bunun üzerine nine bir yol önermiş damadına:
_ Gelini aç-susuz bırakırsak belki konuşur be oğlum, demiş.
Bu fikir aklına yatmış damadın. Gelin odasının içinde ne var ne yok boşaltmışlar, tamtakır kuru bakır misali. Üç gün uygulamışlar bu yolu.. sonra, gelinin odasının kapı deliğinden bakmışlar içeriye. Gözlerine inanamamışlar. Odanın içi, en yeni eşyalarla donatılmış, masanın üzerinde de bin bir çeşit yiyecekler doluymuş. Kafaları allak bullak bir şekilde dağılmış damadın ailesi evlerine. Damat, onlara :
Merak etmeyin,ben öğrenirim bu işin sırrını söylerim size de, demiş ve girmiş gelinin yanına.
Gelinin dili çözülmüş,başlamış konuşmaya:
_Kara gözlü,karayağız yiğidim ,biricik erkeğim! Hele bir dinle sana neler diyeceğim.
Ben o ninenin kızı falan değilim, sularda yakamozlarla oynaşan bir su perisiydim. Beni birkaç adam sürükleyip getirdiler senin yanına, oldu o yaşlı nine bana bir ana.
_Tamam, deyip ayrılmış gelinin yanından dertli adam.
Seğirtip varmış kayın anasının yanına:
_Ana..ana ne günahım vardı da yaptın bunu bana! Niye yalan söyledin aldırmadan yaşına başına, demiş.
Bunun üzerine anlatmış yaşlı nine süt olayını damadına bir çırpı da..eklemiş ardından şunu da :
_Ne yapaydım oğlum,demiş çok ısrar ediyordun , yüreğim dayanamadı mutsuzluğuna... Kendimce kalkıştım böyle bir oyuna. Aklımca yaşayacaktım birkaç heyecanlı gün ömrümün sonunda.
Atlıbey çok hoşlanmış ninenin bu sözlerinden:
_ Anamsın bundan böyle, oturur musun başköşemde,demiş.
Nine de demiş ki:
_ Oğlum, oğlum can oğlum.Buraya kadarmış yolum. Kalırım burada inan bitene dek soluğum.
Nine, atlıbey ve superisi mutlu yaşamışlar birarada, yıllarca.

Ferhat-Demirbaş-Mart 2005
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 22-01-2010, 15:53
Ferhat DEMİRBAŞ Ferhat DEMİRBAŞ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 36
Standart THE OBSESSED OF UNCLE EMIN

-THE OBSESSED OF UNCLE EMIN

The difficulty of daily life, livelihood hardships we say, otherwise, our creation of the source characteristics should we say, how about: Most of us can not escape a kind of a team
Our obsession is. That we are not doing.
Today we have this obsession came from people who prate of me a little my dear readers.
Their eighties who are now living there was an acquaintance. "Are you sure Uncle." By his father, the third generation relatives'll be kendisiyle.Bursa also sits on the Administration of State Hydraulic Works anda.Bursa graduated from high school and emekli.Meslek military service in that period as yedeksubay human yapmıştitiz.
However, most knowledgeable and fastidious manners, such as a human character. Due diligence and success in Germany rewarded with research and holiday, also in the lives there have tavaf mainly in a şahsiyet.Sülalesine, gives to the people for their sake and for criticizing the initiative to be corrected, but sometimes his well-known
negatively as a person had algılanırdı.Bu sure I remember my uncle's an obsession: Excessive fussiness! He had a brother, uncle Emin's "Uncle David". He lives opposite to the field structure of the tide of the world enjoy a adamdı.Tesadüf would sit down with a well know Uncle gün.Davut his brother's obsession and also back to lark durmuyor.Emin uncle went to put the tea in the kitchen when the other turns to me:
Look good now watch my nephew! Got up from his seat, there he stood directly next to Masi cover corner of the table .. his hand slightly up after oturdu.Az sure uncle came and instead kıvırdı.Sonra again from where it continued to speak. Rose slowly over, walked to the table. Uncle David "N'oldu sure, something oldu.O" None ağbi anything! also, the hand curled standing has improved to the mask, instead of re-döndü.Aradan sure after a while my uncle got up, "I fill tea should I come ağbi" he yürüdü.Davut room to the kitchen to my uncle "Look good care of my nephew now and wait."
Fringes of the carpet with a foot while rotating altaına sakladı.Yerine "sick patients, this Jove yahu! See the future now and will be out halınınpüsküllerini and even further to correct them. Believe me, as the same as oldu.Geldi, rather than sit when a sudden turn with the carpet of the changes that way farkedip walked, the place ofla crouched and carpet fringes of üçerbeşer corrected; pressed as a company or schemes iştimaya past, and instead sat in the alignment.
I'll be laughing, comes from my cheek teeth biting inside, internally, such as explosive engine intermittently sounds .. like a chicken hatchery go-go sounds in my throat I düğümleniyordu.Sesli roses, perhaps the girl to me and more will be questioned for two hours cause of my laughter, my community in the unnecessary I need to know laughter is the common impudence that will have nasihatında.
Here a team that more or less obsessed with my dear readers to many of us have. Perhaps you, the door while trying to fix shoes standing behind disheveled hear you work late and missed the filled. Maybe the path until evening with a Karakedi image "This is what bad luck the next day my head?" He would be on your own poison. Or any other person, my ears are tingling; definitely take a story from a place like, with the hope of surprises await. Some perhaps, because of a bad dream that on the day, Leyla-mad model knows browsing.
However, you get what is right, our obsession with how much we can not escape from the claws get sticky, you can still ourselves to some normality of life and should try to enjoy the simplicity left. Otherwise, a team for the sake of our obsession with our life come and go back to the last woe is never enough time.
Because the other side, "O mortal, how you arrived where the carpet tassel Did you fix? Throughout the lifetime of inattention have uploaded several karakediye bill? Or how many times that much in this life and terlike shoes" Attention! Slippers and shoes of the company! Hizaaaaaya late! You gave the command? "I will not ask, so dear degli okurlarım.Takıntılarınızla peace and happy, peaceful days diliyorum.FD
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 22-01-2010, 16:49
Ferhat DEMİRBAŞ Ferhat DEMİRBAŞ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 36
Standart delacroixferhat'ın öyküleri,masalları

Her gece çatışma

Her gece yinelenen bu kovalamacadan nefret ediyorum.Bu yaklaşık üç yıldır sürüyor.Köylerinde de evleri olup ta, bahar gelince oralara dönen komşuların gidişiyle, başlıyor aramızdaki çatışma ..Benimle onların arasında uzun zamandır süren savaş..

Nisan-Mayıs aylarının ılıklığı hissedilmeye başladığında, sanki apartmanın öteki dairelerinin boşalmasını fırsat biliyorlar!Kesinlikle eminim ki,oralarda konuşlanıyor ve oralarda hazırlanıyorlar istilaya.Bu konuda haklıysam eğer, o boş evlerin sahipleri yataklık yapmış olmuyor mu onlara? Hayatımda kimseden korkmadım ve hiçbir şeyden iğrenmedim desem yeridir.Ama, onlar söz konusu olunca, tüm nefretim ayaklanıyor,tüylerim diken diken oluyor.Gündüzleri pek nadir rahatsız ediyorlar..Ama, gecenin karanlığı örtünce dünyanın üzerini,el-ayak çekilince ilerleyen saatlarde; bir, bir çıkıyorlar sahneye.Onlarla hesaplaşmamız dakikalarca sürüyor.Cüsselerine bakmadan,birer - birer korkusuzca , tehdit ve istilaya başlıyorlar evimin heryerini.Önceleri, her türlü tedbiri alıyor, kitle imha silahlarımı kullanıyordum.Onların taciz ateşleri pek te etkili olmuyordu.Silahın kullanma kılavuzunda " Üstlerine doğru nişan alın ve sıkın;soylarını kurutursunuz! Zira, zehirli mermiyi her yiyen yuvasına kaçacak ve oradakileri de öldürecek taşıdığı zehirle."diye açıklama yapılmıştı.Ekonomik politikalar nedeniyle bu külfete daha fazla katlanamadımAncak, hızla çoğalıyorlar karanlık köşelerde ve voltalarını atmaya başlıyorlar fütursuzca.Ayrıca,kılık da değiştiriyorlar;Önceden koyu kahve kamuflajlı idiler.Şimdi, daha az göze çarpan,ortamın rengine uygun giyiniyorlar.Bu da benim işimi zorlaştırıyor.Şimdilerde,ben de taktik ve silah değiştirdim:Her gördüğüm üyeyi temizliyorum taramalı silahımla.Bu birebir mücadele, çok zorlu geçiyor.Işığı yakar-yakmaz çil yavruları gibi kaçışıyorlar köşe-bucak, saklanacak bir kuytu köşe arıyorlar.Ortada kalakalanlar ise, artık birer leş olmaya kesin adaylar.Sabah olunca, dışarıda bizim temizlik işçileri çalışırken; içeride de ben leşlerini topluyor, atıyorum.Bu temizlik harekatını evdekilerden kimse görmüyor,bilmiyor. Bazen aramızdaki çatışma sabahın ilk ışıklarına dek sürüyor.Namussuzların köklerini kazımaya kararlıyım.İçlerinde henüz genç sayılacak kadar küçük olanların kaçışına kadar,manevraları devam ediyordu.Ama, şimdi bıraktılar bu huylarını, herkes kendi başının çaresine bakıyor.Çünkü,üç yıldır,saklandıkları delikleri iyice öğrendim.Hem de çok seri hareket eden biri olup çıktım.Anlayacağınız, göz açtırmıyorum,artık onlara.Ama , onların içinde de,benden daha hızlı davrananlar var.Elimden kaçan,kurtulan bir-kaç elebaşı üyeleri var.Hatta, daha yeni yetişenler arasında bile,beni atlatanlar çıkıyor.Tıpkı bizim gibiler,safları var, uyanıkları var ve hatta kahramanları var.Elimdeki çok etkili silaha rağmen;bana meydan okuyanı bile çıkıyor bazen.
Dün gece, ışığı bir yaktım;kaçmaya çalışanları kovaladım.Kaybettiler.Ama, servis taşının üstündeki tencereyi yana çektiğimde;onlarcasının toplantı halinde olduklarını gördüm.Kitle imha silahımın etkisiyle, galibiyet benim oldu.Bu gece, nasıl bir çatışma taktiği uygulayacaklar çok merak ediyorum.İşin aksi tarafı; ne silahım, ne de mermim yok bu gece!
Çok zorda kalırsam,mutlaka birinizden yardım isterim.Benden bu yardımı esirgemezsiniz, değil mi?
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tag Ekle
adem, çankirili, öykü, bankamatik, delacroixferhat, demirbaş, egg, emin, ferhat, günah, gece, havva, insan kavurması, kış, kısmet, korucu, mağara, müsaade, military, obsessed, oyun, period, topal sacayağı, uncle, uyanık, wealth, yaşlıkadın, yağmur

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 11:57


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum