Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Öykü Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 13-02-2018, 18:16
Mehmet Aluç Mehmet Aluç isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2015
Mesajlar: 9
Standart Malkoçoğlu Battal Gazi Ve Köroğlu Ve Cüneyt Arkın’ımız.



Malkoçoğlu Battal Gazi Ve Köroğlu Ve Cüneyt Arkın’ımız


Küçüktük ninelerimizden dedelerimizden dinlediğimiz ecdat kahramanlarının hayatlarını, bir masal gibi dinledik ve büyüdük. Onlar gibi bir kahraman olmayı hangimiz istemedik? Çocukluğumuz bu kahramanların kahramanlıklarıyla geçti ve bizler böyle büyüdük. Onlar masal değildi, masal olsaydı sadece rüyalarımızı süslerdi, boş gönlümüzü böylesine coşkuyla ecdat sevgisiyle doldurarak gerçek kahraman olmazlardı, onlar hem rüyalarımızın hem de gönüllerimizin kahramanıydı ne gönüllerimiz boş kaldı ne de, uykularımız rüyasız kaldı. Onlar ağlayanlara bir gülümseme, merhametsiz olanlara merhamet, zalime bir tokat ders veren bit yiğit, evlatsız kalan annelere bir evlat, yetim çocuklara sahip çıkan onlar için insanlık için uykusuz kalan ve onlar için bir ömür yola çıkan gönül dostlarıydı, birer kahramandı candı vatandı…

Bizans içinde yaşayan Müslümanları yine zalim Bizans Tekfuru hatta kâfiri Germenyus, annelerinin ninnilerle büyüttüğü bıyıkları yeni terlemiş gençleri toplayarak sebepsiz değil-Müslümanları ayaklandırarak onların kanını akıtmak maksadıyla- hapishaneye atarak işkenceler yapması üzerine, buna bir son vermeleri için Malkoçoğlu ve Battal Gazi, Fatih Sultan Mehmet Handan emir alarak Cüneyt arkın beraber yola çıkarlar.

Malkoçoğlu, Battal Gaziye.

-Arkadaşım gönül dostum Battalım, Annelerimiz bizi beşikte sallarken, bu vatan için zalimin zulmüne son vermemiz için cihat türkü ve ninnileri ile büyütürken, annelerimiz birbirlerine benim oğlum büyüyecek bu âlemde ismi ile nam salacak diye övünürken, cihat edecek zalimin zulmüne son verecek derken şimdi ikimiz yan yana omuz omuza, zalimi yıkmak için, hak yolunda beraber savaşırken annelerimiz beşiğimizi boşa sallamamış? Keşke hayatta olsalardı da, bizi yan yana zalimin zulmüne son vermek için yaptığımız nice seferler öncesi görselerdi, ellerini öpseydik ne güzel olurdu.

-Haklısın Malkoçoğlu kardeşim, yoldaşım gönüldaşım. Hatırlar mısın tahta kılıcım kırılmıştı, ben günlerce ağlamıştım da, sen bana kendi tahta kılıcını vermiştin bana benden az yaşça küçük olmana rağmen, tahta kılıçlarla savaşmasını kılıç kullanmasını, cihat etmenin güzelliğini öğretmedin mi? Artık çok şükür bizim beşikten kalkalı kılıç kuşanalı cenge çıkışımız çok çabuk oldu ama beraber oldu. Yüce Rahmana ne kadar şükür etsem azdır.

-Rahmetli baban, ikimize eğer sefere çıkarda düşmanı öldürmek istediğimizde aman dilerlerse, öldürmekten vazgeçmemizi unutmamız için senin adını Battal koydu, annende gittiğin her seferde yaralıda olsa geri dönmeni istediği için gazi koydu.

-Ah Rahmetli babam Malatya’nın Serdarı Hüseyin gazi, Köroğlu ile at koştururken onu izler, bir gün bende onlar gibi yiğit olacağım derdim, çok şükür Rahman duamı kabul etti, senin gibi bir yiğidi de yanıma verdi, ben daha bu dünyada yüce Rahmandan başka ne isterim ki, senin gibi bir yiğidi yanıma vermişken, zalimler kılıcının gölgesini görünce saklanacak delik arayan bir yiğitle olmak bana zaten yetiyor.

-Hatırlar mısın Battalım, hani seninle yıllar öncesinde bir Rum Kalesi'ne hücum ederken, kalenin etrafını kolaçan ederken kale kumandanının kızı elana, sana âşık olmuştu. Bu kalenin kuşatılması bizim için çok zor iken, senin aşk dolu gönlündeki sözlerle kale kumandanın kızının, gönlünü çalarak babasına imparator tarafından gönderilen yardımı bize haber vererek, askerler kaleye varmadan onun yardımı ile nasılda kuşatmış ve kumandanı aspentosu esir alarak şaşırtmış hayretler içinde bırakmıştık… Yani demem o ki aşk senin gönlünde aynı benim gibi otağ kurmuş, biz darda kaldıkça bize yardım ediyor.

-Güzel diyorsun da Köroğlu kardeşim, ben hiçbir zaman yan gözle bakmadım, ama nedense bu güzelleri görünce heyecanımda dayanamıyorum, güzellikleri karşısında onlara gönlümdeki aşktan birkaç damla tattırıyorum lakin ayrılması çok zor oluyor…

Karşılıklı gülerek Cihat ve gaza için insanlığın huzura ermesi için yollarına devam ettiler. Onlar yollarına devam ederken tekrar döneceğiz onların bu kutlu seferlerine, gelin ben size Bizim Malatya Serdarı Battal gazi namı yayılmış cihana onunla ilgili bir rivayet vardır anlatayım da dinleyin benden:

Zaman bundan çok çok öncesi idi 1204 yıllarında, Anadolu Selçukluları'nın başında Sultan Alaaddin Keykubat'ın hükümran olduğu çağlardır. Alaaddin Keykubat, son derece adil, aydın ve sevilen bir insandı. Annesi Ümmühan Hatun da, tıpkı oğlu gibi, adalette, cömertlikte, iyilikte kimsenin yarış edemeyeceği bir kadındı. Günlerden bir gün, bir rüya gördü. "Tasvir gibi güzel, Hamza gibi son derece kuvvetli, Ali gibi heybetli" bir yiğit Ümmühan Hatun'a dedi ki: "Ey Hatun! Ben O kişiyim ki Diyarı Rûm'u aldım, kâh karada, kâh denizde doksan yıl gazilik ettim. Sonunda Mesihiye kalesinde şehit oldum. Gel beni ziyaret et, Üzerime bir türbe yap!" Ümmühan Hatun, rüyasını oğluna anlattı, Alaaddin Keykubat, haznedarlarına emir verdi, ne lazımsa develere yükletildi. Sultan Hatun Mesihiye kalesine doğru yola çıktı.

Emre köyünden, kutluca Çoban o devirlerde harap bir halde bulunan Mesihiye kalesi çevresinde koyunlarını otlatırdı. Çoğu çobanlar gibi uyanık gönüllü, keşfi açık, nasipli bir insandı.Bir gün koyunlarını otlatırken, koyunların bir yere gidince yürüyemediklerini, sanki önlerindeki toprağa basmak istemediklerini fark etti. Acaba yanılıyor muyum diye bir denedi, iki denedi, fakat gördü ki hiçbir koyun o yere ayağını basmıyor. Kutluca Çoban ertesi gün, belki unutmuşlardır diye sürüyü gene dün işaretlediği o topraklardan geçirmek istedi ama nafile! Çoban gördüklerinde yanılmıyordu. Burada bir şey vardı, hayvanların basmak istemedikleri, her halde kutlu bir şey, belki bir mezar...
Bir gün, beş gün, on gün... Çoban artık o topraklardan ayrılamaz oldu. Bir gece, gene aynı yerde, koyunlar otlar, çoban derin derin düşünürken, ansızın, gökten bir nur dalgasının, koyunların asla çiğnemediği o toprak parçasına indiğini gördü. Kendinden geçti, mest ve hayran kadı, koyunlar da yerlerinden kıpırdamadılar, gün ışıyıncaya kadar öyle kaldılar.

Kutluca Çoban, gece gördüklerini vardı, gitti Mesihiye beyine anlattı. Bey, hemen o yerin etrafına bir duvar çektirtti, "Kimse içeri abdestsiz girmesin, kimin ne haceti varsa orada iki rekât namaz kılıp istesin, niyazları kabul olunur." dedi.Günlerden bir gün, Ümmühan Hatun'un kervanı geldi Mesihiye kalesinin yolunda bir yere kondu. Bey, Ana Sultan'ı karşılamaya varınca Ümmühan; "Bu kale yakınında hiç ziyaretgâh var mıdır?" diye araştırdı. Bey, bilmiyordu. Ancak, Kutluca Çoban'ın görüp anlattıklarını Ana Sultan'a aktardı; "Ne vardır bilmem ama ben etrafına duvar çektirttim, şimdi herkes oraya gider" dedi. Ümmühan Hatun, ses etmedi. Kalktı ve Kutluca Çoban'ın bulunduğu yere gitti, bir de onu dinledi. Sonra orada iki rekât namaz kıldı ve "Gördüğüm rüya Allah katından ise bana onu yine göster" diye yalvardı.
Evet! Ümmühan Hatun'un rüyası Allah katındandı. Çünkü o tasvir gibi güzel, Hamza gibi güçlü, Ali gibi heybetli insanı gene gördü."Kılıç belinde, imame başında, nikab yüzünde idi" idi. Nikabını açtı ve "Ol gördüğün benim! Seyyid Battal Gazi'yim. O kişiyim. Türbemi sen yaptır. Bir mescit, bir de tekke bünyad eyle. Âlimler ve dervişler getir, vakıflar yap" dedi. Ümmühan Hatun ağzı dili bağlanmış, karşısında divan duruyordu. Seyit Gazi, ona iki kitap verdi; "Bizim yâdigârımız olsun!" dedi. Hemen ertesi gün Ümmühan Hatun'un emriyle mimarlar, nakkaşlar, ustalar, kalfalar, çiniciler, boyacılar, camcılar... Kısaca Selçuk ülkesinde ne kadar sanatçı varsa, Mesihiye kalesine çağrıldı. Seyit Battal Gazi'nin istediği gibi mescit, medrese, semâhane, aşhane, misafirhane binaları yapıldı.(Alıntıdır)


2

Hikâyemize isterseniz kaldığımız yerden devam edelim. Az ilerde yıkık kulübeye doğru yaklaşalım. Gerçi birazdan Malkoçoğlu Battal gazi ve Cüneyt Arkın’ımız varacak, önce biz varalım isterseniz. Üç asker zavallı köylünün yakasına yapışmış.

-Bizans tekfurunun emridir, herkesten vergi alınacak, sen param yok diyorsun, o halde senin şu semizlik ineğini alacağız.

Köylü gözleri yaşlı perişan ve zavallı bir yalvarışla.

-Ne olursunuz onu almayın, iki yetim çocuğum var, tek geçim kaynağımız, onu elimden alırsanız bizi öldürmüş olursunuz, yalvarırım acıyın, merhamet edin.

Bizans askeri tekfurun askerleri ne anlar onun gibi merhametten acımadan. Askerler köylüyü biraz hırpaladıktan sonra.

-O senin sorunun bizi alakadar etmez, biz tekfurun herkesten vergi alın emrini uygulamak için geldik, madem senin de iki altının yok ve ineğini almak zorundayız.

-Yalvarırım acıyın bize, acımasız olmayın, bir gün sizlerden bizim hesabımızı hakkımız almak için Allah iki üç yiğit gönderir, sizleri ve o zalim tekfurunuza gereken cezayı verir.

-Bak bak sen, birde tekfuru ve bizi tehdit ediyor, sen ölümü hak ettin.

İşte tam kılıç havaya kalkarken, yiğitlerimiz yetişir.

-Hey sen bre densiz asker, sen ne yaptığını sanıyorsun? Savunmasız bir zavallıya üç kişimi karşı çıkıyorsunuz. Eğer yiğitseniz çıkın karşımıza…
Askerler irkilerek karşılarında üç yiğidimizi görünce, ürktüler… Üç aslan üç yiğit üç yenilmez adam desek te bir adamdı hepsi(bu aramızda kalsın),onlara karşı koymak imkânsızdı, hemen topuklayarak kaçmaya başladılar. Battal gazi

-Siz köylü ile ilgilenin üç densiz askeri bana bırakın, ben onlara gereken dersi ve tekfurlarına götürecek mesajı ellerine tutuşturarak gönderirim.

Köroğlu ve Cüneyt Arkın yerde perişan halde hırpalanmış ağlayan köylüye gülümseyerek yaklaştılar, ellerini uzatarak yerden kaldırdılar. Köylü şaşkındı.

-Sizi bana Allah gönderdi çok şükür, yoksa az önce kılıçla bu kellem yerinden ayrılacaktı. Sana şükürler olsun Rabbim, ellerim başım duamla yere düşmeden sen yetiştirdin bu üç yiğitleri bize…

Köroğlu

-Ecel gelmeden can çıkmaz kardeşim can yoldaşım, korkma bizi sana Allah gönderdi, size zulüm eden o tekfuru yerlerde süründürmek ve cehenneme göndermemiz için.

Köylü sevinçle sarıldı yiğitlerimize.

-Buyurun size soğuk taze ayran vereyim, beraber içelim.

Beraberce içeriye geçerken, Battal gazimiz üç askeri bir güzel Osmanlı tokadı ile hırpala aktıktan sonra.

-Gidin o densiz Tekfurunuza söyle, Ben Battal gazi yoldaşlarım kardeşim Köroğlu ve Cüneyt Arkın, biraz sonra hesap sormak zulmünü başına yıkmak içinizdeki azılı şeytanı çıkarmak için geleceğimizi tez varın söyleyin. Bir iki nefeslik dünya gölgesinde nefes alanların dünyasını, karanlığa çevirmenize izin vermeyeceğimizi de söyleyin bre densizler kâfirler… Biraz sonra kendi dengi olan zulmünü de başına yıkacağımızı söyleyin.
Askerle öylesine bir kaçışla kaçmaya başladılar ki, kurşun sıksan onlara yetişmezdi.

Battal Gazi içeriye girdi, soğuk ayrandan bir tas içti.

-Ben askerlerin dersini verdim, tekfurlarına da biraz sonra dersini vermek için geleceğimizi bir güzel anlattım, birazdan varır askerler…

Köylüye yaklaşarak gülümser.

-Sen rahat ol, onlara ben güzel bir ders verdim, birazdan biz gider o komutanları olan densizinde hakkından geliriz, bunca zulmün hesabını sorarız, sen rahat ol kardeşim.

-Allah sizlerden razı olsun yiğitlerim.

Köroğlu

-İçiniz rahat olsun. Sizler rahat ve huzur içinde otururken huzurunuzu ansızın bozan bu düşmanların baskınına uğrayan sizlerin, yanındayız bizler her zaman. Sizler bir köşeye sığınarak yaşayacak kardeşlerimiz değilsiniz sizler Türk’sünüz ve Müslümansınız kardeşimizsiniz, kardeşiz bizler, aramızda dağlar ve yollar uzun olsa da, Yüce Mevla’nın izniyle yardımıyla yollar kısaltır yanınıza vardırır. Sizler duanız bizleri Padişahımız Fatih Sultan Mehmet Hanı da içine katarak dua edin bu bizlere yeter.

-Allah sizlerden ve Padişahımızdan razı olsun, sizlerin bizlerin mutluluğu için mücadele etmeniz düşünmeniz bu haklı hak dava uğrunda geri çekilme, kaçma, yılma gibi davranışlardan uzak kalmanız, gece gündüz uykusuz bizlerle olmanız yüce Allah’ın yardımıyla bize cenneti ellerinizle sunuyorsunuz.

Battal gazi

-Biz gücümüzü önce Âlemlerin Rabbinden, imanımızdan birde atamız Ertuğrul Bey Oğuzlardan Devletlû Sultanımız Fatih Sultan Mehmet hanın dirayetli merhametli yıkılmaz ihlâsında, damarlarımızdaki bir şölen gibi coşkun akan kanındaki yıkılmaz bir kale olan imanlarında, bir yiğide yaraşır şekilde yetiştirdikleri bu yağız atlar gibi damarlarımızda koşan atların dağları taşları bir solukta aşmalarındaki cesaretinden almışız.
Mehmet Aluç





Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tag Ekle
öykü, battal gazi, cüneyt arkın, hikaye, kahraman

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 10:56


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum