Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ÖYKÜ > Öyküyle İlgili Genel Yazılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 16-09-2009, 10:11
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart Bir doğum günü armağanı / Orhan Kemal yazıları

Bir doğum günü armağanı

"Yazarları tarafımdan imzalanmış pek çok kitabım var. Ama en değer verdiğim üç kitap, babamın imzaladıklarıdır: Küçük Prens, 72. Koğuş ve Cemile."

Işık ÖĞÜTÇÜ






Kitapseverlerin hayatlarındaki en önemli olay, sevdiği bir yazara kitabını imzalatmaktır. Zaman zaman hayalinizde canlandırdığınız yazar, gerçekte düşündüğünüz gibi çıkmasa da veya gördüğünüz davranışlarıyla hayal kırıklığına uğrasanız da, o kitabın sizin adınıza imzalanması her şeye değerdir. O imzanın üstüne titrersiniz.

Kütüphanemde yazarları tarafından imzalanmış pek çok kitabım bulunuyor. Ama en değer verdiğim üç kitabım, 13 yaşında kaybettiğim babamdan kalan imzalı yapıtlardır, onlar yüreğimde bir sevgi yumağı olarak daima saklanıp durmaktadır.

Babamın kütüphanesindeki kitapları karıştırırken bulduğum bir kitabın anısını açık seçik anımsıyorum. Aralık ayının bir pazar günü, Unkapanı’nda oturduğumuz evin alt katındaki tek odaya, yanan kömür sobasının etrafına tüm ev halkı doluşmuştuk. O yıl 8 yaşındaydım. Babam üst kattaki mangalla ısınan odasında, çalışma masasının başındaydı. Yukarı çıkarak, çekinmeden odasına girdim. Nereden estiyse, bende imzalı kitabı olmadığını söyleyerek kitap imzalamasını istedim ondan. O da, elinde kendi kitabı olmadığını, yeni kitabı çıkarsa imzalayacağını söyledi.

İnat bu ya, illa imzalamasını istedim. Bana kızmadan, bütün sevgisiyle, kütüphanesinde bulunan bir kitabı aldı, tükenmez kalemle şunları yazdı: “Oğlum Işık Öğütçü’ye, candan sevgilerimle. Baban Orhan Kemal. 26/12/965”. Gözlüğünü çıkarıp kitabı bana uzattı. İmzaladığı kitap Saint-Exupery’nin “Küçük Prens”iydi.

Ölümünden yıllar sonra kütüphanesindeki kitapları incelerken, kendi yapıtlarının bulunduğu rafta arada kalmış iki kitabı sanki kendilerini göstermeye çalışıyorlardı. Fark ederek aradan çekip aldım onları. Bir tanesi “72. Koğuş”tu. Sayfaları çevirirken gözlerim bir an parladı. İç sayfada benim için imzalı bir yazı vardı, “Şeker oğlum Işık Öğütçü’ye, Merhaba! Orhan Kemal – 26.11.965”. Üstat, bu kitabı yıllar sonra bulmamı sağlayarak bir bahar günü bana merhaba demişti. İlahi baba! Bu imzaladığın kitabı söyleseydin, başının etini yemez, bana kitap imzala diye tutturmazdım.

En büyük sürpriz ise son kitaptaydı ki, bunu ben 7 aylıkken imzalamıştı. Yeni yaşında kendisini anımsamamı istemişti herhalde. Benim ona vermem gereken doğum günü armağanını, böylece yıllar sonra o bana vermişti, “Henüz ‘Baba’ deyişini olsun işitemediğim şeker oğlum Işık’a. Orhan Kemal. İst. 4.5.1958”. Bu satırları annemi anlattığı “Cemile”nin içine yazmıştı.

Henüz ‘Baba’ deyişini işitemediğin, hatta Fikret Otyam’a 1958’de yazdığın mektupta, “Gecenin saat 11’inde başlıyor zır zıra. Keyfine kalmış artık ondan sonrası. On iki, bir, iki. Bugün sabaha kadar uyumadı. Sanki büyüyünce başımıza tüy dikecek” (Bu tüy dikmek sözü de bir tuhaf. Çok mu lazım sanki?) sözleriyle anlattığın oğlun, bugün sana “Doğum günün kutlu olsun, baba” diye sesleniyor. Aslında sadece ben değil, inanıyorum, Türk ve dünya edebiyatına bıraktığın kalıcı eserler ve insanlığın kültür mirasına katkılarından dolayı Türk ve dünya halkları da, 95. yaşında, “İyi ki doğdun Orhan Kemal…” diyerek seni coşkuyla selamlıyorlar...

CUMHURİYET
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 25-09-2009, 11:56
aysun colak aysun colak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 2.336
Standart

ORHAN KEMAL:BABAM BÜTÜN ÇOCUKLARA EVLADI GİBİ BAKARDI
Kadir İNCESU




“Kimi sevdin?” “Kimseyi, ama herkesi.” “Anlamadım.” “Anlayamazsın da. Bir kadını sevmek kolaydır, ama bütün kadınları, bütün çocukları, bütün insanları sevmek, sevebilmek…”
“Mümkün mü bu?”


Yeniyetme bir topçunun veya popçunun –sahada, sahnede, dışarıda- her yaptığını olay diye ekranlara getirenler, manşetlere çıkaranlar, sözüm size; bugün -15 Eylül- Orhan Kemal’in doğum günü…

Orhan Kemal 95 yaşında…

‘Orhan Kemal’den söz etmek ne kadar reyting getirir, kaç gazete fazla sattırır?’ diye düşünmeyin artık. Açın ekranlarınızı ve sütunlarınızı Orhan Kemal’e…

Yalnızca, “… yüzlerce hikâye, roman, senaryo ve tiyatro yazdım… Kalemimden başka hiçbir geçim imkânım yok. Ama kalemimi hiç mi hiç ‘daha iyi geçim için’ araç olarak kullanmadım, satmadım… Sanat çabalarım, yeniyi, doğruyu, ileriyi bulmak, kendimi aşmak içindir. Halka dönük, halktan yana bir yazarım” diyen Orhan Kemal’e değil; Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Enver Gökçe, Hasan İzzetin Dinamo, Ömer Faruk Toprak, Şükran Kurdakul, A. Kadir, Attila İlhan, Aziz Nesin, Bekir Yıldız, Metin İlkin, Fahri Erdinç, Kemal Bilbaşar, Kerim Korcan, Muzaffer Buyrukçu, Reşat Enis, Samim Kocagöz, Fakir Baykurt, Erdal Öz, Talip Apaydın, Adnan Binyazar, Adnan Özyalçıner, Mehmet Başaran, Tahsin Yücel, Mahmut Makal, Burhan Günel, Osman Şahin ve Öner Yağcı’ya da…

Müze değil, sanki ev

Ailesi, ölümünden 30 yıl sonra Orhan Kemal adına bir müze açtı Cihangir’de…

Kiraya verilse küçümsenmeyecek bir gelir getirecek bir binada hem de…

Müzede Orhan Kemal’in 70 fotoğrafı, ilk basım kitapları, yurtdışında yayınlanan kitapları, onun için yazılmış kitaplar sergileniyor. Çalışma odası, daktilosu, yatağı, masası, kitapları, kullandığı eşyalar, elbiseler ile birlikte babası Abdülkadir Kemali’nin özel eşya ve kitapları da ziyaretçilere sunuluyor.

Orhan Kemal’in anılarını yaşatmak, düzenin çürümüşlüğünden korumak için çalışanların başında ise Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü geliyor… Işık Öğütçü, Everest Yayınları tarafından yayımlanan ‘Yazmak Doludizgin – Günlükler ve Şiirler’, ‘Önemli Not --Yarım Kalmış Eserler ve Seçilmiş Düzyazılar’ ile “Abdülkadir Kemali Bey’in Anıları” adlı kitapları da yayına hazırladı…

Orhan Kemal Müzesine, sık sık uğrarım. Yeni yayımlanan çocuk kitapları ve ‘Hanımın Çiftliği’ dizisi nedeniyle bir kez daha gittim müzeye. Işık Öğütçü her zamanki güler yüzüyle karşıladı beni… Bu karşılanış bana özgü bir şey değil, özellikle belirteyim. Müzeye her geleni aynı sıcaklıkla karşılıyor görevli arkadaşlarımız…

Aslında orası hiçbir zaman bir müze gibi görünmedi gözüme…

Sanki Orhan Kemal az sonra gelecekmiş de şapkasını, paltosunu çıkaracak; pijamalarını ve terliklerini giyip masasının başına oturacak ve gün içinde kafasında tasarladıklarını daktilosunda yazacakmış gibi geliyor.

Bu müzenin oluşumunda en önemli katkı Nuriye Öğütçü’nün… Çok sevdiği eşi Orhan Kemal’i 1970’de kaybettikten sonra, onunla ilgili her şeyi saklamış. Gözü gibi bakmış. Kolay bir şey sanmayın. Günümüzde ölenin ardından, ilk olarak çok gerekliymiş gibi ne kadar eşyası varsa elden çıkarılır…

Kuledibi’nde sahaflık yapan Aydın Doğan anlatmıştı. Yakın bir yerde oturan bir vatandaşımız ölünce, mirasçıları ondan geriye kalan ne varsa çöpe atmışlar. Kâğıt toplayanlar bir sürü fotoğraf getirmişler ona… Sahaflarda gördüğünüz siyah beyaz fotoğrafların hikâyeleri de benzerdir birbirine…
Vefa mı, anılara saygı mı?

İşte, Orhan Kemal Müzesi’ni gördüğünüzde bu sorular en anlamlı yanıtı verecektir size…

Başta Nuriye Öğütçü olmak üzere, Yıldız Öğütçü, Nazım Öğütçü, Kemali Öğütçü ve Işık Öğütçü’ye teşekkür borcumuz olduğu düşüncesindeyim…

Hava bu kadar güzelken; kafelerde oturmak, deniz kıyısında gezmek varken müzeye kim gidecek, kim kitap okuyacak, değil mi?

Diyelim ki, Orhan Kemal Müzesi uzak, gidemiyorsunuz…

O zaman, en azından bir Orhan Kemal kitabı alın, okuyun ve okutun…

Pişman olmayacaksınız…

Işık Öğütçü’ye bu gidişimde de sorular sordum. Dertliydi. Hem de çok…

En çok sorduğum sorulardan birisini sordum yine: “Orhan Kemal Müzesi’ne ilgi nasıl?”

Bu soruya verdiği yanıt da hiç değişmedi aslında…

“Beni tahrik ediyorsun…” dedi önce, acı acı gülümseyerek… Babası da çok kullanırmış bu sözü…

“Çok ilgi var desem, yalan olur. Okullar açık olduğu zaman çeşitli okulların öğrencileri, öğretmenleri ziyaret ederler müzemizi. Bir de yolu Cihangir’e düşenler. Ama çevresinde bu kadar yüksek kalitede lokanta, kahve olan bir semtte ve ünlü-ünsüz pek çok ismin bulunduğu Cihangir’de, kimsenin ilgi göstermemesi enteresan…”

Orhan Kemal Kültür Merkezi olarak yaptıkları çalışmaları da bir bir anlatıyor…

“Sekiz dilde yayın yapan www.orhankemal.org web sitesi istatistik alınmaya başladığı 2006 yılından şu ana kadar 7.518.745 ziyaretçi tarafından incelendi.

Yurtdışında Arapça, İbranice, Urduca, Arnavutça, Almanca, İtalyanca, İngilizce ve Yunanca olmak üzere 16 kitabı yayımlandı.

Kendi sesinden CD ve kendi görüntüsünün de yer aldığı VCD hazırlandı.

Orhan Kemal Kültür Merkezi beş İngilizce, birer adette Rusça ve Fransızca kitabını yayımlandı.

Her yıl ‘Orhan Kemal Roman Armağanı’ ödülü verilmeye devam edilmektedir.”

Diziyi izleyin, romanını da mutlaka okuyun…

Kanal D’de yayımlanan “Hanımın Çiftliği” adlı diziyi de sordum Işık Öğütçü’ye…

“Dizinin yönetmeni Faruk Teber… Senaryoyu da, ‘Vukuat Var’ ve ‘Hanımın Çiftliği’ romanlarını baz alarak Zülküf Yücel yazdı. Başrollerde de Özgü Namal ve Mehmet Aslantuğ oynuyor… 1990’lı yıllarda TRT’de de altı bölümlük bir dizi olarak gösterilmişti.

410 sayfalık ‘Vukuat Var’adlı romanını babam 25 günde yazmıştı. Dizide, 1950’li yılların sosyal, ekonomik, siyasal panoraması içinde bir aşk öyküsü anlatılıyor.”

İnsan olmak…

Diziyi izlemeden önce ‘Vukuat Var’ı okudum. Güllü’ye aşık Kemal ile aynı atölyede çalıştıkları Muhsin Usta arasında şöyle bir konuşma geçiyor…
“Usta” dedi

“Hı?”

“Hiç sevdin mi?”

Usta sanki bu soruyu bekliyordu. Acı acı güldü, başını sallamakla yetinmek istediyse de, Kemal bırakmadı.

“Ha? Sevdin mi hiç?”

“Sevdim yavrum.”

Kemal bunu beklemiyordu işte. Demek yüzü kupkuru baştan aşağı sinir bu adamda da sevecek bir yürek vardı?

“Kimi sevdin?”

“Kimseyi, ama herkesi.”

“Anlamadım.”

“Anlayamazsın da. Bir kadını sevmek kolaydır, ama bütün kadınları, bütün çocukları, bütün insanları sevmek, sevebilmek…”

“Mümkün mü bu?”

“Pek çok yürek için mümkün olmayabilir henüz, ama öyle yürekler vardır ki, insanlığı topyekûn severler, sevebilirler, sevmeden edemezler.”

“Nasıl?”

“Nasıl değil mi? Haklısın. Benim sevmemde, daha doğrusu bu türlü seven yüreklerde tek kadını olduğu gibi, kucağına oturtup okşamak yoktur. Öyle bir düzen için çaba sarf ederler ki, insanlar kadın kadın, erkek erkek, çocuk çocuk mutlu olsunlar, dünya nimetleri önlerine bir kardeş sofrası gibi açılıp saçılsın. Bilmem anlatabiliyor muyum?” (Vukuat Var, sayfa133-134)

Romanın sonlarına doğru sürekli kitap okuyan Muhsin Usta’ya, Kemal “Hiç bitmeyecek mi senin bu okuman?”, “Niyetin kâtip olmak mı yani?” der…
Muhsin Usta’nın yanıtı kısa ve düşündürücüdür: “İnsan olmak!”

Diziyi izlerken bu konuşmaları da hatırlayın… Orhan Kemal’i hatırlayın… Orhan Kemal’i hatırlayın ki, alışageldik bir aşk dizisi izlemediğinizi unutmayasınız… Sonuçta Orhan Kemal’imizin bir romanı var ortada… En iyisi romanı da okuyun. 410 sayfayı birkaç gün içinde bitirirsiniz…

Çocuk işçilerİ de yazdı…

Orhan Kemal büyükler kadar çocuklar için de yazmış. Orhan Kemal’in büyükler için yazdığı kitapları Everest Yayınları tarafından, çocuklar için yazdığı kitapları ise Büyülü Fener Yayınları tarafından yayımlanıyor.

Oğuz Demir tarafından resimlenen ‘50 Kuruş’, ‘Aslan Tomson’, “İnci’nin Maceraları”, ve ‘Uyku’ geçtiğimiz günlerde yayımlandı.

“İnci’nin Maceraları” ve ‘Aslan Tomson’, Erdal Öz tarafından derlenmişti. Arkadaş Kitapları tarafından yayımlanan kitaplarda Orhan Kemal’in öykü kitaplarında bulunan ve çocuklara yönelik öyküler bir araya getirilmişti.

Büyülü Fener Yayınları tarafından yayımlanan ‘50 Kuruş’ ve ‘Uyku’ adlı kitaplardaki öyküler ise Işık Öğütçü tarafından derlendi.

“2000’den sonra Orhan Kemal’in kitapları arasında yaptığım incelemelerde çocuklara yönelik başka öykülerin de olduğunu gördüm. Bunların da kitaplaşması gerektiğini düşündüm. ‘Uyku’ ve ’50 Kuruş’ böyle çıktı ortaya… Kitapla aynı adı taşıyan ‘50 Kuruş’, bana O. Henry’nin öykülerini hatırlatıyordu. Bu nedenle kitabın da adı oldu. ‘Uyku’yu ise, pek çok edebiyatçımızın en çok sevdiği öykülerden birisi olduğu için seçtim. ‘Uyku’ aynı zamanda günümüzün de en önemli sorunlarından olan çocuk işçilerin sorunlarını irdeleyen önemli öykülerden birisi…” şeklinde anlatıyor kitapların yayımlanış öyküsünü Işık Öğütçü…

Çocuk edebiyatı üzerine ahkâm kesmek bana düşmez. Zaten bir şeyler söylesem de hemen aforoz edilirim, büyük bir ihtimalle… Ama elimde değil…

Fantastik, cadılı-madılı dünyaları anlatan kitapların arasında kendilerine her zaman yer bulacağına inanıyorum Orhan Kemal’in kitaplarının…

İki ayağı bir araba tarafından ezilen küçük bir köpeğe, mahallenin çocuklarının büyüklerinin de teşvikleriyle yaptıkları eziyet…

Kaptan olmak isterken, ailesin geçimine katkıda bulunmak için çalışmak zorunda kalan tornacı çırağı Ayhan…

Sopadan atlarıyla kovboyculuk oynayan çocuklar…

Kısaca, yaşamak için hiç duramamacasına çalışmak zorunda kalan çocukları, hayallerini, sevinçlerini, üzüntülerini anlatıyor… İlginçtir, hiçbir hikâyenin sonunda bir yenilgi, bezginlik yok. ‘Ümit’ hep üst düzeyde… Zaten Orhan Kemal de “Ben, aydınlık, umut dolu, okuduğum zaman bana yaşama sevinci, kötülüklerle savaşabilme gücü veren romanları seviyorum” diyor…

Işık Öğütçü, çocukların babası için çok önemli olduğunun da altını çizmeyi ihmal etmiyor: “Biz, onun için neysek, sokaktaki bütün çocuklar da oydu. Babam bütün çocuklara evladı gibi bakardı.”
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 22:17


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum