Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Mektup Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 14-12-2009, 19:14
filiz aydın filiz aydın isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 8
Standart ....




Üniversite birinci sınıftayım. Okula iki otobüsle gidip geliyorum.

Öğrencilik yıllarım duraklarda ve belediye otobüslerinde geçti desem yalan olmaz

Dünya klasiklerini otobüs koltuklarında okumuşumdur. Yer bulduğum zamanlarda tabii..

O gün yine erkenden düştüm yola. Yağmur sonrası puslu bir sabah. Sevimsiz.

Yağmur istediği kadar yağsın çıkmaz sesim, hoşgörülüyümdür ona karşı. Ama kendisi gittikten sonra,bıraktığı renkler ve izler ne kadar itici.

İşte böyle, hem itici hem sevimsiz bir sabah…

Durağa geldim. O zamanlar İstanbul durakları daha bir ana baba günü. Metrobüs filan da yok. Bekle bekleyebilirsen.

Gelen sıraya giriyor. Ben baştan onuncu gibiyim. Oturma şansım yüzde yüz. Yaşlı birini rastlayıp da yerimi ikram etmezsem tabii ki.

Önümde bir adam var. Kendisinden önce, kokusunu fark ettim.

Saçlarının her bir telinde katmerleşmiş toz toprak. Çamura belenmiş bir baş.

Sokakta yaşayan biri. O zamanlar sıkça görülen tiplerdi bunlar.

Ben onlara Diyojen derdim.

Bizim sokağın sonundaki parkın dibinde çöp bidonlarının yanında yaşayan vardı bir tane. Her gün geçerdim bu parkın önünden. Onu orada kendi halinde otururken görürdüm.

Bu, başka bir alemin adamı ilgimi çekerdi. Ama hiç göz göze gelmedim onunla..Hiç bakışlarımız karşılaşmadı. Parkın köşesindeki akasya ağacı ondan daha yakındı insana.

İlk Diyojen lakabına o sahip oldu tarafımdan. Tanıdığım herkes Diyojen bildi onu. Sonra benzerlerini gördüm . Onlar da Diyojen oldular.

Hani, Büyük İskender, seferlerinin birinde ordusuyla bizim Sinop’a gelir. Ona, kentte yaşayan ünlü çileci filozoftan söz ederler.

Filozof Diyojen sokakta bir fıçıda yaşamaktadır. İskender gelir baş ucuna, ‘ Dile benden ne dilersen, ey büyük filozof,’’ der.

O sırada Diyojen sabah güneşinin keyfini çıkarmaktadır. Huzuru kaçar. İskender’e dönüp; ‘Gölge etme başka ihsan istemem,’’ der.

Her sokak adamına ‘Diyojen’ adı verişim bu yüzdendir.

İşte o gün önümde sıraya girmişti bir Diyojen. Daha önce hiçbiriyle bu kadar yakın olmamıştım.

Koku gittikçe artıyordu. Yapacak bir şey yok. O da bizim gibi sırada otobüs bekliyor. Kuralına uygun.

Bir Diyojen niye otobüse binsin? Onların akrabaları arkadaşları olur mu ki?

En öndekiler dönüp dönüp bakıyorlar. Göz göze geliyorum onlarla. Bana, bu da ne böyle, der gibiler. Ama ben makul bir yüz ifadesiyle her şey yolunda bakışıyla karşılık veriyorum.

Bir Diyojen de otobüse binebilir.

Sonunda iri bir böcek gibi tıslayarak koca hazret otobüsümüz geldi. Herkeste bir telaş, sıraya boşuna girmişiz gibi. İtekliyorlar arkadan.

Yapmayın, demeye kalmadan, yapışıyorum Diyojen’e. Ellerim havada ,dokunmasınlar diye önlemde. Ama montum onun çamur rengindeki giysisine değdi bile.

Kırklanıp temizlenmem için geri dönemem. Derse yetişmeliyim. Yola devam.

Diyojen güzel güzel biletini çıkarıp, kutuya attı. Arkasından da ben. Onun tam

çaprazındaki koltuğa orta yaşta bir kadının yanına oturdum.

Onun yanına bir adam oturmuştu ki, saniyesinde kalktı kaçtı ordan.

Hareket edene kadar, onun yanına oturup oturup kalkanların sayısı belki yirmi

kişiyi buldu.

Otobüs kalktı. Artık kimse bu kir yumağı adamın yanına yaklaşamıyor, burnunu

tıkayan kaçıyordu ondan.

Kış. Camlar kapalı. Klima ne gezer. Öyle yoğun bir koku ki düşman başına.

Mırıltılar dalga dalga büyüyerek, itirazlı vurgulara dönüşürken, yanımda oturan

orta yaşlı kadın, tiz sesiyle;

--Şoför bey, indirin şu adamı!diye ünledi . Dayanılmaz bu kokuya. Nedir be!

Ben, Diyojen’e baktım. O da bana. İlk kez bir Diyojen’le göz göze geldim.

O kirli olduğu için utandı. Ben insan olduğum için.

Daracık bir pencereden sızmıştım onun dünyasına. Bakımsızlıktan solmuş

yüzünde, kırmızılaşmış aklarıyla fersiz gözleri takıldı bana; ne yapabilirim ki

ben böyleyim işte.

Tiz ses arttıkça, ona yandaşları da eklendi.

Otobüs durdu. Şoför, kapıyı açıp yanımıza geldi, dikildi Diyojen’in başında. Sert

sesiyle

--İn aşağıya!dedi.

Ben, fırladım yerimden;

--O da bizim gibi bilet attı, yolculuk yapmaya hakkı var, deyiverdim.

Şoför, şaşkın, bu da nerden çıktı dercesine, baktı bana. Herkes susmuştu, yanımdaki orta yaşlı kadın bile..

Diyojen’le tekrar göz göze geldik. Küçük bir kıvılcım mı parladı gözünde,

bilemiyorum?

Bir şoföre bir de bana baktı. Kalktı. Sessizce, kayar gibi indi aşağıya. Sanki hiç

yoktu daha önce, hiç binmemişti bu arabaya.

Şoför geçti yerine. Sürdü yine koca böceğini..Camdan baktım. Kirli dünyaların

meçhul adamı, başı önünde gidiyor. Dönüp baksın bir kerecik diye çok istedim.

Ama o, temiz insanlarla kendi arasına ördüğü duvarın arkasına gizlenmiş,

sokağında güvenli adımlarla yürüyordu.

Hiçbir otobüs almayacaktı onu biliyordu. Gözden kaybolana kadar baktım ona.

Sonra ansızın, dünyanın en hüzünlü şarkısını dinlemişim gibi, yüreğime

saplanan acı bir kasılmayla , yüzümü cama gömüp başladım ağlamaya.

Konu filiz aydın tarafından (15-12-2009 Saat 02:45 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 14-12-2009, 23:16
Ahmet Bektaş Ahmet Bektaş isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 4
Standart Pişmanlık gölge edecek daima.

“Bir daha asla geri dönmeyecek olan sevgiliye,”

Sevgiliyse gitmemiştir, gitmemişse de dönmesi gerekmez.


“Kitabı koydum çantama. Yüreğimdeki sızıyı geçsin diye bekledim. Nafile…

Düştün gönlüme…Hayır, düşmedin…Sen hep oradaydın...”

“Aynı anda konuşuyorduk. Kelimeler, çaylar ; bizi o masada tutan araçlardı, onlar olmasa buhar olup gidecektik sanki…

Ben o mutluluğa sahip çıkmadım.”

Belki son bir çabaydı görüşmek ; kurtarılabilir ümidiyle…

Kalır illa.
“Bir yangının külünü yeniden yakıp gittin”
------------
Sonra, gittin sen...Uzaklara…Dur, gitme demedim sana…
Bencilce davrandım...Başka başka şeyleri öne sürdüm…Değersiz bir sürü şey…


Pişmanlık gölge edecek daima.
---

Sonuç: sen yoksu, ben de yokum…Ama yapayalnız bir şilep var…

Ve, Aragon’un yüreğime nakışlanan dizeleri…



‘’Hayat garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur’’

Mutlu olmasa da aşk var ve devam ediyor her durumda.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 21:32


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum