Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > MİZAH > Biraz da Gülelim

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 18-11-2007, 14:36
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart







Tarihi hayal kırıklıklarım 1


Yüzü resmi tarih kadar asık ve soğuk olan öğretmenimiz, tarih dersinde değişir, heyecanlanır farklı bir kişilik kazanırdı.
Masallaştırırdı tarihi, ya da masal anlatırdı tarih yerine.
Dinlerdim, dinlerdik pür dikkat.


Yine bir tarih dersinde; Türklerin ne kadar temiz insanlar olduğunu, Avrupa ülkelerinde hamam ve tuvalet bilinmezken; onlar, bir kaba hacet giderip, pencereden sokağa attıkları dönemde, Türkler'in tuvaleti bildiğini ve kullandığını anlattı.


Doğru dedim aklımdan, Edebiyatın her türünü aldığımız Avrupa'dan sadece 'Tosun edebiyatını' almamıştık. Öz be öz milli edebiyattı tosun edebiyatı... Asyanın steplerinde doğmuş, Anadolu'nun yağız delikanlıları, delikanlı kızları tarafından geliştirilmişti. Hem demezlerniydi, bizim kafamız en çok ya s..arken, ya kaçarken çalışır diye...


Silkinip kendime geldim, sevgili öğretmenimizi daha bir can kulağı ile dinlemeye koyuldum.


Avrupalı dediğimiz küffar ellerinde yaşayanlar hamamı bilmediği için yıkanmazlardı. Onların yıkanmayı sevmedikleri, koku içinde dolaştıkları dönemlerde, atalarımız hamamlarda, göbek taşlarına uzanıp, burma bıyıklı tellakların ustalığında, önce Kastamonu işi kendir keselerle parmak kalınlığı kirlerinden kurtulur, sonra o meşhur Bursa ipeği keselerle pembeleşmiş tenlere kavuşurlardı...
"Teyze teyze kocanı da getirseydin" uyarısı yapılmadığ sürece analarımızın yanında giderdik hamamlara. Henüz babalarımızla göbek taşında çilingir sofrası kurmasak ta analarımızın hazırladığı yalancı dolmalarla hazırlanan göbektaşı sofraları yetiyordu o zamanlar.

Temiz Millettik vesselam, dünyaya; hamamı, yıkanmayı, tuvalet kullanmayı öğretmiştik. Gurur duyuyordum kendimle, Türklerle... ta ki bir geziye kadar.


Sınıfca gittiğimiz bir gezide, ören yeri girişinde "Roma Hamamı" yazıyordu. Dikkat ettim tarihi İ.Ö. beş yüzlere dayanıyordu. Nasıl olurdu bu, bir yanlışlık olmalıydı. Biz Anadolu'ya 1071 yılında gelmiştik. Adamlar bizden önce hamam inşa etmiş, yıkanmış olamazlardı. Heyecanla Öğretmenime koştum ve dilim döndüğünce bu çelişkiyi anlaymaya çalıştım.


Kızdı, "Ben ne diyorsam doğru da o dur," dedi.


Düşündüm, o tarihlerde kıl çadırlarda yaşayan, göçebe atalarmızın taş işçiliğinden haberleri bile yoktu., Taş işçiliği gerektiren hamamı yapmaları olanaksızdı.Kıl çadırın tuvalet olarak kullanılacak bir bölümü de yoktu. Tuvalet kültürüne; Tosun edebiyatı, taharet musluğu ve ibrik katkısından başka bir şeyde sunmamıştık ...


Bu gezide Türklük gururum incindi, biri hayallerimin içine taharetlenmişti.
İçine edilmiş hayallerimi penceremden atacağım bir sokak da yoktu...



__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 19-11-2007, 15:32
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />

Sevgili öğretmenim;
Tarih başlı başına bir komedidir, ironidir***8230;
Tarih, başlı başına bir hayal kırıklığıdır***8230;
Her ulusun tarihi böyledir.

21 Yüz yılda insanlar; dinleri farklı, ırkları farklı, renkleri farklı diye savaşıyorsa, tarih hayal kırıklığıdır, gerekli dersi vermemiştir***8230;

Ulusların iyi özellikleri, başarıları olduğu kadar zaafları, zayıf yönleri de vardır . Doğruları vardır yanlışları vardır. Savaşlar kazanmış, savaşlar kaybetmişlerdir.

Sevgili öğretmenim,
Avcıdan yana mısın, domuzdan yana mısın? söyleminden bozma ***8220;Urumdan yanamısın, yoksa bizden yanamısın.***8221; Haklıdan yana, doğrudan yana, barıştan yama olmak ta var***8230; Avcıdan yana da domuzdan yana da olmadan yaşamaktır zor olan, kimi der ***8220;Ya taraf olursun, ya bertaraf***8221; kimisi, ***8220;Ya sev, ya terk et***8221; Hepsi de benden yana ol, domuzdan yana olmanın üstü kapalı tehditçesidir. ***8211;Sizin o niyet yazmadığınızı biliyorum ***8211; Barıştan yanayım.

Amasya'nın, Gümüşhacıköy ilçesi, Çitlibağlıca köyünden İdris Ertürk, Almanya'da çalışan bir vatandaşımız. İzine geldikçe söyleşirdik. Ülkesini çok seven ve özleyen birisiydi. ***8220;Bir Türk'ün dünyaya bedel***8221; sözleriyle büyümüştü. Dünyaya bedel Türk insanını Almanların en ağır işlerde çalıştırdığını, kanalizasyon temizlettiğini anlattığı zaman hissettiği hayal kırıklığı yüzünden okuyabiliyordum. Yıl 1977 ve o yıllarda ***8220;Gece Ekspresi***8221; diye bir film için kıyametler kopartıyoruz. Ona sordum, Almanların aleyhine bir film olsa ne yaparlar diye. Anlattı:

***8220;Alman televizyonlarında, her hafta mutlaka I. ve II paylaşım savaşını konu alan filmler oynatıyorlar. Filimlerde, Almanları aşağılayan ifadeler de olsa, Almanların aleyhine hazırlanmış da olsa durum değişmez. Filmlere sansürsüz uygulamıyorlar.

Film başlamadan önce ve bitiminde, bilim adamları ve tarihçilerle söyleşiler yapılır, ulusca hangi hataları yaptıkları, iyileri nedir, kötüleri ne, zayıf yanları nedir, zaafları ne tartışılır. Üstün ırk masalının kendilerine neye mal olduğunu ortaya koyarlar. ***8220; dedi.

Sevgili öğretmenim, tarihi seviyorum, ülkemi, ulusumu da seviyorum ancak tarih diye masal dinlemeyi abartılı övünmeleri sevmiyorum. Mezar taşı dikip övünmeyi değil, fabrika bacası dikip övünmeyi yeğlerim. Önce insan olmakla gurur uymak isterim gerisi teferruat***8230;


__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 19-11-2007, 16:24
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" /><O:P>
Tarihi hayal kırıklıklarım 2

</O:P>
Tarih öğretmenimize rağmen tarihi sevmeye başlamıştım.
Sevgili öğretmenimiz gözümü açmıştı, artık duyduğuma inanmıyor, kaynaklardan araştırıyordum. Bulabilirsem tarafsız yazılmış tarihi kaynaklardan. <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Öğretmenim çok neşeliydi o gün, ne zaman Orta Asya'ya uzansa gözleri parlardı.
<O:P></O:P>
"Biz ki tarihin en büyük kitabelerini anıtlarını diktik Orta Asya'nın göbeğine. Tarihte emsali görülmemiş anıtlardır. Göktürk kitabeleri..."

<O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>Göktürk yazıtları üç taştan oluşur:
<DIV align=center>Tonyukuk anıtı M. S 716, Köl Tigin (Kültigin) anıtı M.S. 732,
<DIV align=center>Bilge Kağan anıtı M.S 735 yılında dikilmiştir.


Göktürk anıtlarını anlattı uzun uzun. Bir ara, dünyanın en büyük abidesi olan Çin Seddi'nden de söz etti, kahraman atalarımızın yağmalarından, pardon akınlarından yılan Çin İmparatorluğu, ülkesini boydan boya duvar çekerek korumaya aldığını böylece Türklerin sayesinde dünya Çin Seddi gibi bir eser kazanmıştı.

<O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P>Çin Seddi</O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
Sonra öğrendim ki Çin imparatorluğu, bizim bozkıra taş diktiğimiz yedinci yüzyılın ikinci yarısından binlerce yıl önce büyük medeniyetler kurmuş, dünyanın hayranlığını taşıyan eserler bırakmışlar.
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P>Bizim taşlardan 2000 yıl önce dikilen Piramitler</O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Bizim beş metre boyunda taş diktiğimiz tarihten iki bin yıl önce Mısır***8217;da o muhteşem piramitler yapılmış meğer.

<O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
<DIV align=center><O:P>Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından </O:P>
<DIV align=center><O:P>M.S. 537 yılında İstanbul'un eski şehir merkezine katedral olarak inşa ettirildi.</O:P>
<DIV align=center><O:P></O:P>
Öğrendim ki eloğlu, bizim bozkıra taş diktiğimiz tarihten iki yüz yıl önce Ayasofya'yı dikmişler. Bize ancak bin yıl sonra Ayasofya***8217;nın kopyasını yapabilmek nasip olmuş. Varsın mimarının kökeni başka ulustan olsun, biz onu Türkleştirmişiz ya***8230;
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Ve sonra öğrendim ki biz iki tane kent kurmuşuz tarihte, biri Karabük, diğeri Kırıkkale... İkisine de kent denirse... <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P>Eskiden Halep bir yerde arşın bir yerdeydi. Şimdi Halep'te burada, arşında... </O:P>
<O:P></O:P>
Bu hayal kırıklıkları bende alışkanlık yapacak gibi görünüyor. <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>Edited by: emre
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21-11-2007, 14:12
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




Tarihi hayal kırıklıklarım 3


Öğretmenim neşeliydi, çünkü ders tarihti. Önce Rıfat'a: "Sen gavurlerın bağından üzüm yesen, bağın sahibi olmasa parasını asmanın dalına bağlar mısın?" yiye sordu. Dursun ne diyeceğini düşündü, kızardı bozardı, başını yukarı kaldırarak, "cıkkk" dedi. "Neden?" diye gürledi öğretmenimiz. Rıfat'ın "Pram yok ki bağlayayım." yanıtını düymazdan gelip anlatmaya devam etti.


Bak siz bağlamıyorsunuz ama atalarımız bağlardı. Biz öyle adil, öyle yüce bir milletiz ki, ordularımız sefere çıktıdığında, küffar ülkelerinde bir bağa giren askerlerimiz, eğer bağın sahibi yoksa yediği üzümün karşılığı akçeyi asmanın dalına bağlarlardı..."


Vay be... Bütün hayal kırıklıklarım onarılmıştı, varsın küffarlar bizden önce tuvalet dedikleri kene şeytsinler, varsın bizden daha büyük binalar yapsınlar, biz kadar adil, ve yüce olamazlardı. Yediği üzümün parasını asmanın dalına bağlayan yüce ulusun çocuklarıyız...


Tunayı geçen atlılarımız kadar neşeli döndüm eve. Ağabeyime anlattım heyecanla. Bana "İmparatoruk ne demek, iyi öğren" dedi. Ağabeyimin gülümsemesi anlamlıydı, yeniden mi hayal kırıklığı yaşayacaktım.


Şüpheyle bakmaya başlasa da çocuk aklım öğretmenimizin sözlerine, bu anlattığı gerçek olabilirdi. Dünyaya adaleti öğreten bizdik. Biz o asil milletin evlatları olarak her zaman adil olmalı, hakka hukuka riayet etmeliydik.


Evdeki kitapları, ansiklopedileri karıştırdım yetmedi, Halk kütüphanesinde araştırdım kesmedi. Ağabeyimn manidar gülüşünüm altında yatanı bulamamıştım. Eve dönüyordum ki Nevzat ağabeye rastladım ve sorunumu anlattım. Gülümsedi, "İmparatorluk emperyalden gelir dedi. Emperyal devlet yani. Yani bugünün ABD'si. Onlar Vietnam'da akçe bağlıyor mu?"


Dokuz şiddetindeki deprem kadar sarsan bu sözler güçlüke onardığım hayal kırıklığını yeniden yerle bir etti. Düşünsene dedim kendi kendime, Dönemin koşullarında ekonomisi seferlere dayalı olan Osmanlı İmparatorluğu'nda ganimetlerin nasıl paylaşılacağı bile yasayla belirlenmişti. Hem bu dine de uygundu.


Hazine boşaldıkça sefer düzenleyeceksin; işgal ettiğin devletten savaş tazminatı alacaksın, kazandığın topraklar senin olacak; timar, has, zeamet olarak paylaştıracaksın. Erkek çocukları toplayacak "devşirme" adı altında asimilasyona tabi tutacak, yeniçeri yapacaksın. Bunları sonraki yıllarda, kendi ulusuna karşı düzenlenecek seferlere hazırlayacaksın. Kız çocukları getirecek, cariye yapıp saraylara satacaksın. Genç kadınları, soylu kadınları ve erkekleri esir pazarlarında satacak, ya da fidye karşılığı ülkesine geri göndereceksin. Sonra da herşeyini elinden almak için gittiğin ülkede, yediğin üzümün karşılığı akçeyi, asma dalına bağlayacaksın.


Bu nasıl perhiz, nasıl lahana turşusuydu.


Bu hayal kırıklığımı onarmak gerçekten zordu, gerçekten...


Not: O dönemlerde, yapılanlar, yaşananlar, savaşlar kendi koşulları içinde olmuştur. Doğru olan onları kendi koşulları içinde değerlendirmek ve sonraki kuşaklara aktarmak. Olaylar ve olgular değil, nakledilişi hatalarıdır beni hayal kırıklığına uğratan...


__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 21-11-2007, 17:26
Rengin Özesmi Rengin Özesmi isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 463
Standart

1. Zaman gelecekten geçmişe doğru akar. İnsan bir olanaklar varlığıdır, bu olanaklarını gerçekleştirme özgürlüğüne sahiptir. Bu olanaklarıyla o, henüz gerçekleşmemiş olandır. Bu anlamıyla gelecektedir. Olanaklarını gerçekleştirdikçe geçmişe doğru ilerler. Tarih insanların gerçekleştirdikleri olanakların tarihidir. Konusu geçmişte ise de kendisi gelecektedir! Geçmişi yazma olanağı tükenmemiştir çünkü. Geçmiş bir kez yaşanmıştır. Bir defalıktır. Kazası yoktur! Ama yorumları bir defalık değildir. Geçmiş yeniden yorumlanma potansiyeli ile gelecektedir. Geleceğin geçmişteki bir olaya bakışı elbette şimdiki gibi olmayacaktır. Tarih açık uçlu ve çerçeve içinde yazılır. Çerçeveler değişir, yorumlar değişir. Gelecekten gelen zamanın geçmişe ne getireceği bilinemez! Ne gibi belgelerin ne gibi yorumlara yol açacağını önceden kestirme olanağımız yoktur. Geçmişi nasıl anladığımız, anlayacağımız geleceğin başımıza neler getireceği ile ilgilidir.

..............................................

...............................................
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />
Ben tarih yazıcısı olarak hangi çerçevelerde çerçeve yazıyorum? Bu çerçeve açık mı geleceğe? Bu çerçeve içinde insanlığa hizmet edebilir miyim?
Hangi zamanın tarihçisiyim? Geçmişin, şimdinin mi? Zamanlar üstü, zamanın ötesi bir tarihçi miyim yoksa? Kendimi sorgulayacak, yenileyecek, geleceğe açık pencerelerim var mı?
Geleceğe yazılan tarih, tarihçinin kendini geleceğin mahkemesinde sorgulayabildiği tarihtir.

Prof. Dr. Ahmet İnam
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 22-11-2007, 00:28
sema sema isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 409
Standart

"Bir kere Osmanlıda ve Müslüman diğer Türk devletlerinde para için, işgal için savaş yoktur. Her savaşın Şeyhülislamca kaleme alınmış haklı bir gerekçesi vardır. Yani Fetva."



O halde savaşlar ne amaçla açılmıştır? Fetva ne içindir? Afrika'ya kadar niçin gidilmiştir? Viyana kapısında, sanateserlerine olan saygıdan dolayı mı bozguna uğranılmıştır? Edited by: sema
__________________
umut etmek güzeldir...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 22-11-2007, 02:34
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart




Hani güleriz ya ağlanacak halimize...<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />

Başlık, "Biraz da gülelim" bölümünde.
Tarih öğretmenimin abartmasından yola çıkarak, 'benim tarihim senin tarihini döver' söylemine gelmekti maksat...

Sevgili Hocam,
Öyle bir savunmaya geçtin ki şaşırdım, tarih öğretmenimi mi savunuyorsun, tarihi mi?
Tarih öğretmenimi savunurken onun durumuna düşmek de var, dikkat et hocam.
Tarih affetmez...

"<I style="mso-bidi-font-style: normal">O dönemlerde, yapılanlar, yaşananlar, savaşlar kendi koşulları içinde olmuştur. Doğru olan onları kendi koşulları içinde değerlendirmek ve sonraki kuşaklara aktarmak. Olaylar ve olgular değil, nakledilişi hatalarıdır beni hayal kırıklığına uğratan..."[/I]

çok net bir şekilde, tarih öğretmenimin tarih anlatışından yola çıkarak, tarihin masallaştırdığını, bunun yanlış olduğunu vurguladım. Tarih affetmiyor, yanlışın yanına gerceği getirip koyuyor.

Bir forumun amacı, tartışmak, düşünce açıklamak, paylaşmaktır. Hiç kimse, başkasının düşüncesini kabul edecek diye bir şey yok. Çok farklı düşüncelerdir iyiyi, güzeli, doğruyu değere kavuşturan...

Madem Tarih öğretmenimla kalmayıp tarihi de çekiyoruz tartışma ortamına, buyurun

Al***305;nt***305;:
delice1kalp
Bir kere Osmanlıda ve Müslüman diğer Türk devletlerinde para için, işgal için savaş yoktur. Her savaşın Şeyhülislamca kaleme alınmış haklı bir gerekçesi vardır. Yani Fetva. Ama tabii ganimet helal ve savaşın tabii bir sonucudur.
Dönemin koşulları...
Hz Muhammed zamanında ganimetin paylaşılması esaslara bağlanmıştı.
Beş eşit parça ilk parça doğrudan devlet başkanının, ikinci katılan askerin, üçüncü devletin...

Ganimetin helaldir. Tıpkı daveti kabul etmeyen küffarın canı ve malının helal olması gibi...

Davet edersiniz, imana davet edersiniz, kabul etmez... işte bir savaş nedeni...

Osmanlıya gelince,
Zaten dönemin koşulları gereği fetih ekonomisi ve ticaretten kervanlardan alınan vergiler baclar...

İmdi hocam, o dönem şeyhülislamlarından, padişahın istediği fetvayı vermeyecek olanı söyle... Fetva, halkın savaşa desteğini sağlamak için alınırdı. Bir nedene dayandırılmak için, bak dinen bir emir, yapılması gereken bir durum havası vermek için. Savaşa kılıf, haklılık payı yaratmak. Çünkü, küffara savaş için fetva istenip de verilmediği olmazdı. Sefer hazırlıkları aylar önceden başlar, fetva sonradan alınırdı.

İkincisi, "Padişahım, yazın erkekle yat serin tutar, kışın kadınla, sıcak tutar." fetvası dahi veriliyorsa... o zaman fetva makamı özelliğini kaybetmiş demektir.

Al***305;nt***305;:
delice1kalp
Osmanlının esirleri para karşılığı serbest bıraktığını yazıyorsun ama avrupalının savaş meydanında kazığa çakarak imha etmesine hiç değinmiyorsun.
Eğer karşılaştırmalı tarih dersi olsaydı dediğiniz gibi kıyaslardım. Ama isterseniz benim tarih öğretmenimle bir Alman, Fransız tarih öğretmeninin tarihi anlatışını kıyaslayayım... Benim öğretmenim, ülkemizdeki tarih öğretmenlerinin % 80 i nin yaptığı gibi tarih değil masal anlatırdı tarih diye.

Elbette ki o dönem devletler içinde en güçlüsü Osmanlı idi. Adalet konusunda di,ğer devletlerden çok da iyi durumdaydı. Adalete, bilime, alime değer verdiği için yükselme devrini yaşamıştır. Adaletten uzaklaştığında da çökmüştür. O günün koşulları o imiş o yaşanmış...
Lehistan kralı yardım istediğinde, ***8222;Lehistan kralına yardım edile. Yardım edile ki yardım alan, buyruk da alır.***8220; Fermanı çıkarılmış... İşte işin özeti bu...

Güçlü ve adil bir devletten, güçsüz, yardım alan, buyruk alan bir devlet haline dönüşüm... üç yüz yıldır yaşanan... Övünmek bizi kurtaracaksa kabaralım hindi gibi... mezar taşlarımızla övünelim, bu gerçeği değiştirmez.

İlerde kıyaslamalı tarih olursa başlık, biz ve küffarı kıyaslarım, benim konum tarihle palavraları ayırt etmek...

Al***305;nt***305;:
delice1kalp
Hem sonra devşirme isteğe bağlı yapılıyor, hristiyan ailelerin çocukları isteğe bağlı olarak satın alınıyordu. Hristiyan aileler çocuklarını Osmanlıya vermek için can atıyorlardı.
Bu açıklama ile şu Viyana kuşatması konusunda öğretmenimin bile aklına gelmeyecek bir savunma geliştirdiniz, kutlarım...

Her ırkın, iyi yanları kadar olumsuz yanları da vardır... Ben atalarımı iyi huyları, kötü huyları ile kabul ediyor seviyorum. Atalarımın zaaflarını, zayıf yönlerini yok sayan bir tarih anlayışını reddediyorum. Üstün bir ırk olmayı reddediyorum, aşağılık bir ırk olmayı reddettiğim gibi...

__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 22-11-2007, 15:43
Hüseyin Korkmaz Hüseyin Korkmaz isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 674
Hüseyin Korkmaz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Ben de tarihi hayel kırklığına değineyim.Övdüğünüz Yavuz Sultan Selim ve Fatih Sultan 'ın tarihi hiç de aydınlık değil.Tarihin en karanlık dönemidir sayın delice1kalp.Yavuz Sultan Selim, Sünni inancı Anadolu Alevileri için bir zulüm nedeni yapan Osmanlı sultanıdır.
Yavuz Sultan Selim'in Sünnilik adına Alevi halkı kitlesel olarak yok etmeye kalkışmasının nedeni Osmanlı'nın doğu sınırlarında hızla gelişen Türk Safevi Devleti'dir; bu devletin Anadolu Alevileri için Osmanlı zulmüne karşı bir umut olması ve Anadolu insanının Osmanlı topraklarından kaçmaya başlamasıdır.

Bu güçlü Türk devletinin gelişip kökleşmesinin, sömürü alanı olarak görüp değerlendirdikleri Anadolu'nun elden çıkması demek olduğunu anlayan Osmanlı, bu gelişimin "tek ıslam devleti" kurma çabalarını da engelleyeceğini düşünüyordu.

Sıra sıra cellatlar, sürü sürü Türkmen'i doğramaya başladı. Zaten Fatih ta 1473 yılından itibaren (Otlukbeli) bu işe başlamıştı. Ardından Sünnilik güç buldukça Alevi düşmanlığı körüklenmeye başlandı.

Yavuz Sultan Selim, halifeliği, Abbasiler'den kılıç zoruyla aldıktan sonra Sünnilik tutucu bir niteliğe bürünmüş ve artık toplumsal gelişmeye ayak uyduramaz hale gelmişti.

Anadolu'da Türklerin anlayamadığı Arap ve Acem dili yaygınlaşmaya
başlamıştı. ışte Anadolu'da yaygın olan Alevilik, Sünniliği bir baskı
aracına dönüştürmüş olan padişahların kabul edemeyeceği bir düşünceydi.
Aleviler aynı zamanda Doğu sınırındaki Türk devletini destekliyorlardı ki;
Osmanlı devleti bu nedenlerden Ötürü Anadolu Alevilerine baskı uyguluyordu.

Yavuz Sultan Selim, şah ısmail üzerine sefere çıkarken; ordunun arkasında
kendisine karşı çıkabilecek bir güç olsun istemiyordu. Savaş başladığında
Alevilerin şah ısmail'den yana tavır alma olasılığı da oldukça yüksekti. Ve
Yavuz Sultan Selam 40 bin Aleviyi kılıçtan geçirdi. Kendini haklı çıkarmak
için Alevilerin kadınları ortaklaşa kullandıkları, Kuran'ı, camileri
yaktıkları şeklinde iddialarda bulundu ve bunun üzerine fetvalar yazdı.
Yavuz Sultan Selim'in Alevi kırımı yapabilmek için yazdırdığı fetvalardan
birisi

Müftü Hamza'ya ait olanıdır; "Ey Müslümanlar, bilin ve haberdar olun ki,
reisler; Erdebil oğlu ısmail olan Kızılbaş topluluğu, Peygamberimizin
şeriatını, sünnetini, ıslam dinini, iyiyi ve doğruyu açıklayan Kuran'ı küçük
gördüler. (...) Onlara sempati gösteren, batıl dinlerini kabul eden veya
yardımcı olanlar da kafir ve dinsizdirler. Bu gibi kimselerin topluluğunu
dağıtmak bütün Müslümanların görevidir. Bu arada Müslümanlar'dan ölen kutsal
şehitlerin yeri yüce cennettir. O kafirlerden ölen ise, hakir olup
cehennemin dibinde yer tutacaklardır. (...) Bu türlü topluluk hem kafir ve
imansız hem de kötülük yapan kimselerdir. Bu iki sebepten onların
öldürülmesi vaciptir."

Dönemin büyük fıkıh ve hadis bilgini olarak tanınan Müftü Hamza 1521 yılında
ölmüştür. Tarihte yalnız böyle yüz karası bir fetvayla değil, rüşvet almak
gibi bir suçla da anılır. Kuran üzerine yemin etmesine rağmen 50 bin akçe
karşılığında Semendire Valisi Yusuf Bali'nin yolsuzluklarını ve
haksızlıklarını kapatır. Müftü Hamza'nın rüşvet aldığını öğrenen Yavuz
Sultan Selim onu sıkıştırıp canının bağışlanması karşılığında bu fetvayı
verdirir.

Osmanlı, iktidarı için her şeyi kullanmıştır, kullanmaya çalışmıştır.
Alevi kırımına izin veren bir diğer fetva da şeyhülislam ibni Kemal
tarafından kaleme alınmıştır. "...
Kızılbaş topluluğu şeri yasalar gereği öldürülmeleri helaldir.
Islam askerlerinden onları öldürenler gazi, ellerinde ölenler ise şehittirler."
Halkı birbirine düşman etme kırdırma Osmanlı'dan bugüne devredilmiş bir
devlet geleneğidir.
__________________
Şairi var eden biraz da eksikliğidir, bıraktığı boşluklardır

Hüseyin Korkmaz
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 22-11-2007, 19:54
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart






Hocam bir şeyi net anladım, tarih hocamla tarih konusunda tartışma ihtimalim % 20 idi belki, ama görüyorum ki sizinle değil tartışma, söyleşme olanağım yok...


Hocam ben tarihi yargılamıyorum, tarihimle gocunmuyorum, utanmıyorum.
Ben tarihimi kabulleniyorum. Atalarımı değiştirme şansım yok, bari tarihi değiştireyim saçmalığı da yapmıyorum. Mezar taşıyla da övünmüyorum...


Atalarım bozkırda yaşamışsa yaşamıştır amenna. Çobandır, amenna... Gezgindir amenna, yağmacılık yapmıştır amenna. Çok dürüsttür amenna... Çok beceriklidir amenna...


İlk konu: Eleştirdiğim konu öğretmenimizib hamam ve tuvaleti Türkler buldu demesi. Bu yalana, yakıştırmaya gerek yoktu. Ne yapalım, onlar taş bina yaptı ise benim atam da kıl çadır yaptı, kilim yaptı, süt ürünlerini dünyaya tanıttı... Yıldızları, ağaçları, hayvanları, doğayı tanıdı. Kent kurmadı ama oba kurdu. İlla da hamamı, tuvaleti bulmak zorunda da değildi. Bunlar için, ne anamın kemiklerini yazıya dökmeniz gerekir, ne haçlı seferlerini... Benim atam tuvaleti bulmamış olsa da, kıçını taşla silse de o benim atam. Ben atamı değiştiremem ya... Neden aşağılık kompleksine kapılayım. Getirdiniz medeniyet kıyaslaması yaptınız, fotoğraflarla tarihlerle gerceğini yazdım.


Bir kez daha diyorum, ulusların iyi yönleri, övünecek yonleri de vardır, zayıf yönleri, zaafleri de... Varsın atalarım bilgisayarı bulmasın ama o da bir lokma ekmeğini yoldan geçen tanımadığı biriyle bölüşecek kadar gani gönüllüymüş.


Ulusların iyi yanlarını kötü yanlarını kıyaslamıyorum. Bana tarihi anlatan öğretmenimin yanlış anlatımının, gereksiz övünmelerinin yarattığı hayal kırıklıklarını anlatıyorum.


Mesela benim öğretmenime göre Türkeler hiç yenilmemişti, bir kere sadece bir kere o da müttefiklerimiz yenildiği için biz yenik sayılmıştık. Dikkate edin yenilmemiştik yenik sayılmıştık... Öyle olsaydı onca savaştan sonra dünya bizim olurdu. Bırakın dünyayı Osamanlı'nın toprağı bizim kalırdı. üç kıta üzerine yayılmış, milyonlarca km kare toprağı olan Osmanlı İmparatorluğu bu toprakları, devletler arası toprak reformu yasası gereğince, toprağı olmayan devletlere mi dağıtıldı. Hibede yapıldı. İleriki yıllarda kurulacak B.M lerde daha çok devlet temsil edilsin diye elinden geleni yaptı.


Hem biz nasıl yenilirdik ki, askerimizin silahı, eğitimi olmasa bile düşman bizi yenemezdi. Çünkü darda kaldığımız her savaşta, askerlerimizin görmediği, düşman askerlerinin görüp de dudaklarının uçukladığı, kılıçlarından nasiplendiği "yeşil sarıklılar" ımız vardı. Onlar bizim yenilmemize izin vermezlerdi.


Bir savaş çıkmaya görsün tüm Anadolu evliyalarına sefer görev emri çıkarılırdı. Tarihi çizmelerini, kanlı giysilerini, yeşil sarıklarını kuşanan bu evliya ordumuz çephede ön saflarda yerlerini alırlardı.


Birinci paylaşım savaşında da yenilmedik biz öğretmenim. Siz bakmayın bizi yenik saymalarına. Biz hiç yenilmedik. Yenildik diye bir ifade varsa tarih kitaplarında, bilin ki yazanın kanı bozuktur)


Moğollara Türk dedik, Cengiz Hana, Timura Türk dedik... Bu moğollar atalarımızı döve döve bir hal oldular. Orta Asya'da döğdükleri yetmedi Timur geldi Ankara'da da dövdü gitti. Eee bizi kimse yenemez, yense yense bir Tür yener ancak. Ne yapsın sevgili öğretmenim. Timur'u da Türk yaptı...



Konu mizah bölümünde, bu bölümü hak edecek kadar ciddi bir konu, ciddi ciddi katkı vermenizi bekliyorum. Gelecek konu, "benim atamın bıyıkları bütün ulusların bıyıklarını döver" Atalarımızın kılı tüyü üzerine dosyamıza katkıda bulunacakları bekleriz...





__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 23-11-2007, 02:31
M. Umur Tarakçı M. Umur Tarakçı isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: Turkey
Mesajlar: 61
Standart



Bre Emre Gümüşdoğan nam er kişi !
Sen ki Etrâk-bÎ İdrâk'tan olduğunu unutur,benim cennet mekan ceddim hakkımda
İnternet dedüklerü kefere icadı makinede ilerü gerü kelâm edermüşsün.
Biz sendenmüraat bekleriken, sen kulum münaferet etmektesin.
bilesünkü senin bu yaptığın gıybettir.
Lâkin,torunlarımız içinde bizlerü müdafaa edecek ,yüksek şuura sahiip
tarihçi,coğrafyacı,halıcı,kapıcı,bozacı ve dahi nice adem evladı vardır.Şükürler olsun-
ki yüreğimize su serpilmiştir.
ben ki ,Ertuğrul Gazihan oğlu,Osman Gazihan oğlu vede burada
isimlerini sayamadığım 36 padişah oğlu
Sultan Vahdettin

Meraklısına not:Birilleri beni Etrâk-ı bî idrâk hakkında biliçlendirmeyi lütfen düşünmesin
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 03:24


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum