Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Şiir

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #41  
Alt 10-02-2010, 11:19
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

ŞİİRLERİ ÜSTÜNÜZE ÖRTEBİLİRSİNİZ ÇEKİNMEDEN *

Eski bir kitap aldım raftan. Eski bir raf, eski bir arkadaş. Hiç bitmeyen şeylere ‘eski’ denebilir mi? İlk kez okuduğunuz ama içinize işleyen bir şiir kitabına da ‘yeni’ diyemezsiniz. Sanki hep vardı ve hep olacak. Sanki siz yazdınız o dizeleri. Aslında öyle de. Bunca içinize işleyen şiirleri, okur olarak siz yeniden inşa ediyorsunuz kendi dünyanızda. Onlar artık sizin. Ve siz onlarınsınız.

Aşk ve şiir, zaman ve tortu, inanç ve ikilem, gündüz ve gece; bunlar ‘’hiç bitmeyen’’leri hayatın. Değil mi? Raflar ve kitaplar… Bitmiyorlar.

Arkadaşlar, herkes şiirleri kalemle yazdığımızı sanıyor. Herkes şiirleri kâğıtlara çizdiğimizi umuyor, bizi masa başında kısık ışıkta hayal ediyorlar. Herkes bir renk tutuyor içinden, bizler için. Müziği kısıyor, camı açıyor herkes. Herkes şairlerin uyumadıklarını varsayıyor. ‘’Bizler…’’ diyorlar, ‘’…yumuşacık uykumuzdayken. Onlar şiir alevinde kavrulurlar ve dize bekçisidirler gece uçlarının, gözaltları torbalı ve karadır.’’ Oysa gerçek pek de öyle değildir. Şiir ne kalemle yazılır, ne de kâğıtlara sığdırılır. Dizeler, sesler, tınılarla bezeli; duygu-düşünce ve yazının çetrefilli ahengidir şiirlerimiz.

Şairler her geceyi uyurlar ve düş görürler çünkü. Düş görmeyen şair yoktur. Düş görmeyen şiir de yoktur. Öyle mi? Ama her düş gören gördüğü düşün içindeki şiiri yakalayamaz. Şiirin narinliği de, eşsizliği de bu. Her elde tutulamazlığı da. Şiir şairin gün yüzüne tuttuğu düş bulamacıdır. Gelecekten konuşur, uçsuz bucaksız gelecekten. Şiir dünyadan hızlı döner.

Uzun zamandır şiir yazmadığımdan şikâyetçiymişsiniz, neden şikâyet edilirse bundan artık. Uzun zamandır aynaya bakmıyormuşum sözde. Hah! Siz öyle sanın. Bir şairin şiirleri saydamdır ve içindedir ve patikalarında yürür bütün coğrafyaların ve gölgesidir ışıksız kaya kümelerinin ve cebinde bekler sihrini yüzyılların ve aşka âşıktır en çok. Şiir cadde bilmez ve asfalt tanımaz. Duvarsızdır ve badanasız. Dışsız ve zarfsızdır. Maddesizdir, denklemsizdir, matematiği iç gömleğinde saklar ve onu sadece ‘’para hesabı’’ sanan zavallılara güler kahkahalarla. Şiir; sonu olmayanın başıdır, başı olmayanın da başı. Kir tutmayan suyudur şiir arzın. Kuşkusuz en geniş yüzüdür dar sokakların.

Şiiri düşlerinden damıtıyor şairler. Kanlarından çekip çıkarıyorlar dize denen kılıcı. Dünyanın en değişmez kurallarını ortadan ikiye ayırmak için. Dünyanın tüm kötülüklerine cepheden tükürmek için. Açlığa, savaşlara, paylaşımcılığa, yoksulluğa, oburluğa, yok edicilerin hırsına ve tırnak içlerine sövmek için sözünden sıyrılmış küfürlerle. O zaman şiiri üstümüze örtebiliriz, sıcaktan ve soğuktan korunmak için. Örter miyiz? Ben örterim, siz de.

Saksılar alıyorum çiçekçilerden. Toprak, porselen, plastik. Sarı, beyaz, turuncu, mavi ve yeşil. Köşeli, yuvarlak, enine dolgun ve bazen kısa. İçlerini boş tutmak için alıyorum saksıları. Tohumları havaya savuruyorum ki karışsın rüzgâra. Dişlerimin arasına, dilimin altına gizliyorum onlara sunmam gereken ışığı. Abecesiz yazılar takıyorum kuyruğuna yelkenlilerin. Yüreğim yara bere içinde. Görüyor musun? Ben bile göremezken bunu çoğu zaman. Sen gör, peki.

Bir de çıkmış ilhamdan söz ediyorlar, fütursuzca. Ucuza getirecekler ya şiiri, ondan. Şiirden bir kavrammış gibi söz ediyorlar. Oysa o bir nefes ve haritasız. Görünmez eliyle dokunuyor yüzüme her sabah. Savruk, kibar ve sıcak. Kefenini asıyor portmantoya ve öyle giriyor mezarına. İlhamdan üstün bir nefes, evet…

Şiir sessiz bir bulut parçası değildir. Şiir göğün içinde akan kuş yolu da değildir. Şiir ırmakları tarayan çakıl değildir. Şiir bunların hiç biri değilken, bir bakarsın hepsidir. Şiir düz giden zamanın doğaçlama çağlayanıdır ki; çelmelesin, düzen bozsun ve ayağa kaldırsın en umutsuz hayatı. Şarkıda notalar arasına takılan es, resimde renkler arasına anlam yükleyen gölge, tonlar arasında gidip gelen dalga boyudur şiir fiziğin. Devinimin ta kendisidir ve onsuz yol almaz gün ve gecenin yelkenlileri.

Tanrı şiirle konuşur. Tanrıya seslenirken de şiiri kullanabilirsiniz bu nedenle siz.
* kurşun kalem'den
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan
Alıntı ile Cevapla
  #42  
Alt 10-02-2010, 11:26
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart


Büsbütün*


Bütün tacirlerini eskitmiş bir okyanus. Şimdi sulara bakabilir ve içinden geçer birer duygu gibi her iklim. Yosunu ayıklamış bedeninden, ruhu ak pak. İnliyor yüzünden savrulan rüzgâr.

Bütün sicimleri bir boy. Gözünü sakınmıyor vesikalardan. En vakur haliyle tepelerin. O şimdi dağ. Balıksız bir yüzgeç kadar narin. Kıpırdıyor, sen okudukça.

Bütün suçlarını affetti ufkunun. Şimdi bir tüy sesi, hafif ve umursamaz tepesinde güneşi. Hangi sele kapılırsa kapılsın, kemiksiz elleri var. Bir tuhaf sarmaşık ki elleri, yeşil. Üçgenlere bölüyor gözleriyle göğü kesen tülleri. O en göksel tavrıyla meleklerin, o en kısa.

Bütün karanlığını kuşanmış kasım. Belki dolunaysız bakışlarından güzün. Bahçeleri toplayan çocukların saydamlığına yakın. Çimen kokusuna yakın büsbütün özgürlüğün. Kil gibi, kurum gibi, çaldığı gibi sarı ve metal nefeslilerin. Öylece duru ve ezeli, öylece saydam çiçeklerin tozuyla.

Bütün serkeşliğiyle zaman aşırı yolların, deniz aşırı saatlerin. Ve sesiyle hatırı sayılır ev tozu hatıralarının. Ve saksısına diklenen, kabaran toprak. Bir dirhem bir çekirdek ve büsbütün ağaç. Yapraklarını saklıyor kendinden kabuk.

Bütün hazlarını gömerek kadavrasına. Hakmış, hukukmuş hiçe sayarak. Ceplerini boşaltıp şöyle, masaya. Dilini kurutan içme, yüzünü solduran yağmur. Bekliyor öncekileri sissiz haykırışıyla: Tutsakları çözmenin doyumsuz tebessümü.


* kurşun kalem den
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan

Konu ogün kaymak tarafından (10-02-2010 Saat 14:48 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #43  
Alt 01-03-2010, 23:28
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart


D.N.M*


D

Şahidim. Kelimelerin varlığına ve yoksulluğuna. Otların yeşilden önce kızıl koktuğuna; dilin kuruyan bir yara olduğuna; kemiğin istemsizliğine de.

Önümden geçti. Şiir sığ ve akımsızdı, tenime değmedi, esinsizdi. Roman oylumunda yüzüme çarptı şiddeti kısa, çelimsiz dizenin. Hepsi önümden geçti ve tökezlemediysem ve kapaklanmadıysam önümde duran yere, suç benim.

İrkildim. Yalnız olmasam irkilmezdim. Yalnız olmasam bunca çoğalamazdım içkinliğimle. Yalnızlığım aşkınlığımdan değil demek. Ve budanabilir tortusu yüzümün, keskin bir sakal tıraşıyla. Ne kadar yalnızsam o kadar insanlaşıyorum, toplumsallaşıyorum. Çünkü tek yolu budur diğer yalnızların dramına tanık olmanın.

Uzunu ve kısası yoktur duaların. İçtenliğiyle büyütürler saygın girdaplarını. Anılar da olduğu gibi. Pilaki, uskumru dolması, hilesiz tavukgöğsünden kesme kazandibi. Anılar ve dualar; ne kadar iç içe. Nefes; ne denli büyük bir onurdur. Buraya bir ünlem koymalıyım!

Hayattayım. Başı ve gidişatı olanım. Sonun bir denklemden ibaret olmadığını biliyorum, y = 2x + 4z - 3 değil son dedikleri eğri. Hayattayım, bu bir başlangıç. Göğü ve toprağı dinledim, öyle…

N

Gardırop yazdığımda bana kimse kızamaz. Böyle öğrettiler bana, kostümlerim. Kostüm diyince kimse kızamaz bana. Kılık kıyafet devrimiyle yaşadım. İspanyol paçalar gördüm ve güldüm eskiyince fotoğraflara. Sonra onlar da devrildiler, fesler gibi. Bileğine künye takan gençlerin içinden geçtim; harfli kolyeler, hatta isimli filan.

Gittim. Ad’ımı bir gölgeye kazımak için, duru bir ağaç seçtim. Sert kabuğa açılan iziyle çakımın, parantezler çizdim.

M

Meymenetsiz bir ifade takınabilirim her daim; gülümseyemeyen insanların üstün yeteneğiyle. Sirklerin yerini bozabilirim, lunaparkların neden ay ışığında bu gürültüyü kopardıklarını anlayarak yolumu değiştirebilirim. Risk alabilir ve dolu mideyle Matilda’ya binebilirim, yemyeşil suratımla. Logaritma hesapları yapabilirim o helezonda. Ayna oyunlarına katılabilirim çocukların, katılım da diyebilirim iştirak da. İştirak, Osmanlının sosyalist dergisidir çünkü. Ne güzeldir nostalji, yunanca dönüş ve keder sözcüklerinden oluşsa da. Ne hasret dolduruyor içini ne de sıla özlemi.

Şiir bile çalışabilirim heyhat! İncelmiş bir imgenin kabuğunu soyarak. O tiren ne tirendir ama çığlıklarla, lunaparkta…


*dize'den
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan

Konu ogün kaymak tarafından (04-03-2010 Saat 07:16 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #44  
Alt 14-04-2010, 05:13
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Şiir Şeklinde*


Taşları yerinden oynatma boyna,
Dünyayı hafif tertip eksenlerinden
Kuzeyin kuzeylere gitsin – göz açıp kapat
Güney siner güneyine tenindeki yalnızın

Eğebilirsin dallara söz geçirince
Göçmen kuşlar yön değiştirir, hemen
Söz olur Bolero’ya – sivri kanat uçları
Yolları yere düşer – üşürler:

Şimdi çal Bohem Rapsodisi, Kraliçe’den; dinlet Roman gülüne;
‘’ is this the real life? is this just fantasy? ’’
Çadırının ağzında, elini beline dayar raksının abecesi

Eski akşamlar eski, daha da, bir daha da, eski!
Kuşatınca dağlarını gün gürültüsü
Issız kalır subaşları – gök yansır ki devrilir

Kulağımda küpesi, sabahın sığ ışığı
Taşlarında sarışın – ıslak şiir şeklinde
Sözüm ona gümüş kenar aynadan
Her bakışım suya nazır, şiirlere nazire
* kurşun kalem'den
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan
Alıntı ile Cevapla
  #45  
Alt 10-05-2010, 21:02
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Fi Tarih*


Kızıl taylar sunardın ellerinle, üşütmezdin
Bakma soğuk duruşuna, bütün ırmak, öyle taze
Rüzgârı gördüğünde, kuzeydenmiş dudağımda
Teninde hisset hafif, al yazmalı burcunu

Çoğul düşler kurardın, yüzümdeki yaralardan
İsteksiz balığıydık yangın içre meydanların
Meymenetsiz şarkısıyla içilirken ucuz şarap
Büyülü ormanların tadı akar dilinde

Helal ettim çizgisini duvarlaşan sokakların
Ev evlere bakmaz olmuş, komşusuz kibir yumağı
Başını ört, saçlarında tuz billuru gibi sessiz
Kılçığımı sıyırırım kanımdaki ispirtodan

Bana şiir getirirdin, tılsımları kırılmamış
Bunca dağcıl sözlerin denizlere açıldığı
Nefesimden akan gümüş, gömleğine bulaştıkça
Yarın denen bizsiz zaman, bitmez kalır kuşağında



*dize,175 den
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan

Konu ogün kaymak tarafından (10-05-2010 Saat 21:17 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #46  
Alt 16-05-2010, 08:53
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Amacımız Aşk mı?
*
Ogün Kaymak *




Niçin şiirle uğraşırsınız? Sizi şiire çeken nedir? Beni şiire çeken en önemli etken, şiirin çokgen yapısıdır mesela. Her okuyuşta benliğimi farklı bir düş dünyasına devşirmesi, sezgilerimin şiirle ağarması, imgenin dayanılmaz ağırlığını göğsümde hissetmek bu çokgen geometrinin belli başlı köşelerini oluşturur. Dünyayı, dünyanın dışından bakarak algılamaktır şiirin okuruna getirdiği; gerçeği, gerçekliğin uzağından. Bir eğriden doğruları üretebilir böylece insan. Tuzdan kayayı çoğaltmak gibidir, geleceğin heykelciklerini yontmaktır belki de şiirle edindiğimiz deneyim.

Tersinden bakalım bir kere de: Neden şiire uzaksınız? Bu soruların yanıtını ararken şiir de okuyabilirsiniz, şiir olamadığı halde şiirim diye kendini ortaya atanı da. Önümdeki kitabın yazarı şiirin neyliği üzerine günümüz ve günümüze yakın zamanda en çok kalemini terletmiş şiir-adamlarının başında geliyor. Bu nedenle rahatım ve kendimi şiire bırakabilirim.

‘’… Çocukların gülüşünde başlayan ayaklanma / o tohum, şimdi toplumun doğurduğu.’’ Toplumsal dönüşümün nerede başlarsa, taşların yerli yerine oturacağını ancak bu şiirsel dille – kısa ve vurgulu – tanımlayabilirsiniz. Buradan bakınca ilk çözümleme şöyledir: Veysel Çolak’ın tüm mısra dizimleri; birer paragraf, mantık ve örgüsünü barındırıyor içinde.

‘’… bir kavgası olmalı bu bedensel varlığın.’’ Kitap adı seçmek hepimizin zaman zaman en zorlu saatlerini işgal edebiliyor. Okura kitaptaki imgesel, biçimsel ve anlamsal bütünlüğünüzü kısa ve kült sözcüklerle hissettirmelisiniz. Zor iştir. Amacımız Aşk kabul edelim ki çarpıcı bir kitap adıdır. Rafta gören okur şöyle bir eline alır yoklar mutlaka ( sahi, raftan kitap satın almayalı uzun zaman oldu mu hepimizin? Sanal reyonlar, sipariş formuna tıkla, vs… ). Neyse, bir şiiri, aşk şiiri olması muhtemel bir lirizmi bu dizeyle sonlandırmak damıtılmış bir politik duruşu olduğu kadar, durulanmış bir poetik açılanmayı da gerektirir.

Bir sloganı çevresine tükürüğünü saçmadan ‘’duru’’ bir lirizmle, sözcükleri şiir değirmeninde öğüterek, yumuşatıp ekmekleştirerek sunuyor tinsel soframıza Veysel Çolak. Ki, toplumsal kavganın ve kaygının kapısını da aralıyor; bireysel olana, aşk’a. Nedir ‘’Amacımız Aşk’’? Dikine genişleyen bir geçittir bu kısa cümle. Çünkü gelecek aşk’la kurulur. Çünkü iyilik’e aşk’la varılır. Kötülükler yumağı, para tanrı, sivri dişli zindanları tiranların; ancak aşk’la kotasında eritilip atılır geleceğin çöp sepetine.

Kedinin de, hançerin de farklı şiir ve dizelerde, değişken imgeleri oluşturmakta kullanıldığı bir şiir kitabı Amacımız Aşk. Bunun ederi şudur: Veysel Çolak çevresine dayanarak kurar yazısını. Evindeki, günündeki, sokağındaki nesnelere, katı gerçekliğe yaslanmak. Ve şair ancak o buz gibi nesnellikten çekip çıkarır şiirin yumuşak sesli çoğulluğunu. Düşünü uykusunun önünde kuran şairdir Veysel Çolak Bu durumda okuru onu asla yalnız bırakamaz; şair, şiir, okurun çoğaltıcı üçgeninde. Şiirini çalıştığı ortamın kokusu sinmiştir yazısına. O masada çalışmıştır, o nefeste buluşmuştur seslerin yoğunluğuyla. Ne kadar puslansa, o kadar açıktır. Ne denli gizlense, o denli ışıldar. Şiirini gecenin koynundan kotarırken dipdiri bir yorgunluğa erer. Şiiri ter içinde kalmıştır ki bu bir bilgenin elinde olmadan vardığı ermişliktir. O zaman eline aldığı yapay gül, yaprağını kıpırdatır; masasına koyduğu bardak kumsalları karşılar.

‘’…Bütün yanıtlarımın sorusu sensin.’’ Şiiri felsefeyle beslemek. Şiirini tarihle sulamak. Şiirin ışığını ve gövdesini coğrafyasının kuz’unda saklayabilmek. Şairin modern çağlara dair sorumluluğu, hayatından daha ağır çeker. Bu ağırlığı da, darasını da izleyebiliyorum Veysel Çolak şiirinde.

‘’ Bu dünyaya dudağını öptürme / saatleri kır, bitsin o kurmaca yaşamak / aslolan toprağın dişiliği…’’ Bu bir şiir türü değil! Çünkü bu şiir ne itaatkâr, ne de itaate davetkâr. Bu ve buna benzer cümleleri kuran ‘dil sahibi’ ya şiirden bihaber, ya hayattan bihaber, ya da şair veya şiir-eleştirmeni kisvesi altında içindeki ejderhayı besliyor. Biliriz ki ejderhalar gerçek değildir. Çocukların ve çocuk kalan büyüklerin korkularında, kötülük anlarında yaşarlar sadece. Oysa Veysel Çolak haber ve emir kipini bilinçle kullanıyor şiirinde. Modern şiirin önermeler atlasını da örebiliyor böylelikle. Bu öğeleri şiirine taşıyan tüm şiir emekleri gibi davranıyor. Bu ne bir itaattir, ne de diretme. Bu bir tür soluk alıp veriştir. Sert bir kayaç olma umududur, çürümenin karşısında. Bir Tutku’dur bu! Evet, Tutku bir aşk ve direnç şiiridir. İyidir. ‘’… bir kadın, keskisi aşktan / toplumu yonta yonta kendine kıyı…’’, ‘’…kalmadı kandan başka mürekkep / atıldığı ateşi söndüren kitap…’’ Böylece daha iyi anlayabiliriz şairin Tutku’yu kendi seçkilerinden oluşan şiir yıllığına neden kattığını.

Amacımız Aşk, çoğu 2009 imzalı 32 şiirden mürekkep. Bu aynı zamanda şu anlama gelebilir. ( elbette kişisel düşüncem bu zaman diliminde Veysel Çolak’ın kitaba giremeyecek nitelikte şiiri yok denecek azlıktadır ) Yılda 30 şiir çalışmak, bir şiiri ortalama 10 gün çalışmak demektir. Yine matematiği çalıştırırsak; her 3 dizeye 1 gün, her dizeye 8 saat ayırmak anlamına da gelebilir. Özellikle genç şair ve şiir okurları, bu tür damıtılmış ürünleri ellerine aldıklarında, bu anlamı göz ardı etmeksizin tartmalıdırlar da. Bunla da kalmayıp, bu ilkeyi kendi şiir deneyimlerine ve hayatlarına taşımalıdırlar.

Amacımız gerçekten aşksa, şiire dönelim tekrar: ‘’ …kalbi ağır ve yaşlanmış akşamlar…’’, ‘’…giderken yanında götürdüğü son gece ve çalışkan karanlık…’’, ‘’… fiyakalı bir yığın yalan…’’ gibi yoğun imgeleri okuyucuyu yormadan şiire yedirmek bir ustalık talimidir. Veysel Çolak’ın bunu kolay kotarmasının altında yatan en önemli unsur seslere olan bağlılığı, şiiri bilgi düzeyinde ele alışı, sözlükçülüğü, araştırıcılığı ve çalışkanlığı olsa gerek diye düşünürüm. İlk dize ne kadar önemliyse Veysel Çolak şiirinde son dize de o ölçektedir: ‘’Öldürür bütün yalnızlıkları şimdi karnını anımsamak.’’

‘’Postacıları da yok artık, yüzleri park yalnızlığı’’ derken, Edip Cansever’i incecik ansıtmak, ona duyulan saygının üst göstergesi değil de nedir? Ustalarımızla yeşertiriz varlığımızı, onlara yükleriz yalnızlığımızı ve onlara böleriz sonralarında yaşamışlığımızı. Nefesimizde yaşarlar, şiir başka neye yarar ki?

Veysel Çolak şiiri, derdi olan bir şiir. Ve derdini okuruna dolambaçsız bir görsellikle iletebiliyor, hissettirebiliyor. Veysel Çolak şiirin adamakıllı ağrıları var. Okudukça bizim de ağrılarımız – varsa –artıyor. Ya hayatı boyunca başı ağrımamış şanslı insanlar? Onlar yakınımızda durmasınlar! Yönü apaçık bellidir şairin: Bu tarih beni anlatmaz, kalsın / kalbim, ben sana inanıyorum. Bununla da kalmıyor şair; ‘’…ama yüzün hâlâ gürleyen orman’’ ile umudu, ‘’omuzlarında, kanatlarıyla ölümü silen o kuş’’ ile teslim olmayışın temsilini, ‘’…el yazımı tamamla’’ ile paylaşımcılığı temsil ediyor. Bütün şairlerin boyunlarının adanmışlığından söz açarak da gün şairlerine duruş, etik, sorumluluk dersini veriyor, kısaca.

Bunca üretkenliğiyle şairliğin, iki saf seçeneği vardır: kendini tekrarlamak ya da kendini sürdürmek. Birincisi kolay ve değersiz, ikincisi zorlu ama biriciktir. Veysel Çolak şiiri ‘’…kuytuda bir saat / ne zaman durduğu unutulmuş…’’

*Eliz'den
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan
Alıntı ile Cevapla
  #47  
Alt 14-07-2010, 11:52
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart

Günübirlik

I.
Ağacın arkasındaydı. Biraz sonra da, ağacın arkası kalır zaman. Vardığında köpüklüydü, azcık beyazdı. Yan komşunun duvarına tırmandı. Geçip gitti diyordum ki; masamda, karşımdaydı.

Manzarayı düzenledik iki yanından. Çekiştirdik, boyadık, biraz toz attık.

Okşadık onu avuçlarından. Kader çizgileri oradan izlenebilir: Bir çeşmeyle bir taraktan daha ne beklenir ki? Yüksek sessizliğimizden bir bulut aktı.

Ağaçlara hükmediyor olduğu yerden. Ses veriyor dallarına, sonra gövdesi. Köklerinde bir harf var, çağlar eskisi.

Gölgelere, ışığın o yapışkan, tumturaklı lezzetine. Dalgalanmış sevgilerin akışkanlıklarıyla geçiyor zaman. Kuraldır diyoruz, karar veriyoruz. Mutsuzluğu asıyor o, umudun uzun yüzüne.

Renkler ve esen yelle suskunlaşan bir hayat. Çok s/esli, çok durağan.

II.
Kapıyı tıklattı ve başladı, hayatımdan geçmeye. Sesini alçalttı, yüzüne yaklaştı ağzı.

Bir şeyin ucundaydı, geçmedi – kaldı. Kısa, kısalan, kısacık bir tık. Kaldı, geçmedi – kaldı.

Gök içine kapandı: Bu derin bayraksızlık. Buna rağmen sürüyor çiçeklerin hareketleri ve tık. Açmadı, kapandı – tık tık tıkır, tıkırtı, göğün yüzünde.

Gördüm: Zaman dışa savruluyor öbür bükümde, sözlerimi ağrıtarak.

III.
En çok alnından tanırım ben seni. Söylerim, sesim titrer. Havadar bir gemiye döner ellerim. Boğaz’ı ucundan ucuna…

Renklerin ne önemi varsa, bulutların, dağların da. Değişiyor kıyıda bıraktığımız bütün kıvrımlar. Ama sesimiz aynı ve davetkâr. İçimizden sayıyor aşkı.

Bilirsin, birer sayıdan ibaretiz; sen, ben ve biz.



şiirsaati'nden
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan

Konu ogün kaymak tarafından (28-07-2010 Saat 23:57 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #48  
Alt 23-12-2010, 09:23
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Name Şişesindeki Mantar

Name şişesinin mantarıyım. Kelâmın muhafızı.
Öylece,
senelerce… Kendimce bir ağırlığım
var tabii: Hani
rüzgârda kolayca savrulan, sokak aralarında uçuşup
suya düşse batmayan… Ucuz şarap şişelerinin karnı
deşik tıpası değilim. Ağzı gevşek,
lakırdıyı tutamamış pörsümüş sinesinde.

İsmim name şişesinin mantarı. Rengârenk
harfler sihirdaşım. Cümle cümlelere tanıklık
edenim, büyüsünden. Bir ömrü çizerim size kolayca,
yırtık desenleriyle. Havayı tutanım ben, sözcükleri
hiç eskitmem.

Bana name şişesi mantarı derler, üstat! İsteyerek
olmadım böyle, inanın. Ama sevdim
gözüm kör olsun ki ne olduysam: Suya
bırakılan şişeyi. Taş binalar semtinden,
bir mahzenden çekip aldı beni iki
sevgili, baharın ilk iki gününden biriydi – besbelli.
Bunu ışıktan anladım, kolay.
Dışarı çıktığımız gibi iki avuca yaslandım.

Yıllar yıllar sonra bir güz evveli
ikindisi. Erkek olanı ya da bayan – biraz olsun
şiirden anlayan,
kelâmın muhafızı yapmaya
kalkıştı beni. Kendimce
bir ağırlığım var tabii. Hissiyatım kendime has.

Bir gün bir çekmecede kuruyacağım. Sonra yeni bir
hikâye, yeni bir deniz, yepyeni bir ileti; tutunacağım.
Bir dinim daha olacak, gözüm kapalı inanacağım.


Ogün Kaymak

Eliz, Kasım2010-sayı23'den
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan
Alıntı ile Cevapla
  #49  
Alt 23-12-2010, 09:25
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Tekne

Sonsuz derini kazıyor su
Su susuyor orda, sözcüklerin askılı
Büyücek bir adanın mutsuz hayaliyle dolu
Ufkun, omuzlarını üşüyor

Küreğin batık, pergelliyor yüzünü ıssız haritan
Öylece beklenir mi karanlığı yaran liman
Kızgın ten, puslu düş, tuza banılan ruh
Dışına kanayan rüzgâr, saklı yelkeni barınakların

Kararını veriyor - bu yavaş bir yol
Eli değiyor elime, salınıyor çiçeksizlik

Dibimi dolduruyor kıpırtısı havyarın
Günübirlik hayalleri şu kanatsız martının
Dilimden ürperiyor boşa düğümleriyle
Bakır tasında saklı bulutsuz bir güneşe

Bakışımsız heyecanla sallanır tekne
Yaz kapıyı aralar güze teşne kucağında
Kırılır kaşlarından eskiyen yarın
Meyvesiz içliğiyle ikizinden yaralısın


Ogün Kaymak

Dize, Sayı 180'den
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan
Alıntı ile Cevapla
  #50  
Alt 23-12-2010, 09:27
ogün kaymak ogün kaymak isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2008
Nerden: Samsun
Mesajlar: 1.532
ogün kaymak - MSN üzeri Mesaj gönder ogün kaymak - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Suyun Hikâyeleri

I.

Şimdi, ikiye bölünür: Nâr’a iç çektiğimdendir
Kuytusunu süpürürüm, zaman talaşı
Bak ölüme yapışmışım, hayatı okşadıkça
Derin bir ah!: Yüzümdeki kuru karanlık

II.

Suyun dili tutulur, söz kesiği dense de
Küpeştede gerilen tuzlu ıslak yorgunluk
Mekânını algılayan havadar duvar
Bir nefeste tüketirsin günah ve berraklığı

III.

Herkesin ilk hikâyesi sudur
Sondan evveli de öyle


IV.

Suyu dinler, ona değinirim
Hüzünle buluşma gecemde

Bulutsuz mu gök? Olsun! Toplanın!

Bana yeter avucumda uyuyan toprak!
Rüzgârı bir çekerim ki düğümlenen alnından

Göğün yükseltisinde, toplanın!


V.

Bütün bedenim ellerimden ibaret
Aksanım az aksasa, tutunurum neyliğe
Neyler bana neyleyseler sırılsıklam yanaşır

Her defa: Daha da hayat, derler

Bana savaşır korkunç adamlar canhıraş çığlıklarla
Beni ölür tırnak izimi saklayan analık
Yuğarım onları, ruhlarının dışından kana kana

Düş izi kalır üzerimdeki gölge, kımıldar çocuk pıhtısından

VI.

Düşün, yüzümün gerginliğiyle başlar dünya
Tarihi başlatmanın ağır uyku/su
Ben hep ateşe karşı durdum! Ateş de bana karşı

Düşün, yüzümde saklanan ayna yarısı

VII.

Çıkrığın başına geçin, dinleyin
Kuyu uğultusuna karışır yeraltından geçişim
Göç yolları ezberim, eski hayvanlar
Yüzlerimde izleri yerçekiminin

Biz ki tarih sileniz, sil baştan kayalıkları
Büyük şiiri taşırız avucunuza
Yere düşürür düşürmez unuttuğunuz damla

Tek bir adımız var sudan başka,
Tek bir isim ve berisi sonsuz tin

Tenimizden taşıyoruz göğün damarlarına

VIII.

Evet, size verilmiş sözüm olduğu
Yaz, kış ve baharlar konusunda
Düşler ve bulutlarla da ilgili birkaç
Sonra savaşlar, sonra açlıklar ve kıranlar da

Evet, aşka da dairdir içim
Odanız kireç tutsun

Evet, özgürlüğüyüm kıyıların
Savruk yüzlü çakıl eşkıyasıyım

IX.

Mürekkep dağılıyor genişleyen ağzımda
Sessizce tutarım sözü kadranında didemin

Yazı dediğiniz düğüm kesintisiz bir boydur
Terk edilmiş şiirin gemi gevşemiş ruhu

Defteri kucağımda izleri seyreliyor
Kor/umda gezinirken dalga tutmaz dizeler

X.

Bana mı seslendiniz? Hayata mı?
Denizleri unutunca dağlara bakın
Bulutları unutunca kuytusuna karıncaların

Gemi direklerine, seyir defterlerine, satır aralarına notaların
Çeliğe ağzını veren bıçak
Bıçağa elini veren suç
Suça rengini veren keder
Kedere sırrını veren uyku
Uykuya gönlünü veren diken ve gülün çekimleriyle

Bana mı seslendiniz? Peki, zaten rengârenk adım…
Kızılı unutunca turunç toplayan
Karıncalara taşır su gönencini

XI.

Yüksek çekimimle sarılıyorum sana kardeşim
Sen de yanındakine ve sonsuz da sonsuza
Bütün atomlar eksiksiz – bütün atomlarıma
Ve bütün evren de dönüp bana aksın

Öylece direneceğiz!

Ben buna sevgi mi dedim? Sense beraber…
Sen bana kısa baktın. Ben derin
Eğil ve al beni avuçlarına – körfezine sözlerinin
Söyle yüzüme baladını, genişleyen yurduna kat

Bir bağ var aramızda bildiğin gibi
Tutunuyor ıslak ve sessiz

XII.

Farklı kaç kar tanesi saydın?
‘Hangisinde en güzeli desenlerin?’
Haklısın, gereksiz bir soru… Yanıtsız da
Bütün damlalarımla geçiyorum rüyandan

Tüccarlardan geçiyorum, vadilerden, deltalardan
Madenlerden, yeraltından, eskitilmiş zamandan
Varsa tadını alıyorum senden, yoksa kokunu

İç beni ki devşireyim perdelenmiş içindeki uykuyu

XIII.

Ayaksız terazimle duruyorum yanında
Berimde bir şiirin denge tutmazlığıyla
Nasılsa aysarlığım metlerde cezirlerde
Nasılsa sesleriyle çıkarlar ya yılkıya

Bulutlara asıyorlar ütü tutmaz tenimi
Alkımımdan yedi düvel bayrağını biçiyor
Umarım: Nehirleşip toprağıma kavuşmak
Bedelsiz dizelerle sarardıkça kayısı

XIV.

Gitarını soyunuyor serseri adam
Çekmenini cilalayıp asıyor göğe
Ben her ayın on dördüyüm – der, ilgisiz
Kocaman ışığımla dertop olur düşerim, düştüğüm/deniz

Şimdi suya girse perdesiz
Su bitecek ellerinde

Şimdi pür cesaret ışığını kaldırsa
Kimsesiz bir gölgeye bürünecek dünya

Su! Sesini alçaltan öykülerin upuzun sonu

Ogün Kaymak

şiiriözlüyorum.sayı.39'dan
__________________
...
Şair dediğin nedir ki
Şair sıska bir gavvas
Gayb suyunda incisine uzanan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 00:48


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum