Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİRLE İLGİLİ YAZILAR ELEŞTİRİLER TARTIŞMALAR > Eleştirmen Gözüyle

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 17-06-2012, 14:41
ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ekin ekin isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 39
Standart ŞİİRİN KÖTÜYE KULLANIMINA BİR ÖRNEK : CEMAL SÜREYA’YA “EŞCİNSEL” İMASI…



ŞİİRİN KÖTÜYE KULLANIMINA BİR ÖRNEK : CEMAL SÜREYA’YA “EŞCİNSEL” İMASI…



Ajans-Türk Gazetecilik ve Matbaacılık şirketinin kurucularından “şair” Necdet Evliyagil(1927-1992), 12 Eylül 1980 askeri darbesinin deyim yerindeyse “borazancısı” konumunda yayımladığı Ajans-Türk Dergisi’ nde, 1980’li yıllarda şiir yazan ünlü şairlere ve şiirlerine aşağıya alıntıladığım, edebi değeri olmayan, duygusal, çoğu kez etik dışı ve kıskançlıkla dolu, düzeysiz, şiirin kötüye kullanımına örnek oluşturacak nitelikte eleştiriler yöneltmiştir. Evliyagil’in söz konusu yazıları, bir bakıma, faşist askeri darbe rejiminin Evliyagil’in kaleminden ilan ettiği genelde sanat, özelde de şiir korkusudur! Bu düzeysiz eleştiri yazılarının diğer bir amacı da, arkasına devlet desteğini alarak başka şairleri gözden düşürerek, korkutarak şiir dünyasında kendine yer açmak, popülaritesini artırmaktır. Attila İlhan, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Necati Cumalı, Edip Cansever, Cemal Süreya, Refik Durbaş- şiirimizin önde gelen bu isimleri- Evliyagil tarafından, Ajans-Türk /Tarafsız Siyasi, İktisadi, San’at Dergisi’nin 205, 206, 207 ve 208. sayılarında, “Şiir’de Lirizm ve Rezilizm” başlığı altında, şiirlerinden örnekler verilerek ahlaki yönden adeta topa tutulmuşlardır. Ben bu yazımda, Evliyagil’in bir dönem şiir ve şairlerini karalamak bağlamında Cemal Süreya dışındaki şairlerle ilgili ahlaki imalı eleştirilerine de alıntılar çerçevesinde özetle yer vermekle birlikte, asıl, daha ilginç olduğunu düşündüğüm onun Cemal Süreya’ya yönelik eleştirileri üzerinde odaklanacağım. Kanımca yazımın içeriği bakımından en önemli özelliği, edebi eleştiri ile kötüye kullanma ve kara propagandanın olağandışı baskı ve korku rejimlerinde nasıl iç içe geçebildiği, sözümona edebi eleştirinin gerektiğinde siyasi amaçları ve propagandayı örtüleyebildiğidir. Aşağıdaki alıntılar ile alıntılarda yer alan noktalama işaretleri(vurgular)bütünüyle Evliyagil’e aittir.

Necdet Evliyagil, Türkiye’nin 12 Eylül’e gelmesinin başlıca nedeni olarak “Çağdaş Sanat ve Edebiyat” adı altında dışa bağımlı olarak etkinlik gösteren Marksist-Leninist “görevlileri” göstermektedir. Ona göre bu “görevliler” sanat yoluyla düzeni değiştirmeyi amaçlayan şairler, sanatçılardır. Bunlar düzeni değiştiremeye önce dilimizi bozarak başlamışlar,sonra da etkin kuruluşları, büyük gazeteleri, Türk Dil Kurumu(TDK)’nu ve eğitim kurumlarını ellerine geçirmişlerdir. Şiir, sanat ve edebiyat ödüllerini kendi yandaşlarına verdirecek jüriler kuran ve kurduran bu kişiler; böylelikle diledikleri kimseleri ödüllendirmişlerdir. Şiirimizde “rezilizm”in bu öncüleri “anlamsız şiir” adı altında ortaya çıkıp tüm güzelliklere karşı gelirlerken, fukaralık edebiyatıyla karamsarlığa ve bölücülüğe ışık yakmışlar, basının sanat sayfaları ve eklerinde sorumsuzca, iyi niyetli patron ve yöneticileri uyutarak en etkili yöntemlerle milli değerleri yıpratma politikalarını sürdürmüşlerdir. Bu şairlerin çoğu kendi ilhamından ziyade dışarıdan gelen telkinlerle şiir yazmışlardır.

Evliyagil’in dönemin şairlerine yönelik karalayıcı savları da ana noktaları itibariyle şunlardır: “Anlamsız şiirin temsilcisi Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır. Dağlarca hiçbir zaman şiirleriyle anılan, aranan bir şair olmamıştır, olamamıştır… Şiire başlayan her genç gibi o da ilk yıllarında şiir yazma hevesini sürdürmüş, şairlik mayası olmadığından zamanla tükenmiştir. Dağlarca’nın şair olmadığını yirmi üç yıl önce açıklamışımdır. Dağlarca’nın “Hoo’lar” kitabından şiir mi okuyacağız, bunun edebi zevkini tadacağız, yoksa, dilin içerisinde köşe kapmaca mı oynayacağız? Ben kendi dilimle yazan bir şairin kitabının ismini dahi çözmek için yarım saatten fazla bir zaman mı kaybetmeliyim?” Evliyagil, Attila İlhan’ın da tutuklanıp okuldan kovulduğunu, Emniyet Müdürlüğü’nün gediklilerinden olduğunu, onun “24-61” şiirinde korkak ve tutarsız bir yapıda olarak sevgilisi Çilli Ferihan’ı unutmadığını ve ona karanfil gönderilmesini istediğini, “O Vahim Orospu” şiirinde de “orospu çocuğu ve “piçlere” özenle yer verdiğini belirtiyor. Yani kurgu kahramanları örnek vererek şairi ahlaki yönden suçluyor. Necdet Evliyagil: Necati Cumalı’nın 1984 yılında Yeditepe Şiir Ödülü’nü aldığı “Tufandan Önce” şiirini de şiire benzetememekte, yazısına Cumalı’nın “Suçüstü” şiirini alıntılayarak bu şiiri “Kafadan ibne’nin oyunu” başlığı altında sunmaktadır. TDK ve Hürriyet’in “yılın şairi” seçtikleri Ömer Edip Cansever’i de yine “anlamsızlıkla” eleştirmekte, Cansever’in solcu olduğunu vurgulayarak, “Petrol”(1959) ve “Yeniden”(1981) şiir kitaplarından alıntı yaptığı “Ben Bu Kadar Değilim”., “Robespierre” ve “Tragedyalar V” şiirlerini anlamsızlıkları nedeniyle sarakaya almaktadır.

Necdet Evliyagil, Ajans-Türk dergisinin Ekim-1984 tarihli 208. Sayısının 11. Sayfasında bu kez-önem verdiğinden olacak- uzunca denilebilecek bir yazıyla Cemal Süreya’yı hedef almıştır. C.Süreya’nın Türkiye İş Bankası’nın “Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri” antolojisinde yer alan “İki Şiir İç İçe” şiirinde 12 Eylül Anayasası’nı “zakkum” olarak nitelendirmesi, Evliyagil’i çileden çıkarmıştır. Şiir bu bakımdan siyasi şiirin iyi ve etkili bir örneğidir. Evliyagil, Süreya’nın “İki Şiir İç İçe” başlıklı şiirini önce şiir değil de “düzme” olarak nitelendirdikten sonra şu tümcelerle eleştirmiştir: Cemal Süreya gibi başarılı kişiliği bilinen bir dev şairi(!) yeniden keşfettiği için T.İş Bankası’na teşekkürlerimizi sunarken; bir yerde 12 Eylül’ün de onaylanması anlamını taşıyan Devlet Başkanı Sayın Kenan Evren’i Cumhurbaşkanı yapan Anayasa’mıza karşı gösterdiği hassasiyetten dolayı ayrıca kutlarız! Cemal Süreya’nın bu doyumsuz şiiri(!) şöyledir:

Sevdiğin kentlerin selamı sanki
...........sülüs kamyon şoförleri
...........kûfi hamallar
Anılar hep sonbaharda gibidir
...........astrakan gecede
...........süt yıldızlar
Belleğinin yerini tutar kadehindeki
...........Taşlar taş kemerler
...........İvedi sarmaşıklar
Hayatını sarsan bin bir andan
...........adlarını yıllara
...........veren yargıç-krallar
Ne varsa yarım kalmış, geleceğindir
...........bir kez girilmiş sokaklar
...........açılmamış kapılar
Bilir misin iki kökeni var
......................hüznüyetinin
...........Çiçek durumu aşklar
...........Yaprak düzeni siyasalar
Üç anayasa ortasında büyüdün
...........biri akasya
...........biri gül
...........biri zakkum.
(1)

Evliyagil devam ediyor: “İki milli kuruluşumuz olan Milliyet Gazetesiyle, T. İş Bankası’na ne diyeceğiz! Yoksa TDK gibi onları da mı esir aldılar? Aynı Cemal Süreya, “1983 Yılı Eliyle Samanyolu” başlıklı şiirinde de “Eşcinselliğe” özlem duyuyor:

Yaşadım, Tanrım,
Yarım ve uluorta,
Bir dahaki hayatta,
Varsa öyle bir hayat,
Şiir yazar mıydım,
Bilmiyorum.

Ama kadınlar, Tanrım,
Öyle sevdim ki onları,
Gelecek sefer
Dünyaya
Kadın olarak gelirsem,
Eşcinsel olurum.
(2)

“Dünyaya / Kadın olarak gelirsem, /Eşcinsel olurum.” Döneminin büyük Türk şairi Cemal Süreya, alçak gönüllü bir şairimizdir! Kendisiyle yapılan bir söyleşide tevazu göstererek, kişiliğini, şairliğini ve şiirlerini Yahya Kemal Beyatlı, Baudelaire ve Valéry ile kıyaslamıştır! Estağfurullah! Hem de binlerce estağfurullah! Duygusal, romantik ve ruhu okşayan o güzelim şiirlerinin yanında Yahya kemal’in sözü mü olur? Baudelaire’le Valéry’de neyin nesi? Tuğrul Tanyol, büyük şairimiz(!) Cemal Süreya’ya soruyor: “…Son iki yıl içinde sık aralıklarla şiir yayımlamanızı nasıl açıklarsınız?” Cemal Süreya’nın cevabı: “…Zaman zaman şair miyim, değil miyim, diye düşündüğüm de oldu. Sonra bunun bir ölçü olamayacağını da düşündüm… Baudelaire ne kadar yazmış? Yahya Kemal çok mu yazmış? Valéry’nin suskunluk(hatta vazgeçiş)dönemi kaç yıl?.. Şiir benim koşulumdu; yazgımdı kabul ettim. Aslında daha çok yazmak isterdim. Ama(keşke daha az, ama daha nitelikli şeyler yazsaydım)dediğim günler de oldu. Kısacası, bugüne dek bizden bu kadar çıktı. Cahit külebi şöyle demiş: “Bizde kötü mal yok. Bir Cemal Süreya şiiri var mı? Bugün önemli olan bu sorunun karşılığıdır…”(3) Şiir, Cemal Süreya’nın koşuluymuş, yazgısymış! Ve lütfen kabul buyurmuş! Gördünüz mü alın yazısının yaptığı azizliği? Adamı zorla şairliğe itmiş! Ya karşı çıksaydı ne yapacaktık? Yazgısını tersleseydi, o güzelim şiirlerden yoksun mu kalacaktık! Aynı kuşağın renkli halkalarından biri olan Cahit Külebi’ de “Bizde kötü mal yok” diye Bay Cemal’i ödüllendirmiş? Bunlar, köprü altından su bağışlarcasına birbirlerini ödüllendirirler ya! Ama bu kez Bay Külebi doğru söylemiş! “Bizde kötü mal yok.” Siz’de hiç kötü mal olur mu? Ne mal olduğunuz ise lirizmle dolu o güzelim şiirlerinizden anlaşılmıyor mu?

“Dünyaya
Kadın olarak gelirsem,
Eşcinsel olurum.”

O zaman Cemal Süreya’ya “Eşcinsel şair mi” yoksa “şair eşcinsel” mi diyeceğiz? Artık kendisi saptasın. Evet, büyük bir alçak gönüllülük ve özveride bulunarak kendini Yahya Kemal gibi bayatlamış bir şairle kıyaslayan, Çağdaş Türk Şiiri’nin önderlerinden(!) Cemal Süreya, “ama senin” şiirinde (!), üstün bir anlatım biçiminde sevdiğine seslenirken, güçlü(!) ozanlığını sergilemiyor mu? Hangi şair aşkı ve aşkını bir beyitte bundan güzel anlatmıştır?

“Daha nen olayım isterdin,
Onursuzunum senin!”
(4)

Yani “Şerefsizinim senin!” Ne denir? Yahya Kemal’in ölümsüz aşkı Canan’la dolup-taşan “Erenköyü’nde Bahar” şiiri, bu düzmenin yanında ne kadar sönük kalıyor değil mi? Cemal Süreya’nın Türk şiirine yaptığı sınırsız katkılar(!), her zaman sevgi ve saygıyla anılacaktır(!).Hele O’na ve yandaşlarına şair diye sayfalarını açan yayın organları da tüm san’at severlerce aynı erdemli duygularla selamlanacaklardır(!). Üstün yetenekli, duygu dünyası görkemli Bay Süreya, ayni zamanda Türkiye’ye sevdalı bir şairimizdir! O, ülkesinin tarihine şöyle sesleniyor:

kısa türkiye tarihi

...........Şelaleye
......Düşmüştür
Zeytinin dali
......Celaliyim
...........Celalisin
.................Celali
(5)
Bu eleştirilere Cemal Süreya “Günler” kitabında 44. Gün olarak şunları yazmıştır: “Balkanlar’a baktım, içerde bizimkilerden kimse yok. Kapısının önünde bir süre gidip geldim; biri gelirse, içeri gireceğim, yoksa, eve döneceğim. Sabih Şendil’e rastlamayayım mı? Elinde Necdet Evliyagil’in dergisi. Bir zafer sevinciyle(neden bana öyle geldi)uzattı. Bir mizah keyfiyle okudum. Çağdaş Türk şiirini “rezilizm” olarak nitelendiriyor. En çok da bana takmış. Küfür ve jurnal iç içe. Bir yerde de eşcinsellikten sözetmiş.Ajans Türk Apartmanında oturan ermiş “kuşcinsel” mi yoksa?”(6)

Doğrusunu söylemek gerekirse Cemal Süreya’nın yukarıdaki şiiri, Evliyagil’in karalamaları bir yana, nesnel yaklaşıldığında biraz düşündürücü gelmedi değil bana. Freud bile otoanalizini birlikte yaptıkları Wilhelm Flies ile “gizli eşcinselliği” konusunu tartışmıştır(7). Kimbilir, Cemal Süreya’nın fazla evlenmesi, sık sık erkek arkadaşlarıyla uzun vakitler geçirmesi bağlamında yaşantısına ilişkin tıpkı Gaston Bachelard’ın Lautréamont’un yapıtlarından hareketle gıyabında psikanalizini yapması gibi bir psikodinamik incelemesinin yapılması ilginç sonuçlar ortaya çıkartabilir belki. Evliyagil’in biçemi ve kurgu metinden (şiirden)alıntıladığı argümanları bağlamında şairleri ahlaki yönden aşağılayıcı değerlendirmeleri savlarını aşırılıkları ölçüsünde ciddiyetten uzaklaştırıyor. Buna göre onun “homofobik” yaklaşımları ve eşcinselliği “çamur at izi kalsın” anlayışıyla hem de bir kurmaca olan şiir metninden hareketle şairine yöneltmesi ve bu tarz imalarda bulunması, okur nezdinde, hedefindeki kişinin imajının sarsma ilk etkisinin yanısıra giderek kendisine de yönelen kuşku uyandırıcı bir etki yaratma riskini ortaya çıkartıyor. Yazar ya da şair hiçbir zaman yazdığı değildir. Bu nedenle Evliyagil hırsına ve öznelliğine yenilerek kurgunun bu ilkesini unutuyor. Belki de bunu şairlere değin elinde başka karalayıcı argümanlar olmadığı için veya kolaya kaçarak böyle yapıyor. Tam bir doğulu azgelişmiş ülke yaklaşımı bu. Nesnel olmaktan uzak ve duygusal… Cemal Süreya açısından döneminde hiç de etkili olmayan Evliyagil’in bu şiir kökenli kara çalma etkinliğinin, kurgu metnin yaratıcısının aleyhine kullanılması bakımından önemli bir örnek olmakla birlikte sonuç vermeyecek bir yöntem olduğu, yöntemi kullananın sözüne değer verilip verilmediğinin de hesaba katılması gerektiği düşüncesindeyim. Eşcinsel yazar ve eşcinsellik şöyle dursun yaratıcısının heteroseksüel erkek olduğuna dair çok sayıda tümce ya da dize bulabilirsiniz. Neden bu ülkede eleştiri kişiye yöneliyor, yöneltiliyor ve kişiye yönelik olarak alımlanıyor bunu bir türlü anlayabilmiş değilim.

Abdullah Şevki
Haziran-2012, Ankara.



Kaynakça:
1. Milliyet Sanat Dergisi, Ağustos-1984.
2. Milliyet Sanat Dergisi Ağustos 1983.
3. Hürriyet/Gösteri, Temmuz-1984.
4. Hürriyet/Gösteri, Nisan 1983.
5. Yazı Dergisi, 1978/3.
6. Süreya,C. (1996) “Günler”, s.21, 1.Baskı, İstanbul, YKY.
7. Anzieu D.(2003) “Freud’un Otoanalizi ve Psikanalizin Keşfi”, Çev: N.Tura, 1.Baskı, İstanbul, Metis, 2003.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 19:45


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum