Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Şiir Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #21  
Alt 17-01-2013, 23:00
Muhammet Akyıldız Muhammet Akyıldız isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2011
Nerden: Antalya
Mesajlar: 52
Standart Yangının Bismillahı-2

deyin bir
el altından dağıtılan bu keskin şey ne
eskimiş yontulardan koparılan fazlalıklar gibi
yittik bu dünyada bu nasıl bir ölüm
deyin bir

en hassas yerinden başlanarak bitiriliyor insan
o şey ölüm için mi
bana gösterilmeden teslim edilen celladıma

aşk inanılacak şey değil
değil yaşamak bu değil
ölüm de bu değilken deyin bir
nedir bu
kör oluncaya kadar bakmak
bir ateşin külüne

bittiği yerden başlar diyor
kim
bilmiyorum
hıncının dudaklarını götürüp götürüp
zemheriye dayayan
kim
ben değilim
ben dublörüyüm tüm yangınların
üşümedim bu yüzden
anlamam insanın ayazından

o şey
şu anlamsız çıngı bensem
ya bir türlü kül olmayan zaman denen şey nedir
deyin bir

Muhammet Akyıldız (2012)
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 26-01-2013, 20:56
Muhammet Akyıldız Muhammet Akyıldız isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2011
Nerden: Antalya
Mesajlar: 52
Standart Kadim Türküler/Yırtınış

dinle

şaibeli dilim söylesin
bir türküyle tutup dağın nabzını
kadim bir suskunluğa bıraksın kendini
dilimi eskiterek bir zümrüdüanka

ve şöyle desin dikilip karşıma
bilge bir kişi

yönünü çevirmeden
dağa döndür dilini
ezelinden seslen bir ferdaya ataşı
yürüt nehirleri yukarı
bir türkü gibi

de onlar gibi

içimden zamana doldurdum bir bengi ezgi
ataştan yüküm dilime denk oldu gayrı
bir yontuyum kaidesi kurt tuzağı bir kuyu
elimde lir kuluncumda şark çıbanı yaralar

böyle seyrana çık
ve böyle sula dilinin ataşıyla
ürpertilen tenini
dedi bilge

bil ki
kendi kıraçlığındadır
elif elif selviler
dil nişanın
kuşkusuz bir sevdaya imlensin
yükünü eğir ve iki mil seviştir içinde
göklerden bir atlas doku çıplaklığına

ve şöyle de yar bellediğine

perhizdir
ataştan bir dudağın
buzdan sedefle örtünüşü
uzun soluklu bir çığlıktır
çölün o veciz sonsuzluğu

dil örtünü sıyır
sevdamı mimleyen bir avazdır
senin suskunluğun
dudağımdaki gür türkülerin
mora çalan kırmızısına benzer

eridikçe zaman
kıraç tenime yürür ılıklığın
ağular sürülmüş teşne dilime teğet geçer
yangınları suskunluğunun

de
ve dağa şöyle ağdır dilini

harlıdır y/ır örtünmeden sevişir
ok bir sözdür öznesini dil imler
soyunmazsa tahra gibi eğrilip
uzakları dilim dilim dilimler

böyledir y/ır
bir nidalı yır/tını/ş
soyar kirli giyitlerini tenindeki o imbat
dağ onurdur
apak bir ferdada yunaklık
yur gönlünü
çıplaklığının bu arınmış türküsü

dedi bilge


Muhammet Akyıldız (Anafilya Sayı:103 Ocak-2010)

Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 03-03-2013, 00:07
Muhammet Akyıldız Muhammet Akyıldız isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2011
Nerden: Antalya
Mesajlar: 52
Standart KOV

(pastoral bir dedikodudur)



güneşle yüzleşen karlı yamaçların yalancısıyım

öteden beri
kırçıl dağlarla fingirdeşen işveli bir deniz arasındaki
söylentiden doğup dururmuş pınarlar
haşarı dorukların
havadan sudan her cemreyi bahane ederek
kırıtan dalgalara böyle dadandığı çalındı kulağıma
kurtlandım kıyılarda köpüren suların oynaklığından
bir ozanın sözüne dolayıp
“hey gidi” diye diye çoktan dillendirmişler meğer
eğilip ırmakların akışına işkilli gözlerle bakaraktan

haydin iki söyleşelim
ikircikli yanlarımız durulsun
günahı boynuna örtbas edileceği mi kalmış
yeğni suların bulutlara atılıp dağa kaldırıldığının
kah koylarda
kah koyaklarda sel olmuş dağın taşkınlığı
zemheride bile ığıl ığıl kar altından
çöllerde dahi pörtleyen hislere zemzem niyetine
göze görünür olmuş damlayan ılgımlarla
benden duymuş olmayın
tarifi bile elden ele dolaşıyor denizin
birazcık tuz
çokça dağ suyu çalkaması

sözüm ona yerim dar deyerek sıradağlar
denizin ta bilmem neresine kadar usulcana
sündürürken o görkemli bedenini
boynunu koparayazmış kıtaların
gayrı varın siz düşünün
kıyıların şekillenirken neler çektiğini

hele bir de güneşi üfleyip ayın şavkına duranda
içindeki volkanik homurtuyla
“gergefin olayım dola dalgalarını şuralarıma”
derken dağlar
bir hoş olup renkten renge girmemiş mi sular
utancından bir o yana bir bu yana çırpınırken
yırtılıvermiş ar damarı denizin
gevşeyerek açmış çarşaf gibi buruşan yanlarını
inci mercan takıştırıp sokulurken dağın koynuna
dilim varmaz söylemeye
“devir siluetini üstüme üstüme”
diyerekten fısıldayışını
sonracığıma bir akıntı bir akıntı
dağın sudaki heveslenen aksine doğru
derinden derinden

başka bir söylencedir
güneş kurcalarken nana’nın göğüslerini
sırtüstü uzanıp sere serpe
yataklık edermiş meğer deniz
o zamandan bellemiş göğe baka baka
dağlarla öpüşmeyi
sonrasında kıyılarda taşları da yalar iken görmüşler

sözün yontulmuşu bu
kum dediğiniz dağın soyu
kov etmesem nerden bilecektiniz



Muhammet Akyıldız (Anafilya Sayı:97 Temmuz-2009)
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 08-06-2013, 23:10
Muhammet Akyıldız Muhammet Akyıldız isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2011
Nerden: Antalya
Mesajlar: 52
Standart DÜŞEYAZDIM

bulanık bir rüyadan
yekindim ve önce kendimi gammazladım
dedim ki
ey arı durular
ey ölü yıkayıcıları
pasaklıyım ben ellerimden ta dilime kadar
hamurumdandır bendeki kir
aman ha dokunmayın

insan seline kapılmıştım
ve sonsuz bir boşluğa dökülüyordu zaman
ben orada kuru bir dala takılmıştım
beni çırılçıplak gördünüz
her birinizin gözlerinde kırklandım
ama elleriniz yoktu
neden elleriniz yoktu rüyalarda
neden hiç kimsenin elleri uzanmaz aklımın uçurumlarına
rüyalarımdan da düşeyazdım

Muhammet Akyıldız
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 17-08-2013, 00:25
Muhammet Akyıldız Muhammet Akyıldız isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2011
Nerden: Antalya
Mesajlar: 52
Standart GÜVERCİN UÇUŞLARI

biliyor musunuz dedi çocuk
dağ güvercinlerini tutsak edemezsiniz özgürdürler
uçarlar ki hem de nasıl bir uçmak görmelisiniz
gri bir göğün dalgalanışı gibi sökün ederler
ela gözlerine gök bulaşmıştır hem de bir çift gece
size dağ doruklarının kokusunu getirirler göğüslerinde
hele ki o güneş
kanatlarının altında gizli bir ışıltı
öylece tutup öpmek istersiniz

az kalsın bir şairin çenesine çizdiği gizli gamzeden
güneş diye doğurup göğe bırakacaktı çocuğu kadın

dedi çocuk tüy gibi sözlerle uçuyordu zaten
gülüşünüzle göğün karatahtasında da öğretmenmişsiniz meğer ne güzel
düşlerinizi sürte sürte ağartmışsınız bakın

o zaman not alınız çocuklar dedi kadın
ödevdir
bu cumartesi ufkunuza
siz de tebeşirle güvercin uçuşları çiziniz

içinden tekrarladı şair
bir dağ güvercininin kanatlarıyla sevişirken

evet onlar tutsak edilemezler
ya güneşi getirirler her akşam
ya da bir gece ansızın gökyüzüne çarpa çarpa ölürler

Muhammet Akyıldız
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 23:53


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum