Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > DÜNYADA EDEBİYAT > Dünyada Öykü

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02-08-2017, 11:34
admin admin isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 1.806
Standart İranlı Öykücüler: Muhammed-i Hicâzî

İranlı öykücüler 1: Hem yakın hem yakın

Doç.Dr. Ulaş Başar Gezgin İranlı belli başlı öykücüleri tanıtarak İran yazınının Türkiye yazınıyla olan yakınlığına değindi.



İran, yanı başımızda, oysa Türkiye’de, ideolojik uzaklıktan olsa gerek, İran’la, özellikle de kültürüyle ve yazınıyla ilgili çok az şey biliniyor. Türkiye’de şiirde Füruğ, öyküde Sadık Hidayet bilinirse bilinir. Elbette son dönem İran sineması, Türkiye’de büyük ilgi görüyor. Bu açıdan, İran sinemasının İran yazınından daha çok bilindiğini rahatlıkla ileri sürebiliriz. Bu bağlamda, bu yazıda, İranlı belli başlı öykücüleri tanıtmak gibi bir amaçla hareket ediyoruz. Böylece, yazının başlığında ifade edildiği gibi, İran yazınının hem coğrafi olarak hem de kültürel olarak ve izlekler açısından Türkiye yazınıyla fazlasıyla yakın olduğu ortaya çıkmış olacak.

İRAN MASALLARI

İran öykülerine geçmeden önce, onların öncülü ve kuzeni sayabileceğimiz İran masallarına da kısaca değinelim:

İran masallarında, başka coğrafyalarda da olduğu gibi, hayvanlar konuşuyor. Sihirli yüzükler, hizmetkar cinler cüceler, sınıf atlama araçları olarak yer alıyor. İran padişahına ek olarak Turan padişahı anılıyor. ‘Ateş Perisi’ adlı masalda, toplumsal dayanışmanın, ‘Kara Tay’ adlı masalda ise, eş duyumun ya da candaşlığın (empati) yüceltildiğini görüyoruz. Padişah oğlu ya da kızını başkişi yapan masallar çoğunlukta...

Sâdık Hidâyet’in ‘Hayat Suyu’ adlı masalında 3 kardeşin başından geçenler ustaca konu ediliyor. Kötülük yapan iki kardeş, zevk ve sefaya kavuşurken, mağaraya kapatıp ‘öldü’ diye haber saldıkları küçük kardeşlerine ne olacaktır? Kurt mu yiyecektir? Çakal mı yiyecektir? Bu iki kötü kardeşin hükümdarlığı bağlamında, dönemin hükümetine yönelik siyasal hiciv ve eleştiri de göze çarpıyor. Küçük kardeş ise, büyüklerin maddiyatçı yaşantılarının tersine, “mutsuzları kurtarmak için hayat suyu” arayışına girecektir. Kadife ülkeyle körler ve sağırlar ülkeleri arasındaki düşmanlıktan söz edilir ki, bu, açıkça dönemin uluslararası ilişkilerine göndermedir. Küçük kardeş, Körler Ülkesi yurttaşlarını körlükten kurtaracaktır; bu da, büyük abinin iktidarının sonu olur. Aynısı, Dilsizler ve Sağırlar Ülkesi için de geçerli olacaktır. Bu iki ülkenin yurttaşlarının aydınlanmadan önceki en temel boş zaman etkinliklerinin içmek ve esrar çekmek olduğunu söyleyerek, masalcı yazar, toplumsal eleştirisini daha da genişletir.

İran masalları, keyifle okunan akıcı masallar. Çocuklar için önerilir. Bunların dışında, masalcı olarak elbette Samed Behrengi’yi anmalıyız. Türkiye’de ’70’lerde ve 80’lerin başında ilerici ailelerde büyüyen çocukların önemli bir bölümü, okuryazarlık dünyasına onun masallarıyla adımını attılar. Behrengi’yle ilgili ayrıca bir inceleme hazırladığımız için (bk. Gezgin, 2017), burada kendisinin yapıtlarına girmiyoruz. Şimdi asıl konumuza, İranlı öykücülere geçelim.

SÂDIK HİDÂYET

Sâdık Hidâyet (1903-1951), birçok eleştirmen ve yazın tarihçisi tarafından, çağdaş İran yazınının öncüsü olarak değerlendiriliyor. Birçok kitabı Türkçeye çevrilmiş olan Hidâyet’i böyle genel bir İran yazını yazısında hakkıyla değerlendirmek oldukça zor. Yapıtları ayrı bir inceleme gerektiriyor. Bu yazıda, iki öyküsünü ele almakla yetindik. Hidâyet’in ‘Girdap’ adlı öyküsünde, ilkokuldan beri arkadaş olanlardan biri intihar eder. Yazar da kendi canına kıymıştır. Siyasal bilince sahip olmamasına karşın, bugün kitapları, çağdaş içerikleri dolayısıyla kendi ülkesinde büyük oranda yasaklıdır. Öyküye dönersek, arkadaşı Behram’ın intiharından sonra Humâyûn için hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır. İntihar mektubundan yasak aşk olasılığı çıkar ve bu, Humâyûn’u çileden çıkarır. Sonuçta başkişi yalnız kalır; kendisi de intiharı düşünür. Neyse ki bu süreci atlatır ve başka bir şehre atanır. Fakat gitmeden, güzel bir haber üstüne acı bir haber alacaktır. Hidâyet öykücülüğünden elbette mutlu son beklenemez.

‘Üç Damla Kan’ adlı öyküsünde, Hidâyet, akıl hastanesindeki bir paranoya hastasının tekli konuşmasına (monolog) yer veriyor. Bu konuşmayı hasta portreleri izliyor. Sonra başkişinin neden hastaneye yatırıldığını öğreniyoruz ve bu üst üste metinleri birleştiren ‘üç damla kan’ oluyor. Hidâyet’in yapıtları, genellikle toplumsal bilimlerce desteklenen çalışmalar oluyor. Sosyalist bilince sahip olmamakla birlikte, ‘Hacı Ağa’ romanında hiciv ve eleştiri oklarını siyasetçilere yöneltiyor. Başka yapıtlarında batıl inançları eleştiriyor. Bunlar, İran’da yasaklanması için öne sürülmüş olan gerekçeler olmuş olmalı.

SAİD-İ NEFÎSÎ VE MUHAMMED ALİ CEMALZADE

Said-i Nefîsî (1895-1966), ‘Baba Evi’ adlı öyküsünde Herat’ta Diyojen misalı yaşayan bir hamalı konu ediyor. İran, Herat’ı İngiliz ordusuna kaptırınca, herkes Horasan’a kaçıyor; ancak yaşlı hamal Nasrullah kalıyor. Kaçan zenginlerden biri, onu bağına bekçi olarak bırakır. Fakat İngilizler bağa el koyar, Nasrullah’ı kovarlar. Böylece Nasrullah eski işine dönüp yeni bir kişilik edinecektir.

Muhammed Ali Cemalzade (1891-1997), ‘İkiz’ adlı öyküsünü bir dost meclisindeki tartışmayla açıyor. Meclisin tek bekarı olan arkadaşlarını yarı şaka yarı ciddi olarak evlenmeye özendirmeye çalışıyorlar, ancak bu, boşa bir çaba. Sonrasında ikizler konu ediliyor. Tek yumurta ikizleri birbirine benzer genellikle; öykü ise birbirlerine benzemeyen ikiz kardeşlere yöneliyor. Aradan 20 yıl geçer; ikizlerden biri eskisi gibi sakin, huzurlu yaşar; diğeri, iş adamı olur, zengin olur, göbek bağlar, hızla yaşlanmıştır ve sağlığı da iyice bozulmuştur.

SÂDIK-I ÇÛBEK, CELÂL ÂL-İ AHMED VE BOZORG-İ ALEVÎ

Sâdık-ı Çûbek (1916-1998), ‘Yahya’ adlı kısa öyküsünde, aynı adlı 11 yaşındaki bir gazeteci çocuğu mizahçı gözüyle odağına alıyor. ‘Adalet’ adlı kısa öyküsünde ise, otomobilin çarpmasıyla sakatlanmış bir at konu ediliyor. ‘Kafes’ adlı kısa öyküsü, çok canlı ve ayrıntılı bir kaldırım, su arkı, çukur ve kafes betimlemesiyle açılıp sıkış tıkış kafese konulmuş tavuklara yöneliyor. ‘Yoldaş’ adlı öyküsünde ise, bir kurtun can ciğer kuzu sarması arkadaşına açlık nedeniyle yaptığı, mizah dolu bir dille anlatılıyor.

Celâl Âl-i Ahmed’in ‘Porselen Vazo’ adlı öyküsünde, konu, otobüste bir porselen vazo taşıyan bir adam. Yanına oturan adam oldukça meraklıdır. Bir süre sonra aralarında sohbet başlar. “Öykünün başında bir vazo varsa ortalarda bir yerde kırılmalıdır” sözünü haklı çıkarırcasına, “bakayım” derken vazoyu kırar. ‘Şerefeler’, başkişinin ilkokullu olma öyküsü. Çocuğun tutkusu, şerefelere çıkmaktır.

Uzun süre hapis ve sürgün yaşamış olan, sürgünde ölen ve İran’da hapis-hane edebiyatının (‘edebiyat-i zindani’) öncüsü sayılan Bozorg-i Alevî (1904-1997), ‘Kurşun Asker’ adlı öyküsünde, birincil tekil kişi üzerinden, otobüste karşılaştığı bir kadınla başlayıp başkişinin, başına türlü türlü işler gelmiş arkadaşının anlatısına evriliyor. Anasına çok bağlı olan arkadaşı, onun ölümüyle sarsılıyor; iş güç tutamaz hale gelip esrarkeş oluyor. Otobüsteki kadınla hastalıklı bir ilişki geliştirecektir.


Doç.Dr. Ulaş Başar GEZGİN
ulasbasar@gmail.com


(Sürecek...)




Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  iranlı öykücüler.JPG
Görüntüleme: 223
Büyüklüğü:  38,5 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03-08-2017, 13:05
admin admin isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 1.806
Standart


İranlı Öykücüler: Muhammed-i Hicâzî


Doç.Dr. Ulaş Başar Gezgin İranlı belli başlı öykücüleri tanıtarak İran yazınının Türkiye yazınıyla olan yakınlığına değindi.



Muhammed-i Hicâzî (1901-1974), ‘Sorumluluk’ adlı öyküsünde, birinci tekil kişi anlatımıyla çocukluk anılarına dayanıyor. O, bir an önce büyümek isteyen çocuklardan... Yazar, babasının “sakla ve açma” dediği cüzdanını açmadan saklayarak, babasının gözünde çocukluktan çıkmış olur. Sahi sevgili okur, sen ne zaman çıkmıştın çocukluktan? Anımsayabiliyor musun? Bu kısa öykü, yazarın öğütleriyle son buluyor. Aynı yazar, ‘İntihar’ adlı öyküsünü bir arkadaşının ruh haline dayandırıyor. Yazar, sonunda arkadaşını intihardan vazgeçirecektir. ‘Yeni Ayakkabı’ öyküsünde baş kişi, yeni ayakkabılarına sevinen, ancak okuldaki zorbalardan korkan bir öğrenci: Hasan. Bu kısa öykü de, yazarın öğütleriyle bitiyor. ‘Şeref’ adlı öyküde, yetim ve öksüz bir ailedeki abi ve üç kızkardeşi konu ediliyor. Bu dört kardeş açlıktan kıvranırlar. Bunun nedeni ise, abinin gelenekler gereğince, kardeşlerinin çalışmasına engel olmasıdır. Kardeşler çalışmaya başlayınca açlık da yoksulluk da gözden kaybolur. Yazar, bu öyküyle, ekonomik gerekçeyle olmakla birlikte, kadınların iş gücüne ve toplumsal yaşama katılımını savunur.

‘Genç Doktor’ adlı öyküsünde, ölümü bekleyen hasta bir kız çocuğu ve ailesi öne çıkıyor. Genç doktorun babasına yönelik yazdığı mektupta, onun bu duruma dönük bakış açısını görmüş oluruz. Yaşlı bir doktorun huzurunda hastaya yanlış bir tanı koyar; ama yanlışı dolayısıyla küçük düşmeyi gururuna yediremez ve yaşlı doktorun doğru tanısını benimsemez. Yine de suçluluk duyar ve babasına mektup yazar. Hatasını kabul eder, kendisini gururu nedeniyle çocuğun katili olarak görmektedir. Mektubunu ‘günahname’ olarak adlandırır. Mektubu alan babası, hasta ölmeden sorunu çözer; yaşlı doktorun tanı ve sağaltım önerisine uyularak her şey tatlıya bağlanır.

KISKANÇLIK
‘Kıskançlık’ adlı öyküsünde, dersleri umursamayan, derslerinde iyi olanlarla dalga geçen ‘Ali’ adlı bir öğrenci konu ediliyor. Yazar onun hayta arkadaşlarındandır. Oldukça zeki olan öğretmenleri, Ali’nin sınıfta ve okulda yarattığı sıkıntılara ona bir öykü anlatarak son verir ve ondaki resim yeteneğini keşfederek, onu resme yönlendirir. Resim, onu, çalışkan, başarılı bir öğrenci yapacaktır. ‘Nasihat’ adlı öyküsünde, yazar, birinci tekil kişi anlatımıyla, hayattan bezmiş olan bir arkadaşını verdiği öğütlerle düze çıkaran bir kişiliği öne çıkarıyor. ‘Tartışma’ adlı öyküde, yazar, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları, güvercinler arasındaki boşuna yem didişmelerine benzetiyor. Herkese yetecek kadar yem var; bu nedenle, didişmek boşuna... Öykü, retorik sorularla (retorik soru, yanıtlanmak için sorulmayan soru anlamında. Örneğin, “geldin mi? hoşgeldin.”) dolu.

ADALET
‘Adalet’ öyküsünde, eleştirel gerçekçi bir anlayış gözlemlenir: “Yerde, gökte, dikkatli bakış ile adil gencin eli uzanmadıkça, zorba, güçsüzü parçalamaya devam edecek, felek değirmeni sürekli varlıkların tepesinde dönecektir. Hepimizin birbirimizin avı olduğumuz bir dünyada neden iyilik ve insaf arzusunda olmalı ve neden adil olma ile mazlumdan yana olmanın ham sevdasını taşımalı?” (Kanar, 2013, s.65)

Ancak bu eleştirellik toplumculuğa evrilmeyecektir. Hicâzî öyküleri genel dersler içerir; toplumsal bilimlerin ürettiği bilgiye dayanmaz. Bu öykülerde toplumsal bilinç de gözlemlenmez. ‘Çaba’ adlı öyküsünde mesel tarzı adeta doruğa ulaşır: Umutlu ve umutsuz insanları, suya düşen karıncalara benzetir. Kimi, yazgısına teslim olacak; kimi, ne olursa olsun bir çıkış yolu bulmaya çalışacaktır.

DOSTLUK
‘Dostluk’ adlı öyküde denemeye yaklaşır; çok dostu olduğu için değer gören ve başka ölçütlerde pek puan alamayan bir dostun dostluğunu sorgular ve bir sonuca varır. ‘Sevgi Yuvası’ adlı öyküsünü, yazarın dostlukların değerini anlama sürecine ilişkin bir anlatı olarak okuyabiliriz. Hasta yatağındaki kimsesiz bir yaşlı kadın, elindeki dostluklarının ve ailesinin değerlerini anlamasını sağlıyor. Hicâzî bir kez daha geleneksel değerlerin sağlamasını yapmış oluyor.

UYSALLIK

‘Uysallık’ öyküsünde konu, iş ve işçi bulma kurumu eski ve yeni müdürleridir. İki müdürü kişilik özellikleri açısından zıtlık içinde verir ve güler yüzün her zaman iyilik anlamına gelmediği yönünde biz okurları uyarır. ‘Pehlivanlık’ öyküsünde güçsüz görüntülü olanların güçlü olabileceği savlanır. ‘Göz Doktoru’ öyküsünde, eski dostların uzun bir aradan sonra buluşup barışmaları anlatılıyor. Ancak, huylu, huyundan vazgeçmeyecektir.

İYİLİK
‘İyilik’ adlı öyküde, Ahmet ve Ali adlı iki başarılı öğrencinin yaşadıkları anlatılıyor. Biri, kendini beğenmiştir; diğeri ise yardımsever... Ahmet, Ali’nin aklını çeler. Onu tembelleri sırtında taşımaması gerektiğine ikna eder. Ali, artık yardımseverliği bırakır. Fakat dayanamaz, yine yardım eder. Aradan yıllar geçer. Ahmet değişmiş, yardımsever olmuştur. Yazar, kendini beğenmiş üstün zekalıları çiçeksiz ağaca; yardımsever üstün zekalıları ise çiçek açmış ağaca benzetir.

UZUN YOL, HİCÂZÎ, KÖYLÜNÜN ÖĞÜDÜ
Öğütlerle dolu bir diğer Hicâzî öyküsü, ‘Uzun Yol’. 5 saat yokuş yukarı yürümeyi gerektiren yaylaya 2 saatte varırlar; çünkü aslında uzaklık 2 saattir; ‘5 saat’ denerek yürüyüşçülerin daha disiplinli olmaları sağlanmıştır. Hicâzî, bu örneği alır; hayat, bilim insanı olmak, zorluklar içinde büyük hedeflere ulaşmak vb. gibi nok-talarla karşılaştırıp ilişkilendirir. ‘Köylünün Öğüdü’ adlı öyküde, adından da anlaşılacağı üzere, bir köylünün öğüdüne yer verilir. Ana fikir, “ye kürküm ye”dir. Yoksullara da varsıllar gibi davranılmalıdır. ‘Korku’ adlı öyküde ise, neredeyse hiç öğüt yer almaz; onun yerine bir saptamada bulunulur: Korkulan konulardaki gerçekleri söylemek çoğu zaman boşadır; “Çünkü insanların çoğu korkmayı ve korkutmayı sever” (Kanar, 2013, s.91).

HAYAT DERSLERİ
Hicâzî öykücülüğünü niteleyen temel bir özellik, ders verir nitelikte olması. Hicâzî öyküleri, hayat dersleri çıkarılacak modern, laik meseller görüntüsünde. Bunu kimi zaman belli etmeden yapıyor, kimi zamansa açık açık:

“Baş gözünü aydınlatmaya gelmiştim, gönül gözüm aydınlandı. Nasıl da filozofça öğüt ve ibret verici ders aldım! Keşke bu konuşmayı herkes dinlemiş olaydı da dünya güllük gülistanlık olaydı!” (Kanar, 2013, ‘Göz Doktoru’, s.83)

Hicâzî’ye göre durum bu kadar basittir. Her sorunun bir çözümü vardır ve çözüm, sözden oluşur. Sorunlar o ya da bu nedenden değil, öğütlerin dikkate alınmamasından kaynaklanır.


Doç.Dr. Ulaş Başar GEZGİN
ulasbasar@gmail.com


(Sürecek...)





Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  iranlı öykücüler 1.jpg
Görüntüleme: 245
Büyüklüğü:  79,3 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 08:06


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum