Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Deneme Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 18-10-2013, 12:23
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart Açma kapıyı... Gıcırdar

1 /1

Kim söylemişse, iyi söylemiş: “Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü...” Diye.

Aç kapıyı, gıcırdarsa eğer kapatırsın kapıyı...

Şimdi insanlar benim buradaki yazılarımı okuyacak.

Hoş!... Yazı dediğin de ne olsa gerek... Şairin dediği gibi: “İpe sapa gelmez bir kelâm...” işte...


1 /2

Burası birçok şeye ev sahipliği yaptı... İyi, kötü günler geçti... Böylece önemli bir hafızası var artık buranın.

İş mi yapıyorsunuz iyiniz, kötünüz olacak mutlaka. Size düşen ise; iyisini kötüsüne denk getirmektir artık.

Hani... Bülent Ecevit’in cenazesinde onun bütün siyasal yaşamına gösterilen incelik gibi...

1/ 3

Geçenlerde Şebnem’in öykü kitabı çıktı. Kum Yayınlarından. Arkasından da TÜYAP’ta imza günleri...

Lütfetmiş, kitabını imzalamış bana da göndermiş.

“Gölge Kadınlar” adlı bu öykü kitabını elime aldığımda. “Ne olacak şunun sırası bir öykü kitabı işte” Dedim kendime. Biliyorum içimde hasetlik de var biraz ama olsun.

Gece oturur bir hamlede ham ederim diye düşünüyordum.

Olmadı...

Bu öykü kitabında gördüğüm ilk şey yazarın diliydi. Kendine özgü bir dil ve sesi vardı öykülerinin. Bir gün yine ele alır hep birlikte bakarız kitabının tadına.

Ancak şunu söyleyebilirim bu dil yapısıyla Şebnem iyi bir giriş yapmış oldu Türk Edebiyatına ve öykücülüğüne.

İster inanın ister inanmayın...

1/4

İnsanlık tarihinin bir döneminde Tanrılarla insanlar arasındaki ilişki “kimin eli kimin cebinde” olduğu bir halde imiş. Mamafih benim o dönem insanlara ilişkin söylenenleri pek ciddiye aldığım yok da...

Günün birinde, Tanrılar insan mı olmuş yoksa insanlar Tanrı mı olmuş bilmiyorum. Biri birine bir kutu vermiş adına da “pandora” demiş... Rivayet o ya... Bu kutunun içine yaşama ait ne varsa doldurmuşlar tabi içinde melanetler de var... Kutu açılınca bir melanetler mi saçılmış... Bir şeyler olmuş ama tam da hatırlamıyorum... Yine de iyilikler kalmış baki...

Dedik ya... Dünyanın hali bu... İyisi de var, kötüsü de...

Anlayacağınız... Hepsi de bir kapının ardında.

Siz açın kapıyı ürkmeyiniz... Gıcırdarsa gıcırdasın kapı...


18/11/2006
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 21-10-2013, 10:42
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

2 / 1

Bildiğiniz gibi değil. Korkuyorum ölümden...

Bazen, ılık bir bahar esintisinde bazen de sabah bir serçe kuşunun ötüşünü duyduğumda. Bazen bizim oğlanın okula giderken bana el salladığında, bazen de yazı yazarken.

Ölüm!...

Benden uzak dur ne olur...


2 / 2

Asuman Atakuman bu forumlarda yazı yazan bir hanım. Onun “denememeli mi?” başlığı altında yazdığı yazıları pek seviyorum. “Gözlemek, gözlenmek” sözcükleri ile başladığı yazının konusu internetten ve cep telefonlarından izlendiğimiz üzerineydi.

Tanrıların insanları izlediği gibi...

Hani şu insanın omuzları üzerinde bulunan sağda ve soldaki meleklerinin iyileri ve kötüleri kayıt edip “ahrette” önümüze çıkaracağı gibi...

Tıpkı; büyük devletlerin anlamadığımız o büyük güçleri gibi yani... Buna şirket mi dersiniz, istihbarat kurumu mu dersiniz bilemem. Varsayın ki; Habeşistan’da da bu türden kurumlar var ve sizi izliyor.

O zaman da ürker misiniz?

2 / 3

Durun!

Size bir hikâye anlatayım... Genç bir karı kocanın hikâyesi bu.

Genç olmalarına rağmen altı ya da yedi yıldır evliler. Aslında kadınlar her zaman kocalarından daha güzel ve çekicidirler. O yüzden başka başarılı ve karizmatik erkeklerin dikkatini hemen çekerler. Bir gün, genç kadın iş yerinde başka bir adamla tanışır ve adamın cazibesine kapılır.

Sonra... Kocasını yeni tanıştığı bu adamla aldatmaya başlar... İlk başlarda bu ilişki çok heyecanlı ve sevecen bir şekilde sürer ama aldatılan genç koca bir gece bunları bir otel odasında yakalar...

Ve boşanma kararı alırlar.

Bu arada diğer genç adamla kadın birlikte yaşamaya başlarlar. Fakat neden bilinmez, bu genç âşıklar yakalandıktan sonra aralarındaki sevecen büyü bozulur. Sürekli olarak tartışmaya başlarlar.

Bir gece...

Kadın eski kocasını telefonla arar. Sesi titremektedir.

Birlikte yaşadığı adamın onu sürekli olarak tehdit ve taciz ettiğini hatta sık sık dövdüğünü anlatır. Hatta genç kadın birlikte olduğu adam tarafından öldürüleceğinden bile endişelidir.

Eski kocası da ona; “O zaman, o seni öldürmeden sen onu öldür.” Der.


2 / 4

Size bir şey söyleyeyim mi. Bu yukarıdaki hikâyenin sonunda muhtemelen birisi ölecek... Size de öyle gelmiyor mu?

Ama... Ne yalan söyleyeyim ben karı koca arasına girmem. Bütün bunlar beni ilgilendirmiyor.

Ne halleri varsa görsünler...


23.11.2006









Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 24-10-2013, 12:06
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

3 / 1

Budala...

Siz bu sözcüğü duyduğunuzda oturup hiç bu sözcükten ne anlamlar çıkar düşündünüz mü?

Ben de düşünmemiştim...

Budala dergisini okuduğumda da düşünmemiştim. Lakin Haydar Ergülen bu sözcük üzerine düşünceler ürettiğinde ve Budala dergisinin 13. ve 17. Sayısında bu sözcüğe ilişkin anlamlandırmalarına ait yazılarını okuduğumda bu sözcük üzerine ben de düşünmeye başladım.

Hatta bununla ilgili araştırmalar da yaptım. Çok bir şey bulduğumu söyleyemem. Doğrusu neyle karşılaşacağımı da bilmiyordum. Bir sözcük neler çağrıştırır insan aklında epeydir düşünmemiştim. Çocukken yapardım bunu. Bazen oturur uzun uzun düşünürdüm. O zamanlar kendi kendimi oyalan bir tür oyundu bu. Mesela; böceğe neden böcek dendiğini sorardım kendime.

Sonra bıraktım bütün bunları... Budala sözcüğünde de bir keramet varmış gibi not almış hatta bunun için bir dosya açmışım.

Bulduklarım ise bir “hiç”

Kapadım dosyayı bir daha açacağımı sanmıyorum.

Ne diyorsunuz... Doğru yapıyor muyum?

3 / 2

Erhan Pınarbaşı...

Onunla yeni tanıştım. Yaratıcı Yazarlık Atölyesinde.

O bir öykü yazarı. Bana ve oradaki arkadaşlarıma “Mühür” adlı öykü kitabını hediye etti. Kitabındaki “Derinlik” adlı öyküsünü birlikte inceledik. Bir yazar için öykülerinin okuyucu tarafından ilgiyle eleştirilmesi ve kritik edilmesi hem zor hem de zevk veren bir şeydir.

Onun “Derinlik” adlı öyküsünün izleği: Ölümün, yaşam içinde bir eşitlik sağladığı yönündeydi. Lakin öyküsündeki mezar kazıcılarının bu işi neden yaptığı aramızda epey bir tartışma konusu oldu. Bu anlamda bizler, metin dışı arayışlar ve takipler yapmamıza karşın yine de ölüm onun izleğinde ki gibi hepimize bir anlamda eşit davranacaktır.

Şimdi ona ithaf edebileceğim bir küçürek öyküm var:

Kıraç köyün sela sesi
Eski tas eski ölüm.


3 / 3

“Yanımda tavla oynayanlar vardı. Bir zaman onlara daldım. Ara sıra camı silerek alnımı camlara yapıştırıp dışarı seyrettim.” (*)

Şu cümleyi okur okumaz, birden çocukluk anılarıma gittim.

Akşamları mesaiye kalan babamı pencerede başımı cama yaslayıp özlemle beklediğim günler geldi aklıma. Camın soğukluğu alnıma geçer, bazen özellikle de kış günleri o soğuğa dayanamaz çekerdim başımı camdan.

Sabırsızlanırdım…

Zaman mefhumu yoktu o zamanlar bende. Sadece onun karaltısını beklerdim. Elinde filesi ile uzun kırçıllı, siyah beyaz paltosu, başında fötr şapkası yine paltosu içinde bulunan atkısı ile ve akşamın ayazında üşüyerek gelişini.

Onu görür görmez sevinç çığlığı atardım. En önde ben koştururdum kapıyı açmaya. İçeriye girdiğinde ise soğuktan gözlerinin yaşardığını fark ederdim.

İçim ezilirdi... Babamı ağlamış zannederdim... Üzülürdüm...




3 / 4-

Kadınlar yorgun olduklarından dolayı o kadar çok şikayet ediyorlar ki...

“Yorgunuz” diyorlar.

Tanrım!

Ama bunu sürekli olarak söylüyorlar...

Ne yorgunluğu bu?


(*) Sait Faik Mahalle Kahvesi adlı öyküsü


30.11.2006
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 30-10-2013, 14:38
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

4 / 1

Aşktan da üstün bir şey var...

O da; şefkat…

4 / 2

Bir çift göz, suyun içindeki canlıları takip ediyordu.

Gözlemci, izlenimlerine göre onları tasnifliyordu. Bunların arasında bazıları doğurgan özelliğe sahiptiler mesela. Kendilerini güven içinde buldukları bir yerde yavruluyorlardı. Sonra eşleri ile birlikte diğer canlıların onları yemesine engel oluyorlardı... Ama kısa zamanda bir şey fark etti; bu canlılar daha sonra yavrularını azar azar yiyerek besleniyorlardı. Akıllı biri olarak bu canlılara ne deneceğini düşündü. Kendisi de böyle bir şey yapabilir miydi?

4 / 3
.......
Bir damla gözyaşı yuvarlandı not defterimin üzerine. Lambanın ışığında parlayarak yayıldı sayfanın üstüne... Anlaşıldı, bu öykü burada bitecek...

Bütün anılar romantiktir. Bunlarsa benim romantik sayıklamalarım.

4 / 4

Düşüncelerimizi ifade etmek zor bizler için...

Çünkü biz düşüncelerini ifade etmek için eğitilmedik.

Biz, bize söylenenleri ve ezberlerimize ilişkin sorulara cevap vermek konusunda eğitildik. Eğitim sistemimizin tamamı bu...

Siz hiç okul sıralarında iken, “Bu konu hakkında görüşünüz nedir?” diye bir soru duydunuz mu?... Ya da ders geçmek ve not alma baskısı dışında, imtihanlarda kedinize ait bilgi ve yorumlarınızı çekinmeden yazabildiniz mi?...

Hayır...

İnsanlarımız neden kendilerini ifade etmekte zorlanıyorlar dersiniz?...

Biliyor musunuz? Yazmak hepsinden kötü... Aklımızdan geçenleri kağıda dökmeye çalışsak, acaba nasıl bir sonuçla karşılaşırız?

Ben biliyorum... Uzun zaman aklımdan geçenleri yazamamak gibi bir durumla karşı karşıya idim. Okuduklarımı iki cümleyle ifade etmekten dolayı hep zorlanırdım.

Bu aksaklığımı, şimdi günlük yazarak aşmaya çalışıyorum. Düşüncelerimi yazıyla ifade etmek için çaba sarf ediyorum.

1.12.2006
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 03-11-2013, 11:13
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

5 / 1

Fahir Atakoğlu’nun “Keman” adlı müzik eserini dinliyorum.

Baştan sona keman sesi...

Harikulade bir ses...

5 / 2

Hani okul sıralarındayken hep sorardık birbirimize:

“Bu felsefenin bize ne faydası olacak?” Diye...

İnsanı ve yaşamını anlamanın biricik metodolojisidir felsefe oysa.

Buna rağmen anlamamız gerekiyor mu?

Eh! Yani...

İnsan aklı; kendine çok güveniyor... Bütün dünya hatta yetmedi bütün evren onun için yaratılmış. Öyle sanıyor... Hâlbuki yanılgısı burada başlıyor belki de. O yanılgı da: Evrenin içinde düşünen ve yaratıcılığa sahip tek aklın kendisinde olmasına inanması ve bununla da evrenin merkezi olduğunu düşünmesi.

Gerçekte ise; kendi canlı varlığının sırrı basit bir asit bileşenin de yatıyor... Dünya denen gezegenin kendine özgü atmosfer koşullarında rastlantısal olarak oluşan bir sır bu...

DNA hepsi bu kadar işte...

Biliyor musunuz? Bu durum patates içinde, insan için de aynı şekilde geçerli.

Lakin patates için oluşturduğumuz yargılarımızın gücüne bir bakınız...

Alt tarafı biz insanlara gerekli ya!

5 / 3

“ Yaşamın hiçbir evresinde köylü mantığını aşamamış kişiler; sanata öncülük, manifestoculuk, kuramcılık rolüne kalkıştıklarında başları hep boka saplanmıştır...” (*)


5 / 4

Hiç kendinizi aynada seyrettiğiniz oldu mu?

Fark ettiniz mi yüzünüzdeki kırışıklıkları?

Bence okşayarak bakın onlara. Çünkü onlar sizin anılara sahip olduğunuzun en belirgin işaretleridir.

Bir düşünün... Yaşadıklarınızı bir daha yaşama şansınız yok.

Aksi mümkün değil... Ama ya hafızanız olmasa?

Anıların romantik bir yanı var.


(*)
Zamanın Sularında (Tarihsiz Günlükler)
Turgay Gönenç
Boyut Kit.- 1999 / Sayfa- 220

4.12.2006
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 08-11-2013, 12:28
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

6 / 1

Kemal Duykan bu köşede “sizin kapı zaten gıcırdamaz” mealinden bir şey söyledi.

Doğru... Benim kapı gıcırdamaz sonuna kadar açıktır çünkü.

Okumak için şifre filan gerekmez benim yazılarımı... “Tıklarsınız” Hop... Benimle karşılaşırsınız...

Bir yazar, yazılarını niçin özel alanda yazsın öyle değil mi?

6 / 2

Münevver İzgi’nin bu forumlarda yayınladığı tablolarını gördünüz mü?

Hani yapraklarını dökmüş, sıkça dallardan oluşan ağaçların resimlerini?

Bir de hüznü, yalnızlığı anlamlandırtan tablolarını... Gördünüz mü?

Ya dalların arasında belli belirsiz var edilmiş kadın yüzlerini?

Tablolardaki renklerin canlılığına mı yoksa o tablolardaki tek bir yaprağı olmayan ağaçlara mı bakalım bilemiyorum. Ağaçların ne kadar çok dalları var, tıpkı olması gereken yaprakları gibi.

6 / 3

“- İş bulun bana... Ne iş olursa yaparım. Çalışırım... Yük taşırım... Uşaklık yaparım.

- Budala!... Bunlar sersemlerin yapacağı işler... Çalışırsan nasıl kurtulursun?... Çalacaksın... Vuracaksın... Öldüreceksin...”(*)

6 / 4

Şiir, yine şiir, yine şiir (**)
Çığlık çığlığa benim sesim.
Herkes beni okusun,
beni dinlesin!

Çünkü ben...
Ben...
Eh! İşte,
Nasıl anlatayım?
Ben...

6 / 5

“Oysa ben senden nasıl emindim, oysa ben seni nasıl da sevdim.
Dün, bugün, hep...” (***)


(*)Avare filminden
Yönetmen: Raj Kapor
(**) Ahmet Haşim'den bir anımsama
“Arkadaş Beni Dinle” adlı şiirim
(***)Necla Maraşlı

“Beni ne ölümler istedi de vermedim.” Adlı kitabından




5.12.2006
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 14-11-2013, 12:26
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

7 / 1

Karıncaları seyrettiğinizde onların ne kadar çaresiz olduklarını düşünür müsünüz?

Ya da kelebeklere baktığınızda aklınıza gelir mi onların yalnızca bir günlük ömürleri oldukları?

İnsan ömrü; Evrenin penceresinden bakıldığında bizim penceremizden kelebeklere bakıldığı gibidir.

Hiçbir insan ömrünün Evrende oluşan devinimleri takip etmeye gücü yetmez. Lakin binlerce yıllık süreç içinde; insan, hep bir köşesinden yakalayarak edindiği bilgi parçacıklarını üst üste koyarak başardı Evren denen kapıyı aralamayı.

İnsandan insana aktararak, kuşaktan kuşağa fısıldayarak...

Ne kapı ama! Aşk olsun...

7 / 2

Savaşa engel olamazsanız, savaşa göre pozisyon almanız gerekecektir.

Kimse savaşa “evet” demiyor... Ama nihayetinde savaş da birilerinin kararı ile alınıyor.

Yoksa savaş denen olgu; herkesin iradesi dışında oluşuyor da birileri sadece onaylamak durumunda mı kalıyor?

Bu kadar mı aklın önünde gidiyor savaş denen yaşamın rüzgarları?...

7 / 3

Nefret ediyorum petrol denen madenden.

Hatta doğal gaz denen enerji kaynağından da...

Nefret ediyorum insanın kendi yaşam devinimlerini sağlarken ihtiyacı olan enerji kaynaklarını yaratmada doğal kaynaklara “zorunluluk” duymasından.

Bize başka bir enerji kaynağı gerek... İnsanın buna şiddetle ihtiyacı var...

7 / 4

“Mutasyon... Evrimimizin anahtarı...

Bir hücreli bir organizmadan, gelecekteki dominant ırka doğru gelişmemizin yöntemi...

Bu işlem yavaştır... Binlerce, binlerce yıl sürer ve her birkaç milenyumda evrim ileriye sıçrar...”(*)


(*)
X Man 2 filminden
Yönetmen Bryan Sınger

7.12.2006
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 20-11-2013, 21:39
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

8 / 1


Bir İnsanın davranışlarını belirleyen şey; O insanın kazancını temin etme şeklidir...


8 / 2

“Kaşların yay gibi.”

Ya da...

“Kirpiklerin ok olup sineye atılması.”

Bizim halk edebiyatında pek kullanılan sözcükleridir. Şiirde benzetmeler ve mübalâğa etme sanatının güzel örnekleridir bu sözcükler. Hemen akabinde bu sözcükler üzerine kurulan bir öykü mutlaka olur ve şiir kendini tamamlar.

8 / 3

Yanı başınızda adına “Koalisyon güçleri” denen askerlerin bir ülkeyi işgal edip yüz binlerce insanın ölümünden sorumlu olduğunu gördüğünüzde, kendinizi baskı altında hissedebilirsiniz... Hatta içinde yaşadığınız toplumun tamamı da baskı altında hisseder.

Bazen bu baskı altında kalarak sizin de başınıza orada olanların aynısının gelebileceğini düşünürsünüz. İşin garibi kendi toplumsal tarihinizde bunlar başınıza gelmemiş şeyler de değildir. Bugün pek küçümsenen bazı anahtar değerlerin yarın, mesela yurdun limanlarının ve tersanelerin işgali altında kalacağı bir dönemi hayal ettiğinizde geçerliliği olabileceğini ihmal etmeyiniz. Bu durumda size bir şeyi daha hayal etmenizi öneririm. İşte o zamanlarda bazen ıslıkla çalınan bir marş bir toplumu yeniden aynı ülküler etrafında birleştirecek genetik anahtarın şifresi olacaktır.

Bundan hiç şüpheniz olmasın.

8 / 4

Bellucci... Monica Bellucci

İtalyan halkının arasından çıkmış efsanevi bir güzellik...

O Sophie Loren’den sonraki ilahe...

O bir tanrıça...

O bir fıstık...

Özür dilerim fıstık dememeliydim belki de... Ama ne yapayım... Bana bunu söylettiriyor.

O gerçekten bir fıstık.


10.12.2006
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 23-11-2013, 20:46
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

9 / 1

Anlamak ve anlamlandırmak şiir için iki temel parametredir...

Bir şiiri anlamlandırmaktan öte anlamak ile sınırlı kalırsanız, şiirin yalnızca kendi içindeki öyküsüyle yetinirsiniz. Çünkü gerçekte “anlamak” bir şiiri bütünüyle kavramak değildir.

Ayrıca “anlamak” sanıldığının aksine bizi şiirde derin yapıya götürmez. Anladım dediğiniz anda “anlamanız” edilgen bir hale dönüşür.

9 / 2

Hasan Ali Toptaş ile yazım atölyesinde yeni tanıştık. Şimdilerde onun öykü kitabı Ölü Zaman Gezginleri’nden öyküler okuyorum.

İşte size bir örnek:

“Beni sen, seni ben kadar çoğaltacak olan bu satırları şarap şişesinin yanında bulup okumaya başladığında, Alyoşa’nın anısını hafifletmek için yazdığımı anlayacaksın belki bilmiyorum. Ama ne zaman doğduğumuz sorulduğunda hep anamızın bacakları arasından çıktığımız tarihi belirtmemize rağmen, artık insanları analardan çok yaşamın doğurduğunu biliyorum...”(*)

Alyoşa bir kedinin adı... Hani oraya takılmayınız diye söylüyorum.

Öykü girişi bu haliyle muhteşem. Lakin her cümlenin bir başka anlamı var. Yalnızca bütünü “anlarım” derseniz...

İşte o zaman bu öyküyü okumayacaksınız.

9 / 3

Kadınlar dost olur mu?

Hayır! Sorduğum erkeklerle olan dostluğu değil.
Kadınlar bir biriyle dost olur mu? Arkadaş olurlar mı?

Bir zamanlar mahalle çocuklarının ki gibi... Arkadaş için ölürler mi?

Ha?

Ne dersiniz?

9 / 4

- Ben iyi bir adam değilim. İyi bir adam değilim.
- Ben de iyi bir adam değilim. (**)


(*) Hasan Ali Toptaş
Ölü Zaman Gezginleri
Şarap Lekesi öyküsü
Adam yayınları- 2001
(**)
16 Blok
Yönetmen: Richard Donner

15.12.2006
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 14-12-2013, 16:17
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

10 / 1

Kurşun kalemleri severim... Hele Faber marka yumuşak yazımlı olanlarına bayılırım.

Sekizgen köşeli ve çeşit çeşit renklerdedir bu kalemler.

Bir de arkasında silgileri olanları. Asıl onları severim.

Silgisiyle kalemin aynı zamanda bitmesini isterim hep. Bazen silgiyi kalemin bitmesine göre ayarlar ona göre yanlış yazar gibi yapar silgiyi kullanırım.

Sildikçe, büyüdüğümü düşünürüm.

Daha doğrusunu yazacağımı sandığımdan olsa gerek... Yanlışı silmekten ardından da doğrusunu yazmaktan hoşlanıyorum herhalde.

Ama... Bu iş; bir yazar için kötü bir şey.

Cümlelerini çok silen bir yazar, yazmadan cümlelerini zihninde olgunlaştıramamış demektir.

O yüzden kaleminiz bitsin... Silginiz hiç bitmesin.

10 / 2

Söz kalemden açılmışken...

Hey erkekler! Size bir sır vereyim ister misiniz?

Bir kadını en kolay nasıl tavlarsınız?

Bence, ona çok değer verdiğiniz ve kullandığınız bir şeyi hediye ederek.

Mesela, bunu bir kurşun kalemle başarabilirsiniz...

Bir hanıma yazar olduğunuzu hissettirin ardından da uygun bir anda ona sürekli kullandığını söylediğiniz kalemi önce öpüp sonra da başınıza koyarak kendisine teslim ediniz.

Bakın bakalım ne yapacak? Ben bilmiyorum... Hayatımda hiç kadın tavlamadım.

Denersem de karım beni öldürür... Öldürür.

10 / 3

Yüreği karanlıkta kalmış (*)
çocuğum...
Saçlarımı okşasa,
yorgunluğum gider mi?



10 / 4

“...Günlük yazmak, batıda, özellikle Fransa’da bir gelenek. Sömürgecilik döneminde görevliler denizaşırı ülkelere açıldıkça, anayurttan uzakta görüp geçirdiklerini, başlarına geleni deftere yazarlardı. Fransa’dan bize bir tür olarak roman gelmiş de, günlük gelmemiş. Oldum bittim benim de ilgimi çekmedi. Adam her gün dinsel görev yapar gibi defteri açıp döşeniyor. Biz sanırım yazı toplumu olamadık daha. Günlüklerden ileride ne yararlar çıkacağına, bunlarla nereye varılacağına pek akıl erdiremiyoruz. Yararı bir yana, sakıncaları ürkütüyor bizi. Günde olmazsa günaşırı duyulan olasılık: Bir arama ekibi gelebilir, kapılar, merdivenler, sokaklar tutulabilir. Yatılı okulda müdüre söz anlatmaktan zordur polise bu özel notların özelliğini anlatmak... Başka bir duraklatıcı yan: Gittikçe atılamaz olan o defteri, sen öldükten sonra ne yapacaklarını bilemezsin. Yazdığını birkaç kez elden geçirmeden yayımlamamış yazara ne büyük kötülüktür o çalakalem yazılmış notları yayımlamak! Hem romancı günlüğü yazmak yerine roman yazmak daha iyi değil mi?”(**)

(*)
Korkuyla yaralı dört keklik
Öyküsünden esinleme
Hasan Ali Toptaş


(**)
Benli Yazılar
Fakir Baykurt
Papirus Yayınları 1998
Sf- 182




18.12.2006



Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 23:29


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum