Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > SAYFAM / Bir Emekle... > Deneme Sayfam

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #11  
Alt 19-10-2012, 09:09
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

2-) Kredi ve Faiz



Yazarlarımız kitaplarının 6. bölümünün 3. kısmında kredi-faiz ilişkisini işliyorlar. Ben de oradaki açıklamaların sınırlılığı içinde sosyalizmde olamayacağı açıkça belli olan para ve ilişkilerinin Sovyetler Birliğinde nasıl var olduğuna ve bunun Para-para ilişkisi içinde kendisini nasıl çoğalttığını bunun da artı değerin bir bölümü olduğunu göstermeye çalışacağım.

‘’İşletmeler, gereçlerini yenileştirmek büyük onarımlar yapmak, dolaşan fonlarını tamamlamak v.s. için zaman zaman fon gereksinmesi duyabilirler. Sosyalist işletmelerin el altında bulunan paraları devlet bankasına yatırılır. Halk tarafından ‘biriktirim’ sandıklarına yatırılmış bulunan paralar da burada toplanır. Böylece biriken paralar, devlet bankasına ve şubelerine, plan uyarınca, işletmelerin yeniden, üretimi normal olarak yapabilmesi için gereksinme duydukları kısa ve uzun erimli krediler verme olanağı sağlar.’’ (AGE SF - 166)

Üretimin devamını kesintisiz sağlamak için ek sermayelere gerek vardır ve bu ek sermayeler Sovyetler Birliğinde devlet bankacılığı ile devletten sağlanır. Yine bu banka aracılığıyla yatırım için sermayeler verilmektedir. Banka bu işlevi yürüten basit bir araç değil hem uluslararası ticari ilişkilerde hem de kendi piyasa koşullarında ekonominin yasalarına uygun bir biçimde çalışan finans kuruluşudur ve onun işi parayı alıp satmaktır ya da bunun hesaplarını yapmaktır. Gerek sermaye gerek ek sermayeler biçiminde olsun yaptığı işlev yatırım ve üretime başlamak ya da üretimin devamını sağlayarak yeniden üretimi gerçekleştirmek böylece artı değer üretiminin yapılması ve devamını kesintisiz sağlamaktır. Şüphesiz bundan da payını alacaktır.

‘’Sabit ve dolaşan fonları çoğaltmak için krediden geniş ölçüde yararlanılması, işletmelerin bu kaynakların ussal kullanımından çıkarlandırılması arttırır. Kredi için bir faiz ödemesi gerekir. Kredinin, ödeme eriminde (vadesinde) ödenmesi gerekir. Gecikme durumunda ödenecek faiz oranı yükseltilir. Bu iki etken üretimi uyarma bakımından büyük bir önem taşır....Hızla yeni kapasiteler yaratılması üretimin arttırılmasını ve ek karların gerçekleştirilmesini sağlar işletmeler bankaya olan borçlarını ödeyebilirler.’’ (AGE SF-168 )

‘’Kredi karşılığında para ödenilen bir şey olduğundan, bu durum sosyalizmde, faiz gibi bir iktisadi kategorinin varlığına dayanır. Kapitalizmde, faiz artı değerin dönüşmüş biçimidir ve bankaları zenginleştirmeye yarar. Sosyalist toplumda faiz devlet bankasının işleyişini sağlama zorunluluğu ve mali özerklik gereksinmeleri sonucudur. (Belirttikleri bu iki toplumda bir fark koyabiliyorlarmış gibi de yazarlarımız fütursuzca karşılaştırma yapıyorlar.) Devlet bankası ve çok sayıda ki şubeleri giderlerini karşılamak, özellikle işletme ve kuruluşların cari hesapları üzerinden bir faiz ödemek zorundadırlar. Banka, kendi gelirlerini, özsel olarak işletmelere verilmiş bulunan krediler üzerinden alınan faizlerden sağlar... Böylece sosyalizmde artı ürün değerinin ( yani artı değer demek istiyorlar) bir bölümünden başka bir şey olmayan faiz oranı kapitalist toplumda olduğu gibi, sermaye sunu ve istemi tarafından belirlenmez, değişmez bir orandır ve ulusal ekonominin gereksinmelerine göre plan tarafından saptanır...’’ (A.G.E.SF-169 )

Sanırım Sovyetler Birliğindeki kapitalist ilişkilerin devamını sağlayan iktisadi kanunların ve işlevlerinin ne olduğu hakkında bir bilgi edinebiliyoruz. Yazarlarımız faiz in artı değerin bir bölünümü olduğunu başından inkâr etmelerine karşın son cümlede bunu değişik biçimde açıklamış bulunuyorlar ayrıca yazarlarımız sürekli kapitalist kategorilerin Sovyetler Birliğinde başka ‘anlamlarından’ bahsederken bu kategorilerin farklı sonuçlar doğuracağını da iddia etmeleri son derece gülünçtür. Bunun üzerinde yeniden tartışmaya girmek anlamsız olacaktır. Kısaca biz bu kategorilerin varlığını bir kere belirler ve bunların ekonomik ilişkilerde oynadığı ‘yararlı’ rollerinden bahsedersek bu kategorilerin varlığı ile ortada bulunan ekonomik yasalar, farklı biçimlerde olsalar bile, bilinen ve diğer kapitalist ülkelerde geçerli olan sonuçları ortaya çıkaracağını belirtmek durumunda oluruz.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 28-10-2012, 09:11
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

3- ) Rant


Artı değerin diğer bir bölümü ise ranttır, toprak mülkiyetinden ve toprağın verimliliği, pazara uzaklığı gibi etmenlerden kaynaklanır. Devrimden sonra toprakların ‘Ulusallaştırılması’ ile toprak tümüyle devlet mülkiyeti altına geçmiş böylece toprak sahiplerinin kiralama ve satmayla elde edecekleri rant ortadan kaldırılmıştır. Daha doğrusu mutlak rant dediğimiz kısım kaldırılmıştır. Böylece özel toprak mülküne sahip kişiler olmadığından artı değerin bu tarz bir bölünümü yoktur. Diğer taraftan tarımsal üretimin tümüyle ücretliler sınıfınca yapılmamasından dolayı - ki buda tarımsal üretimin tümünün devlet kapitalist işletmelerince gerçekleştirilmesi demektir.- farklılık rantı veya diferansiyel rant denilen rant varlığını sürdürür ve artı değerin bu tarz da bölünmesi devam eder. Devlet işletmeleri olan Sovhoz’ların elde ettiği bu rant doğrudan devlet eline geçer sovhozların dışındaki kolhoz işletmelerinin doğal durumdan elde ettiği (yani pazara olan mesafe verimlilik v.s gibi nedenlerle doğan) diferansiyel rant ise genellikle devletin izleyeceği ( Bakınız SF-187) fiyat politikaları ve vergiler ile devletin eline geçer yada yazarların belirttiğine göre kolhoz işletmelerine kalır ve kolhoz için harcanır, elde edilen rantın bundan sonra üretimin devamı için veya kolhoz üyelerince paylaşılmasının konumuz için bir önemi yoktur.

Şimdi de bu konu ile ilgili, yazarlarımızın yazdıklarına bir göz atalım: ‘’Topraktaki özel mülkiyet tekelinden doğan mutlak rant, toprağın ulusallaştırılması ile birlikte ortadan kalkar. Toprağın işletme nesnesi olarak tekelinden doğan farklılık rantında ise durum başkadır. Toprağın özel mülkiyeti olsun olmasın farklılık rantı oluşur. Farklılık rantının oluşması için gerekli koşul toprakların birbirinden farklı durumu ve verimlilikleri ve bir de üretimin kolhozlara göre eşitsiz yoğunlaştırılmasıdır.’’ (AGE SF- 183 )

Diferansiyel rantın ortadan kaldırılması, kapitalist ilişkilerin kaldırılmasına bağlıdır. Çünkü o da özel mülkiyet olgusundan doğar. Her şeyden önce de meta üretiminin varlığına bağlıdır. Yazarlarımızın (Bakınız SF-185) farklılık I ve II diye ayırdıkları şey yukarıda belirtilen koşullardan doğar ama yazarların açıklayamadığı ve rantla karıştırdıkları farklılık rantı II diye izah edilenin aslında rant olmadığı farklı kolhoz işletmelerinin farklı düzeydeki üretkenliklerinden doğan nispi gelirlerdir. Ve nispi artı değerle aynı şekilde izah edilir.


Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 11-11-2012, 10:03
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

V- SOVYETLER BİRLİĞİNDE
ÜRETİMİN GENEL OLARAK YAPISI

Meta üretiminin devamı, devrimden sonra o günün kendine özgü şartlarına uygun düşen ve içinde özel mülk sahiplerinin de yer aldığı kapitalist üretimin yeniden örgütlenişi ile sağlanmış oldu. Uzun sürmeyen bu dönemde ağırlaşmış sorunlar ve bu durumun yarattığı yaşamsal zorluklar giderek kalkmıştır. Ancak özel mülk sahiplerinin de içinde olduğu bu yeni süreçte özel mülk sahipleri örgütlenemeden üretim işleyişi içinden tasfiye edildiler. Bu geçici dönemde üretimin değişik alanlarında, tarımda ve özellikle ticarette sahip oldukları üretim araçları ile yerlerini alan kapitalistler ve tüccarlar kısa sürede elde ettikleri karlarla yeniden iktidara geçme olanaklarını üretim araçlarının devletleştirilmesi ile kaybettiler.

Artık üretim ve üretilenlerin dağılımı yeterli bir seviyeye gelmiştir. Aynı zamanda devlet özel mülk sahibi kapitalistlerin ve tüccarların yaptıkları işlevi de yerine getirmektedir. Üretim ilişkilerinde ve onun hukuki ifadesi olan mülkiyet biçimlerinde bir değişiklik olmuştur ama bu değişiklik kapitalist ilişkileri ve şüphesiz mülkiyet ilişkilerini de kaldıran bir değişiklik değildir. Kısacası kapitalistler ve tüccarlardan oluşan bu özel mülk sahibi sınıfın tasfiyesinin getirdiği göz alıcılığın arkasındaki şey bir sosyal değişiklik değildi. İlk itirazın buradan geleceğini biliyorum ama eğer sosyal bir değişikliğin üretim tarzının değişmesi olarak alırsak bu konudaki önyargıların bir anlamı da kalmaz.

Üretim araçlarının devletleştirilmesi ile üretim araçları aslında toplumsallaştırılmamıştı böylece kapitalist üretim tarzının yasaları ve ilişkileri kaldırılmamıştı. Üretim araçları ve ürünler devlet elinde devlet yöneticilerinin denetimi altında toplandı, bu da kapitalist ilişkilerin ve meta üretiminin değişik bir biçim altında sürdürülmesi ve genişletilmesi demekti.

Gelelim şimdi Sovyetler Birliğinde devlet mülkiyetinin ne olduğuna, tarımda iki mülkiyet biçimi oluşması, bir kısım küçük üreticilerin Kolhoz kuruluşlarında (işletmelerinde) toplanması buradaki özel mülkiyet karakterini bozmamaktadır. Buna karşılık tarımsal üretimin devlet mülkiyeti altında yapıldığı Sovhoz adındaki işletme türlerinde sermaye ve toprak, madencilikten sanayiye ve ticarete kadar üretim ilişkilerinin oluşumunda yer alan işletmeler devlet denetimi ve mülkü altındadır.

Devlet mülkiyetinin egemen mülkiyet biçimi olduğu toplumsal sistem devlet kapitalizmidir. Sovyetler Birliğinde kapitalist ilişkilerin yerini yeni bir toplumsal ilişkiyi devretmeden sürdüğü bir toplumdur. Bu toplumda üretimin kapitalist niteliği bozulmadan, ilişkilerinde ki bu değişik biçimleniş, kapitalist toplumda daha önce görülmüş biçimiyle ortaya çıkan özel mülk sahibi sınıfın iktidarı yerine devlet mülkünün varlığı ile denetim kuran yeni bir sınıfın devlet yöneticilerinden oluşan bir sınıfın varlığı ve iktidarı demektir.

Kapitalist toplumdan bildiğimiz bütün kategoriler varlıklarını Sovyetler Birliğinde ki üretim tarzında da geçerliliğini sürdürmektedir. Özellikle ele alınıp incelediğimiz sermaye, ücretlilik ve toprak mülkiyeti kategorileri. Buna karşın yazarlarımız ve de başkaları Sovyetler Birliğindeki üretim ilişkilerinin sosyalist üretim ilişkileri olduğunu söylemektedirler. u tür açıklamalara ve tanımlamalara kesin kes karşıyız birincisi var olan ekonomik ilişkilerin kapitalist üretim ilişkileri olduğu gerçeğinden ikincisi de sosyalist üretim ilişkilerinin bundan önce belirttiğim çerçeve içinde alınması gerektiğindendir. İncelemesini yaptığım yazarların kitabı bize Sovyetler Birliğindeki kategorilerin varlığını göstermeleri bakımından yardımcı olmuştur. Yine bu kitap da yazarlardan başkalarının da yaptıkları gibi sosyalizmde devletin devlet olgusunu ortadan kaldırmayı amaçlamasına karşın nasılda sosyalizmin bir devletçilik derekesine indirildiğini görmüş olduk.








Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 12-02-2013, 21:12
mete kaynaroğlu mete kaynaroğlu isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 147
Standart

EK - I

METALARIN FETİŞİZMİ
VE BUNUN SIRRI



Bu konuyu ele alışımın iki nedeni var; birincisi, yazarların metaların fetişimizi ve sırrı üzerine olan düşünceleri ki Sovyetler Birliğinde metaların fetiş halinin kalktığını iddia etmektedir ve yine bize Sovyetler Birliğinin kapitalizmden farklı bir toplumsal sistem olduğunu açıklamaya çalışmaktadırlar. Dayandıkları düşüncede, kapitalizmin öğelerinin ortaya çıkardığı sonuçlara denetim kurulduğu iddiasıdır. İkincisi ise, doğrudan Kapital’ den bu bölümün yorumun yapılması gerekliliğidir. Çünkü Marx bu bölümde meta, meta üretimi, değer, değişim değerini açıklamakla kalmıyor aynı zamanda meta üretiminin ortaya çıkardığı sonuçları ve meta üretiminden farklı bir toplumsal sistem olan sosyalizmi açıklıyor. Marx’ın belirttikleri ile sosyalizm, komünist toplumdan farklı bir toplumsal sistem değildir. O sosyalizmi kapitalist toplumsal sistemden farklı olarak gelecek toplumsal biçimin ilk evresi olarak niteler. İşte Marx’ın Kapital’ de bu bölümde anlattığı toplumda bu gelecek toplumun ilk evresi olan sosyalizmdir ve o kapitalist sistemdeki meta üretiminin eleştirel bir tahlili ile bu evreyi açıklar.

Gelecek toplumun bu ilk evresinde yani sosyalizm de emek zamanın ikili rol oynaması ve ürünlerin bir emek zamanı sürecinde üretilmeleri, üretimi yapılan ürünlerin birer değeri olacağı anlamına gelmez. Bireysel tüketime gidecek olan ürünlerin paylaşımın da emek zamanının bölüşümünde bir oran kurulmasında rol oynaması ise, bir değer ilişkisi hiç değildir. Sadece ama sadece bu tarzda bir bölüşüm ya da başka bir ifadeyle üreticilerin bir hak ölçüsü ile toplum için çalışmaları bu ilk evreyi yani sosyalizmi üst evreden ayıran özelliktir.
Sadece bu kadarıyla bu kapitalizmden kalma doğum lekesidir. Kapitalde anlatılanda bu ilk evrenin kendisidir. Buradaki inceleme içinde göreceğiz ki, bu emek zamanının ikili rol oynaması ile kimsenin bize, bir değer ilişkisi yaratıyor demeye hakkı kalmayacaktır.

Şimdi metaların fetişizmi ile ilgili Marx’ın açıklamalarını biraz uzun aktarmalarla da olsa burada incelemeye başlayalım, yaptığım aktarmalar Kapital’ deki bu konu ile ilgili bölümün başından sonuna doğru bir sıra ile olmaktadır.

‘’... Kullanım değeri olduğu sürece, o ister insan gereksinmelerini karşılayabilen özellikleri açısından, ister bu özelliklerin insan emeğinin ürünü olması yönünden ele alınsın, gizemli bir yanı yoktur... İnsan çalışmasıyla, doğanın sağladığı maddelerin biçimini, kendisine yararlı olacak şekilde değiştirdiği gün gibi açıktır. Bu yüzden, metaların mistik özelliği onların kullanım değerinden doğmuyor. Öyleyse, emek ürünün anlaşılmaz özelliği, meta biçimine girer girmez, niçin ortaya çıkıyor? Kuşkusuz bu, biçimin kendisinden geliyor. Her türlü insan emeğinin eşitliği, bu emek ürünlerinin hepsinin eşit değerde olmaları ile nesnel olarak ifade edilir, harcanan emek gücünün, bu harcama süreci ile ölçümü, emek ürünlerinin değerin niceliği biçimini alır ve en sonu, üreticilerin içerisinde emeklerinin toplumsal niteliğinin kendini gösterdiği karşılıklı ilişkiler, ürünler arasında bir toplumsal ilişki biçimini alır. Demek ki, metaın gizemli bir şey olmasının basit nedeni, onun içinde insan emeğinin toplumsal niteliği, insana, bu emeğin ürününe nesnel bir nitelik damgalanmış görünmesine dayanmaktadır; üreticilerin kendi toplam emek ürünleri ile ilişkileri, onlara kendi aralarında bir ilişki olarak değil de, emek ürünleri arasında kurulan toplumsal bir ilişki olarak görünmesindedir.’’

İşte Marx’ın metaların gizemini bu şekilde belirtmektedir. Emeğin ürünleri, meta biçimine girer girmez bu anlaşılmaz özellik ortaya çıkmaktadır. Bu da meta biçiminin kendisinden geliyor, yani meta biçiminin özelliğinden gelmektedir. Onların bir değere sahip olmalarında ve değer ilişkileri içerisine girmelerindendir. Şimdi biz burada duralım ve yazarlarımızın Sovyetler Birliğinde metaların fetişizmi ile ilgili söylediklerine bakalım: ‘’ Metaların bu fetiş niteliği, sosyalizmde ortadan kalkar çünkü çalışmanın toplumsal niteliği, metaların üretim sürecinde kendini doğrudan doğruya gösterir. Üreticilerin çalışması toplumun ihtiyaç duyduğu kullanım değerlerinin yaratılmasına ayrılmış toplam toplumsal çalışma olarak planlanmıştır. Sosyalist toplumda emtia üreticileri arasındaki ilişkiler açıktır.’’ (AGE SF- 122 )

Yazarlarla metaların fetişizmi üzerine hem fikiriz, bu emeğin ürünlerinin meta olması ile ortaya çıkan bir görünüm demektir. Bunun sosyalizmde ortadan kalkacağı üzerinde hem fikiriz, hatta yazarlar bu şekilde bir belirleme ile günümüzde kapitalist meta üretiminde metaların böyle bir görünüme sahip olmasını dile getirmekle de haklıdırlar, zaten yazarlarda konuyu Marx’ın Kapital’ inden bize aktarmaya çalışmaktadırlar. Ama yazarlar sosyalizmle, Sovyetlerdeki üretim tarzını kastettiği açısından bakarsak, orada bir el çabukluğu fark ederiz. Onlar, Sovyetler Birliğinde ‘metaların üretim sürecinde’ metaların kalkabileceğini söylüyorlar. İşte bu da, Kapital’ a baka baka bu olayla ilgili bilinçli olarak değişik anlamlar çıkarmaktan öte bir anlam taşımaz. Yazarlar bu fetiş niteliğin Sovyetler Birliğinde ortadan kalkışını yukarıdaki aktarmadan görüldüğü gibi şuna bağlamaktadırlar : ‘’ ...çünkü çalışmanın toplumsal niteliği, metaların üretim süreci içinde kendini doğrudan gösterir... Sosyalist toplumda emtia üreticileri arasındaki ilişkiler açıktır.’’

Çalışmanın toplumsal niteliği, bu hangi biçimde olursa olsun aynı zamanda metaların üretimi için zaten gerekli bir koşuldur. Çünkü: ürünün meta olabilmesi için üretilen ürünlerin bir başkası için kullanım değeri taşıması gereklidir. Marx’ında bu bölümde anlattığı budur. Ama buradan başkası işin yapılan her çalışmanın ve bir bireyin toplum için her çalışmanın ürünün meta olacağı anlamı çıkmaz. Ancak meta üretimi sürecinde metaların değişimi olduğundan, toplumsal niteliğe sahip olan çalışmanın ürünleri, bu süreç sonunda metadırlar ve günümüzde Sovyetler Birliğinde, çalışmanın toplumsal niteliğinin kendisini doğrudan göstermemesi demek, hiç bir üretimin olmaması demek gibi bir şeydir. Onların doğrudan gösterdi dediği şey bir değerler ilişkisi içinde olmaktadır. Yazarlar bize hem metaların değerleri olduğunu söylemekte, hem de arkasından çalışanların ürettikleri metaların sadece kullanım değerini ifade ettiğini söyleyerek metaların değerlerinin olduğunu ve bunların bir değerler ilişkisine girdiklerini unutturmaya çalışmaktadırlar. Ayrıca en sonunda yazdıkları cümleye bakalım: ‘’ sosyalist toplumda (yani Sovyetler Birliğinde) emtia üreticileri arasındaki toplumsal ilişkiler açıktır.’’ yazarlara göre, bu ilişkilerin açık olması Sovyetler Birliğinde metaların fetiş niteliğini kaldıracaktır.

Emtia üreticileri arasındaki toplumsal ilişkiler bu emtia üreticilerinin emtialarıyla girdikleri değişim ilişkisi değil de nedir? Bu ilişkilerin açıklığına gelince emek gücü sahipleri, emek gücü metalarını ücretlerle, köylüler ürünlerini, ayni veya para karşılığında, işletmeler birbirleriyle metalarını değişime sokmaları anlamında bir açıklıktır. Bundan öte bu ilişkilerin açıklığından anlaşılacak ne olabilir? Hepsinden öte yazarlar, meta üretimini toplumun egemen üretimi olduğunu söylemekle, Sovyetler Birliğinde zaten metaların fetişizminin varlığını söylemek durumundadırlar. Çünkü ‘metaların üretim sürecinde’ bu gücünün ayrılması olanaksızdır. Bu konu üzerinde Marx bir örnekleme yaptıktan sonra şöyle demektedir : ‘ ‘ ... İşte metalar âleminde de, insan elinin yarattığı ürünler için durum aynıdır. Emek ürünlerine, meta olarak üretildikleri anda yapışıveren ve bu nedenle meta üretiminden ayrılması olanaksız olan şeye, ben fetişizm diyorum .’’ Eh! Üretimin ve çalışmanın toplumsallaştığı meta ekonomisi toplumlarında bunun varlığı tartışılmaz bir olgudur ve Sovyetler Birliği de bu konuda, bir ayrıcalık taşımaz. Bundan sonra Kapital’ deki, gelecek toplum ile ilgili kısmın daha iyi anlaşılabilmesi için, bu bölümden Marx’ın sunuş biçimine uygun düşen sıralama ile yapacağım aktarmaları incelemeye başlayalım : ‘ ‘ Tahlilimizin de gösterdiği gibi, metalardaki bu fetişizmin kökeni, bunları üreten emeğin özel toplumsal niteliğindendir. Genel kural olarak, kullanılır mallar yalnızca, işlerini birbirlerinden bağımsız olarak yürütülen özel bireylerin ya da birey gruplarının emeklerinin ürünleri oldukları için meta haline geliyorlar. Bütün bu özel bireysel emeklerinin genel toplamı, toplumun emeğinin tümünü oluşturuyor. Üreticiler ürünlerini değişinceye kadar, birbirleri ile toplumsal temasa gelmedikleri için her üreticinin emeğinin özgül toplumsal niteliği, kendisini ancak değişim içinde ortaya koyar. Başka bir deyişle, bireyin emeği, toplum emeğinin bir parçası olarak, kendisini, ancak doğrudan doğruya ürünler arasında ve dolaylı olarak bunlar aracılığıyla üreticiler arasında kurulmuş olan değişim eylemi olan ilişkiler aracılığı ile açığa vurur. Bunun için, bir bireyin emeğini öteki üreticilerin emeklerine bağlayan ilişkiler, üreticilerle, aslında olduğu gibi, çalışan bireyler arasında doğrudan toplumsal bir ilişki olarak değil, tersine kişiler arasında maddi ilişkiler olarak görünür...’’

‘ ‘... Bu andan itibaren üreticilerin kişisel emeği, iki yönlü toplumsal bir niteliğe bürünür. Bir yandan, emeğin belirli bir yararlı türü olarak, belirli bir toplumsal ihtiyacı karşılamak ve böylece kolektif emeğin ayrılmaz bir parçası, kendiliğinden oluşan toplumsal işbölümünün bir kolu olmak durumundadır. Öte yandan, üretici bireyin çeşitli gereksinmelerini karşılayabilmesi için, türden yararlı bireysel emeğin karşılıklı olarak değişebilmelerinin yerleşmiş bir toplumsal olgu olması ve bunun içinde, her üreticinin özel yararlı emeğinin bütün ötekilerinin yararlı emekleriyle eşit sayılması gerekir. En farklı türden emeklerin eşitlenmesi, ancak bunların eşitsizliklerinden soyutlanması ya da bunların ortak bir paydaya, yani insan emek gücü harcaması ya da soyut insan emek gücü harcaması ya da soyut insan emeğine indirgenmesi sonucu olabilir...’’

‘ ‘ Ürünlerin üzerine etiket gibi yapışan değer olma özelliği birbirleri karşısına tekrar tekrar değer nicelikleri olarak çıkmaları ile kararlık kazanır. Bu nicelikler, üreticilerin iradeleri, öngörüleri ve davranışlardan bağımsız olarak durmadan değişir. Bunlar için, kendi toplumsal faaliyetleri, nesnelerin faaliyetleri biçimini alır ve onlar nesneleri yöneteceğine, nesneler onları yönetir... Ürünler arasında ki her türlü rastlansan ve durmadan dalgalanan değişim ilişkileri ortasında, üretim için toplumsal olarak gerekli emek-zamanı, kendisini, önüne geçilmez bir doğa yasası gibi zorla kabul ettirir. Bu tıpkı yerçekimi yasasının, evin başımıza çökmesi ile kendini göstermesi ve kabul ettirmesi gibidir. Değerin büyüklüğünün emek zamanı ile saptanması, işte bu nedenle, metaların nispi değerleri de görünürdeki dalgalanmaların altında yatan bir sırdır...’’

‘ ‘ ...metalar âleminin işte bu sanal para biçimi, aslında özel emeğin toplumsal niteliğini aydınlatmak ve açığa kavuşturmak yerine, ört bas eden öğe olmuştur. Burjuva iktisadının kategorileri, böylesine saçma biçimlerden oluşmuştur. Bunlar tarihsel olarak belirlenmiş belirli bir üretim tarzının, koşullarını ve ilişkilerini, yani meta üretimini ifade eden düşünce biçimleridir. Metaların bütün gizemi ve emek ürünlerinin metalar biçimini aldığı anda çevresini saran büyü ve sihir, öteki üretim biçimlerine geçer geçmez, bu yüzden yok olur.’’ Buradaki sözler, inceleme yaptığımız kitabın yazarlarına ve onlar gibi düşünen sosyalizm lafazanlarına ithaf edilir.

Yazarlarımız ‘sosyalist’ iktisadında da bu aynı kategoriler vardır. Marx daha sonra o dönemin ekonomi politikçileri için gözde bir tema olan Robinson Crusoe temasını inceler. Bununla meta ekonomisinden farklı bir toplumsal biçim olan gelecek toplumla ilgili düşünceleri anlatır.

‘ ‘ Şimdi bir değişiklik olsun diye, kendi işlerini ortak üretim araçları ile gören ve bütün bireylerin kendi emek güçlerini bilinçli olarak o topluluğun birleşik emek gücü olarak kullanan özgür insanlardan kurulmuş bir tablosu çizelim.’’

Görüldüğü gibi Marx daha bu belirlemelerle bahsi geçecek olan topluluk tablosunu çizmiş bulunmaktadır. İlkin üretim faaliyetlerini, ortak üretim araçları ile yapan bir topluluktur bu topluluk. Marx’ın burada bahsettiği üretim araçlarının ortaklığı, bunlar üzerinde ki mülkiyetin iki değişik biçimi veya mülkiyetin değişik biçimleri hiç değildir. Burada mülkiyet biçimlerinin değişikliği ile mülkiyetin varlığı değil üretim araçlarının ortaklığı ile mülksüzlüktür. Bu toplumda bireyler bu araçların mülkiyetine sahip değildir yani mülksüzdürler. Bu üretim araçlarının ortaklığının maddi koşuludur. Aynı zamanda bireyler bu araçların ortaklığının bilincindedirler. Bu da üretim faaliyetine bilinçli olarak katılmaları demektir.

İkincisi; bireylerin bilinçli olarak kendi emek-güçlerini topluluğun birleşik emek gücü olarak kullanmasıdır. Burada bahsedilen, tek tek bireylerin bilinçli olmasıdır. Bu; üretim faaliyetine bilinçli bireylerin katılımıdır. Bireylerin bilinçlilik, kültürel zevkleri ve gelişmesi bir yana toplumun ihtiyaçları, toplumun yaşama biçimi, kendi faaliyeti ve ortaklaşa faaliyetlerinin v.b. sorunlarının, çözümlemelerinin bilincine varması demektir. Bu da üretici güçlerin hızla gelişmesinin ve aynı zamanda ortaklaşa çalışmanın maddi koşuludur.

Üçüncüsü de; bu topluluk, özgür bireylerden kurulmuştur ki bu bireyin kendisi için ayrılan zamanın daha çok olması ve başkasına karşı olan bağımsızlığı demektir. Bu; zorunlu üretim faaliyetinden kurtulma demektir. Nihayet üretim faaliyetine bilinçli katılma ve aynı zamanda entellektüel gelişmesinin maddi koşuludur.

‘ ‘ Robinson’un emeğindeki bütün ayırıcı özellikler burada da yinelenir, ama şu farkla ki... Buradaki emek, bireysel değil, toplumsaldır. Robinson’un ürettiği her şey, yalnız kendisi için bir kullanım nesnesiydi. Bizim toplumumuzun toplam ürünü, toplumsal bir üründür.’’ Okuyucu dikkat ederse burada emeğin ürünü, sadece bir kullanım nesnesi olarak ifade edilmektedir. Bunlar, kullanılabilir mal ya da meta değillerdir. Robinson’un ürettiği nesneler ne ise, gelecek toplumda da üretilen nesneler aynıdır. Farkı ise yukarıda Marx belirtmektedir.

‘ ‘ Bunun bir kısmı yeni üretim araçları olarak iş görür ve toplumsallığı devam eder. Ama öteki kısmı, üyelerce yaşamı sürdürme aracı olarak tüketilir. Bu ikinci kısım üyeler arasında dağılımı bu nedenle zorunludur. Bu dağılım biçimi, topluluğun üretken örgütlenmesine ve üreticilerin ulaştıkları tarihsel gelişmenin derecesine bağlı olarak değişir. Salt metaların üretimi ile bir paralellik kurmuş olmak için yaşamlarını sürdürme araçlarında tek tek her üreticinin payının onun emek zamanı ile belirlendiğini varsayacağız. Bu durumda emek zamanı ikili bir rol oynamaktadır. Belirli bir toplumsal plana uygun olarak bunun bölüşümü yapılacak olan farklı iş türleri ile topluluğun çeşitli gereksinmeleri arasında uygun bir oran kurar öte yandan bu, aynı zamanda, her birey tarafından ortaya konan ortak emeğin payının v.b. ve bireysel tüketim için ayrılan toplam üründeki payının ölçüsü olarak iş görür. Tek tek üreticilerin, hem kendi emekleri ve hem de emek ürünleri yönünden, toplumsal ilişkileri, bu örnekte, yalnız üretim bakımından değil, bölüşüm bakımından da çok basit ve anlaşılır durumdadır.’’

Demek ki, bu bölümün başında da belirttiğim gibi emek zamanının bu toplumda ikili rol oynaması değer olma özelliğinin bu ürünlere yapıştığı anlamına gelmez. Çünkü bu toplumda ürünler sadece kullanım nesneleri olarak ihtiyaçları giderirler o kadar ve bu doğrudan olur. Bu nesneler değişim yolu ile devredilerek değer ilişkisi içine girmezler, ya da ticaret ilişkileri içinde alınıp satılmazlar. Bireylerin tüketim nesnelerini emek zamanı ölçütü ile paylaşmaları, onların, emek güçlerinin tüketim nesneleri ile değişim ilişkilerine sokulduğu anlamına gelmez, yani bireyler emek güçlerini toplumun ihtiyaçları için bilinçli olarak üretim faaliyetlerine sokarlar, o zaman onlar, ortaklaşa çalışma içindedirler. Onların, emek güçleri bir değere sahip değildir ve bu yüzden de emek güçleri meta değildir.

Üreticilerin üretime girmeleri ile tek tek bireylerin sarf ettiği emek zamanı toplamı, toplam toplumsal emek zamanını oluşturur. Bunun sonucunda ortaya çıkan ürünlerde toplam ürün miktarıdır. Gerekli çıkarmalar yapıldıktan sonra geriye kalan, bu bireylerin yaşamlarının devamını sağlayan tüketim nesnelerinden oluşur. Bireyler ise sarf ettikleri emek zamanı kadar bu tüketim nesnelerinden (toplumun toplam emek zamanı ile tüketim nesneleri toplamları oranında kurulan oranlamaya göre pay alırlar.) pay alırlar. İşçi sınıfı bu toplumsal biçimi oluşturuncaya kadar çeşitli engellerle karşılaşır ama böyle bir aşamaya geçmeden de bireylerin, tüketim nesnelerinin emek zamanına göre paylaşımı olmadığı yani herkesin ihtiyacına göre olduğu üst evreye de geçemez.

Görüldüğü gibi, her şeyin önüne sosyalist demek ya da emekçiler yararına kullanılıyor demek bize gelecek toplum biçimini vermemektedir. Kapitalizmin kategorilerinin ve öğelerinin değişik biçimlerde devam ettirilmesi de sosyalizm değildir.
--------------- 0 ---------------

Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 00:49


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum