Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > EDEBİYAT > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 13-04-2009, 15:28
Turan KAYIKÇI
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart NEDEN EDEBİYAT

Edebiyat: Duyguları, şiirleri, hayalleri söz ya da yazı ile etkili, hoşa giden yolda anlatma sanatı. Edebiyat, roman, öykü, şiir, anı, denme, tiyatro, yaşam öyküsü gibi anlatım türlerini kapsar.
Bilim ve teknolojinin olağanüstü gelişmesi, böylece bilginin sayısız parça ve bölümlere ayrılması sonucunda, bilginin uzmanlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Bu kültürel eğilim, önümüzdeki yıllarda iyice belirginlik kazanacak. Uzmanlaşma, kuşkusuz birçok yarar getirir. Daha derin araştırmaların ve daha büyük deneylerin yapılmasını sağlar.
Edebiyat, meslekleri, hayattaki amaçları, coğrafi ve kültürel konumları ve kişisel durumları ne kadar farklı olursa olsun, insanların kendilerini tanıyabildikleri ve birbirleriyle konuşabildikleri, insan yaşantısının ortak paydalarından biridir. Edebiyat, bireylerin hayatlarının tüm özellikleri içinde, tarihi aşamalarını sağlamıştır.
Etik ve kültürel farklılıklarda insanlık mirasının zenginliğini görmeyi ve bu farklılıkları insanlığın çok yönlü yaratıcılığının belirtisi olarak değerlendirmeyi, edebiyattan daha iyi hiç bir şey öğretemez. İyi edebiyat yapıtlarını okurken hiç kuşkusuz, büyük bir keyif alırız; Ama aynı zamanda insan bütünlüğümüz ve insanca kusurlarımız içinde, yaptığımız işler, düşlerimiz ve karabasanlarımızla, bir başımıza ve bizi başkalarına bağlayan ilişkiler içinde, toplumdaki imgemizde ve bilincimizin gizli kovuklarında ne olduğumuzu ve nasıl olduğumuzu öğreniriz.
Edebiyat insanlar arasındaki kurduğu kardeşlik bağı, onların diyaloga girmelerini ortak bir köken ve ortak bir ereğin bilincine varmalarını sağlayarak, tüm zaman engellerini aşar. Zamanın ve mekanın ötesinde, ortaklaşa insan yaşantısının bir parçası olduğunu duyumsamak, kültürün en büyük zaferidir; bu duygunun her kuşakta yinelenerek sürmesine, hiçbir şey edebiyattan daha çok katkıda bulunmaz.
Edebiyat ne işe yarar? Sorusu fena bir soru değildir aslında Çünkü roman ve şiiri yaratan rastlantı değildir ki romanlar ve şiirler, bir kuşun şakımasıyla ya da batmakta olan güneşin görünümüyle aynı şey olsun. Romanları ve şiirleri insanlar yaratmıştır, dolayısıyla nasıl ve neden doğduklarını, amaçlarının ne olduğunu ve eden bu kadar kalıcı olduklarını sormakta sakınca yoktur. Edebiyatın ilk yararlı etkilerinden biri, dil düzeyinde gerçekleşir. Yazılı edebiyatı olmayan bir topluluk, başlıca iletişim aracı olan sözcüğü edebiyat metinleriyle geliştirmiş ve yetkinleştirmiş bir topluluk kadar şaşmazlıkla aynı zenginliği ve açıklıkla dile getiremez. Okumayan, edebiyata el sürmemiş bir insanlık, kaba ve ilkel dil yüzünden ürkütücü iletişim sorunları yaşayan bir sağır dilsizler topluluğuna döner. Aynı şey bireyler içinde geçerlidir. Hiç okumayan, az okuyan ya da yalnızca süprüntü okuyan bir insan, engelli bir insandır. Çok konuşabilir, ama az şey söyler. Çünkü dağarı kendi kendini dile getirmeye yeterli değildir. Düzgün konuşmayı ve enine boyuna düşünerek, özenli, incelikli konuşmayı iyi edebiyattan öğreniriz. Edebiyat, aşkın tutkunun ve cinselliğin sanatsal yaratı niteliği edinmesine bile katkıda bulunmuştur. Edebiyat olmasaydı erotizm olmazdı. Aşk ve haz, daha yoksul olur, duyarlık ve incelikten yoksun kalır. Okuması yazması olmayan bir dünyada aşk ve cinsel istek, hayvanların doyumunu sağlayan şeylerden farksız olur. Temel içgüdülerin kabaca gerçekleştirilmesinden öteye gidemezdi.
Edebiyatın, ulusların hayatında önemli bir yeri olduğunu düşünmemiz için bir neden daha var. Tarihsel değişimin gerçek şartı ve özgürlüğün en iyi koruyucusu olan eleştirel düşünce edebiyat olmadan, onulmaz bir yara olacaktır. Çünkü nitelikli edebiyat yapıtlarının tümü de köktencidir ve içinde yaşadığımız dünyayla ilgili köktenci sorular atarlar ortaya.Büyük edebiyat metinlerinin tümünde, çoğu zaman yazarlarının böyle bir niyeti olmaksızın, bir ayartıcılık vardır.
Edebiyat yazgılarına boyun eğen, yaşadıkları hayattan hoşnut olan insanlara hiçbir şey söylemez. Edebiyat asi ruhu besler, uzlaşmazlık yayar; hayatta çok fazla şeyi ya da çok az şeyi olanların sığınağıdır. İnsan, mutsuz olmamak ve bütünlenmek için edebiyata sığınır. Kültürün sürekliliğini sağlaması ve dili zenginleştirmesinin de ötesinde edebiyatın, insanlığın ilerlemesine en büyük katkısı, belki de bu dünyanın düzenin bozuk olduğunu; bunun tersini ileri sürenlerin, güçlülerle talihlilerin yalan söylediklerini, dünyanın düzeltilebileceğini düş gücümüzün ve dilimizin yaratabileceği dünyalara daha yakın bulunabileceğini bize anımsatmasıdır. Yaşadığımız dünyayı durmadan incelemek, gittikçe daha olanaksız bir görev olup çıksa da özgür ve demokratik bir toplum yaşadığımız dünyayı yaşamak istediğimiz dünyaya daha yakın olmaya çalışmak gerektiğinin bilincinde olan sorumlu ve eleştirici yurttaşlardan oluşur. Yaşamın doyumsuzluğunu çağrıştırmanın yönetenlerin yönlendiremeyeceği, sürekli bir ruhsal devimsellik ve canlı bir düş gücüyle donatılmış, eleştirici, bağımsız yurttaşlar oluşturmanın, iyi edebiyat okumaktan daha iyi bir yolu yoktur.
İyi edebiyat, insanların doyumsuzluğunu geçici olarak giderirken, aslında, hayata karşı eleştirel ve uzlaşmaz bir tutum geliştirerek o doyumsuzluğu, o yetinmezliği artırır. Edebiyatın, insanları, mutsuz kılmaya daha yakın olduğu söylenebilir. Doyumsuz olarak yaşamak, hayatla savaş durumunda yaşamak, kendini boşuna savaşlar vermeye yazgılı kılmak demektir. Ama hayatın sıradanlığına ve sefilliğine baş kaldırmasaydık, hala ilkel bir durumda yaşıyor olurduk, tarih durmuş olurdu. Böyle bir durumda, bağımsız birey yaratılmamış, bilim ve teknoloji gelişmemiş, insan hakları tanınmamış, özgürlük var edilmemiş olurdu. Bütün bunlar, mutsuzluktan, yetersiz ve dayanılmaz gelen bir hayata medyan okumalardan doğmuştur.
Celal Üstel Edebiyat’ın Dünü ve Bugünü adlı çevirisindeki söyledikleri:
“Edebiyat, şövalye romanları okuya okuya aklını kaçıran Don Kişot’un çılgınlığıyla araştıran, sıradan hayatla yetinmeyen ruhu az kışkırtmamıştır. Bir an için, tarihi, düşsel olarak yeniden kuralım edebiyatın olmadığı, insanların şiir yada roman okumadığı bir dünya düşünelim. Güdük kalmış söz dağarından homurtuların ve maymunsu seslerin sözcüklere ağır bastığı bu tür bir körelmiş uygarlıkta bazı sıfatlar olmayacaktı. Edebiyatın bütün büyük yaratıcılarının buluşları, kendi durumumuzun bilinmeyen yönlerini görmemizi sağlar. İnsanlığın ortak derinliklerini keşfetmemizi ve daha eksiksiz anlamamızı olanaklı kılar. Edebiyatın gerçekdışlılıkları, edebiyatın yalanları, aynı zamanda en gizli insan gerçeklerinin kavranmasına yarıyor. Edebiyatın açığa vurduğu gerçekler, her zaman o kadar iç açıcı değil; bazen, romanların ve şiirlerin aynasına yansıyan imgemiz, bir canavarın imgesi veya yabanıl kurbanlıkları olduğumuz zaman aynadaki canavar imgesini daha iyi görürüz. Yinede, okuduğumuz kitaplarda anlatılanların en kötü yanı kan , aşağılanma ve işkence tutkusu değildir. Beklide en kötüsü şiddet ve aşırılığın bize yabacı olmadığını, bunların insanlığın derinlerinde yatan bir parçası olduğunu keşfetmemizdir. Edebiyatsız bir dünya, ivedilikle görmemiz gereken bu korkunç derinlikleri doğru dürüst göremezdi”
Uygarlıktan nasibini almamış, barbarlığın baskın çıktığı, duyarlıktan yoksun, söz fukarası, cehaletin kol gezdiği salt içgüdüleriyle davranan, tutkuyu ve sevmeyi bilmeyen edebiyatsız dünyanın, burada anlatmaya çalıştığım başlıca özellikleri, insanlığın güç ve iktidar uzlaşması ve ona boyun eğmesi olurdu. Böyle bir dünyada ruha yer olmazdı. Dahası, böyle bir dünya, hayatın katlanamaz tekdüzeliğiyle de kalmaz. İnsan hayatının başka türlü olmayacağı hep böyle kalacağı, bunu hiç kimsenin ve hiçbir şeyin değiştirmeyeceği duygusundan kaynaklanan kopkoyu bir karamsarlığın boyunduruğuna girerdi. Dünya varsıllığına ve gücüne, yaşama düzeyinin yüksekliği ve bilimsel başarılarına karşın, edebiyat sonrası dönemin özgürlükten umudunu kesmiş otomatlardan oluşan teslim bayrağını çekmiş bir insanlığın uygarlıksız ve alabildiğine ruhsuz dünyası olurdu.
Edebiyat, neredeyse her insanın, her bireyin hususi alanına temas eder. Edebiyatın işi budur sanki. İnsanın sonsuz zenginlikteki ve değişkenlikteki hayatı, her bireyi içerecek biçimde, edebiyatın bilgisi ve duyarlılığı içinde yer alır. Edebiyat, neredeyse her insanın manalandırılmış hayat kaydıdır. Edebiyatın toplumla ilişkisi de her zaman için bireyden geçmişti. En realist edebi akımlar için de geçerlidir bu olgu. Aşkın ve savaşın en manalı kayıtlarını da edebiyat yapmıştır.
İnsanlık öyküsünün sonu, tarih sonu henüz yazılmadı, önceden belirlenmişte değil, ne olacağımız, tümüyle bizim görüş açıklığımıza ve istemimize bağlı. Ama düş gücümüzün yoksullaşmasını, duyarlığımızı arıtıp incelten bize daha güzel ve özenli konuşmayı öğreten yetinmezliğin yok olmasını, özgürlüğümüzün güçsüzleşmesini istiyorsak, çaba sarf etmeliyiz. Daha açık ve seçik söylemek gerekirse, kitap okumalıyız.

Kaynakça: Marino Vargas Lcosa(The New Repuliç Gazetesi.ABD)
Çeviren: Celal Üstel ( Edebiyatın Dünü Ve Bugünü)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 00:09


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum