Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞAİRLER - YAZARLAR > Söyleşiler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 20-04-2012, 09:48
ezheri ezheri isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 175
Standart Türkiye şiir Manifesto yazarlarıla söyleşi

Husus Türkiye ve iranda yaşayan Azerbaycanlı şair ve yazarları varolan şiir akımlarıla tanıştırmak amacıla Türkiyedeki Şiir Manifesto yazarlarıla yaptığımız söyleşileri kenti sitelerimizden ve Azerbaycan türkcesinden başka burada da yayımlaktayız,Türkiyede 12 şiir Manifestosunu hedefledik,şiir Manifestosu yazarları söyleşi yapmaya hazır olduğlarını bize bu Email arabulucuğuyla ilan etsinler lütfen:tenqidfikir@yahoo.com nadirezheri@gmail.com

sevgi ve sayğılarımızla
Nadir Ezheri-Nigin Nevaderezi
***


Türkiye şiir Manifesto yazarlarıla söyleşi(2)

Nnoist şiir Manifestosu yazarı Umut Yaşar Abatla söyləşi




1-Eleşteri sitesi: Umut Yaşar Abat Nanoist şiir Manifestosuna kader hangi aşamaları denedi,Umut Yaşar Abat şiiri nerde buldu, neler oldu?

1- Umut Yaşar Abat:Benim şiirim nanoizm öncesinde sosyal gerçekçi-anlatımcı ve sanatsal içerikli bir şiirdi. Ancak bu şiir tarzı gerek Türkiye’de gerekse de batıda yıllardır denenmiş hatta ölmüş bir şiir anlayışı durumuna gelmişti. Gerek başkalarından aldığım-duyduğum eleştirilerle, gerekse de kendi kendimi eleştirerek geçmişin şiiriyle yol ayrımına geldim. Sonunda kökten bir anlayış değişikliği yaparak ‘ölü sevicisi’ olmaktan kurtardım kendimi ve yaklaşık dört yıl gizli bir alt yapı çalışması yaparak ilk kez Türkiye’den dünyaya açılan bir sanat ve felsefe anlayışı olan nanoizmi kurdum.



2- Eleşteri sitəsi:Kısacasına Nanoist şiir Manifestosu nedir? temelleri hangilar?

2- Umut Yaşar Abat: Nanoizm kısaca az sözle çok şey anlatma sanatıdır. Ve yine nanoizm eserin salt özüne dik vuruşlar yapan sert ama iyimser bir ekoldür. Nanoizmin temel amaçlarını şöyle sıralayabiliriz:
a-) Şiirdeki estetik anlamı, milyarda bir olasılıkla bile olsa farklı düşündürme ve genişletme yoluna gitmeyi …
b-) Ardı ardına gelen her sözcükle birlikte, şiirin her dizesinde yeni anlamlar ve anlam bağlantıları oluşturmayı…
c-) Eserin her türlü anlamının metne içkin ( mündemiç ) olduğu bilinciyle hareket edilmesini hedeflemekteyiz.
Buna rağmen şiirin değerlendirilmesinde hermeneutik yaparak, şiire ve edebi metne transandent ( aşkın, müteal ) anlamlar yüklenmesinin yolunu da açmak istemekteyiz.
Çünkü biz nanoistler, edebi metinlerde ve özellikle şiirde derin anlamlılığın yanı sıra anlam çokluğu yaratmak istemekteyiz.
Bu bağlamda şiirde anlam genişliği yaratılmasını, şiirin ve edebi metnin tek boyutlu anlamlılığı aşmasını, eserin çok boyutlu, çoğul anlamlılığa taşınmasını nanoizmin en önemli amacı olarak gördüğümüzü söylemek isteriz.

3- Eleşteri sitəsi: Nanoist şiirin geleneksel yatakları nerde? Türkiye ve dünyadaki şiir akımlarından etkilendi mi? Hangilardan?

3- Umut Yaşar Abat: Nanoizm estetik derinlik gördüğü her konuya şiir içersinde yer verir. Ancak bunun anlatım tekniği nanoteknik bir şiir yapısıyla olur. Ve anlatım biçimi estetik bir dille olur. Çünkü biz nanoistlere göre : estetik olmayan etik değildir. Biz hangi konuyu şiirimizde işlersek estetik dil-üslup yaratma biçimi bizim olmazsa olmazımızdır.
Türkiye’den çıkan ilk ve tek sanat ve felsefe ekolü yukarıda da dediğim gibi nanoizmdir. Türkiye’de sözüm ona ekol adı altında yapılan sanatsal çalışmalar Avrupa’dan ve Amerika’dan transfer edilmiş sanat anlayışlarının taklididir.
Nanoizme gelince biz zaten başlı başına bir ekolüz dolayısıyla bir başka ekolden etkilenmiş olmamız mantık ve kural dışıdır. Zaten başka ekolden etkilenseydik ya da onun devamı olsaydık yeni bir ekol olarak kendimize nanoist ekol diyemezdik.

4- Eleşteri sitəsi:şu "Çok anlamlığ"a ulaşmak için belirli aracınız ne?nanoteknik nedir

4-Umut Yaşar Abat: çok anlamlılığa ulaşmanın yolu sözcüklerin her dizede dizilişinin bir sonraki ile yeni bir anlam bağıntısı ve çağrışımı oluşturacak şekilde dizilmesindedir. Anlam çokluğu ya da çoğul anlamlılık derken de şiirin, metnin oluşturulmasında ardı ardına gelen her sözcüğün yeni, derin ve farklı anlam içerikleri oluşturacak biçimde; anlamı zenginleştirmesini, derinleştirmesini ve anlamın sürekli beslenmesini anlatmak istemekteyiz
Her dizenin ‘en az son sözcüğü’ ile, ardından gelen dizenin başı arasında bağlantıyı sağlayan sözcüklerin zikzaklar çizerek, nehir gibi kıvrılarak akan bir estetik anlam oluşturmasını sağlamak…örneğin şiir üzerinde gösterelim:

büyüdü içimde kendime verdiğim acı
silinmez demire mahkum kılınan pas
çizilir suskun rengi ışığın isli camlardan
kederdir ömrün kardeşi sonsuzluğa akan

Nanoist şiirin zaten teknik kısmı yani şekille içeriğin iç içe geçtiği diyalektik bütünlük oluşturduğu kısmı buradadır. Yani nanoteknik şiir öyle önüne gelen, içinden geçen sözcüklerle yazılan şiir değildir. Sözcük dizimi açısından teknik bir kurguya dayanmaktadır.



5- Eleşteri sitəsi:Çağımızda Türkiye ve dünyadaki önemli şiir akımları hangilar?

5- Umut Yaşar Abat: Türkiye için tek şiir akımı hatta Türk sanat ve felsefe tarihi için sadece nanoimzdir. Diğerleri yukarıda dediğim gibi batıdan alınma-taklit anlayışlardır.
Türk şiiri batının tüm ekollerinden etkilenmiştir. Ama özellikle fütürizm ve imgeciliğin baskın etkisi hatta gölgesi Türk şiirinin üzerindedir. İşte nanoizm bu gölgeyi kaldırmaya, yırtmaya, delmeye ve yok etmeye çalışan özgün ve orijinal tek ekoldür.



6- Eleşteri sitəsi:Nanoist şiirin şiirde çok önemli bulduğu konu ne? imge?şiir musikisi?içerik?form?dil oyunları?şunların hepsisi? ve...?
6- Umut Yaşar Abat: Nanoizm; şiirde ve diğer edebi-felsefi metinlerde anlam akıcılığını, zenginliği oluşturan düşünce, anlam, duyuş, coşku, imge, sezgi, rezonans ve diğer estetik yaratı biçimlerini içine alan, fenomen ile numeni bir bütünün iki parçası olarak değerlendiren, diyalektik bir sanat kuramıdır.

7- Eleşteri sitəsi:Sizce Modernizm ve Post modernizm nedir? ayrıcları nerde? Türkiye şiir ve edebiyatında şunların yeri nerde?

7- Umut Yaşar Abat: Biliyorsunuz ben aynı zamanda felsefeciyim. Bu konular üzerine yüzlerce sayfa konuşmam lazım. Ama bir nonoist olarak kısa ve öz konuşayım. Ve eleştirerek konuşayım ki okuyucu ne dediğimi yorumla anlasın. Doğulu milletler modern olamadılar ki postmodern olsunlar. Dolayısıyla batı ile ve Amerika ile kısaca gelişmiş toplumlarla aramızda bir aydınlanma zihniyeti meselesi olarak bir uçurum bulunmaktadır. Özellikle Türk ve Türk İslam toplumları ne yazık ki çağın gerisinde kalan hatta ‘mürteci-gerici’ toplum ve medeniyet durumundalar. Bunuın sebepleri ne olursa olsun bu gerçeği kabul ederek yeniden kendimizi gözden geçirmeliyiz. Bu bilinçle hareket etmeyen doğu milletleri çok kısa zamanda çözülmeye ve yıkılmaya mahkumdur. Bu gerçeği tarihsel bir sorumluluk adına söylemezsem olmaz çünkü böyle gitmez!? Bizler modernizmin bile gerisinde iken postmodern anlayış bize lüks kalıyor, zihniyet olarak da bilim ve sanat düşüncesi olarak da. Ama bu yetmiyormuş gibi şimdi biz nanoizmi icat ederek !? batının önüne geçmeyi hedefledik. Yani nanoizm iki kere lüks bizim doğu toplumuna. Dolayısıyla bu doğu medeniyetinin nanoizmi anlaması için önce modern, sonra post modern dönemi yaşamalı ki daha sonra nanoizme geçsin. Dolayısıyla nanoizm bugünün değil geleceğin sanatı ve felsefesidir.

8- Eleşteri sitəsioğu ve batının şair, yazar ve düşünürleri Postmodernizmi nasıl alğılamalı? şu konuda doğru tutum varsa nedir?

8- Umut Yaşar Abat: Bir özenti olarak ya da tek tek kendini geliştiren bireyler bu tür anlayışları savunuyorlar ve savunabilirler. Ancak bu tür anlayışların kökleşmesi için toplumsal refah, ekonomik gelişmişlik, güçlü bilim-teknoloji ve sanat anlayışı olması gerekir. Bu da zaman alır. Dediğim gibi modernizmi, dolayısıyla aydınlanma fikriyatını yaşamadan, özümsemeden ve o birikime sahip olmadan, postmodernizme geçmeye kalkarsanız uçuruma adım atmış olursunuz. Doğu toplumlarının birikim ve kapasitesi şimdilik bu nitelikte değil. Bunun üzerine bir de bizim nanoist anlayışa bir anda sahip olmak ve o seviyeye yükselmek ise çok daha zorlu bir süreçtir ve uzun zaman gerektirir. Hatta toplumsal sıçramaya ihtiyaç duymaktayız.


9-Eleşteri sitesi:anladığımız kadarıle siz şunların arasında yoğun bir çizgi çiziyorsunuz,başka yönden şunlara merdivan gibi bakıyorsunuz,bunda Post modernizmin modrnizmden ve nanoizmin postmodernizmden iyi olduğunu anlayırık,ama her bir sonra yaratılmış bir nesne ya fikir ya şiir tarzı ilzamen öncekinden iyi ola bilemez,birde Modernizm ve postmodernizmde (iyi ya kötü) varolan dünya görüşünü biz sizin Nanoizminizde göremiyoruz,bizi aytınlatımısınız?

9- Umut Yaşar Abat: Bunun çok uzun konu olduğunu söyledim. Ama her şeye rağmen dünyaya açılan temel pencerenin ontolojik temelinin aydınlanma dönemi yani modernizm olduğunu söyleyeyim...Nanoizm daha çok genç ama hızla ilerliyor...Teknolojik açıdan önde ama toplumsallaşması ve siyasallaşması zaman alacak...uzun konu...
Nanoizmin dünya görüşünün üstünlüğü şuradadır: Nanoist şiir kuramı, evrensel insan haklarını ve özgürlüğünü sanatsal ve felsefi ilke olarak kabul etmektedir.
Nanoizm, hayata yürekli tarafımızdan bakan ve emperyalizme karşı mücadele eden omurgalı insanın dünya görüşünü, sanat alanında temsil eden bir şiir ekolüdür.
Ve yine nanoizm; özellikle faşizmin sözcülüğünü yapan İtalyan kökenli-merkezli, tarih bilincinden mahrum fütürizmin yüz yıllıktotaliter kuşatmacı geleneğini, zamanın üç boyutunda at koşturan nanoist sanat devrimiyle sonlandıran hümanizmanın evrensel zaferidir. Kısaca tüm totaliter sistemleri reddediyoruz.


10-Eleşteri sitəsi:Şiir ve siyasetin ilişgi ve ilgileri nasıl? ya nasıl olmalı?bu konuya evrensel ve yerli bir biçimde de bakın lütfen.

10- Umut Yaşar Abat: Sanat ve siyaset ilişkisi her zaman problemli olmuştur ve öyle de olacaktır. Burada iktidar ile muhalif sanatçı arasında çıkan karşıt görüş bu gerilimi kaçınılmaz olarak artırmaktadır. Çünkü sanatçı bireysel özgürlüğünü öne çıkartırken iktidar susturmayı ve yönetmeyi öne çıkartır. Bu polemik rasyonel düzeyde bir eleştiriyle yapılsa bile uzlaşma sağlanamaz. Bu tüm dünyada hep böyle olmuştur ve böyle de olacaktır. Çünkü siyasetin ve sanatçının temel paradigmaları, zihniyetleri çatışma halindedir. Gerçek bir demokrasiyi özümsemiş medeniyetlerde bu çatışma zamanla azalmıştır ve daha da azalacaktır ama mutlak anlamda son bulmayacaktır. Ayrıca muhalif sesler demokrasiye katkı da sağlayacağı için eleştiri kültürünün gelişmesi açısından da önemlidir. Yani çözüme yönelik eleştirel sanat yapan sanatçı aslında demokrasiye de katkı sağlamaktadır. Bu yönüyle eleştirel seslere hep ihtiyaç vardır. Aksi takdirde totaliter sistemler daha da çığırından çıkan tutum ve davranışlarda bulunabilirler. Bu da toplumları köleleştirir. Bundan dolayı: nanoist şiir kuramı, evrensel insan haklarını ve özgürlüğünü sanatsal ve felsefi ilke olarak kabul etmektedir. Nanoizm, toplumsal değerleri ve toplumsal gerçekliği onurlu bir duruşla, estetik bir dille ifade etmeyi kendisine amaç edinmiştir. Nanoizm, hayata yürekli tarafımızdan bakan ve emperyalizme karşı mücadele eden omurgalı insanın dünya görüşünü, sanat alanında temsil eden bir sanat ve felsefe ekolüdür.

11-Eleşteri sitəsi:sorumuz keçmiş günümüzde erkek üstünlük şiir ve edebiyatdan ,nanoizm şuna ne söylemek ister?

11- Umut Yaşar Abat: Erkek egemen bir dünya, erkek egemen bir sanat ve sanatçı yaratmıştır. Biz zaten kadın erkek eşitliğinin- dengesinin toplumun her alanında sağlanmasını savunuyoruz. Bunun yolu da evrensel demokrasi ve insan haklarından geçmektedir. Umarım tüm dünyada bunu başarırız...

12- Eleşteri sitəsi:şiir ve cinsel konular ve kadın şiiri hakkında ne söylemek istersiniz buyurun.

12- Umut Yaşar Abat: Nanocu şiir anlayışında, şiiri herhangi bir konuyla sınırlamak düşünceyi sınırlamaktır. Bu yüzden nanoculukta şiirin konusu her şeydir.
Nanocu şair, şiirlerinde estetik değeri düşürme ihtimali olan, içgüdüsel-psikolojik çağrışımlar yaratacak sözcükleri, nanocu estetik anlayışa uygun bulmadığı için, kullanmaz. اünkü nanocu şiir kuramının her türlü etik kriterinin temelinde estetik değer yatmaktadır.
Yani biz nanoistlere gِre; estetik olmayan, etik değildir. Bundan dolayı estetik değer taşımayan bir yaratma biçiminin nanoculukta yeri yoktur.
Kadın şiiri, erkek şiiri diyerek şiire yaklaşmak doğru değil. Aslolan sanat eserinin güzelliğidir. Dolayısıyla güzel sanat eserini sadece şiirde değil, sanatın her alanında kadın da, erkek de yaratabilir.


13- Eleşteri sitəsiünyanın genelde estetik bakış açısının deyişimine inaniyormusunuz?mesela neçe yüzyil önce ressamlar güzelliyi Perenseslerin Portretınde ararlardı sonralar mesela Van Gog güzelliyi çizdigi bir eski ayakkabı resminde buldu ya Empersiyonistler daha padişahların saraylarında yok kahvehanelerde güzellikleri aramaya devam etdiler, sanat ve hüner zirveden erimeye ve yenmeye ve yaygınlaşmaya başladı statik bakış açıları değişdi sanki ve günümüzde güzellik tam bir kişisel konuya çevrilmektedir,bu olaylar şiiri nasıl etkiler?

13- Umut Yaşar Abat: Değişen dünyayla birlikte bakış açılarının da değişmesi kaçınılmazdır. Artık sanat feodal, aşölyen, iptidai ya da totaliter sistemlerin mahkumiyetinde ya da avucunda değil. Demokrasi kültürü geliştikçe bu iptidai-ilkel yapılar kırılacaktır. Ancak bütün bunlara rağmen kralın soytarılığını yapan sözde sanatçılar da olacaktır. Ama onlar da tarihte hiçbir zaman gerçek, onurlu bir sanatçı olarak anılmayacaktır. Sanat günümüzde daha bireysel olana yönelmiştir, bu tespitiniz doğrudur.

14- Eleşteri sitəsi:Azerbaycan ve husus iranda yaşayan Azerbaycanlı şair ve yazarlardan bilginiz var mı? Türkiye ve Azerbaycan şiir ve edebiyatını nasıl irtibatlandırmak mümkün?

14- Umut Yaşar Abat: Geçmişten Nesimi, Fuzuli gibi büyük ustaları şiirleriyle çok iyi bilirim. Yakın dönemden ise Bahtiyar Vahapzede, Nizami Muradoğlu, Adil Cemil ve sizin sayenizde tanıştığımız değerli nanoist şair Arestu Mücerred… Mücerred Bey’e bir nanoist olarak yolu açık olsun derim. Aynı fikriyatı savunmanın bahtiyarlığı içindeyim. En kısa zamanda kendisiyle Türkiye’de ve Azerbaycan’da şiir dinletisi- konferansı yapmak da isterim. Ayrıca Azerbaycan’dan nanoizme katılan şair ve yazarların artmasını beklerim. Çağın fikriyatını ve geleceğin edebiyat felsefesini bir an önce yakalamaları hem bizim gücümüze güç katacaktır hem de kendi bireysel başarıları açısından önemli bir gelişmeye kapı açacaktır.
Ancak gördüğüm kadarıyla Azerbaycan günümüz şiiri Sovyet etkisinden kurtulduktan sonra bir kurtuluş savaşı mücadelesi veriyor. Yani Türkiye’nin 1915-1940 arası şiir örnekleri niteliğinde şiirler yazılıyor. Yani Azerbaycan şiirinde vatan, millet, nasihat, övgü, yergi tarzında ve hece vezni ağırlıkta. Serbest şiire geçmelerini sanatsal ve felsefi derinlikli şiirlerle kendilerini var etmelerini ِneriyorum.

15-Eleşteri sitesi:İranda yaşayan Azerbaycanlı şair ve yazarların çeşitli Problemlerinden başka,türkiye ve dünyaile çeviri çizgisinde ciddi bir ilişgiye ulaşmadığları için,kimse onları tanımamış,Kendımız bu çıır tarzlar ya bakış
Açılarını onaylamasak da,örneyin bizde şu şiir tarzlarında "Suleymanoğlu" "bilimsel şiirin"i, "Ziba Kerbsi" "Nefes şiirni","Cəfər Bozorg emin ve Elvar Qulivend" "Anti edebiyat bakışaçısını","Nadir Ezheri" "Donuk şiir planı"nı,ve son zamanlarda "Ereste Mücerred" dediyi kendi "Nano şiiri"ni yaratmışlardı,başka yönden İrandaki azerbaycanlı genç şairlerin bir kesimi Avavngard şiire çok çok meraklı,Kuzey Azebaycan üzre belke onların konuşması daha iyi ola bilir,sizce İrtibatlaşmağa hangi yol iyi?

15- Umut Yaşar Abat: İrandaki Azerbaycan şairlerini bilmiyorum...Belki bilsem bile İran şairi olarak bilmişimdir. Anca ben kısa adı KIBATEK’in (kıbrıs balkanlar avrasya türk edebiyatları kurumu) üyesiyim. Bizimle irtibata geçerlerse kendilerini de etkinliklerimizde görmek için davet ederiz. Belki de biz İran’a gidersek orada görüşme olanağımız olur. Çünkü daha önceki yıllarda Azarbaycan’a gittik. Ayrıca hangi şiiri benimserlerse değerli şair dostlarıma başarılar dilerim. Ben kendilerini nanoizme davet ediyorum. Buyursunlar beraber olalım ve gücümüzü birleştirelim. Kendileriyle yüz yüze görüşmek için de fırsat bulalım. Eğer bu dostlarımız kabul ederlerse lütfen bana bilgi versinler ben durumu KIBATEK yönetiminde gündeme getireyim...

16- Eleşteri sitəsi:kendi adımıza ilk önce bizim şairlərin güclü şiirleri sizin türkcenize güclü bir biçimde köçürmeli,buradan başlıyalım...neyse kendinizden genc ve yaşlı şairlere bir önerge ya sözünüz var mı?

16- Umut Yaşar Abat: Genç şairler vakit kaybetmeden çağın ruhunu yakalasın ve nanoist şiir anlayışı doğrultusunda şiirler yazsınlar, sanat yapsınlar. Yaşlı şairler ise filozof Diyojen’in dediği gibi: gölge etmesinler başka ihsan istemem.

17- Eleşteri sitəsi:sِn sِzünüz?

17- Umut Yaşar Abat: Nanoizm, sert ama iyimser bir ekoldür. Ve bilinmelidir ki bütün kitaplar nanoizmi anlamak için yazılmaktadır.

18- Eleşteri sitəsi: Bizi bir şiir ya istediyiniz söze konuk eder misiniz?

18-Umut Yaşar Abat:Nanoist bir şiirimle ağırlayalım sizi…


ZAMAN

UMUT YAŞAR ABAT



büyüdü içimde kendime verdiğim acı
silinmez demire mahkum kılınan pas
çizilir suskun rengi ışığın isli camlardan
kederdir ömrün kardeşi sonsuzluğa akan

boşluğu gösterdiğinde saatin kadranı gördüm
yüzümde anlamsız çizgilerini hayatın
sesini duydum çürüyen ruhuna inat çağın
yakıyor ateşi ellerim avuçlarında tanrının

şiirler yontuyorum aşkların gölgesinden
korkar heykeltıraş vurunca hemen kırılır
camdan narin yapılmış yüreği taştan
sızar üzerine ruhu ellerine yapışan kandan

mürekkep ve kağıt sevişir gizeminde harflerin
ağ ördürmez örümceklerden başkasına yıldızlar
taşıyamaz yükünü hafızası elinde dolaşan iskelet
şaşırmış bakışlarını gözleri değiştirilmiş ceset

uzak kendime düşlerim üşür dilinde kelimeler
sırt sırta vermiş narin iki yaban erik ağacı
bakmaz yüzüne dalından düşen meyvesinin
üstüne tül atar gece zarı yırtılan güneşin

sevmedi beni acılarımla reddetti hayat
sustukça ölümle yeşerdim çoğaldı nefretim
yumdu gözlerini zaman öptüm dudaklarından
anladım ki unutmuşum nasıl sevilir bir insan




TIME

UMUT YAŞAR ABAT



in me grew the pain i wreaked upon myself
imprisoned indelible in iron the rust
drawn with sooted glass is lights mute hue
the brother of life flowing to forever is woe

showing nothing i saw the face of the clock
in my face the inanity of lifes lines
your voice i heard to spite the waning soul of the times
my hands ignite the fire there in gods palms

poems i chisel out from the shadow of loves
the sculptor fears it will shatter once struck
heart of stone of glass frail made
the soul oozing on hands from viscous blood

ink and page make love in the mystery of letters
the stars have none but spiders weave the web
memory cant bear the load the skeleton astroll in the hand
the baffled looks the eyes the carcass changed

afar to me my dreams on the tongue chill words
standing back to back frail two wild plum trees
not looking at the face falling from the branch the fruit
on it throwing tulle the elegant torn sun of night

life did not love me disowned me and my pains
hushed with death i would bloom redoubled my hate
times eyes shut tight and those lips i kissed
how a person is loved i learned i have forgotten this

(Translated by Michael D. Sheridan)


15-Eleşteri sitesi:Size çok teşekkürler.

15- Umut Yaşar Abat:Ben teşekkür ederim. Tüm Azerbaycanlı kardeşlerime selam ve saygılarımı sunuyorum. Yolumuz bir ve nanoizmin yolu olsun.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 30-05-2012, 18:39
ezheri ezheri isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 175
Standart Türkiye şiir Manifesto yazarlarıla söyleşi(3)

Husus Türkiye ve iranda yaşayan Azerbaycanlı şair ve yazarları varolan şiir akımlarıla tanıştırmak amacıla Türkiyedeki Şiir Manifesto yazarlarıla yaptığımız söyleşileri kenti sitelerimizden ve Azerbaycan türkcesinden başka burada da yayımlaktayız,Türkiyede 12 şiir Manifestosunu hedefledik,şiir Manifestosu yazarları söyleşi yapmaya hazır olduğlarını bize bu Email arabulucuğuyla ilan etsinler lütfen:tenqidfikir@yahoo.com nadirezheri@gmail.com

sevgi ve sayğılarımızla
Nadir Ezheri-Nigin Nevaderezi



"Madde akımı şiir Manifesto yazarlarıla söyleşi:

Cem Kurtuluş,Efe Murad



(Türkiye ve Azerbaycan türkcesinde)



1-Eleşteri sitesi:Cem Kurtuluşun kendi Biyografiyasını merak etdik de,Cem Kurtuluş yazı ya şiirleri Madde akımı şiir Manifestosuna kader hangi aşamaları denedi,Cem Kurtuluş şiiri nerde buldu, neler oldu?



Cem Kurtuluş:Şiire ortaokulda edebiyat öğretmenlerimden birinin tutturduğu şiir günlüklerine üşengeçlikten yeniden yazmalarını yaptığım Sabahattin Kudret Aksal şiirleriyle başladım. Hayatımı yaşama şeklimle şiir yazma şeklim arasında her zaman bir bağ ortaya çıktı, bundan hoşlandım ve devam ettim. Yine ortaokulda, Almanca derslerinde sorun yaşıyordum, derste su içmek yasaktı. Garip gelmişti. O gün bugündür o su şişesi senin bu su şişesi benim, ortada su şişesi. Maddelerin, yani başka ellerin, hayatımızda bizi bir ele geçirme biçimi olarak varolmalarının yanısıra bir zaman uzamına da işaret etmelerinden etkilendim – her şeyin arasında duran, mesafelerini ölçtüğümüz zaman. Dil uzatmak böyle bir şey zaten – insanın susuzluğuna, açlığına, yoluna ve oluşuna bir anda sahip çıkması, düştüğü kanalizasyon deliğinden dirsekleriyle tırmanması. Ben şiiri hep buralarda buldum, ya da bulduğum artık her neyse.



2- Eleşteri sitesi:Kısacasına Madde akımı şiir Manifestosu nedir? temelleri hangilar?okurlarımız için Manifestonuzda yazdığınız bu Terminleri biraz fazla açıklarmısınız lütfen?(hayvan-oluş,us-oluş ,beden-el,“kurtulma-kaçışı”,madde-oluş,el-us,us-beden,saf-us)



Cem Kurtuluş:Madde Akımı Manifestosu'nun annemin vefatından sonra ondan geriye kalan eşyalar üzerine yazılarak başladığını belirterek başlayayım. Taksim'de bir hışım bulduğumuz posterler, kutular, T.C. Sosyal Güvenlik Bakanlık'ının anneme vefatından sonra yolladığı mektuplar, kasalar, kemerler, kartpostallar. Bir insanın günlük yaşam haritasını takip etmek nasıl mümkünse, bu zamanın dışına düşen hatları (belki hayvan-oluş'dan kasıt buydu) da belirlemek mümkün. Manifesto'nun ortaya çıkışındaki semptom da bu zaten: insanlıktan çıktığımız hatta kurtulduğumuz alanlar, ki bunu her an yaşıyoruz, şiirin de alanı dedik, hala da diyoruz. Maddedeki ellere us vermek, ustaki ellere gelerek dili bedeninden sıyırmak, maddeleşmek ama asla uslanmamak ve hatta belki bir noktada böylesi bir saflığı el yordamıyla yani el-usumuzla aramak istedik – bu dünyaya geri dönme peşinde, aşkın bir deprem arzusuyla, her seferinde de dünyadan çıkarttıklarımızı suratımıza şaplatarak, sürerek. Dillerce örtülmüş imgelerin altında maddesini arayan bir kelime doluluğuyla yürüdüğümüz hayatlarda ne bulduysak şiire de onu koyduk. İçgüdümüz buydu, bunu da şiirden vazgeçerek, daha doğrusu, kendi şiirimizden vazgeçerek yaptık, tabi bunu da okuduklarımız üzerinden, özellikle imgeci enformasyoncu şiirin çıtırdamalarıyla yaptık.



3- Eleşteri sitesi: Madde akımı şiirin önemli özelliklerinden onun Lirik şiire karşı olduğu söylenmiş,siz bu konuda ne düşünüyörmusunuz,hangi lirke karşısınız,ya hiç fark etmez?



Cem Kurtuluş:Madde Akımı ya da şiirde varsa genel çizgim duyguların keşfine dayanmıyor, doğrudur – keza kendinden de çıkamıyor şiir. Lirik tavırdan ayıran bir şey varsa eğer yazdıklarımızı, o da burada başlıyor olabilir: hiç bir dışına çıkamayacağımız ve hiç bir içinde bulunmadığımız maddeyle yüz yüze ne yazıyor, ne konuşuyor, ne yapıyoruz? Bu çok da heyecan verici bir durum değil, hatta ben böyle keşfin danasını diyesim geliyor; neden sonra, sert bir yüzeye yaslanıp şapır şapır klavye tıkırdatıyor, etleşiyorum. Şiir bitiyor, ana yayılıp, at gibi koşuşturuyorum. Tam da burda başlıyor madde, maddem – bir şey inşaa ettiğimiz de yok hani aslında ama insanın her adımı onu koşmaya da hapsediyor ve şairin her lafı, onu bu maddeleşmeyi yüz yüze yaşamaya. Lirik şaire rahmet – hoş, ölüsevicilik gibi anlaşılmayacağını umarak, aynı zamanda da – iyyake nestain!





4- Eleşteri sitesi: Madde akımı şiirin gelenksel yatakları nerde? Türkiye ve dünyadaki şiir akımlarından etkilendi mi?hangilardan?



Cem Kurtuluş:Yazdığımız şiirlerin geleneksel tabanını ya da kaynağını başta İkinci Yeni ve Garip oluşturdu denebilir. Ama şu da bir gerçek ki şiirde imgenin tükenmişliği ve genel olarak imgeye karşı gelişen bir güvensizlik içersinde büyüdük. Bunun için aslında okuduğumuz her şeye mesafeliydik, hatta yanlış bir menzilde bile duruyorduk denebilir. Şahsen bütün şiirlerimin bir yanlış okuma olarak görülmesi, hatta yanlış okunması fikirleri beni her zaman cezbetmiştir. Onun için etkilenmekten ve şiir yazmaktan kaçtık el verdikçe – okuma edimine ve okumanın şiirine aşk mektupları yazdık, kağıt deldik, elmanın üstüne yazdığımız şiir gibi elma çürüdü gitti, geçiciliğinde bir zaman uzamının çizgisi olarak da kaldı ama. Şiire ve imgeye adagio.



5- Eleşteri sitesi:Çağımızda Türkiye ve dünyadaki önemli şiir akımları hangilar?



Cem Kurtuluş:Ben Türk Şiirinde Ahmet Güntan, Mehmet Erte, küçük İskender, Ömer Şişman, Mehmet Davut Özdal, Murat Üstübal ve daha bir çok şairi takip ediyorum, diye yanıtlayalım bu sorunuzu. Benim için en önemli isimler Nazım Hikmet, Ece Ayhan, Mustafa Irgat ve Fazıl Hüsnü Dağlarca oldu şu ana kadar. İkinci Yeni ve Garip her genç şairin başına geliyor ama tabi; iyi ki de geliyorlar.



6- Eleşteri sitesi: Madde akımı şiirin şiirde çok önemli bulduğu konu ne? imge?şiir musikisi?içerik?form?dil oyunları?şunların hepsisi? ve...?




Cem Kurtuluş:İmge. İmge çok büyük bir sorun. Musikiyi, okurun şiirin maddesini, kağıdını, limonunu vesaire tutarkenki çekingenliği olarak duymayı deneyerek aşılamayacak şey yok ama. Yoğurdun kaymak tutması gibi, maddenin şiir ve hatta genel olarak dil tutmasındaki maya nedir? Bence ana konu bu.



7- Eleşteri sitesi: imge üzre belirli mevkeiniz nedir?


Cem Kurtuluş:Bence şiir, genel bir kurgu ve bucağı yoksun bir imge havzasından başka bir şey değil. Ama bakın böyle imgeleştirince ne kadar da tümceleşiyor herşey, oysa hiç bir zaman kendi kendine yetemiyor, sürekli akacak yeni havzalar, bulaşıcak yeni topraklar buluyor, kendini bir türlü tamamlayamıyor. Kapı gibi derler ya, işte öyle kapı gibi imgelerimiz, gaz ocağı, buzdolabı, cadde önü, kalem etrafı, lamba. Duruşumu, şimdi, şu anda, durduğunuz yerde hissedebilirsiniz, hudutları öyle alışkan.





8- Eleşteri sitesi: Sizce Modernizm ve Post modernizm nedir? ayrıcları nerde? Türkiye şiir ve edebiyatında şunların yeri nerde?



Cem Kurtuluş:Buna ve bir sonraki soruya cevap verecek konum ve donanımda görmüyorum kendimi. Bence Türkiye'de bu konunun tartışılması büyük zaman kaybına yol açtı ve hala da açmaya devam ediyor. Şiir de edebiyat da kendi süreçlerini belirlemeye devam ediyor, bu süreçler elbette araçsallıktan da politikadan da bağımsız değil.



9- Eleşteri sitesi: Doğu ve batı şair yazar ve düşünürleri Postmodernizmi nasıl alğılamalı? şu konuda doğru tutum varsa nedir?



Cem Kurtuluş:Yukarda söylediklerimin ışığında sorunuz bağlamında ayrıca eklemek isterim ki, bence belirli bir algı türü ya da tutum yok Postmodernizme karşı ya da onun yanında. Olmasın da zaten. Düşünce çok da süreçsel gelişmiyor, kendi içersinde Modernizm'in çözülmelerini, depremlerini herkes yaşadı, yaşıyor da.



10- Eleşteri sitesi:Şiir ve siyasetin ilişgi ve ilgileri nasıl? ya nasıl olmalı?bu kounya evrensel ve yerli bir biçimde de bakın lütfen.



Cem Kurtuluş:Şiir siyasetin ve düşüncenin en sapkın alanı olabilme potansiyeline sahip, çoğunlukla da sadece bu konuma sahip çıktıkça güzel. İnsanlığın kelime haznesini durmadan kaynaklarından çekip çıkartan şiir yine. Bir politika güdeceksek şiirde, bu yönde olmalı derim. Mahmoud Darwish'in (bakınız: Notre Musique, Jean-Luc Godard) ve Fernando Arrabal'ın (bakınız: http://www.youtube.com/watch?v=ZSi3y...eature=related) bu konuda inanılmaz görüşleri var – bana bir şey eklemek düşmez zaten.



11- Eleşteri sitesi: şiir ve cinsel konular ve kadın şiiri hakda ne söylemek istersiniz buyurun.



Cem Kurtuluş:Şiirde benim etkilendiğim, alanındaki yordam arayışı zaten, keza bunu cinsel heyecanlanmadan ayırmaya da gerek yok. Bedenin, bittiği ama nasılsa uzamaya da devam ettiği yerleri araması – bu insanın yürüdüğü en başat yol. Benim en çok etkilendiğim kadın şairler Nilgün Marmara, Lale Müldür ve Gertrude Stein olmuştur – heralde, bir önceki sorularınızdan birinde onların da adını anmam gerekirdi.



12- Eleşteri sitesi: Dünyanın genelde estetik bakış açısının deyişimine inaniyormusunuz?mesela neçe yüzyil önce ressamlar güzelliyi Perenseslerin Portretınde ararlardı sonrayene mesela Van Gog güzelliyi çizdigi bir eski ayakkabı resminde buldu ya Empersiyonistler daha şahların saraylarında yok kahvehanelerde güzellikleri aramaya devam etdiler,sanat ve hüner zirveden erimeye ve yenmeye ve yayğınlamaya başladı stetik bakış açıları deyişdi sanki ve günümüzde güzellik tam bir kişisel konuya çevrilmekdedir,bu olaylar şiiri nasıl etkiler?



Cem Kurtuluş:Günümüzde şiir güzellikten uzak duruyor, durmaya çalışıyor, bu mesafenin çatışmalarını yaşıyor. Bunun başka bir güzelliği de yok değil. Şiir elbette çok kişisel bir şey; keza, şiir olduğuna inandıklarımda bu kişiselliğin sadece başka keşiflerin arkaplanını oluşturduğunu düşünmüşümdür ben hep. Genel olarak yazı, kazmakta olduğu gerçeğine karşı iş yapıyor zaten – hani sürtünme olmasa, akış da durur ya, onun gibi. Zaten artık yadsınamayacak büyüklükte başka oluklar ortaya çıkmış durumda; enformasyon sorunu bunların başında tabi. Estetiği bundan ayrı görmeye çalışan şiir tutunamayacak, tutunamasın da – keza bu şiirin tuttukları gerçek kopuşların önüne geçiyor. Bir ev yanarken, yangından mal kaçırmak gibi. Şairin kaçıracağı bir aklı olsun yeter derim.



13- Eleşteri sitesi:Azerbaycan ve husus iranda yaşayan Azerbaycanlı şair ve yazarlardan bilginiz varmı? Türkiye ve azerbaycan şiir ve edebiyatını nasıl irtibatlantırmak mümkün?



Cem Kurtuluş:Ben açıkçası şiir ve edebiyat camiasına uzak kaldım – sağolsun, kitap gönderen, isim veren bir kaç dostum da olmasa ne evden çıkacağım ne dünyadan haberdar olacağım. Bu çok kötü bir durum tabii, ama böyle. Aşık'ları biraz daha dinlemeli ve birlikte daha fazla film çekmeliyiz bence.

14- Eleşteri sitesi: kendinizden genc ve yaşlı şairlere bir önerge ya sözünüz var mı?



Cem Kurtuluş:Şiiri ciddiye almayın – heves kırmak gibi olmasın da aldıkça ucu kaçıyor zaten. Daha baştan bir yere varmasını istediğimiz şiir değil, olmasın da.

15- Eleşteri sitesi: sön sözünüz?

Cem Kurtuluş:İlginize alakanıza teşekkürler.



16- Eleşteri sitesi: Bizi bir şiir ya istediyiniz söze konuk edermisiniz?



Cem Kurtuluş:160. Kilometre'den yeni çıkan kitabımda (sürün cem e; İstanbul) yer alan iki şiirle de bitireyim cevaplarımı:




kana ne kene

ona bitişken hayatımın bir de boş kümeleri
geniş, rahat, havuz gözlü
pervazında sokak yamuğu, gülhane
dişleri gıcırdayan geceleri gelişlerin piç şişinde
ağzımın yarık, ağzımın deniz ve cin koyunlu şaşı tersliği
efendi, efendi, efendim diye.

oysa yok suratlarda bir papatyanın
yükü zaman
gevişinde açmaz çakraları hırıldar
kevser sevdası içilesi bir ahali yudumlar
barbi mehmet, amerika takır, reçel filistin
benim bu yer yurt şeysizi, zart zurt çileklerim
sinüslere açılası silahlara dayanmış aşk
en şaşmış bir duvarın yıkılışına yaslı alnım, anam
düzse de diyetinde gözlerinin tansiyon çıkışı
ve saçsa ellerinden toğumları semirmiş boğaz -
oh bağrında oh sindiğim oh annem benim
güneş değiştiren kanallarında seninle zaptı kemiklenen
rengine kana ne kene bu hayatın
yine yaban kalacağız.

(bu şiir, kasten İngilizce karakterlerle yazılmıştır – bilginize...)
kanli canli siirdir
belli olmaz nerden gelir simdi
birgun bi bakmissin, fuck'la bi olmus dag
ve dunya
kufrun en cileksi hali

ayh
of
ama maddeden etkilenir konusma, yazi maddede degisir
bos bi kadehte mesela ya da sisede
onu da unutmamak lazim, yazilislarin onemi konusunda
bugun hakkaten butun gun cebimde bos bi siseyle dolastim ve fark ettim ki
konusmami etkiliyor, hayatimi degistiriyor
ta cebimin derinliklerinde
n
sen kimsin lan
diyemezsin
cebinde onca zaman hayvana yer vermissin
gel de yabancilastir simdi
oldugu yerden bana bana attiriyo kelimeleri cumleleri
oh yavrum benim
donus yok yani anliyacagin
sen butun gun o bos sisenin konusmana nasil girdigini dusun dur
harfi harfine, saniyesi saniyesine t
akir takir degis dur, takur takur
Facebook Sohbet'e şu anda bağlanılamadı.
al iste simde de sana bunu yazdim
al iste simde de sana bunu yazdim
baska bi siir mi var sence

20:05Cem
baska bi siir var mi sence

20:06Deniz
başka bir şiir mümkün

20:06Cem konustugumu yazdim butun gece,
gunes,
zaptsiz serce
fuckable hayatin fuckable insanlari
kendim caldim kendim dinledim iste, dogradim
bence gercekten diil deniz, gercekten
baska siir yok evrende
konustum durdum ama sizin en guzel temsilcilerinizden birinin yaninda
mister cali
ama siz yoktunuz iste
siir hep boyle bisi
misterinda odip, surekli tirmanilasi bi dag gibi
sanki zirveden hep size bakiyorum sikim sikim
bi yuzum kara bi yuzum sikim
o diyanisos kilikli gulen slash aglayan yuz gibi

20:10Cem
iste siiri yazarken de o dagdan adim adim, mal mal, garip garip, bir uzun kus gibi, kirila kirila boynum,
yuvarlaniyordum

oh be iste simdi derin derin

"Madde akımı şiir Manifesto yazarlarıla söyleşi:

Efe Murad,Cem Kurtuluş



(Türkiye ve Azerbaycan türkcesinde)

1-Eleşteri sitesi:Efe Murad’ın biyografisini sitelerden okuyoruz. Murad’ın şiir biyografisini merak ettik de, ya hiç şunları ayırmak mümkün mü? Efe Murad’ın şiiri ve yazıları “Madde Akımı Şiir Manifestosu”na kadar hangi aşamaları denedi? Efe Murad şiiri nerede buldu, neler oldu?



Efe Murad:Şiiri çok genç yaşta yakın bir arkadaşımın intiharından sonra buldum. Zaten ilk şiir kitabımın adında da o intihar saklı: F’ani Atak.

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=90747

Hemen o yıllarda, birbirimizle şiirlerimizi paylaştığımız liseden bir arkadaşım vardı, adı Cem Kurtuluş. Onun annesi yeni vefat etmişti. Annesinden geriye kalan eşyaları topluyor, üzerlerine şiirler yazıyordu. Annesinin eşyalarının üzerine yazdığı bir kısım şiirlerini bana verdi, ben de o eşyaların üzerlerine şiirler yazdım. Karşılıklı değiştirdik o eşyaları ve bu maddeleri şiirleştirmiş olduk. Madde-şiir buradan çıktı. Maddelerin üzerlerine yazdığımız şiirlerin sayısı arttıkça dergilere yollamaya başladık. Adam Sanat dergisinde (http://en.wikipedia.org/wiki/Adam_Sanat) şiirlerin bir kısmı çıktı, sonra manifestomuzu da orada yayımladık. İlk hazırladığımız madde-şiir kitabını bastırmadık, daha sonra aynı etkide yazdığımız şiirlerin toplandığı Madde, Yasakmeyve’den çıktı:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=433072

Ondan sonra ayrı ayrı kendi kanalımızda madde-şiirlerimizi devam ettirdik. Ben Ahmet Güntan’la Cehd adında bir dergi çıkardım. Derginin sayılarına şuradan ulaşılabilir:

http://cehdrisaleleri.blogspot.com/

Ahmet Güntan’la olan amacımız şiirin alanını genişletmekti. Şiirin giremez dendiği yerlere şiiri sokmaktı. 1980’li yıllardan bu yana Türk şiirinin açmazlarından biri budur. Tamamen hayalperest imgeci bir şiir hakimdi Türk şiirinde. Şiirin alanı “yaprak”, “düş”, “kuytu”, “güz” gibi 50-60 sözcüğe indirgenmişti. Somut mekan ya da eşya şiire konu edilmiyor; sadece şehir hayatına sıkışıp kalmış bireyin sıkıntılarından bahsediliyordu. Bu anlamda, şiirin alanını genişletmek istedik; şiiri her yere serbestçe sokmak istedik.

2- Eleşteri sitesi: Kısaca “Madde Akımı Şiir Manifestosu” nedir? Temelleri nelerdir? Okurlarımız için manifestonuzda yazdığınız bu terminolojileri biraz daha açıklar mısınız lütfen (hayvan-oluş, us-oluş, beden-el, “kurtulma-kaçışı”, madde-oluş, el-us, us-beden, saf-us)?



Efe Murad:Madde-şiirin amacı imge kullanmadan, varoluş (existential) gönderilerde bulunmadan, en salt haliyle somut hali (concrete) yazmak. Bu anlamda, anlayış olarak bize en yakın şiir türünün Somut Şiir olduğu söylenebilir (http://en.wikipedia.org/wiki/Concrete_poetry). Maddeyi, etrafımızdaki gerçekliği en sahici haliyle şiire sokmak. Bu dediğimin şu anlama geliyor. Şiirin alanını genişleterek aklımızın alıp almayacağı her eşyayı şiirin içine sokmak: sarımsak, masa, sandalye, siyasi partiler, süpermarket, pazar, teknoloji dükkanları, sinagoglar, çayhaneler vs. Bu anlamda önemli olan bizim insan olduğumuzun hatırlanılması. Yani, bizler birer hayvanız. Bedenimiz, elimiz ve aklımız aracılığıyla şiir yazıyoruz. Bize Allah şiir söyletmiyor, biz hayvan oluşumuzla, us oluşumuzla şiirler yazıyoruz. Kendi kendimize hayvan olduğumuzla şiirler yazıyoruz ve ilahi metafizik diye bir şey yok. Bedenimiz ve elimiz var, “beden-el”le şiirler yazıyoruz. İlhama inanmıyoruz. Bizler hücreler ya da atomlardan oluşan maddeler olarak, bu maddelerin şiirini yazıyoruz.

Bu nedenden dolayı, madde-şiir bir anti-lirik şiir. “Kurtulma-kaçışı” dediğimiz de bu, biz ancak lirik romantizmden etrafımızdaki maddeleri yazarak kurtulabiliriz, kaçabiliriz.Romantik, lirik ya da şairane değil. Kasıtlı olarak, Türk şiirindeki liriğin tahakkümüne karşı olarak anti-lirik.

3- Eleşteri sitesi:Madde-şiirin geleneksel yatakları nerededir? Türkiye ve dünyadaki şiir akımlarından etkilendi mi?Hangilerinden?



Efe Murad:Yazdığım şiirin bilhassa Türkçede temel bir çıkış kaynağının olmadığını düşünüyorum, çünkü Türk şiiri yapısı itibariyla lirik bir gelenekten besleniyor. Anti-lirik değil. Bu Türk şiirini reddediyorum anlamına gelmemeli ama bakarak yazdığım şairler yok. Bugün Türkçe şiir yazan bir sürü isim için İkinci Yeni (en genel tanımıyla Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, İlhan Berk vs.) referans kaynağı. Elbette ben de bu isimleri severek okudum ama şu anda yazdığım şiirde bu isimlere öykündüğüm söylenemez. Türk şiirinde anti-lirik şiir yazan gerçekten çok az isim var. Benim ilgiyle okuduğum neredeyse tek isim Mustafa Irgat. Onun adını burada anmak isterim.

4- Eleşteri sitesi:Madde-şiirin somut şiirden en önemli farkları nelerdir?



Efe Murad:Somut şiir, lirikten ya da histen yola çıkmak yerine o lirizm ve hissi sağlayan somut gerçeklikten yola çıkar. Bu anlamda, somut-şiir çok genel bir tanım, bir sürü sınıflandırılamayan şiire somut denip geçiyor. Madde-şiir bu anlamda somut-şiire çok yakın ama bir farkla: bir sürü somut-şiir örneğine baktığımızda şairlerin sözcüklerle anlatmak istedikleri eşyayı ve maddeyi çizdiklerini görüyoruz. Biz sözcüklerle bahsettiğimiz eşyaları çizmiyoruz, biz doğrudan eşyanın üzerine şiirlerimizi yazıyoruz. Üzerine yazdığımız eşyaların ya da maddelerin fotoğraflarını da şiire iliştiriyoruz.

5- Eleşteri sitesi: Kesin sizi lirizmle barıştırmak istemiyoruz ama bazen lirizmin kendisinde de gerçekliği ve şiirsel beasitliği arayanlar olmuştur, mesela klasik Fars şiirinde nice yüz yıl önce gazel biçiminde "Hindi" tarzının aşırı imajlarından kurtulmak için "Vuku" (gerçekleşme) tarzı yaratılmıştır. Bundan başka, size en önemli eleştirimiz şu: yeni şiirde varolan lirizmden kurtuluşu değiştirerek değil kaldırarak gerçekleştiriyorsunuz, ama yeni olduğunuzu kabul ederiz, ne dersiniz?



Efe Murad:Sebk-i Hindi şiiri benim ilgimi çok çekiyor açıkcası. Bu tarz şiir hakkındaki araştırmalar ne yazık ki hem Türkiye’de hem de Batıda oldukça az. Evet, Sebk-i Hindi klasik Fars şiirinin lirizmini aşırılaştırarak yok ediyor, ama o da bir lirizm. Bizse, sizin de dediğiniz gibi, lirizmi yok sayıyoruz. Ama mesela burada yer verdiğim “Dünya” adlı şiirin bir madde-şiir, yani anti-lirik şiir olmasının yanında belirli bir lirizmi de taşıdığını düşünüyorum. Yani lirizm sadece lirik olunarak ulaşılan bir şey değil, aynı zamanda anti-lirikle de kendi içerisinde özgün bir lirizme ulaşabilirsiniz.

6- Eleşteri sitesi: Çağımızda Türkiye ve dünyadaki önemli şiir akımları hangileri?



Efe Murad:Türk şiirinde son on yılda bir hareketlenme olduğunu söyleyebiliriz. Bilhassa iki sene evvel yayın hayatına son veren Heves dergisi etrafında toplanan bir grup şair, Türk şiirindeki liriğin ve yılışık sözün karşısındalar. Şiirde imge yerine, maddeyi (bu satırların yazarı ve Cem Kurtuluş), somutu (Ömer Şişman), hamlığı (Ahmet Güntan) ve sözcük bazındaki aşırılaştırmayı (Murat Üstübal-Bülent Keçeli) ve bozukluğu (Franko Buskas) takip eden yeni bir şiir anlayışı var. Bu isimleri buluşturan şey, hepsinin anti-lirik olması. Şimdi bu isimler 160. Kilometre diye isimlerini büyük şair Nâzım Hikmet’in “Nikbinlik” adlı şiirinden alan bir yayınevi kurdular, kendi kitaplarını basıyorlar:

http://160incikilometre.com/

7- Eleşteri sitesi:Madde-şiirin şiirde çok önemli bulduğu konu ne? İmge? Şiir musikisi? İçerik? Form? Dil oyunları? Bunların hepsi? Ve...?



Efe Murad:Madde-şiirde somutun kendisine gitmek istedik. Somut derken imge değil, tasvir ya da benzetme de değil. Şiirin ta kendisine, maddenin dibine, dosdoğru gördüğümüz saf gerçekliğe bodoslama gitmek istedik. Madde-şiire göz atan biri, dil ve biçim oyunlarını düstur edindiğimizi düşünebilir. Dil ve biçim oyunlarını önceden düşünüp uygulamıyoruz. Maddenin kendisinden geliyor sözcüklerin iç içeliği ve bozularak-deformasyona uğrayarak şiire girmeleri. Maddeye baktığında ve maddeyi en somut haliyle algılamaya çalıştığında, aslında gerçekte varolmayan kavramları da maddeye taşıdığını görüyorsun.

8- Eleşteri sitesi: Sizce Modernizm ve Postmodernizm nedir? ayrıcları nerde? Türkiye şiir ve edebiyatında bunların yeri nerededir?



Efe Murad:Modernizm ve Postmodernizm, 20. yüzyılda tezahür etmiş çeşitli eserlere verilmeye çalışılan genel tanımlardır. Modernizmin, çeşitli yazarlar tarafından savunulduğu ve hatta Modernist şiir deyince insanın hemen kafasına belirli tanımlar geldiği düşünülebilir; ama gene tanımı nereden baktığınıza bağlı. Modernist edebiyat deyince benim hemen aklıma 20. yüzyıl başı Avrupa ve Amerikasındaki çeşitli isimler geliyor: Modernizmin tam ortasındaki isim kanımca Pound’dur. Yazdığı manifestolar (Imagism ya da Vorticism gibi) var; etrafında toplanan ya da ondan ayrı benzer çevrelerde faaliyet gösteren çeşitli Amerikalı şairler, yazarlar (T.S. Eliot, H.D., Marianne Moore, William Carlos Williams) var. Avrupa’daysa Fransız Sembolistleri’nden, Paris’teki Lost Generation’a (Gertrude Stein, Hemingway) kadar bir dolu akım ya da edebi grup var. Bir sürü isim sayılabilir ve en genel tanımıyla Modernist edebiyat, 1880-1950 yılları arasındaki edebiyatta belirli kriterlere dayanan biçim (form) denemelerine verilen genel addır. Bu denemelerde hepbir maksat ve neden vardır. Rastlantısallık aranmaz, her sözcüğün arkasında bazı temek seçimler ve kasıtlı anlamlar vardır.

Postmodernizm ise çok genel, hatta yüzeysel bir tanım. 1950’den sonraki hemen hemen her şeye postmodern denip geçiliyor. Rastlantısallık var. Yapılan edebi seçimlerin pek kriteri yok. Bazı edebiyat tarihçilerinin genel tanımı Beckett üzerindendir. Beckett’i Modernist edebiyatla Postmodernizm arasında bir geçiş olarak görenler var.

Türk edebiyatını, bu yüzeysel tanımlara indirgemek biraz yersiz. Ama eğer bir yerde benzetmeler aranıyorsa, Ahmet Haşim en mükemmel tanımıyla bir modernisttir. Farsça ve Türkçeyi çok güzel harmanlamıştır ama yazdığı şiirinin kriterleri vardır. Tüm kullandığı sözcüklerin anlamları vardır. Tüm sözcükler en mükemmel tasavvuruyla yerli yerindedir.

9- Eleşteri sitesi: Doğu ve batı şair yazar ve düşünürleri Postmodernizmi nasıl algılamalı? Şu konuda doğru tutum varsa nedir?



Efe Murad:Buradan Postmodernizm’den kastınız eğer son elli yılın tüm ürünleriyse bence bir şair bunu pek fazla kafaya takmamalıdır. Elbette, her şeyi okumalı, en azından ellediği, gördüğü her şeyi anlamaya çalışmalı ama onun dışında Postmodernizm diye şiirde belirli bir tutum yok. Bu sadece adlandırılamayan son dönem edebiyatının basit ve özensizce kategorileştirilmesinden ibaret.

10- Eleşteri sitesi:Şiir ve siyasetin ilişki ve ilgileri nasıl? Ya da nasıl olmalı? Bu kounya evrensel ve yerli bir biçimde de bakın lütfen.



Efe Murad:Şiir ve siyaset her zaman birliktedir, çünkü şairler de toplumun içindedirler. Elbette toplumu reddetmiş şairler de vardır ama toplumu reddetmek de siyasi bir seçimdir. Ne kadar kapalı ya da öznel olursa olsun, her şiirin siyasi olduğunu düşünüyorum. Şiir yazmak ve bunu yayımlamak da siyasi bir seçimdir. Ama şiirlerin milyonları hareket ettirdiği günleri de özlemiyor değilim. Şiir insanları etkilemeli, insanlarla birlikte hareket etmeli. Siyasi olan birleşmeyi tahayyül eder, şiir insanları birleştirmeli.

11- Eleşteri sitesi: Şiir ve cinsel konular ve kadın şiiri hakkında ne söylemek istersiniz buyurun.



Efe Murad:Cinsellik madde-şiirin en derinlerinde yatan gizli duygu. Maddelerle olan alış-verişimizde hepbir cinsel dürtü var ama cinsellik her yerde olduğu kadar öznel de bir his, o nedenle şiirde cinsellik her okuyana kendi öznelliği doğrultusunda açılmalı.

12- Eleşteri sitesi: Belki de bu soruyu saçma olarak görebilirsiniz, Türkiye ve dünyada kadın şiirinin özel bir şiirsel konu olduğuna inanıyor musunuz? Lirizmden kaçış kadınlar ve erkekler için eşit olabilir mi?



Efe Murad:Kadın şiirine yapılan vurgu, şiirdeki konu çeşitliliği için önemli olabilir ama şiirin belirli konulara sıkıştırılmasını saçma buluyorum. Maddelerin engin denizinde dolaşmak varken niye insanlar bir konuya sıkışıp kalsın? Aynı şey lirizm için de geçerli! Ben şiirde “eyvallahsızlık”tan yanayım!

13- Eleşteri sitesi: Dünyanın genelde estetik bakış açısının deyişimine inanıyor musunuz? Mesela nice yüzyıl önce ressamlar güzelliyi prenseslerin portrelerinde ararlardı sonra yine mesela Van Gogh güzelliği çizdigi bir eski ayakkabı resminde buldu ya da Empersiyonistler daha şahların saraylarında yok kahvehanelerde güzellikleri aramaya devam ettiler. Sanat ve hüner zirveden erimeye ve yenmeye ve yayılmaya başladı estetik bakış açıları değişti sanki ve günümüzde güzellik tam bir kişisel konuya çevrilmektedir, bu olaylar şiiri nasıl etkiler?

Efe Murad:20. yüzyıla kadar bizim bulunduğumuz coğrafya için gelenek çok önemli bir olgu. Geleneğin dayattırdığı ama aynı zamanda kolaylıklar sağladığı bir deyiş ve üslup bütünü var. 20. yüzyılla birlikte İran Edebiyatında olsun, Osmanlı-Türk Edebiyatında olsun bu bütünlüğün kaybolduğunu görüyoruz. Elbette bu değişimin temellerini 19 yüzyıldaki üretim araçlarının değişiminde arayabiliriz. Bunun arkasından da en basit tanımıyla asrileşme ya da modernizm kavramı çıkacaktır ama 20. yüzyılla en azından, geleneğin dışında yer almak isteyen bir sanatçı ethosunun çıktığını söyleyebiliriz. İronik olansa geleneğin dışında olanların da oluşturduğu bir gelenek var. Çağdaş şiirin gelenek anlayışı buradan kaynaklı bir “gelenek”tir.

Geleneğin dayattığı bazı değer ve güzellik yargıları vardır. En azından ben bugünkü Türk Edebiyatına baktığımda yüzyılların oluşturduğu estetik kaygının artık bir öneminin kalmadığını görüyorum. Bu nedenle günümüzde, yaşayan ve birçok şeyi devamlı tecrübe eden olarak şair ya da sanatçı, kişisel estetik yargısına yönelmektedir. Bunun güzel yanıysa, sanatçının biricik tecrübesi gene biricik bir esere dönüşüyor, onu eşsiz kılıyor. Geleneğin kapattığı birçok şey artık daha açıkta, geleneğin arkasına saklanmaya gerek yok.

14- Eleşteri sitesi: Azerbaycan ve husus İran’da yaşayan Azerbaycanlı şair ve yazarlardan bilginiz var mı? Türkiye ve Azerbaycan şiir ve edebiyatını nasıl irtibatlantırmak mümkün?



Efe Murad:Azerbeycan Edebiyatını çok yakından takip ettiğim söylenemez. Hüseyin Cavit’in adını biliyorum. Aynı şekilde, bugünkü Azerbeycan sınırlarında yaşamamış olsa da hem Fars ve hem de Azeri Edebiyatı için Şehriyar’ın çok büyük bir şair olduğunu biliyorum. 20. Yüzyıldaki en genel anlamıyla Türkçenin büyük şairlerinden. Pervîn-i İ’tisâmî de Azeri ama birçok meşhur şiirini Farsça yazmış.

Azeri şiiri dışında, 20. Yüzyıl İran şiirini yakından takip etmeye çalışıyorum. Zaten yaklaşık 3 senedir Farsça öğreniyorum, kendi orjinal dillerinde Fars şiirini okumaya çalışıyorum. 2010 senesinde M. Azad’dan yaptığım çeviriler basıldı:

http://pankitap.blogspot.com/2010/02...rlayan-ve.html

Önümüzdeki haftalarda da Ferîdûn-i Muşhîrî’den yaptığım şiir çevirileri çıkacak. İran’daki Beyaz Şiir (şi’ir-i sefîd) Türkiye’deki İkinci Yeni’yle dönemdaş ama yaptıkları Türk şiirinde 1940’larda Garip’in yaptığıyla benzeş. Bence bu İran ve Türk şiirindeki bu beraberlik ilginç.

15- Eleşteri sitesi:İranda yaşayan Azerbaycanlı şair ve yazarların çeşitli Problemlerinden başka,türkiye ve dünyaile çeviri çizgisinde ciddi bir ilişgiye ulaşmadığları için,kimse onları tanımamış,Kendımız bu şıır tarzlar ya bakış Açılarını onaylamasak da,örneyin bizde şu şiir tarzlarında "Suleymanoğlu" "bilimsel şiirin"i, "Ziba Kerbsi" "Nefes şiirni",,"Nadir Ezheri" "Donuk şiir planı"nı,ve son zamanlarda "Ereste Mücerred" dediyi kendi "Nano şiiri"ni yaratmışlardı,başka yönden İrandaki azerbaycanlı genç şairlerin bir kesimi Avavngard şiire çok çok meraklı,Kuzey Azebaycan üzre belke onların konuşması daha iyi ola bilir Kendinizden genç ve yaşlı şairlere bir önerge ya da sözünüz var mı?

Efe Murad:Şiir öyle dendiği gibi sözde dil işçilerinin tekelinde olan bir şey değil. Herkese ve her şeye açık. Şiir her yere girmeli, yayılmalı. Ama bunu eyvallahsız bir şekilde yapmalı, yayıldığı yerlerin önünde el pençe divan durmamalı. İstediğini bağıra bağıra söylemeli.

16- Eleşteri sitesi: Sön sözünüz?

Efe Murad:Şiir öyle dendiği gibi sıkıcı ve ağır-ağdalı kuralları olan bir şey değil, her şeyi serbestçe şiirin içine sokabilirsiniz. Şiir her yerdedir.

17- Eleşteri sitesi: Bizi bir şiirinizi konuk eder misiniz?

Efe Murad:Buraya iki tane şiirimi koymak istiyorum. Bir tanesi kısa ve dili daha basit (“Dünya”), diğeri biraz daha uzun ve karışık (“Sarımsak”).





Dünya



tatlı ve rüya anların dünya.

tüm kaybediş özendirilirse.

gerçekten sorup gerçekten söylerse.

kaybediş kavuşturur dünya.

nasıl gözlerinde karanlıklar.

nefret-içi geçmiş zaman dışına.

aşkın tüm aşk parçalarına.

belki bir gün birbirimizi severiz.

beni yalnız bırakma içine al dünya.





Sarımsak



dişli bakıyor dişlerini kemir kendine kenetlenir.

içindekileri alsan bile ince zarı sapta tutarak.

hiçbir şey olmamış gibi de yapabilirsin. tüm zar sapı biriktiriyor.

açtıkça bir tabakası derisi onun hücreleriyle kaybetmiştir.

bahçemiz vardır. düşmeden üstüne toprak atıp “ben vardım.”

kaybedişi yanlışlık görüsü, kalbini kapatırsa bir de dişlerini buluşturur.

bilmez de durur açıldığı kadar gaybını kaybetmiştir.

nafile kaçıp soğanlarını sarımsağın üstüne başına baş atıp.

otomatik şuurun kâğıtlarını doldur. gerekse sapı kurumuş.

gerekse katmanlarını soy sonra hiçbir şey olmamış gibi yerine koy.

eleştirmek parçalarını zar’ar’ını, kayb l’lerini yenin verdiği kayışla.

lenin durduğu galbe bir kayb kaçışırsa hiçbir şey söylemiyordur.

bahçemiz orada, istersek dışarı çıkıp bahçede olduğumuzu sanabiliriz.

bahçenin dışarıda olan bir şey olduğunu, kalbimi açamadığımda. deliklerini sarımsak aklınarak dişlerini içine doldurmuş.

kenarlara düştüklerinde, kuyblara, kendilerini kayb ettikleri.

narin kutblara parmaklık altında durmuşlardır.

kendi içlerinde tel tel zarlar, büyük başlar birbirlerine yapışık çıkıyor.

bir diş alıp sarımsağın ince kabuğunu geri örtüyorum.

dişi arpacığa sürüyorum.





ince kökleriyle gıdıklarmış gibi oynuyorum.

bu, sarımsağın beyazını buruşturuyor.

o kadar güzel bir kavsi var ki kitlelerini sımsıkı tutmuş.

biri çözülürse diğerleri de çözülecek.

sarımsağın dişleri azaldıkça sapı tutan beyaz, “buruşana” denk geliyor.

sarımsağın istifi, yığıldığıyla kalışı güzeldir.

yaradan sarımsağı tutuşuna. ben de gençliğime mahcubum.



Efe Murad

-------------------

ُsöyleşi tarihi:2012/05



Maddə axımı şiir Manifesto yazarlarıla söyləşi:

Cəm Kurtuluş, Efe Murad

(Izah: sayın Cəm Kurtuluş söyləşisinin Azərbaycan türkcəsinə köçürülməyi,onun sözcükləri husus bitirmə nuqtəsində fərqli qullandığı üçün zor olmuşdur,sayın oxucuları bu söyləşini Türkiyə türkcəsinədə də oxunmağını önəririk. N Ə-N N)


1-Tənqid sitəsi:Cem Qurtuluşun öz Biyografiyasını maraq etdik də, Cem Qurtuluş yazı ya şeirləri Maddə axını şeir Manifestosuna qədər hansı mərhələləri sınadı, Cem Qurtuluş şeiri harada tapdı, nələr oldu?




Cem Kurtuluş:Şiire Orta məktəbdə ədəbiyyat müəllimlərimdən birinin tutduğu şeir gündəliklərini üşengeçlikten yenidən yazmalarını etdiyim Sabahattin Qüdrət Aksal şeirləriylə başladım. Həyatımı yaşamaq şeklimle şeir yazma Şeklim arasında hər zaman bir bağ ortaya çıxdı, bundan hoşlandım və davam etdim. Yenə Orta məktəbdə, alman dərslərində problem yaşayırdım, dərsdə su içmək qadağan. Qəribə gəlmişdi. O gün bu gündür o su şüşəsi sənin bu su şüşəsi mənim, ortada su şüşəsi. Maddələrin, yəni başqa əllərin, həyatımızda bizi bir ələ keçirmə forması olaraq varolmalarının yanında bir zaman uzamına da işarə etmələrindən təsirləndim - hər şeyin arasında dayanan, mesafelerini ölçdüyümüz zaman. Dil uzatmaq belə bir şey onsuz da - insanın susuzluğuna, aclığından, yoluna və oluşuna bir anda sahib çıxması, düşdüyü kanalizasiya dəliyindən dirsekleriyle dırmaşması. Mən şeiri həmişə buralarda tapdım, ya da tapdığım artıq hər nədirsə.



2- Tənqid sitəsi:Kısacasına Maddə axını şeir Manifestosu nədir? təməlləri hangilar? oxurlarımız üçün Manifestonuzda yazdığınız bu terminler bir az çox açıqlarmısınız lütfən? (heyvan-oluş, us-oluş, bədən-əl, "xilas olma-qaçışı", maddə-oluş, əl-us, us-bədən, saf-us)



Cem Kurtuluş:Maddə cərəyanı Manifestosu'nun anamın vəfatından sonra ondan geriyə qalan əşyalar üzərinə yazılaraq başladığını ifadə edərək başlayım. Taksimdə bir hişim getdiyi posterlər, qutular, TC İctimai Təhlükəsizlik Bakanlık'ının anama vəfatından sonra göndərdiyi məktublar, kassaların, kəmərlər, kartpostallar. Bir insanın gündəlik həyat xəritəsini izləmək necə mümkünsə, bu zamanın xaricinə düşən xəttləri (bəlkə heyvan-oluş'dan qəsd idi) da təyin etmək mümkün. Manifesto'nun ortaya çıxışındakı simptom da bu zatən: insanlıqdan çıxdığımız hətta xilas olduğumuz, ki bunu hər an yaşayırıq, şeirin də sahəsi dedik, hələ də deyirik. Maddədəki əllərə us vermək, ustaki əllərə gələrək dili bədənindən sıyırmaq, maddeleşmek amma əsla uslanmamak və hətta bəlkə bir nöqtədə belə bir saflığı əl yordamıyla yəni əl-usumuzla axtarmaq istədik - bu dünyaya geri dönmə arxasında, aşan bir zəlzələ arzusu, hər dəfə də dünyadan çıxarttıklarımızı suratımıza şaplatarak, sürərək. Dillerce örtülmüş obrazları altında maddəsini axtaran bir söz doluluğuyla getdiyimiz hayatlarda nə tapdısa şeirə də onu qoyduq. İçgüdümüz bu idi, bunu da şeirdən imtina edərək, daha doğrusu, öz şeirimizdən imtina etdik, təbii bunu da oxuduqlarımız üzərindən, xüsusilə imgeci enformasyoncu şeirin çıtırdamalarıyla etdik.



3 - Tənqid sitəsi:Maddə axını şeirin əhəmiyyətli xüsusiyyətlərindən onun Lirik şeirə qarşı olduğu deyilmiş, siz bu mövzuda nə düşünürsünüzmü, hansı lirike qarşısınız, ya heç fərq etməz?



Cem Kurtuluş:Maddə cərəyanı ya da şeirdə varsa ümumi xəttdə duyğuların kəşfinə dözmür, doğrudur - həmçinin özündən də çıxa bilmir şeir. Lirik rəftardan ayıran bir şey varsa əgər yazdıqlarımızı, o da burada başlayır ola bilər: heç bir xaricinə çıxa bilməyəcəyə və heç bir içində olmadığımız maddəylə üz-üzə nə yazır, nə danışır, nə edirik? Bu çox da həyəcan verici bir vəziyyət deyil, hətta mən belə kəşfin danasını diyesim gəlir; səbəb sonra, sərt bir səthə söykənib şapır şapır klaviatura tıkırdatıyor, etleşirəm. Şeir bitir, ana yayılıb, at kimi koşuştururam. Tam da burda başlayır maddə, maddəyə - bir şey inşa etdiyimiz də yox hanı əslində amma insanın hər addımı onu qaçmağa da həbs edir və şairin hər sözü, onu bu maddeleşmeyi üz-üzə yaşamağa. Lirik şairə rəhmət - xoş, ölüsevicilik kimi aydın olmayacağını ümid edərək, eyni zamanda da - iyyakə nəstain!





4 - Tənqid sitəsi: Maddə axını şeirin gelenksel yataqları harada? Türkiyə və dünyadakı şeir axınlarından təsirləndi mi? Hangilardan?



Cem Kurtuluş:Yazdığımız şeirlərin ənənəvi döşəməsini ya da qaynağını başda İkinci Yeni və "Qərib" meydana gətirdi deyilə bilər. Amma bu da bir gerçək ki şeirdə obrazı tükenmişliği və ümumi olaraq obraza qarşı inkişaf edən bir etibarsızlıq içersinde böyüdük. Bunun üçün əslində oxuduğumuz hər şeyə mesafeliydik, hətta səhv bir mənzildə belə dayanırdı deyilə bilər. Şəxsən bütün şeirlərimin bir səhv oxuma olaraq görülməsi, hətta səhv oxunması fikirləri məni hər zaman cezbetmiştir. Onun üçün təsirlənməkdədir və şeir yazmaqdan qaçdıq əl verdikcə - oxuma edimine və oxumanın şeirinə eşq məktubları yazdıq, kağız deldik, alma üstünə yazdığımız şeir kimi alma çürüdü getdi, keçiciliyini bir zaman uzamının xətti olaraq da qaldı amma. Şeirə və obraza adagio.



5- Tənqid sitəsi:Çağımızda Türkiyə və dünyadakı əhəmiyyətli şeir axınları hangilar?



Cem Kurtuluş:Mən Türk şeirində Əhməd GüntanMehmet Erte, Küçük İskəndər, Ömər Şişman, Mehmet Davud ÖZDAL, Murat Üstübal və daha bir çox şairi təqib edirəm, deyə yanıtlayıram bu sualınızı. Mənim üçün ən əhəmiyyətli adlar Nazim Hikmət, Ece Ayhan, Mustafa Irgat və Fazil Hüsnü Dağlarca oldu bu ana qədər. İkinci Yeni və Qəribə hər gənc şairin başına gəlir amma əlbəttə; Nə yaxşı ki, gəlirlər.



6- Tənqid sitəsi: Maddə axını şeirin şeirdə çox əhəmiyyətli tapdığı mövzu nə? obraz? şeir musiqisi? məzmun? forma? dil oyunları? bunların hepsisi? və ...?




Cem Kurtuluş:Obraz. Obraz çox böyük bir problem. Musiqidə, oxucunun şeirin maddəsini, təsviri, limonunu və sairə tutarkenki utancaqlığı olaraq eşitməyi sınayaraq peyvənd etməyəcək şey yox amma. Qatığın qaymaq tutması kimi, maddənin şeir və hətta ümumi olaraq dil tutmasındaki maya nədir? Məncə ana mövzu bu.



7- Tənqid sitəsi: obraz üzre müəyyən mevkeiniz nədir?



Cem Kurtuluş:Məncə şeir, ümumi bir fantastika və bucağı məhrum bir obraz hövzəsindən başqa bir şey deyil. Amma baxın belə imgeleştirince nə qədər də tümceleşir hər şey, halbuki heç bir zaman öz-özünə yetmiyır, davamlı axacaq yeni hövzələri, bulaşıcak yeni torpaqlar tapır, özünü heç cür tamamlayamır. Qapı kimi deyərlər, işdə elə qapı kimi imgelerimiz, qaz ocağı, soyuducu, prospekt önü, qələm ətrafı, lampa. Duruşumu, indi, bu anda, etdiyiniz yerdə hiss edə bilərsiniz, hüdudları elə alışkan.





8- Tənqid sitəsi:Sizcə Modernizm və Post modernizm nədir? ayrıcları harada? Türkiyə şeir və ədəbiyyatında bunların yeri harada?



Cem Kurtuluş:Buna və bir sonrakı suala cavab verəcək mövqe və təchizatda görmürəm özümü. Məncə Türkiyədə bu mövzunun müzakirs böyük zaman itkisinə gətirib çıxardı və hələ də açmağa davam edir. Şeir də ədəbiyyat da öz müddətlərini təyin davam edir, bu proseslər əlbəttə araçsallıktan da siyasətdən də müstəqil deyil.



9- Tənqid sitəsi: Şərq və Qərb şair yazar və mütəfəkkirləri postmodernizmi necə qəbul etməli? bu mövzuda doğru tutum varsa nədir?



Cem Kurtuluş:Yuxarıda dediklərimin işığında sualınız məzmununda ayrıca əlavə etmək istəyirəm ki, məncə müəyyən bir hiss növü ya da mövqe yox postmodernizmin qarşı ya da onun yanında. Olmasın da onsuz da. Düşüncə çox da süreçsel inkişaf etməz və öz içersinde Modernizm'in çözülmelerini, zəlzələlərindən hər kəs yaşayıb, yaşayır da.



10- Tənqid sitəsi:Şiir və siyasətin ilişgi və maraqları necə? ya necə olmalı? bu kounya universal və yerli bir şəkildə də baxın lütfən.



Cem Kurtuluş:Şeir siyasətin və düşüncənin ən azğın sahəsi ola potensialına sahib, əksəriyyətlə də yalnız bu mövqeyə sahib çıxdıqca gözəl. İnsanlığın söz haznesini dayanmadan qaynaqlarından çəkib çıxardan şeir yenə. Bir siyasət güdeceksek şeirdə, bu istiqamətdə olmalı deyərəm. Mahmoud Darwish'in (bax: Notre Musique, Jean-Luc Godard) və Fernando Arrabal'ın (bax: http://www.youtube.com/watch?v=ZSi3y...eature=related) bu mövzuda inanılmaz fikirləri var - mənə bir şey əlavə etmək düşməz onsuz da.



11- Tənqid sitəsi: şeir və cinsi mövzular və qadın şeiri hakda nə demək istəyirsiniz buyurun.



Cem Kurtuluş:Şeirdə mənim təsirləndiyim, sahəsindəki yordam axtarışı onsuz da, həmçinin bunu cinsi heyecanlanmadan ayırmağa da ehtiyac yoxdur. Bədənin, bitdiyi amma necəsə uzanmağa da davam etdiyi yerləri axtarışı - bu insanın getdiyi ən başat yol. Mənim ən çox təsirləndiyim qadın şairlər Nilgün Marmara, Lale Müldür və Gertrude Stein olmuşdur - hərhalda, bir əvvəlki sorularınızdan birində onların da adını xatırlamaq lazım idi.



12 - Tənqid sitəsi: Dünyanın ümumiyyətlə estetik dünyagörüşünün deyişimine inanırsınızmı? Məsələn neçə əsr əvvəl rəssamlar gözəlliyi Perenseslerin Portretınde axtarardılar sonrayene məsələn Van Qoq gözəllik çəkdiyi bir köhnə ayaqqabı şəkilində tapdı ya Empersiyonistler daha şahları saraylarında yox çayxanalarda gözəlliklərin axtarışına davam etdilər, sənət və hünər zirvədən əriməyə və enmiyi və yayğınlamaya başladı stetik dünyagörüşləri dəyişdi sanki və indiki vaxtda gözəllik tam bir fərdi mövzuya çevrilmekdedir, bu hadisələr şeiri necə təsir edir?



Cem Kurtuluş:İndiki vaxtda şeir gözəllikdən uzaq dayanır, dayanmağa çalışır, bu məsafənin çatışmalarını yaşayır. Bunun başqa bir gözəlliyi də yox deyil. Şeir əlbəttə çox fərdi bir şey; həmçinin, şeir olduğuna inandıklarımda bu kişiselliğin yalnız başqa kəşflərin arxaplanını meydana gətirdiyini düşünmüşümdür mən həmişə. Ümumiyyətlə yazı, qazmaqta olduğu gerçəyinə qarşı iş görür onsuz da - hanı sürtünmə olmasa, axış da dayanar ya, onun kimi. Onsuz da artıq yadsınamayacak böyüklükdə başqa kanalın ortaya çıxmış vəziyyətdə; informasiya problemi bunların başında əlbəttə. Estetiği bundan ayrı görməyə çalışan şeir tutunamayacak, tutunamasın da - həmçinin bu şeirin tutduqları gerçək kopuşların önünə keçir. Bir ev yanarkən, yanğından mal qaçırmaq kimi. Şairin qaçıracağı bir ağılı olsun yetər deyərəm.



13- Tənqid sitəsi:Azərbaycan və xüsus iranda yaşayan azərbaycanlı şair və yazıçılardan məlumatınız varmı? Türkiyə və azerbaycan şeir və ədəbiyyatını necə irtibatlantırmak mümkün?

Cem Kurtuluş:Mən açıqcası şeir və ədəbiyyat ictimaiyyətinə uzaq qaldım - sağolsun, kitab göndərən, ad verən bir neçə dostum da olmasa nə evdən çıxacağam nə dünyadan xəbərdar olacağam. Bu çox pis bir vəziyyət əlbəttə, amma belə. Aşık'ları bir az daha dinləməli və birlikdə daha çox film çekmeliyiz məncə.

14 - Tənqid sitəsi: özünüzdən gənc və yaşlı şairlərə bir təklif ya sözünüz varmı?



Cem Kurtuluş:Şeiri ciddi qəbul etməyin - həvəs qırmaq kimi olmasın da aldıqca ucu qaçır onsuz da. Daha başdan bir yerə varmasını istədiyimiz şeir deyil, olmasın da.

15 - Tənqid sitəsi: son sözünüz?

Cem Kurtuluş:Marağınıza əlaqənızə təşəkkürlər.

16 - Tənqid sitəsi: Bizi bir şeir ya istediyiniz sözə qonaq edərsənmi?

Cem Kurtuluş:160. Kilometre'den yeni çıxan kitabımda (sürün cəm e; İstanbul) iştirak edən iki şeirlə də bitirim cevaplarımı:




kana ne kene

ona bitişken hayatımın bir de boş kümeleri
geniş, rahat, havuz gözlü
pervazında sokak yamuğu, gülhane
dişleri gıcırdayan geceleri gelişlerin piç şişinde
ağzımın yarık, ağzımın deniz ve cin koyunlu şaşı tersliği
efendi, efendi, efendim diye.

oysa yok suratlarda bir papatyanın
yükü zaman
gevişinde açmaz çakraları hırıldar
kevser sevdası içilesi bir ahali yudumlar
barbi mehmet, amerika takır, reçel filistin
benim bu yer yurt şeysizi, zart zurt çileklerim
sinüslere açılası silahlara dayanmış aşk
en şaşmış bir duvarın yıkılışına yaslı alnım, anam
düzse de diyetinde gözlerinin tansiyon çıkışı
ve saçsa ellerinden toğumları semirmiş boğaz -
oh bağrında oh sindiğim oh annem benim
güneş değiştiren kanallarında seninle zaptı kemiklenen
rengine kana ne kene bu hayatın
yine yaban kalacağız.


(bu şiir, kasten İngilizce karakterlerle yazılmıştır – bilginize...)

kanli canli siirdir
belli olmaz nerden gelir simdi
birgun bi bakmissin, fuck'la bi olmus dag
ve dunya
kufrun en cileksi hali

ayh
of
ama maddeden etkilenir konusma, yazi maddede degisir
bos bi kadehte mesela ya da sisede
onu da unutmamak lazim, yazilislarin onemi konusunda
bugun hakkaten butun gun cebimde bos bi siseyle dolastim ve fark ettim ki
konusmami etkiliyor, hayatimi degistiriyor
ta cebimin derinliklerinde
n
sen kimsin lan
diyemezsin
cebinde onca zaman hayvana yer vermissin
gel de yabancilastir simdi
oldugu yerden bana bana attiriyo kelimeleri cumleleri
oh yavrum benim
donus yok yani anliyacagin
sen butun gun o bos sisenin konusmana nasil girdigini dusun dur
harfi harfine, saniyesi saniyesine t
akir takir degis dur, takur takur
Facebook Sohbet'e şu anda bağlanılamadı.
al iste simde de sana bunu yazdim
al iste simde de sana bunu yazdim
baska bi siir mi var sence

20:05Cem
baska bi siir var mi sence

20:06Deniz
başka bir şiir mümkün

20:06Cem konustugumu yazdim butun gece,
gunes,
zaptsiz serce
fuckable hayatin fuckable insanlari
kendim caldim kendim dinledim iste, dogradim
bence gercekten diil deniz, gercekten
baska siir yok evrende
konustum durdum ama sizin en guzel temsilcilerinizden birinin yaninda
mister cali
ama siz yoktunuz iste
siir hep boyle bisi
misterinda odip, surekli tirmanilasi bi dag gibi
sanki zirveden hep size bakiyorum sikim sikim
bi yuzum kara bi yuzum sikim
o diyanisos kilikli gulen slash aglayan yuz gibi

20:10Cem
iste siiri yazarken de o dagdan adim adim, mal mal, garip garip, bir uzun kus gibi, kirila kirila boynum,
yuvarlaniyordum

oh be iste simdi derin derin




"Madde akımı şiir Manifesto yazarlarıla söyleşi:

Cem Kurtuluş,Efe Murad



(Türkiye ve Azerbaycan türkcesinde)



1-Tənqid sitəsi: Efe Muradın bioqrafiyasını saytlardan oxuyuruq. Muradın şeir bioqrafiyasını maraq etdik də, ya heç bunları ayırmaq mümkün mü? Efe Muradın şeiri və yazıları "Maddə cərəyanı Şiir Manifestosu" na qədər hansı mərhələləri sınadı? Efe Murad şeiri harada tapdı, nələr oldu?



Efe Murad:Şeiri çox gənc yaşda yaxın bir yoldaşımın intiharında sonra tapdım. Onsuz da ilk şeir kitabımın adında da o intihar gizli: F'ani Hücum.

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=90747

Dərhal o illərdə, bir-birimizlə şiirlerimizi paylaşdığımız liseydən bir yoldaşım var idi, adı Cem Qurtuluş. Onun anası yeni vəfat etmişdi. Anasından qalan əşyaları yığır, üzərlərinə şeirlər yazırdı. Anasının əşyalarının üzərinə yazdığı bir qisim şeirlərini mənə verdi, mən də o əşyaların üzərlərinə şeirlər yazdım. Qarşılıqlı dəyişdirdik o əşyaları və bu maddələri şiirleştirmiş olduq. Maddə-şeir buradan çıxdı. Maddələrin üzərlərinə yazdığımız şeirlərin sayı artdıqca jurnallara göndərməyə başladıq. Adam Sənət jurnalında (http://en.wikipedia.org/wiki/Adam_Sanat) şeirlərin bir qismi çıxdı, sonra manifestomuzu da orada yayımladık. İlk hazırladığımız maddə-şeir kitabını bastırmadık, daha sonra eyni təsir yazdığımız şeirlərin toplandığı Maddə, Yasakmeyve'den çıxdı:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=433072

Ondan sonra ayrı-ayrı öz kanalımızda maddə-şiirlerimizi davam etdirdim. Mən Əhməd Güntan'la Cəhd adında bir jurnal çıxardım. Jurnalın ədədlərinə buradan çatıla:

http://cehdrisaleleri.blogspot.com/

Əhməd Güntan'la olan məqsədimiz şeirin sahəsini genişlətməkdə. Şeirin girə bilməz deyildiyi yerlərə şeiri soxmaq idi. 1980-ci illərdən bu yana Türk şeirinin müəmmalarından biri budur. Tamamilə xəyalpərəst imgeci bir şeir hakim idi Türk şeirində. Şeirin sahəsi "yarpaq", "düş", "gizli", "payız" kimi 50-60 sözcüyə indirgenmişti. Konkret məkan ya da əşya şeirə mövzu edilmir; yalnız şəhər həyatına sıxışıb qalmış fərdin çətinliklərindən bəhs edilirdi. Bu mənada, şeirin sahəsini genişləndirmək istədik; şeiri hər yerə sərbəst soxmaq istədik.


2 - Tənqid sitəsi:Qısaca "Maddə cərəyanı Şiir Manifestosu" nədir? Təməlləri nələrdir? Okurlarımız üçün manifestonuzda yazdığınız bu terminologiyanı bir az daha açıqlayarsınızmı lütfən (heyvan-oluş, us-oluş, bədən-əl, "xilas olma-qaçışı", maddə-oluş, əl-us, us-bədən, saf-us)?
Efe Murad:Maddə-şeirin məqsədi obraz istifadə etmədən, yaranma (existential) gönderiler olmadan, ən tam halıyla konkret halı (concrete) yazmaq. Bu mənada, anlayış olaraq bizə ən yaxın şeir növünün Konkret Şiir olduğu deyilə bilər (http://en.wikipedia.org/wiki/Concrete_poetry). Maddəni, ətrafımızdakı həqiqəti ən həqiqi halıyla şeirə soxmaq. Bu dediyimiz bu mənanı verir. Şeirin sahəsini genişlədərək ağlımızın alıb götürməyəcəyi hər əşyanı şeirin içinə soxmaq: sarımsaq, masa, kürsü, siyasi partiyalar, supermarket, bazar, texnologiya dükanları, sinagoglar, çayhaneler vs. Bu mənada əhəmiyyətli olan bizim insan olduğumuzun hatırlanılması. Yəni, bizlər bir heyvanın. Bədənimiz, əlimiz və ağılımız vasitəsilə şeir yazırıq. Bizə Allah şeir söyletmiyor, biz heyvan oluşumuzla, us oluşumuzla şeirlər yazırıq. Öz özümüzə heyvan olduğumuzla şeirlər yazırıq və ilahi metafizik deyə bir şey yox. Bədənimiz və əlimiz var, "bədən-əl" lə şeirlər yazırıq. Ilhama inanmırıq. Bizlər hüceyrələr ya da atomlardan ibarət olan maddələr olaraq, bu maddələrin şeirini yazırıq.
Bu səbəbdən ötəri, maddə-şeir bir anti-lirik şeir. "Xilas olma-qaçışı" dediyimiz də bu, biz ancaq lirik romantizmdən ətrafımızdakı maddələri yazaraq xilas ola, kaçabiliriz.Romantik, lirik ya da şairanə deyil. Qəsdli olaraq, Türk şiirindeki liriğin tahakkümüne qarşı olaraq anti-lirik.

3 - Tənqid sitəsi:Maddə-şeirin ənənəvi yataqları haradadır? Türkiyə və dünyadakı şeir axınlarından təsirləndi mi? Hansılarını?
Efe Murad:Yazdığım şeirin xüsusilə Türkcədə təməl bir çıxış qaynağının olmadığını düşünürəm, çünki Türk şeiri quruluşu etibarıyla lirik bir ənənədən bəslənir. Anti-lirik deyil. Bu Türk şeirini rədd edirəm mənasını verməməli amma baxaraq yazdığım şairlər yox. Bu gün Türkçe şeir yazan bir çox ad üçün İkinci Yeni (ən ümumi tərifiylə Camal Süreya, Edip Cansever, Turqut Uyar, Ece Ayxan, İlhan Berk vs.) Istinad qaynağı. Əlbəttə mən də bu adları sevərək oxudum amma bu anda yazdığım şeirdə bu adlara öykündüğüm deyilə bilməz. Türk şeirində anti-lirik şeir yazan həqiqətən çox az ad var. Mənim maraqla oxuduğum az qala tək ad Mustafa Irgat. Onun adını burada xatırlamaq istərdim.
4- Tənqid sitəsi: Maddə-şeirin konkret şeirdən ən əhəmiyyətli fərqləri nələrdir?

Efe Murad:Konkret şeir, lirikten ya da hisdən yola çıxmaq yerinə o lirizm və hissi təmin edən konkret həqiqətdən yola çıxar. Bu mənada, konkret-şeir çox ümumi bir tərif, bir çox sınıflandırılamayan şeirə konkret deyilib keçir. Maddə-şeir bu mənada konkret-şeirə çox yaxın amma bir fərqlə: bir çox konkret-şeir nümunəsinə baxdığımızda şairlərin sözlərlə izah etmək istədikləri əşyanı və maddəni çəkdiklərinə görürük. Biz sözlərlə bəhs etdiyimiz əşyaları çizmiyoruz, biz birbaşa əşyanın üzərinə şiirlerimizi yazırıq. Üzərinə yazdığımız əşyaların ya da maddələrin fotoşəkillərini də şeirə iliştiriyoruz.

5 - Tənqid sitəsi: Çağımızda Türkiyə və dünyadakı əhəmiyyətli şeir axınları hansıları?
Efe Murad:Türk şeirində son on ildə bir hərəkətlənmə olduğunu söyləyə bilərik. Xüsusilə iki il əvvəl nəşr həyatına son verən Heves jurnalı ətrafında toplanan bir qrup şair, Türk şiirindeki liriğin və yılışık sözün qarşısındadılar. Şeirdə obraz yerinə, maddəni (bu sətirlərin müəllifi və Cem Kurtuluş), somutu (Ömər Şişman), hamlığı (Ehmet Güntan) və söz bəzindəki aşırılaştırmayı (Murat Üstübal-Bülent Keçeli) və pozuqluğu (Franko Buskas) təqib edən yeni bir şeir anlayışı var. Bu adları görüşdürən şey, hamısının anti-lirik olması. İndi bu adlar 160. Kilometr deyə adlarını böyük şair Nəzm Hikmətin "Nikbinlik" adlı şeirindən edən bir nəşriyyat qurdular, öz kitablarını basıyorlar:
http://160incikilometre.com/

6- Tənqid sitəsi:Qəti sizi lirizmle barışdırmaq istəmirik amma bəzən lirizmin özündə də həqiqəti və poetik beasitliği axtaranlar olmuşdur, məsələn, klassik Fars şeirində neçə yüz il əvvəl qəzəl formasında "Hindi" tərzinin həddindən artıq imajlarından xilas olmaq üçün "Vuqu" (reallaşma) tərzi yaradılmışdır. Bundan başqa, sizə ən əhəmiyyətli eleştirimiz bu: yeni şeirdə mövcud olan lirizmden qurtuluşu dəyişdirərək deyil qaldıraraq gerçekleştirirsiniz, amma yeni olduğunuzu qəbul edirik, nə deyərsiniz?

Efe Murad:Sebk-i Hindi şeiri mənim diqqətimi çox çəkir açıqcası. Bu tərz şeir haqqındakı araşdırmalar nə təəssüf ki həm Türkiyədə həm də Qərbdə olduqca az. Bəli, Sebk-i Hindi klassik Fars şeirinin lirizmini aşırılaştırarak yox edir, amma o da bir lirizm. Biz isə, sizin də dediyiniz kimi, lirizmi yox sayırıq. Amma məsələn burada yer verdiyim "Dünya" adlı şeirin bir maddə-şeir, yəni anti-lirik şeir olmasının yanında müəyyən bir lirizmi də daşıdığını düşünürəm. Yəni lirizm yalnız lirik olunaraq çatılan bir şey deyil, eyni zamanda anti-lirikle də öz içərisində xüsusi bir lirizme çata bilərsiniz.

7 - Tənqid sitəsi:Maddə-şeirin şeirdə çox əhəmiyyətli tapdığı mövzu nə? Obraz? Şeir musiqisi? Məzmun? Form? Dil oyunları? Bunların hamısı? Və ...?
Efe Murad:Maddə-şeirdə somutun özünə getmək istədik. Konkret deyərkən obraz deyil, təsvir və ya bənzətmə də deyil. Şeirin də özünə, maddənin dibinə, düz gördüyümüz saf həqiqətə bodoslama getmək istədik. Maddə-şeirə göz atan biri, dil və forma oyunlarını düstur(qaidə) edindiğimizi düşünə bilər. Dil və forma oyunlarını əvvəlcədən düşünüb uygulamıyoruz. Maddənin özündən gəlir sözlərin daxili içeliği və pozularaq-deformasiyaya uğrayaraq şeirə girmələri. Maddəyə baxdığında və maddəni ən konkret halıyla qəbul etməyə çalışdığında, əslində gerçəkdə var olmayan anlayışları da maddəyə daşıdığını görürsən.

8 - Tənqid sitəsi:Sizcə Modernizm və Postmodernizm nədir? ayrıcları harada? Türkiyə şeir və ədəbiyyatında bunların yeri haradadır?
Efe Murad:Modernizm və Postmodernizm, 20. əsrdə təzahür etmiş müxtəlif əsərlərə verilməyə çalışılan ümumi təriflərdir. Modernizmin, müxtəlif yazarlar tərəfindən müdafiə və hətta modernist şeir deyincə insanın dərhal başına müəyyən təriflər gəldiyi düşünülə bilər; amma yenə tərifi haradan baktığınıza bağlı. Modernist ədəbiyyat dedikdə mənim dərhal ağılıma 20. əsr başı Avropa və Amerikasındakı müxtəlif adlar gəlir: Modernizmin, tam ortasındakı ad zənimcə tərəfindən Pound'dur. Yazdığı manifestolar (Imagism ya da Vorticism kimi) var; ətrafında toplanan ya da ondan ayrı bənzər ətraflarda fəaliyyət göstərən müxtəlif Amerikalı şairlər, yazıçılar (TS Eliot, HD, Marianne Moore, William Carlos Williams) var. Avrupa'daysa Fransız Sembolistleri'nden, Parisdəki Lost Generation'a (Gertrude Stein, Hemingway) qədər bir dolu axın ya da ədəbi qrup var. Bir çox ad sayıla bilər və ən ümumi tərifiylə modernist ədəbiyyat, 1880-1950 illəri arasındakı ədəbiyyatda müəyyən meyarlara söykənən forma (form) sınaqlarına verilən ümumi addır. Bu sınaqlarda hepbir məqsəd və səbəb vardır. Rastlantısallık axtarılmaz, hər sözün arxasında bəzi temek seçkilər və qəsdli mənalar vardır.
Postmodernizm isə çox ümumi, hətta səthi bir tərif. 1950-ci ildən sonrakı az qala hər şeyə postmodern deyilib keçilir. Rastlantısallık var. Edilən ədəbi seçkilərin çox meyarı yoxdur. Bəzi ədəbiyyat tarixçilərinin ümumi tərifi Beckett üzerindendir. Beckettin modernist ədəbiyyatla Postmodernizm arasında bir keçiş olaraq görənlər var.
Türk ədəbiyyatını, bu səthi təriflərə azaltmaq bir az yersiz. Amma əgər bir yerdə bənzətmələr aranırsa, Əhməd Haşim ən mükəmməl tərifiylə bir modernisttir. Fars və Türk dilində çox gözəl harmanlamıştır amma yazdığı şeirinin meyarları vardır. Bütün istifadə olunmuş sözlərin mənaları vardır. Bütün sözlər ən mükəmməl tasavvuruyla yerli yerindədir.

9 - Tənqid sitəsi:Şərq və Qərb şair yazar və mütəfəkkirləri postmodernizmin necə qəbul etməli? Bu mövzuda doğru tutum varsa nədir?
Efe Murad:Buradan Postmodernizm'den qəsdim əgər son əlli ilin bütün ürünleriyse məncə bir şair bunu çox başa taxmamalıdır. Əlbəttə, hər şeyi oxumalı, heç olmasa ellediği, gördüyü hər şeyi anlamağa çalışmalı amma onun xaricində Postmodernizm deyə şeirdə müəyyən bir tutum yox. Bu yalnız adlandırılamayan son dövr ədəbiyyatının sadə və özensizce kategorileştirilmesinden ibarət.

10- Tənqid sitəsi:Şiir və siyasətin əlaqə və maraqları nədir? Ya da necə olmalı? Bu kounya universal və yerli bir şəkildə də baxın lütfən.
Efe Murad:Şeir və siyasət hər zaman birlikdədir, çünki şairlər də cəmiyyətin içindədirlər. Əlbəttə cəmiyyəti rədd etmiş şairlər də vardır amma cəmiyyəti rədd etmək də siyasi bir seçimdir. Nə qədər bağlı ya da öznel olursa olsun, hər şeirin siyasi olduğunu düşünürəm. Şeir yazmaq və bunu mətbuat da paylaşmaq siyasi bir seçimdir. Amma şeirlərin milyonları hərəkət etdirdiyi günləri də özləməyən dəyiləm deyiləm. Şeir insanları etkilemeli, insanlarla birlikdə hərəkət etməli. Siyasi olan birləşməyi təxəyyül edər, şeir insanları birleştirmeli.

11 - Tənqid sitəsi: Şeir və cinsi mövzular və qadın şeiri haqqında nə demək istərdiniz buyurun.
Efe Murad:Cinsilik maddə-şeirin ən dərinlərində yatan gizli duyğu. Maddələrlə olan alış-verişimizde hepbir cinsi impuls var amma cinsəllik hər yerdə olduğu qədər subyektiv də bir hiss, o səbəblə şeirdə cinsəllik hər oxuyana öz öznelliği istiqamətində açılmalı.

12- Tənqid sitəsi:Bəlkə də bu sualı yüngül olaraq görə bilərsiniz, Türkiyə və dünyada qadın şeirinin xüsusi bir poetik mövzu olduğuna inanırsınızmı? Lirizmden qaçış qadınlar və kişilər üçün bərabər ola bilərmi?

Efe Murad:Qadın şeirinə edilən vurğu, şiirdeki mövzu müxtəlifliyi üçün əhəmiyyətli ola bilər amma şeirin müəyyən mövzulara sıxıştırılmasını axmaq hesab edirəm. Maddələrin əngin dənizində gəzmək varkən niyə insanlar bir mövzuya sıxışıb qalsın? Eyni şey lirizm üçün də etibarlı! Mən şeirdə "eyvallahsızlık" dan yanayım!



13- Tənqid sitəsi: Dünyanın ümumiyyətlə estetik dünyagörüşünün dəyişimine inanırsınızmı? Məsələn nə qədər əsr əvvəl rəssamlar gözəlliyi şahzadələrin portretlərini arardılar sonra yenə məsələn Van Qoq gözəlliyi çəkdiyi bir köhnə ayaqqabı şəkilində tapdı ya da Empersiyonistler daha şahları saraylarında yox çayxanalarda gözəllikləri axtarışa davam etdilər. Sənət və hünər zirvədən əriməyə və məğlub etməyə və yayılmağa başladı estetik dünyagörüşləri dəyişdi sanki və indiki vaxtda gözəllik tam bir fərdi mövzuya çevrilmiş, bu hadisələr şeiri necə təsirləndirir?
Efe Murad:20. əsrə qədər bizim olduğumuz coğrafiya üçün ənənə çox əhəmiyyətli bir fakt. Ənənənin dayattırdığı amma eyni zamanda asanlıqlar təmin etdiyi bir deyiş və üslub bütünü var. 20. əsrdə İran Edebiyatında olsun, Osmanlı-Türk Edebiyatında olsun bu bütünlüyün itdiyini görürük. Əlbəttə bu dəyişmənin təməllərini 19-ci əsrdəki istehsal vasitələrinin dəyişməsində zən edə bilərsiniz. Bunun arxasından da ən sadə tərifiylə asrileşme ya da modernizm anlayışı çıxacaq amma 20. əsrdə heç olmasa, ənənənin xaricində iştirak etmək istəyən bir sənətçi ethosunun çıxdığını söyləyə bilərik. Ironik olansa ənənənin xaricində olanların da meydana gətirdiyi bir ənənə var. Müasir şeirin ənənə anlayışı buradan qaynaqlı bir "ənənə" dir.
Ənənənin söykədiyi bəzi dəyər və gözəllik mühakimələri vardır. Heç olmasa mən bugünkü Türk ədəbiyyatına baxdığımda əsrlərin meydana gətirdiyi estetik qayğının artıq bir əhəmiyyətinin qalmadığını görürəm. Bu səbəblə indiki vaxtda, yaşayan və bir çox şeyi davamlı təcrübə edən olaraq şair ya da sənətçi, fərdi estetik mühakiməsinə yönəlməkdədir. Bunun gözəl yanıdırsa, sənətçinin yeganə təcrübəsi yenə yeganə bir əsərə çevrilir, onu bənzərsiz edir. Ənənənin bağladığı bir çox şey artıq daha açıqda, ənənənin arxasına gizlənməyə ehtiyac yoxdur.

14 - Tənqid sitəsi:Azərbaycan və xüsus İranda yaşayan azərbaycanlı şair və yazıçılardan məlumatınız varmı? Türkiyə və Azərbaycan şeir və ədəbiyyatını necə irtibatlandırmak mümkün?
Efe Murad:Azərbaycan ədəbiyyatını yaxından təqib etdiyim deyilə bilməz. Hüseyn Cavidin adını bilirəm. Eyni şəkildə, bu günki Azərbaycan sərhədlərində yaşamamış olsa da, həm Fars və həm də Azeri ədəbiyyatı üçün Şehriyar'ın çox böyük bir şair olduğunu bilirəm. 20. Əsrdəki ən ümumi mənasıyla Türkcənin böyük şairlərindən. Pervin-i İ'tisâmî də Azeri amma bir çox məşhur şeirini Fars yazmış.
Azeri şeiri xaricində, 20. Əsr İran şerini yaxından izləməyə çalışıram. Onsuz da təxminən 3 ildir Fars öyrənirəm, öz orijinal dillərində Fars şeirini oxumağa çalışıram. 2010-ci ildə M. Azad'dan etdiyim tərcümələr basıldı:

http://pankitap.blogspot.com/2010/02...rlayan-ve.html

Önümüzdəki həftələrdə də Feridun-i Muşhîrî'den etdiyim şeir tərcümələri çıxacaq. İrandakı Ağ Şiir (şi'ir-i sefîd) Türkiyədəki İkinci Yeni'yle dönemdaş amma etdikləri Türk şeirində 1940larda Garip'in yaptığıyla bənzəsə. Məncə bu İran və Türk şiirindeki bu birlik maraqlı.

15- Tənqid sitəsi:İranda yaşayan azərbaycanlı şair və yazıçıların müxtəlif problemlərindən başqa, türkiye və dünyaile tərcümə xəttində ciddi bir ilişgiler yarada bilmədıklirı üçün, kimsə onları tanımamış bəzi bu şeir tərzlər ya baxış Bucaqlarını onaylamasaq da, örneyin bizdə bu şeir tərzlərini yaradanlar var :"Süleymanoğlu" "Bilimsəl şeirin"i, "Ziba Kərbsi" "Nəfəs şiirni", "Nadir Əzhər" "Donuq şeir planı"nı, və son zamanlar "Əreste Mücərrəd" dediyi öz "Nano şeiri"ni yaratmışlar, başqa istiqamətdən İrandakı azərbaycanlı gənc şairlərin bir seqmenti Avavngard şeirə çox çox maraqlıdırlar, Şimali Azərbaycan üzre bəlkə onların çıxışı daha yaxşı ola bilər

Özünüzdən gənc və yaşlı şairlərə bir təklif və ya vəd varmı?
Efe Murad:Şeir elə deyildiyi kimi sözdə dil işçilərinin təkəlində olan bir şey deyil. Hər kəsə və hər şeyə açıq. Şeir hər yerə girməli, yayılmalı. Amma bunu eyvallahsız bir şəkildə etməli, yayıldığı yerlərin qarşısında boyun bükərək dayanmamalı. İstədiyini qışqıra qışqıra söyləməli.

16 - Tənqid sitəsi:Son sözünüz?
Efe Murad:Şeir elə deyildiyi kimi darıxdırıcı və ağır-ağdalı qaydaları olan bir şey deyil, hər şeyi sərbəst şeirin içinə soxa bilərsiniz. Şeir hər yerdədir.

17- Tənqid sitəsi: Bizi bir şiirinizi qonaq edər bilərsinizmi?
Efe Murad:Bura iki dənə şeirimi qoymaq istəyirəm. Bir dənəsi qısa və dili daha sadə ("Dünya"), digəri bir az daha uzun və qarışıq ("Sarımsaq").



Dünya



tatlı ve rüya anların dünya.

tüm kaybediş özendirilirse.

gerçekten sorup gerçekten söylerse.

kaybediş kavuşturur dünya.

nasıl gözlerinde karanlıklar.

nefret-içi geçmiş zaman dışına.

aşkın tüm aşk parçalarına.

belki bir gün birbirimizi severiz.

beni yalnız bırakma içine al dünya.





Sarımsak



dişli bakıyor dişlerini kemir kendine kenetlenir.

içindekileri alsan bile ince zarı sapta tutarak.

hiçbir şey olmamış gibi de yapabilirsin. tüm zar sapı biriktiriyor.

açtıkça bir tabakası derisi onun hücreleriyle kaybetmiştir.

bahçemiz vardır. düşmeden üstüne toprak atıp “ben vardım.”

kaybedişi yanlışlık görüsü, kalbini kapatırsa bir de dişlerini buluşturur.

bilmez de durur açıldığı kadar gaybını kaybetmiştir.

nafile kaçıp soğanlarını sarımsağın üstüne başına baş atıp.

otomatik şuurun kâğıtlarını doldur. gerekse sapı kurumuş.

gerekse katmanlarını soy sonra hiçbir şey olmamış gibi yerine koy.

eleştirmek parçalarını zar’ar’ını, kayb l’lerini yenin verdiği kayışla.

lenin durduğu galbe bir kayb kaçışırsa hiçbir şey söylemiyordur.

bahçemiz orada, istersek dışarı çıkıp bahçede olduğumuzu sanabiliriz.

bahçenin dışarıda olan bir şey olduğunu, kalbimi açamadığımda. deliklerini sarımsak aklınarak dişlerini içine doldurmuş.

kenarlara düştüklerinde, kuyblara, kendilerini kayb ettikleri.

narin kutblara parmaklık altında durmuşlardır.

kendi içlerinde tel tel zarlar, büyük başlar birbirlerine yapışık çıkıyor.

bir diş alıp sarımsağın ince kabuğunu geri örtüyorum.

dişi arpacığa sürüyorum.



ince kökleriyle gıdıklarmış gibi oynuyorum.

bu, sarımsağın beyazını buruşturuyor.

o kadar güzel bir kavsi var ki kitlelerini sımsıkı tutmuş.

biri çözülürse diğerleri de çözülecek.

sarımsağın dişleri azaldıkça sapı tutan beyaz, “buruşana” denk geliyor.

sarımsağın istifi, yığıldığıyla kalışı güzeldir.

yaradan sarımsağı tutuşuna. ben de gençliğime mahcubum.



Efe Murad

-------------------

ُsöyleşi tarihi:2012/05
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 03-06-2012, 11:13
ezheri ezheri isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 175
Standart Modern Elit Dinamik şiir Manifesto yazarı MUSTAFA ERGİN KILIÇ,la söyleşi

Modern Elit Dinamik şiir Manifesto yazarı
MUSTAFA ERGİN KILIÇ,la söyleşi
(Türkiye ve Azerbaycan türkcesinde)


1-Eleşterisitesi Mustafa Erginin kendi Biyografiyasını sitesinden (http://www.mustafaerginkilic.com/ozgecmis.asp
okuyoruz,Erginin şiir Biografiyasını merak etdik de,Erginin şiiri və yazıları Modern Elit Dinamik şiir Manifestosuna kader hangi aşamaları denedi,Ergin şiiri nerde buldu, neler oldu?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Şiire 18’li yaşlarda başladım. Başlangıçtaki şiirlerim daha lirik, uzun dizelerden oluşan, düz anlatımlı, çok da imgeye yaslanmayan şiirlerdi. Oysa zaman geçtikte şiirdeki gerçekliğin imge özgünlüğünden ve çağrışın zengiliğinden kaynaklandığının farkına vardım. Okuma kanallarımı genişlettikçe gerçek şiirin insanın kendi sesinde belirginleştiğini ayrımsadım. Sonar sonar imgeci bir şiir çerçevesinde şiirim olgunlaşmaya başladı. Zira imge şiirin zenginleşmesi demektir. Zamanla sözcüklerin dilini sökmeye başladım. Sözcüklerin çok anlamlığını şiirede kullanmaya ve daha yontulmuş dizelerde daha az sözcükle geniş çerçevli şiirler üzerine yoğunlaştım.

2-Eleşterisitesi:Kısacasına Modern Elit Dinamik şiir nedir? temelleri hangilar?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Modern Elit Dinamik Şiir, insanın yaşam savaşını sürdürmesini ve ayakta kalmasını sağlamak amaçlı; yeryüzünün benliğine çalınmış mayadır. Devingen, çarpıcı, hücre yapısı yenilikçi, imge naifi, tutkulu, dünya coğrafyasından iyi beslenen, solmayan ve hep tazeliği soluyan, uzun soluklu; el değmemiş ve görülmemiş olanı görüp işleyerek toplumsal reflekslerin bünyesine motiflenen ve varoluş sarmalına aşılanan şiirdir. İnsandan sonrasına varır!

Şiir dilinde özgünlüğü, çok dallılığı ve çok dilliliği savunur. Üsluptaki kısır döngünün karşısında durarak, aynı çizginin koyulaştırılması değil farklı açılarda ve yönlerde birçok çizgi çizebilmek ve bu çizgileri derin tutarlılık çerçevesinde sürebilmek ve koyulaştırabilmeyi ilke edinmiştir.

3-Eleşterisitesi:ters anlaşılmasın lütfen,ama sizin Manifestonuzun detaylarını izlerken sanki çok sayıda şairlerin biriktirilmiş tecrübe ve denemelerini toplamışsınız ,ama bu toplamada kendinize özgü bir sisteme de varmışsınız,efendim ne dersini?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Elbette her şair geçmişinden ve geleneğinden beslenir. Burada mesele beslenmenin sonucunda kendi dilini ve şiirini kurabilmektiktir. Kendine has bir dize yapısı ve inşası, kendine özgün bir dil çerçevesi ve sözcük bilgisi geliştirmelidir. Her okuyanın evet bu şiir farklı bir şiiri diyebileceği ve şiirin ismi kapatıldığında bu bir Mustafa Erig Kılıç şiiridir diyebileceği bir toplam çıkarmalıdır ortaya. Herkesin yadığı şiiri yazmak değil ki amaç, kimsenin yazmadığı şiiri, biçim ve biçemi bulup çıkarmak. Zaten bunu başarabiliyorsanız şair oluyorsunuz, yoksa şiir tarihinin derinliklerinde kayboluyorsunuz. Yeryüzünde kendine özgü olmayan hiçbir şey yaşayamaz, yaşasa da hatırlanmaz. Unutulur. Sonraya kalmaz.ne demiştik manifestonun sonunda Modern Elit Dinamik Şiir insandan sonrasına varır. Bu şu demek: İnsanlar, çağlar, nesiller değişse de bu şiir hep var olacaktır.

4-Eleşterisitesi: Modern Elit Dinamik şiirin gelenksel yatakları nerde? Türkiye ve dünyadaki şiir akımlarından etkilendi mi?hangilardan?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Her şairde olduğu gibi bende de mutlak surette bir etkileşim alanı olmuştur. Ama gerçek şairler beslendikleri kaynaklardan kurtularak kendi şiirlerini kurabilen, kendi üsluplarını yaratabilen şairlerdir. Elbette özellikle seksen dönemi şiiri, başlı başına bir İlhan Berk, Süreya Berfe, Metin Altıok, Sina Akyol, Gülten Akın şiiri şiirimin başatları olmuştur. Daha çok belli sayıdaki sözcüklerle büyük şiirler yazan şairleri benimsedim. Sözcük savurganı şairleri sevmedim. Dünya edebiyatından fransız şairler, iranlı ve ortadoğulu şairleri hep önemsedim. Bir ferruh, bir halil cibran, bir mallerme, bir paul celan, bir kavafis. Yine yunan edebiyatı bir seferis beni her zaman etkilemiştir.

5-Eleşterisitesi:Çağımızda Türkiye ve dünyadaki önemli şiir akımları hangilar?
MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Türkiye’de bence en önemli şiir akımı İkinci Yeni’dir. Daha sonra 1980 dönemi şiiri gelir. Türkiye son on yılda somut şiir üzerine de bir hayli kafa yordu. Özellikle genç şairler bu damarlardan çok beslendi. Ancak somut şiir demek şiirde anlamı körleştirmeye kadar götürdüğü için zamanla bu noktada bir tehlike belirdi.

6-Eleşterisitesi: Modern Elit dinamik şiirin şiirde çok önemli bulduğu konu ne? imge?şiir musikisi?içerik?form?dil oyunları?şunların hepsisi? ve...?


MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Saydıqlarınızın hepsi Modern Elit Dinamik şiirin merkezlerinden bazılarıdır. Şiirde sesi, dize içerisi uyağı ve dizeler arası geçişlerdeki ses dengesini önceleyen, imgede anlamsal yelpazenin genişliğini inemseyen, şiirin özünde daima işlenmemiş imgeyi bulup çıkarma yeteneğine sahip bir şiirdir. Özgünlüğü ve kendine has olmayı seviyor. Her okuyanı başka bir evrene götürmeyi beceren her okuyanda farklı bir çağrışım zenginliği yaratan bir şiir.

7-Eleşterisitesi: Sizce Modernizm ve Post modernizm nedir? ayrıcları nerde? Türkiye şiir ve edebiyatında şunların yeri nerde?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Modernizm gelenekçi şiiri reddetmeden, kendi şiir geçmişinden beslenen, kendi şiir köklerini benimseyip geliştiren bir anlayışın devamıdır. Post modernism biraz daha Modern Elit Dİnamik şiir gibi var olanı yıkıp yeniden yapmaktır. Yeni yaratma sevdasıdır. En yeniyi bulup çıkarma çabasıdır. Türk şiiri 2000’li yıllardan sonar post modernist bir tavrın içerisine girmiştir.

8-Eleşterisitesi: Doğu ve batı şair yazar ve düşünürleri Postmodernizmi nasıl alğılamalı? şu konuda doğru tutum varsa nedir?

MUSTAFA ERGİN KILIÇünyanın hızla geliştiği, insanın her saniye geliştiği bir ortamda monerniteden kaçınmak olanaksız. Hayat her gün size farklı bir dille günaydın diyor. Her gün size yeni bir acı öğretiyor. Gelişen dünya yeni değişkenleri ile sizing de başınızı döndürüyor. Böyle bir ortamda yaarın, şairin, sanatçının durağan kalması, halen hayatı kendi bildiği çerçeveden algılması olanaksız. Uzay çağı size moderniteyi diretiyor. Siz de çağa ayak uyduruyorsunuz, dilinizle, dizenizle, resminizle, renklerinizle, heykelde kullandığınız çamurunuzla.

9-Eleşterisitesi:demek Postmodernizmden genel olarak yeniliği sevdiğinizden dolayı nasıl desek hoşlanıyorsunuz? Postmodernizm yanlısı olup olmamak için değil ama bu bakış açınızın daha detaylı formatını bekliyoruz.

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Postmodernizmden kasıt, geniş bir dünya algısı, geniş bir insan algısı ve geniş bir imge algısı. Yeryüzündeki tüm detayların üzerinde çalışabilme ve b detayları görmek için çaba sarf etme kaygısı. Olmayanı bulup çıkarmak, kullanılmayanı, işlenmeyeni bulup çıkarmak. Yeni ve tze sözcük yapısı, yeni bir dil ve dize inşası, ince işçilikli bir şiir kaygısı, yeni bir biçim. Özlenen ve istenen format bu. Tüm bunları becerebilmek için de postmodernist bir bakış açısı ve hayat özümsemesi gerekiyor. Modernist bir dil kurmak yalnızca dil üzerine çalışmakla olmaz ki. Dünyayı da o paralellikte modernite üzerinden kavramak gerekiyor. Daha önce de belirtmiştim bir Dali resminden her bakanın farklı bir kompozisyon çıkarması, farklı bir duyguyla yarılmasıdır postmodernizm. Dinlenen bir müziğin herkes üzerinde bıraktığı farklı ama çarpıcı etkidir postmodernizm. Herkesin baktığında gördüğü ise klişedir, zaten hep var olandır, eskimiş olandır. Bir İlhan Berk, bir Süreya Berfe bir Sina Akyol şiiri bana her okuduğumda farklı bir haz verir. Ama bazı şiirleri de ilk okuyuşta tüketirim. Tekrar okumak isteği uyandırmaz bende. Çünkü şiir hemen teslim eder kendini. Daha dar bir çerçeveden ele alınmıştır imge örgüsü. Oysa şiir okudukça içine çekmelidir.

10-Eleşterisitesi:Şiir ve siyasetin ilişgi ve ilgileri nasıl? ya nasıl olmalı?bu kounya evrensel ve yerli bir biçimde de bakın lütfen.



MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Sanatın içerisindeki kişilerin elbette toplumda yeri geldiğinde yönlendirici misyonları olmalı. Bu kaçınılmaz. Çünkü sıradan insanlardan daha hızlı her şeyi algıladıkları ortada. Bir de entellektüel ekaları gelişmiş. Hayata ve insane çok farklı açılardan bakmayı öğrenmişler. Hal böyle iken ülke gidişhatlarına, yönetimlere ve hükümetlere daha doğru bir açıdan daha eleştirici bakabilirler. Tüm bunları da toplumun bir belleği olarak yaparlar. Ülkenin geleceğine bir taş koymak için yaparlar. Siz ne kadar sanatı siyasetten ayırmak isteseniz de bir yerde iç içe geçer bu iki kavram.

11-Eleşterisitesi: şiir ve cinsel konular ve kadın şiiri hakda ne söylemek istersiniz buyurun.
MUSTAFA ERGİN KILIÇ:“Şiiri yazan, beden aslında. İçimizdeki can gücü. Şiirle bedenin ortaklığı oradan: Doğadan. Neden, bilinç değil, akıl değil de beden? Aklın şiiri olmaz mı? Akıl şiir doğurmaz mı? Doğurur elbette. Dili yoğurur akıl, sözcükleri seyreder. Hesaplar da. Düşünür, karışır da. Aklın şiiri, aklın tadında. Aklın şiiri, bedenle birlikte çalışmadığında retoriktir, kurudur, cambaz. Aklın şiiri, şiirse elbette, bedene elini uzattığı için şiirdir. Kim demiş akıl şiirlemez diye, elbette şiirler. Sorun, bakın neden şiirler? Bedenden gelen güç dalgasıyla. Bedenin titreşimiyle. Ne gelir bedenden? Duygular, dürtüler, bilincin dışından, bedenin odağından köpüren yaşantılar.” Der Ahmet İnam.
Bugün Türk Edebiyatı’na baktığımızda “şiirde cinsellik” dendiğinde benim geçmişten aklıma ilk gelen isim Cemal Süreya olur. Akabinde Can Yücel ve İlhan Berk isimleri sayılabilir.Günümüzde Hulki Aktunç (birçok şiirinde gizemli bir şekilde, fazla da okuyucuya duyumsatmadan cinselliği işler. Tadında bir dozu vardır!), Engin Turgut (şiirinde cinsel imgeler çağrışımlarla zaman zaman kendisini ön plana çıkarır), Murathan Mungan, Özkan Mert (özellikle meme, göğüs sözcükleri başta olmak üzere; kadın bedenini çok başarılı bir şekilde cinsellikle örülü olarak metoforlaştırır), Cihan Oğuz (“Kendime Savurduğum Hançer” kitabındaki şiirlerinde cinselliği çok da sınır tanımdan işlemiştir). Bunların yanı sıra Küçük İskender de seksen sonrası Türk şiirinde cinsel temaları daha açık işleyerek, ayıp kavramını şiirden biraz daha çıkartıp şiiri özgürleştirmiştir. Tabu olan cinselliği yaşamsallaştırmıştır. İnsana ait olmayan bir şey gibi algılanan cinselliği, şiirde açarak insana ait bir kavram olduğunu göstermiş ve hatta imrenilesi güzelliklerini sunmaya gayret etmiştir. İnsandan ve şiirden uzaklaşan cinselliği, insana ve şiire yaklaştırmıştır. Bu da diğer şairlerinde cesaretlenmesine sebep olmuştur. Yine “Ten Kitabı” ile Hüseyin Alemdar’ı da bu çerçevede saymak gerekir. Ayrıca Dünya edebiyatında da Mallermé, Lorca, Eliot sayılabilir. Türk şiirinden Ece Ayhan, Turgut Uyar ve çok olmasa da Nazım Hikmet, Edip Cansever isimlerinin burada vurgulanmasında yarar vardır.
Şiirde cinselliğin bıçak sırtı bir konu ve çok büyük bir ustalık istediğinin bilinmesi gerekir. Bayağılaşmaya ve seviyesizliğe en meyilli konudur. Özellikle sanatta, imgenin sunulum ve okuyucuda ki çağrışım tarzı; çok naif ve içli olmalıdır. Aksi taktirde yeryüzünün en hassas konularından biri, sanatsallığı terkeder ve sıradanlaşmaya başlar. Hatta kullanıldığı yere göre, bütün bir sanat eserini ya da şiiri yerle bir eder. Mesela Nazım Hikmet’in Piraye’ye yazdığı bazı şiirler de, estetik cinsel kavramların şiirde nasıl işlenmesi gerektiğine güzel birer örnektirler. Tüm bunların dışında, şiirinde cinsel imgelere gereksinim duymayan günümüzde ve geçmişte birçok şair de sayılabilir. Kimine göre olmazsa olmaz olan, kimine göre bir zorunluluk teşkil etmeyebilir. Yeri gelmişken Haydar Ergülen’in son derece çarpıcı bir görüşüne burada yer vermek isterim: “Galiba ruhumla başedemediğimden gövdeye bir türlü sıra gelmez.”

12-Eleşterisitesi: Dünyanın genelde estetik bakış açısının deyişimine inaniyormusunuz?mesela neçe yüzyil önce ressamlar güzelliyi Perenseslerin Portretınde ararlardı sonrayene mesela Van Gog güzelliyi çizdigi bir eski ayakkabı resminde buldu ya Empersiyonistler daha şahların saraylarında yok kahvehanelerde güzellikleri aramaya devam etdiler,sanat ve hüner zirveden erimeye ve yenmeye ve yayğınlamaya başladı stetik bakış açıları deyişdi sanki ve günümüzde güzellik tam bir kişisel konuya çevrilmekdedir,bu olaylar şiiri nasıl etkiler?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Güzelliği armak için bir yere gitmeye gerek yok. Once tanrıyı ve varoluşu doğru anlamak yeterli. Bir çiçeğin açışından, bir kayısının kokusundan, yeni doğmuş bir çocuğun ellerinden ve tırnakların daha güzel ne olabilir. Güzellik insanın baktığı yerdedir. Tanrı yeryüzünü öyle bir yaratmış ki yalnızca bir menekşede mor renginin envai çeşidi mevcut. Bir günebakan çiçeği her sabah açıp her akşam yeniden soluyor. Ve usanmadan her sabah yeniden açıyor.

Yine yeryüzünün en estetik varlıklarındandır kadınlar. Güzellik aslında ayrıntı da gizlidir. Evrenin derinlerine indikçe gerçek güzelliği ortaya çıkarıyorsunuz. Güzelliği hiç bir yerde bulamuyorsanız dönüp kendinize kendi içinize bakacaksınız. Mutlak bir yerinizde mevcuttur.

13-Eleşterisitesi:Azerbaycan ve husus iranda yaşayan Azerbaycanlı şair ve yazarlardan bilginiz varmı? Türkiye ve azerbaycan şiir ve edebiyatını nasıl irtibatlantırmak mümkün?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Bu coğrafya şairlerinden Ferruh’u, Hayyam’ı, Şehriyar’ı, Firdevsi’yi Şirazi’yi, yakından biliyorum. Bir de kültürlerimiz o kadar yakın ki birbirine benzer toprakların sanatçılarıyız. Bir defa sınır komşusu olmak başlı başına aynı ırmağa uzanmayı, aynı sudan içmeyi, aynı toprağa ayak bsamayı gerektiriyor. Bunlar az şey mi şiir kardeşliği için!

14-Eleşterisitesi: kendinizden genc ve yaşlı şairlere bir önerge ya sözünüz var mı?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Şiir çok uzun bir yol. Şiir insanı kanta Kanata kendini büyütüor. Zaman zaman kanamaya zaman zaman kendi içinizde yokolduğunuzu görmeye, zaman zaman kendinizi hissetmemeye tahammülünüz varsa bu yolu sonlandırabiliyorsunuz. Yoksa siz de bir hiçe kavuşuyorsunuz. Şiirin şairi üzerinde yok edici unsurları çok. Ya yaşamayı seçeceksiniz ya şiiri.

15-Eleşterisitesi: sön sözünüz?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Şiir hepimizi korusun.

16-Eleşterisitesi: Bizi bir şiirinize konuk edermisiniz?



en ağır işçi
yeryüzünün en ağır işçisiyim
gözyaşı taşıyorum yanakta

güne varmak için
alnını siliyorum terleyen gecenin

bomboş dünyaya boşluğumu işliyorum
elinden tutuyorum kırılan ışığın

yeryüzünün en ağır işçisiyim
karıncadan öğreniyorum ekmek taşımasını eve

başkasında durdukça taşmasını
yaşamdan ölüm yapmasını kendine

kimsenin tutmadığı ellerimden
kaç kuş besleniyor günde

yeryüzünün en ağır işçisiyim
iki insanın öpüşmesi nasıl bir gürültü bende

çilemiş sabah şakaklarım çile aşkla tek ortak yanım
iğnelerken kendimi bir düğümün orta yerine

ölüyorum kokmayı unutuyor çiçek
sabun köpürmeyi balon uçmayı

sonsuza açıyor sesini avuntu
denizin durgunluğunu dip ediyor uğultusuna kuyu



Eleşterisitesi:Size çok teşekkürler.

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Ben teşekkür ederim. Başka bir ülke ikliminden bana şiir sıcaklığınızı hissettirdiğiniz ve sanatın birleştiriciliğini bir kez daha burada gösterdiğiniz için.

Söyləşi tarihi:2012/4-5
-----------------------------------------------------------------
Modern Elit Dinamik şiir Manifesto yazarı
MUSTAFA ERGİN KILIÇ,la söyləşi
(Türkiye ve Azerbaycan türkcesinde)

1-Tənqid sitəsi:Mustafa Erginin öz Biyografiyasını saytındanoxuyuruq, (http://www.mustafaerginkilic.com/ozgecmis.asp
Ergin şeir Biografiyasını maraq etdik də, Ergin şeiri və yazıları Müasir Elita Dinamik şeir Manifestosuna qədər hansı mərhələləri
sınadı, Ergin şeiri harada tapdı, nələr oldu?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Şiire 18'li yaşlarda başladım. Əvvəlki şiirlerim daha lirik, uzun sətirlərdən ibarət olan, düz anlatımlı, çox da obraza yaslanmadan şiirlerdi. Halbuki zaman geçtikce şiirdeki həqiqətin obraz özgünlüğünden və çağırışın zenginliğinden qaynaqlandığının fərqinə vardım. Oxuma kanallarımı genişlettikçe gerçək şeirin insanın öz səsində belirginleştiğini ayrımsadım.Sonar sonar imgeci bir şeir çərçivəsində şerim yetkinləşməyə başladı. Çünki obraz şeirin zenginleşmesi deməkdir. Zamanla sözlərin dilini sökmeye başladım. Sözlərin çox anlamlığını şeirdede istifadə etdim və daha yonulmuş sətirləri daha az sözlə geniş çerçevli şeirlər üzərinə sıxlaşdıq.

2-Tənqid sitəsi:Kısacasına Müasir Elita Dinamik şeir nədir? təməlləri hangilar?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Müasir Elita Dinamik Şeir, insanın həyatını davam etdirməsini və ayaqda qalmasını təmin etmək məqsədli; yer üzünün mənliyinə oğurlanmış mayanı. Devingen, təəccüblü, hüceyrə quruluşu yenilikçi, obraz naifi, ehtiraslı, dünya coğrafiyasında yaxşı qidalanan, solmayan və həmişə təzəliyi tənəffüs edən, uzun nəfəsli; əl dəyməmiş və görülməmiş olanı görüb işləyərək ictimai reflekslərin tərkibinə motiflenen və yaranma sarmalına yeridilən şeirdir.İnsandan sonrasına çatar!

Şeir dilində xüsusiliyi, çox dallılığı və çox dilliliği müdafiə edər. Üsluptaki sonsuz dövrün qarşısında dayanaraq, eyni xəttin koyulaştırılması d
əyil fərqli bucaqlarda və istiqamətlərdə bir çox xətt çizebilmek və bu xəttləri dərin əsaslı çərçivəsində sürebilmek və koyulaştırabilmeyi qanun əldə etmişdir.

3 -Tənqid sitəsi: tərs başa düşülməsin lütfən, amma sizin Manifestonuzun detallarını izlərkən sanki çox sayda şairlərin yığılmış təcrübə və sınaqlarını yığmışsınız, amma bu toplamaqda özünüzə xas bir sistemə də varmışsınız, əfəndim nə dəy
ərsiniz?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Əlbəttə hər şair keçmişindən və ənənəsindən bəslənər. Burada məsələ bəslənmənin nəticəsində öz dilini və şeirini kurabilmekdədir. Özünə xas bir sətir quruluşu və inşası, özünə xüsusi bir dil çərçivəsi və söz məlumatı inkişaf etdirməlidir. Hər oxuyanın bəli bu şeir fərqli bir şeiri deyə biləcəyi və şeirin adı bağlanıldığında bu bir Mustafa Ergin kılıç şeirinin deyə biləcəyi bir cəmi çıxarmalıdır ortaya. Hər kəsin yazdığı şeiri yazmaq deyil ki məqsəd, kimsənin yazmadığı şeiri, forma və biçimi tapıb çıxarmaq. Onsuz da bunu başara bilirsiniz şair olursunuz, yoxsa şeir tarixinin dərinliklərində itirsiniz. Yer üzündə özünə xas olmayan heç bir şey yaşaya bilməz, yaşasa da hatırlanmaz. Unudular.Sonraya kalmaz.ne demişdik manifestonun sonunda Müasir Elita Dinamik Şiir insandan sonrasına çatar. Bu bu deməkdir: İnsanlar, çağlar, nəsillər dəyişsə də bu şeir həmişə var olacaq.

4-Tənqid sitəsi: Müasir Elita Dinamik şeirin gelenksel yataqları harada? Türkiyə və dünyadakı şeir axınlarından təsirləndi mi? Hangilardan?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Hər şairdə olduğu kimi məndə də mütləq surətdə bir təsir almaq sahəsi olmuşdur.Amma gerçək şairlər bəsləndikləri qaynaqlardan xilas öz şeirlərini qura bilən, öz üslublarını yarada bilən şairlerdir. Əlbəttə xüsusilə səksən dövrü şeiri, başlı başına bir İlhan Berk, Süreya Berfie, Mətn Altıok, Sina Akyol, Gülten Akın şeiri Şeirimin başatları olmuşdur. Daha çox müəyyən ədəddəki sözlərlə böyük şeirlər yazan şairləri mənimsədim. Sözbədxərc olan şairləri sevmədim. Dünya ədəbiyyatından fransız şairlər, iranlı və Orta şərqli şairləri həmişə önemsedim. Bir Ferruh,bir Xəlil Cibran, bir mallerme, bir paul celan, bir kavafis. Yenə yunan ədəbiyyatı bir Seferis mənə hər zaman təsir etmişdir.

5-Tənqid sitəsi:Çağımızda Türkiyə və dünyadakı əhəmiyyətli şeir axınları hangilar?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Türkiyədə məncə ən əhəmiyyətli şeir axını İkinci Yeni'dir. Daha sonra 1980 dövrü şeiri gəlir. Türkiyə son on ildə konkret şeir üzərinə də bir xeyli baş qoydu. Xüsusilə gənc şairlər bu damarlardan çox bəsləndi. Ancaq konkret şeir demək şeirdə mənası körleştirmeye qədər apardığı üçün zamanla bu nöqtədə bir təhlükə meydana çıxdı.

6-Tənqid sitəsi: Müasir Elita dinamik şeirin şeirdə çox əhəmiyyətli tapdığı mövzu nə
dir? obraz? şeir musiqisi? məzmun? forma? dil oyunları? bunların hepsisi? və ...?



MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Saydıqlarınızın hamısı Müasir Elita Dinamik şeirin mərkəzlərindən bəziləridir. Şeirdə səsi, dizə içərisi uyağı və sətirlər arası geçişlerdeki səs tarazlığını önceleyen, obraza semantik yelpiyin genişliyini inemseyen, şeirin özündə daim işlənməmiş obrazı tapıb çıxarma qabiliyyətinə sahib bir şeirdir. Xüsusiliyi və özünə xas olmağı sevir. Hər oxuyanı başqa bir kainata aparmağı bacaran hər okuyanda fərqli bir çağırışım zənginliyi yaradan bir şeir.

7-Tənqid sitəsi: Sizcə Modernizm və Post modernizm nədir? ayrıcları haradadır? Türkiyə şeir və ədəbiyyatında bunların yeri harada?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Modernizm ənənəçi şeiri rədd, öz şeir keçmişindən bəslənən, öz şeir köklərini mənimsəyib inkişaf etdirən bir anlayışın davamıdır. Post modernism bir az daha Müasir Elita dinamik şeir kimi var olanı yıxıb yenidən etməkdir. Yeni yaratma sevdasının. Ən yenini tapıb çıxarma səyidir. Türk şeiri 2000-ci illərdən sonar post modernist bir rəftarın içərisinə girmişdir.

8-Tənqid sitəsi: Şərq və Qərb şair yazar və mütəfəkkirləri postmodernizmin necə qəbul etməli
dirler? bu mövzuda doğru tutum varsa nədir?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Dünyanın sürətlə inkişaf etdiyi, insanın hər saniyə inkişaf etdiyi bir mühitdə moderniteden qaçınmaq qeyri-mümkün. Həyat hər gün sizə fərqli bir dillə sabahınız xeyir deyir. Hər gün sizə yeni bir acı öyrədir. İnkişaf edən dünya yeni dəyişənləri ilə sizin də başınızı çevirir.Belə bir şəraitdə Yazar, şairin, sənətçinin sabit qalması, hələ də həyatı öz bildiyi çərçivədən algılması qeyri-mümkün. Kosmos çağı sizə müasirliyi canlandırır. Siz də çağa ayaq uydurursunuz, dilinizlə, dizenizle, resminizle, renklerinizle, heykəldə istifadə etdiyiniz çamurunuzla.

9-Tənqid sitəsi:demək postmodernizmin ümumi olaraq yeniliyi sevdiyinizden ötəri necə desək xoşlanırsınız? Postmodernizm tərəfdarı olub olmamaq üçün d
əyil amma bu baxış bucağınızı daha ətraflı formatını gözləyirik.

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Postmodernizmin qəsdi, geniş bir dünya qəbulu, geniş bir insan qəbulu və geniş bir obraz qəbulu. Yer üzündəki bütün detalların üzərində çalışan və bu detalları görmək üçün səy sərf etmə qayğısı. Olmayanı tapıb çıxarmaq, kullanılmayanı, işlenmeyeni tapıb çıxarmaq. Yeni və təze söz quruluşu, yeni bir dil və dizə inşası, incə işçilikli bir şeir qayğısı, yeni bir forma.Darıxılan və istənən format bu. Bütün bunları bacara bilmək üçün də postmodernist bir dünyagörüşü və həyat özümsemesi lazımdır. Modernist bir dil qurmaq yalnız dil üzərinə çalışmaqla olmaz ki. Dünyanı da o paralellikte müasirlik üzərindən qavramaq lazımdır.Daha əvvəl də etmişdim bir Dali şəkilindən hər nazirin fərqli bir inşa çıxarması, fərqli bir duyğuyla yarılmasıdır postmodernizm. Dinlənilən bir musiqinin hər kəs üzərində buraxdığı fərqli amma təəccüblü təsirdir postmodernizm. Hər kəsin baxdığında gördüyü isə kilsəyə, onsuz da həmişə var olandır, köhnəlmiş olandır. Bir İlhan Berk, bir Süreya Berfe bir Sina Akyol şeiri mənə hər oxuduğumda fərqli bir həzz verir. Amma bəzi şeirləri də ilk oxuyanda sanki tüketirim. Təkrar oxumaq istəyi uyandırmaz məndə. Çünki şeir dərhal təslim edər özünü. Daha dar bir çərçivədən ələ alınmışdır obraz hörgüsü. Halbuki şeir oxuduqca içinə çəkilməlisiniz.


10-Tənqid sitəsi:Şiir və siyasətin ilişgi və maraqları necə? ya necə olmalı? bu kounya universal və yerli bir şəkildə də baxın lütfən.



MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Sənətin içərisindəki kəslərin əlbəttə cəmiyyətdə yeri gəldiyində istiqamətləndirici missiyaları olmalı. Bu qaçınılmaz. Çünki sıravi insanlardan daha sürətli hər şeyi qəbul etdikləri ortada. Bir də intellektual ekaları inkişaf etmiş. Həyata və insane çox fərqli bucaqlardan baxmağı öyrənmişlər. Hal belə ikən ölkə gidişhatlarına, rəhbərliklərə və hökumətlərə daha doğru bir baxımdan daha tənqidçi baxa bilərlər. Bütün bunları da cəmiyyətin bir yaddaşı olaraq edərlər. Ölkənin gələcəyinə bir daş qoymaq üçün edərlər.Siz nə qədər sənəti siyasətdən ayırmaq istəsəniz də bir yerdə iç içə keçər bu iki anlayış.

11-Tənqid sitəsi: şeir və cinsi mövzular və qadın şeiri hakda nə demək istəyirsiniz buyurun.

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:"Şeiri yazan, bədən əslində. İçimizdəki can gücü. Şeirlə bədənin ortaqlığı oradan: Təbiətdən. Niyə, şüur deyil, ağıl deyil də bədən? Ağılın şeiri olmaz mı? Ağıl şeir doğurmazmı? Doğurar əlbəttə. Dili Yoğurur ağıl, sözləri seyr edər. Hesablar da. Düşünər, qarışar da. Ağılın şeiri, ağılın dadında. Ağılın şeiri, bədənlə birlikdə işləmədiyindən retoriktir, qurudur, kəndirbaz. Ağılın şeiri, şiirse əlbəttə, bədənə əlini uzatdığı üçün şeirdir.Kim demiş ağıl şiirlemez deyə, əlbəttə şeirlər. Problem, baxın səbəb şeirlər? Bədəndən gələn güc dalğası. Bədənin titreşimiyle. Nə gəlir bədəndən? Duyğular, impulslar, şüurun xaricindən, bədənin mərkəzində köpürən həyatlar. "Der Əhməd İnam.
Bu gün Türk Edebiyatı'na baxdığımızda "şeirdə cinsəllik" deyildiyində mənim keçmişdən ağlıma ilk gələn ad Camal Süreya olar. Dərhal sonra Can Yücel və İlhan Berk adları sayıla bilər. Hal-hazırda Hulki Aktunç (bir çox şeirində sirrli bir şəkildə, çox da oxucuya duyumsatmadan cinsəlliyi işlər. Dadında bir dozası vardır!), Engin Turgut (şeirində cinsi obrazları çağrışımlarla zaman zaman özünü ön plana çıxarar), Murathan Mungan, Özkan Mert (xüsusilə döş, sinə sözləri başda olmaq üzrə; qadın bədənini çox müvəffəqiyyətli bir şəkildə cinsəlliklə örülü olaraq metoforlaştırır), Cihan Oğuz ("Özümə sovurduğu Hançer" kitabındakı şeirlərində cinsəlliyi çox da sərhəd
siz tərifdən işləmişdir). Bunların yanında Küçik İskəndər də səksən sonrası Türk şeirində cinsi mövzuları daha açıq işlədərək, ayıb anlayışını şeirdən bir az daha çıxardıb şeiri özgürleştirmiştir. Tabu olan cinsəlliyi yaşamsallaştırmıştır. İnsana aid olmayan bir şey kimi qəbul edilən cinsəlliyi, şeirdə açaraq insana aid bir anlayış olduğunu göstərmiş və hətta imrenilesi gözəlliklərini təqdim etməyə cəhd etmişdir. İnsandan və şeirdən uzaqlaşan cinsəlliyi, insana və şeirə yaxınlaşdırmışdır. Bu da digər şairlərindən cesaretlenmesine səbəb olmuşdur. Yenə "Bədən Kitabı" ilə Hüseyn Alemdarı da bu çərçivədə saymaq lazımdır. Ayrıca Dünya ədəbiyyatında da Mallermé, Pendir, Elliot sayıla bilər. Türk şeirindən Ece Ayhan, Turgut Uyar və çox olmasa da Nazim Hikmət, Edip Cansever adlarının burada vurgulanmasında fayda vardır.
Şeirdə cinsəllik bıçaq kürəyi bir mövzudur və çox böyük bir ustalıq istədiyinin bilinməsi lazımdır. Bayağılaşmaya və səviyyəsizliyə ən meylli mövzudur. Xüsusilə sənətdə, obrazı sunulum və oxucuda ki çağırışım tərzi; çox naif və səmimi olmalıdır. Əks təqdirdə yer üzünün ən həssas mövzularından biri, sanatsallığı tərk edər və sıradanlaşmaya başlar.Hətta istifadə edildiyi yerə görə, bütün bir sənət əsərini ya da şeiri yerlə bir edər.Məsələn Nazim Hikmətin Piraye'ye yazdığı bəzi şeirlər də, estetik cinsi anlayışların şeirdə necə işlənməsi lazım olduğuna gözəl bir nümunədir. Bütün bunların xaricində, şeirində cinsi obrazlara ehtiyac duymayan indiki vaxtda və keçmişdə bir çox şair də sayıla bilər.Kiminə görə olmazsa olmaz olan, kiminə görə bir zərurət təşkil etməyə bilər. Yeri gəlmişkən Heydər Ergülen'in son dərəcə təəccüblü bir fikirinə burada yer vermək istəyirəm: "Yəqin ruhumla başedemediğimden gövdəyə bir cür sıra gəlməz."


12-Tənqid sitəsi: Dünyanın ümumiyyətlə estetik dünyagörüşünün deyişimine inaninrsınız ya yox? Məsələn neçə əsr əvvəl rəssamlar gözəlliyı Perenseslerin Portretınde axtarardılar sonra yene məsələn Van Qoq gözəllıyı çəkdiyi bir köhnə ayaqqabı şəkilində tapdı ya Empersiyonistler daha şahlar saraylarında yox çayxanalarda gözəllikləri axtarışa davam etdilər, sənət və hünər zirvədən əriməyə və enmeye və yayğınlamaya başladı stetik dünyagörüşləri dəyişdi sanki və indiki vaxtda gözəllik tam bir fərdi mövzuya çevrilmekdedir, bu hadisələr şeir
ə necə təsir edir?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Gözəlliyi axtarmaq üçün bir yerə getməyə ehtiyac yoxdur. Once tanrını və yaranışı doğru anlamaq kafi. Bir çiçəyin baxımından, bir qayısının qoxusundan, yeni doğulmuş bir uşağın əllərindən və dırnaqlarından daha gözəl nə ola bilər. Gözəllik insanın baxdığı yerdədir. Tanrı yer üzünü elə bir yaratmış ki yalnız bir bənövşələri bənövşəyi rənginin envai növü mövcuddur. Bir Günebaxan çiçəyi hər səhər açıb hər axşam yenidən tənəffüs edir. Və usanmadan hər səhər yenidən açır.

Yenə yer üzünün ən estetik varlıqlarındandır qadınlar. Gözəllik əslində detal da gizlidir.Kainatın dərinlərinə endikcə gerçək gözəlliyi ortaya çıxarırsınız. Gözəlliyi heç bir yerdə tapanmırsınız dönüb özünüzə öz içinə baxacaqsınız. Mütləq bir yerinizdə mövcuddur.


13-Tənqid sitəsi:Azərbaycan və xüsus iranda yaşayan azərbaycanlı şair və yazıçılardan məlumatınız varmı? Türkiyə və azerbaycan şeir və ədəbiyyatını necə irtibatlantırmak mümkün?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Bu coğrafiya şairlərindən Ferruh'u, Xəyyamın, Şehriyar'ın, Firdovsinin ,Şirazi'yi, yaxından bilirəm. Bir də kültürlerimiz o qədər yaxın ki bir-birinə bənzər torpaqların sanatçılarıyıq. Bir dəfə sərhəd qonşusu olmaq başlı başına eyni çaya uzanma, eyni sudan içməyi, eyni torpağa ayaq bsamayı tələb edir. Bunlar az şey mi şeir qardaşlığı üçün!



14-Tənqid sitəsi: özünüzdən gənc və yaşlı şairlərə bir təklif ya sözünüz varmı?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Şeir çox uzun bir yol. Şeir insanı qanada Qanada özünü bğyüdüor. Zaman zaman qanamağa zaman zaman öz içinizdə yoxolduğunuzu görməyə, zaman zaman özünüzü hiss etməməye dözə varsa bu yolu sonlandıra bilirsınız. Yoxsa siz də bir heçə qavuşursunuz. Şeirin şairi üzərində yox edici ünsürləri çox. Ya yaşamağı seçəcəksiniz ya şeiri.



15-Tənqid sitəsi: son sözünüz?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Şeir hamımızı qorusun.

16-Tənqid sitəsi: Bizi bir şiirinize qonaq edərsənmi?




en ağır işçi
yeryüzünün en ağır işçisiyim
gözyaşı taşıyorum yanakta

güne varmak için
alnını siliyorum terleyen gecenin

bomboş dünyaya boşluğumu işliyorum
elinden tutuyorum kırılan ışığın

yeryüzünün en ağır işçisiyim
karıncadan öğreniyorum ekmek taşımasını eve

başkasında durdukça taşmasını
yaşamdan ölüm yapmasını kendine

kimsenin tutmadığı ellerimden
kaç kuş besleniyor günde

yeryüzünün en ağır işçisiyim
iki insanın öpüşmesi nasıl bir gürültü bende

çilemiş sabah şakaklarım çile aşkla tek ortak yanım
iğnelerken kendimi bir düğümün orta yerine

ölüyorum kokmayı unutuyor çiçek
sabun köpürmeyi balon uçmayı

sonsuza açıyor sesini avuntu
denizin durgunluğunu dip ediyor uğultusuna kuyu


Tənqid sitəsi:Size çok teşekkürler.

MUSTAFA ERGİN KILIÇ:Mən teşekkür edirəm. Başqa bir ülke iqlimindən mənə şeir sıcağlığınızı hissettirdiğiniz ve sanatın birleştiriciliğini bir kez daha burada gösterdiğiniz için.

Söyləşi tarixi:2012/4-5
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 01-07-2012, 17:46
ezheri ezheri isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 175
Standart ]Baki Ayhan Soylu yenilikçi şiir manifesto yazarıla söyləşi

Baki Ayhan Soylu yenilikçi şiir manifesto yazarıla söyləşi(Türkiye ve Azerbaycan türkcesinde)



1-Eleşteri sitesi:Baki Ayhan’ın biyografisini sitelerden okuyoruz. Baki Ayhan’ın şiir biyografisini merak ettik de, ya hiç şunları ayırmak mümkün mü? Baki Ayhan’ın şiiri ve yazıları “SOYLU YENİLİKÇİ ŞİİR Manifestosu”na kadar hangi aşamaları denedi? Baki Ayhan şiiri nerede buldu, neler oldu?

Baki Ayhan:Şiirle ciddi olarak ilk tanışmam, küçük yaşlarıma kadar iner.

Sanırım 12-13 yaşlarımdaydım, ağabeyimin kitaplığından el

yordamıyla bulduğum Elem Çiçekleri sayesinde modern şiirle

tanıştım. Modern şiirin Baudelaire imzalı bu başyapıtı beni daha

o yaşlarda şiirin büyülü dünyasına çekmişti. Sonrasında uzunca

bir müddet ne okuduysam, neye baktıysam Elem Çiçekleri’nin

sayfalarından baktım. Sanırım ortaokul ve lise yıllarımda Ahmet

Haşim, Cahit Sıtkı, Ziya Osman, Tanpınar gibi şairleri ötekilere

göre öncelikli olarak tanımamda bunun etkisi olmuştur.

Sonrasında Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar başta olmak

üzere İkinci Yeni şairlerini ve ardından da 80 Kuşağı’nı

tanıdım. Yayımlanmış ilk ciddi şiirim “Mandolinli Kız”, 1985’te

önce Milliyet Sanat dergisinde, sonra da Milliyet Sanat Genç

Şairler Antolojisi’nde yer aldı. 1985’te lise son sınıfta

okurken Adana’da bir şiir kitabı çıkardım, ardından İstanbul’a

geldim. Sonraki süreçte, 2001’de Hileli Anılar Terazisi adlı

kitabım Can Yayınları arasında çıktı. 2003’te Uzak Zamana Övgü

(Can Yayınları) adlı şiir kitabımı yayımladım ve o aşamada da

“Soylu Yenilikçi Şiir” başlıklı manifestoyu kaleme aldım. O

tarihe kadar şiirde biçim ve içerik üzerine epeyce düşündüm,

şiiri farklı yerlerde arayıp bulmaya çalıştım. 2006’da Fırtınaya

Hazırlık (Yapı Kredi Yayınları), 2011’de ise Kopuk (Yapı Kredi

Yayınları) adlı şiir kitaplarımı yayımladım. Şiir eleştirilerimi

ise Hilesiz Terazi: Şiir Yazıları (2006, Yapı Kredi

Yayınları)adlı kitapta topladım.

2-Eleşteri sitesi:Özetcesine Türkiye şiir akımlarını nasıl alğılayırsınız bir de 80 kuşağını biras daha açıklarmısınız? siz Manifestonuzda 1980’den sonra Türkiye şiiri kendini yenileyebilme özelliyini yitirmiş yazmışsınız nedenleri ne?

Baki Ayhan:Cumhuriyet döneminde en keskin iki akım Garip (Birinci Yeni) ve İkinci Yeni’dir. İlkinde Orhan Veli bütün bir şiir geleneğini yıkıma ve şiiri yeniden kurma başarısını göstermiştir. Bu yönüyle çok çok önemlidir. Avrupa ülkelerinden birinde olsaydı her kente bir Orhan Veli heykeli dikilirdi. İkinci Yeni ise, şiirin ve şiir dilinin özerkleşmesindeki katkıları açısından, şiir dilinin basitlikten kurtulması açısından çok önemli işler yapmıştır. 1980 Kuşağı şiiri gelenekteki farklı çizgilerden beslenen, homojen olmayan bir şiirdi, o nedenle de gelenekle ilişkide görevini yaptıktan sonra devrini tamamladı, yenileşme yeteneğini kaybetti.

3-Eleşteri sitesi: Kısaca “SOYLU YENİLİKÇİ Şiir Manifestosu” nedir? Temelleri nelerdir?

Baki Ayhan:Bir şiir manifestosu öncelikle “yeni”yi ve “özgün” olanı en çarpıcı ve keskin yönleriyle bildirir, bildirmelidir. Peki “yeni” nedir, “özgün” nedir? Burada Ece Ayhan’ı hatırlamanın tam sırası: “Özgünlük, amuda kalkmak değildir.” diyor. Tabii, bunu özellikle söylüyor, bizde “yenilik, özgünlük” dendiğinde “amuda kalkmışlık” görüntüsü arandığını bildiği için bunu söylüyor. “Yeni” denen şey kimi zaman “eski”nin içinden ama onun içinde hiç görülmeyen gösterilerek yapılır. Tabii manifestoları dönemsel metinler olarak düşünmek gerekiyor. Böyle bakıldığında bir manifesto, hayatın ve edebiyatın gidişatına ilişkin dönemsel krizleri ve bu krizlerden çıkış yollarını, onu değilse bile bunların anlatılış stilini bildirir. Bu anlamda yalnızca edebiyat ve şiir bağlamında değil, başka bağlamlarda da tarihin akışına müdahale eden, bu akışı yönlendiren metinleri manifesto olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Fakat şu da unutulmamalı; manifestolar aynı zamanda sezgi metinleridir, olabilecekleri öngörebilme yeteneğinin yansımalarıdır. Şiire döndüğümüzde bir manifestonun öncelikle dönemin poetikaya ve hayata krizlerinden kalkarak kabarması beklenir. Şiir, özellikle bizim şiirimiz, her kırılma döneminde hayatla birlikte davranmıştır. Kaleme aldığım “Soylu Yenilikçi Şiir” (2003) manifestosunda ben de yüzeyleşme ve çapsızlaşma olarak değerlendirdiğim küreselleşmeye, postmodernizme, düzeysizleşmeye, popülerliğin kutsanmasına itirazlar geliştirerek hayatı ve poetikayı yaşanan kriz içerisinden değerlendirmeye çalıştım diyebilirim. Poetik sezgilerimin beni yönelttiği çıkış noktalarım bunlardı.



4-Eleşteri sitesi:bakın Söylu yenilikçi şiirin başka şiir akımlarında buluna bilmeyen özellikleri nedir? başka yönden siz Manifestonuzda yazmışsınız:"... Şairin asıl yapması gerekense önceki dönemde temsilciler tarafından yayğınlaştırılmış biçemi ve yapıyı kökten değiştirmek, geçmişten alınabilecekleri de yeniden kurgulamak ve böylelikle soylu bir yenilik gerçekleştirilmektir..." şimdi "dil oyunlarına dayanmış şiire eleşteriniz onun geçmişle ilgisizliyinden doğmuş, ya yok? bir de ister-istemez halde zaten her yazar bir hadda kader zamanın ve kullandığı dilin şimdiliyinde ve geçmiş yatakında yurur, sizin Manifestonuz geçmişden nelerin alınmayının gerkli olduğunu açıkaldı mı? Bir sıra şairler nihayet kavram merkezli ve bir sıra şairler nihayet dil oyunları yapan şairler oluyorlar, şuna sizin eleşteriniz nedir?

Baki Ayhan:Benim için gelenek ya da şiirin geçmişli dediğimiz şey orada ne varsa odur. Oradaki niteliğin geniş olarak farkına varamayanlar ya sığ bir gelenek algısıyla hareket ederler ya da bilgisizlik nedeniyle geçmişi yok sayarlar. Ben bu ikisine de karşı çıktım. Gelenek, şiir tekniğidir, şiir bilgisidir, şiirin hayata müdahalesi ya da hayatın şiire müdahalesidir. Bu ilgileri doğuştan gelen yetenekle birleştiremeyenler ya da bu yeteneğe zaten sahip olmayanlar sığlaşır. Kavramsallık şiirin canını alır, onu kurutur, dil oyunları ise şiiri düzeysizleştirir, oyuna çevirir. Şiirin niteliği, önceki büyük şairlerle söyleşip söyleşememesine göre belirlenir. Sert bir yenilik yapmak o şairlerle konuşurken itirazlar geliştirmektir ve mutlaka gereklidir.

5-Eleşteri sitesi: SOYLU YENİLİKÇİ şiirin geleneksel yatakları nerededir? Türkiye ve dünyadaki şiir akımlarından etkilendi mi? Hangilerinden?

Baki Ayhan:Benim klasiklerim başta Baudelaire ve Rimbaud olmak üzere

Fransız; Ahmet Haşim, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar,

Ahmet Muhip Dıranas gibi Türk sembolistleridir. Modernlerim ise

Apollinaire, e. e. cummings, char ve Türkiye’den de İkinci Yeni

şairleridir. Sürrealistlere hayranlığımın ise sınırları yoktur.

Manifestoyu kaleme aldığım yıllarda gelenekle belli bir ölçekte

temasta bulundum. Sonraları ise gelenek bana dar gelmeye, beni

sıkmaya başladı. Şimdilerde, son kitabım Kopuk’ta görüleceği

üzere gelenek dışı, modernist bir şiir yazmaya çalışıyorum.

6-Eleşteri sitesi: Çağımızda Türkiye ve dünyadaki önemli şiir akımları hangileri?

Baki Ayhan:XIX. yüzyıla damgasını vuran Sembolizm çok önemlidir bence.

Sonraki yüzyıllarda da devam etmiştir. XX. yüzyılda Sürrealizm

ve Fütürizm önemli dönüşümler yaratmıştır. Son yıllarda akımlar

dönemini yaşamıyoruz. Tek tek şairlerin çıkışları önemli

günümüzde.

7-Eleşteri sitesi: SOYLU YENİLİKÇİ şiirin şiirde çok önemli bulduğu konu ne? İmge? Şiir musikisi? İçerik? Form? Dil oyunları? Bunların hepsi? Ve...?

Baki Ayhan:En önemlisi imge ve şiirin kurgusu. İmge bence şiirin olmazsa

olmazıdır; çünkü imge, kişilik demektir. Kurguya, yapıya

gelince: Ben, Türk ve dünya şiirinde yüzyıllardır kullanılan

bütün şiir biçimlerini bireşim haline getirerek “Simetrik Yapı”

adını verdiğim yeni bir şiir biçimi geliştirdim. Uzak Zamana

Övgü ve Fırtınaya Hazırlık adlı kitaplarımda yer verdiğim bütün

şiirler “simetrik yapı”yla yazmıştım. “Simetrik yapı”da dize

kümelenişi şöyledir: 1+2+3+4+3+2+1. Yani her kümenin kendine

göre bir dize sayısı var ve bunlar önce açılıyor sonra

kapanıyor. Tek dizelik bölümlerin seçkin dizeye, iki dizelik

kısımların beyite, üç dizelik bölümlerin terza-rimaya,

dörtlüklerin de modern Avrupa şiirindeki dört dizelik kısımlara

akraba olduğu düşünülebilir. “Simetrik yapı” Türk ve dünya

şiirinde hiç kullanılmamış bir biçimdir; tamamen benim

geliştirdiğim, özgün bir biçimidir; hem şiirin binlerce geçmiş

yılını bireşimci bir tutumla bugünkü şiir ilgililerine duyurmak

hem de özgünlük isteğinden doğmuştur. Simetrik yapı iki

kitabımda bana yeni bir söyleyişin kapılarını açtı birkaç yıl

boyunca. Şu da unutulmamalı derim: Şiirde yeni “biçim”

denemeleri bir yandan da “biçem” denemeleri demektir. Goethe’nin

şu sözünü hatırlayınız: “Biçimlerin incelenmesi, dönüşümlerin

incelenmesidir.” Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, biçimsel

bir dönüşüm getiren şair, aynı zamanda “biçemsel” bir dönüşüm de

getirmiştir. Bunun nedeni de şudur: “Simetrik yapı” sadece bir

“biçim” değil, daha çok da bir “yapı” arayışının sonucudur.



8-Eleşteri sitesi: Sizce Modernizm ve Postmodernizm nedir? ayrıcları nerde? Türkiye şiir ve edebiyatında bunların yeri nerededir?



Baki Ayhan:Modernizm özgürlük demektir, kültür ve sanatta geleneklerin ve

alışkanlıkların sıkıcı bağlarından kurtulmak demektir.

Postmodernizm ise henüz hiçbir şey değildir. Postmodernizm zaten

modernizm sonrası demek olduğundan kendine özgü kimliği olan bir

dönemi değil sadece “erte” olan bir zamanı karşılar.

9-Eleşteri sitesi: Doğu ve batı şair yazar ve düşünürleri Postmodernizmi nasıl algılamalı? Şu konuda doğru tutum varsa nedir?

Baki Ayhanemin dediğim gibi, postmodernizmin kendine özgü kimliği olan bir dönem olarak değil geçici bir dönem olarak algılanması gerekir. Bundan sonra, aşağı yukarı 2020’lerde başlayacak olan süreçte, edebiyatta tekrar modernist değerlere dönülecektir.

10-Eleşteri sitesi:Şiir ve siyasetin ilişki ve ilgileri nasıl? Ya da nasıl olmalı? Bu konuya evrensel ve yerli bir biçimde de bakın lütfen.

Baki Ayhan:Ben reel siyasetle yakından ilgilenen biri değilim. Bu anlamda

kemikleşmiş tutumlarım yok. Modernist bir şairim. Şiirin, şairin

tavrı belli olmaz. Bazı şairler doğrudan siyasetin içinden

seslenir, bazıları siyasetle hiç ilgilenmez, bazıları da benim

gibi reel siyasetle yakından ilgilenmese de vicdani olarak bazı

kanaatlere sahip olur. Bu tavırların şiirin şiir olarak değeri

ya da başarısıyla ilgisi yoktur. Her üç tavırdan da iyi veya

kötü şiir çıkabilir. Türkiye’de de dünyada da vicdanı yaralayan

gelişmeler beni elbette ilgilendiriyor ve bunları kendi şiir

anlayışımdan taviz vermeden zaman zaman şiirlerimde işliyorum.

11-Eleşteri sitesi:Şiir ve cinsel konular ve kadın şiiri hakkında ne söylemek istersiniz buyurun.

Baki Ayhan:Şiirde her türlü konunun işlenebileceğine inanırım. Yeter ki

kabalığa düşmeden, şiirin dışına çıkmadan, imgesellik içinden

ele alınabilsin. Sadece yüzey yapıda kalmayıp derin yapıya

inebilsin. Yazılan şey iyi şiir olduğu sürece hangi konun

işlendiğinin önemi yoktur. Ben de şimdiye dek çıkardığım

kitaplarda bu temaları işlediğim şiirlere yer verdim.

12-Eleşteri sitesi: Dünyanın genelde estetik bakış açısının değişimine inanıyor musunuz? Mesela nice yüzyıl önce ressamlar güzelliği prenseslerin portrelerinde ararlardı sonra yine mesela van Gogh güzelliği çizdiği bir eski ayakkabı resminde buldu ya da Empresyonistler daha şahların saraylarında yok kahvehanelerde güzellikleri aramaya devam ettiler. Sanat ve hüner zirveden erimeye ve yenmeye ve yayılmaya başladı estetik bakış açıları değişti sanki ve günümüzde güzellik tam bir kişisel konuya çevrilmektedir, bu olaylar şiiri nasıl etkiler?


Baki Ayhanünyanın estetik bakış açısı elbette değişiyor, hem de

şiddetle değişiyor. Bu değişim maalesef çok kötü yönde

seyrediyor. Yapaylık değer kazanıyor, yaratıcılık değer

kaybediyor. Warhol’un pop-art işlerinden ve Duchamp’ın

pisuvarından bu yana sanat işlerinde şiraze dağılmış görünüyor.

Şiir bunlardan fazlaca etkilenmedi, etkilenmez zannederim. Şiir

bunların hepsinden daha eski ve güçlü bir sanattır. Türkiye’de

deneysel şiir, görsel şiir gibi çalışmalar gündeme geliyorsa da

bunlardan iyi bir verim elde edilebileceğine inanmıyorum. Şiirin

bünyesi, söze dayalı özü bunları kabul etmez, etmiyor.

13-Eleşteri sitesi:Bu"görsel şiir"i dil şiiri ya şoyle diyelim dil oyunlarına dayanmış şiir" manşeti altında yerleşdirmek mümkün mü?

Baki Ayhan:Görsel şiir dil manşeti altına yerleştirmek doğru olmaz. Onlar çoğu zaman dili de reddediyorlar. Şiirin malzemesi olarak dil dışı şeyleri (figürler, gravürler, geometrik çizimler, kaligrafik görüntüler) kullanıyorlar. Dili reddetmeyen deneyselci arkadaşlar zaman içinde daha iyi şiir yazacaklardır. Şiirin malzemesi dil ve hayattır, başka malzemeye gereksinimi yoktur. Şiiri görsel sanatlarla karıştırmamak gerekir, onlardan yararlanabilir ama eninde sonunda yatay ya da dikey dizilen dizelerden oluşur şiir.


14-Eleşteri sitesi: Azerbaycan ve husus İran’da yaşayan Azerbaycanlı şair ve yazarlardan bilginiz var mı? Türkiye ve Azerbaycan şiir ve edebiyatını nasıl irtibatlantırmak mümkün?

Baki Ayhan:Ne yazık ki bu konuda fazla bilgim yok, o nedenle

irtibatlandırma konusunda konuşabileceğimi sanmam. Şunu söylemek

ise eksiklik olur: Ana akım damarı aynı olan iki dil var ortada,

bu iki dilin şiirinde de kesişmeler olmuş mudur? İlgiye değer

bir soru.

Baki Ayhan:Eleşteri sitesi: Kendinizden genç ve yaşlı şairlere bir önerge ya da sözünüz var mı?

15-Baki Ayhan:Shelley’in şu sözünü çok severim: “İçinizde bulamadığınız şiiri başla yerde bulamazsınız.”



16-Eleşteri sitesi: Sön sözünüz?

Baki Ayhan:Shelley’in sözü…



17-Eleşteri sitesi: Bizi bir şiirinizi konuk eder misiniz?





BİR AŞKIN BAŞLAMASI



bir aşkın başlaması:

ruhla yontulması sert bir ağacın

bir anahtar sessizce açar doğayı

bir la sesi başlatır fırtınayı

çeker bıçağını hırçın rüzgâr

hızla çevirir yıpranmış sayfayı:

bir aşkın başlaması

ne süzülürse içine ince bir dalın

serinlikler onu gezdirir yüreğinde

son ışığın peşinde olan yolcular

yaşamı asarlar günün ucuna

kısık bir sesle başladıkları şarkı:

bir aşkın başlaması

kendini ıssız zamanlarda yitirip

ışığın sonunu arayanlar

yağmuru sevinçle karşılarlar her zaman

bütün bildiği budur hayatı anlayanların

yırtılmış sayfanın yerine yapıştırılması:

bir aşkın başlaması

unutulan her güzellik geçmişe karışmaz

yeni güzelliklere eklenir bazısı

bu yüzden en güzeldir en son sevilen

bütün güzellikleri kendinde birleştiren

ırmakları, okyanusları, bitimsiz yağmurları

bir güz sabahı kapınıza getiren!

böyle zamanlarda güzeldir bir şarkıyla uyanması

uykunuzu titretir uzadıkça la sesi ince

kadının ayakları suya değince

bir aşkın başlaması

ipekler altında kabaran göğüslerin tadıyla

gizine erilmiş sevişmelerin yeni zamanları

bütün bir hayatı içerecek,

o garip hışırtının böceği aranacak her köşede

anlamsız sayılacak sonra

ışıkların kırgınlıklara kırılarak yansıması...

eşyalar birbirine karışmış

mutluluk kendini mahzende unutmuş olacak;

böyle bir tablonun usulca indirilmesi duvardan:

bir aşkın başlaması

yeni şeyler ezberlemenin yanlışlığı

bilgiye sığınmak ve kutsamak katılığı

gümüş bir gemiyi getirmek diplerden

savrulan bir uçurtmayı gökte unutmak

doğayı değiştirmek temiz sulara eğilirken

gümüş bir gemiyi diriltmenin yanılsaması

zamanın akışını hızlandırmak:

bir aşkın başlaması

en sonra:

birdenbire eski yağmurları anımsamak

kırmızısincapların eskimeyen sıçrayışlarında

okyanusun esnek akışlarında

altın renkli bir balığın sırtında dalgalanmak

en eski çağların güne kavuşan hızında

yırtık albümlerin yeni resimlerle yamanması

kalbin yenilgileri kanıksaması

enginlere açılması gülümseyerek

titrek günler içinde kırışmalarla:

bir aşkın başlaması



Bâki Ayhan T.

(Hileli Anılar Terazisi, Can Yayınları, İstanbul 2001)



Eleşteri sitesi:Size çok teşekkürler

2012.6 Eleşteri sitesi







Baki Ayhan Soylu yenilikçi şeir manifesto yazarıla söyləşi(Türkiye ve Azerbaycan türkcesinde)



1-Tənqid sitəsi:Baki Ayhan'ın bioqrafiyasını saytlardan oxuyuruq. Baki Ayhan'ın şeir bioqrafiyasını maraq etdik də, ya heç bunları ayırmaq mümkün mü? Baki Ayhan'ın şeiri və yazıları "soylu yenilikçi şeir Manifestosu" na qədər hansı mərhələləri sınadı? Baki Ayhan şeiri harada tapdı, nələr oldu?

Baki Ayhan:şeirlə ciddi olaraq ilk tanış olmaq, kiçik yaşlarıma qədər enər. Sanaram 12-13 yaşlarımdaydım, böyük qardaşım kitabxanasında əl yordamıyla tapdığım Əzab Çiçəkləri sayəsində müasir şeirlə tanış oldum. Müasir şeirin Baudelaire imzalı bu başyapıtı məni daha o yaşlarda şeirin cadulu dünyasına çəkmişdi. Sonrasında uzunca bir müddət nə oxuduysam, nəyə baxtıysam Əzab Çiçekleri'nin səhifələrindən baxdım. Sanaram orta məktəb və lisey illərimdə Əhməd Haşim, Cahit Sıtkı, Ziya Osman, Tanpınar kimi şairləri o birilərə görə öncəlikli olaraq tanımamda bunun təsiri olmuşdur. Sonrasında Camal Süreya, Edip Cansever, Turqut Uyar başda olmaq üzrə İkinci Yeni şairlərini və ardından da 80 Kuşağı'nı tanıdım. Dərc olan ciddi şerim "Mandolinli Qız", 1985-ci ildə əvvəl Milliyyət Sənət jurnalında, sonra da Milliyyət Sənət Gənc Şairlər Antolojisi'nde iştirak etdi. 1985-ci ildə lisey son sinifində oxuyarkən Adanada bir şeir kitabı çıxartdım, sonra İstanbula gəldim. Sonrakı müddətdə, 2001-ci ildə Hiyləli Anılar tərəzisi adlı kitabım Can Yayınları arasında çıxdı. 2003-cü ildə Uzaq Zamana Tərif (Can Yayınları) adlı şeir kitabımı yayımladım və o mərhələdə də "Soylu Yenilikçi Şiir" başlıqlı manifestoyu qələmə aldım. O tarixə qədər şeirdə forma və məzmun üzərinə çox düşündüm, şeiri fərqli yerlərdə axtarıb tapmağa çalışdım. 2006-cı ildə Fırtınaya Hazırlıq (Yapı Kredi Yayınları), 2011-ci ildə isə Qopuq (Yapı Kredi Yayınları) adlı şeir kitablarımı yayımladım. Şeir eleştirilerimi isə Hiyləsiz Tərəzi: Şiir Yazıları (2006, Yapı Kredi Yayınları) adlı kitabda yığdım.

2-Tənqid sitəsi:Özetcesine Türkiyə şeir axınlarını necə alğılayırsınız bir də 80 qurşağını pivəsi daha açıklarmısınız? siz Manifestonuzda 1980-ci ildən sonra Türkiyə şeiri özünü yenileyebilme özelliyini itirmiş yazmışsınız səbəbləri nə?

Baki Ayhan:Respublika dövründə ən iti iki axın Garip (Birinci Yeni) və İkinci Yeni'dir. Ilkində Orhan Vəli bütün bir şeir ənənəsini məhv və şeiri yenidən qurma müvəffəqiyyətini göstərmişdir. Bu yönü ilə çox çox əhəmiyyətlidir. Avropa ölkələrindən birində olsaydı hər şəhərə bir Orhan Vəli heykəli tikilərdi. İkinci Yeni isə, şeirin və şeir dilinin özerkleşmesindeki fəaliyyətləri baxımından, şeir dilinin sadəlikdən xilas olması baxımından çox əhəmiyyətli işlər etmişdir. 1980 Qurşağı şeiri gelenekteki fərqli xəttlərdən bəslənən, homogen olmayan bir şiirdi, o səbəblə də ənənəylə əlaqədə vəzifəsini etdikdən sonra dövrünü tamamladı, yeniləşmə qabiliyyətini itirdi.



3-Tənqid sitəsi:Qısaca "soylu yenilikçi Şiir Manifestosu" nədir? Təməlləri nələrdir?

Baki Ayhan:Bir şeir manifesti əvvəlcə "yeni" ni və "xüsusi" olanı ən təəccüblü və iti istiqamətləriylə bildirir, bildirməlidir. Yaxşı "yeni" nədir, "xüsusi" nədir? Burada Ece Ayhan'ı xatırlamağın tam sırası: "Özgünlük, əlləri üstə qalxmaq deyil." Deyir. Təbii, bunu xüsusilə söyləyir, bizdə "yenilik, özgünlük" deyiləndə "əlləri üstə kalkmışlık" görünüşü axtarıldığını bildiyi üçün bunu söyləyir. "Yeni" deyilən şey bəzən "köhnə" nin içindən amma onun içində heç görülməyən göstərilərək edilər. Təbii manifestoları dövri mətnlər olaraq düşünmək lazımdır. Belə baxıldığında bir manifesto, həyatın və ədəbiyyatın gedişatına dair dövri böhranları və bu böhranlardan çıxış yollarını, onu deyilsə belə bunların anlatılış stilini bildirir. Bu mənada yalnız ədəbiyyat və şeir məzmununda deyil, başqa məzmunlarda da tarixin axışına müdaxilə edən, bu axışı istiqamətləndirən mətnləri manifesto olaraq qiymətləndirmək səhv olmaz. Lakin bu da unudulmamalıdır; manifestolar eyni zamanda hiss mətnlərinin, ola biləcəkləri öngörebilme qabiliyyətinin əks olunmalarıdır. Şiire döndüyümüzdə bir manifestonun əvvəlcə dövrün poetikaya və həyata krizislərindən qalxaraq qabarması gözlənilir. Şeir, xüsusilə bizim şeirimiz, hər qırılma dövründə həyatl abirlikdə davranmışdır. Qələmə aldığım "Soylu Yenilikçi Şiir" (2003) manifestosunda mən də yüzeyleşme və çapsızlaşma olaraq değerlendirdiğim qloballaşan, postmodernizmin düzeysizleşmeye, məşhurluğun kutsanmasına etirazlar inkişaf etdirərək həyatı və poetika yaşanan böhran içərisindən qiymətləndirməyə çalışdım deyə bilərəm. Poetik hisslərimiz məni yönəltdiyi çıxış Nöqtələrim bunlar idi.



4-Tənqid sitəsi:baxın soylu yenilikçi şeirin başqa şeir axınlarında tapılmayan xüsusiyyətləri nədir? başqa istiqamətdən siz Manifestonuzda yazmısınız: "... Şairin əsl etməsi gerekense əvvəlki dövrdə nümayəndələr tərəfindən yayğınlaştırılmış biçemi və quruluşu kökdən dəyişdirmək, keçmişdən alınabilecekleri də yenidən qurgqulamak və beləliklə soylu bir yenilik gerçekleştirilmektir ..." indi "dil oyunlarına söykənmiş şeirə eleşteriniz onun keçmişlə ilgisizliyinden doğulmuş, ya yox? bir də istər-istəməz halda onsuz da hər yazar bir hadda qədər zamanın və istifadə etdiyi dilin şimdiliyinde və keçmiş yatağında gedər, sizin Manifestonuz Keçmişdən nələrin alınmayının lazımlı olduğunu açıkaldı mı? Bir sıra şairlər nəhayət anlayış mərkəzli və bir sıra şairlər nəhayət dil oyunları edən şairlər olurlar, buna sizin eleşteriniz nədir?

Baki Ayhan:Mənim üçün ənənə ya da şeirin keçmişi dediyimiz şey orada nə varsa odur. Oradakı xüsusiyyətin geniş olaraq fərqinə varamayanlar ya dayaz bir ənənə qəbuluyla hərəkət edərlər ya da məlumatsızlıq səbəbiylə keçmişi yox sayırlar. Mən bu ikisinə də qarşı çıxdım. Ənənə, şeir texnikasıdır, şeir məlumatıdır, şeirin həyata müdaxiləsi ya da həyatın şeirə müdaxiləsidir. Bu maraqları doğuşdan gələn qabiliyyətlə birleştiremeyenler ya da bu qabiliyyətə onsuz da sahib olmayanlar sığlaşır. qavramsallıq şeirin canını alır, onu qurudar, dil oyunları isə şeiri düzeysizleştirir, oyuna çevirir. Şeirin xüsusiyyəti, əvvəlki böyük şairlerle söyleşip söyleşememesine görə müəyyən edilir. Sərt bir yenilik etmək o şairlerle danışarkən etirazlar inkişaf etdirməkdir və mütləq lazımlıdır.





5-Tənqid sitəsi:soylu yenilikçi şeirin ənənəvi yataqları haradadır? Türkiyə və dünyadakı şeir axınlarından təsirləndi mi? Hansılarını?

Baki Ayhan:Mənim klassiklərim başda Baudelaire və Rimbaud olmaq üzrə Fransız; Ahmet Haşim, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hemdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas kimi Türk sembolistleridir. Modernlerim isə Apollinaire, e. e. Cummings, char və Türkiyədən də İkinci Yeni şairləridir. Sürrealistler hayranlığımın isə sərhədləri yoxdur. Manifestoyu qələmə aldığım illərdə ənənələ müəyyən bir ölçüdə təmasda oldum. Sonraları isə ənənə mənə dar gəlməyə, məni sıxmağa başladı. İndilərdə, son kitabım Kopuk'ta görüləcəyi üzrə ənənə xarici, modernist bir şeir yazmağa çalışıram.

6-Tənqid sitəsi:Çağımızda Türkiyə və dünyadakı əhəmiyyətli şeir axınları hansılar?

Baki Ayhan:XIX. əsrə damğasını vuran simvolizm çox əhəmiyyətlidir məncə. Sonrakı əsrlərdə də davam etmişdir. XX. əsrdə Sürrealizm və Fütürizm əhəmiyyətli çevrilmələr yaratmışdır. Son illərdə axınlar dövrünü yaşamırıq. Tək-tək şairlərin çıxışları əhəmiyyətli indiki vaxtda.

7-Tənqid sitəsi:soylu yenilikçi şeirin şeirdə çox əhəmiyyətli tapdığı mövzu nə? Obraz? Şeir musiqisi? Məzmun? Form? Dil oyunları? Bunların hamısı? Və ...?

Baki Ayhan:Ən əhəmiyyətlisi obraz və şeirin qurğusu. Obraz məncə şeirin olmazsa o da olmaz, çünki obraz, şəxsiyyət deməkdir. Fantastikaya, quruluşa gəlincə: Mən, Türk və dünya şeirində əsrlərdir istifadə edilən bütün şeir formalarını bireşim halına gətirərək "Simmetrik Quruluş" adını verdiyim yeni bir şeir forması inkişaf etdirdim. Uzaq Zamana Tərif və Fırtınaya Hazırlıq adlı kitablarımda yer verdiyim bütün şeirləri "simmetrik quruluş"yla yazmışdım. "Simmetrik quruluş" da dizə kümelenişi belədir: 1 +2 +3 +4 +3 +2 +1. Yəni hər çoxluğun özünə görə bir sətir sayı var və bunlar əvvəl açılır sonra bağlanır. Tək dizelik hissələrin seçmə dizə, iki dizelik qisimlərin beyt, üç dizelik hissələrin terza-rimaya, dördlüklər də müasir Avropa şiirindeki dörd dizelik qisimlərə qohum olduğu düşünülə bilər. "Simmetrik quruluş" Türk və dünya şeirində heç istifadə edilməmiş bir şəkildə; tamamilə mənim hazırladığımın, xüsusi bir formasıdır; həm şeirin minlərlə keçmiş ilini bireşimci bir tutumla bu günki şeir ilgililerine eşitdirmək həm də özgünlük istəyindən doğulmuşdur. Simmetrik quruluş iki kitabımda mənə yeni bir söyləyin qapılarını açdı bir neçə il boyunca. Bu da unudulmamalı deyərəm: Şeirdə yeni "forma" sınaqları bir tərəfdən də "biçən" sınaqları deməkdir. Hötenin bu sözünü xatırlayın: "Formaların araşdırılması, çevrilmələrin araşdırılmasıdır." Buradan yola çıxaraq deyə bilərik ki, biçimsəl bir çevrilmə gətirən şair, eyni zamanda "biçemsel" bir çevrilmə də gətirmişdir. Bunun səbəbi də budur: "Simmetrik quruluş" yalnız bir "forma" deyil, daha çox da bir "quruluş" axtarışının nəticəsidir.

8-Tənqid sitəsi:Sizcə Modernizm və Postmodernizm nədir? ayrıcları harada? Türkiyə şeir və ədəbiyyatında bunların yeri haradadır?



Baki Ayhan:Modernizm azadlıq deməkdir, mədəniyyət və sənətdə ənənələrin və vərdişlərin darıxdırıcı bağlarından xilas olmaq deməkdir. Postmodernizm isə hələ heç bir şey deyil. Postmodernizm onsuz da modernizm sonrası demək olduğundan özünə xas şəxsiyyəti olan bir dövrü deyil yalnız "Ertem" olan bir zamanı qarşılayar.

9-Tənqid sitəsi:Şərq və Qərb şair yazar və mütəfəkkirləri postmodernizmi necə qəbul etməli? Bu mövzuda doğru tutum varsa nədir?

Baki Ayhan:Bayaq dediyim kimi, postmodernizmin özünə xas şəxsiyyəti olan bir dövr olaraq deyil keçici bir dövr hesab edilməsi lazımdır. Bundan sonra, aşağı yuxarı 2020də başlayacaq olan müddətdə, ədəbiyyatda təkrar modernist dəyərlərə dönülecektir.

10-Tənqid sitəsi:Şiir və siyasətin əlaqə və maraqları necə? Ya da necə olmalı? Bu mövzuya universal və yerli bir şəkildə də baxın lütfən.

Baki Ayhan:Mən real siyasətlə yaxından maraqlanan biri deyiləm. Bu mənada Dogm tutumlarınız yox. Modernist bir şairəm. Şeirin, şairin rəftarı müəyyən olmaz. Bəzi şairlər birbaşa siyasətin içindən səslənir, bəziləri siyasətlə heç maraqlanmaz, bəziləri də mənim kimi real siyasətlə yaxından maraqlanmasa da vicdanı olaraq bəzi qənaətlərə sahib olar. Bu rəftarların şeirin şeir olaraq dəyəri ya da müvəffəqiyyətiylə əlaqəsi yoxdur. Hər üç rəftardan da yaxşı və ya pis şeir çıxa bilər. Türkiyədə də dünyada da vicdanı yaralayan məsələlər məni əlbəttə maraqlandırır və bunları öz şeir anlayışımdan taviz vermədən zaman zaman şeirlərimdə işləyirəm.



11-Tənqid sitəsi:Şiir və cinsi mövzular və qadın şeiri haqqında nə demək istərdiniz buyurun.

Baki Ayhan:Şeirdə hər cür mövzunun işlenebileceğine inanıram. Yetər ki kobudluğa düşmədən, şeirin xaricinə çıxmadan, imgesellik içindən ələ alına bilsin. Yalnız səth quruluşda qalmayıb dərin quruluşa inebilsin. Yazılan şey yaxşı şeir olduğu müddətcə hansı mövzu üçün işlendiğinin əhəmiyyəti yoxdur. Mən də indiyə qədər çıxardığım kitablarda bu mövzuları gərçəkləştirdiyim üçün şeirlərə yer verdim.

12-Tənqid sitəsiünyanın ümumiyyətlə estetik dünyagörüşünün dəyişməsinə inanırsınızmı? Məsələn nə qədər əsr əvvəl rəssamlar gözəlliyi şahzadələrin portretlərində aaxtarardılar sonra yenə məsələn van Qoq gözəlliyi çəkdiyi bir köhnə ayaqqabı şəkilində tapdı ya da empresyonist lər daha şahları saraylarında yox çayxanalarda gözəlliyin axtarışa davam etdilər. Sənət və hünər zirvədən əriməyə və yenməyə və yayılmağa başladı estetik dünyagörüşləri dəyişdi sanki və indiki vaxtda gözəllik tam bir fərdi mövzuya dönüşmüş, bu hadisələr şeiri necə təsir edir?

Baki Ayhanünyanın estetik dünyagörüşü əlbəttə dəyişir, həm də şiddətlə dəyişir. Bu dəyişmə təəssüf ki, çox pis istiqamətdə seyr edir. Sünilik dəyər qazanır, yaradıcılıq dəyər itirir. Warholun pop-art işlərindən və Duchamp'ın pisuvarından bu yana sənət işlərində şiraz dağılmış görünür. Şeir bunlardan çoxca təsirlənmədi, təsirlənməz zənnimcə. Şeir bunların hamısından daha köhnə və güclü bir sənətdir. Türkiyədə təcrübi şeir, vizual şeir kimi işlər gündəmə gəlirsə da bunlardan yaxşı bir səmərə əldə edilə biləcəyinə inanmıram. Şeirin bünyəsi, sözə söykənən özü bunları qəbul etməz, etmir.



13-Tənqid sitəsi:Bu "vizual şeir"(görsəl şeir) i dil şeiri ya belə deyək dil oyunlarına söykənmiş şeir "manşeti altında yerləşdirmək mümkün mü?


Baki Ayhan:Vizual şeir dil manşeti altına yerləşdirmək doğru olmaz. Onlar çox vaxt dili də rədd edirlər. Şeirin vəsaiti olaraq dil xarici şeyləri (fiqurlar, gravürleri, həndəsi şəkillər, kaligrafik görünüşlər) istifadə edirlər. Dili reddetmeyen deneyselci yoldaşlar zaman içində daha yaxşı şeir yazacaklardır. Şeirin vəsaiti dil və həyatdır, başqa vəsaitə ehtiyacı yoxdur. Şeiri vizual sənətlərlə qarışdırmamaq lazımdır, onlardan yararlanar amma enində sonunda üfüqi ya da şaquli düzülən sətirlərdən meydana gələr şeir.



14-Tənqid sitəsi:Azərbaycan və xüsus İranda yaşayan azərbaycanlı şair və yazıçılardan məlumatınız varmı? Türkiyə və Azərbaycan şeir və ədəbiyyatını necə irtibatlantırmak mümkün?

Baki Ayhan:Çox təəssüf ki bu mövzuda çox məlumatım yox, o səbəblə əlaqələndirmək mövzusunda danışa sanmıramam. Bunu söyləmək isə əksiklik olar: Ana axın damarı eyni olan iki dil var ortada, bu iki dilin şeirində də kəsişmə olmuş mudur? Marağa dəyər bir sual.

15-Tənqid sitəsi:Özünüzdən gənc və yaşlı şairlərə bir təklif və ya vəd varmı?

Baki Ayhan:Shelley'in bu sözünü çox xoşlayıram: "İçinizdə bulamadığınız şeiri başqa yerdə tapa bilməzsiniz."



16-Tənqid sitəsi:Son sözünüz?

Baki Ayhan:Shelley'in sözü ...



17-Tənqid sitəsi:Bizi bir şiirinizə qonaq misiniz?



BİR AŞKIN BAŞLAMASI



bir aşkın başlaması:

ruhla yontulması sert bir ağacın



bir anahtar sessizce açar doğayı

bir la sesi başlatır fırtınayı

çeker bıçağını hırçın rüzgâr

hızla çevirir yıpranmış sayfayı:

bir aşkın başlaması



ne süzülürse içine ince bir dalın

serinlikler onu gezdirir yüreğinde

son ışığın peşinde olan yolcular

yaşamı asarlar günün ucuna

kısık bir sesle başladıkları şarkı:

bir aşkın başlaması



kendini ıssız zamanlarda yitirip

ışığın sonunu arayanlar

yağmuru sevinçle karşılarlar her zaman

bütün bildiği budur hayatı anlayanların

yırtılmış sayfanın yerine yapıştırılması:

bir aşkın başlaması



unutulan her güzellik geçmişe karışmaz

yeni güzelliklere eklenir bazısı

bu yüzden en güzeldir en son sevilen

bütün güzellikleri kendinde birleştiren

ırmakları, okyanusları, bitimsiz yağmurları

bir güz sabahı kapınıza getiren!

böyle zamanlarda güzeldir bir şarkıyla uyanması

uykunuzu titretir uzadıkça la sesi ince

kadının ayakları suya değince

bir aşkın başlaması



ipekler altında kabaran göğüslerin tadıyla

gizine erilmiş sevişmelerin yeni zamanları

bütün bir hayatı içerecek,

o garip hışırtının böceği aranacak her köşede

anlamsız sayılacak sonra

ışıkların kırgınlıklara kırılarak yansıması...

eşyalar birbirine karışmış

mutluluk kendini mahzende unutmuş olacak;

böyle bir tablonun usulca indirilmesi duvardan:

bir aşkın başlaması



yeni şeyler ezberlemenin yanlışlığı

bilgiye sığınmak ve kutsamak katılığı

gümüş bir gemiyi getirmek diplerden

savrulan bir uçurtmayı gökte unutmak

doğayı değiştirmek temiz sulara eğilirken

gümüş bir gemiyi diriltmenin yanılsaması

zamanın akışını hızlandırmak:

bir aşkın başlaması



en sonra:

birdenbire eski yağmurları anımsamak

kırmızısincapların eskimeyen sıçrayışlarında

okyanusun esnek akışlarında

altın renkli bir balığın sırtında dalgalanmak

en eski çağların güne kavuşan hızında

yırtık albümlerin yeni resimlerle yamanması

kalbin yenilgileri kanıksaması

enginlere açılması gülümseyerek

titrek günler içinde kırışmalarla:

bir aşkın başlaması



Bâki Ayhan T.

(Hileli Anılar Terazisi, Can Yayınları, İstanbul 2001)





Sizə çox təşəkkürlər.



2012/06 tənqid sitəsi
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 07:04


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum