Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİR > Güldesteler - Antolojiler -

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 19-07-2006, 10:56
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

İKİ DENİZ ŞİİRİ

I.


bu sonsuz denizde,
dalga olarak çarptığım her kumsaldan
bir kum tanesi olarak
geri dönmek istedim hep
istedim ki
ben de bir dalgacık oluşturayım
kuytu bir taş gibi
kendi yalınlığında
rahat ve huzurlu,
zaman zaman
kendi asiliğinde yalnız,
herkes için olmaktan
kendini olduğu gibi
ortaya koymaktan gururlu,
önünde durduğum sinema dolup boşalırken,
sokaktan geçenler
bir gölge aradığında
sürekli ve kesintisiz orda.
bu sonsuz denizde,
topal bir mavna gibi yürürken
sekiyor zaman
teknesi yara almış
bir önceki gün fırtınadan,
sağır duvar kör göz
lambanın fitili gibi titriyor yüreğimiz
beton yağmurun tazeliğine,
kent suya özlemini gideriyor,
su çağlamıyor,fışkırmıyor,çiseliyor
bu sonsuz denizde,
sabahtan oturuyorum
danteline anıların,
aşk yitip gidiyor
her çiçek kendi rengiyle yitip gidiyor,
bir kaya gibi çöküyorum
derinlerine devrildiğim
bu çocuğun.


II.


kuşlar birikmiyor yapraklarına
bu ceviz ağacının
gölgesinde serinlerken
bir sis çanı,
küçük dalgaların vurduğu
sahiller için.
bir deniz günün birinde
büyük dalgalar da getirir diye düşünüyorum.
dalga geri döner,
bir diğerini çağırır bu kumsala
her zaman.
sen güneşi alarak
bana karanlığı bırakıp gittiğin için
yalnızlığımın avlusunda
sabahıma biriken
kuşlar yok,
salih bolat'da yok ortalarda
bu son günlerde,
bir sis çanı da yok.
ama sis basıyor içimi,
ve düşünüyorum
çepeçevre sarıldığım için,
dalgalanmayan
bir ölü deniz
ya da çarpacak
bir dip kaya bulamadığım için,
deli deli gidip gelen
bir açık deniz
değilim.

Koray Feyiz
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 19-07-2006, 10:59
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



AKDENİZ'DE TEYZEM VARDI İNCECİK


Kalkar gizli peronundan karanlığın
İsli ve bungun bir kara tren;
Vadisi uzun sesi gürültülü
Gece yirmi iki'dir değişmez
sarı sıcak yazlarda
Çığlık ve hüzün tarifeli
Buluşur ayrılığın ve kavuşmanın çalgıcıları
Sarsıntılı vagonlarda.


Kömür, is ve buhar…
Sisli yorgunluğu camların
Her karanlık tünelde ürkek rüzgâr
Geçer heyecan raylarını;Yüzü zenci
gözü umutlu sessiz çocuk
Gülümser yaşama beyaz utkuyla.


uğultuları… kalabalıkları…
Kırbaç gibi şaklayan soğukluğu yalnızlığın
Dilimin ucunda yaralı bir üveyik
tutsaklıktan kurtulmuş bir savaşçı gibi anlatır
Akdeniz'deki teyzeme incecik!


Ah o tan çiçekleri!
Leylek fırtınaları
Mavi kanatlı kırlangıçlar
becerikli öğretmenleri uçmanın
Nasıl unuturum kırları
dikenli yamaçları
Ve pamuk tarlalarını
Basma entarili kızlarla gülüştüğümüz


Kömür, is ve buhar….
Harfleri silik zamanın
Göz açılıp kapanır, görüntü yitik
Trenler anı durağında tedirgin
Ve dili tutulmuş şaşkınlığı yaşar yolcular…
Girer araya
Sıcağın bunalttığı gündüz resimleri
Akşam sinemaları yazın
Sessizliğin Ay çekirdekleri
Siner cibinlik altına sineksiz uyku…


Benim huysuz alışkanlıklarım:
Güneş ter ve isilik…
Her şey o geniş avluda
İki büklüm anıda
Akdeniz'de teyzem kaldı incecik!


Oğuz Tümbaş
ÜNLEM Dergisi Eylül-Ekim 2003



__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 19-07-2006, 11:03
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



İÇ DENİZDEN SÜZÜLEN


diyorum ki şimdi burada arifdamarı istiyorum arifdamarı istiyorum
tozu aralıyorum seçiyorum birikisini yanımda yöremde
taşa vuran güneşi sıyırıp aldık kızılca kıyamet
çok değil kasdî bir endişe kaydıyle geçip sözün başına
çok değil geldiğimizden beri suya gitti biliyorum zeytinliğe
buydu hikaye başlayıp bittiği eski defterde soluk kıvrık
hudutları zehirli bir sofranın taşrasından açığından yükseğinden
sinsi bir teşebbüs gizli bir mihrak şıklığında nifak sokmaya
etrafından dolaşıp en uzak ucundan sızmaya şehre
bir ihtilal taslağı avuçiçlerinde saklı karanlık bir ata inatçı çirkin
dış denize bakıp duran kırgın martıya ölçüsüz uyaksız sendeler


atlayıp geçiyorum öte yana sığlığa taşa üzümbağına
ıssız yaz kumlarında kim görüyor kuruyan
sevişen kadınları yalnız mıyım sadece
tenesin krallığından çaldığım üzümün şarabını
yalnız mıyım o paslı tasla geceye döken
yalnız mıyım sadece hepsi bu mu bu kadar mı hepsi
yalnız mıyım sadece baştan alın yuvarlanan kayayı
yalnız mıyım sadece çaldım ama hayır aşil değilim ben
ben değilim kargıyı fırlatan göğsündeki sadece geçiyordum kıyıdan
yalnız mıyım söz vermiştim yalan söyleyecektim
buydu terbiyem tahkikatta da aynı mahiyette beyanda aşikâr


bu değil istediğimiz sıkışsak hangi köşe hangi yaz hangi cevap
hangi söz mazgallardan kaçıyor huzur bilmeyen zaman
asıma soruyorum o da istiyor sevinç de evet eksilmiştik evet
faydasız şahitsiz ve hatırasız sanki bu nasıl bir şüphe
ben baktım o taşlara viraneye tereddütsüz bir iştiyakla
yıkıntıların tozuna sildim alnımı anladım o zaman
fikrime sokulan derin inadı asıldım damladım aktım
kimyanın hiç bozulmayan sihiriyle yerin altından ipince
bir iç deniz dalgıcının acıtan gözlerini sildim içime oydu
izini çizdim içini çizdim aklını çizdim yüzünü
fotoğraflardan silinen bir çizgi onu çizdim onu çizdim inadı


bir ben miyim dış denize bakan kitabın kapağında bir surete
sırtına bakan eksik düş bizdik orada yazan
sızdık su diplerine tasvirimiz değişti
şevkiye soruyorum o da istiyor nurana o da yola soruyorum
dış denize bakan o değil yalnız
yerinde kalmıyor yüzeye vuran umutsuzluk değil
değil usulca adımıyla aralayıp bıraktığı
sessiz bir kapı aralığı eşikten bir ses süzülüyor
kayalardan seken incir ağaçlarına taşlığın soğuğuna
güneşin serkeşliğinden denizine baktım onun sordum
bu deniz dışında değil senin bildim seni bildim onu


gelin götürün hayat bitmiyor istesen de
anlayacak bir şey aradığında ellerim kendi sesinde
yaz sabahının ege serininde camda bir tıkırtı ıssız sokakta
kayalıklara gideceğiz haydi yıkıntılara sahillere tepelere
yeni bir gölge var mı yüze vuran bakacağız
tülinden gizli tülin hep bilecek haylaz çocuklar
tarumar edecek üzüm bağlarını erik ağaçlarını
kumsalları çıplak ayaklarıyla durgun sabah sularını
yengeçler uyanacak ve tuzlu saçlarımızın gölgesine sığınacak
yarıya indirilmiş bayraklar biz oradan geçeceğiz yine serkeşane
boşuna kovalayacak bağban boşuna kesecek yolumuzu evham


diyorum işte arifdamar istiyorum arifdamar istiyorum
burada şimdi gelip geçerken o kırık camın önünden
dış deniz içindeydi hep senin bunu bildim ben sesindi rüzgardan
gelişigüzel her adımda açıveren taze ve derin aşk
gelişigüzel her çarpışmada hep o aynı martı hiçbir denize sığmayan
tepemizde açılıp çırpınan göğsümüze gelin bakın hiç acı çekmedik hiç
yaralanmadık hiç varsın yatsın eski şehrin kalıntısı o dipte
avuçlarımızda o deniz yazılmış yeni hikayesinde
örselenmedik hiç sadece bir hüzün hep peşimizsıra
sana her baktığımda içindeki denize
yeni tarih yeni taslak yeni bir tasvir var önümde...



Kemal Durmaz
(Adam Sanat, Mayıs 2002, Sayı: 196)
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 19-07-2006, 11:17
Perihan Baykal
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



MARMARADA AKŞAM

Çıkar gelir alacakaranlık
yeni sürülmüş tarlalardan
her adımda biraz daha yiten topukları
ve taflan külüne kokan elleriyle
çıkar gelir
her solukta bir dermansız hastalığın
iç kanamalarını çekerek sinesine

dalgalarda çözer
saçlarını alizeler
fosfor su yüzüne vurur
bir çağanoz çıkmak ister
göğsünün sarmal dehlizlerinden

ağır ağır yürür gece
taşlarında otlar bitmiş
Aspendos'un sahnesine
ve eski, alışkın bir oyuncu gibi
okur ceneviz gününden kalma tiradını

ak benekli gömleğini aranır
soğuk kıkırdaklarıyla ürpererek
kum engereği

çıkar gelir kutup yıldızı
ışıltılı bir pelerin gibi savurarak
samanyolunu
bağdaş kurup oturur
gök tapınağının mimberine

deniz / ah! o uçsuz bucaksız göğsünde
yeşil hareler oynaşan / deniz
gece dev bir çoban gibi
kara kepeneğiyle abanınca üstüne
çırpınıp bırakır kendini
vahşi bir aşkın öpüşlerine


ADNAN ÖZER

Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 19-07-2006, 11:35
Perihan Baykal
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

DENiZ

Bu aksam vakti deniz,
O bütün hasretimiz,
Sanki gelmis de dile,
Nedametin sesiyle,
Çarparak kayalara,
Yetmez mi, diyor deniz,
Karada çektiğiniz?


Cahit Sıtkı Tarancı
(Otuz Beş Yaş, 1964)
</PRE>
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 19-07-2006, 11:36
Perihan Baykal
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN

Gemiler geçer rüyalarımda
Allı pullu gemiler..
Damların üzerinden, ben, zavallı,
Ben, yıllardır denize hasret,
Bakar, bakar ağlarım.

Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından;
Suların yeşili, göklerin mavisi,
Lapinaların en harelisi...
Halâ tuzlu akar kanım
İstridyenin kestiği yerden.

Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki, fena kalpli değil,
Köpükler ki, duduklara benzer,
Köpükler ki,
İnsanlarla zinaları ayıp değil.

Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler..
Damların üzerinden, ben, zavallı
Ben, yıllardır denize hasret.

Orhan Veli Kanık

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 19-07-2006, 11:37
Perihan Baykal
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Heeey !

Ne duruyorsun be,
at kendini denize.
Geride bekleyenin varmış,
aldırma

Görmüyormusun,
her yerde hürriyet.
Yelken ol, kürek ol,
dümen ol, balık ol, su ol.

Git gidebildigin yere

Orhan Veli Kanık


Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 19-07-2006, 21:28
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.482
Standart

Azgin Deniz

Hangi hissin parmagi dokundu ki, derine,
Düstü bir gizli alev salkimi icerine?
Hangi kabus basti ki, seni uykularinda,
Birdenbire cehennem kaynadi sularinda?
Örtüldü bastan basa tenin beyaz bir terle,
Duman duman yayilan incecik köpüklerle.
Hangi dert kaldi, söyle, bagrina üsüsmeyen,
Hangi ölüm sarkisi, bu dilinden düsmeyen?
Hangi öfkeyle yüzün, böyle karisti yer yer,
Sana yan mi baktilar, bir sey mi söylediler?
Bir sey dinleme artik, artik birsey dinleme!
Cagir, bütün günahkar ruhlari cehenneme!
Karsina, sahil, kaya, insan kim cikarsa vur!
Vur basina, alemde, kör, sagir, ne varsa vur!
Sal her taraftan, dagdan, gökten, pencereden sal!
Nihayet kala kala dünyada tek kisi kal

Necip Fazıl Kısakürek
__________________
olmaz hayal bizimkisi
olurundan bin güzel...
e.g.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 19-07-2006, 21:30
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.482
Standart

Deniz

Yaşlı bir devrimci
düşürmez hiç ağzından
özgürlük kelimesini
ve yatmadan önce
bir bardak su yerine
denize bırakır
takma dişlerini

Sunay Akın
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 19-07-2006, 21:34
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.482
Standart

Deniz

Ben deniz kenarındaki odamda,
Pencereye hiç bakmadan
Dışardan gecen kayıkların
Karpuz yüklü olduğunu bilirim.

Deniz, benim eskiden yaptığım gibi,
Aynasını odamın tavanında
Dolaştırıp beni kızdırmaktan
Hoşlanır.

Yosun kokusu
Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri
Sahilde yasayan çocuklara
Hiçbir şey hatırlatmaz

Orhan Veli Kanık
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 06:35


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum