Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > ŞİİR > Güldesteler - Antolojiler -

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #21  
Alt 31-07-2006, 23:00
M.Burak Sezer
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Gözlerin İstanbul Oluyor Birden


Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin
Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.


Yavuz Bülent Bakiler
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 01-08-2006, 20:02
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.482
Standart



İSTANBULLA İSTANBULLA

İstanbul bulutları
Dolanıyor üstümde
Telaş telaş
Hüzünler, özlemler kaplıyor içimi
Gözlerim iki deniz dolusu yaş
Haydi duyur sesini
Haberini yolla
Acımı balla
İstanbul’u yağdır hasretime
Bin bir türlü haliyle İstanbul’un
Yerimi göğümü İstanbulla


Yarın erkenden
Mektubunu postola Kanlıca’dan
Kalbim dursun heyecandan
Boğazın gümüş balıklarıyla
Alla pulla
Açar açmaz zarfı
Sarmaş dolaş olayım
İstanbulla
Martı çığlıklarıyla
Yosun kokusuyla dolu
Her sözcüğü duygulu
Noktası virgülü
Sevdanla örgülü
Masmavi yazınla
Yakamozlar düşür kalbime
Kalbimi İstanbulla


Yedi tepesi, Galata’sı
Kasr-ı, sarayı, hisarı
Kenar süsü olsun mektubuna
Beykoz sırtlarında yeşeren ağaçlarca
Çılgın yeşil ya da ela
Bakışların sinmiş satırlarla
Beni İstanbulla


Mendireklerin ucundaki
Köprülerin avucundaki
Lodosun esmelerine dola saçlarımı
Manolyalara, gardenyalara
Boya rengimi
Şıkır şıkır sularıyla Marmara’nın
Isla tenimi
Hasılı İstanbulla,
İstanbulla beni


İstanbul bulutları
Dolanıyor üstümde
Telaş telaş
Gözlerim iki deniz dolusu yaş
Haydi beni aşka bula
İSTANBULLA
İstanbulla İstanbulla


Çok özledim seni...

Faika Sarp
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 01-08-2006, 23:51
M.Burak Sezer
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

Yürüyelim Seninle İstanbul'da


Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim kıpkırmızı olurdu

İstanbul hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
ve hala bir tomurcuk tadında
yürüyelim seninle İstanbul'da

korkusuz bir rüyadır
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar buluşmayan ellerimizi
deli rüzgâr yine sarhoş, hovarda

tam orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül

yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle İstanbul'da
boğaziçi mağrur türkülerini
gözlerine baka baka söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi

anlayabilir misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyürde kelebek olur bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir
İstanbul'da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular kırmızı

İstanbul bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir

bir elimizde umut
bir elimizde sevda
yürüyelim seninle İstanbul'da
musiki kesilsin, tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı

Anadolukavağı'nda her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın her sabah iner toprağa

hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan
nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan

İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına
dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur

tarih heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi'nden
yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice

anlayabilir misin
beyoğlu'nda gezinen
hayal kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi

sana giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için
siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce kaybolan günlerini

Gülhane'de simit satan çocuklar
nasıl anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki yabancı

biz gitsek de, İstanbul'da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
benden bir yaralı şiir kalmalı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı


Nurullah Genç
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 02-08-2006, 15:08
Hale Oyal
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart



YAĞMA...





Boğaz'ın kıyısında,aydınlık


Pencerelerde-her bulutun yolu-


Bir mevsim,seninle başbaşa kaldık,


Yaşadıkdı bir zaman İstanbul'u.





Akan suda kuş gibi gemilerde


Eski evler ve tenha sokaklarla,


Şarkı gibilerle,düş gibilerle


Sarmaş dolaş...Olmaz gibi bir dünya.





Mutluluklar şehri bir İstanbul'du,


şiirler,buluşmalar,aşklar...şimdi


Akşam olan bir gün gibi son buldu;


Ne şiir kaldı,ne aşk,ne beklenti.





Tığ gibi minareleriyle,kendi


kendisinde güzel,tek,yüce,kutlu


Bir ölümsüzlükler,zaferler kenti


Bu gün yenilgilerle,yasla dolu.





Bir son gün hali,bir taş taş üstüne;


Hem mide,hem ruhta bir açlık,ejder


örneği saldırmada dört bir yöne;


Toz,duman,inilti,akıntılar,çöpler...





Niçin geri geldik bunca yıl sonra?


Batık bir ülkeyi aramak gibi.


İşte gençliğimiz: ta uzaklara,


çok uzaklara bak...Orada belki...





Ama gizlice bak,olur ki ürker.


Yaşantıdan fazla anılardan kork,


bize gülümsüyorsa geçmiş günler;


Belki yalandır,belki o bile yok.





Orda elinde bir simitle ,ufak,


süzgün bir çocuk,çocukluğum işte;


Nasıl kaçıyor benden, nasıl bir bak,


Yaban domuzu görmüş gibi düşte.





Boğaziçi,daha sağken gömülmek


için dönüşmüş beton mezarlara;


Bir hippi kız,bir deccal,şimdi Bebek


koylarında ilham,arsız,farfara.





Ölebilirsin ha yol ortasında.


Yanılıp gökyüzüne bakma sakın.


Bir sevi vaktinin bile havasında


yok artık o mahrem örtüsü aşkın.





O güzelim aşkın vücudu yağma,


şarkısı ne mahur beste,ne Itri...


Tenekeler çalıp çığlık çığlığa


yarı bir sevişme,ayaküzeri.





Herşey değişiyor,kalbimiz bile,


ama yüzyıllarla besli bir şehir


İnsan yaşamından daha da hızla


bunca çabuk nasıl yok olabilir?





Hani o masal dünyası yalılar,


Hani o kayıklar ki kızca beyaz,


Hani o kadınlar ki sevdalılar,


renk renk şemsiyeler altında bin naz?





Ve o İstanbullular...doygun,uçuk,


sanki bir gelecek tufandan haber


almışlarcasına hep,çoluk,çocuk,


göksel gemilere binip gitmişler.





Gidiş o gidiş...ve kimbilir kaç yıl


bu göç,fakiri,zengini elele


usulca...ve artık hiç...Hayal meyal


görünmüyorlar bulutlarda bile...





Kurabilir misin tekrar,düşünsen?


Hayallerimizi bile yitirdik;


Dağılmış bir sofra bu,bitti şölen.


Sona kalmışlarsa biz gibi yenik.





Ne kadar yalnızız şu akşam vakti,


Bir selam bile yok artık verilen;


Anlamsız turistler gibiyiz şimdi


Kapalıçarşı'da sen, Köprü'de ben.





Söyle bir doğruyu bilen güzel'im,


sulara vurmuş gökyüzü mü? Neydi?


Uzanıp yıldızları tutsa elim


bulur muyuz yeniden o cenneti?





Ruhumuz Boğaz'da, o eski yerde,


yeni akımları umursamadan,


bir hayalet gibi pencerelerde


ne denli beklese de... hiç bir zaman.





Bir tanrı ve tarih güzeli,tabu;


Güneş ve sular mucizesi,bir giz...


Her zaman sonsuz elbet,İSTANBUL bu.


Körelen belki de biziz...kalbimiz.





Ahmet Muhip DRANAS


(ŞİİRLER)


Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 02-08-2006, 16:40
FulyaÇelikbilek FulyaÇelikbilek isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: stanbul
Mesajlar: 1.081
FulyaÇelikbilek - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


<BLOCKQUOTE>
Bahar Sarhoşluğu
</BLOCKQUOTE>
<BLOCKQUOTE>
İlk sevgilinin gülüşüne benzer
Bir Nisan havası değil mi esen?
Zincirlere, kelepçelere inat,
Kanatlarımı açmak zamanıdır;
Allah'a ısmarladık kaldırımlar.



Giyenler düşünsün dar elbiseyi,
Ölçülü sözü, hesaplı adımı
Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan;
Saltanat sürer gibi uçuyorum,
Erik ağacı gelin olduğu gün.

Hayranım bu şehrin bacalarına
İrili ufaklı hep bir ağızdan.
Nasıl derinden bu gökyüzüne doğru
Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz!
Dumanın daim olsun güzel baca!

Yuvası saçakta kalan kırlangıç,
Yavrusu dallara emanet serçe,
Derken camiler üstünde güvercin
Minareler katından geçiyorum
Gökyüzü mahallesi İstanbul’un

Süt beyaz bir martıyım açıklarda
Gemilere ben yol gösteriyorum,
Buğday ve ilaç yüklü gemilere
Bir kanat vuruşta bulutlardayım;
Bir süzülüşte vatanım dalgalar!



Cahit Sıtkı Tarancı</BLOCKQUOTE>
__________________
Kopuk dügmelerimi bir köseye gizledim...
günesin dogusuna uzak batisina yakin bir ülkede...
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 02-08-2006, 17:41
Vela Vela isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 184
Standart

Beyazıt Meydanı`ndaki Ölü

Bir ölü yatıyor
on dokuz yaşında bir delikanlı
gündüzleri güneşte
geceleri yıldızların altında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatıyor
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.

Nazım Hikmet

Konu suece tarafından (16-07-2009 Saat 21:52 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 02-08-2006, 22:27
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.482
Standart



İSTANBUL


Yaşamak gibi bir türküydü
Bir sevdaydı sende İstanbul
Saçları gece kadar siyah
Gözleri deniz mavisi
Ellerine martıların kokusu sinerde
Gözlerine şerin çığlık çığlık sesi.


Ben İstanbul'u şiirlerden tanıyorum
Bir de sen anlatırdın en çok....


Ben İstanbul'u hiç görmedim
Galata Köprüsü'nden geçmedim yayan
Beyoğlu'na çıkmadım
'Balıkpazarı'ında ayak üstü iki tek' atmadım
Kapalıçarşı'ya hiç yolum düşmedi...
Birgün gidersem,
Haydarpaşa'ya iner inmez
Denizi kucaklayıp gözlerinden öpeceğim
Emirgan'da çay içecek
Yenicami'de güvercinlere yem verecek
Sonra gidip çığlık çığlık
Martıları seyredeceğim
Geçen gemilere
Memleketimden selamlar söyleyecek
Bütün insanlarına gülümseyeceğim...


Sana inat
Yolcu vapurunda
Denize karşı
Çayla sigara da içeceğim.


Ben İstanbul'u şiirlerden tanıyorum
Bir de...

Gülcihan Atalay
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 08-08-2006, 11:52
M.Burak Sezer
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart

İstanbul

Bir tohumdan daha az değil
Fatihin büyük güvercin kanatları
Meleklerin sık aralıklarla
Dokunduğu toprak
Güzel buyruklar
Gürbüz havalar
Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havada gömülmeyi
Çocuklar Topkapıda
Sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
Rahlelerde Kur'an
Tefsir
Arapça
Farsça
Dikkatle önünü iliklemede
Padişah ve şehzade
Açılıyor dev bir kapı
Dikiliyor dev gibi bir sütun
Sütun başı sütun ayağı
Dibinde dilek şikayet sahipleri
Birer gürz gibi sağ ellerinde
İradeleri
Bir ellerinde arzuhalleri
Oğullarım
Dikkat edin
Hak yemeyin
Oğullarım
Mümkündür
Topal bir karınca
Mihnettir
Oğullarım
Mümkündür ki
Bir baş kesilir avluda
Akın, akan kanla
Cihangir
Taş yokuşlar
Eyüp
Sıla sıla Medine
Acı
Bu tortu
Karartır camları
Yorar küpleri
En berrak sular bile
Ve kapanıyor saray kapısı
Saklanıyor
Sarı sarı altınlar
Korkup
Şimdi birden Eminönü kalabalığı
Kimseyi tanımazsın
Kıyafetinden
Yüz çizgisinden
Katil efendi
Hırsız baş köşede
Haksız haklı
Şer belalı
Örtünmüş güneş
Çoktandır, yüzü nerde
Ya o ay
Kara bir zıbın biçmiş kendine
Bir düş
O buyruk
Şefaat
Gürbüz hava
O güzelleri İstanbulun
Dönüyor demir teker

Cahit Zarifoğlu

Konu suece tarafından (16-07-2009 Saat 21:54 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 11-08-2006, 15:51
suece suece isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 3.482
Standart



İstanbul Seviş Benimle


İstanbul seviş benimle
O balık kokan meltemin öpsün yanağımı
Rüzgarlarında dalgalansın saçlarım
Dolmabahçe hisarlar
Sarsın kollarımı beline
İstanbul seviş benimle...


Ruhum doymaz
Gönlüm doymaz sana
Bir renk bir şarkı bir ahenksin
Dudaklarımda.
İçimdeki coşku gözümdeki ışıltısın
Gecelerinde başımda güzellik tacısın
İstanbul seviş benimle...


Özlem dolu sevgilin bekliyor seni
Üzme beni anla doyamam sana
Martıların uçsun başımın üzerinde
Yedi tepenin ahengi büyülesin seni
İstanbul doyamam sana
İstanbul seviş benimle...


Bu haz bu duygu bu coşku
Artarak göğsümde çarpıyor sana
Şarkısın şiirsin namesin dudaklarımda
Gözlerim açık gidecek
Hasretinle öldürme ne olur
İstanbul seviş benimle...


(İstanbul,24 Ekim 1995)

İkrime Kara
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 18-08-2006, 20:30
Vela Vela isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 184
Standart



İstanbul





Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanatını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın.



Vedat Türkali
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 11:52


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum