Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 25-12-2010, 14:16
coskunkarabulut coskunkarabulut isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2010
Nerden: Fethiye/ MUĞLA
Mesajlar: 14
coskunkarabulut - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart ŞAİR OLMAK SANKİ DAHA BAŞKA BİR ŞEY!

KOLAY GÖRÜNEN ZOR: ŞİİR

Otelin birinde çalışan bir genç arkadaş elinde birkaç şiirle yanıma geldi ve şiir yazdığını söyleyerek şiirlerine bir göz atmamı istedi. Yazdıklarının şiirle ilgisi yoktu elbet. Ama, yaşadıklarını, duygularını ifade etmeye çalışmış bunu da şiir formatında yansıtmayı yeğlemiş çoğunun yaptığı gibi. Sanki düzyazı şeklinde yazarsanız kendinizi ifade edemiyorsunuz da, illa ki alt alta sıralayıp yazarsanız etkili olacağınızı sanırsınız yani sanırlar, sanmaktalar hep de öyle sanacaklar kimbilir. Aslında sevindirici bir durum şiir adına. Kendini ifade etmenin en etkili, en anlamlı yolunun şiir olduğunu bilmeleri ve hep şiire benzeterek kendilerini ifade etmelerinin ne sakıncası olabilir ki? Bu, şiirin gücünü de ortaya koyuyor bir anlamda. Yazdıkları şiir olmasa da ve onlar hala o yazdıklarını şiir sansalar da ben sempatiyle bakarım. Çünkü bilerek bilmeyerek şiirin önemini gözler önüne sermiş olurlar. Bu, şiir diye yazdıkları şeyleri de bana değerlendirmek için getirdiklerinde, onları kırmadan mümkün olduğu kadar iyi şiirin ne olduğunu sezdirmek amacıyla dolaylı da olsa iyi şiirin ne denli emek ve zaman ve de yetenek istediğini anlatmaya çalışırım. İçinde bir zerre cevher varsa şiir adına, bu anlattıklarımdan alacaklarını alırlar. Yoksa da en azından onların iyi bir şiir okuru olmalarına katkıda bulunduğumu düşünürek mutlu olurum.

Yukarıda sözünü ettiğim genç arkadaşa kendi kitaplarımdan birini imzalayıp verdim. Ertesi gün yanıma geldi. Kitabı okumuş ama belli ki kafası karışmış. '' Senin şiirlerin sonu kafiyeli değil , nasıl şiir oluyor anlamadım '' dedi. Ben de onun anlayacağı şekilde, şiirin artık hece, uyak, kafiye gibi ölçülere gerek duymadığını ve her şairin kendi biçemini kendisinin oluşturduğunu söyledim. Ve şiirin günümüzde bir çağrışımlar uyandırma sanatı olarak anlaşıldığını anlattım. Bu son söylediğimi pek anladığını sanmıyorum ama şiirin serbest yazıldığını ve sonunda mutlaka kafiye aranmadığını söylediğimde nasıl mutlu olduğunu anlatamam. '' İyi ki bunları bana anlattın'' dedi. Meğer kaç gündür bir şiir yazmaya çalışıyormuş ama bir dizede kafiyeyi tutturamadığı için şiiri yazmaktan vazgeçmiş. '' Böyle kafiye falan yoksa senin şiirler gibi günde dünya kadar şiir yazarım'' diyerek gitti. O günden beri şiirden söz etmedi hiç belki işlerin yoğunluğundandır ama ben çok merak ederek bekliyorum önüme şiir diye neleri getireceğini. Gelince söz veriyorum sizlere yazacağım o şiirleri buradan.

Bu genç arkadaşı anlatmamdaki gaye, şiir yazmaya çalışan genç arkadaşların içine düştükleri yanılgıyı ortaya koymaktır. Şiir emek ister, okumak ister, bilmek ister, düşünmek ister. Sözcükleri alt alta koyun, yan yana koyun üst üste koyun nasıl yaparsanız yapın, kendinizi bir şekilde ifade edin. Bunun hiç bir sakıncası yok. Yazdıklarınızın adına şiir de deyin. Bunun da kimseye bir zararı yok. Ama eğer gerçekten ŞAİR olmak gibi bir derdiniz varsa bu yazdıklarınızın şiir olmadığını bilin ve işe ciddiyetle yaklaşın. Yazdıklarınızın şiir olmadığını anlamaya başladığınız andan itibaren, şair olma yolunda en önemli adımı atmışsınız demektir. Kendi adıma söyleyecek olursam; üniversite yıllarında şiir yazmaya başlamıştım. Üstelik sosyoloji, felsefe okuyordum. Sanat Sosyolojisi, Estetik vb. okuyordum bu ilk şiirlerimi yazarken. Ama aradan on yıl geçtikten sonra şiirlerimi dergilerde yayınlatmaya başladım. Üstelik de yayınlanan şiirlerimin içinde on yıl boyunca yazdığım şiirlerin hiç biri yoktu. Çünkü şiir değillerdi. Ama şiire giden yolda, olmazsa olmaz birer basamaktılar. Şiir olmasalar da saklarım onları. Zaman zaman okur, kimi zaman gülerim nasıl bunları yazmışım diye. Ne var ki onları yazmamış olsaydım gerçek şiirin ne olduğunu da kavrayamayacaktım.

Ve şimdi biliyorum ki, şiir yazmak, yaşamı her seferinde yeniden yorumlamaktır. Yaşam boyu edindiğimiz bilgileri her seferinde temize çekmek yeniden ve yeniden damıtmaktır. Her şeyden önce de kimse gibi değil, kendin gibi yazabilmektir. Özgünlüğü yakalayarak kendin olmaktır şiir.

Olur ya şiir yazan genç arkadaşlara yararı olur bu yazdıklarımın.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 25-12-2010, 14:19
coskunkarabulut coskunkarabulut isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2010
Nerden: Fethiye/ MUĞLA
Mesajlar: 14
coskunkarabulut - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart ŞİİR OLAN VE OLMAYAN

ŞİİR VE ŞİİR OLMAYAN

Nerde güzel bir şey olmuşsa hemen şiire benzetilir ve "şiir gibi" denir. Gibisi bile güzel olan şiirlere baktığımda, şiir diye yazılan bu kadar şeyin neden güzel olmadığına şaşar kalırım. Güzel olan her şey "şiir gibi", ancak şiir diye yazılanların güzel olmakla uzaktan yakından ilgisi yok. Ve bunun sonucu olarak toplumda şiirin sevilmediği, şiir kitaplarının satılmadığı yönünde bir kanı oluşuyor. İşin ilginç yanı da, bu şiirin sevilmemesi konusunda suçun okurlara atılması. Şiir diye şiirden başka her şey yazanların savıdır bu. Oysa halkın sevmediği şiir değil tam tersine " şiir olmayan" dır. Bu kadar çok şiir(!) yazılıp da şiirin sevilmemesi ya da şiir kitaplarının satılmamasının başka ne nedeni olabilir ki?

Şiiri edebi bir tür olmasının dışında, yaşamla çok yakın bir ilişki içinde hatta çoğu kez özlenen, olması gereken bir yaşamın ta kendisi olduğunu düşünürüm. Olumluluğu içinde taşıyan bir yaşam biçimi ve eylemlerin tümü olarak düşünürüm. Kağıda dökülen sözcükler ise, yaşamın içinde var olan bu şiirsel eylemlerin anlık fotoğraflarıdır. Asıl olan yaşamın şiirsel olmasıdır. Şairin yaşamı da bunun içindedir elbet. Kağıtlara dökülen sözcükler şiir olup akarken; yazanın dünyasından yükselen heyecanın, onu alımlayanlar tarafından da duyumsanması beklenir. Bu duygu aktarımı sağlandıktan sonradır ki şiir yazılmış olur. Yoksa eksiktir, olmamış demektir.

Şairin kendi yaşantısında olsun, gözlemlediği yaşamlarda olsun, şiir önce yaşamın içinde yakalanmalıdır. Yaşamın içinde insanların birbirini mutlu etmek için yaptığı her eylemde şiir tadı vardır biraz. Hiç nedeni yokken, beklenmedik bir anda bir arkadaşınızı telefonla arayıp , hatırını sormanız bir şiirdir. Hasta olan bir dostunuzu, gecenin bir saatinde ziyaret ederek sıkıntısını paylaşmanız bir şiirdir. Özel bir gün bile değilken , sevdiğinize çiçek vermek bir şiirdir. Yoldan geçerken size bakıp duran bir köpeğe selam vermeniz bir şiirdir. Saymakla bitmez bunlar. Birlikte yaşadığınız insanlara ya da tüm canlılara, yaşamlarını kolaylaştırmak için, onları mutlu etmek için yaptığınız her eylem şiir gibi de değil, şiirin tam kendisidir. Bunları yaşayan, duyumsayan, gözlemleyen şairlerin de yaptığı şey, bu şiirsel anların ebedi kılınmasından başka bir şey değildir.

Bu demektir ki, şairler elbette kendilerinde var olan şair yeteneklerine sahip olmakla birlikte, şiiri bu yeteneklerini ve birikimlerini kullanarak yaşamın içinden çıkarmalıdırlar. Mutlaka kendisi yaşamalıdır demiyorum ama keskin gözlemleriyle yaşamdan almalıdır şiirsel kaynağını. Böylece çift taraflı bir şiirsellikle oluşan şiir çıkar ortaya ki , gerçek şiir budur bana göre. Bir yanda yaşamın şiiri bir yandan da yeteneği , duyarlılığı ve birikimiyle baştan aşağı donanımlı bir şairin yaşamdaki bu şiiri yakalayarak, bir de kendi teknesinde yoğurarak somut bir şekilde şiir olarak nesnelleştirmesi.

İşte böyle bir şiirin güzel olmaması ve sevilmemesi olası mıdır? Değildir elbet. Böyle şiirler de çok ender ortaya çıktıkları için de, okurlar değerini bilirler ve ilgilerini esirgemezler. Çünkü şiir alımlandığı anda ortaya çıktığına göre, okurların da bu şiirin yazılmasında büyük katkıları bulunmaktadır. Neyin şiir neyin şiir olmadığını bildikleri için de, şiiri gördükleri zaman dört elle sarılırlar.
Sözcükleri alt alta yazmanın şiir olduğunu sanan ve bunları şiir olmadığı halde şiir diye ortaya çıkarıp üstelik bas bas bağıranlar, şiirin okunmadığını, sevilmediğini söylüyorlar.Gerçek anlamda şairlerle kendilerini bir kıyasladıklarında, niçin şiir okunmadığını ve buna sebep olanın da kendileri olduklarını anlayacaklardır. Pek anlayacaklarını sanmadığım için biraz ip ucu vermek istiyorum. Şiir yazamayan ama yazdıklarını şiir diye okuyanlara bir baktığımızda; bir şiir dinletisinde herkese bir şiir okumak için izin verildiğinde, bunlar 5-10 şiir okurlar. Olmadık yerde, olmadık zamanda şiir okumak için ısrar ederler.Üstelik de en uzunlarını. İnletirler dinlemeye gelenleri. Bundan da büyük zevk alırlar. Ne kadar çok işkence yaparlarsa, o kadar iyi şair olduklarını sanırlar. Eğer birisi bir dinletide, kendinden istenmediği halde çok şiir(!) okuyorsa bilin ki okuduğu şiir değildir. Çünkü kendisi şair değildir.
Gerçek şairler, istenmeden şiir okumazlar. Okumaları için ısrar edildiğinde ise dinleyenleri sıkmadan ve tadında bırakarak bitirirler okumayı. Çünkü şiir ne bir eksik, ne de bir fazla sözcükle kurulur. Her şey ölçüsündedir, tamı tamınadır. Şiir olmasını bu her şeyin yerli yerinde ve olması gerektiği kadar olmasından alır. Tadını da burdan alır. Gerçek şairler de her şeyi tadında bırakarak yaptıkları için, her zaman sevilirler, okunurlar ve kitapları okurları tarafından kapışılır.

Olur ya, bu şair olmayanların piyasada koşturup da,okurları, gençleri ve öğrencileri şiirden soğuttuklarını gördüğümüzde, gerçek şairlerin kim olduğunu ve gerçek şiirin ne olduğunu öğretmek üzerimize düşen bir namus borcu gibi geliyor bana...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 25-12-2010, 14:21
coskunkarabulut coskunkarabulut isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2010
Nerden: Fethiye/ MUĞLA
Mesajlar: 14
coskunkarabulut - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart ŞAİR OLMAK SANKİ DAHA BAŞKA BİR ŞEY!

ŞAİR OLMAK SANKİ DAHA BAŞKA BİR ŞEY!

şiir bu dünyanın işi değil!

Sözlüklerde yazılı olan ve herkesçe bilinen sözcüklerle yazılsa da, başka bir dünyadan ya da bilinmeyen bir boyuttan malzeme katmadan şiir olamıyor ne yazık ki! Şiir bu dünyanın işi değil. Malzeme bu dünyanın ama onu şiir yapan “tad” ve “koku” başka bir dünyanın… Bunun için de sözcükleri alt alta da getirseler, üst üste de getirseler, allem etseler gullem etseler o yazıyı şiir yapacak “tad” ve “koku”yu bulamayınca şair olunamıyor, Cevdet Kudret’in dediği gibi. “Edebiyat memuru” olunuyor sadece. Ve ortalıkta da binlerce edebiyat memuru dolaşıyor şairim diye caka satarak.

Bu “tad” ve “koku” büyülüyor insanları. Şiir okunurken bu “tad” ve “koku” dinleyenleri öyle bir “sarıyor” ki, sanki başka bir aleme yolculuk yapıyormuş gibi oluyorsunuz. Kendinizden geçiyorsunuz, büyüleniyorsunuz, heyecanlanıyorsunuz…İyi bir şiir okuduğunuzda ezberlemeye çalışıyor, mırıldanıyorsunuz günlerce dua eder gibi. Hatta her mırıldanışınızda duanız kabul olmuş gibi mutlu oluyorsunuz, temizleniyorsunuz.

Şiir yazmak diğer alanlarda yazmaktan çok farklıdır bu nedenle. Kötü makale yazabilirisiniz. Basit bir roman ya da öykü yazabilirsiniz. Sığ yazarsınız ya da derin. Ona göre okurunuz olur, değeriniz olur. Ama hiç kimse size kötü yazıyorsunuz diye “ senden yazar olmaz!” demez. “Kötü yazar” derler. “Sıradan yazar” derler. Ama “yazar değilsin”demezler. Oysa şiirde öyle bir avantajınız yoktur. Eğer yazdıklarınız şiir değilse, “senden şair olmaz” derler. Yazdıklarına bakıp, “bunlar da şiir mi?” derler. Hatta çoğu zaman “ sen şiiri bırak öykü ya da roman yazmayı dene” derler. Bunlar diğer alanları küçümsendiğinden değil de dünya ya da boyut farkı nedeniyle söylenir. Şiir bu dünyanın işi değildir. Dünyanın malzemesi kullanılır ama şiir özellikleri başka boyutlara geçiş yapılarak alınıp getirilir. Bu başka boyut her şairin “üslubu” dur da üstelik. Artık şair Ay’a mı gider, Jüpiter’e mi gider, Mars’a mı gider yoksa başka alemlere mi gider bilinmez ama o yazdıklarını şiir yapacak “tad” ve “koku” yu gider alır , malzemesinin üzerine serpiştirip şiiri servise hazır hale getirir.

Binlerce yıl önce de böyleydi zaten. Şiirle büyüyü bir tutmuşlar, şiirden medet ummuşlar, şiirle doğaya egemen olmayı ümit etmişler. İnsanlar dünyevileştikçe şiiri gökten indirip yere koymuşlar. Bu dünyanın işi sanıp sözcükleri evirmişler çevirmişler, baştan alıp sona koymuşlar, ortadan alıp kenara koymuşlar ama ne yapmışlarsa bir türlü kimse okumamış bunların şiirlerini(!)

“Şiiri anlamak için okurun da çoook ama çok eğitimli olması gerek çünkü bizim şiirlerimiz öyle herkesin anlayacağı türden değil, bizim şiirimiz kapalı şiir, yok öyle üç kuruşa beş köfte” demişler ama yine kimse yememiş. Çünkü hiç kimseyi “sarmamış” bunların şiirleri. Çünkü ne bir şiir tadı ne de şiir kokusu varmış. Gerçi birbirlerine durmadan ödüller vermişler, “şimdi ben sana ödül vereyim sen de beni kitap ekinde yazarsın” demişler. “Bugün sen bana ödül ver sonra da ben sana ödül vereyim” demişler.”Ben dergilerimde sana bol bol yer vereyim sen de bana bol bol ödül ver” demişler ama bu işin kokusu çıkmaya başlayınca iyi şiirin kokusunu bilenler sadece gülüp geçmişler bütün bunlara.

Şiirin en küçük anlamlı biriminin de sözcükler mi, cümle mi, dize mi olduğu konusundaki tartışmalara hep ihtiyatlı yaklaşmışımdır. “Tad” ve “koku” vasıl olmadan, yazılan şey tam şiir haline gelmeden, dünyanın malzemeleri ne kadar şiirin temeli olabilir ki? Bilinmezden bize şiir gönderen “ilham” denilen kaynağı kenara ne kadar atabiliriz bilmem.
Ama bildiğim tek şey var. Şiir bu dünyanın işi değil. Şair olmak da öyle böyle bir iş değil vesselam!

.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 04:03


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum