Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İŞLİKLER (Atölyeler) > Öykü İşliği

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #21  
Alt 07-06-2007, 23:54
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.124
Standart




eskimeden öldü


-bir ekmek lütfen fevzi amca, dedi eleni, siyah saçlarını hafifçe savurarakkapıdan girerken...
-eleni kızım, alsana kendin dolaptan diyetatlı sertazarladı,herkesin olduğu kadar eleni'nin de, bakkal fevzi amcası.
( elinde büyümüştü bu çocuklar. ilk çikolatalarını, kağıt helvalarınıbabalar ondan almıştı.
çok zaman sokakta düşer kalkar, kavga ederlerdi de, bakkal amcaları onları barıştırır, şefkatiyle yaralarını yıkar, annelerine de söylemez, sırlarını saklardı. hangisi rum ,hangisi türk ilgilenmezdi bile.
hepsizeytin, hepsi deniz ve kum kokardı...
bu sokağın çocukları onundu. hiç büyümezlerdi gözünde. belki de o nedenle; zehra kadının çocuğu olmayacağı anlaşıldığında,
- kısmetbe zahra hatun, bak, bir sokak dolusu çocuğumuz var... diye teselli etmişti karısını ve kendini. )
gazetedengözünü ayırmadan, herkesi sesinden bilirdi. bazen kitap olurdu elinde. müşteri yoksa hiç boş durmazdı. okurdu, koca göbeğinin üstüne yasladığı kitapları.
ekmeği dolaptan alan eleni, yaklaştı tezgaha gözlerinde o hülyalı yeşil bakışla.
canı hiç yemek istemiyordu ama, olaki biri (!) çıkagelirdi akşama. evde hep ekmek bulunmalı derdi, annesi. şimdi almazsa sonra, ekmek almak için ta çarşıya inmesi gerekecekti.
aniden hatırlamış gibi, başını kaldırdı fevzi amca,
-haydar daha geeemedi mi evladım? diye sordu gözlüğünün üstünden, aksanlı konuşmasıyla.
içininburukluğu, yaladı geçti eleni'nin yorgun endişesini.
-bugün gelir belki, babası hasat kaldırıyormuş ta ondan bu kadar uzun kaldı erzincan'da dedi.
sesineden inanmazlıkta titredi, kendi de bilemedi. ona güveni sonsuzdu oysa, ama kadere, pek fazla güvendiği söylenemezdi.
fevzi amca başını öne eğdi okumaya devam eder gibi , kızı üzen diline içindenbir güzel sövdü.
ne çok severdi mahalleli. siyah saçları, yeşil gözlerine sürmebu güzel kızı. sakin, uslu birdinginlikiçinde yaşayıp gidiyordu, anasını kaybettiğinden beri tek başına.
içine patlamaya hazır bir bomba konmuş,katı ve dik duran bir yunan heykeliydi sanki...
öyle yalnız , bilinmezlik kadar derin ve kederli.
parayı koydu tezgahın üstüne.
-hayırlı işler dedi, ağzının tadı kaçmıştı iyice. çıkarken kapıdan, içindeki kurt başlamıştı kemirmeye yeniden...
onu da bu sokağın çocukları kadar benimsemişler, damatları olsun diye hevesleniyorlardı.
kına yakar, düğün yaparlar, kendilerine katarlardı.
kimse haydar'ın babasının kotarmaya çalıştığı düğün parasını beklediğini bilmiyordu elbette.
üç gün demişti giderken.altı gün olmuştu. aslındasabırsızlanan eleni'ydi.onu o kadar çok şey yerine koymuş seviyordu ki...bir o kadarı yerine de özleyerek...
anahtarı takarken kapıya,isteksiz bir tembellik bürümüştü parmaklarını. çevirdi, açılan koca kilit düştü taş girişe. ürpertti yankılanan sesi.
eğilip aldı. dışardaki sıcak havadan sonra, evin serinliğine şaşırdı nedense?
böyle olurdu oysa, kaç onyıllık bu evde, yazın serin kışın sıcak karşılardı koca hol.
evçok eskiydi aslında. dedesi mübadelede evini, eşini ve kızını bırakıp gittiğinden beri, ne tamir edilmiş ne usta eli değmişti.
içinde geçmişe sevgi barınmasa, göçüp gidecekti sanki...
ayak sürüyerek iş yapan, güzelliğinden bişey kaybetmemiş hasta kadın gibiydi.
bakardı gelip geçenler eskimiş görkemine.tahtalar öksüzlüğüne üzülür, yine de yanındaki beton yığınına binbir edayla burun bükerdi... bilirdi aslında o olmasa çoktan yıkılacaktı.

dede, dönecekti sözde, alacaktı onları yanına, ya da kalacaklardı birlikte bu güzel kasabada ne pahasına olursa. yurtları burasıydı aslında.
gemlik...
balık kokan şarap akan gemlik.
denizine şiirleryazılan,
güneşi denize asılangemlik.

dönemedi dede. bir çok giden ve gelecek olanlar gibi... ne oralı ne buralı olabildiler...
annesi, annesiyle büyüdü bu sokakta.
bir gemlikli sahafla evlendi sonra.bu evde çok mutlu oldular. ama, kaderin eli sırtlarında dolaşırken, vurdu bir kez daha,erken kaybettiler evin ikinci erkeğini.
ardından büyükanne gitti bu dünyadan. kaldılar ana kız başbaşa...

ekmeği, kapının yanındaki küçük dolaba koydu. ayakkabısını çıkardı, terliksiz yürüdü merdivene. sanki ayaklarına yük asılmıştı. sanki yüreği bedenine yüklemişti bütün kederi.
yıllardır sinsi yalnızlığını kovacak haydar'ı beklememiş miydi?
perde arkasına, onun, gelip geçişini görmek için saklanmamış mıydı sabah akşam?
kendisi değil miydi, iş dönüşü çalan telefona paldır küldür koşan?
bir bahar akşamı, kısık sesle, kulağına aşkı dolduran adama sarılıp sarılıp, çocuklar gibi ağlayan?
şimdi neredeydi, babasındanonay almak için giden, o hevesli yolcu?
gidenlerin gelmezliği kader olabilir miydi?
köylerinde telefon çekmiyordu haydar'ların...nasıl çaresizdi, zeytin gözlü eleni...
yukarı kata yöneldi. cumbanıncamını açtı. içi daralmıştı. sarktı sokağa ve kıpırdayıp duran denize, pancereden.
öptü sıkıntılarından meltem.
perde sallandı hafif hafif. elli sene önce annesi örerken, kokusunu da birlikte işlemişti elinin, sanki.
usulca okşadı tuttuğu yeri... "bana şans dile anne" dedi, içini çekerek.
yığılır gibi oturdu sedire. denizin bir yanı dede bir yanı anaydı ona.
içini yıllarca yırtan hasret, denizin suyu kadar doğurgandı uzaklıklara...

haydar... doğuda bir alevi köyünden gelip bursa'da okumuş, yağız, cömert, şahbaz delikanlı.
okul sonrası gemlik, ilk atandığı yer.birlikte çalışmaya başladıklarında, onları birbirine iten, çokça eleni'nin yeşil gözleri, biraz haydar'ın korkusuz bıyıklarıydı...
önce yadırgadığı sonra özel bulduğu bu adam,hayatı ona anlattığında, inandı.
evlenmek istediler bir süre sonra.
ama demişti haydar, babamlara senin rum olduğunu söylemeliyim.
güzel gönlünü bir kedi gibitırmalamıştı kuşku.
-neden?
-sevinsinler diye... demişti haydar, eleni'yi herkesten önce sevindirerek.
hayaller kurmuşlardı.
evi onarıp burada oturacaklardı.
her akşam küçücük balkona kurdukları çilingir sofrasındadenizin gecesinekarşı rakı içecekler, türküler söyleyeceklerdi, kah türkçe kah rumca.
izinlerde memleketleri erzincan'a gidecek, gelinlik edecekti. şelalesi, sevgileri kadarcoşkuludağlarında, aşka gömüleceklerdi,
haydar'ın doğduğu kerpiç bağ evinde, kanaviçe örtülü pirinç yatakta yatacaklar, meyve ağaçlarının gölgesinde, soğuk su başlarında sevişeceklerdi.
herkesi seveceklerdi, herkes te onları.
çok çocuk yapacaklardı.
işten ayrılıp eleni bakacaktı onlara.
( televizyonun düğmesine bastı.
aynı anda kapının tokmağı vuruldu tok bir kabalıkla.
ekranda bir kaza haberi vardı. haydar adı geçti alt yazı. ardından erzincan'lı...) ik yazılan, dondurulmuş son.
birden başı döndü. ayağa kalkmaya yeltendi. yapamadı. yuvarlandı yere.
saçlarımatem zifiriliğinde dağıldı kendinden önce.
devrilen,şaşkın porselen fincanlarla dolu bir tepsi gibi,kendi sesinden ürküttü hayat,boynundaki boncuk kolyeyi.
ter, gözyaşı oldu, kopup giden akyüze... dermansızlık damladı gözlerinin içinden.
kalbi göğsünden parça parça fırlayacaktısanki.
bir yanlışlık olmalı, ağrının ne işi vardı? kopacaksa yerinden, aşktankopmalıydı, yüreği.
beyaz bluzunun yakasına asılıp, tutunmaya çalışan soluksuz elleri, tükenen ömre bir yol açmaya çalıştı boydan boya..
soluk tende pembe güller,çıplaklığından utandı.
gölgeler düşmeye başladı, acıdan kanı çekilen yüzünün ince duvarına, yer yer...
ağzını açtı bir kaç kez. "sevgiliiimmm"diyen sesini duyuramadı kendi kulağına bile. kaderinsusturduğudil, tutuldu.
bir hayıf yükselip,çığlıkoldu çoğalarak büyüyen. alıp başını gitti, eleni'nin gezemediği dağlara doğru...
"elveda haydarcan, elveda, gelini olamadığım erzincan..."
eski ev sarsıldısusan son çığlıktan.
ahşapyan duvarı uçtu, denize bakan sokağa, ruhu gibi yalnız,kırık.
acıdan çatırdadı deniz.
yıkıldı eleni.umutları dağıldıacıyan yanına haydarın. kader ölümeküstü.
h.nebahat yalçın
Edited by: san_
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 08-06-2007, 00:17
emre gümüşdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
emre gümüşdoğan emre gümüşdoğan isimli üye şimdilik offline konumundadır
Administrator
 
üyelik tarihi: Aug 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 11.854
emre gümüşdoğan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


Denizleri doldurma ve betonlaştırma belediyelerin asli görevi değilken
bu ev sokağımızın denize açılan ağzında bir yalıydı.
Salkımsöğüt Sokak / Gemlik


Rumların mübadelede gitmesinden sonra deniz, balık ve şarap kültüründen
yoksun kalan Gemlik'te koruma(!) altına alınan birkaç evden biri.
Nice olaylara, nice yaşamlara tanıklık eden
bu evin öyküsü yazılmaz mı?
__________________
ellerin kına türküsü
dokunsam
iliklenir parmakların parmaklarıma
*emre gümüşdoğan
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 08-06-2007, 16:06
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.124
Standart






yazmaya çalışıyoruz sayın emre. yazdıklarımız üzerine iki laf etsek, nasıl olur acaba? [img]smileys/smiley1.gif[/img]Edited by: san_
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 08-06-2007, 20:02
enginakbaba enginakbaba isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 229
enginakbaba - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart






öyküde betimlemeler güzel. uslup ise harika. lakin kurguda ben sorun görüyorum. ( usta öykücülerimiz hemen kızıp da sen ne anlarsın öyküden be adam. eleştirmek de sana mı kalmış?, demesinler diye açtım bu parantezi. ben de anladığım, bildiğim kadar eleştireceğim.)


kurgu başta bir anadolu kasabasında herkes tarafından kabul görmüş bir kızın geçmişte yaşadığı talihsizlikleri anlatıyor. mübadeel rumlar kadar geride kalan türkler için de bir talihsizliktir. çünkü rumlar giderken bir çokşeyi de alıp götürmüşlerdir. mesela bizizm kardeşçe yaşayabilirliğimiz, daha sonraları amansız bir rum düşmanlığına dönüşmüştür. her neyse mübadelenin sonuçlarını burada çok da anlatmayalım...


gerçekten de bu kadar harika uslubu olan biri, olayı iyi kurgulasa bu rum kızı mübadele, deniz, alevi genci ile evlilik hazırlıklarından enfes bir öykü çıkardı ortaya... trafik kazası her öykünün içine girebilir. bundandır ki rum olmak trafik kazası için bir dezavantaj değildir.


burada bu evliliğe toplumun bakışı anlatılsa mahallelinin eleni üzerine sevgisi yada eleninin geçmişinden getirdiği iç kırıklıkları yada başka bişey işte...


öykü çok iyi gelişmiş, iyi gitmiş ama birden bitmiş. anlatıcının kalemi bu kadar güçlü olmasına rağmen kurgusunun zayıf kalması öyküyü biraz da olsa zedelemiş.


anlatıcı bu öyküyü yeniden ele alsa tadından yenmez olur.


engin akbaba
__________________
bir insan ömrünü neye vermeli?
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 08-06-2007, 20:20
enginakbaba enginakbaba isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Mar 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 229
enginakbaba - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart



bazen balık değil, oltadır denizin kaçırdığı hasan..


adlı öyküyü okudum nebahat yalçından.. kaleminin ustalığı yine göstermiş kendini...


bir kadın hassasiyeti ile hasanın ruhunun derinlerinde yer edebilecek acıları çıkarıp almaya çalışmış...


okuduktan sonra, ben de, dedim. ben de öyküye daha fazla vakit ayırmalıyım. nebahat kadar yazabilirim belki... bu tamamen kalemini kıskanmamdan kaynaklanan bir istençtir. ben de öyküye eğilmeyi deneyeceğim. bir şeyler çıkartabilirim belki ortaya ozmana ve nebahatın öyküsüsn altına asarım, bak nebahat ben de yazabiliyorum, diye. tabi o, ozaman kadar akıllı uslu durup da yeni öyküler asmazsa....


yüreğine sağlık nebahat
__________________
bir insan ömrünü neye vermeli?
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 09-06-2007, 08:36
san_ san_ isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 2.124
Standart






sevgili engin akbaba,
kendimi iyi yazan biri yerine koyarsam, sebebim sizsiniz.
eleştirinizde haklısınız. sonu biraz aceleye geldi. okula geç kalıyordum da..[img]smileys/smiley9.gif[/img]
eleni'ye başka bir son hazırladım.umarım beğenirsiniz.
madem ki bir akademiye üyeyiz çalışalım da gelişelim değil mi ama?[img]smileys/smiley1.gif[/img]
yazacağınız öykü, eminim benimkilerin başına konmaya hak kazanacaktır. ilginize, eleştirinize, övgünüze teşekkürlerimle...



"birden başı döndü. ayağa kalkmaya yeltendi. yapamadı. yuvarlandı yere.
saçlarımatem zifiriliğinde dağıldı kendinden önce.
devrilen,şaşkın porselen fincanlarla dolu bir tepsi gibi,kendi sesinden ürküttü,boynundaki boncuk kolyeyi, hayat.
ter, gözyaşı oldu, kopup giden akyüze... dermansızlık damladı gözlerinin içinden.
kalbi göğsünden parça parça fırlayacaktısanki.
bir yanlışlık olmalı, ağrının ne işi vardı? kopacaksa yerinden, aşktankopmalıydı, yüreği.
beyaz bluzunun yakasına asılıp, tutunmaya çalışan soluksuz elleri, tükenen ömre bir yol açmaya çalıştı boydan boya..
soluk tende pembe güller,çıplaklığından utandı.
gölgeler düşmeye başladı, acıdan kanı çekilen yüzünün ince duvarına, yer yer...
ağzını açtı bir kaç kez. "sevgiliiimmm"diyen sesini duyuramadı kendi kulağına bile. kaderinsusturduğudil, tutuldu.
bir hayıf yükselip,çığlıkoldu çoğalarak büyüyen. alıp başını gitti, eleni'nin gezemediği dağlara doğru...
"elveda haydarcan, elveda, gelini olamadığım erzincan..."
eski ev sarsıldısusan son çığlıktan.
ahşapyan duvarı uçtu, denize bakan sokağa, ruhu gibi yalnız,kırık.
acıdan çatırdadı deniz.
yıkıldı eleni haydar'ın üstüne.
öldü "

umarım bu kez, hatalı kurguyubiraz daha düzelmiş bulursunuz.
Edited by: san_
__________________
ayaklar çırpınırken, dansediyor eller...
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 14-07-2007, 17:00
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart

Al***305;nt***305;:
emre


Eyvah! Hoca göründü yine kapıda. Dur şununla konuşmamak için uyuyor numarası yapayım, yoksa gene ümüğüme basacak, borcunu ver diye. Yok babam, inan elde avuçta yok. Olsa vermez miyim? Kefenimin üst cebine koyup götürecek miyim parasını? Yaman vallahi. Gün yedi hoca burada. Hani verdiği de büyük bir miktar olsa ciğerim yanmaz. Birkaç şişe Boğazkereyle biraz çerezi ancak aldı. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />

Hay Allah belim de tutulacak böyle uygunsuz oturmaktan. Fermuarım açılmasa bari. Göbeği pek büyütmüşüm, şimdi dikkatimi çekti. Bak gömleğin düğmesi de sallanıyor, düştü düşecek. Canına yandığımın hoca, görmüyor musun horul horul uyuyorum. Hadi sen git, ben sonra oğlanla yollarım.
Ne hınzırsın seeen! Yaklaşıp da nefesimi dinliyor. Yok babam uyanık değilim, inan bana. Nasıl yorgunmuşum meğer. Elim bile masanın üstünde kalmış. Oturduğum gibi uyumuşum.
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 14-07-2007, 17:11
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart

Sevgili Sema***8217;nın yukarıdaki resim için yazdığı***8220;Masa Başı Düşleri***8221;ni şimdi okuma fırsatım oldu. Zevk aldım. Oturmuş bir kurgu, güzel bir dil. Emek verildiği belli bir çalışma.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />

Sevgiler.
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 14-07-2007, 17:49
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart

Al***305;nt***305;:
san_
bazen balık değil, oltadır denizin kaçırdığı hasan..


ben mi yazdım şimdi seni hasan? hani yazmayacaktım?
h.n.yalçın
Sevgili San_ <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />
Hasan***8217;ı nasıl sevdim. Duru pırıl pırıl bir dil. Yalın, süslemesiz. İşlek, tıkır tıkır kendini okutan.

Kocaman kucaklıyorum seni.

Sevgiler.
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 14-07-2007, 17:51
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart

Al***305;nt***305;:
emre


Babam mühendis ol diyor, annem illa ki kalp doktoru. Benim kalbimde yatan aslan denizci olmak. Başka başka ülkelere gitmek. Yeni yerler görmek. Sinirime gidenlerle dövüşmek. Kaçak yolculara göz yumup haksızlık yapanları affetmemek. Denizci düğümleriyle gönlüme güzel kızlar atmak. Balıklarla aynı suda uyuduğumu bilmek. Yelkenlilere tırmanmak, çapayı toplamak, dümeni kırmak***8230; Ha bir de denizkızı bir sevgilim olsun isterim. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" />

Babam namuslu ol diyor, annem illa ki beyefendi. Serseri ruhumu onlardan nasıl saklayacağım derken günler geçiyor. Namuslu adam başkasının boğazına oltayı takıp canını alır mı? Beyefendiler her allahın günü tıraş olur, takım elbise giyer. Ben denizin ortasında tıraş olsam kim görecek, olmasam kim umursayacak? Hele takım elbise giymek hiç bana göre değil.
Ben büyüdüğümde, ah bir büyüdüğümde***8230; Atlayıp gemime şu karşı kıyıların arkasında nereler varsa, hepsine bir bir gideceğim.
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 07:54


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum