Şiir Akademisi - Ana Sayfa

Geri git   Şiir Akademisi Forum > İMZALAR > Deneme

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #221  
Alt 15-02-2012, 20:05
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart




SEVGİLİ ADNAN, BAĞIŞLA!‏





Murat Koçak
(nam-ı diğer Rüzgâr Murat) olmasa 13 Şubat'ı da 14 Şubat'ı da atlayacaktım. Aslında sevmediğim ve her fırsatta atlamak istediğim iki gün 13 ve 14 Şubat... Ah ne var ki, 13 Şubat Ankara'dan Etlik ve Diyarbakır'a kadar tanıdığım en içli şairim Adnan Satıcı'nın ölüm günü. 14 Şubat ise bir sevgili tarafından Cemal Süreya ve Yusuf Atılgan tadında öldürülmek istediğim en mahrem günüm! Mademki Adnan Satıcı da yok hayatta ölmek ya da öldürülmek isterim. Sevgili Adnan Satıcı'nın beni bağışlamasını dilerken, onu yıl içinde iki dergide birden yayımlanan 51. vakit şiirim Blues Vakti ile anıyorum.


BLUES VAKTİ

Sen beni asıl Marx okurken görecektin--
Hiçbir şeyin yok diyor ruh doktorum!*

Kavgan benim kalbim seninse ilk önce bana uğrayalım Adnan
farklı şehir fevri zaman gözün göze söylediğine hayat denir
doğu baladıyla ölmüş biri pekâlâ çağdaş dua da söyleyebilir
bir şiir Ahmed Arif bir şehir Diyarbekir gülümse baharıma
kardelen çiçeği dâhil her çiçek şairden öğrenir yerçekimini
artık Hep Unutur Uzaktaki deme n'olur ağzım yüzümde değil
iki gözün dünyaya konuştuğu çoğu kez kaybetmek midir!
Ankara ile İstanbul, âh San Francisco ile Chicago arası
şakağa dayak smith wesson değilse hızlı tren boşluğudur
mahkûm ve mülteci Ülkesiz Şarkılar zehridir ülkem ve Amerika
ellerimi boynumda tutup tekmelenmiş idam sehpası ağlayacağım
orda mısın Adnan, ömrümüzü yıllara ve Allah'a duyursak ya şimdi--
sahi, nerdesin Adnan! Defterlere sustuğumuz her yüz ayine-i devran!
Ey Amerika ey Türkiyem! McDonald's moru cızz burger ülkem benim
nasıl da cinnet dalyanı ikiniz--sizi yan yana görmek içimi cızzz'latıyor!
Ginsberg'den izin aldım hayata ve şiire sığınıp, şiir ki kalemdir benim
içuzak, tüm şehirlerimi büküp ağız dolusu ikinize birden küfredeceğim
kandır küfrüm: "Günlerce evde oturup kenefteki gülleri seyrediyorum!"
En son Erdal Eren mektubu ve bozlaklara mı ağlamıştık senle Adnan!
Kırşehir'den bakarsan ovalar Ankara sahi, daha yukarılar enikonu Etlik
eline silâh ver insan denen puştun, âh öldürmeye değer tek şey gençlik!

Kendim ve ülkem dâhil her şeyimi vurdum-- Keklik dağa dönsün, kurşun yuvaya!**

*) Allen Ginsberg
**) Adnan Satıcı


Yarın günlerden 15 Şubat değil, 16 Şubat hiç değil!

Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR



Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  adnan1.jpg
Görüntüleme: 680
Büyüklüğü:  5,6 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  adnan2.jpg
Görüntüleme: 813
Büyüklüğü:  10,0 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #222  
Alt 18-02-2012, 13:26
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



PAPİRÜS "ŞİMŞİİR AĞACI" DEDİ!‏


"güzel bir kadın bekliyorum canımı yaksa da
alsa da ahımı kirpiklerinin altına alsa da karanlığımı
kımıldamıyorum ben ruhumun altına sıkıştıkça"*

"'İktidar' olmuş olabilirim ya da 'güç merkezi'. Bu konuda bir şikâyetim yok.
Haberim olmadı çünkü bundan. Ben sadece işimi yaptım, yapıyorum.
Yazmayı, okumayı ve çalışmayı hayatımın bahanesi olarak görüyorum.
Başlarda bir kötü niyetle işe başlamadım, hâlâ da böyle bir niyetim yok."**

*) Bu dizeler Papirüs'ün Ocak-Şubat 2012 sayısında yer alan 17 şiirden biri olan Cafer Keklikçi imzalı yılın enfes şiirlerinden biri olmaya aday Reddi-i Aşk'ın sadece üç dizesi. Şiirin tamamına yaslanınca insan şair ve şiiri bir kenara bırakıp tüm şairleri ve şiir yıllıklarını reddetmek istiyor! Ama o kadar değil; elli yaş sendromu şairlerden ve şiir yıllıklarından artık nefret etmeme rağmen şairsiz de yıllıksız da yapamayacağımın bilincindeyim. Belki altmışlı yaşlarımda yeniden yıllık yapma kalkışırım. Başlarda çok genç ve şiirleri diri beş arkadaaşın Cemal Süreya ve şiir adına Papirüs'ü sahiplenmelerine şapka çıkarmış, kendilerini sonuna dek destekleyeceğime söz vermiştim. Bu beş arkadaş zamanla ikiye indi; Mustafa Ergin Kılıç ve Özgür Özmeral. İki arkadaşa sonuna kadar desteğimi sürdüreceğim. Ne var ki, Papirüs'ün eki olarak ilki verilen Şimşiir Ağacı 2011'de yıl içinde yayımladığım beş şiirimden biri olan Ak Pak Bir Türkiye Şiiri çalışmamı keşke "Yılın En İyi Şiirleri" arasında göstermeselerdi. Şimdi kolum kanadım düştü, artık hiçbir şey söyleyemem. Bunu derken de Zül Vakti ve Blues Vakti şiirlerimi özledim! Sevgili Mustafa Ergin Kılıç'ın şiirine ve içtenliğine inandığım için kendimi ona affettireceğim! Onun bu yıllık işini hakkaniyetle yapacağına inandığım için de, 2012'de yayımlayacağım en "sıkı" şiirimi Cemal Süreya ve onun için Papirüs'e vermeye çalışacağım, elbette ki ölmezsem! Keşke benim şiirim yerine Egemen Berköz'ün Ereğli Dörtlemesi'ni yılın 19 şiirinden biri değil de "Yılın Şiiri" yapıp beni de zor durumda bırakmasaydın güzel kardeş. Papirüs'ün şiir seçimine hiçbir zaman itirazım olmadı, bu yüzden bu sayıda yer alan belli bir çizginin üzerindeki şiirleri de anmam boynumun borcu: "Ame Na!"/Kaan Koç, G Noktası/Onur Sakarya (Sevgili Onur, ikinci kitabınla öyle bir gel ki, artık çıkmak istemediğim İstiklâl'de, elimde senin kitabın kafamı Mephisto'nun duvarlarına 'jargonu sıkı' bir delikanlı kafamı vurdukça vurayım!), "Bir Haykırış Köklerine Doğru Yürüdüğünde"/Mustafa Celep, "Güneş ve Ten"/Serkan Türk, "Mezarcının Kendini Gömüşü"/Yusuf Bal (Seni geç buldum kardeş, çabuk kaybedersem çok korkarım!), "Duman"/Berna Olgaç (Ah, bazen şiiri ya ilk iki dize ya da son dize bile kurtarır!), "İstanbul'da Züleyha Olmak"/Emine Erbaş (Her şair biraz 'Yusuf yaşanmışlığı' ve 'Züleyha dökülmüşlüğü'dür; her şair zamanla iyi şiir yazabilir!)--Papirüs benim ilk gençliğimdir; sırf bu yüzden kendimi bıraksam da şiiri bırakıp bir yere gidemem!

**) Şiir yıllıklarının son on yılda "havuz sistemi"ne dönüşmesi nedeniyle, maalesef Türk şiiri biraz da Türk futboluna benzemeye başlamıştı. Sadece futbolda değil, şiirde de şikelerin yapıldığı; ayrıca bu şike yapan zatların saygın eleştirmenlerden ve sözümona büyük gazetelerin kültür sayfalarını "kültür'râzi"leyen kişilerden destek bulması ayıbın en ayyukuydu elbette! Her ne kadar "İktidar" ve "güç merkezi" oluşturma kaygısı gütmediklerini söyleseler de gelinen nokta olayın tam tersi olduğunu gösteriyordu. Bu nedenle, hakkaniyetine sonuna kadar bir Marksistin Allah'a inanması gibi inanacağım "gerçek şiir erbabı" Mustafa Aydoğan'ın yapacağı he şiir yıllığına ve şiir cem'ine sonuna kadar inanacağımdan, istedim ki yazımın ikinci alınlığı ondan olsun. Beni yıllığına alıp almaması, "namus sözü" hiç de umrumda değil; ayrıca benden çıkan her şiirim artık benim değildir. Öldükten sonra da yayımladığım her kitap ve hiçbir şiirim de benim olmadığı gibi ailemi temsiilen hiç kimsenin değildir! Belki de Güneydoğu'da şu anda elleri ve ayakları üşüyen benden olmayan ancak bana benim çocuklarımdan yakın olan her çocuğundur!

Sevgili Mustafa Ergin Kılıç'ın Papirüs'ün eki olarak verilen elimdeki yıllığını ne yalan söyleyeyim çok daha "sıkı" bir yıllık olarak bekliyordum. Hele ki, iddaalı bölüm başlıklarını görünce "işte beklenen yıllık bu!" demiştim içimden. Hele "Yılın En İyi Şiirleri"ni, "Yılın En İyi Kitapları"nı, "Yılın Sınıfta Kalan Şiirleri"ni, "Yılın Sınıfta Kalan Kitapları"nı seçmek öyle her baba yiğitin harcı değildir! Eğer yılın gerçekten kötü birkaç kitabına ya da şiirine 'sırf arkadaşımız diye' zoom yapamayıp vurgudaki küçük kusurlarla, bugün ununu eleyip eleğini asmış bir Necdet Tezcan'a, artık öteki dünyada bile olmayan Mustafa Irgat'a, çıkışlarını iyi ve zamanlı yapamayan Ayşe Yamaç ve Erdal Çakar'a dokunup geçerseniz olmaz, hiç olmaz! İlk yıllıklarda bu ve benzeri kusurlar elbette ki olur, olmalı da. Mademki sinema ödülleri ve güzellik yarışmaları gibi şiir yıllıklarına da kategoriler getirilecek, bunların içi sağlam ve dibekte dövülmüş gibi dolsun. Tam bu noktada bana söz verilse, -âh, aslında artık kimseyi kırmak istemiyorum!- en az yedi kitaba gelmiş ve Türk şiirindeki yerlerini sıkı sıkıya sağlamlaştırmış en az beş şairimizin yıl içindeki "sınıfta kalmış" kitaplarını örneklerdim! N'olur hiç kimse, bu konuda benden kopya istemesin; herkes ve her şair kendini bilir. Ne belli, belki de bugünlerde açıklanacak olan Altın Portakal Şiir Ödülü ve Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü bu kitaplardan biri ve şairi alır. Her şeye rağmen sevgili Mustafa Ergin Kılıç'ı ve Papirüs ekibini kutluyor, bir Karadenizli olarak, her ne kadar sunuş yazısında yıllığın adı konusunda okuru ve beni ikna etmeye çalışsan da sevgili Mustafa kardeş Şimşiir Ağacı yıllık ismine de küçük bir itirazım var; illâ ki bir ağacı gövdesi ve köküyle şiir tadında toprağıyla ilişkilendirmeye çalışsam o ağaca "soyluluğuyla" taflan derdim. Bu küçük bir ayrıntı, adların değil içeriğin önemli olduğu ise zamanla anlaşılacak; yine de "ilk" olma özelliğiyle, sanırım Şimşiir Ağacı yılın "en iyi şiir yıllığı" olmaya aday.

Şimşiir Ağacı 2011, şiir yıllığı, Papirüs dergisi eki, Haz.: Mustafa Ergin Kılıç, Şubat 2012, 344 s.

Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
  #223  
Alt 21-02-2012, 16:41
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart


UNUTMA MESAFESİ / Hüseyin Köse‏





Kıyı
dergisinin Çiğdem Sezer, Ahmet Özer, Ayten Mutlu, Ali Mustafa ve İbrahim Dizman seçiciliğinde bu yıl ikincisini gerçekleştirdiği Ruhi Türkyılmaz Şiir Ödülü'nün has şairlerimden biri olan Hüseyin Köse'nin Unutma Mesafesi kitabına verilmiş olması, kitaba ve şairine olan mahcubiyetimi hatırlattı bana. 2011'de Unutma Mesafesi dâhil, daha birkaç önemli kitap maalesef kitap eklerinde tanıtılmadan yılı kapattılar. Oysa ki, çıkalı üç hafta olmadan bir arkadaşımızın kitabı "seçkin yazarlarca" Akşam Kitap'tan Radikal Kitap'a, Zaman Kitap'tan Sabah Kitap'a bütün eklerde aynı anda yer aldı. Böyle olunca, ödüllerin bir kez daha öneminden söz etmekte yarar var; en azından yıl içindeki gözden kaçan kitapları bize hatırlatıyor. 1970 Gaziantep doğumlu Hüseyin Köse, sadece adı Hüseyin olan şairlerimden değil, tüm izlekçi şairler arasında bana en yakın gelenlerden biri. Şiir-sinema ilişkisi gündeme geldiğinde adımın Hüseyin Köse ile yan yana gelmesini isterim doğrusu. Şairlerin yaşarken adlarına ailesi ya da çevreleri tarafından ödül konmasına ise sonuna kadar tarafım; zaten şair öldüğü gibi unutuluyor. Dağlarca ve İlhan Berk bile unutuluyorsa... Ruhi Türkyılmaz tıpkı Vural Vahit Suiçmez gibi benim ilçemin, hatta eşim tarafından akraba şairlerim. Bu nedenle olacak, Ruhi Türkyılmaz Şiir Ödülü'nü bu saygın jürisiyle birlikte bundan böyle kalben destekleyeceğim. İlki geçen yıl Taner Cindoruk'a verilen bu ödül zaten saygınlık kazanmaya başladı bile. Bazen ödüller saygınlıklarıyla, adına ödül verilen şairin bile önüne geçebilir, geçmeli de. Ödüllerin kazanımlarından biri de bu olmalı bence. Sevgili Hüseyin Köse, demem o ki, Üzülmüş Evler Kraliçesi adlı ilk kitabından bu yana benim "has şairim"dir. Bu ödül vesilesiyle, kendisine olan mahcubiyetimi bir kutlamayla dile getireyim ve kitabın en "şık" şiirlerinden biri olan Badehu ile şairimi şiirin gönderine salayım istedim.


BADEHU / Hüseyin Köse ("Unutma Mesafesi", yeniyazı yayınları 4, ekim 2011)

- Doğu'da bir ayaza, Ahmet Sarı'ya

Yamar göğsünün yırtılmış ağını
Özlemeyi kuytularda doğuran çocuk

Kanayan bir iplikle şafağı irkiltmeyi
Şakuli bir aynayı yüzünde kırmadan önce
Konuşmasın hiç kimse; bir zahmet, üç cevher sussun
Bu kapçık dünya peşimizde nereye kadar sanrı
Diye sormasın, eğer nabzıyla kalbi
Dikmen kayalar gibi atmayacaksa

Lain ve ladin bir ormandı
Gölgesi ukde söyleyene
Böyle dedim, alnımın haşyetten zonklayan çiçeğine
Nedense kar gibiyiz nedense toprağa düşmelere gelince usta
Berfinler baharlar arkamızdayken uzun kirpikli
Badehu, sen ve ben bir arada, ikimiz
Aslında böyle tek tek durmaların acemisiyken,
Gitmek bunca zor ve elinde değilken, bir yolcunun
Nasıl serpiştirilir ardından su?

En süvari selamları sana getirir, sözcüklere
Damağımda sırça denizler aşırtan apse

Böyle dedim, dikeni kalbine batmamış kaç gül
Kokar adamakıllı kesif ve kaç dil
Göğü bir şaman lehçesiyle otutabilir?

Külün sonrası talansa, tutsun kavım
Kar üç dilde birden yağsın üstümüze
Gecede renkler çoğalacaksa
Ne de olsa dört yönde dört mevsim
Kendini avutmanın yeridir kentler
Dağlar, bildiklerini unutmanın

Bir de şu var, ama bilen yok ötesini:
Bu paslı nacak dilimizde
Nereye kadar zanlı?



Hatırlatan: HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hus kos.jpg
Görüntüleme: 1485
Büyüklüğü:  5,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hus kos 1.jpg
Görüntüleme: 651
Büyüklüğü:  9,2 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #224  
Alt 23-02-2012, 11:56
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



YENİ BİR ÖYKÜCÜ ŞENAY EROĞLU AKSOY TAKDİMİMDİR!‏




Yıllar önce Evlilik Cüzdanlarını Buruşturan Öyküler kitabını okuduğumda işte benim öykücüm bu diyerek hayatına sarıldığım Neşe Cehiz'i çok özlüyorum. Bir kitabın ve yazarın, bir insanın hayatını nasıl kurtarabileceğini ilkin onda görmüş ve bire bir de yaşamıştım. Şimdi çok iyi olmasam da hayatımı bir parça Neşe Cehiz'e borçluyumdur; keşke tekrar gelse! Bir zamanlar ne çok öykü okurdum, ne çok öykücüm vardı; sonra nedense birçoğu öldü! Son birkaç yıldır Özgür Edebiyat, Sözcükler ve kitap-lık dergilerinde hikâyelerini okuduğum bir insanı (öykücü demeliydim) eşimden bile gizli kendime yâr ettiğimi nedense çok sonra anladım. Hemen her öyküsünde kendine özgü bir dünya kuran, anlatımdaki yenilikçiliği, imge ve metafor yaratmadaki farklılığı ile benim şimdiki öykücüm Şenay Eroğlu Aksoy... Sevgili Aksoy'un ilk kitabı Evlerin Yüreği'nde yer alan on sekiz öyküyü okuyup bitirdiğimde şu fark ettim ki, kitaptaki on sekiz öyküden en az onunu daha önce hem okumuşum hem de yaşamışım! Hattâ "Abis" adlı öyküyle dün gece yattığımı hatırladım! Şenay Eroğlu Aksoy, her şeyden önce modern Türk ve dünya yazarlarını çok iyi okumuş ve özümsemiş; Bilge Karasu'dan Sâdık Hidayet'e, Albert Camus'den Tezer Özlü'ye, Onat Kutlar'dan Ferit Edgü'ye birçok yazarı kendine eksen yapmış ama kendi öykü dünyasını çok çabuk kurmayı başarmış. Hattâ hemen her öyküde alttan alta Ece Ayhan, Cemal Süreya ve Edip Cansever buldum yazdıklarında. Evlerin Yüreği yılın öykü kitabı, Şenay Eroğlu Aksoy ise yılın öykücüsü olmaya şimdiden aday.

Şehir adlı öyküsünde "Kimseye göstermeden ağlıyorum" diyen Şenay Eroğlu Aksoy'un insan ruhuna farklı dokunuşlar yapan, başka hayatlara ve başka dünyalara ayna tutan öyküleriyle sizleri baş başa bırakıyorum. Kimseye göstermeden içinizde öldürdüğünüz hayatlara ağlamanız için!

• Evlerin Yüreği, Şenay Eroğlu Aksoy, Yapı Kredi Yayınları, Şubat 2012


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  evlerin.jpg
Görüntüleme: 601
Büyüklüğü:  13,9 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #225  
Alt 02-03-2012, 12:34
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



YEŞİLÇAM'IN CAHİT KÜLEBİ'Sİ HİDAYET PELİT'İ YİTİRDİK!‏




Ortaokul yıllarımda, önce fragmanından sonra da iki hafta vizyonda kalan Uğraş/Ölümden Ötesi Yok filminden beri bildiğim ve tanıdığım Hidayet Pelit'in ölüm haberini doğum günümde; A. Kadir'in ölüm gününe denk geldiği için yaşgünüm de ölüm aslında!, almış olmak beni bir kez daha üzdü. Kendilerinin doğum günü de 3 Marttı; bu da üzüntümün başka bir tarafı. Anadolu ile İstanbul'u superpoze yaptığımda; şiirde Cahit Külebi, sinemada ise Hidayet Pelit imgesi gelir içime otururdu. Külebi'nin her zaman "Anlarsın", "Cebeci Köprüsü", "Gizli Sevda", "Hikâye" ve "Istanbul" şiirleri vardır ve hep olacak ya, Hidayet Pelit'in de bir gün Yeşilçam tadında yeniden anımsanacak "Ümit Kurbanları", "Kızım Sana Emanet", "Uğraş", "Beyoğlu Kan Kokuyor" ve "Hasan Dağı" filmleri vardır. Böyle düşündüğümde superpoze resim tam netleşmese de Hidayet Pelit Yeşilçam'ın Cahit Külebi'si idi. Toplumcu şiirle Garip şiiri paralelinde kendine has bir şiir kuran Orhon Murat Arıburnu'nun yetiştirdiği on değerli yönetmenden biriydi o. Filmlerinde şiire yer verme alışkanlığı da Arıburnu'ndan gelmeydi. Belki Orhon M. Arıburnu kadar yetkin ürüler vermedi ama hep Yeşilçam'a sâdık kaldı; emeği birçok meslek derneği, vakıf ve sinemaya sözde sahip çıkmaya çalışan devlet tarafından göz ardı edildi. Buna rağmen hiçbir zaman "devletlü" olmadı ama Yeşilçam'ın orta yerinde kendince küçük ve duyarlılıkla örülmüş sıkı bir devlet yarattı. Yaklaşık yedi yıl önce kaybettiği eşi ve hepsini de bir biçimde sinema evlât ettiği iki oğlu ve bir kızıyla hep Yeşilçam'a ait oldu; bu bile taçlandırılması gereken bir durumdur. 50'li ve 60'lı yıllarda senaryoların storyboard'larla çalışılmış olmasının verdiği titizlik ve dikkat etiği nedeniyle iyi bir senaryocu olduğunu da çok az insan bilir; kadri bilinmemiş bir ustanın bu yönünü de ancak birkaç kişi bilebilir, onlardan biri de benim. Yaklaşık on gün önce hayatını yazdığı kitaptan söz etmişti ve benden yardım istemişti. Öncelikle kitabının iyi bir yayınevinden çıkması gerektiğini söylemişti. Nedense vaktinin fazla olmadığını söyler gibi oldu; ben de kensine moral verdim, doğrusu bu kadar erken gideceğini tahmin bile edemezdim.



3 Mart 1936'da Sivas Koyulhisar'da dünyaya gelen Hidayet Pelit sinemaya çok erken yaşlarda girmiş ve uzun süre asistanlık yapan, sonrasında kurduğu şirketlerle oyuncu, senaryo yazarı, yapımcı ve yönetmen kimlikleriyle ölümüne dek sinema hizmet eden bir "gizli "usta"ydı. Ölümü, artık Yeşilçam'ın küllerinden doğması gerektiği ve Yeşilçam'ın kurtuluşu öyle ya da böyle vefa duygusuyla kendinde araması/bulması gerektiği anlamına gelebilir. Kaybı yaptıklarına zoom yapıldıkça daha bir anlaşılacak. Şiir ve sinemanın yakacağı oda sineması ışıkları altında uyusun. Rahmetle...

Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hidayet.jpg
Görüntüleme: 723
Büyüklüğü:  63,2 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hidayet2.jpg
Görüntüleme: 640
Büyüklüğü:  42,1 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hidayet5.jpg
Görüntüleme: 576
Büyüklüğü:  39,9 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  hideyet.jpg
Görüntüleme: 634
Büyüklüğü:  8,8 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #226  
Alt 02-03-2012, 20:00
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

ŞİİR DE ŞAİR DE DAĞIN DORUĞUNDA!‏

sana bir çıkmazı yürümek için geliyorum

sokaklar ki taşların ruhunu konuşur

yüzüme diktiğin alfabeyi susuyorum
gök düşebilir, deniz eskiyebilir
bir ayracın ayırdığı ömrümü anlatmak için
sessizliğe uçuyorum gibi geliyorum
kalbimin ustalığında!"*

"Yeşil Hayata dair bir işaret
Arslan çakallar ile sohbet etmemeli
Edebiyatçıların çoğu kötü adam
Ama kartalı yere indiremeyecekler
Yine de anlamıyorum
Rüyalar kendi kahramanını niye gözetmiyor
Bundan sonra çifte tabanca ile gezmeli"**


*) Mühür dergisi 39'uncu sayıya ulaşırken, Mustafa Fırat imzasıyla çıkanŞair Dağın Doruğunda iseüçüncü yaşına bastı. Varlık dergisinin Kültür Gündemi'nde yıllıkların konu edildiği dosyadaki yazımda, "YKY Şiir Yıllığı dahil, tüm yanlışlarına rağmen bütün yıllıklar elbette çıkacak" demiştim; çıkmalıy/dı! Bâki Asiltürk'ün bir anlama Memet Fuat ve Mehmet H. Doğan'ın hâtırası olan YKY Şiir Yıllığı'nı her türlü baskı ve olumsuzluğa rağmen sürdürmeliydi. Hatta geçmişte yaşananları unutup, şiirlerin imzasını kapatarak yıllığa karşı imza kampanyası başlatan şairleri de eğer şiirleri hak etmişse "veda yıllığı" dediği çalışmasına almalıydı bence! Ucunda daha aşırı aşağılamalar ve davalar da olsa. Önemli olan şiirdir, şair değil çünkü; bu gözle bakıldığında tüm eksiklerine ve hakkaniyet adına yaşanan olumsuzluklarına rağmen ilerleyen yıllarda YKY Şiir Yıllığı'nın eksikliği hissedilecektir; tıpkı Adam Sanat Şiir Yıllığı gibi. Sevgili Mustafa Fırat'ın yıllığına Şair Dağın Doruğunda demesini ilk iki yılda fazla iddialı bulmuş, daha naif bir ad konabilir diye düşünmüştüm. Bu yılla birlikte, şairin de şiirin de her türlü olumsuzluğa rağmen dağın doruğunda olduğuna kanaat getirdim. Yukarıya alıntıladığım yedi dize birkaç yıldır şiir dağının doruğunda gezinen Halil İbrahim Polat'ın Mühür 39'da yer alan Düşbaskısı adlı şiirinden. Şiir seçimi konusunda daha hoşgörülü yaklaşım gösteren Mustafa Fırat, Mühür'ü her geçen yıl daha iyi yerlere taşıdı, taşıyacak da. Kolay değil, dergi sekizci yılına gelmiş. Başlarda dergiciliğe ve yayıncılığa çok uzak olan Mustafa Fırat, sekiz yılda çok şeyin üzerine dergicilik ve yayıncılığın mührünü güzel ve sağlam bastı. Keşke yayıncılık konusunda biraz daha az ürünle daha sıkı kitaplara imza atmaya özen gösterse. Dergi ve yıllıklar bir arada konuşulunca; yıllık hazırlayan tüm arkadaşlarımızın yaptığı yanlışlardan biri olan "kendi dergilerini kayırma" konusunda da biraz daha duyarlı olsa. Mesela yıllığa (kendileri inatla seçki diyor; böyle demişken de böylesine çaba ve özveri isteyen bir seçki/yıllık daha kapsamlı bir önsöz istiyor) Mühür'den 24 şiir alınması ister istemez insanda kuşku oluşturuyor. Bütün bunlara rağmen kalbine inandığım sevgili Mustafa Fırat'ın, çok daha iyi bir yıllık yapabileceğine inancım tam. Derginin bu sayısında da şimdiden Mühür yıllığına ve başka yıllıklara girecek birkaç şiir mevcut. Bu anlamda Tuğrul Tanyol, Yılmaz Arslan, Arife Kalender ve Halil İbrahim Polat şiirlerine dikkat. Son birkaç aydır Mehmet Sümer imzası üzerinde duruyorum: Sağlam bir şiir damarı olan ve birikimiyle ilerde şairler üzerine yazacağı yazılarla büyük ses getireceğine inandığım Mehmet Sümer'e şimdiden dikkat! "Şiir Dili ve Şiirin Dili" dosyasına yazılarıyla katılan Uluer Aydoğdu, Ozan Öztepe, Ece Ürkmez, Şeyda Üzer (özellikle), Gökben Derviş, Serhat Uyurkulak, Utku Kaygusuz, Aslıhan Tüylüoğlu, Özkan Satılmış ve Hilal Karahan'ın yazdıkları da tek tek okunmalı. Ayşe Yıldırım tarafından YKY Şiir Yıllığı üzerinden Bâki Asiltürk ile yapılan söyleşinin okunmasından sonra, "insan" olan yanımız diyor ki; Bâki Ayhan T. imzalı Not Alınız!-XV'teki birçok satır yazılmasa! Bâki Asiltürk ile Bâki Ayhan T. uzaktan yakından aynı kişiyse!

**) Ne yalan söyleyeyim, şu ana kadar okuduğum üç yıllıkta görmek istediğim şiirlerden biri bu şiirdi ve hepimizden daha şâir olan birkaç şairden biri Osman Serhat'a ait Şiirler'i (Yedi İklim, Eylül 2011) Şair Dağın Doruğunda'da görmek sevindirici. Sevgili Osman Serhat, şiirinin bir yerinde şöyle diyor "Edebiyatçıların çoğu kötü adam/Ama kartalı yere indiremeyecekler", birçok sinemacı dostum ve ağabeyim olduğu için bu dizelerin bende bir karşılığı oluştu zamanla; edebiyatçılar en azından sinemacılardan kötü insanlar, geçmişti roman ya da hikâye uyarlamalarında sinemacılara neler çektirdiklerinin tanığıyım biraz. Ne var ki, hiçbir zaman şairi bu anlamda edebiyatçıdan saymadığım için şairlerin yıllık da hazırlasa "kötü adam" olmamalarını umuyor ve bekliyorum. Hatta yıllık hazırlayıcılar arasında "kadın şairlerin" de katılmasını diliyor ve arzu ediyorum. Hele ki o şair bir de anne ise hem şiirin hem de şairin kıymetini daha iyi bileceği beklenir kendilerinden. Mustafa Fırat tarafından hazırlanan Şair Dağın Doruğunda'nın üçüncüsüne bir kez daha baktığımda şunu anlıyorum ki, şair de şiir de dağın doruğunda. Eline, yüreğine sağlık sevgili Mustafa Fırat!

MÜHÜR İki aylık şiir ve edebiyat dergisi, Mart-Nisan 2012, sayı 39
(Mustafa Fırat imzalı Şair Dağın Doruğunda ekli)


Öneren ve Hatırlatan: HÜSEYİN ALEMDAR


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
  #227  
Alt 05-03-2012, 15:54
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

YILIN 4'ÜNCÜ YILLIĞI Edebiyat Ortamı ŞİİR YILLIĞI ÜÇ YAŞINDA!




"Ölümlüleri severim kalırlar geride
Üstünden kuşların geçtiğidir en iyi"*

"İnsan güzel
İnsan çirkin
İnsan tuzak insana
Yok güvenim
Akşam küçülür
Sabah büyür yeriğim"**

" - Nerelisiniz? diye soruyor.
- 'Dersimliyim' diyorum, 'Tuncelili'.
- Hangi kazası?
'Ovacık' deyince, Maden'de görev yaptığı geliyor aklına ve oraları tanıdığını belli ediyor yüz mimikleri.
'Cemal de öyle yıllarca Erzincanlıyım dedi, bunu (Kürtlüğünü) sakladı bizden ve herkeslerden.'
'Cemal Süreya'nın saklanmasını anlıyorum' cümlemle duruyor ve dinliyor.
'Biz 1970'li yıllardı, ilk Elazığ'a geldiğimizde büyüklerimiz sokağa çıkarken uzun uzun tutar tembihlerlerdi bizi
Dersimli ve Alevi olduğumuzu söylemememiz için...
(...) Cemal ilk kitabını kendi parasıyla yayınladı Yeditepe yayınlarında."***

*) Edebiyat Ortamı'nda yer alan Mustafa Aydoğan'ın kalbinden ve kaleminden damlayan bu iki dizeyle başlamak istedim yazıma. Aynı şiirini

"Dünya bir şaşkınlık eskizi
Gürbüz titreyen için"

dizeleriyle bitiren sevgili Aydoğan, yıllıkların giderek "şaşkınlık eskizi"ne dönüştüğü günümüzde yaptığı her işe (dergicilik, yayıncılık, yıllık hazırlayıcılığı ve 'dünyanın cem'i olmak') en baştan yüreğini koyan bir insan her şeyden önce. Mart-Nisan 2012 ile 25'inci sayıya ulaşan Edebiyat Ortamı beşinci yılında bu içtenliği ve samimiyeti yansıtıyor. Dergide ayrıca, Cevdet Karal, Esver Ölüç, Mehmet Akgül, Hasan Hüseyin Çağıran imzalı dört güzel şiir; Ali Ayçil imzalı şiirsel bir deneme, Sadık Yalsızuçanlar, Kahraman Çayırlı (bence şiiri ait olmalı ve şiirde kalmalı) ve Emre Döğer imzalı okunası üç öykü var. Zafer Acar'ın gerçekleştirdiği Ali Haydar Haksal söyleşisi ise dura dura okunmalı. Ah, herkese ve her şehre bir şiir borçlanıyorum giderek; Edebiyat Ortamı'na iki şiir, bir kelâm borçlanmış olabilirim!

**) Yılların şairi Ali Yüce'ye (d. 1928) Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2012'de rastlamış olmak sevindirici. Yıllıkların bir görevi de bu olsa gerek, yıl içinde kaçırdığımız şiirleri ve giderek daha bir ihmal ettiğimiz şairleri (sahi, Vefa semt adı ve hâlâ amatör kümede ve de yeşil-beyaz formalı bir futbol takımı) bizlere hatırlatması. Beğenisi yanında, yapacağı her işe vefa duygusu ve hakkaniyet ölçüsüyle yaklaşacağına inandığım Mustafa Aydoğan'ın bu yıl üçüncü yaşına basan yıllığının giderek daha bir vücut bulacağına güvenim tamdı; bu yılki yıllık bu anlamda da daha doyurucu olmuş. Hiç istemesek de artık bu yıldan sonra sayı olarak eksileceğe benzeyen yıllıkların yerini doldurma anlamında Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2012 bu yanıyla da tamamlayıcı bir misyon üstlenebilir. Ali Yüce hatırlatmasından güç alarak, diğer yıllıklarda görmeyip de iyi ki de burada var dediğim birkaç şair adı vermenin de sırası: Nihat Ziyalan, Sıtkı Caney, Ahmet Ada, Yücel Kayıran, Sedat Umran, Melek Arslanbenzer, Günel Altıntaş, Bahaettin Karakoç, Cihat Duman ve Alper Gencer... Yaşasın önce şiir ve sonra tabii ki şairler. Her türlü hasetlik ve kıskanlıklarına rağmen elbette ki çok yaşasın şairler; onlar olmasa dergi sayfaları dolmaz ve yıllıklar da yapılamaz. Her şairin birer "Büyük Kurban" olduklarını düşündükçe, şairlerin birbirleriyle kötü olamayacaklarını düşünmeme rağmen, kendi adıma hâlâ birkaç şairle ve insanla kötü olduğum aklıma geliyor ve çoktan çok üzülüyorum; üzülmeye de devam edeceğim, biraz da üretmek için! "Büyük Kurban" demişken, sevgili Mustafa Aydoğan bu yılki yıllığına 114 şairden 128 mısra, 149 şairden 150 şiir seçmiş. Beni fazlasıyla etkileyen dizeler, artık görüşemediğimiz ama içimin her yerinde yaşadığına inandığım Alper Gencer'in aynı adlı şiirinden:

"sen varken ben günaha inanmadım hiç
olup biten şeyler var bir de feci pişmanım
kal yanımda çöl
hâlâ yağmur yağmasın
köprü koydum aşımız hep dinamit kokuyor
bu şehri ellerinle düzeltemezsin
kovan yasta kraliçe vefat etti az önce
çiçeklere bu durumu anlatamazsın".

Aydoğan'ın yıllığını güzel ve çekici kılan bir diğer yan ise, Mehmet H. Doğan yıllıklarının "Bulutsu" sayfalarını anımsatır gibi Mısralar sayfalarının olması. Bu sayfalarda dizeleri yer alan genç şairlerin yıllık sayfalarına göz kırpmış olmalı şiirin görünmeyen güzelliği âdeta. Keşke, bundan sonraki yıllıklarda yıllığa aldığı her şair için yıl içindeki durumunu özetleyen birer-ikişer cümlelik dipnotlar da düşebilse Mustafa Aydoğan şiir insanımız!

***) Yıllığın "Poetik Alıntılar" sayfasına alınmış yazılarından biri sevgili Ali Asker Barut'a ait deneme tadında bir vefa yazısı. Sezai Karakoç ziyareti üzerinden, Cemal Süreya, etnik kimlik ve İkinci Yeni üçgeninde Türk şiirini ve insanlığı sorgulanması bir anlama. Bu bir poetik yazı değil bile diyebilirsiniz; içine girdiğinizde her hayat hem politik ve poetik bir duruş olarak karşınıza çıkar. Duruş ve poetika anlamında, Sezai Karakoç'u her düşündüğümde, keşke benim ülkem ve Türk şiiri Sezai Karakoç gibi ilkeli ve soylu olsa derim! Bu arada yıllıklarda Ali Asker Barut'u görememek de fazlasıyla üzüyor beni! Ah, Ali Asker Barut ve Sezai Karakoç adlarını bir araya getirmişken, kitap-lık dergisinin Mart sayısında A. A. Barut'un Sezai Karakoç'a ithafen yazdığı enfes iki şiir var. Bedeni ve kalbiyle cem olmak isteyenlen için iyi okumalar.


EDEBİYAT ORTAMI, Mart-Nisan 2012, sayı 25
(Mustafa Aydoğan tarafından hazırlanan Şiir Yıllığı 2012 ekli)
Ederi 10 TL

Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  edebiyat ortamı.jpg
Görüntüleme: 518
Büyüklüğü:  4,1 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #228  
Alt 09-03-2012, 12:49
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

"MARDİN'E KİMSE GELMİYOR. BEN HER ŞEYİ BİLİYORUM!"




Yıllar sonra bugün yine Mardin'deyim! Cemal Süreya'nın "Mardin" şiiri hangi dizeyle başlayıp hangi beşlikle bitiyordu unuttum! Mardin'e ilk defa "ayıp olsun diye" giden ve o gün bugündür Amishler'e şiir yazdırmaya çalışan Emel İrtem hâlâ oralarda bir yerde midir sahi!

Ah, 'Paranın Cinleri'ne rağmen "Mardin'e kimse gelmiyor. Ben her şeyi biliyorum."

"Mardin, Türkiye'nin güneydoğusunda ülkenin en eski kentlerinden biri. Gökyüzüne komşu bir kalenin eteklerine kurulmuş bir kalenin eteklerine kurulmuş bir taşkent.

"Ben orada doğdum. Orada büyüdüm. Orada öldüm!"

Geçme / Ankara

"Evlere sığamaz. olmuştum artık. Babam gün günden ölüyordu. azar azar ölüyordu. Dört ay boyunca, her gün biraz biraz öldü karşımızda. Gecenin ileri bir saatiydi. Boğuluyordum. Aşağıayrancı'da oturan muhabbetini çok sevdiğim, çok güllüm bir travesti arkadaşım vardı. Ona telefon ettim: Yalnızsan, müşterin yoksa sana geleyim, dedim. Bombok durumdayım. Atla gel yavrum, dedi. Bütün müşteriler sana feda olsun! Hepsinin amına koyayım!

"On beş dakika sonra ondaydım. Bir içki koyayım, dedi. Boktan görünüyorsun. Neyin var ayol? dedi. Babam, dedim. Anladı. Aman be dedi. Yaşarken ayrı ağzımıza sıçarlar, ölürken ayrı."

Hayatım boyunca yanımdan hiç eksik etmeyeceğim on kitaptan biri olan 'Paranın Cinleri' bugün benden bir süreliğine ayrılıyor ve dünyanın öbür ucuna yolculuğa çıkıyor. Ajansımızın kitapkurdu grafikerlerinden biri olan sevgili Yeşim Aydın'la birlikte Brezilya, Şili, Arjantin gibi ülkeleri dolaşıp tekrardan bana gelecek; umarım beni, Mardin'i, Murathan'ı ve "güzel ve üzgün" ülkemi tüm dünyaya anlatır. Ben anlatamayacağım için, bilemezsiniz, nasıl da bombokum!

Hüzünleyen: HÜSEYİN ALEMDAR

P.S.: İznim olmaksızın, iletim kendilerine ulaştığında dergi editörleri, köşe yazarları ve internet kullanıcıları içlenmemi değerlendirebilirler. Teşekkür.



Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  cin.jpg
Görüntüleme: 532
Büyüklüğü:  5,0 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  murathan.jpg
Görüntüleme: 578
Büyüklüğü:  4,3 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #229  
Alt 13-03-2012, 16:45
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart

BİR EVDEN ÜÇ ŞAİR DE ÇIKABİLİR / "ONLAR ŞAİR DEĞİLDİLER!





“Kağıdın dilindeki yarasın sen
Her soruda yeniden kanayan”*

“Pembe mumlar da aldım ışıklar sönebilir
Yeniden sildim camını duvardaki resmimin”**

“Anne! Duvardan anneleri silmek istiyorum.
Ölmeliyim anne olmamak için bir daha!”***

*) Gecikmiş bir itiraf: Salâ yayımlanalı beş yıl olmuş, bu kitabın şairi Orhan Göksel’in ilk şiiri “Annem Kokan Çiçekler”in Karşı dergisinde çıktığı yıl ise 1991... Ne yalan söyleyeyim, son on yıla baktığımda, Orhan Göksel gibi sessiz ama derinden volkanik çıkış yapan bir şair hâlâ yok. Bir evden üç mühendis çıkabilir, üç şâir de çıkabilir pekâlâ!

**) Öncesi de vardı; ben şâirimi Gömleği Leylâ Desenli hâliyle tanıdım ve öyle sevdim. Sonra hayatına girer gibi oldum bir parça; her evi taşlarla milimetrik biçilmişti Abdülkadir Budak’ın, hiçbir evine tamı tamına giremedim. Babanın bağlama, annenin ud çalmışlığı olan bir eve vaktiyle misafir oldum Ankara günlerimde, o gün bugündür her şiirinden ve her evinden biraz korkar oldum şairimin. Öncesini biraz biraz sinema tadında hatırladıkça, sonrasındaki birkaç kitabına tanık bile oldum kendimce: Biraz Ahşap Anahtar oluşum ondan, biraz Ev Zamanı dalgınlığım ondan, karıma ve karım gibi sevdiğim kadınlara Endişeli Fesleğen hâlimle sokulmam ondan, onu iyiden iyiye tanıdım tanıyalı Aşk Beni Geçer... Bir evden üç doktor çıkabilir, biri çokbaba üç şâir de çıkabilir pekâlâ! “Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim” demiştir ya; Kayseri’den İstanbul’a, Sincan’dan Gebze’ye hem annemdir hem babam!

***) Hayatı bilmem de her şiir kötü bir başlangıçtır! Bugün nasıl da pişmanım şiir yazdığıma ve “Onlar Şair Değildir!” ünleminde şâir (dikkat, a’nın üzerinde hüzünden daha derin ters dönmüş bir şapka vardır!) olduğuma! Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan küçük İskender’e, İlhan Berk’ten Hüseyin Peker’e, Attilâ İlhan’dan Gonca Özmen’e hayatıma kendimden çok şair aldığıma! Ah, sizlerden erken ölürsem –ki, artık ölmeliyim!- beni tabutumla toprağa dik gömünüz! Sen hiç bir sevgiliyi gömdün mü sevgili Emel Güz! Ah, insan yarı ölüyken ve parmaklarından aşk damlarken toprağa kıblesiz ve dik gömülür!



Ah!, masamda birçok kitap okunmak için sıra beklerken, senin bu yaptığına söyle ne denir sevgili Emel Güz; içimin ve kalbimin ağlama eli! Ben kitabın bir proje olabileceğini Cemal Süreya ve İlhan Berk’ten bilirdim sadece, bunca proje ve sunumun içinde yer almama rağmen böyle bir şeyi düşünemezdim bile. Üstelik, sabah dokuzdan akşam dokuza dek kamyon dolusu reklam metinleri okumuş biri ölümünü bile düşünemez! Söyle, Portreler üst başlığıyla 32 şaire “32 kısım tekmili birden” zoom yaparak Onlar Şair Değildiler! fikri hüzünlenmen nerden çıktı şâirim!
Sahi, senle görüşmeyeli on yıldan fazla oldu; şimdi ne yapıyorsun, nerelerdesin!? Ne Ciddi Hayal ne de Ruhum Gövdemde Değil hakkında iki satır da olsa bir şey yazamadım ya, ne abin sayılırım ne baban! Ben ki kız çocuğu hüznü ve keder yarılmasından olsa gerek her kız çocuğuna Allah tarafından abiyim! Üç gündür senin Portreler kitabın Onlar Şair Değildiler! elime, odalarında kız çocuğu oturan ve pencerelerine şair bakışı kondurulmuş her eve uğrar gibi yürüyorum. Senin iyi ki de şâir bir baban ve Orhan Göksel’in var; tüm annelere seni anlatıyorum. Bu dünyayı anlasa anlasa anneler anlar bir tek; ne zamandır şairlerden de ümidimi kestim zaten. Futbol maçlarına gidip, ağız dolusu küfürler savurmam biraz da bu yüzden. Söyle Emel, 32 şâirin hayatına girip, ordan 32 ve 64’ten büyük hayatlar çıkarma fikri hüzünlenme hâlin senin ciddi hayalin miydi! N’olur beni hayaline çek ve yıllardır gelemediğim Ankara’na iliştir. Ankara demişken, hani hayatta olmayanları bir kitaba taşımak insanın içini kanatan şey/dir ya; ben yıllarca Ankara’ya Behçet Aysan ve Ahmet Erhan için gidip geldim. Böylesi bir kitapta, ne yalan söyleyeyim Ahmet Erhan ve Şeref Bilsel’i de gözlerim aradı. Yaşım ilerledikçe iki varlığın başkalığına daha bir inanmaya başladım: Şair ve Allah! Sen bu çok hüzünlü ama enfes kitabın Onlar Şair Değildiler!’de öylesine içli şiirsel portreler çizmişsin ki, ağlamak elde değil. Bütün o çizdiğin hayatlar gözlerimden kalbime her yerime sirayet etti dersem, yeridir. Hele portre şairlerini ikişer şiirleriyle özetlemen yok mu, antoloji havası vermiş çalışmana. Artık antoloji yapma işinin “şair çirkefliği” yüzünden çıkmaza girdiği günümüzde, senin bu güzel çalışman hem antolojilere hem de yıllıklara değişik bir boyut getirebilir. Eline ve yüreğine sağlık derken, 32 şairini senin antoloji bilgisi notlarınla buraya alayım istedim, daha nice güzel-içli çalışmalara imza atman dileğiyle.

Ah, şâir onlar!

• Ahmet Ada “şiirimizin keder manzarası”
• Sinâ Akyol “şiirimizin kapı merceği”
• Hüseyin Alemdar “şiirimizin hasret geleneği”
• Arzu K. Ayçiçek “şiirimizin gamlı inciri”
• Hayati Baki “şiirimizin sonbahar huzursuzluğu”
• V.B. Bayrıl “şiirimizin hayal defteri”
• Abdülkadir Budak “şiirimizin ahşap anahtarı”
• Veysel Çolak “şiirimizin aş(ı)k militanı
• Mehmet Can Doğan “şiirimizin gizli öznesi”
• Müslim Çelik “şiirimizin kent güdüsü”
• Orhan Göksel “şiirimizin yedinci kıtası”
• Tarık Günersel “şiirimizin sahne tozu”
• küçük İskender “şiirimizin akıl ahlâkı”
• Cevdet Karal “şiirimizin alevden eldiveni”
• Yücel Kayıran “şiirimizin değil yaşayanı”
• Ayten Mutlu “şiirimizin kadın ebrusu”
• Lâle Müldür “şiirimizin kara kutusu”
• Fatma N. “şiirimizin kalp resmi”
• Ahmet Oktay “şiirimizin yağmur ormanları”
• Derya Önder “şiirimizin psikolojik romanı”
• Adnan Özer “şiirimizin Selânik hırkası”
• Nilay Özer “şiirimizin Nemesis çarpanı”
• Gonca Özmen “şiirimizin modern elbisesi”
• Mehmet Öztek “şiirimizin deney algısı”
• Erol Özyiğit “şiirimizin iğde ağacı”
• Hüseyin Peker “şiirimizin fon müziği”
• Çiğdem Sezer “şiirimizin ıslak merdiveni”
• Ahmet Telli “şiirimizin kızılcıklar tarihi”
• Selim Temo “şiirimizin ıslak imzası”
• Sedat Umran “şiirimizin eşyasız odası”
• Oya Uysal “şiirimizin bahçeli evi”
• Türkân Yeşilyurt “şiirimizin imâ sanatı”

ve Emel Güz, “şiirimizin kanlı duvarına sancıyla tutunan ağrılı taş”... İyi ki şiir var,
iyi ki varsınız.

Hüzünleyen ve şiddetle öneren: HÜSEYİN ALEMDAR




ONLAR ŞAİR DEĞİLDİLER!
Portreler / Hazırlayan: Emel Güz
Yazılı Kâğıt Yayınları, Mart 2012, Sertifika No: 20351
İsteme Adresi: Atatürk Mah. Atatürk Caddesi, İrem İşhanı
No: 2/10 Sincan-Ankara
Tel: 0312 269 62 60 – 0312 283 82 66
e-posta: yazilikagiteditor@gmail.com

Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Eklenmiş Resmin önizlemesi
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  emel2.jpg
Görüntüleme: 511
Büyüklüğü:  18,6 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  emel1.jpg
Görüntüleme: 469
Büyüklüğü:  9,3 KB (Kilobyte)   Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  emel.JPG
Görüntüleme: 526
Büyüklüğü:  4,7 KB (Kilobyte)  
Alıntı ile Cevapla
  #230  
Alt 15-03-2012, 12:19
Hüseyin Alemdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hüseyin Alemdar Hüseyin Alemdar isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 276
Standart



BİLKENT ÜNİVERSİTESİ TÜRK EDEBİYATI BÖLÜMÜ VEYA ZAFER EKİN KARABAY!‏


Bir kitaptan:

"Sonra koptuk! Herkes kopuverdi birbirinden. Böyle bir anlaşmamız da yoktu. Ama koptuk. Pek çok sevdiğim şair arkadaşım, Bilkent Türk Edebiyatı Bölümü'nde yüksek lisans yapmaya başladı. Zaten Bilkent'teki başlangıç, yollarımızın ayrılmasına rahatlıkla yetecek bir sebepti. Kolay değildi. Okumak, yazmak, orada tutunmak, bir de bu arada insanca yaşamaya çalışmak, kendini korumak ve en önemlisi şair kalmak, kolay değildi. Nitekim geçmişimin blues'u Devrim Dirlikyapan, kayboldu. Zafer Ekin Karabay, belki kaybolacağını hissetti de, son anda vazgeçti Bilkent'e başlamaktan. Koptuk. Nedensiz. İster istemez. Sonra ben fakülteyi nihayet bitirdim ve senin bugün hiç sevmediğin o avukatlardan oldum. Ama biliyor musun, büromun kitaplığında kanunlar değil, şiir kitapları ve hatıralarım duruyor. Şairden avukat olursa, para da kazanamazmış Selim. Bir de acıyla bunu öğrendim.

Sonra dedin ki;

'işte herkes çekip gitti. geç oldu, ama
anladım, insandan korkmak gerektiğini.'

Belki, bizim kuşağı buluşturan bir şeydi anlamak, geç. İnsandan korkmak, geç. Anlayana kadar kaç şiir, kaç mutsuzluk, kaç hayal kırıklığı..."

Ah, bazen çekip gitmek üç üniversite bitirmekten iyidir sevgili Zafer Ekin!


Hüseyin ALEMDAR
alemdar6105@gmail.com
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


şu Anki Saat: 09:22


Online Ziyaretçi: site statistics
Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum