Tekil Mesaj gösterimi
  #8  
Alt 20-11-2005, 12:45
AYKIZI AYKIZI isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Oct 2005
Nerden: Turkey
Mesajlar: 808
Standart



Salih Bolat'ın kurmaca hakkında düşünceleri:


Kurmaca, nesnel gerçeklik ile yazarın imgeleminin kesişmesiyle ortaya çıkan yeni gerçekliktir. Bildiğimiz gibi yazar (metin yazan herkes, yazı yazan) kendi dışında maddi ve manevi nesneler, olaylar, değerler (gerçeklik) tarafından kuşatılır. Bir de bu gerçekliğin, yazarın imgeleminde (muhayyilesinde) ve yalnızca yazara ait olan karşılığı vardır. İşte yazar bir metin üreteceği zaman, örneğin bir öykü yazacağı zaman, metninde yer alacak olan, metninin içeriğini, konusunu, anlamını oluşturacak olan gerçekliği kurarken, tıpatıp nesnel gerçekliği yazması mümkün değildir ve zaten yazmamalıdır. Örneğin, öyküsünde ağaç ya da yıldız kavramlarından söz edecekse, bu kavramları somut olarak görmesi, incelemesi gerekmez. Kafasındaki ağaç ve yıldız imgeleri, onun için yeterlidir. Ama yazar hiç bilmediği ve görmediği, hissetmediği bir gerçekliği öyküsüne içerik olarak alacaksa, elbette o içeriği somut olarak tanıması gerekir. Burada, özel mesleki bilgiler (hekimlik, avukatlık vb), farklı toplumsal yaşantılar (genelev kadını, gecekondu yaşamı vb.) eğer özel olarak yazarın bizzat kendi yaşamını oluşturmuyorsa, somut olarak tanıklık etmesinde büyük yarar vardır. İmgelemi güçlü bir yazar, böyle bir tanıklık etmeden de yazabilir. Kafka'nın "Amerika" adlı romanını yazarken Amerika'yı hiç görmediğini hatırlayınız...
Özetlersem, Kurmaca kavramı, uydurmaca ya da hayali demek değildir. Gerçekliğin nesnel biçimiyle yazarın imgelemindeki (öznel) biçiminin sentezidir.
Bir roman ya da öyküde yer alan kurmaca evrenin (anlatılan şeylerin) hakikat (olmuş gibi) duygusu vermesi gerekir. Bu yüzden de, roman ve öykü tanımı yapılırken, genellikle, "olmuş ya da olması mümkün olayların anlatıldığı..." gibi bir cümleyle başlanır. Elbette kurmaca metinde yer alan evrenin hakikat duygusu vermesi, onun estetik niteliğine katkıda bulunmaz. Yani okuduğumuz bir romanda anlatılan olayların gerçekten yaşanmış olması bile romanın estetik düzeyine herhangi bir katkıda bulunmaz. Çünkü kurmaca yapıtların (roman, öykü, oyun) kendilerine özgü dilleri, estetik kuralları vardır. Anlatılan şeyler olmuş ya da olmamış olsun, ancak kurmacanın kendi diline özgü yapı içerisinde yazınsal değer (edebi özellik) kazanırlar. Bu yüzden de gerçekten yaşanmış ilginç bir olay kötü bir yazarın elinde kötü bir öykü olabileceği gibi; hiç bir ilginçliği olmayan bir olay da (James Joyce'un "Dublinliler" öykülerinden bazıları gibi) iyi bir yazarın elinde iyi bir öykü olabilir. Kurmacanın diğer öğeleri Olay, Zaman, Kişi ve Uzamdır.
__________________
İlkay NOYLAN
Alıntı ile Cevapla