Konu: “UCUBE”
Tekil Mesaj gösterimi
  #4  
Alt 15-02-2011, 15:26
Suna Aras Suna Aras isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 58
Standart FARKLI YAŞAMLARA MÜDAHALE DEĞİLSE NEDİR?

Mahalle baskısı nedir? Yaşam biçimine karışma nasıl oluyor?
Örneğin yaşadığımız ülkede bir birey olarak bunu nasıl hissedip
algılayabiliriz.
Bire bir yaşadıklarımızdan, tanığı olduğumuz ve duyduklarımızdan, gördüklerimizden.
Öyle değil mi?
Hafızamı şöyle bir yokluyorum. Yıl bin dokuz yüz doksan dört.
Belediye seçimleri var… O tarihlerde Halkın Emek Partisi (HEP)
İstanbul il yönetim kurulu üyesiyim.
Her parti gibi biz de seçimlere girmişiz ve benim sorumlu olduğum bölge, Güngören ilçesi.
Seçim sonuçlarını seçim bürosunda öğrenip evime gitmek üzere ana caddeye çıkıyorum.
Belediye seçimini kazanan refah partililer sarık ve cüppeleri içinde caddenin ortasından yürüyerek zaferlerini kutluyorlar…
Her adım başı ellerindeki kalın ve ucu çivili sopalar küt küt diye betonu dövdüğü için, müthiş ses çıkarıyor. Ucu çivili sopaların sesiyle görünümleri birleşince, ürkütücü bir manzara çıkıyor ortaya. Yanlarından geçen insanların korku içinde yol değiştirdiklerini görüyorum. İçten içe bir korkunun beni de yokladığını hissediyorum.
Ama hayır…
Ben yolumu falan değiştirmeyeceğim.
Kaldırımdan yürüyerek durağa gidiyorum sadece.
Ama öyle olmuyor…
Üç defa yüzüme tükürülüyor…
Birçok defa, birçok sopa göğsümü dürter gibi, tekbir sesleri eşliğinde
bana doğru dönüyor.
Şaşkınlık ve öfkeden kalakalıyorum yolun ortasında.
Öylece kalıyorum…
Sonra yavaş yavaş tepkilerinin nedenini kavrıyorum.
Başım açık…
Bu yaşam tarzına müdahale değilse nedir?
Kadıköy’den Feneryoluna doğru giden otobüsün içindeyim.
Karşımda sakallı, şalvarlı, ucu çivili sopasıyla, kırk yaşlarında biri oturuyor.
Yanlış hatırlamıyorsam yıl bin dokuz yüz doksan yedi…
Önünden geçen başı açık kadınlara, her an saldıracak gibi baktığı için,
dikkatleri üzerine çekiyor. Benim dikkatimi de çekiyor…
Bir an göz göze geliyoruz…
Yüzünde ki nefretten gerçekten ürküyorum.
Çivili sopasını, bir şey oyar gibi otobüsün tabanına bastırarak çevirip duruyor, gözlerimizin içine nefret ve kinle bakarak.
İneceğim durakta iki genç kadınla birlikte iniyoruz.
Birinin ötekine şöyle söylediğini duyuyorum.
“Adama bak ya konuşmadan hepimizi gözleriyle halletti.
Her yerinden nefret ve kin fışkırıyor adamın. Bunlar iyice azıttılar.
Becerebilseler hepimizi bir yere tıkıştırıp yakacaklar.”
Arkadaşı atılıyor.” Onu yaptılar zaten otuz üç insanı yakmadılar mı?”
Bu yaşam tarzına karşı bir tehdit değilse nedir?
Acaba kaç kadının başı açık olduğu için saldırıya uğradığını, bacaklarına jilet, yüzüne yanıcı madde atıldığını biliyor muyuz? Araştırmaya değer bir konu değil mi?
Ben yıllar önce; Batman’da birçok kadına bu gibi saldırıların yapıldığını, Batman İnsan Hakları derneğinde, bir arkadaştan duymuştum.
Bu farklı yaşam tarzına müdahale değilse nedir?
Birçok kadının işten çıkarılma korkusuyla başını kapattığını, birçok kadının komşuları arasından dışlandığı için örtünmek zorunda kaldığını, sanıyorum bilmeyenimiz yoktur.
Başı açık olduğu için balkona çıkamadığını, balkonunda oturmaya kalktığında ya başına tozlu kilim ve halıların silkelendiğini, ya da kirli su döküldüğünü çok duymuşuzdur.
Bu mahalle baskısı değilse nedir?
Basına yansıyan olaylardan söz etme gereği bile duymuyorum.
Ne kimse kimseyi kandırsın, ne de biz bizi kandıralım.
Daha öncesinden tohumları atılsa da, son onbeş, yirmi yılda nerelere geldiğimizi
hepimiz biliyoruz, hepimiz görüyoruz.
İçki yasağı da nereye gittiğimizin bariz bir örneğidir.
Kimse kimseye zorla bir şey içirmediğine göre, bu yasaklar neden?
Sağlığımızı düşündükleri için mi?
Eğer öyleyse önce işimizi aşımızı düşünmeleri gerekmiyor mu?
Bal gibi müdahaledir sayın başbakan bal gibi müdahaledir.
Zaten bizim gibi ülkelerde öyle tepeden inme müdahaleler yapamazsınız.
İşte böyle, demokrasiyi bir araç gibi görerek ve kullanarak.
Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra hedefinize ulaşmaya çalışırsınız.
İşte böyle; iktidarda tek parti olmanın nimetlerinden yararlanırsınız.
Yandaşlarınızı güçlendirip, kurum ve kuruluşları ele geçirirsiniz.
Sizinle aynı düşüncede olmayanları cezaevlerine tıkıştırırsınız.
Bazen döve, bazen seve.
Bazen korkuta, bazen ürküte.
Önemli olan gönlünüzdekini hayata geçirmek değil midir?
Her şey mubahtır bu arenada!
İnsana yakışanda, yakışmayan da.
Yalan da mubahtır, riya da.
Bazen mahkeme kapılarında süründürerek.
Bazen içine tükürerek.
Bazen aşağılıyarak.
Bazen birkaç torba kömür, bazen birkaç paket makarnayla kandırarak.
Bazen tehdit ederek.
Bazen ikna ederek.
Her şey mubahtır sayın başbakan, her şey mubahtır.
Sizin için, “Demokrasi durağa gelince inilecek bir tranvaydır”zaten.
Öyle değil mi?


Suna Aras

25 Ocak 2011
Ortakhaber.com
Alıntı ile Cevapla