Tekil Mesaj gösterimi
  #13  
Alt 01-10-2014, 10:17
ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ekin ekin isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 39
Standart




CEMAL SÜREYA PARKI’NIN GİRİŞİNDE DÜŞÜNDÜKLERİM…


Doğru söyle
Beni mi seviyorsun Atatürk’ü mü?


Cemal Süreya
Sevda Sözleri/s.296.

Ankara’da Dikmen Caddesi üzerinde Meclis duvarına yakın bir yerde orta büyüklükte bir alanı kaplayan “Cemal Süreya Parkı” var. Kızılay’a yürürken sık sık bu parkın önünden geçerim. Geçerken de girişin bulunduğu yerde duraklayıp, kapının her iki yanında ileriye doğru daralan ışıklandırılmış beton sütunlar üzerindeki Cemal Süreya şiirlerini okuyup kimi dizelerin üzerinde düşünürüm. Artık rutin bir şey oldu bu benim için. Bir şiiri kitapta okumakla böyle sütunlar üzerinden okumak gerçekten çok farklı. Ayrıca, nitelikli bir şiiri sürekli okursanız onun duyguları etkileyen lirik yapısı her okuyuşta biraz daha geri planda kalırken, düşünceleri devindiren içeriği ön plana çıkıyor. Böylelikle şiir kendini her yönüyle, derinlemesine ele veriyor. İyi şiirlerde oluyor böyle bir şey özellikle: Günün diğer zamanlarında da düşünmeyi sürdürüyorsunuz okuduğunuz şiiri. Film etkisi gibi bir olgu. Belki daha da uzun süren… Bu arada şairi de çözümlemeye yöneliyorsunuz. Kişi yazdığı değildir derler ama bunu her zaman dikkate alamıyorsunuz. Yazarla yazdığını sanki bir “itirafmışçasına” çakıştırmak, anlamak, metinle yazarı arasında ruh çözümsel, simgesel bağlantılar kurmak toplumumuza özgü bir yaklaşım biçimiymiş gibi geliyor bana.

Cemal Süreya’nın sözünü ettiğim parkın girişindeki şiirlerinin bazılarında “arabesk” bir eda olduğunu düşünüyorum: Arabeske zemin hazırlayan “Ne kadar usta olduğum bilinir içlenmek sanatında/canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını” dizeleri bağlamında; “Biliyorum sana giden yollar kapalı/sen de zaten hiç sevmedin beni”, “uzaktan seviyorum seni/ serserice değil adam gibi seviyorum seni”, “Kaç kez sana uzaktan baktım 545 vapurunda” ayrı ayrı ve şiirden kopuk yazıldıklarında iş değişiyor, tipik arabesk dizeler bunlar... Ayrıca, kadınlara da adam gibi yeterince değer vermediğini düşünüyorum Cemal Süreya’nın. Çünkü anlamsızca yüceltmiş onları kimi şiirlerinde. Hem sonra şiirlerindeki kadınlar erotizme de uygun değil bana göre. Onları olmadıkları gibi erotize eden şair… Cemal Süreya’nın arabesk duygularla aşık olmuş gibi kendini koşullandırdığı, asıl, şiir yazmak amacıyla aşklarından yararlandığı kanısındayım. Erkek arkadaşları her zaman önde gelmişti onun için. Daha çok onlarla vakit geçirmişti. Nâzım Hikmet’teki, Aragon’daki, kadını bir insan olarak yücelten gerçek aşk ve samimiyeti, içtenlik Cemal Süreya’da yok. Bir eksiklik seziliyor derinlemesine düşünürseniz… Bir kadın, kadın olarak sevilir, aşık olunur ve ön planda tutulur; lirik, ironili şiir yazmak için konu mankeni olarak kullanılmamalı kadın. Adam gibi sevmek yani… Böyle bir eksiklik sezgisi var Süreya’da okurken duyumsanan. Bana mı öyle geliyor bilemiyorum.

Cemal Süreya’nın, hep söylenen “düğmesini diken her kadınla evlendiği” genellemesine uygun biçimde, platonik aşklarını bir dönem kimi şiirlerinde arabesk ifade ve duygularla yansıttığı kanısındayım. Zaten “Gelecek sefer dünyaya kadın olarak gelirsem eşcinsel olurum” dizeleriyle sona eren, ironik ve ilginç bir şiiri de olan bir şairdi Cemal Süreya... Onun iyi bir şiire vesile olduktan sonra yitip giden platonik ve kısa süreli aşklarının kadınlarını kandırmadığı, güven vermediği ama lirik sevda şiirleri ortaya çıkarmaya yaradığı anlaşılıyor. Neden kadınları hep terk etmiş Cemal Süreya’yı günün birinde? Düşünmek gerekir. “Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka/keşke yalnız bunun için sevseydim seni.” Dikkatimi çeken başka bir şey daha var: Neden “sizin hiç babanız öldü mü?” şiirinde “babanın ölümü” ile “hamam” imgesini bir arada kullanılmış olabilir? Şiirde “hamam” teması, İkinci Yeni’den bir Ece Ayhan şiirinde bir de Cemal Süreya’da var… “Hür Hamamlar Denizi” şiiri de örneğin…

Cemal Süreya bir başka şiirinde kendisi de belirtiyor sevdiği kadının aslında başka birini sevdiğini… Döneminin arabesk müziğine, Yeşilçam sinemasına koşut edebiyat duyarlığına uygun olduğu söylenebilir onun bu “arabesk” yaklaşımının. “Arabesk şiire düşman” diye bir yazıyı neden kaleme almadığı da ilginçtir. Çünkü arabesk de en az folklor kadar şiirimize zarar vermiştir. Düşmandır yani... Fransız gerçeküstücülerine(G. Apollinaire vb.) öykündüğü şiirlerinde yerel arabesk duygusallıklarını göremiyoruz onun. Aşk şiirlerindeki sözünü ettiğim “arabesk” duygusallık şiirlerinin gelecek zamanlarda okunmasını engelleyecekmiş gibi görünüyor. Çünkü “aşklar da [yeni zamanlara] göre bakım istiyor” bir şiirinde belirttiği gibi. Eskidi arabesk aşk anlayışı. Zamanımıza uygun değil artık. “Bakım” bile kurtaramaz onları, toplumumuzun köklü tutuculuğu bile. “Öğrenemedin gitti” dediğinden Süreya’nın…

Cemal Süreya Parkı’nın ortamına dönelim yine: Geçmişte Cemal Süreya’nın bu parktaki heykeli kötü bir konumda ve bakımsız durumdaydı. Bunun için Çankaya Belediyesi’ne bir yazı yazmıştım. Belki başka yazanlar da olmuştur... Neyse ki CHP’li Bülent Tanık’ın Çankaya Belediye Başkanı olduğu dönemde söz konusu Park yeniden düzenlendi. Cemal Süreya’nın heykeli ve kaidesi yenilenerek parkın giriş kapısının tam karşısına, doğru bir yere konuldu. Heykelin ön kısmında aşağıda “özgürlük geldiğinde/ o gün ölmek yasak” dizelerine bir plaket görünümünde, çerçeve içine alınarak yer verilmiş...

Park’ta yapılan restorasyonu beğendiğimi söyleyemem ama yine de ilgililere, emeği geçenlere edebiyat ve sanat adına teşekkür ederim. Parkın caddeye sınır olan kesimlerindeki havuzlar, spor yapma ve oturma yerleri, çocukların oyun yerlerinin iç içe ve sıkıcı bir konumda oldukları düşüncesindeyim. Ağaçlarına karşın, genel görünümüyle pek de kucaklayıcı olmadığını düşünüyorum bu parkın. Londra’daki parklar aklıma geliyor da… Rusya’dakiler… Bir adın yaşatılması amacı ile toplumsal yarar iyi dengelenmeli. Toplumsal yarar bariz biçimde öne çıkmamalı… Yani, demem o ki, bir şairin adının verildiği park, daha güzel, daha estetik ve ferah yapılabilirdi. Kentin ortasında nasıl böyle olabilirse?

Parkın girişinin hemen solundaki sütunda en başta yer verilmiş olan Cemal Süreya’nın biyografisinin anlatıldığı metninde bir harf eksik ve okurken ona takılıyorsunuz. Yakışmıyor. Tümce düşüklüğü olmuş. Düzeltilmeli bu metin! Kimsenin aklına gelmiyor bir yıldır. Yeri gelmişken Ankara/Dikmen’deki Ahmet Arif Parkı’nın da güzel bir görünüme, peyzaj düzenlemesine sahip olduğu söylenemez. Her neyse, sözünü ettiğim bu parkları kimlerin düzenlediğini bilemiyoruz ama şairlerin adına park yapılması, adlarının yaşatılması gerçekten hoş ve gönül okşayıcı, şaşırtıcı ve sanat yanlısı bir politika açıkçası. Aydınlarının değerini öldükten sonra anlayan ya da anlamış görünen, yaşarken onlara her türlü azabı çektiren, mahkemelerde, hapislerde süründüren, edebiyatın ve sanatın uzun süre bir numaralı güvenlik ve asayiş konusu yapıldığı düşünce düşmanı bir toplumda...

Eylül-2014, Ankara.
Abdullah Şevki
Alıntı ile Cevapla