Tekil Mesaj gösterimi
  #12  
Alt 25-09-2014, 15:14
ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ekin ekin isimli üye şimdilik offline konumundadır
 
üyelik tarihi: Jan 2006
Nerden: Turkey
Mesajlar: 39
Standart

“DEMEK YAZAR OLMAK İSTİYORSUN” KİTABI ÜZERİNE


Aylak Adam Yayınları, bu ay(Eylül-2014), İtalyan yazar Giuseppe Culicchia’nın, çevirisini Nazlı Birgen’in yaptığı “Demek Yazar Olmak İstiyorsun” adlı kitabını yayımladı. Yazar olmak isteyenlerin sayısı arttıkça bu tip kitapların sayısı da artıyor… Neden yazar olunmak istendiği sorusunu her zaman doğru biçimde yanıtlamak olanaklı değil kanımca. Ama “ünlenmek için” diye basitçe yanıtlanabilir bu soru ve bu yanıt da yanlış olmaz çoğu yazarlık heveslisi bakış açısından. Culiccia esprili ve alaysı bir biçemle yazmış yazarlık serüvenine değin deneyimlerini ve bildiklerini. Okuru hiç sıkmadan anlatıyor. İtalya’da “okurdan çok yazarın olduğunu” söylüyor. Yeri gelmişken, toplumumuzda her türden çok fazla kitap okuru olmamakla birlikte şiir okurundan çok şiir yazarı olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla örneğin.

Culiccia’nın kitabında anlattıkları gelişmiş kapitalist kültür ve yayıncılık sanayii olan bir topluma, yani İtalya’ya özgü olmakla birlikte tüm toplumların yazar adaylarına, yazarlarına yararlı olacak bilgileri, genellemeleri de içeriyor. Zaten bu tür kitaplarda evrensel olarak geçerli, daha doğrusu hemen her yazı ve yazarlık kitabında üç aşağı beş yukarı aynı bilgiler farklı anlatımlarla yer alıyor. O nedenle kaliteli olanlardan birini bile okusanız yeterli olabilir.

Bir de nedense bu türden yazarlara öğüt veren kitapların izleyicisi, aslında yazar olmak da isteyen okurda yanılsamalar meydana gelebiliyor: Her yazarlık öğütleri içeren kitapta farklı ve mucizevi bir öneriye rastlanılacakmış sanılıyor. Böyle bir şey olmuyor elbet… Her neyse, Culicchia’nın kitaptaki öneri ve açıklamalarına geçelim. Ama sakın aşağıdaki özet alıntıları okuyup kitabı almaktan vazgeçmeyin lütfen.
Culicchia; “edebiyat dünyasında geçerli olan tek kuralın; hiçbir kuralın geçerli olmayışı” olduğunu savlıyor.

Ona göre bir yazarın başına gelebilecek en tehlikeli şey, kendi kendine “ne kadar iyi yazıyorum be!” demeye başlamasıdır.

Ayrıca, bir yazar asla ve asla kendisine yöneltilen en acımasız eleştirilere bile yanıt vermemelidir. (Bizde olanla ne kadar farklı değil mi?) Sizi ne kadar yaralamış olursa olsun “yahu ben bu adama/kadına ne yaptım?” diyerek eleştirilere yanıt verirseniz bu sizin için gereksiz enerji kaybı anlamına gelecek, değişen bir şey de olmayacaktır. Hakarete varmış olsa bile, gerekçeleri iyi belirtilmiş eleştiri yazılarının hepsi yazar tarafından meşru kabul edilmelidir. Eleştirileri yanıtlamak için boş yere uğraşmak yerine enerjinizi yeni yazılarınız için kullanabilirsiniz.

Yayımlanan tüm kitaplar ilgi çekmez. Sizin kitabınızın da yeni yayımlanan bir kitap olarak ilgi çekmemesi olasıdır. Bir kitabın ilgi çekmesi, kitabın kendine, adına, kapağına, yayın kuruluşuna, medyaya göre değişir. Gazete kitap ekleri de kitabınıza ilgi gösterip içeriğini dikkate almayabilirler. Tüm bunlara yerli yersiz tepki göstermeniz de pek bir şeyi değiştirmez.

Kitabınızın kapak tasarımını beğenmeyip yayınevine şikayette bulunursanız, yayıneviniz size “kitabınızın kapağından grafikerlerin sorumlu olduğunu” söyleyerek konuyu kapatacak ve böylelikle şikayetiniz bir sonuca ulaşamamış olacaktır..

Normal bir kitabın satışı açısından “raf ömrü” üç aydır. “Long Seller”(uzun satar) kitaplar(klasikler) bundan ayrıdır. Kitabevleri “metrekare başına kâr” etme ölçütüne göre çalışırlar. Toplumda okuma düzeyi düşerken yeni çıkan kitaplar için daha fazla reklam ve “gürültü patırtı” yapılması, yazarın kitabının tanıtımı için her şeyi göze alması gerektiği açıktır. Ayrıca, kitapların artık süpermarketlerde ve internette de pazarlandığı gerçeği karşısında kitapçıların ömrünün giderek kısalmakta olduğu da bilinmelidir.

Yazar kitabının taslak metinlerini baskıya girmeden muhakkak okumalı, yayıncının söyledikleri ile hemen ikna olmadan ve üşenmeden muhakkak gerekli düzeltmeleri yapmalıdır. Çünkü, dizgi yanlışlarının yazara vereceği acı çok fazladır.

İlk kitabınızın yayımlanması sürecinde mutlu, heyecanlı ve safsınızdır. Yayınevinin önünüze koyduğu sözleşme metnini iyice okuyun ve anlamadığınız yerleri sorun. Çünkü o metnin altına atacağınız imza asla silinmeyecektir. Herhangi bir yayınevinin sizden para talep ettiği bir sözleşmeyi ise asla imzalamayın.

Yayınevleri, yazara ödenecek telif hakkı yüzdesini, kitabın “etiket fiyatı” üzerinden değil, kitabın kitabevine “satış fiyatı” üzerinden hesaplayarak yazara telif hakkı ödemesi yaparlar. Ayrıca, yayınevleri kitap evlerine kitapları 6/7, 12/13 kuralına göre her altı kitapta bir kitabı veya her on iki kitapta on üçüncüsünü bedava olarak verirler. Yazarın bu oranlardan bir bilgisi yoktur genellikle.

Kitap yayın sözleşmeleri standart olarak yirmi yıl sonra sonlanacak biçimde düzenlenir(Bu ülkelere göre farklı olabilir.).Kitap filme ve diziye çekilirse yayıncı % 50 alır.

Para karşılığı kitap basan yayınevleri ulusal çapta adı duyulmuş herhangi bir dağıtıcı ile anlaşmalı olmadıklarından kitabınız basılsa bile büyük bir olasılıkla, sizin gözünüzü boyamak için, çevredeki bir iki küçük kitapçıya verilmenin dışında dağıtılamayacak, büyük kitap evlerinin raflarında satışa sunulamayacaktır. Kitabınız hasbel kader büyük kitapevlerine girse bile okurun görebileceği raflara konulmayacaktır. Çünkü kitabevleri hangi kitabın ya da yazarın satıp satmayacağını bilirler. Ünlü olmayan yazarların reklamı olmayan kitapları basıldıktan bir yıl sonra kağıt öğütücüsünü boylayacaktır genellikle. Bundan ancak dağıtılamamış kitap kolilerini kendiniz satın alarak kurtulabilirsiniz ama bunu yaparsanız kitabınızı yayımlayan sizden ikinci kez kâr elde edecektir. Malûm düşenin dostu olmaz!

Yeni kitabınızı tanıtma ve imza günlerine ilginç kişiler gelecektir. Bu kişiler kitapçıda çalışanların yakın akrabaları, eş dostu da olabilirler, suni kalabalık ve yazarda ilgi yanılsaması yaratmak amacıyla. Siz konuştuktan sonra sorusu olanlara mikrofon uzatılır. Mutlaka hafif provokatif sorular sormak üzere gelenler olacaktır. Bunlar sözlerine “kitabınızı okumadıklarını” itiraf ederek başlarlar. Bu kişiler on ya da on beş dakika konuşurken siz sürekli oradan nasıl kaçacağınızın planlarını yaparsınız. Sizi anlıyormuş gibi görünenlere karşı da çok dikkatli olmalısınız. Soru içermeyen soru monoloğu sona erdiğinde ikinci söz isteyen “kitabınızı okudum ama beğenmedim” diye söze başlayan izleyiciler bunlardır. Herhangi bir sorusu olmadığı halde sırf kendi bilgi birikimini sergilemek için uluorta konuşanlar da imza gününe gelecektir. Bunlar arasında akıl hastaları da bulunacaktır. Kitap tanıtım günlerinde aynı kitap için farklı farklı yerlerdeki toplantılarda sorulan haklı ve mantıklı soruların çoğu da birbirinin aynıdır. Bu nedenle soruların aynılığı karşısında kanıksamış görünmek yerine bu soruları ilk kez duymuş ve heyecanlanmış biçimde davranmanız sempati yaratmak bakımından yararınıza olacaktır.

Yazdıklarınız üzerinden etiketleneceksiniz. “Genç yazar” etiketi baş belasıdır. Genç yazarlıktan yaşlı yazarlığa geçtiğinizde ise artık “Büyük usta” olduğunuzdan sizi dinleyenlerin sözünü kesecek sert bir ifade ile kimseyi konuşturmadan görüşlerinizi söyleyeceksiniz. Culicchia bu son aşamayı yazarlıkta “Hergele herif” aşaması olarak nitelendiriyor.

Yayımlanmadığınız sürece masumiyet içinde yazmanızı sürdürebilirsiniz. Yayımlandığınız anda bu masumiyetinizi kaybetmeniz kaçınılmazdır. Ve son olarak, tavsiyelere kulak asmayın. Yayımlanma anına kadar yazdıklarınızı kimseye göstermeyin, asla tartışma konusu yapmayın.




Abdullah Şevki
Eylül-2014, Ankara.
Alıntı ile Cevapla