Şiir  Akademisi Forum

Şiir Akademisi Forum (http://www.siirakademisi.com/forum//index.php)
-   Öykü İşliği (http://www.siirakademisi.com/forum//forumdisplay.php?f=72)
-   -   Öyküye Dair DAha Çok ŞEy oLSa??? (http://www.siirakademisi.com/forum//showthread.php?t=83)

tuya 17-11-2005 17:10

Çok
kısa bir süredir sitedeyim.Bu yüzden yanlış yerleri kurcalayıp bir şey
bulamamışsam mazur göreceğinizi umuyorum.Fakat bir sürü öykü yazarının
olduğunu tahmin ettiğim bu sitede öyküye dair böyle bir sayfa neden bu
kadar boş? Herkesin bildiği şeyler vardır elbet.neden paylaşmıyoruz?
Sanırım bu alanda öyküye dair her şeyin olmasına müsaade var. Bu
sayfada bir sürü şey yapabiliriz. Öykü incelemeleri yapabiliriz,
kurguya dair bir şeyler paylaşabiliriz, birlikte bi öykü bile
yazabiliriz aslında... (çok mu hayalperestim neyim [img]smileys/smiley4.gif[/img] ) </font>

</span></font>

evin okçuoğlu 17-11-2005 17:37



efendim biz bu konuda çalışmak için sizi bekledik...


buralara bakacak biri gerek değil mi...


haydi

FulyaÇelikbilek 17-11-2005 22:16

<TABLE id=HB_Mail_C***111;ntainer height="100%" cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=0 UNABLE="***111;n">
<T>
<TR height="100%" width="100%" UNABLE="***111;n">
<TD id=HB_Focus_Element vAlign=top width="100%" background="" height=250 UNABLE="off">





E hadi baslayin o zaman...[img]smileys/smiley1.gif[/img]</TD></TR>
<TR UNABLE="***111;n" hb_tag="1">
<TD style="FONT-SIZE: 1pt" height=1 UNABLE="***111;n">
<DIV id=hotbar_promo></TD></TR></T></TABLE>

esra saygı 17-11-2005 23:47

<TABLE id=HB_Mail_C***111;ntainer height="100%" cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=0 UNABLE="***111;n">
<T>
<TR height="100%" width="100%" UNABLE="***111;n">
<TD id=HB_Focus_Element vAlign=top width="100%" background="" height=250 UNABLE="off">Eeee...! Hani başlanmamış..[img]smileys/smiley17.gif[/img]</TD></TR>
<TR hb_tag="1" UNABLE="***111;n">
<TD style="FONT-SIZE: 1pt" height=1 UNABLE="***111;n">
<DIV id=hotbar_promo></TD></TR></T></TABLE>

AYKIZI 20-11-2005 11:45



a-) Kısa öyküde, giriş bölümündeki ilk cümle; öykünün lokomotifi gibidir. Öykünün bütünlüğünü etkiler.

b-) Öykü, yoğunlaşıp kısalan bir anlatıma sahiptir. İnsanın varoluşunu irdeler ve öyküye malzeme olmuş yaşam içindeki bütünü sorgulamak yerine bu bütünlüğün içindeki ayrıntıları sorgular. Öyküde, yaşamın bütünlüğü yerine ayrıntılar ön plana çıkar.

c-) Kısa öyküde amaç, öykünün uzunluğu değil, özellikle okurunu derinden etkilemektir. Bunun için öğelerinin şaşırtıcı , kışkırtıcı ve karşıtlıklardan oluşması gerekmektedir. Umulmadık tepkiler almayı hedeflemelidir.

d-) Kısa öyküde zaman, yer, tarih çok belirgin faktörler değildir. Kısa öyküde esas olan anın fotoğrafı ve içindeki iç çelişmeleridir.

e-) Kısa öyküde dil, sözcüklerin ekonomik kullanımı demektir. Bütünlüğü bozacak sözcükler olmamalıdır.

f-) Kısa öyküde anlatım, öykü öğelerini anlatmak yerine; okuyucunun hayal gücünde canlandırabileceği, okuyucunun hayal gücüne hitap eden bir anlatım olmalıdır.

g-) Öyküde bir anlatıcı vardır. Bu yazarın ağzından; hem yazar hem kahraman olduğu ya da öyküdeki ikinci şahısların ağzından veya her şeyi bilen kendini göstermeyen ve olayları şimdiki zaman kipinde takip eden ve anlatan bir anlatım biçimi vardır.


Kaynak: Mete Kaynaroğlu

AYKIZI 20-11-2005 12:09

Sevgili arkadaşlar aşağıda okuyacağınız düşüncelerin hepsi BENCEdir. Elbete önceden katıldığım ve halihazırda takip etmekte olduğum yaratıcı yazarlık seminerlerinde öğrendiklerim sonucu harmanlanmış düşünceler ve bilgi aktarımları. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Günümüzün hız çağı olduğu düşünülürse öykünün bu hızı yavaşlatmak, okuru bir an durup düşündürmek, soluklandırmak gibi bir kaygısı var.

Öykü, ilham geldi ve yazdım, olayı değildir. Diğer edebi türler (düz yazı) içinde belki de en zor olanıdır çünkü yeriniz dar. Mümkün olan en az sözcükle, en çok anlamı, duyguyu, görselliği yakalamalısınız. Öykü anlatmaz, gösterir. Roman kadar geniş alanı yoktur. O yüzden de hatalara, gereksiz uzatmalara tahammülü yoktur. Özün özünü vermek esastır.

Mümkün olduğunca bağlaç kullanımından uzak durulmalıdır. Bağlaçlar metni çocuksulaştırır. “En” ifadesi de öykü yazarken kaçınılması gerekenlerden.

Öykülerimizi besleyen kaynaklardan birisi mitoslardır. Felsefi birikimimiz ne denli fazla olmalıysa mitoloji hakkında da bir o kadar bilgiye sahip olmalıyız. Elbette iyi bir yazar ancak doğru okumalardan geçerek olgunlaşabilir. Dolmadan taşamayacağımız düşünülürse kesinlikle çok iyi bir okur olmalıyız. İşe, öykü üzerine yazılmış kuramsal kitapları okuyarak başlayabiliriz. Bu arada sizlere şunun da müjdesini verebilirim: 2006 yılında çıkacak bir kuramsal kitap var ki zihninizdeki soruların cevaplarını somut şekilde orada bulacaksınız. Basımdan çıktığı gibi sizlere adını, yazarını, yayınevini yazacağım.

AYKIZI 20-11-2005 12:31

Öyküde anlatıdan uzak durulmalıdır. Her şeyi anlatma çabası hiçbir şey anlatamamayı getirir. Öykünün temel taşı kurgudur. Kurgu çok tartışılan, üzerinde çok yazılan bir konu. Somut şekilde şu basit anlatımla kurguyu açıklayabiliriz:<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Güzin Abla’ya gelen bir mektupta genç kız içini döküp, akıl danışır.

“Sevgili Güzin Abla

Yirmi iki yaşında bir genç kızım. Bundan birkaç ay önce Mehmet adında bir delikanlıyla tanıştım. İlişkimiz çok iyi gidiyor. Mehmet’le evlenmeyi düşünüyoruz. Bir gün Mehmet bana dedi ki:
- Seni ailemle tanıştırmak istiyorum. Bizim eve gidelim.
Kabul ettim, gittik. Evde annesi, babası yoktu. Biraz oturduktan sonra ona sordum:
- Hani beni annenlerle tanıştıracaktın? Evde yoklar?
Mehmet ailesinin pazara gitmiş olduğunu, birazdan döneceklerini söyledi. Hava çok sıcaktı. Birer kola içmemizi önerdi, kolaları doldurdu. İçmeye başladıktan sonra derin bir uykuya daldı, uyanmadı.
Güzin Abla’cığım, Mehmet’in, benim bilmediğim, gizli bir hastalığı mı var?”

Güzin Abla’nın cevabı kurguya en iyi örnektir:
“Sevgili kızım annen seni Kadir Gecesi doğurmuş!”

Güzin Abla anlatıya kaçıp “Aman kızım bu oğlandan uzak dur. O iyi niyetli birisi değil. Senin saflığından yararlanmaya kalkmış, kolana uyku hapı katmış. Kötü emelleri olan birisi. İyi ki kolaları karıştırıp haplı olanı kendisi içmiş. Yoksa seni iğfal edecekti...”

Bu şekilde açıklamalarda bulunmamak öyküde vurucu gücü, dolayısıyla başarıyı getirir.

Dünyanın en kısa öyküsü Türkler tarafından yazılmıştır. Bu bir cümlelik öykü yurt dışındaki üniversite kürsülerinde incelenmiştir:

“Bayram değil, seyran değil; dayım beni neden öptü?”

AYKIZI 20-11-2005 12:45



Salih Bolat'ın kurmaca hakkında düşünceleri:


Kurmaca, nesnel gerçeklik ile yazarın imgeleminin kesişmesiyle ortaya çıkan yeni gerçekliktir. Bildiğimiz gibi yazar (metin yazan herkes, yazı yazan) kendi dışında maddi ve manevi nesneler, olaylar, değerler (gerçeklik) tarafından kuşatılır. Bir de bu gerçekliğin, yazarın imgeleminde (muhayyilesinde) ve yalnızca yazara ait olan karşılığı vardır. İşte yazar bir metin üreteceği zaman, örneğin bir öykü yazacağı zaman, metninde yer alacak olan, metninin içeriğini, konusunu, anlamını oluşturacak olan gerçekliği kurarken, tıpatıp nesnel gerçekliği yazması mümkün değildir ve zaten yazmamalıdır. Örneğin, öyküsünde ağaç ya da yıldız kavramlarından söz edecekse, bu kavramları somut olarak görmesi, incelemesi gerekmez. Kafasındaki ağaç ve yıldız imgeleri, onun için yeterlidir. Ama yazar hiç bilmediği ve görmediği, hissetmediği bir gerçekliği öyküsüne içerik olarak alacaksa, elbette o içeriği somut olarak tanıması gerekir. Burada, özel mesleki bilgiler (hekimlik, avukatlık vb), farklı toplumsal yaşantılar (genelev kadını, gecekondu yaşamı vb.) eğer özel olarak yazarın bizzat kendi yaşamını oluşturmuyorsa, somut olarak tanıklık etmesinde büyük yarar vardır. İmgelemi güçlü bir yazar, böyle bir tanıklık etmeden de yazabilir. Kafka'nın "Amerika" adlı romanını yazarken Amerika'yı hiç görmediğini hatırlayınız...
Özetlersem, Kurmaca kavramı, uydurmaca ya da hayali demek değildir. Gerçekliğin nesnel biçimiyle yazarın imgelemindeki (öznel) biçiminin sentezidir.
Bir roman ya da öyküde yer alan kurmaca evrenin (anlatılan şeylerin) hakikat (olmuş gibi) duygusu vermesi gerekir. Bu yüzden de, roman ve öykü tanımı yapılırken, genellikle, "olmuş ya da olması mümkün olayların anlatıldığı..." gibi bir cümleyle başlanır. Elbette kurmaca metinde yer alan evrenin hakikat duygusu vermesi, onun estetik niteliğine katkıda bulunmaz. Yani okuduğumuz bir romanda anlatılan olayların gerçekten yaşanmış olması bile romanın estetik düzeyine herhangi bir katkıda bulunmaz. Çünkü kurmaca yapıtların (roman, öykü, oyun) kendilerine özgü dilleri, estetik kuralları vardır. Anlatılan şeyler olmuş ya da olmamış olsun, ancak kurmacanın kendi diline özgü yapı içerisinde yazınsal değer (edebi özellik) kazanırlar. Bu yüzden de gerçekten yaşanmış ilginç bir olay kötü bir yazarın elinde kötü bir öykü olabileceği gibi; hiç bir ilginçliği olmayan bir olay da (James Joyce'un "Dublinliler" öykülerinden bazıları gibi) iyi bir yazarın elinde iyi bir öykü olabilir. Kurmacanın diğer öğeleri Olay, Zaman, Kişi ve Uzamdır.

AYKIZI 20-11-2005 12:48

Sevgili Poyraz'ın bu konuda büyük bir birikimi vardır. Kendisini bilgilerini paylaşmak üzere davet ediyorum. [img]smileys/smiley4.gif[/img]

Perihan Baykal 20-11-2005 13:24

Afferin AYKIZI. Desler hep boş geçiyordu. Ne iyi ettin. Canımız vekil öğretmenimiz.


şu Anki Saat: 21:01

Powered by vBulletin
Şiir Akademisi Forum