PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : "Diyarbakır Türkçesi"


emre gümüşdoğan
05-03-2007, 13:54
"Diyarbakır Türkçesi"

Necmiye ALPAY

Mustafa Gazi'nin bir bölümü tatlı dilli bir sözlük olan bu kitabı, di Ici leri i 19i lendi rdiği kadar, kapı komşusunu merak eden leri de ilgilendirecektir. Do Yayınları'ndan çıkmış. Altbaşlık: <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
"Diyarbakır Türkçesi:
Melmeketten Êlesine Yansımalar" .

Kitap, taşıdığı ruh açısından o büyük karikatürcünün, Doğan Güzel'in Qırıq başlıklı çizgiromanına (Avesta Yay.) metinsel bir kardeş sanki.

Mustafa Gazi, sözcükleri ve deyimleriyle Türkçenin Diyarbakır ağzının sözlüğünü oluşturmuş. Sıcacık bir sözlük. Benim yeni fark ettiğim bir boşluğu doldurmaya aday metinlerden.

Boşluk dediğim şeyden ilk kez, 24 Aralık günü Diyarbakır'da yapılan "Anadili'nde Eğitim Hakkı" konulu panelde söz ettim; Kürt aydınlarına, dil ve eğitimle ilgili sorunlarını somut ayrıntılarıyla yazıya dökerek çok okunan Türkçe gazete ve dergilere göndermedikleri eleşti- risinde bulundum.

Gerçekten de, Kürtlerin yaygın basındaki yazıları Kürt sorununu daha çok dolaysız siyasal düzeyde ele alıyor. Bu tür yazılar da gerekli, hatta vazgeçilmez olmakla birlikte, somut yaşantıların geniş okur kitlesine ulaşan yayınlarda özgül olarak dile getirilmesi başlı başına bir gereklilik.

Panelde bana iletilen sorulardan biri de bu eleştirime ilişkindi. Olası gerginlikleri önlemek için sorular yazılı olarak alındığından, soruyu olduğu gibi aktarabiliyorum: "Bizim anadil veya kendi bölge sorunumuzla ilgili yazacaklarımızı sözünü ettiğiniz gazetelerin yayınlayacağına inanıyor musunuz?"

Demek ki Diyarbakır'dan bakıldığında "yayımlamazlar" gibi görünüyor. Böyle düşünülebileceği aklıma gelmemişti.

Ben soruya olumlu yanıt verdim: Her gazete her yazılanı yayımlamaz elbette, ama belirli gazete ve dergilerin, en azından benim de yazdığım Radikal gazetesinin, böyle yazıları yayımlayacağını düşünüyorum. Belki tek koşul, belirli kalıpları yinelemeyen, okurların ilgisini çekecek somutlukta ve kısalıkta yazmaktır. Gazetelerin yanı sıra haftalık ekleri ve dergileri de düşünmek gerekir.

Bunları dedim, umarım yanılmamışımdır.

Somut deneyim alışverişi gerçek bir ihtiyaç. Sözgelimi, barış ve diyalog çabası gösteren gruplardaki kadınlar, daha iyi bir iletişimin yollarını arıyor: Çocuklarını kendi dillerinden uzaklaştırmak, asker ya da gerilla olarak bile bile ölüme göndermek gibi seçeneklerle cebelleşen kadınların yaşadıkları, vb.

Kısacası, boşluk dediğim, toplumun su ile-zeytinyağı gibi, aynı kapta olup da birbirinden ayrışmış kesimleri arasındadır. Mustafa Gazi'nin "Diyarbakır Türkçesi", bu boşluğun doldurulmasında, birbirini tanımada, tepkici önyargıların aşılmasında rolü olabilecek bir çalışma. Önyargıcı tepkileri çekebilecek olan gözle görülür öğe, Kürtçe alfabenin harfleri. Kürtçe harfler, kitabın içeriği kadar kapağında da yer alıyor:
W, Q, I, E, U.

Tıpkı kampanyalarla savunduğumuz Ç, G, I, İ, Ş, Ö ve Ü'nün bize özgü olması gibi, bu W, Q, X, I, E, O da bize özgü işte. Biri Türkçeye, diğeri Kürtçeye ait iki grup harf.

Diyarbakır'daki panelde sorulan sorulardan biri de şuydu (olduğu gibi aktarıyorum):
"V Axa Oyak (malum, bir şirket ismi)
2) Xebat (ğebat) (çalışma + Kürtçe)

İkisi de Latin alfabesinde kullanılan bu iki kelimeden birincisi resmi ideolojiyi savunanların bir şirketinin ismi. İkincisi yasaklanan bir sözcük. Meramım şu: Türk aydınlan özellikle de dilciler neden bu çarpıklığa ses çıkarmıyor?"

Bu soru çerçevesinde öğrendim ki Kürtçe adların nüfusa yazılması yasağı hala kaldırılmış değil. 26.2.2007 tarihli Milliyet'in verdiği habere göre de, Suruç Belediye Meclisi tarafından belirlenen 32 yeni sokak adından 11’i Kaymakamlıkça veto edilmiş. Kaymakam, bu 11 ismi, Kürtçe olduğu, bölücülük ve ayrımcılığa yol açabileceği gerekçesiyle onaylamamış. İşte reddedilen adlar: Mizgin, Dilan, Helin, Zozan, Zana, Şilan, Şervan, Şirvan, Rojin, Mir ve Ezhar.

Oysa, "ayrımcılık", Kürtçe adları kullanmak değil, kullandırmamak anlamına gelir; anadilleri yasaklarla silinemez.

"Anadili'nde Eğitim Hakkı" panelinde de söylediğim bir gerçekle bitireyim bu yazıyı: Bizim toplumumuzdaki dahil, geleneksel resmi eğitim sistemleri, eğitim çağına gelen çocuğa boş beyaz kağıt gözüyle bakıyor. Üzerine ne isterseniz onu yazabileceğiniz boş beyaz kağıt.

Ruhbilim ve eğitbilim ise bunun tam tersini söylüyor: Kişi yedi yaşına geldiğinde, ruhsal açıdan esas olarak biçimlenmiş, anadilinin de temelleri atılmış durumdadır. Siz kağıdı zorluyorsunuz ama, kağıt boş değil. Orada yazılı olanları yo•k saymaktan vazgeçin. Çekilen acılar yetti arttı.

nealpay@yahoo.com

Radkal Kitap / sayı 311